
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hassasiyetin sadece bir duygu meselesi olmadığını biliyor muydunuz? Psikoloji alanında bu konuyu en iyi araştıran Dr. Elaine Aron’ın, hassas kalpler için yaptığı meşhur araştırmalarını anlatıyorum. Bu bölümde ‘neden böyleyim?’ sorusunun cevabını beraber konuşuyoruz .
---
Instagram: alternatifvizyonpodcast
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün dünya...
Hassas kalpler için cehennemdir sözü üzerinden anlatacaklarım var arkadaşlar size.
Bu sözü anlatmayı istedim bugün çünkü hassas bir kalbiniz varsa çok sıkıntılar çekmişsinizdir.
Hatta bunu bir dert olarak bir sıkıntı olarak görüyorsunuzdur.
Kalbiniz incecik bir camla kaplıdır.
Dışarıdan gelen sözler, yargılamalar, gürültüler camınıza her çarptığında sizde bazı çatlaklar oluşturur.
Ve siz o çatlaklarla kendinizi daha kırılgan, daha savunmasız hissedersiniz.
Hassasiyetinizi bir lanet gibi görürsünüz.
Karakter zayıflığı dersiniz kendinize.
Mesela bir film izlerken duygusal ya da sizin duygusallığınızı tetikleyen bir sahnede ağladığınızı düşünün.
Gözyaşlarınızı hemen silmek istersiniz.
Çünkü istemezsiniz yanınızdaki görsün.
Şey dersiniz ya, beni duygusal bulacak, beni zayıf bulacak, çocuk gibi diyecek.
Bunları dersiniz arkadaşlar. Yok ya ben bunları demem Ayça.
Benim yanımdaki insanlarla ben öyle insanlar olsa o insanlarla film izlemem.
Ya da benim partneriniz aklınıza gelmiş olabilir şu anda.
Hani benim partnerim, benim eşim öyle şeyler düşünmez.
Beni çok sever, beni kollar.
Bakın arkadaşlar bir gerçekten bahsedeceğim size.
Hani dedim ya şimdi işte benim eşim beni kollar.
İşte benim ağladığımda kollar derken korumak anlamında değil.
Hani ağladığımda o da yumuşar.
Canım benim niye ağlıyorsun?
Kıyamam senin o hassas kalbine minnoş kalbim benim der.
Eğer aranız iyiyse o yanınızdaki kişi sevginiz aşk ilişkiniz olmasına gerek yok.
Normal bir arkadaşınız da olabilir.
Eğer aranız iyiyse arkadaşlar sorun yok.
Ama ilişkiniz ilerleyen günlerde Biraz bozulduğunda aranız biraz limoni olduğunda ya da sizin bu ağlamalarınız eğer sürekli oluyorsa ki siz hani hassas kalplisiniz ya doğal
olarak olacak benim hala oluyor.
Kaç yaşındayım hala ağlıyorum.
Bu ağlama olayı sürekli hale geldiğinde yani ilk ters düşüp kavga ettiğinizde bir de üzerine çok kırılıp ağlamaya başladığınızda size ağlak diyecek.
Çok duygusalsın, abartıyorsun diyecek.
Yine mi ya diyecek.
Of diyecek, pof diyecek.
Belki de görmezden gelecek gözyaşlarınızda.
Hiçbir şey demiyorsa bile o sırat ifadesinden anlayacaksınız.
İçinden diyecek ki of bu gerizekalı yine ağlıyor.
Aman bunun da gözyaşlarından bıktım.
Amerikalı gelişim psikoloğu Mary Ainsworth ve İngiliz psikolojisi John Baldwin'in bulup geliştirdiği bir teori var arkadaşlar.
Bağlanma teorisi. Bu teoride diyorlar ki insan çocukluktan itibaren gözyaşlarıyla, duygularıyla karşı taraftan güven ve ilgi bekler.
