
Doğru Kişiyi Bulma Yöntemleri | Hayatınızdaki Kişi Ruh Eşiniz Mi?
28 Temmuz 2025 · 35 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayatımıza doğru partneri nasıl çekeriz ve hayatımızdaki kişi gerçekten o mu? Bu bölümde; 40 yılı aşkın araştırmalarıyla ilişkilerin geleceğini yüzde doksan doğrulukla tahmin edebilen bilim insanı John Gottman’ın araştırmalarını …
Aşkın beyindeki kimyasını çözümleyen dünyaca ünlü antropolog Helen Fisher’ın tespitlerini … Milyonlarca kadına “doğru kişiyi çekmenin yollarını” anlatan yaşam koçu Matthew Hussey’in önerilerini ve Antik aşk ritüellerini ,çekim yasasıyla doğru kişiyi hayatımıza çekmeyi kadim bilgilerle anlatıyorum.
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün dostlarım size doğru partneri hayatınıza nasıl çekeceğinizi anlatacağım.
ve hatta hayatınızdaki kişi doğru mu bunları anlatmaya çalışacağım.
Bana bir sürü isim eşlik ediyor bugün arkadaşlar.
Birçok kişinin araştırmalarını, deneylerini, çalışmalarını anlatıyorum.
Yaşam koçları var, işte çekim yasası var, enerji var, frekans var, her şey var.
Şimdi öncelikle bana destek olacak isim Helen Fisher arkadaşlar.
Neden aşık oluruz, neden severiz kitabının yazarı kendisi.
Aşkın bilimi deyince şüphesiz alanında en iyi isimlerden birisi.
Yüze yakın farklı aşk geçmişleri olan insanları böyle bildiğimiz MR yazına sokarak beyin dalgalarını izlemiş ve aşkın beynimiz üzerindeki etkilerini ortaya koymuştur.
Çizgilerin dışından farklı yöntemlerle ve yolun sonunda hep bir bilimle, mantıklı bilgilerle anlatmaya çalışmıştır aşkı ve sevgiyi bize.
Ve ikinci bana yardımcı olacak isim de John Gottman.
Bu adam bence uzun ilişki konusunda bir efsane.
Zaten Türkiye dahil çoğu ülkede tarifi alanları var diye biliyorum.
Ben gitmedim. Giden bir tanım da yok ama böyle duymuştum.
Evliliği özellikle uzun süreli evliliklerle nasıl devam ettiririz?
İlişkilerimiz nasıl daha uzun süre gider?
Hatta ilişkilerimiz çökerse nasıl düzeltebiliriz?
Bu konularda kendisi efsaneleşmiştir.
Yani son çeyrek yüzyılın en etkili 10 psikoterapistinden biridir.
40 yıldır fazla zamandır arkadaşlar 10 binlerce kişiyle aşk laboratuvarı dedikleri bir yerde gerçek yaşantılarıyla çiftleri izliyor.
Bilimsel ve psikolojik olarak da bir sürü varsayım bir sürü bilgi elde etmiş oluyor.
Ve Doğru İstersen Olur kitabında Pierre'in, Pierre Franklin'in kitabını biliyorsunuz zaten.
Orada... Pierre kendi doğru partlerini nasıl hayatına çekti?
Hangi yöntemi hayatına çekti?
Ve hala beraberler o kişiyle.
Bunu anlatmış. Ondan bahsedeceğim.
Ve bu uygulamayı anlatırken de bana sır kitabını biliyorsunuz The Secret kitabını.
O kitapta uygulamayı o kitaptaki bilgilerle anlatmaya çalışacağım size.
Onun dışında şu anda çok popüler olan bir yaşam koçu arkadaş var.
Arkadaş. Matthew Hussey arkadaşlar.
Onun birkaç bilgileri var.
bu kendimize nasıl çekebiliriz doğru partileri neler yapabiliriz bunun üzerine bazı denklemleri var onları paylaşacağım ama bunun dışında aşk ritüelleri yani tarihe gerçekten kanıtlanmış
olarak geçen işe yarıyor olarak geçen bir sürü tarihten önemli isimlerinde kullandığı bir sürü ritüelleri de paylaşacağım sizinle aşk kokusu var havada aşk kokusu var diyerek girmek istiyorum konuya
Şimdi öncelikle neden doğru partneri seçmeliyiz?
Yani illa biri olmak zorunda mı hayatımızda ya da oldu diyelim illa doğru mu olmak zorunda?
Yanlış olsa ne olur ki diye sorabilirsiniz.
Hepimiz hayatımızın neyin etrafında şekillendirdiğimizi fark etmeden yaşıyoruz.
Kimimiz işi merkezimize koyuyor, kimimiz yalnızlığı, kimimiz yaşadığı ilişkiyi.
Arkadaşlık ilişkilerini hatta merkeze koyuyor.
Bizim kararlarımızı, tepkilerimizi hatta gündelik enerjimizi belirleyen şey hayatımızda kim olduğumuz kadar kiminle olduğumuz arkadaşlar.
Doğru kişiyle kurulan bir ilişki sadece bize huzur vermiyor.
Sinir sistemimizi regüle ediyor, bağışıklığımızı etkiliyor, fiziksel olarak yani her şeyimizi etkiliyor.
Yanlış kişi hayatımıza girdiği zaman sadece kalbimiz kırılmıyor.
Uykusuzluk çekiyoruz, dikkat bozukluğu çekiyoruz, özgüven kaybı yaşıyoruz.
Yani bunun gibi dediğim gibi bir sürü fiziksel olumsuz sonuçlar yaratıyor.
Ve ilginç olan bir kısım var arkadaşlar ne biliyor musunuz?
