
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde ‘Duygu Profesörü’ Lisa Burrett’in ilham veren yöntemlerini anlatıyorum. Çünkü duygusal zeka sizi hayatta bir adım öne taşıyacak en güçlü yeteneğinizdir.
***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün arkadaşlar bizi tamamen ele geçirmiş, bedenimizdeki en küçük hücreyi bile esir almış olan duygularımızdan bahsedeceğim.
Ve onları yönetmek için kullanmamız gereken bir formül vereceğim.
Duygusal zeka. Aslında bu bir formül değil.
Hepimiz biliyoruz bunu.
Ama gerçekte ne değildir bunu bilmiyoruz aslında.
Çünkü duygularımız susmuyorlar.
Düşünmeden önce ne yaparız?
Düşünmeden önce hissederiz.
Ve hissettiğimize göre düşünürüz değil mi?
Bize bir yol haritası verir duygularımız.
İşte bugün bu duygularımızın esertinde miyiz?
Değil miyiz? Duygularımızı nasıl yöntebiliriz?
Ve duygusal zeka bu işin ne tarafında?
Neden bir formül?
Bunları anlatmak istiyorum. Şimdi şöyle başlayalım.
Duygularımız. Onlardan kaçmamız imkansız değil mi?
Bir olay yaşıyorsunuz mesela.
Çok kalbiniz kırıldı.
Ağlamak istiyorsunuz.
Yani sebebi ne olursa olsun ağlamak istiyorsunuz.
Ama diğer taraftan size diyor ki ağlama.
Size telkin vermeye çalışıyor.
Üzülme dese de kendinize bu pek de kolay olmuyor değil mi?
Çünkü hissediyorsunuz.
Hissetmek hemen kolayca bitemez.
Böyle olmasının sebebi de arkadaşlar vücudumuzda bu duygular sayesinde üretilen hormonlar var.
Ah bu hormonlar. Yine yine beynimiz bizi hayatta tutmak için aksiyona geçiyor.
Tam da burada işte duygularımız devreye geliyor.
Yani diğer bütün insanlarla, çevrenizdekilerle, arkadaşlarınızla, ailenizle kurduğunuz etkileşimi bu duygularımız, hislerimiz belirliyor aslında.
Hani biz normalde düşüncelerimiz dediyiz ya ama ondan öncesi aslında kaçırdığımız nokta bu.
Çünkü yaptığımız seçimler, davranış şekillerimiz, algılarımız herhangi bir anda deneyimlediğimiz duygulardan oluşuyor.
Ve bunlar çok önemli. Zincirleme olarak da...
Kariyer, romantik ilişkiler, arkadaş ilişkileri hatta kim olduğunuz bile bu hislerinize göre oluşuyor.
Mesela kariyerinizde verdiğiniz duygusal bir tepkiden dolayı işinize hiç son verildi mi?
Ya da beklediğiniz o terfiyi kaçırdınız oldu mu?
Ben bir tane örnek vereyim.
Yakıp bir arkadaşım var. Yaprak dökümündeki Leyla gibi bir kabanı vardı.
Şimdi bu olayı anlattığım zaman o kabanı neden söyledim?
Neden Leyla'yı söyledim anlayacaksınız.
Şimdi bu dünya güzeli kızımız üniversitede bir tane sunum yapacak.
Haftalarca hazırlanıyor.
Çok sevdiği bir ders. Hocası da işte profesör.
Çok da beğeniyor kendisini.
Profesör X gibi bir adam düşünün.
X-Men'deki var ya. Neyse işte yaptı sunumunu.
Adam açmış ağzını yummuş gözünü hiç beklemediği bir tepki vermiş.
Beklemediği tepkiyi bırakın bir de beğenmemiş.
Hani ne oldu ya dedim hani adamın çocukluk travmasını falan mı tetikledin acaba niye bu kadar kızdı falan diye.
Sonra ne oldu dersiniz arkadaşlar.
Eskiden yaşadığı hislerini hatırladı bu kız.
Profesör tarafında değilim o tamam oldu bitti artık aldı düşük notlarına oturdu.
Neyse kızımıza geliyorum.
Hislerini hatırladı dediğim gibi.
Bunalıma girdi. Şöyle demeye başladı.
Ben yeterince iyi değilim.
Ben değersizim.
Hani bir şeyi de beceremem dedik ya.