Bakın çocukluktan itibaren diyor.
Çocukken demiyor. Gözyaşlarımızla ve yakmış olduğumuz, hissettiğimiz duygularımızla biz karşı taraftan güven ve ilgi bekliyoruz.
Ama o aynı gözyaşı ilişkideki ilk çatışmadan zayıflık gibi algılanıyor.
Çünkü dünyada yerleşmiş olan yanlış bir kod var.
Ağlamak güçsüzlüktür.
Erkekler ağlamaz değil mi?
İlk aklımıza bu geliyor. Yani eşiniz, sevgiliniz ya da karşınızdaki kişi sizi ağlarken görünce İlk başlarda dediğim gibi ne kadar içten ne kadar saf diyecek.
Ama iş tartışmaya geldiğinde işte ilk ters düştüğünüzde o bilinç altındaki toplumsal kod devreye girecek.
Aşırı duygusal, avartıyor, çok zayıf.
Başlarda merhametle yaklaştığı gözyaşınızı sonra küçümseyecek.
Ve çoğu zaman ilişkilerimizde bunu algılayamıyoruz.
Onun merhametsizliğini algılayamadığımız için okları kendimize çeviriyoruz.
Namlunun ucuna kendimizi koyuyoruz.
Çok hassas bir kalbim var.
Ben galiba çok kafaya takıyorum.
Hani özellikle bakalım ben galiba çok kafaya takıyorum.
Çok düşünüyorum. Bunu yapan insanların da zaten hassas kalpleri vardır.
Kırılganım. Kendimize bulacağız yani suçu.
Gece yarısı kütüphanesinde biliyorsunuz bu kitabı çok sevdiğimi.
Nora Seed şöyle diyordu.
Yalnızca algılayabildiğimiz kadarını biliriz.
Deneyimlediğimiz her şey en nihayetinde algılayabildiklerimizden ibarettir.
Neye baktığın değil ne gördüğün önemlidir.
Kim olursa olsun onların merhametsizliği dünyayı ve kendinizi algılama biçiminize değiştiremez.
Bir daha söyleyeyim mi? Hadi bir daha söyleyeyim.
İhtiyacınız vardır kesin bu söze.
Kim olursa olsun onların merhametsizliği dünyayı ve kendinizi algılama biçiminizi değiştiremez.
Yön vermelerine izin vermeyelim.
Dünya hassas kalpler için cehennemdir demiş Göte.
Çok da doğru söylemiş değil mi?
Eğer hassas kalpliyseniz...
Şöyle bir bilimsel gerçek var arkadaşlar.
Bu konuyu araştıran en önemli isimlerden biri Amerikalı psikolog Elaine Aron, 1990'larda aşırı hassas kişi kavramını bilimsel literatüre sokmayı başarmış
kişidir. Bu alanda zaten en iyisi.
Kendi hayatında günlük olaylara diğer insanlardan daha güçlü, daha fazla tepkiler verdiğini fark ediyor Alim.
Acaba ben mi farklıyım yoksa bilimsel bir açıklaması var mı diye soruyor, merak ediyor ve araştırmaya başlıyor.
Ve araştırmaları bitince arkadaşlar aşırı duyarlı kişi teorisini oluşturuyor.
İnsanların %20'si doğuştan daha hassas bir sinir sistemine sahiptir diyor.
Doğuştan hassas kalplisiniz.
Yaşadıklarınızdan hani Nora'nın dediği gibi algılayabildiklerinizden dolayı değil arkadaşlar.
%20 çok yüksek bir oran bence.
Elinizde değil, yaratılış.
Bakın ben geçen gün öğretmenimizi değiştirdi sınıf hocamız.
Ben de yalnız hep çocuk üzerinden örnek veriyorum.
Hayatım o ne yapayım ben bir anneyim.
Neyse okula gittik işte öğretmenle tanışmaya vesaire.