Biz bir ilişkiye girerken sanki CV'ye bakar gibi bakıyoruz.
İşine bakıyoruz, fiziğine bakıyoruz, medeni haline tabii ki.
Hobilerine, ne kadar cool göründüğüne ya da işte elektrik aldım mı alamadım mı, içimi aldım mı almadım mı hani buna bakıyoruz.
Sanki içinize bir kıvılcım yandı da bu yeterliymiş gibi hemen ilişkiye dalabiliyoruz.
Ama bizim anlamadığımız bir şey var bence.
Beynimiz o sırada başka bir şey yapıyor bizi bunlara bakarken.
Beyninin kendine sorduğu tek bir soru var.
Bu kişiyle hayatta kalabilir miyim?
Yani sizin hissettiğiniz şey çekim gibi görünse de beynimiz o kişiyi bir tür kaynak gibi değerlendiriyor.
Bu kişi yanında olduğunuzda daha mı güvende hissediyorsunuz?
Beyniniz onun yanında daha huzurlu mu?
Daha istikrarlı mı? Daha anladlı mı?
Yani bu kişiyle, bu kadınla, bu adamla yaşamak mümkün mü diye beyniniz o arada ölçmeye başlıyor arkadaşlar.
Helen Fisher diyor ki aşk bir duygu değildir.
Bir motivasyon sistemidir.
Yani bu ne demek oluyor?
Aşk sevdiğin kişiye ulaşmak için beynin sana attığı kimyasal bir yem.
Nasıl ki aç kalınca yemek arıyoruz, yalnız kaldığımızda sevgi arıyoruz.
İşte aynı bu şekilde.
Beynimiz de bu arama halini dopaminle yani ödülü kimyamızla harekete getiriyor.
Bu yüzden aşık olduğunuzda dopamininiz yükseliyor, beyniniz ödül merkezini parlatıyor.
O kişiyi düşündükçe daha çok düşünmek istiyorsunuz.
Yani ne gibi? Bağımlılık gibi arkadaşlar.
Yani özetlemek gerekirse aşk birini çok seviyorumdan ibaret değil.
Beynimiz bize der ki bu kişiyle birlikte olursam yaşam kalitem artar.
Daha güvenli, daha bağlı, daha üretken olurum.
Aslında aşk bu. Beyin karar veriyor.
Bu his de bize aşık olduğumuz kişi yapıyor.
Yani biz o kişiye aşığız sanıyoruz.
Biz onu ödül olarak görüyoruz.
Ve beynimiz eğer yanlış birini ödül sanırsa ne olur?
Yeni travmalar, eksiklikler, geçmişten gelen bozuk sevgi kodlarımızla biz hareket etmeye başlarız.
Çünkü o kişiyi iyi zannederiz ama aslında sadece alışkın olduğumuz şeydir o kişi.
Ve bu alışkanlığımız sizin gerçek ihtiyaçlarınız değil sadece geçmiş yararlarınızı tekrar edecektir.
İşte o zaman aşk bir bağ değil, bağımlılık oluyor.
İlişki değil, döngü oluyor.
aynı yanlış insanları seçerek bu da mı olmadı be diye hayat bunu da mı yaptın yine mi aynı şey diyerek olmayarak devam etmiş oluyorsunuz aynı döngüdeki aynı yanlış ilişkilerle hayatınıza.
İşte bu yüzden doğru partnerinizi nasıl seçeceğinizi bilmek, neler yapmanız gerektiğini bilmek çok önemlidir arkadaşlar.
Şu anda boşanma oranları arkadaşlar Türkiye'de %33'ü geçti.
Ve evlenen çiftlerin %60'ı ilk 5 yılda terapiye başvuruyor.
Ki bizim ülkemizde terapi sadece sorun yaşayan insanların başvurulu bir kurum.
Yani normalde duygu dengelerimiz için, hayat dengelerimiz için hiçbir travma, hiçbir sıkıntı yaşamasak bile düzenli olarak bizim terapi almamız gerekebiliyorsunuz.
O yüzden Türkiye'de böyle bir algı olduğu için %60 oranı çok yüksek bence.
Demek ki gerçekten ciddi sorunlar yaşanıyor.
Bu kadar insan yanlış partneri seçiyorsa sorun bence insanlarda değil seçme biçimimizde.
O yüzden bu konu çok önemli.
Biz ilişkilerimizde genelde modern zamanlarda yani şimdiki zamanlarda şöyle yapıyoruz.
Kendimizi kanıtlamaya çalışıyoruz.
Kendimizi beğendirmeye çalışıyoruz.
Ama Helen Fisher'a göre bağ kurma kapasitesi bizim sevme yeteneğimizden daha önemli.
Yani aslında asıl soru şu.
Bu kişi sevebilir mi ve benimle doğru bir bağ kurabilir mi?
Bunlar gerekiyor bize bu soruların cevapları gerekiyor.
Siz bir ilişkideyken hayatınızın denge hali belirleniyor arkadaşlar.
Çoğumuzun neye benzeyeceğini, günlerimizin nasıl geçeceğini, hastayken nasıl karşılanacağımızı, travmalarımızla nasıl baş edeceğimizi.
Yalnızken nasıl kime nasıl sarılacağımızı belirliyor aslında partnerimiz.
O yüzden işte hayatımızdaki insanlar önemli.
Hastayken nasıl karşılanacaksınız yani değil mi?
Ne kadar önemli. Düşünsenize siz hasta oldunuz ve of sen de çok nazlısın diyen ya da çok abartıyorsun.
Ya da senin acı eşin düşük mü ya diyen bir tiple olduğunuzu.
Ne kadar saçma değil mi?
Bu doğru bir insan değil tabii ki.
Buna ikinci bir şans vermenin hiçbir anlamı yoktur arkadaşlar.