Deriz ya hani onun gibi.
Haftalar geçti böyle.
Bu meseleyi hallettik.
Ama şöyle. Bu olay bana...
Victor Franklin'i hatırlatıyor arkadaşlar.
Bir kitabında şöyle demişti.
İki uyarıcı ve tepki arasında bir boşluk vardır.
O boşlukta gücümüz ve özgürlüğümüz yasar.
Yani duygularımızı hemen bastırmak ya da inkar etmek yerine onların bizim için ne anlam ifade ettiğini çözümlemeliyiz.
Bakın işte bu kızımızın başına gelen olay tam da bu.
Kendi çocukluk travmasını Aslı'da tetiklemişti.
Çünkü içerisinde bir değersizlik hissi varmış, bunları yaşamış, bazı olaylarda hissetmiş.
Ama bunları görmezden geldiği için, yok saydığı için maalesef böyle bir olayda yıllar sonra patlak vermiş.
İşte o yüzden. Duygularımızı yönetmek bu kadar önemlidir.
Kendi gelişimimiz için önemlidir.
Kendi hayatımızdaki başarımız için, mutluluğumuz için önemlidir.
Ve yapılan son araştırmalarda arkadaşlar IQ yerine EQ'nun yani duygusal zekanın bunda en önemli rolü oynadığını göstermiş.
Aslında duygusal zeka 1990'lı yıllardan beri hayatımızda var.
Ama bunun önemini vurgulamamıza Daniel Goleman sağlamış.
EQ neden IQ'dan daha önemlidir diye bir kitap çıkartıyor.
Bazı duygusal zeka üzerine araştırmalar ve biraz önce benim dediğim gibi hayatımıza olan katkılarını anlatıyor bu kitapta.
Kitap tabii ki uluslararası en çok satanlar arasına giriyor ve bununla biz duygusal zekanın önemini görmüş oluyoruz.
Duygusal zekanın en genel tanımı şu arkadaşlar.
İnsanın kendi duygularının iletişimin halinde olduğu...
İnsanların duygularının da farkında olması.
Yani ben ne yaşıyorum?
Bunu neden yaşıyorum?
Farkında olmak, gerçekten ne hissettiğinin temellerini bulmak, anlamlandırmaya çalışmak ve karşısındaki insanın da duygularını anlamak ve yine anlamlandırmaya çalışmak.
Bu psikopat derecesinde değil.
Çok basit bir örnekle şöyle söyleyeceğim.
Çok sinirli bir insan var karşınızda.
Eşiniz mesela çok sinirli.
Size hiçbir şey söylemedi. Sürekli onun yanına gidip de siz neden sinirlisin ya ne oluyor kardeşim?
Hayırdır bu havan afrat afran gibi falan bunun gibi.
Siz de yani sinirle yaklaşır mısınız?
Bunu yapmak için aptal olmak lazım.
Yapmazsınız. İşte duygusal zeka aslında karşı tarafın duygularını anlamak derken bunda.
Yani onun yaptığı saçma sapan mimiklerden ya da ufak tefek hareketlerden anlamlandırmaya çalışmak değil.
Ve şu da değil. En başta ne değildir diye söylemiştim.
O yüzden bunları da söylüyorum.
Ben çok duygusal bir insanım.
Benim duygusal zekam o zaman yüksek.
Bu da değil arkadaşlar. Sadece duygusal zekada duygularımızı rehber olarak kullanmak önemli.
Çünkü duygusal zekası yüksek olan insanlar yapılan araştırmalarda daha başarılı ve kariyerlerinde daha mutlu oldukları görülmüş.
Kariyerinde daha mutlu olmak herkese kısmet olmaz.
Beni çok iyi anlıyorsunuz şu anda.
Yani daha dengeli, daha mutlu bir hayat için duygusal zekaya ihtiyacımız var.
Yine bir örnekle anlatacağım.
Mesela bir tane arkadaşınız evlilik teklifi aldı.
Çok mutlu geldi anlattı size.
En yakın arkadaşımız. Tebrik ediyorsunuz, salılıyorsunuz, öpüyorsunuz.
Her an böyle ufak ufak şöyle yaparız, böyle yaparız.
Planlar yapmaya başlıyorsunuz.
Ama içinizde bir rahatsızlık hissettiniz.
Garip bir duygu hissettiniz.
