
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayal kurmanın sembolü olan Don Kişot'tan tavsiyeler ve yazarımızın bilinmeyen hikayesi.***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba arkadaşlar, Alternatif Vizyon''a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün yaşamımızda başka bir vizyon kazanmak için Don Quijote'dan faydalanıyoruz.
Evet, Don Quijote arkadaşlar. Ayça ya, o kadar kolok var, o kadar kitap var, o kadar belgeseller var.
Bugün neden biz Don Quijote'dan, neden bu deliden faydalanacağız diyebilirsiniz.
Ama o deli değil. Tam tersine bence hepimizden akıllı arkadaşlar.
Şimdi geçenlerde bir belgesel izledim, çekim yasasıyla ilgili.
Ve izlerken kendi kendime dedim ki evet ya dedim Don Quixote gibi işte ya bu dedim Don Quixote gibi düşünmemiz gerekiyor.
Ve bunu dedikten sonra bu podcast bölümünü yapmaya karar verdim.
Eğer isterseniz bu belgesi izlemek bana sosyal medyadan ulaşırsanız yazarsanız linkini paylaşabilirim.
Bunu da söylemiş olayım. Şimdi hızlıca giriş yapmak istiyorum.
Eserimiz ilk modern roman örneği olarak kabul ediliyor.
Ve dünya çapında en çok okunan eserler arasında.
da bu yapıttan daha engin, daha güçlü hiçbir şeyin olmadığını, şimdiye dek insan düşüncesi tarafından bile getirilmiş en büyük nihai ve en büyük söz olduğunu, bir insanın ifade edebileceği en şiddetli
ironi olduğunu söylemiş.
Suç ve ceza, budala böyle eserlerin yazarının bu şekilde bir düşüncede olması Don Quixote romanının ne kadar önemli olduğunu göstermiş oluyor aslında değil mi bize?
Şimdi Dostoyevski dediyse vardır bir bildiği diyorum romanın öncesi çünkü.
Ama Don Quixote'a geçmeden önce onu oluşturan kişiden bahsetmek istiyorum.
Yazarımızdan bahsedeceğim.
Çünkü Don Quixote'un ortaya çıkmasında yaşadıklarının hayatı çok önemli yazarın.
Miquel de Cervantes, İspanyol bir yazar.
450 yıl önce İspanya'nın Heneras kasabasında eczacı olduğu da rivayet edilen yoksul bir sağlık memurunun 7 çocuğundan biri olarak doğmuş yazarımız.
Amerika kıtasından İspanya kralına aktarılan zenginliklerin İspanyol altın çağının başlarında oyundan...
Şimdi yoksullar için değişen bir şey yok tabii ki.
Yine devlet büyüklerinin işte kralların hüküm sürdüğü parayı genelde onların yediği bir ortaçağdan bahsediyorum.
Yazarımız ailesiyle beraber maalesef dışanıyorlar.
Çok kısa bir şekilde okula gidebiliyor.
Dolayısıyla eğitimini kendi kendine tamamlamış.
Yani burada... Eğitimsiz demeyelim ama okulda eğitim almayan bir yazarla karşı karşıyayız.
Edebiyata olan merakı çocukluk yıllarından şiir yazmasıyla ortaya çıkmış.
Ama bakmış ki zaman ilerledikçe şiirden para kazanamıyorum.
Bırakmış ve papanın çaresine uyarak Napoli'ye gidip Haçlı ordusuna yazılmış.
Cervantes Haçlı ordusunda yetenekli bir asker olarak ortaya çıkıyor.
Hatta... Çok enteresan bir hikayesi var.
İnebahtı deniz savaşında kime karşı?
Osmanlı yani bize karşı savaşıyor ve bir kolunu kaybediyor.
Ve yazarımız kolunu kaybettikten sonra tekrar savaşabilmek için donanmaya geri katılmak istiyor.
Ama bir çoluğun donanmada yükselebilmesi söz konusu değil tabii.
Kardeşim senin bize nasıl bir faydan olabilir ki sen bir çolaksın diye onun bütün hevesini kırarak donanmadan atıyorlar.