Ve bir de diğer konu var.
Ya ben istemiyorum.
Ben bir ilişki istemiyorum.
Hayatımda birisi olmasın kardeşim.
Ben böyle iyiyim. Yalnızlık güzeldir diyenleriniz mutlaka vardır.
Yani ben istemem diyorsunuz.
İlişki istemiyorum. Partner aramıyorum.
Olursa olur. Olmazsa da sorun değil diyorsunuz.
Hatta bunu o kadar çok tekrar ediyorsunuz.
Kevin Hawke'dan sonra kendiniz bile inanıyorsunuz.
Böyle bir şey yok diyor arkadaşlar Helen Fisher.
Çünkü hayatınızın bir yerinde mutlaka...
İşte kahve içerken, bir sabah kahve içerken, bir haber okurken ya da gecenin bir vakti tavanı say ederken o eksiklik bir cümle olarak mutlaka dudaklarınızdan çıkacak diye.
Bir şey eksik, bir şey eksik diyeceksiniz mutlaka diyor.
Neden? Çünkü siz istemiyorum derken bile beyniniz birini aramaya devam ediyor diyor Helen Fisher.
Az biliniyor arkadaşlar bu.
Yani bu çok çarpıcı bir olgu bakın bunu biz bilmiyoruz.
İnsan beyni sosyal bağ kurmak üzerine evrimleşmiştir.
Bu yüzden sen istemesen bile o beyni o kişiyi arayacak diyor.
Bağ kurmayan bir beyin hayatta kalmakta zorlanır ve beynimiz bunu biliyor.
O yüzden bu manyak diyor, birisini istemiyorum diyor ama tek başına ömür mü geçirilir ya yalnızlık Allah'ıma sustur diyor.
Ve bu bir nörolojik ihtiyaç olduğu için de birisini arka tarafta aramaya devam ediyor diyor.
Fisher arkadaşlar hatta bu durumun bebeklerde bile izini sürmüş yeni doğan bir bebek göz teması arar, seslere döner, dokunmaya tepki verir değil mi?
Çünkü dediğim gibi beynimiz daha doğar doğmaz bir diğerine ihtiyaç duyar.
İşte biz de büyüdük yetişkin olduk ama beynimiz içindeki o devre hala aynı.
Bakur birine ait ol ve aynalan diyor beynimiz.
Ve bu beyindeki devre arkadaşlar aktif kalmaya devam ettiği sürece siz ne kadar istemiyorum deseniz de beyniniz buna inanmıyor.
Çünkü bu söylem beynin evrimsel koduna...
Ve işin ilginç bir tarafı daha var.
Fisher yalnız kalan insanlarda bağlanma sisteminin körelmediğini tam tersine daha hassas hale geldiğini söylüyor.
Yani ne kadar uzak kalırsanız birine ihtiyaç duyduğunuzda o duygu daha güçlü geri geliyormuş.
Bu yüzden yıllarca ilişki istememiş birisi bir gün birini gördüğünde aniden ve çok yoğun bir şekilde bağlanabiliyor arkadaşlar.
Çünkü bu sistem bastırılmamış sadece.
hazırda beklemiş oluyor. Ve beyin diyor ki bu kadar uzun zamandır biri yoktu.
Bu kişi olabilir. Bu kişi yeterli.
Maalesef böyle görmüş oluyor.
Çünkü biriktirilmiş bir ihtiyaç var ve maalesef yanlış kişiyi doğru göstermiş olabiliyor size.
O yüzden bu duygularınızı bastırmayın.
Eğer daha geçmişte umutsuz şeyler yaşadıysanız artık bir ilişki istemiyorum kardeşim demeyin arkadaşlar.
Bastırmanıza gerek yok. Ve zaten buna gördüğünüz gibi ileride sizin iyiliğiniz için yanlış kişiyi seçmemeniz için arka tarafta aramaya devam ediyor.
Ve eğer aramaya bilinçli bir yön vermezsek sırf orada biri var diye onunla kalmaya meyilli olabilirsiniz ya da onu seçmek zorunda kalabilirsiniz.
Peki ruhi eşi nedir? Doğru farkta nedir?
Fischer bunu biyolojik benzerlik olarak tanımlıyor arkadaşlar.
Aynı dopamin ya da aynı serotonin profiline sahip olanların birbirini daha çok çektiğini söylüyor.
İşte bu yüzden doğru partneri kendinize çekmek sıradan bir mesele değil.
Bu hayatınızın merkezine koyduğunuz dengeyi belirleyecek.
Peki biz nasıl anlarız karşımızdaki kişinin doğru partner olup olmadığını?
Sadece gözümüzle değil, kalbimizle değil, sinir sistemimizle değil hepsiyle birlikte anlamaya çalışıyoruz.
Tabii ki bazen kafamız karışıyor.
Bakın John Gottman bu soruya 40 yıl boyunca yanıt aradı arkadaşlar ve 4 temel işaret buldu.
Şimdi birincisi diyor ki tartışma biçiminize bakın.
Şimdi bu kısmı arkadaşlar hayatında hani flört aşamasında da olsa konuşma aşamasında da olsa birisi olanlar için söylüyorum.
Birincisi arkadaşlar tartışma biçimimiz.
Yani tartıştığımızda.
Sizi savaşmaya mı davet ediyor yoksa sizi anlamaya mı davet ediyor karşı taraf?
Burada tartışma değil tartışmanın tarzı önemli.
O size bağırdığınızda siz susuyorsanız bu çok tehlikelidir diyor John Gottman.
Ama o bağırmıyor. Siz yine de tetikleniyorsanız bu daha da tehlikelidir diyor.
Ve Gottman diyor ki sağlıklı ilişkide tartışma olur ama yıkım olmaz.