Onu genelde insanlar ne yapar?
Utanmıyım ben ya nasıl yani ben kıskanmış olamam herhalde deyip bastırır.
Ya da görmezden gelir değil mi?
İşte duygusal zekası yüksek olan insanlar bunun yerine diyor ki bir saniye ben eğer böyle bir şey hissediyorsam burada benim bir eksikliğim var demektir.
Benim mutluluğumu, benim başarıma engel olacak bir şey var demektir diyor ve düşünmeye başlıyor.
Ne buluyor dersiniz? Kendisi de evlenmek istiyor.
Başka bir açıklaması yok.
Bunu ben söylemiyorum arkadaşlar.
Bu araştırmaları yapan psikologlar söylüyor.
Aslında kendisi de derinlerde böyle bir ilişkiye yani değer görme ilişkisine onu ciddiye alayan bir ilişkiye ihtiyacı olduğunu söylüyorlar.
Ya da tam tersi iş yerinde bir arkadaşınız ya da iş yeri diyorum sürekli ben kurumsal hayatta olduğum için.
İşte diyelim ki birisi bir girişimcilik yaptı.
O girişimciliğe istinaden çok güzel siparişler alıyor.
Yurt dışından siparişler geliyor.
Sizi arıyor bir heyecanla.
Ya diyor işte Ayça'cığım ben 100 bin adet işte şundan sipariş aldım.
Yurt dışına açılıyorum çok mutluyum.
Yine içinizde aynı tanıdıkız.
Tebrik ederken bir rahatsızlık.
Garip bir duygu. Yine orada düşündüğünüz zaman.
Ya ben neden böyle imrendim?
Yani kıskanmak değil bu arada.
Bu kötü bir his değil zaten.
Neden imrendim? Niye böyle hissettim?
Dediğiniz zaman kendi kariyerini...
Ben kendi kararımda memnun değilim.
İşini sevmiyorum çünkü. O zaman ne yapacaktık?
Önceki podcastımda konuşmuştuk.
Harekete geçecektik. İşte biz bu görmemezliklerden, bu bastırmalardan dolayı zaten duygularımızın bize rehber olmasına izin vermiyoruz.
Bu yüzden dengeli ve daha mutlu bir hayat yaşayamıyoruz bence.
Geçenlerde Susan David'in bir konuşmasını dinledim.
Duygusal zekalı ile ilgili.
Onu da neden aktarmayayım ki size?
Hemen aktaracağım tabii ki.
Diyordu ki Susan, kendimizi görmemiz için ne gerekiyor?
İşte duygusal zeka gerekiyor diyor.
Çünkü gitgide karmaşıklaşan bir dünyada yaşıyoruz.
Ve gelişimimize yardım edecek duygular, düşünceler bizim yaşamlarımızda mı?
Ve biz bunları içimize alıyor muyuz?
Bu soru diyor, iç dünyamızın ana sorusudur.
Çünkü... İç dünyamızda mücadelemiz her şeyi yönetiyor.
Nasıl sevdiğimizde, nasıl yaşadığımızda, nasıl anne baba, nasıl arkadaş, nasıl sevgi olduğumuza kadar her şeyimizi yönetiyor.
Ve biz farkındaysanız duygularımızı hep kalıplaşmış duygularla ifade etmeye çalışıyoruz.
Kalıplaşmış cümleler kuruyoruz.
Ve bu karmaşıklık arasında kalıplaşma toksiklik gibidir arkadaşlar.
Gerçek dayanıklılık ve kendimizi geliştirmek için daha iyi bir...
duygusal çevikliğe ihtiyacımız var.
Ve hayatımız, farkına varın, hayatımızın çoğu din daha doğrusu, neredeyse duygularımızı inkara dayalı.
Yanlış bir şeyler yapmadığımıza, kendimizi ikna ederken, gerçek duygularımızı görmezden geliyoruz.
Acının ağırlığını reddediyoruz.
Bakın, bunu hep söylüyorum.
Yazın duygularınızı.
Kimse okumayacakmış gibi yazın.
Kendinizle gizli ve sessiz bir yazışma yaratın, olur mu?
duygusal zeka, dünya sağlık örgütünün kabul ettiği ve kesinlikle IQ'dan daha önem verdiği bir formül.