Cervantes görevinden ayrıldıktan sonra ülkesinde bir...
Referans mektubu alıyor. Bu referans mektubu sayesinde ben de yeni bir hayat kurabilirim.
Bir şeyleri düzene sokabilirim.
Tamam ülkem beni bu şekilde kabul etmedi ama en azından bu referans mektubunu verdim diye herhalde güzel bir işi bulabileceğini düşünüp ülkesine geri dönmeyi düşünüyor.
O sırada tesadüf o ki ülkesine geri döndüğü zaman limanda bir gemide Cervantes Osmanlı'nın ani bir baskınıyla Osmanlı'ya esir düşüyor arkadaşlar.
Longişok geliyor. 5 yıl süren bir esaret sonrasında ülkesine geri dönebiliyor Cervantes.
İspanya onunla beraber esir düşen asillerin tazminatını ödeyerek geri alıyor.
Yani Cervantes de arada şansına kurtulmuş oluyor.
Ve ülkesine geri döndükten sonra bir kolunun kalbi...
kaybetmiş, çolak durumda olan birisi görüyor ki ülkenin gözünde hiçbir kıymeti yok.
Bir bakıyor o kadar savaşlar, o kadar kolunu kaybetti, o kadar sıkıntılar çekti, esir düştü, düşmanı gördüğü bir ülkeye düşünebiliyor musunuz?
Onların dilini öğrenmek zorunda kaldı ve ülkeye karşı köle olarak çalışmak zorunda kaldı 5 yıl boyunca.
Ve bunların hepsi bir sebepten dolayı oldu arkadaşlar.
Biliyorsunuz ben şuna çok inanıyorum.
Hiçbir şey sebepsiz değildir.
Mutlaka bir şeylerin sebebi vardır.
İyi ya da kötü. Ve Don Quixote'u yazıyor.
Deli derecesinde kendisini şövalye sanan karaktere ortaya çıkartıyor.
Hani derler ya hayatımı anlatsam Ramon alın diye.
İşte bunu ilk diyenlerden bence Cervantes'ti.
Öyle ki Don Quixote'un kahramanının her şeyi arkasına bırakıp sabah akşam okuduğu kitaplarda şekilde yazmış yazarımız.
Şimdi eserde gerçek ismi kahramanımızın Alonso.
Ama hayalleri olmayan ideallerinden uzak Alonso'yu öldürüp Don Quixote yapıyor.
Don kelimesi bu arada değerli ve önemli anlamına geliyor.
Kelime anlamı olarak bunu da söylemiş olayım.
Bu arada askerlik zamanında yazarımız Cervantes Yüzbaşı olmak istiyor.
Yüzbaşılar yükselmeyi çok istiyor.
Yani ülkesine faydası olan kahramanlardan biri olmak istiyor.
Ama bunu da maalesef Çolak durumundan dolayı gerçekleştirememiş.
Ve zaten eseri okuyan çoğu yazarda, çoğu eleştirmen de yazarın Bu hayat hikayesini bildikten sonra Don Kişot'a karşı fikirleri daha çok değişmiş.
Çünkü bir nevi aslında kendi gerçekleştiremediği hayallerinin ve ona karşı olarak gerçekleştirmiş olduğu düşüncelerin ironisini ortaya çıkartıyor.
Roger Grady isimli bir yazarın Don Kişot isminde bir eseri vardı.
Orada şöyle bir cümle vardı.
O benim çok hoşuma gitti. Onunla paylaşayım zamanı gelmişken.
Diyor ki insan idealleri kadardır.
İdeallerinin büyüklüğü kadardır.
Yaşamış olduğumuz hayatın içinde varmak istediğimiz nokta kadardır değerimiz.
Ulaşmak istediğimiz yer kadardır.
Sahip olmak istediklerimiz kadarız, hedeflediklerimiz kadar.
Ne kadar güzel söylemiş değil mi yazar?
Gerçekten şu anda insanlar idealleri kadar.