Yargı değil duygular konuşur.
Mesela bir çift düşünün.
Kadın diyor ki bugün işte zor bir gündü biraz ilgine ihtiyacım var.
Adam da diyor ki ya aman sen hep böylesin nazlısın sürekli şikayet ediyorsun.
İşte bu hep kelimesi ilişkiyi öldüren virüslerden biri.
Ama doğru partner ne der?
Şöyle der fark etmedim özür dilerim yorgun olduğunu hiç fark etmemişim.
İşte belki araya şey sıkıştırabilir ben de biraz zorlu gün geçirdim.
Hadi neler yapabilirim beraber birbirimiz için neler yapabiliriz bakalım diyebilir.
Bakın bu çok büyük bir şey değil aslında.
Sadece dilin yumuşaması savaş değil köprü kuruyorsunuz.
Ki tartışma birinin ne söyledi değil diğerinin nasıl duyduğu şeydir.
O yüzden Can Gatman arkadaşlar tartışmanın tarzı çok önemlemiştir.
Siz de tartıştıysanız eğer başlangıç noktasında olsanız ve ilişkinizde ne şekilde tartıştığınızda bakın.
Eğer bu söylediklerimden bir tanesiyle varsa Can Gatman diyor ki bu ilişkinin ömrü bir sene bile olmaz.
Hatta 6 ayı bile göremezsiniz diyor.
İkincisi arkadaşlar onarım girişimi.
Biriniz kırıldığında diğeriniz yapıştırmak istiyor mu ona bakın diyor.
Herkes kavga ediyor değil mi?
Hepimiz kavga ediyoruz. Zaten bu işin doğasında var.
Ama asıl fark şu kavga bittikten sonra ne oluyor?
Gurur mu yapıyorsunuz?
Sessiz mi kalıyorsunuz?
Ben haklıydım diye günlerce geri adım mı atmıyorsunuz?
Ya da aynı şekilde karşı taraf.
Doğru partner de Can şöyle der diyor.
Tamam diyor ben diyor tartıştık ettik ama seninle düzgün bir şekilde sakin bir şekilde konuşmak istiyorum.
Ya da diyor biliyorum sesimi biraz yükselttim ama kalbim hala senin yanında.
Lütfen diyor gel güzelce sakince konuşalım.
Daha ne desin?
Adam da ne desin kızım sen de hala istemiyorum ya diyorsan.
Şaka yapıyorum tabii ki tartışmanın sevdine ve seviyesine bağlı.
Yani aslında karşı taraf size böyle söylediği zaman diyor ki ya ben seni terk etmiyorum.
Terk etmek istemiyorum.
Hatalarımın farkındayım ve senin yanındayım.
Konuşalım demek istiyor. Ve Can Gatman diyor ki arkadaşlar ilişkiyi tartışmalar yıkmaz.
Onarılmayan tartışmalar yıkar.
Bu yüzden onarım ilişkiyi yeniden inşa etmenin.
Tek yoldur. Üçüncü olarak da arkadaşlar hayranlık ve şefkat demiş.
Yani onu düşündüğünüzde kalbiniz yumuşuyor mu sertleşiyor mu?
İnsan birini sevdiğini söylerken bile içinde bir sertlik varsa arkadaşlar sevdiceğinden bahsederken Az da olsa minik de olsa bir sertlik varsa orada diyor ya öfke birikmiştir ya
da sevgi çoktan yorulmuştur.
Godfrey'nin binlerce çifti izlerken fark ettiği bir şey vardı arkadaşlar.
Sağlıklı ilişkilerde insanlar birbirine hayranlıkla bakar.
Ve bu hayranlık çok gizlidir.
Sadece gözlerde görülür.
The Notebook filmini biliyorsunuz değil mi?
Orada Noah, Ali'ye sen her şeyine kaotiksin ama ben seni tam olarak işte aynen böyle, olduğun gibi seviyorum demişti.
Ben o hayranlık, gözlerdeki hayranlığı, karşı tarafı duyduğu hayranlığı burada görmüştüm ve bu tarz konularda hep aklıma gelir o sahne.
Yani kusursuzluğu değil, gerçekliği sevmek değil mi?
Hani senin kusurlarını seviyorum deriz ya, öyle bir şey demiyor.
Gerçekliğin neyse...
Öyle seviyorum. Gerçekliği neyse öyle seviyorum seni diyor.
Çok romantik bence. Partneriniz hakkında konuşurken ya hafif gülümsersiniz ya da gözleriniz parlar.
Bu ikisinden biri olacak.
Ama kötü bir ilişkide biri partnerinizden bahsederken ya da siz partnerinizden bahsederken susuyorsanız ya da gözleriniz donuklaşıyorsa kalbiniz artık yorulmuştur arkadaşlar.
Uzatmanıza gerek yok diyor Can.
Dördüncü olarak da duygusal banka hesabınıza bakın.
Hesapta para var mı yok mu?
Ne demek bu? Günlük sevgileriniz ne durumda ve size yetiyor mu diyor.
Bu Gatman'ın arkadaşlar en sevdiği metaforu.
Her ilişkide görünmeyen bir banka hesabı var diyor.
Mesela bakın bunları bir de puanlamış.
Sabah kahvaltıya oturmadan şey diyeceğine günaydın demek 10 puan diyor.
Göz göze gelip bugün seni biraz yorgun gördüm demek ay bence bu 100 puan.
25 puan diyor.
Bir bakış, bir omuz dokunuşu, beklenmeyen bir kahve yapmak küçük ama çok büyük etkili yatırımlardır diyor.
Ama diyor her göz devirmede, her sessiz kalkışta, her ne var yine ya deyişinizde arkadaşlar.
sizin duygusal bankanızdaki hesaptan paralar çekiliyor.