Ve bizler kötü bir şey hissettiğimiz zaman hemen inkar ediyoruz dedim ya ve sonrasında da çözüme atlıyoruz.
Ne yapıyoruz? Arkadaşı kıskandık ya.
Hani biraz önce evlenme teklifi falan arkadaşı.
Çözüme atlıyoruz. Ne demek o?
Görmezden geliyoruz işte.
Ya diyoruz böyle bir şey olamaz.
Sonra o kıza daha iyi davranmaya başlıyoruz.
Evliliğinde daha çok yardım etmeye çalışıyoruz.
Böyle kendine para alıyorsun.
Ya niye ben bu kadar çok yardım ediyorum ki de diyemiyorsun.
En yakın arkadaşım diyorsun.
Ama sen o kıskançlığını, o hissettiğin duygunun kötü bir şey olduğunu düşündüğünden dolayı aslında bu kadar çok yardımsever oluyorsun.
Kötü bir şey hissettin ya hemen karşılığında iyi bir şey vermen gerekiyor.
Böyle yetiştirdik çünkü değil mi?
Burada arkadaşlar yapmaya çalıştığımız şey pozitif olmak.
Pozitif olmak da yeni bir etik doğruluk biçimine dönüştü değil mi?
Bu şekilde söylüyorsunuz.
Bakın kanser hastalarına ilk söylenen şey nedir?
Pozitif olmaları. Kadınlara ne söyleniyordu?
Kadın Öfkesi podcastında da söylemiştim.
Sinirli olmamaları gerektiği.
Bunların hepsi zorbalıktır.
pozitifliğin dayatılmasıdır.
Yani gördüğünüz gibi bu yanlış pozitiflik ve öteleştirmenin arkadaşlar ortak noktaları da kalıplaşmış tepkilerdir.
Kalıplaşmış tepkiler işe yaramıyor.
Çünkü sürdürülemezler.
Duygularımızı görmezden geldikçe şöyle oluyor.
Duygusal bastırma araştırmaları diyor ki duyguların ötekileştirildiği veya görmezden gelindiği durumlarda daha çok güçlendiğini gösteriyor.
Yani biraz önceki kıskançlıktan devam edeceğim.
Bu yarın öbür gün onun kıl gecesinde daha çok kıskanmanıza sebep olacak.
Çünkü o hissinizi kabul edip görmezden geldiğiniz için o daha çok güçlenecek.
Psikologlar buna yükselme diyor arkadaşlar.
Aynı şeyi diyet yaparken de fark ediyoruz.
Diyet mutlaka yapmışsınızdır hayatınızda bir dönem.
Ekstra sürekli her şeyi yiyip de zayıf almayanlardan değilsiniz.
Mutlaka bir kere hayatınızda diyet yapmışsınızdır.
Diyet yaptığınızı düşünün.
Gözünüze sürekli lezzetli yemekler gelir.
Ya da işte böyle Suzan diyor ki buzdolabındaki bir çikolatalı pasta düşünün.
Sürekli gözünüz ona kayar.
Siz görmezden geldikçe üzerinizde daha çok etki yapacaktır.
Görmezden geldiğinizde o duyguların kontrol altında olduğunu sanıyorsunuz.
Ama aslında onlar sizi kontrol ediyor.
Siz onları değil. İç acı her zaman açığa çıkar arkadaşlar.
Her zaman. Peki bedelini kim öder?
Biz. Kendinize yapacağınız en iyi yatırım duygusal zekanızı arttırmaktır.
Şöyle bir durum daha var.
Psikologlar ikiye ayrılmış.
Bazıları diyor ki duygusal zeka doğuştan verilmiş bir yetenektir.
Yükseltilemez ya da alçaltılamaz.
Ama büyük bir kısımda diyor ki duygusal zeka geliştirilebilir.
Ben de psikolog değilim ama ben de geliştirileceğini düşünüyorum.
Neden biliyor musunuz böyle düşünüyorum?
Şimdi bize sürekli bir pozitiflik vermeye çalışıyorlar.
Toksik pozitiflik yani bence bu.
Normal duygularımızı ötekileştiriyoruz.
Ve dünyayla başa çıkacak yetilerimizi geliştiremiyoruz.
Sonra kafayı kırıyoruz.
Yani bu geliştirecek kapasitenizi düşürüyoruz arkadaşlar.
Kalbediyoruz. Ya bu şunun gibi.