Bence onların büyüklüğü, küçüklüğü, yaşamış oldukları hayatın içinde varmak istedikleri...
nokta yeri kadar değil mi?
Ulaşmak istediğimiz kadarız.
Ben de çok güzel katıldım bu yazarın söylediğine.
Bu arada Cervantes neden Don Quixote'a ilk derecesinde bir inanılış vermiş?
Ondan da bahsedeyim. Hikayenin önemli öğelerinden birisi delilik.
Deliler o zamanlar yani orta çağın zamanlarında ilginç bir toplulukmuş.
Çok fazla varmış. Yani hemen hemen her yerleşim bölgesinde varmış bu şekilde insanlardan.
Yani toplumla da iç içe yaşıyorlarmış.
Zaman zaman dalga geçiyorlarmış.
İşte itilip kakıyorlarmış.
Ama bir dokunulmazlık zırhı ile korunuyorlarmış adeta.
Kimsenin söylemeye cüret edemediği kelimeler onlara yasak değilmiş.
Ağzına geldiği sayarlarmış böyle.
İstedikleri gibi. davranırlarmış.
Dinli baskılarla kısıtlandığı zaman insanlar dililere dokunamadıkları için onlardan bir sarılmışlar.
Yani öyle bir zamanda böyle dinsel baskıların olduğu bir zamanda delilerin bu kadar serbest bırakılması Don Kişot'un dikkatini çekmiş.
Ve yazarımız edebiyatın ilk bilge delisi olan Don Kişot'u ortaya çıkartmış.
Yazar da bu durumdan dolayı karakterlerini bu şekilde tasvir etmiş oluyor.
Delidir ne yapsa yeridir diye bu şekilde halk o zamanlar devam ediyorlarmış, davranıyorlarmış insanlara.
Şimdi kahramanımızdan başlayalım bakalım.
O hayallerine ulaşmak için nasıl bir ideoloji benimsedi?
Kafasında bir tas, elinde bir sopa, üzerinde paslı bir zırh, cılız atı ile ve yanına aldığı paragöz kurnaz köylü.
Sancho Panza ile kendisini şövalye olduğunu düşünerek yolculuğa çıkıyor.
Bugün bu serüvendeki Kişot'un hayaline sahip çıkmasından her şeye karşı inatla istediği şeyler için nasıl dindik durduğundan, bunu nasıl yaptığından bahsedeceğim.
Bu tarafına bakacağız. Peki Don Kişot nasıl yapıyordu bu işi?
O hayal gücü ve yaratıcılığı sayesinde hayatını değiştirmenin bir yolunu bir şekilde buluyordu değil mi?
Gerçeklikle uymayan hayaller kurarak kendi zorluklarına ve sınırlarına...
Açmaya çalışması. Bizim hayatımızdaki zorlukların üstesinden gelmeyi gösteriyor bize.
Onun cesareti ve iyi bir insan olması.
Safyunu kendimize meydan okuyarak üstesinden gelebileceğimiz zorluklarla yüzleşme cesaretimizin ne derecede büyük olabileceğini gösteriyor aslında bize.
Don Quixote hayal gücü sayesinde o kadar yaşıyor ki şövalyeli.
Yani o kadar çok benimsiyor ki çevresindekiler bile belli bir zaman sonra inanmaya başlıyorlar.
Hatta mantık...
Yaveri Sancho bile panço diyesim geliyor.
Sancho dediğim zaman bir de yanına da panza koymuşlar.
Romanda Sancho bile yer yer kendisiyle çelişiyor.
Bazen inanmıyor Don Quixote'a deli diyor.
Bazen de Quixote'un gerçekten şövalye olabilir mi ya diye kendi kendine düşünüyor değil mi?
Don Quixote yolculuğunda karşılaştığı insanların onunla dalga geçmesine, ona deli demesine asla umursamıyor.
Sanki öyle olaylar olmuyormuş gibi davranıyor.
Başkalarının düşüncelerini öğrensemeden yaşasak sınırlarımızı kaldırmış oluruz demiştim bir önceki podcast'ta.
Biz ne yapıyoruz peki eve geldiğimiz zaman?