Bugün ilişkilerin bitme noktasına gelmesinin sebebi aslında şöyle bir baktığımız zaman çok büyük olaylar.
Binlerce küçük unutulmuş sevgiler.
Küçük birikmiş sevgisizlikler.
Çünkü hesaptan hep çekilmiş o sevgiler.
Hiç yatırılmamış. Gutman diyor ki doğru partner bu hesaba farkında olmadan yatırım yapan kişidir.
Ve o hep sevgi biriktirir.
Bakın arkadaşlar bence iyi ilişki kusursuzluk değil.
Onarma kapasitemiz. John ilişkimizi onarmaya çalışan birisi varsa karşınızda doğru kişidir diyor.
Yani ilişkinizi onarmaya çalışıyorsa karşı tarafı onu da çok yıpratmayın tabii üstüne gitmeyin onarmaya çalışıyor diye.
O zaman diyor o diyor sizin diyor doğru partnerinizdir diyor.
Sizin ilişkinizdeki hayatınızdaki kişi onarmaya çalışıyor mu arkadaşlar yoksa daha mı çok kırıyor sizi?
Bence çok önemli gerçekten.
Çünkü takdirini seçmek kaderini seçmektir.
Yani o yüzden şu onarma işine, kırma işine bir bakın, bir düşünün bakalım.
Şapka önünüze koyun. Onarıyor mu, kırıyor mu?
Yoksa siz görmezden mi geliyorsunuz?
Bir bakın bakalım. Şimdi arkadaşlar The Secret Sir kitabında Mike Doolittle'in evreni harekete geçirmek ve sihirle buluşmak kursundan faydalanan ve hayatına bu yöntemle doğru kişiyi çekmiş
olan bir kadının hikayesini anlatacağım.
Mike arkadaşlar çok güçlü yöntemleri olan spritüel bir danışman.
Aynı zamanda New York Times'ın en çok satan yazarlarından biridir.
Düşünceler Gerçeğe Dönüşür kitabı çok iyidir bu arada.
Şimdi bu kursa katılan kadın mükemmel eşini hayatına çekmek istiyor.
Kadın arkadaşlar doğru partlerini hayatına çekmek için gereken her şeye doğru biçimi uyguluyor.
bulmak istediği eşinin niteliklerini kafasında netleştiriyor.
Bunlara dair böyle ayrıntılı bir liste hazırlıyor ve onunla birlikte yaşamak istediği hayatı zihninde canlandırıyor.
Ama bunları yapmasına rağmen beklediği eşle ilgili herhangi bir işaret gelmiyor arkadaşlar.
Kimseyi çekemiyor hayatına.
Sonra bir gün eve geliyor.
Arabasını garajının tam ortasına fark ederken bir gün arkadaşlar şöyle bir bakıyor.
Garajın tam ortasına fark etmiş.
Tam ortasına bırakmış. Yani ikinci bir arabaya asla yer yok.
Ben diyor yaptıklarımla, davranışlarımla isteğimi çeliştiriyorum.
Bunu fark ediyor. Yani kadın davranışlarla Evren'e verdiği mesajda istediği şeyi alacağına inanmadığını söylüyor.
Yani Evren diyor ki kardeşim sen bir liste yazdın bir sürü şey istiyorsun ama...
Ben bu adamı gönderdiğim zaman sana nereye göndereceğim?
Senin hayatında buna bir alan yok diyor.
Ve kadın bunu fark ediyor arkadaşlar.
Böylece ne yapıyor biliyor musunuz?
Hemen garajını temizliyor.
Yer açıyor arabasını.
Mükemmel eşime yer açtım diyor.
Hatta röportajım da çok komik.
Sonra bununla yetinmiyor.
Giyisilerle tıkış tıkış dolup taşan gardırobunda yer açıyor.
İşte burada mükemmel eşe yer yoktu diyor.
Yer açmak için giysilerinin bir kısmını çıkartıyor.
Başkalarına dağıtıyor. Sonra normalde yatağının tam ortasında yatıyormuş.
Bundan vazgeçiyor. Mükemmel eşinin yatacağı yeri boş bırakarak kendi yerinde yatmaya başlıyor.
Ve kadın arkadaşlar bunu Mike'a anlatırken de o mükemmel eş dediği kişi de tam olarak yanında duruyormuş.
Evlenmişler. Hatta şu anda bir çocukları varmış.
Evrenden ne istediğinizi düşünün ve davranışlarınızı elde etmek istediğiniz bu dileğinizi yansıttığından onunla çelişmediğinden emin olun arkadaşlar.
İstediğiniz gerçekleşiyormuş gibi davranın.
Onu elde ettiğinizde neler yapacaksınız.
Bugün de aynılarına yapın ve bu büyük beklentiyi hayatınıza yansıtacak şekilde davranın.
Arzularınıza ulaşmak için onlara yer atın.
Böyle yaptığınızda umudun güçlü sinyallerini yaymış oluyorsunuz çünkü.
James Ray der ki arkadaşlar çok ünlü bir kişisel gelişim uzmanıdır.
Siz kendinizden hoşnut olmadıktan sonra başkalarının sizinle birlikte olmaktan hoşnut olmasını bekleyemezsiniz.
Kendinize başkalarının size davranmalarını istediğiniz gibi mi davranıyorsunuz?
Çünkü arkadaşlar James diyor ki kendinize başkalarının size davranmalarını istediğiniz gibi davranmadığınız sürece Olayların gidişatını değiştirmeniz mümkün değil.
Davranışlarınız etkili düşünceleriniz.