Bir şey deneyeceksiniz.
Aman ya boşver diyorsunuz.
Neden öyle diyorsunuz?
Şöyle düşünün mesela bir örnek vereyim yine.
Bir şeyi deneyeceksiniz.
Bir spor yapacaksınız mesela ama denemek istemiyorsunuz.
Yapmak istemiyorsunuz.
Neden yapmak istemiyorsunuz?
Çünkü denediğinizde yapamazsanız hayal kırıklığına uğrayacaksınız.
O hayal kırıklığı hissini hissetmemek için bunu yapmıyorsunuz.
Ve Susan diyor ki...
Sadece ölü insanlar istenmeyen hislere kapılırlar.
Yani burada hayal kırıklığı yaşamak istememe gibi bir lüksümüz yok.
O hissi yaşamamız gerekiyor ki dünyayla başa çıkabilelim.
Peki Ayçacığım, duygusal zeka okey.
Anladık bu güzel cepte.
Biz duygularımızı nasıl yöneteceğiz?
Neler yapabiliriz?
Biraz bunlardan bahsedeceğim.
Ama öncesinde yine güzel, gerçek bir hikayem var.
Betül Mardin'i tanıyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Ben de Haklı İlişkiler ve Eklemcilik mezunuyum.
Kendisi de Haklı İlişkiler uzmanı.
Bizim ülkemizin önde gelen Haklı İlişkiler uzmanlarından yurt dışına açılmış, mükemmel, başarılı olan harika bir karakter.
Hütmü Mardin diyor ki güçlüklerle başlamak hayatın daha mükemmel olmasına yardımcı olur.
Çünkü onun da çocukluğu güçlüklerle geçmiş.
5 yaşına kadar konuşamamış kendisi.
Dilsiz doğmuşum der.
Hem de ikinci kız çocuğuyum.
Çünkü neden? Kendisi zaten doğuda yaşadığı için, oralı olduğu için ikinci çocuğu tabii ki maalesef erkek çocuğu diye bekliyorlar.
Ama ben de o hem kız çocuğuyum hem de dilsiz doğmuşum.
Eyvallah olsun. Ve az da olsa hatırlıyormuş konuşamadığını.
Dadasıyla büyümüş. Çok fazla dayak yemiş ve aynı zamanda kendisi solakmış.
Yine Müslümanlıkta yani bu Kur'an-ı Kerim'de ben Türkçe mealini okudum.
Böyle bir şey yazdığını hiç görmedim, rastlamadım bilmiyorum.
Herhangi bir hadis-i şerif olarak da görmedim ama sol eli kullanmak günah derler.
O da solak maalesef.
Yani kadının şansına bakın solak.
Solak olduğu için de daha çok dayak yemiş tadısından.
Niye? Sol elini kullandığı zaman işte günah diyorlar, haram diyorlar.
kız onu kullanıyor yani hani bu onluk bir şey değil ki bu bir kusur da değil doğuştan kız sulak yani ama işte anlaşılmıyor sonra 5 yaşında konuşmaya başlıyor bir şekilde ama bu yaşadıklarından dolayı
arkadaşlar 13 yaşına kadar kekeme oluyor bir gün pikniğe gidiyorlar ailesiyle İşte birkaç aile daha var.
Arkadaşları vesaire bir tepeye çıkıyorlar.
Bütün çocuklarla beraber oyun oynamaya başlıyorlar.
Tabii ki oyun oynarken modanın tepesinde çocuklar anne baba yokken ne yapıyorlar?
Tabii ki onunla dalga geçmeye başlıyorlar.
Neden? Çünkü kendisi kekeme alay ediyorlar.
Ve tam o sırada Betül Mardin bir tane çınar ağacı görüyor.
Ve o ağacın altına geçerek yemin ediyor.
Diyor ki bu yemindir beni doğuran.
Benimle kimse artık alay edemeyecek.
bu son alay ettikleri gün olacak.
Halbuki kekeme ve o anda bir şekilde kafam işlemişti diyor.
Her gün ağzına taş koyarak aynanın karşısına geçerek ey güzel sizler yapmaya başlıyor.
Bir tür Mardin'in bu süreci arkadaşlar sadece kekemeliğini aşmasını sağlamadı.
Duygusal farkındalığının yönetimi sayesinde ne yaptı?
Özgüvenini güçlendirdi.