Hoca bana dedi ki çocuğun dedi, ismini söyleyemeyeceğim tabii ki.
Çocuğun dedi bakışları böyle sert dedi, kaşları böyle dedi bakarken çatık duruyor dedi.
Neden öyle? Her şeyin bir sebebi olmak zorunda değil hocam dedim.
Yaratılış. bir karakter vardır ya bir hamur vardır.
Yani hani deriz ya gerçekten bazen öyledir ya Allah böyle yaratmış.
Mesela ben de öfkeli bir insanımdır normalde ama öfkemi kontrol etmeyi biliyorum ya da öfkemi kendi tarafıma çekmeyi biliyorum.
Pozitif yönde kullanmayı biliyorum.
Zamanla bunu öğrendim ama gerçekten ya bir bebek bile mesela ne deriz?
İki kardeş düşünün ya en iyisi.
İki kardeş düşünün.
İşte anne der ki ya sen çok usluydun bebekken şöyle yaptın böyle yaptın.
Beni hiç üzmedi. Ama öbürü ay sen çok yarmazdın, hiç uyumazdın.
Ya bu çocuk hiçbir şey yaşamadı.
Bu bebek yeni geldi dünyaya değil mi?
Demek ki bir yaratılış var arkadaşlar.
Hepimizde bir hamur var zaten.
Öğretmen hiçbir şey diyemedi zaten.
Aa evet haklısınız. Herkesin bir karakteri vardır.
Yani illaki hani birisine bok atmak için, birisini suçlamak için ya da acaba bir sorun mu yaşıyor ya demek için hani bu toplumsal kodluyoruz ya bunlardan etkilenip de bir şeylerin sebebini aramaya çalışmasınlar
ya. Belki de hiçbir sebebi yoktur.
olması gerekiyordur ve öyledir.
O zaman herkes yumuşak başlı her öğrenci okey mi olsun yani?
Olmasın değil mi? Bir tek öğrenci olarak düşmeyin ben örnek verdiğim için böyle söylüyorum.
Normal hayatta da öyle. Yani bir ekipsiniz işlerinde çalışıyorsunuz.
6 kişisiniz. Yani işte Ayça şöyle işte şu Ahmet böyle Mehmet böyle.
İşte Merve böyle. Eee ben bugün böyleyim yarın öbür türlü olabilirim.
Ya da işte ya o çok zor şeyler geçirmiş.
İşte daha önceden travmaları var.
Şöyle sıkıntı yaşamış. Hayır abi, çağmalığımdan beslenen birisi değilim.
Hayır öyle değilim. Ben bugün böyle oldum ve bunun hiçbir sebebi yok.
Bir sebebi de olmak zorunda değil.
Düşünmeyin. Bazen salın gitsin abi.
Bu kadar sıkıntı yapmaya gerek yok.
Yani Eylül diyor ki arkadaşlar, görüyor daha doğrusu.
Bazı insanlar çevreden gelen sesleri, sözleri, bakışları diğerlerinden çok daha yoğun hisseder.
Bunun da bir bozukluk değil.
genetik bir özellik olduğunu söylüyor.
Yani ben hassas kalpliyim hemen kırılıyorum deyip vücuduna azabı çekerek kendinize yüklenmenize gerek yok.
Ki ben yaşadıklarımdan dolayı da yani acılarımdan, yaralarımdan dolayı da hassas olmuş olabilirim.
Hani bu da olmuş olabilir ama karşı tarafın bana bir etiket yapıştırmasını gerektirecek hiçbir durum yok.
Ve bence acılarla hassas hale gelmek çok güzel bir şey.
Çünkü insanlar genelde yaraları olduğu için, acıları olduğu için...
daha çok sinirli ve daha çok öfkeli ve daha çok yaralayıcı olabiliyorlar.
Ama yarısı olan, acısı olan ve bunu geçmişinde yaşamış olan birisi eğer buna rağmen hassas kalple oluyorsa ve onu bir ışığa çevirmeye çalışıyorsa bence çok kıymetli.
