
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
“Coğrafya kaderdir” derler…
Peki gerçekten öyle mi?
Yoksa kader dediğimiz şey, bize öğretilmeyen ama içimizde saklı duran bir kapı mı?
Bu bölümde yıllardır duyduğumuz o cümlenin aslında ne anlama geldiğini birlikte çözüyoruz.
---
Instagram: alternatifvizyonpodcast
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün ülkemizde de sık sık duyduğumuz, bazen kızarak, bazen kabullenerek söylediğimiz bir cümleyle geldim.
Özellikle son yıllarda çok söylüyoruz bunu, çok söylüyorlar.
Coğrafya kaderdir.
Bugün bu söylem üzerinden coğrafyamızın kaderimizi, hayatımızı nasıl etkilediğini konuşacağız.
Bu konuyu anlatmak için aslında çok heyecanlıyım.
Bunu paylaşmak istiyorum sizinle.
Çünkü bu konu benim ortaokuldayken münazara konumdu.
Münazara yarışmasında birinci olmuştuk ben ve iki arkadaşımla beraber.
13 yaşındaki Ayta yine kendi fikirlerini, öğrendiklerini yaptığı araştırmalarıyla yine aynı şu anda yaptığı gibi insanlara anlatırdı.
O yüzden münazaraların arkadaşları Aranan ismiydi.
Şimdi de öyle. Bu yarışmayı kazandığım zaman sanırım izleyenler yaklaşık bir 200 kişi falandı.
Ama şimdi binlerce kişi dinliyor beni.
Binlerce kişi dinliyor 37 yaşındaki Ayça'yı.
Teşekkür ediyorum hepinize.
Bu heyecanımı ve bu durumu da size paylaşmak istedim.
Bence şu kısacık ömrümüzdeki en büyük has bu arkadaşlar ya.
Emeğinin karşılığını alabilmek.
Çabalarının ekmeğin iyi olmak, helal lokma derler ya hani çalmadan çırpmadan bütün yapabildiklerini yapmış olmak onun hazdı muazzam bir deneyim bence.
O zaman hemen başlıyorum.
Nereden çıktı bu söz?
Bu sözü internette orada burada mutlaka okumuşsunuzdur, görmüşsünüzdür böyle duvar yazısı olarak coğrafya kadardır yazıyor ve hemen altında iliştirdikleri bir isim var İbni Haldun.
İbni kelimesi de oğul demektir biliyorsunuzdur mutlaka.
Haldun'un oğlu olarak geçiyor Arapçada.
Tam ismi ise yani asıl adı da...
Ebu Zeyd, Abdurrahman bin Muhammed bin Haldun el-Hadramı'dır.
14. yüzyılın en büyük düşüncelerinden ve tarihçilerindendir ve aynı zamanda sosyolojinin babası olarak kabul edilir.
Ama maalesef yine yaşarken kıymete pek bilinmeyen kişilerden çünkü 16.
yüzyılın Osmanlısında arkadaşlar daha çok kıymeti bilinmiş ve Osmanlı'daki tarihçiler tarafından, araştırmacılar tarafından ortaya çıkmış, ön plana atılmış bir isimdir.
İbni Haldun çok zeki bir siyaset adamı olduğu için Dostları tarafından bile bir tehdit olarak görülmüş ve maalesef ömrünün büyük bölümünü sürgünler de göçebe hayatıyla geçirmiştir.
Dünyanın onu tanımasındaki en büyük eseri de Mukaddime'dir arkadaşlar.
Mukaddime eseri yazmasının sebebi şu.
O dönemlerde tarihçilik sadece duyulan olayların yazıldığı ve aktarıldığı bir alan.
Ama İbni Haldun diyor ki hayır bu tarih değil bunlar yazanların yorumları kulaktan kulağa dolma hurafeler diyor ve tamamen araştırmaya dayalı, gerçeğe dayalı tarihle ilimi,
felsefeyi, coğrafyayı birleştirerek yeni bir alan yaratmış oluyor bu eserle.
Hatta arkadaşlar Farabi ilimlerin sınıflandırılması gerek dedikten sonra tarihi es geçmiştir.
Hatta Ayisto da aynı şekilde es geçmiştir ve İbni Haldun da bu yüzden tarih alanına gitmiştir.
Zaten Aristo ve Farabi özellikle Aristo ve Sokrates İbni Haldun'un en çok okuduğu kişilerden biriydi.
Şimdi gelelim asıl meselemize.
Coğrafya kaderdir sözü İbni Haldun'a mı ait?
Hayır arkadaşlar ona ait değil.