Hatta birisiyle konuştuğumuzda bir şey söylediğinde bir kelimeye takılıyoruz.
Sonra arkanızı dönüyoruz yürürken şunu mu dedi, böyle mi demek istedi, acaba ben mi yanlış dedim diye değil mi?
Bunları söylüyoruz kendimize.
Kafada koruyoruz böyle sürekli sürekli düşünüyoruz.
Aslında onları umursamasak, dörmezden gelsek, söylediklerine o anda umutu versek biz doğru yolda olmuş olacağız.
Şu anda doğum kişisi deli diyoruz düşünün.
Aslında insanların söylediklerini aklımıza takarak hayatımızda 5 saniye bile vermememiz gereken insanlara 24 saat düşünerek hatta günün yarısını düşündüğünüzde o kadar saat vererek biz onlara bu pahayı
vererek biz deli olmuş oluyoruz bence.
Don Quijote kimsenin tavrına, lafına bakmadan istediğine doğru koşan bir şövalye olmaya çalışıyor.
Şövalye dedim ya. Şövalye olmaya çalışıyor.
Çevresindekilerin onu aykırı olarak düşünmelerini aldırmıyor.
Hani bazı tiplerde vardır ya şu anda.
Aykırı tiplerdir. Farklı şeyler yaparlar.
Ben çok seviyorum ya öyle insanları.
Ben mesela böyle, ben mesela kulağımı hiç deldiremem.
Yani diğer deliklere böyle korkuyorum.
Ya da böyle acaba çok mu aykırı görünürüm diye böyle garip garip tavırlar içerisine girebiliyorum.
Görüyorum mesela kız. Çalıştığım iş yerinde de var.
O kadar hoşuma gidiyor ki. Benim için mesela o çok büyük bir cesaret örneği.
Çok hoşuma gidiyor. Ama mesela onu yaptıramıyorum.
Olmuyor bir şekilde cesaret edemiyorum.
Ama yaptıran insanları da o kadar takdir ediyorum ki.
Gerçekten istedikleri bu.
Yani mesela annesi babası izin vermeyen gençler de vardır.
Hani izin aldıktan sonra bunları yapmak bence çok güzel şeyler.
Şimdi Don Quixote, Don Quixote olmadan önce yani alonsu olduğu zaman içinde bir sıradanlık vardı değil mi?
Dedi ki... Bu sıradanlığın ötesini geçerek ahlaki bir cesaretle ben kendimde eksik olanları bulup tamamlayacağım dedi ve şövalye olmaya karar vermişti değil mi?
Burada anlatmak istediğim şu ahlaki olan dedim.
İçinde ahlaki bir istek.
Yani herkese her şey değil kendisine ahlaklı olmayı seçti.
Ahlaklı olmak derken neden bahsediyorum arkadaşlar?
Kendi istediği şeye, kendisine saygı duyarak devam etti yoluna.
Aslında diğer insanların istediklerine değil, kendi istediklerine kulak vermiş oldu.
Kendisine karşı ahlaklı oldu yani.
Başkalarının onda göremediğini Don Kişot ne yaptı?
Hayal edebildi.
Bitik vücuduna, yaşlanmış vücuduna rağmen görebildi bunu.
Kimliğimizi, kim olduğumuzu, neyi nasıl yaptığımızı...
Değiştirmemize gerek yok bence.
Don Kişot'un bize verdiği en büyük tavsiye bence altın değerinde.
Ne biliyor musunuz? Kendimizi nasıl algıladığımızı değiştirmektir.
Yani o dediğim gibi o yaşlanmış ve bitik vücuduna rağmen kendisini şövalye olarak algılayabildi.
Hangimiz yapabiliyoruz ki bunu değil mi?
Mesela iş yerinde bir şey olacak.
Hangimiz yapabiliyoruz ki bunu?
Aykırı bir şey olsa ya da büyük bir şey yapılmak olsa kimliğimize, kim olduğumuzu, neyi nasıl yaptığımızı değiştirmemize gerek yok.
Don Kişot'un bize verdiği en büyük tavsiye ki bence altın değerinde.