Mevlana diyor ya, yaran ışığın girdiği yerdir.
Nietzsche'de tamamlamış bence.
Derin olan her ruh acı çeker.
Ya Nietzsche çok tatlısı.
Derin olan her ruh acı çeker.
İncinmeniz ruhunuzun derinliğinin işaretidir arkadaşlar.
Bu dünyayı daha çok duymanız, daha çok anlamanız...
Bu yüzden Lübnanlı şair Gibran da diyor ki, acı ruhun kabuğunu kırar.
içindeki inciyi ortaya çıkarır.
Hassas kalbiniz kırıldığında, incindiğinizde aslında içinizdeki o güzel, parlak inci ortaya çıkıyor.
Yani o duygusallığınız, derin hisleriniz sizi, siz yapan şeyler.
Bunu bir düşünün bence.
Bunu bir düşünün. Ne kadar kıymetliler.
Vincent van Gogh'u biliyorsunuz.
Güzel bizim, güzel o tabloları yapan kişi.
Buna bence en güzel örnek muhteşem ay çiçeklerini çizen ressam.
Adamın kalbi o kadar hassasmış ki bir çiçeğe bakıp ağlarmış.
Sadece bir tane çiçeğe bakıp ağlarmış.
Ve hep dalga geçerlermiş.
Neden bu çiçeğe saatlerce bakıyor bir de üzerine ağlıyor diye dalga geçerlermiş.
Tabii biz buna İslam'da ne diyoruz arkadaşlar?
Tefekkür diyoruz değil mi?
Zaten bununla bağlantısı var aslında.
Yani tefekkür olarak değil dini olarak bağlantısı var Vincent'in de yaptığında.
Çünkü kardeşi Tio'ya yazdığım mektuplarında Tanrı'yı evrendeki güzellikte doğanın mucizelerinde bulduğunu yazmış.
Yani aslında o yaratılan şeylerin mükemmelliğine bakarak Tanrı'yı hissettiğini söylemiş.
Mesela bir mektubunda demiş ki kardeşine Tanrı'yı kilisede değil tarlalarda yıldızların altında hissediyorum.
Çok güzel söylemiş ya.
Yaratma mucizesinde yani o tablolarını, o güzel tabloları oluştururken detayları görebilme yeteneğinden faydalanmış.
Herkesin çiçek işle ya deyip geçtiği yerde o detaylara takılıp o güzel tabloları armağan etmiş bize.
Ve milyonları hayran bırakan tabloları ortaya çıkartıyor.
Hassasiyetine bakın.
hassasiyetini bu şekilde avantaja çeviriyor adam.
Böyle ifade etmiş kendisini.
Doctor Who dizisini biliyorsunuzdur.
Benim çok sevdiğim dizilerden.
Beşinci sezondu sanırım.
Bu doktor işte doktor bu bizim bu adamı alıyor geleceğe Paris Müzesi'ne götürüyor ve onun kendi tavlolarının nasıl hayranlıkla izlendiğini ve sergilendiğini görüyordu çok dev bir sergide.
Hiç tanınmamış yalnız bir adamken böylesi gelecekte böylesi önemli olduğunu görüyordu.
O kadar çok istedim ki o kadar çok istedim ki öyle bir şeyin yaşanmış olmasını böyle inanılmaz çok deli gibi ağlamıştım.
Hassaslığı yüzünden kendini değersiz hisseden birisinin aslında hassaslığının çok güzel ve özel bir şey olduğunu fark ettiği bir sahneydi.
Eğer izlemediyseniz bu diziyi, eğer izlemeyecekseniz de uzun diyorsanız da mutlaka bu söylediğim sezona bir bakın.
Bence Göte, dünya hassas kalpler için cehennemdir diyerek kibarlık yapmış olabilir.