Biraz önce söylediğim gibi hayatla baş edebildi.
Duygularını anlayan, yönetebilen bir kişinin hayatında ne kadar büyük değişiklikler yaratabileceğinin gerçek bir örneğidir kendisi saygılarımla.
Şimdi arkadaşlar birkaç tane saçma bir şekilde düşünmeden, üzerine kafayı yormadan kabul ettiğimiz kılıplardan bahsedeceğim.
Birincisi şu. Hissettiğim her duygu eğer bana iyi hissettiriyorsa bana iyilik getirir.
Böyle bir şey yok arkadaşlar. Hissettiğiniz her iyi duygu size iyilik getirmez.
Hitler'i düşünün. Hitler bir sürü insanı öldürmekten zevk aldı.
Haz aldı. Olumlu bir şey miydi bu?
Olumlu bir duygu muydu?
İyi şeyler mi getirdi? Hayır getirmedi değil mi?
Çocukluğumuzdan beri bize işte ağlama, üzülecek bir şey yok.
Korkacak ne var gibi şeyler söylediler.
Ne bu? Toplumsal kültür.
Yani ne olursa olsun hoş olmayan duygulardan kaç dediler.
Sonra böyle manyak manyak tipleri ortaya çıktı.
Yani sizi kabul etmeleri için bunu yapmak zorunda değilsiniz.
Çirkin ördek bazen olmamız gerekiyor.
Yani kötü diye adlandırdığımız böyle duygulardan kaçmaya çalışmak bize asıl zarar veren şeydir arkadaşlar.
O zaman ne yapıyoruz? Her duygumuzu sahiplenmiyoruz.
Her kötü olan duygudan da kaçmıyoruz.
Ve diğer bir kalıp duyguların bir bilgeliği vardır.
Yani ben bir şey hissediyorum o zaman bunlar gerçek.
Duygu dediğim şey arkadaşlar birikimlerle, geçmiş deneyimlerle, çocukluk döneminde zihnimize gizlice kodladığımız yargılarla doludur.
Ve bunu Doğan Düzeloğlu hep söyler.
Yani geçmiş dediğimleriniz, öğrendikleriniz, bilinçaltınıza kaldığınız inançlarınız neyse artık duygularınıza ve dolayısıyla davranışlarınıza söz geçiremeyeceğinizden dolayı her hissettiğinizi
gerçek kabul etmemeniz gerekiyor.
Hislerinizi aldığımızda öncelikle bir durup düşünceye, o beyne bir başvurmak gerekiyor arkadaşlar.
Bakın duygularımızı yönetebilmemiz bizim kendi duygusal durumumuz üzerinde...
Kontrol yeteneğimizdir.
Çünkü onları, duygularımızı yönetebilmemiz için önce ne yapmamız gerekiyor?
Onları bir anlamamamız gerekiyor.
Biraz önce dedim ya her duygumuzu iyi görmeyin, her hissettiğinizde kötü görmeyin diye.
Çünkü hissettiklerimiz arkadaşlar gerçek olabilir.
Ama geçmişimiz tarafından manipüle ediliyor da olabiliriz.
Geçmişte yaşadığımız bir duyguyu size çağrıştırıyor olabilir.
Aslında o anda yaşadığınız olayla bunun bir alakası yoktur.
Ama geçmişten hemen şunu bir getir ya.
Bu tanıdık bir his dediği zaman his yanlış yönlendirir.
Bu saçmalık. Ve diğer bir kalıpta arkadaşlar duygularımı kontrol edebilirim.
Yok öyle bir şey. Duygularımızı kontrol edemiyoruz.
Sadece var olduklarını kabul edebiliriz.
Onları hissetmekten kaçamıyoruz.
Sadece neden öyle hissettiğimizi bilebiliyoruz.
Ve üzerimizdeki etkilerini azaltabiliyoruz.
Duygularımızı bastırmak doğru değil.
Sadece duygularımızı akıllıca yöneterek onların tetiklediği davranışlarımızı ve sözlerimizi değiştirebiliriz.
Yani hislerinizi tanıyın, duygularınızın kaynaklarını bulun ve yaşadığınız olaylarda hissettiklerinizi yönetmekte ustalaşın.
Şimdi beni bu konuda destekleyecek bir profesör var.
Profesör Liza Barrett arkadaşlar.