Kendimizi nasıl algıladığımızı değiştirmektir.
Gözlerinizi kendinize çevirip kendi kendinizi tanımaya çalışın.
Varılması en zor olan bilgi bu.
Kendini tanırsan değer verirsen öküze özenen kurbağa gibi şişinmezsin diyor Don Kişot yaverine.
Ara sıra böyle lafları da var bunları da aktaracağım.
Yani kendimizi algıladığımız şeklimizi değiştirdiğiniz zaman o anda göreceksiniz ki bir şeyleri yapabileceğimize çok da ileriye gide...
bileceğimizi görmüş oluyoruz.
Don Kişot kendi değerinin kıymetini bildi ve kendini şövalye olarak gördü.
Hem de diğer insanların adaletini, iyiliğini sağlamak için yola çıkmıştı.
Bu arada altın değerinde dediğim tavsiyeyi çoğu dünya lideri de kullanıyormuş arkadaşlar haberiniz olsun.
Kendinizi nasıl algılarsanız mesela işte bir yanlış olunca hemen üstlenir misiniz ya da kendi kendinize aptal mıyım salak mıyım ya aptal kafam falan diye der misiniz?
Bana zaten bir şey beceremem der misiniz?
Eğer derse Öyle devam etmeyin arkadaşlar.
Şansınız ne yazık ki devam etmeyebilir.
Hayal gücünüzü ve hayalinize olan bağlılığınız birleştiğinde mutluluk kaçınılmaz oluyor.
Zamanla mizahi bir yapınız oluveriyor.
ve mutluluğunuzdan ödün vermemiş oluyorsunuz.
Bir başarılık yaşadığınız zaman sonra işe koyulmak için Kişot gibi mizahi bir tavırla yaklaşın.
Yaşadığı olumsuzluklar karşısında komik yönlerini konuşmaya çalışıyordu değil mi Don Kişot hikayede?
Yani kötü olaylar bittiğinde bittiği yerde öldürüyordu onları.
Tekrar tekrar hatırlayıp kafasını karıştırmadan şövalye olmak için direnip inatla bir sonraki yapacağı hamleleri düşünüyordu.
Bakın önüne gelen engeller için ve yaptıkları için Kişot, yaveri Sancho'ya umudunu kaybetmemek için şöyle söylüyordu.
Şunu bil ki Sancho, insan ancak başkasından fazla bir şey yaparsa üstün olabilir.
Bütün bu atlattığımız fırtınalar yakında havanın sakinleşeceğine, olayların bizim için hayırlı olacağını işaret ediyor.
Çünkü ne kötülükler ne de iyilikler daimi olamaz.
Kötülük uzun sürdüğüne göre de iyilik de yakın demektir.
Sessizlik bizler için bir seçenek olmamalı arkadaşlar.
Eğer sessizliği seçersek şu hayatta yaratıcılığımız, hayallerimiz, bağlılığımız, neşemiz yerine diğerlerini seçmiş oluruz.
Sizce Don Quixote'un bu saçmalık derecesinde istediği şeye olan ulaşma arzusu olmasa adamın birinin yel değirmenlerine saldırması çocuk hikayesi olmaktan öteye gidebilir
miydi? İnsanlar neden sevdi bu hikayeyi?
Çünkü herkes bu hikayede içindeki Don Quixote'u gördü arkadaşlar.
Ne kadar inat, ne kadar ısrarca, ne kadar kararlı olduğunu...
Çünkü kendilerinde eksik olan taraf da buydu.
Bence çoğumuzun içinde de eksik olan kendimizi istediğimiz şeylere karşı inat yapmamak, kararlı kılmamak, ısrarcı olmamak ve kendi değerimizi düşük görmek.
Kendimizi algılama şeklimizi değiştirdiğimiz zaman ki bence hepsinin anahtarı bu.
İnanılmaz derecede evren çok garip bir şekilde bence bizimle iş birliği yapıyor.
Ve her şey bir anda bizim istediğimiz gibi oluyor.