Bu yüzden kendinize sevgi ve saygı göstermezseniz yeterince önemli, yeterince değerli ve iyi şeyleri hak eden bir insan olmadığınız sinyalini yayıyorsunuz.
Ve bu sinyal yayılmaya devam ettikçe o doğru insanı kendinize çekemiyorsunuz arkadaşlar.
Bu da başka bir çekim konusu arkadaşlar.
Yani siz... Kendinizi doyurmadığınız sürece, kendinizi iyi ve değerli hissetmediğiniz sürece başkasına verecek hiçbir sevginiz olamaz ve başkası da size asla sevgi veremez.
Dolayısıyla da etrafınızdaki doğru olan kişileri kendinize çekemezsiniz.
Doğru partnerle olduğunuz ilişkiyi kendinize çekmek istediğinizde düşünceleriniz, sözleriniz, davranışlarınız ve yaşadığınız mekanın bu arzunuzla çelişmededen emin olmanız gerekiyor.
Kendinizden Siz sorumlusunuz.
Önce kendinizi donatmadığınız sürece başkalarına verecek bir şeyiniz olmaz.
Kendinize sevip sayın.
Sizi sevip sayacak insanları kendinize çekmenizin yolu sadece bu.
Kendinizi kötü hissettiğinizde sevginin size ulaşmasını engellemekle kalmıyorsunuz.
Size kendinize kötü hissettirecek insanları ve durumları daha da fazla kendinize çekiyorsunuz.
Ya şunu anlayalım artık.
Dertleştiğim arkadaşlarımın kafasına vura vura soracağım ben.
Kendinizi kötü hissederseniz kendinizi kötü hissetmeye devam edersiniz.
Sevginin size ulaşmasını engellemekle kalmazsınız.
Size kendinizi kötü hissettirecek insanlara ve durumlara daha fazla kendinize çekersiniz arkadaşlar.
Ve kendinizde beğendiğiniz özelliklerinize odaklanmanız gerekiyor.
Çünkü kendinizde beğendiğiniz özelliklere odaklandığınızda çekim yasası sizinle ilgili bu güzellikleri size arttırarak geri gönderecek arkadaşlar.
Bir ilişki yürütebilmek için o ilişkinin diğer öznesine dair yakınmalarınıza değil onun takdir ettiğiniz yönlerine odaklanmanız lazım.
Yani birisiyle görüşüyorsunuz diyelim şu anda.
Olumsuzluklarından bahsetmeyin.
Güzel taraflarından bahsedin ve zamana bırakın, akışa bırakın.
Bu güçlendirici unsurlara odaklandığınızda çünkü onlar çoğalarak size geri gelecekler.
Aynı şekilde kendiniz için de böyle davranmanız gerekiyor.
Yani sır kitabında arkadaşlar kendinize doğru partneri çekmenin sırları bunlar.
Bir de arkadaşlar başta söylemiştim Pierre'in doğru partneri hayatıma nasıl çektiğimi anlattığı kısmını ileteceğim size.
Şimdi Pierre diyor ki benim artık hayatımda gerçekten sevdiğim, gerçekten güvendiğim, beni sevgi olarak...
koruyacak, sevgi olarak doyuracak bir kadın lazım diyor.
Ve oturuyor, çok düşünüyor ve birkaç hafta boyunca düşünüyor.
Sanırım 3 hafta yakın düşünmüş.
Nasıl bir insan istiyorum diye.
Şimdi sorsam size 3 cimriyle geçiştirmez misiniz beni?
Geçiştiririz rizkesi. Adam 3 hafta düşünmüş.
3 hafta boyunca listesini hazırlamak için uğraşıyor biliyor musunuz?
Düşünüyor düşünüyor. Yani 3 hafta boyunca yazmıyor.
Gerçekten düşünüyor. Kadınları izliyor, filmlere bakıyor, okuduğu kitaptaki karakterlere bakıyor.
Her şeyle düşünüyor.
Sonra istediği partnerle ilgili bir tane dilek listesi hazırlıyor.
Ve diyor ki ben bu listeyi hazırladım, kaldırdım, evine teslim ettim.
Ve bunu yaptıktan sonra arkadaşlar bir arkadaş ortamında aslında hiç konuşmadığı bir kadından çok çok çok garip bir zamanda bir şey sormak için onun yapmış olduğu işle ilgili bir şey sormak için
kadın bunu arıyor ortamdaki kadın.
Sonra bir ay boyunca sadece telefonda konuşuyorlar.
Sadece telefonda konuşarak ki Pierre...
Kadının tipini bile hatırlamıyor.
Kadın onunkini hatırlıyormuş ama herhalde kadın yem attı.
Ben öyle anlıyorum. Kadın beğenmiş bence.
Neyse bir şekilde kadın çekilmiş ama adama.
Bir ay boyunca sadece konuşuyorlar ve saatlerce konuşuyorlar, saatlerce konuşuyorlar.
Ve bunlar hala evliler.
Yani evrene teslim etmek, güvenmek de çok önemli.
Pierre de doğru insanı bu şekilde hayatına çekmiş.
Şimdi arkadaşlar tarihte bazı aşkı kendine çekmek için yapılan ritüel tarzı bir şeyler var.
Ritüel olarak değil de biz de kullanıyoruz işte anlatacağım detaylarını.
Bilimsel olarak da karşılıkları var bunlardan bahsedeceğim.
Şimdi birincisi gül kuvarsı arkadaşlar.
Gül kuvarsını kullanmak, aşk frekansına kristal ediyorlar.
Antik Yunan'da ve Mısır'da kadınlar gül kuvarsını aşkı çekmek ve genç kalmak için kullanıyormuş.
Özellikle de Kleopatra.
Banyo suyuna gül kuvars taşını koyuyormuş arkadaşlar.