Bu söz daha doğrusu doğrudan ona ait değil.
Doğrudan söyleyen bir kişi var.
O da bizden birisi.
Ahmet Hamdi Tanpınar.
Tanpınar çoğu eserinde bu tarz cümlelerini zaten ifade ediyor.
Ama net olarak yazdığı yer Savaş ve Barış makalesinde geçiyor.
Şöyle söylemiştir. Coğrafya bir kaderdir.
Bu demektir ki bunun gereklerini kabul etmek, ona ayak uydurmak şartıyla onunla iyi kötü uzlaşılabilinir.
Fakat bu şartları büsbütün unutanlar için perişanlık mukadderdir demiştir.
Yani Tanpınar Burada coğrafya kaderdir ifadesini açıkça kullanmıştır arkadaşlar 1945 yılında.
Peki Tanpınar ne demek istiyor coğrafya kaderdir sözüyle?
Evet diyor coğrafya kaderdir ama bu kaderle inatlaşmazsanız onunla uyum içinde yaşarsanız hayatınızı kurtarabilirsiniz.
Ama coğrafyanın şartlarını tamamen yok sayarsanız...
O zaman işte sizin için yakım kaçınılmaz olur diyor.
Yani Tanpınar burada kader derken kaçınılmazlığı değil, gerçeği kastetmiş.
Bir ülkenin doğası, iklimi, konumu, tarihi bunlar sizin elinizde değil.
Ama onlara ayak uydurma şekliniz sizin seçiminizdir demek istiyor.
Mesela Türkiye'mizin büyük bir kısmı deprem bölgesi değil mi?
Bu bir coğrafi kader.
Biz bunu değiştirebilir miyiz?
Hayır değiştiremeyiz. Ama bu gerçeği kabul edip sağlam bir bina yaparsanız yaşayabilirsiniz.
Ama siz kalkıp bana bir şey olmaz ya da ne yapalım ya coğrafya kaderdir işte derseniz o kadar sizi yıkar.
Bir söz var hepimiz çok iyi biliyoruz.
Bazıları ağzına gümüş kaşıkla doğar.
Eğer hayat buysa çok çalışmak, çabalamak, tırnaklarına kazınmaksa sonuca değil.
sürece odaklanmaksa bu hayatı en çok biz yaşıyoruz.
Bu demektir yani.
Yok değilse bu hayatın en büyük en aileleri biziz arkadaşlar.
Çünkü ülkemizde coğrafya olarak deprem bölgesiyiz ve şu anda gerçekten biz çok şeylerle uğraşıyoruz.
Çok fazla uğraştığımız maddi manevi bir sürü şey var.
Artık öyle bir zaman geliyor ki özellikle dediğim gibi son yıllarda neye yetişeceğimize neyle uğraşacağımıza inanın yani şaşırmış durumdayız.
Yani umarım hayatını yaşamak Ama anlamı gerçekten bu demektir.
Ben öyle olduğunu düşünüyorum.
Ama değilse kimse kusura bakmasın ama hayatın enayisi olacağız.
Yani biz gün sonunda hayatın enayisi olacağız maalesef.
Peki şimdi İbni Haldun'a geri döneceğim.
Neden bu söz ona atfedilmiş?
Çünkü Haldun bu kaddime eserinde coğrafyanın insan üzerindeki etkilerini anlatmış arkadaşlar.
Siyasi olarak, fiziki olarak coğrafyanın üzerimizde bıraktığı etkileri incelemiş.
Diyor ki İbni Haldun, yaşadığınız yerin havası, nemi sağlığınıza etki eder.
Siyasi mekanizmanın düzgünlüğü ya da bozukluğu hayatınızın her şeyini etkiler.
Ve asla teslimiyetçi değildir bunları söylerken İbni Haldun.
Yani kaderinize her şey yazılmış, alın yazılmış bu.
Ne yaparsak yapalım değiştiremeyiz diye asla demez.
İbni Haldun Müslüman olduğu için burayı vurgulamak istiyorum.
İslam dininde de, İslam felsefesinde de, İslam ahlakında da böyle bir teslimiyetçi anlayış, bir bakış açısı yoktur arkadaşlar.
Zorlu iklimleri, yetersiz koşulları, hatta içecek suyu daha iyi olmayan Afrika ülkelerini düşünün.
Eğitimsizliğin ve yaşam standartı...
kötü olduğu Orta Doğu ülkelerini düşünün.
Bir de yaşam standartları yüksek Avrupa ülkelerini düşünün.
Yan yana koyunca bu ülkeleri coğrafya kaderdir diyebiliyoruz sanki değil mi?