Aslında söylemek istediği dünya kötüler, şerefsizler, merhametsizler, hırsızlar, katiller.
kalpsizler için cennettir.
Bu yüzden sakın ola hassasiyetinizi bir yük gibi görmeyin.
Kırılganlığınız, içinizin inceliği, başkasının acısını kendi kalbinizde taşıyor olmanız bunlar sizi zayıf yapan şeyler değil.
Tam tersine sizi insan yapan şeyler.
Çünkü bu dünyada işini kolaylaştırmak için kalın bir kabuk örenler var.
Onlar daha az hissediyorlar, daha az acı çekiyorlar.
Evet, belki böyle daha mutlu oluyor olabilirler.
Ama unutmayın arkadaşlar, onlar aynı zamanda Daha az görüyorlar, daha az seviyorlar, daha az anlıyorlar.
Siz de fazla hissediyorsunuz, fazla görüyorsunuz.
Ve bu sizin lanetiniz değil, sizin armağınız.
Evet zor geliyor, bazen kalbinizi susturmak istiyorsunuz.
Keşke bu kadar takmasam, keşke bu kadar incinmesem diyorsunuz.
Ama ne olur kendinizi değiştirmeye çalışmayın.
O incelik, o kırılganlık.
Sizin kalbinizin en değerli tarafı.
Herkes terkleşirken siz yumuşak kaldığınız için değerlisiniz.
Herkes bencilleşirken siz empati yaptığınız için önemlisiniz.
Herkes körleşirken siz ayrıntıyı fark ettiğiniz için özelsiniz.
Kendinizi küçümsemeyin.
Ağladığınız için utanmayın.
Çok düşündüğünüz için kendinize kızmayın.
Bu dünya gerçekten hassas kalpler için cehennem gibi olabilir.
Ama aynı zamanda hassas kalpler olmadan bu dünya büsbütün cehenneme dönüşür.
çok hassasiyet yaşadığınız durumlar oluyordur mutlaka.
Böyle hassasiyet krizlerine girdiğinizde hakkınıza deniz anasını getirin arkadaşlar.
Ben deniz anasını getiriyorum.
Ne alaka ayrıca deniz anası?
Bence gerçekten en güzel motivasyon sebebi deniz anası.
Deniz anaları milyonlarca yıldır denizlerde varlar.
Yani dinozorların bile görmediği zamanlardan geliyorlar.
Yaklaşık 500 milyon yıldır yaşıyorlar.
Düşünsenize kemikleri yok, kabukları yok, hatta beyinleri bile yok.
Sadece %95'i sudan oluşan yumuşacık bir bedenleri var.
Hatta böyle bir baktığınız zaman deniz anısını bilmeseniz denizde yaşadıklarını ve suya atıp yaşatacağız bunları artık birisi dese ya dersiniz bir tane dalga gelse çarpsa bu hayvancar yok olur.
Ama öyle değil. Onların sırrı şu arkadaşlar.
Esneklik. Dalga geldiğinde parçalanmıyorlar.
Suyla birlikte hareket ediyorlar.
Bir kayaya çarptıklarında kırılmıyorlar.
Akışla birlikte süzülüyorlar.
Yani... tam da hassas kalpler gibi sertlikleriyle değil uyumlarıyla hayatta kalıyorlar.
Yani hassas bir durum yaşadığınızda kendinizden dolayı yani hassasiyetinizi uyumlayın arkadaşlar.
Sizi böyle kabul etmek zorundalar.
Kabul etmediğiniz ortamlarda da olmayacaksınız.
Bence hassas bir kalp aslında yeterince su verilmemiş bir çiçeğe benziyor.
Sevgiyle büyüyen çiçek rüzgarda esnese de kırılmıyor değil mi?
Gözünüzü önüne getirin.
Ama susuz kalmış bir çiçeği düşünün.
En küçük bir dokunuşta yapraklarını döküyor.