Bu taşın bilimsel olarak karşılığı da şu şekilde arkadaşlar.
Kristalın titreşim frekansı 350 Hz civarında.
Kalp çakrasıyla ilişkilendirilen bir titreşim.
Yani parasympatik sinir sistemini.
Yani rahatlatıcı yani yani.
Rahatlatıcı. olayımızı, rahatlatıcı frekansımızı aktif hale getiriyor.
Nasıl kullanabilirsiniz? İşte kleopatra gibi banyomuzun suyuna koyabilirsiniz.
Yastığınızın altına koyabilirsiniz.
Ya da kalbinizin üzerine meditasyon yaparken yerleştirebilirsiniz.
Ve ben sevgiye açığım niyetiyle taşımanız gerekiyor arkadaşlar.
İkincisi de arkadaşlar papyrus.
Antik Mısır'da mesela birisi birisine aşık oldu.
Onu kendine çekmek istiyor.
Papyrus üzerine o kişinin ismiyle birlikte tanrıça Hator'un duası yasılıyormuş.
Yani kırmızı ipekle bağlanıp göğüs hizasında taşıyormuş.
Aşk, doğurganlık, cazibe ve neşe tanrıçasıydı biliyorsunuz Hator.
Bunu arkadaşlar Mısır kraliçeleri ve tapınak rahibeleri de kullanıyormuş.
Tapınak rahibeleri normalde yasak ama onlarda da var demek ki.
Bir aşk olayı varmış demek ki.
kendiniz arkadaşlar aşkı temsil eden bir kelime ya da bir niyetinizi yazıp Kırmızı bir kumaşa sararak kalbinize yakın taşıyabilirsiniz popülüsü.
Çünkü biliyorsunuz yazmak bir büyüdür ve mührünüzün bu mühürlediğiniz şeyin enerjisini yönlendirebilirsiniz.
Ve tarçın yağı arkadaşlar.
Tarçın yağı için orta çağda özellikle çok kullanılıyormuş.
Orta çağda aşkı çeken bitkisel tılsım diyorlar.
Hatta Avrupa'daki büyük kitaplarında en çok geçen bitkisel bileşenlerden biridir tarçın yağı.
Tarçın arkadaşlar kan akışını hızlandırıyor.
Biliyorsunuz ve bunun sonucunda da duyularımızı uyarıyor.
Koku hafızası da beynimizi tetikliyor.
Çünkü tarçın çok keskin bir koku.
En üst gezegenine bağlı bitkiler diye bir kitap var arkadaşlar.
Bu kitapta da tarçın yağından çokça böyle aşkla ilgili doğru partnerleri çektiğine dair yazılar yazıyor ve bilgiler var.
Mesela siz de mumunuza yaktığınız akşamları yaktığınız mumları birkaç damlada anlatabilirsiniz.
Ventilasyon yaparken aynı şekilde tarçını kullanabilirsiniz.
Parfümün içine... Kullandığınız parfümün içine biraz damlatabilirsiniz.
Özellikle de o sevdiğiniz kişiyi kendinize çekmek istiyorsanız buluşmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ve arkadaşlar şu anda biraz önce de söylemiştim.
Dünyaca ünlü ilişki koçu Matthew Hassi'nin bilgilerinden de birkaç bilgi vermek istiyorum kapatmadan önce.
Matthew diyor ki arkadaşlar aşkı beklemek değil çağırmak gerekir diyor.
Ruh eşiniz sizi bulmaz.
Çünkü siz hep aynı yerdesiniz.
Aynı markete gidiyorsunuz.
Aynı iştesiniz. Aynı eve dönüyorsunuz.
Aynı dizileri izliyorsunuz.
Aynı filmleri, aynı tarz filmleri izliyorsunuz.
Bir şey değişmedikçe nasıl değişim beklersiniz, nasıl kendinize çekersiniz gidiyor.
Filmlerde olur ya hani bir tane kadın var, hiç kimseyle tanışamıyor tek başına.
Sevgiye aç, aslında içten içe istiyor birisini.
Cesaret edemiyor ama sonra bir gün cesaret ediyor.
Bir tane kitap kulübüne katılıyor.
Üç ay boyunca kimseyle hiçbir şey olmuyor.
Dördüncü ayda bir tane adam geliyor.
İşte orada kitap kulübünde o adamla tanışıyor.
Kahve içiyorlar, birlikte yaşalıyorlar.
İşte aşk doğuyor. Hani bu tarz klasik bir şey düşünün.
Yani oturduğunuz sandalyeyi değiştirin.
Olduğunuz ortamları değiştirin.
Farklı kulüplere üye olun.
Farklı yerlere gidin. Hiç gitmediğiniz yerlere gidin.
Başka ortamlara girin.
O insanları sevmiyorum. Bu insanları az etmiyorum tarzında düşünmeyin.
Başka şeyler deneyin diyor.
Ve Matthew diyor ki benim en sevdiğim arkadaşlar bu.
Aşkı çekmek için önce kendinizi görmeniz gerekiyor.
Birine çekmek istiyorsanız siz kendinize görünür olun.
Ama önce kendinize diyor.
Kendi isteklerinizi görün.
Kendi hatalarınızı kabul edin.
Kendinizi sevin. Kendinizi sevin demek Matthew diyor ki.
kendini beğenmek demek değildir arkadaşlar.
Kendini çok hava derseniz havalarda sıcak bence şu an duymak istemeyeceksiniz ama kendinizi pis kokarken bile sevin diyor.
Yani kendiniz olduğunuz için sadece var olduğunuz için sevmek vardır ya aynı o şekilde sevmeniz gerekiyor kendinizi.
Şişko halinizi sevin.
Çok zayıf halinizi sevin.
Makyajsız halinizi sevin.