Mesela bakın bunu anlatınca benim aklımın aslında bu yoktu ama yine de söyleyeyim.
gibi oldu. Yani bu Don Kişut'un örneklerinde devrim savaşında var çünkü biliyorsunuz ülkesinin ona karşı değersiz tavırlar içerisine girdikten sonra bu hikaye yazmıştı çünkü.
Bir nevi devrim başlatmaya çalıştı.
Yani yel devrimenlerinin süvari olduğunu iddia ederek savaşması gibi bir devrim savaşıydı çünkü.
Aklıma Fidel Castro geldi arkadaşlar.
Bence Fidel Castro, Kişut'un fiilleri diyorum ben böyle ideal veri için az da olsa bir değişikliğe sebep verebileceklerse sonuna kadar gidebiliyorlar çünkü.
Fidel Castro'nun yapmış olduğu şeyler bence değil mi?
Aslında küçük bir gruptu ilk ortaya çıktıklarında devrim yapmaya çalıştıklarında ve daha sonra ülkenin başbakanı oldu.
Mesela o hedefine ulaşan Don Kişotlardan bence.
Çünkü ilk olduğu zaman ilk ortaya çıktığında çok imkansız gibi görünüyordu değil mi?
Aynı Don Kişot gibi yer değirmenleriyle savaşıyor gibiydi.
Ama o bunun ufak bir etki olacağını düşünmedi.
Etkinin büyüyeceğini düşündü ve zaten geldiği yeri de hepimiz biliyorsunuz.
Fidel Castro'nun bilmiyorum fark ettiniz mi hiçbir yerde heykeli yok.
Kendisi vasiyet vermiş benim heykelimi hiçbir yere dikmeyin diye.
Herhangi bir sebebi yazmıyor ama.
Bilen bana yazabilirse çok sevinirim.
Hayatımızda her şeyin, her gerçeğin göreceli bir tarafı var.
Her birimizin bir hayali var.
O hayal için çabalayabiliriz.
Sonuçta dünyayı o hayale dayanarak dönüştürebileceğimizi öğreten bir roman bu Don Quixote.
Don Quixote'un bu kadar çekici bir figür olmasının nedeni bu.
Çünkü insanlar biri olma, olağanüstü olma ve dünyayı dönüştürme arzusunu yansıtıyorlar.
Ve kitap sonunda kendi tutkusunun peşinden koşarak kahramanlık yapan bu karakterin maceralarına bir kroni arkadaşlar.
Bakın bu roman dünyayı gören ve deneyimle...
İspanya'ya o kadar savaştıktan sonra geri dönen bir yazar tarafından yazılan bir roman.
Neden söyledim bunu? Çünkü bunu yaparak kelimenin tam anlamıyla ilk modern romanı yarattı.
E tamam bunu söylemiştin Ayça dediniz.
Şunu görmemiz gerekiyor.
Yani bir karakterin başlangıçta olduğu yerden sonunda bulunduğu yere göre nasıl değiştiğini, onun iç yaşamanın yaratıcılığıyla kendisine ve insanları nasıl etkilediğini görmemiz gerekiyor bizim de
yapabilmemiz için. Şöyle bir rivayet var arkadaşlar.
Diyorlar ki insan Don Quixote'u hayatında üç kez okumalı.
Kahkahanın kolayca dudaklara fırlayıp duyguları harekete geçireceği gençliğinde, mantığın hakim olmaya başladığı orta yaşta, her şeye felsefi açıdan bakıldığı ihtiyarlıkta.
Böyle bir genel düşünce var, böyle bir rivayet var.
Bu zamanlarda okumamız gerekiyormuş Don Quixote'u.
Bakalım ben okudum. Yaşlanmamı bekliyorum şimdi.
Bence bir insanın en büyük yanlışlarından biri umutsuzluğa kapılmaktır.
Biraz şu sonunu bilmediğimiz hayatta kişotun rutasından, kişotçuluk anlayıcı ile istediğimiz hayalin kılıfına girerek yaşarsak belki de içimizdeki kişotu uyandırabiliriz ne dersiniz?
Bu bölümün de sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