Psikolojide buna duygusal ihtiyaçların karşılanmaması denir arkadaşlar.
Felsefede de varlığın sevilmeyle anlam kazanması olarak yorumlanıyor.
Jean Paul Sartre ne demişti?
Başkalarının bakışına bağımlıdır insan.
Başkalarının bakışına.
Sevilmediğini hisseden kişi kendi değerini de sorgulamaya başlıyor.
Hassasiyet böyle bir varoluşsal boşlukla ilgili.
Yani eğer siz daha fazla hassas olduğunu düşünüyorsanız normalden fazla bunun sevgisizlikle bağlantısı olabilir.
Şimdi ben kendi hassasiyetimi bir olayla, bir anımla anlatayım size.
Yıllar önce şu an çalıştığım bankada değil, daha başka bir bankada çalışırken genel müdürlükteyim yine.
Klasik ben merkezci Ayça.
Neyse bölgelerdeki satış ekipleriyle ilgili bir konuda karar alınacak tamam mı?
Toplantı yapıyoruz ve karar veriyoruz.
Ama karar bana uygun gelmiyor.
Ben de diyorum ki arkadaşlar diyorum işte bu kararın insani tarafını da düşünelim.
Çalışanlar kendilerini kötü hissederse tabii ki verim de düşer.
Hani bu şekilde bağlamaya çalışıyorum.
Değiştirmeye çalışıyorum kararı.
Ve içlerinden birisi diyor ki ya sen de amma hassassın ya.
İşlerinde bu kadar duygusal ayar yoktur Ayça diyor.
Sustum, yutkundum.
Sonra güldüm, geçtim falan diye böyle.
Ama içimden kırıldım.
Ve sonra beynim bana şöyle demeye başladı arkadaşlar.
Evet Ayça sen galiba çok hassassın.
Biraz daha sert olsan daha güçlü görünürsün dedi bana.
Ama sonra başka bir ses duydum biliyor musunuz ben?
Dedim ki Ayça kendini kurban benim psikolojisine sokma.
Hayır ben buyum.
Benim hassasiyetim, benim kalbim.
Bu bir eksiklik ya da bir yanlışlık değil.
Tam tersi benim insan yanım.
İnsanların gözünden kaçanı görmemi sağlayan şey.
Ve ben bunu yok saymayacağım.
Sahip çıktım bu hisime.
Sahip çıktım bu tarafıma.
Yani kırılgan yanıma.
Çünkü ben buyum. Böyleyim.
İki tane dangalak gözümden kendimi başka birisiymiş gibi gösteremem.
Zaten yıllar içinde gördüm ki...
Gördüm ki evet gördüm.
Ben normalde birilerine kinleyip de bana da Allah göstersin bak onun o cezasını versin o da işinden olsun diyen birisi değilimdir.
Ne biliyorsa Allah'a havale ederim.
O yaşayacağını yaşasın ben görmesem de olur derim.
Ben genelde hani başkalarının olumsuzluklarından iyi şeyler çıkartan ya da bak gördün mü işte böyle şeyler gelir başına diyebilen birisi değilim.
Ben görmeyeyim. Olacaksa da olsun.
Umurumda değil. Hani ona vereceğin kötülüğü bana güzellik olarak verebilirsin Allah'ım derim genelde.
Evet bu konuşan kişi maalesef kötü oldu.
Ben de biliyorsunuz kurumsal platformlarda birbirlerimizi takip ettiğimiz için görüyorum.
Baya bir sıkıntılar yaşamış.
Yapacak bir şey yok. İşte bu dünya böyle dönüyor.
Bu bölümün sonuna geldik arkadaşlar.
Umarım kendinizi görmüşsünüzdür.
Umarım içinize biraz su serpmişimdir.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız lütfen takip etmeyi unutmayın.
Sosyal medyada bekliyorum sizi.
Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.
Bay bay. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