Saçlarınızı sevin.
Yani kendinizi mutlaka sevmeniz lazım.
Ben de buna çok katılıyorum ya.
Kendini beğenmek, kendini sevmek değil.
Genelde biz ayna karşısında böyle çok makyaj yaptık diyelim.
Güzel hazırlandık. Bir baktınız aa bugün ayrı bir güzelim.
Ne yaparız ayna karşısına bakınca?
Çok güzelsin bebeğim deriz.
Böyle bir öpücük atarız değil mi?
Ama bunu genelde...
Hangi durumlarda yaptık? İşte çok güzelken, kendimizi çok güzel gördüğümüz zaman, kendimizi çok beğendiğimiz zaman yaptık.
Öyle yapmayın bence.
Her aynaya baktığınızda kendinize bir tane öpücük konturun gitsin arkadaşlar.
Bu ayna çalışmasını zaten çok seviyorum.
Daha önceki bölümlerde söylemiştim.
Üçüncüsü de arkadaşlar Matthew diyor ki tipim değil, travmalarım var.
Ben şöyle saçı sevmem, ben böyle burnu sevmem diye.
Doğru kişiyi kaçırabilirsin.
Lütfen travmalarından tetiklenme diyor.
Birini hemen eleyip geçiyorsanız belki de kendinizi koruyorsunuzdur.
Yani o kişi size kötü gelmeyecek belki ama size ona iyi gelecek birini tanımıyorsunuzdur.
Yani kendinizi ona göstermiyorsunuzdur.
O yüzden hemen elemeyin.
Biraz daha şans vermeye devam edin diyor.
Travma demişken arkadaşlar şöyle bir şeyden bahsedeceğim.
Travma bedenimizde yaşıyor ama ilişkilerimizde ifade oluyor.
Bu travma dinamini ilişkilerde doğru partilerinizi ararken tekrarlamamak için bedeninizde yaşayan sıkışmış duygusal kalıplarınız için lütfen kendinize çıkış yolları bulun.
Yani benle bir psikologla görüşebilirsiniz.
Travmanın ben açıkça psikolog dışında çok iyi çağrıları olduğunu düşünmüyorum.
Çünkü bu travmayla ilgili duygusal tolerans pencerenizi genişletmeniz lazım.
Yani sinir sisteminizi düzenlemeniz gerekiyor ve bu ancak profesyonel bir kişiyle gerçekleşebilir.
Bunu söylüyorum arkadaşlar çünkü eğer ilişkiyle alakalı travmalarınız varsa başka birini kurtarıcı olarak arıyor olmanız çok yüksek ihtimal.
Çünkü acınıza ışık tutacak, onu içten dışa serbest bırakacak birilerine, araçlara sahip olmanız lazım.
Travmalarınızı görmezden gelmenizi sağlayacak kişiye değil, sevginize layık olacak kişilere bulmanız lazım.
Bunu unutmayın arkadaşlar. Ve Matthew diyor ki arkadaşlar, flört et diyor.
Gerçekten flört et.
Çünkü flört etmek cesaret işi diyor.
Biz genelde flörta atlayarak galiba bir ilişkiye girmeye çalışıyoruz.
Mesela şöyle demek istiyor Matthew.
Tanımadığım biriyle göz göze gel diyor ve bir şey söyle diyor.
Ne oldu diyor önemli değil diyor.
Mesela diyor işte market sırasında bir kitapçı daha yürüyüşte merhaba diyor.
Yani bu aslında diyor bir flört değildir bir çağrıdır diyor.
Evren bunu duyar. Kendine ve hayata bir merhaba demek gibidir diyor.
Meteo'nun bir tane danışanı varmış.
Kadın 32 yaşında.
8 yıldır ilişkisi yokmuş.
Kadına bir ödev vermiş. Demiş ki sapık mıdır nedir bu adam da ya?
Demiş ki haftada 3 yabancıya ufak bir cümleyle yaklaş demiş.
Kadın 3 ay sonra birisiyle sevgili oluyor arkadaşlar.
Kahveci de gerçekten o anda kafası karışmış.
Hangi kahveyi alsam, hangi kahveyi içsem.
Bugün başka bir kahve içmek istiyorum diye.
Hemen arkasındaki adam da kahveyi seçmeye çalışıyormuş.
Sıra onunla gelince. Starbucks tarzı bir yerde galiba.
Birdenbire Matthew'dan herhalde cesaret almış.
Arkasının dönmüş işte adama demiş ki ya ben bugün çok başka bir kahve içmek istiyorum ama bana ne önerirsin?
Demiş direkt. Adam da çok şaşırmış böyle önermiş ve gerçekten sonra adam beraber oturmaya teklif etmiş.
Kadının sonradan yanına gelmiş ve sevgili olmuş.
Yani diyor size böyle yapanlara hemen sapık damgası vurmayın benim biraz önce metinme vurduğum gibi.
Flörtlere açık olun diyor arkadaşlar.
Arkadaşlar bakın biz yaşadığımız şeylerin, gördüğümüz şeylerin yapılan son araştırmalarda sadece binde birini bilinçli olarak algılıyoruz.
Yani böyle bir algı yapımız varken doğru partleri göremiyor olmak, algılayamıyor olmak çok normal değil mi?
Umarım... Bugün arkadaşlar söylediklerim size güzel bir yol haritası seçmiş olur.
Her şekilde değinmeye çalıştım çünkü bilimsel olarak, işte ne bileyim spritüel olarak, çekim olarak hepsini anlatmaya çalıştım.
Her telden vardı bu bölümde.
Umarım beğenmişsinizdir.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız lütfen takip etmeyi unutmayın.
Yorumlarınızı da bekliyorum. Görüşmek üzere.
başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