Duygu psikolojisinde dünya çapında bir uzman.
Çok güzel kitapları var.
Bunu okuyabilirsiniz. Hatta sanırım yanlış hatırlamıyorsam çok eski yıllarda okumuştum.
Beynimizin parmak izleri olması lazım.
Bu kitabı mutlaka okuyabilirsiniz.
Duygularınızın nasıl oluştuğuyla ilgili derin bilgiler edinmek istiyorsanız bu kitabı tavsiye ederim size.
Şimdi Barut şöyle bir şey savunuyor arkadaşlar.
Barut yalnız Barut gibi söyledim.
Eliza diyeyim ben soy isim söylemeyi çok sevmiyorum.
Eliza diyor ki aslında duygular milyarlarca beyin hücresinin birlikte çalışarak oluşturduğu tahminlerden başka bir şey değildir.
Duygular doğuştan gelmez.
Onları tecrübelerimize dayanarak biz oluştururuz.
Yani beynimiz arkadaşlar Bizim biraz önce söylediğim gibi hep biraz önceki gibi tecrübelerimizi dayanarak bazı tahminlerde bulunuyor ve bizi o şekilde etkiliyor.
Çünkü koronayı almak istiyor.
Sen diyor bunu yaşamıştın bak şey gibi.
Hani üçüncüde dördüncüde de affedersin ya sevgilini.
Arkadaşın der ki ya kızım yeter artık barışma affetme.
Ama yok sen inatla yine affedersin.
İşte oradaki arkadaşınız beyin oluyor.
Çünkü o anda bizim beynimiz çalışmadığı için.
Diyor ki bak yine aynı şeyleri yaşayacaktın.
Hatırlamıyor musun? Şöyle hissetmiştin diye orada uyarıcı oluyor.
Bu tabii ki kötü bir şey değil.
Bu bizim beynimizin çalıştığını gösterir.
Ama burada kötü olan duygularımızı yönetememek.
Ve hayatımıza... Mani olmasını sağlayamamak.
Yani anlayacağınız duygularımız aslında çağrışımlardır.
Hepimiz bir bavul taşıyoruz.
Hepimizin bir bavulu var.
İçinde neler var?
Öğrenmişlikler var. Öğretilmişler var.
Deneyimler var. Kızgınlıklarımız var.
Kırgınlıklarımız var değil mi?
Hepsi bavulun içinde. O bavulun içini boşalttığınızı düşünün.
Sırtlanacak hiçbir şeyiniz olmaz.
Bir yere gittiğiniz zaman içini açıp çıkartıp kullanacağınız hiçbir şeyiniz olmaz değil mi?
Duygularınızla böyle düşünün.
Bavulu açtığınız zaman sadece ihtiyacınız olan duyguları alın.
Ve aldığınızı da lütfen yönetebilin.
Peki duygularımızı yönetebilmek yani bu duygusal zeka neden bu kadar önemli?
Çünkü hayal ettiğiniz yerde olabilmek için çok çalışmamız lazım.
Azimli olmamız lazım. Anlamlı bağlantılar kurmamız lazım.
Kendimizi geliştirmemiz lazım.
Bunlar bildiklerimiz. Ama duyguları yönetebilme becerimiz olmadığında o hedefe ulaşmamız çok zor hatta imkansız halde oluyor.
Herkese hayat aynı eşit şartlarda davranmıyor değil mi?
O yüzden yolumuza çıkan taşları duygusal zeka ile kaldırabiliriz.
Bizler duygusal varlıklarız arkadaşlar.
Olaylardan, insanlardan, durumlardan çok fazla etkileniriz.
Bu güçsüzlüğümüz değil, bizim insan olmamızın doğasıdır.
O yüzden demem o ki, duygularınızı bastırmaya çalışmayın.
Çünkü her birinin size anlatmak istedikleri var.
Hissettiğiniz her kıpırtı size bir mesaj getiren küçük rehberdir.
Onları anlamayı öğrenirsek...
hem çevremizle hem kendimizle daha sağlıklı ilişkiler kurabiliriz.
Duygusal zeka yalnızca ne hissettiğimizi bilmek değil aynı zamanda duygularla ne yapacağımızı bilme sanatıdır.
Bu sanatı da öğrenmek hayatımızı bambaşka bir seviyeye taşıyabilir.
Bu bölümde sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