Peki sizce bu değiştirilebilir mi?
Tabii ki değiştirebiliriz.
İbni Haldun diyor ki insan bir fikre, bir mezhebe taraftarlıkla karışırsa kendisine söylenen her şeyi doğru kabul eder.
Yalanı doğrudan ayıramadığı için de davranışları yalanlarla şekillenebilir.
Atatürk'ü düşünün arkadaşlar. Koskoca milletin makus talihini değiştirmedi mi?
Ne paramız vardı ne silahımız yoktan var etti.
Hem o hem halkımız milletimiz yaptı bunu değil mi?
O zaman bizim kaderimiz coğrafyamız değil.
Siyasi mekanizmalarımız değil mi?
Bu ülkenin ikliminden, havasından, suyundan, tarımından, şikayet eden var mı memlekette?
Yok. Ülke şartlarından, insan haklarından, işsizlikten, eşitsizliklerinden şikayet edenimiz çok ama değil mi?
Soruyorum size. Bundan önce kaderle ilgili çok bölüm yaptım arkadaşlar.
Kader neydi? Kader seçemediğimiz başlangıçlardı.
Kader sizin elinizde olmayan ama nasıl karşılayacağınızı sizin belirlediğiniz şeydi.
Kader başınıza gelenler değil, başınıza gelenlerle kim olduğunuzdu.
Peki kader nerede devreye giriyor?
Hiçbirimiz bu dünyaya nerede doğacağımızı seçerek gelmedik değil mi?
Ne anne babamızı, ne mahallemizi, ne de ülkemizi seçtik.
Elinizde bir seçim hakkı olsaydı.
Türkiye'yi seçer miydiniz doğmak için?
Belki de seçmezdiniz değil mi?
İşte bu seçemediklerimiz...
Kaderimiz. Bir tweet okumuştum arkadaşlar.
Sizinle de paylaşacağım onu.
Türkiye'de doğmak hayata zaten bir sıfır geriden başlamak demek.
Fakir evde doğmaksa iki sıfır mağlup olmak demektir yazıyordu.
Bazı insanlar doğuştan iyi koşullarda başlıyor.
Bazılarımız da değil. Yani başlangıç avantajı kazanıyor bazılarımız gerçekten.
Mesela sorsanız bana şimdi Ayça o zaman iyi bir ülkede doğmak.
ya da zengin bir ailede doğmak varsa neden biz uğraşalım?
E işte bu kadar arkadaşlar.
Çok spesifik bir şey söyleyeceğim size.
Tırnak içine alıyorum bunu.
Başarının en hızlı yolunu sorsanız bana yine.
Ne biliyor musunuz? Başarının en hızlı yolu.
Miras arkadaşlar. Ailenizden miras kalması.
Zenginlik. Zengin bir ailede doğmak.
Eğer zaten merdivenin tepesindeyseniz yukarı tırmanmanız çok daha kolaydır değil mi?
Mesela bir Yunus'un kızını düşün ya.
Bakın arkadaşlar daha kaç yaşında o kız bilmiyorum kaç yaşında olduğunu ama 20'nin altında olduğuna eminim.
Dünya turunda danslar yapıyor.
Dünya turunda dans ediyor şarkılar söylüyor.
Belli ki annesi ona tahtına oturmaya çalışıyor değil mi?
Ama bir de Beyoncé'nun geçmişine bakın arkadaşlar.
Fakir mi fakir eğitimsiz bir ailede doğmuş.
Kader işte ama ne yaptı Beyoncé?
Kaderim bu deyip. Devam mı etti o şekilde yaşamaya?
Hayır. Dünyanın en büyük isimlerinden biri oldu.
En tanınıyor şu anda. En zenginlerinden.
Doğru mu? Doğru. Ünlü ve zengin bir kadın.
Bazılarımız için kendi yolunu inşa etmek yıllar süren tutarlılık, farkındalık, kararlılık gerektirir.
Tabii ki zor. Tabii ki zor bu yol.
Bunu yapmak engeller çok çünkü hayatımızda.
Ama mümkün. Bazılarımızın kaderi çok yoğun çabaya bağlıdır.
Kader insanın gayretiyle...
alakalı bir durumdur değil mi?
Beni dinleyenler çok iyi biliyor.
Zaten böyle bir bölümde var.
Kader gayreti aşıktır diye.
Rocky'nin, Sylvester Stallone'nin hikayesini anlatıyorum.
Çok güzel bir bölümdür. Onu da eğer dinlemediyseniz mutlaka dinleyin.
İnsan kendi kaderini inşa edendir.
Kendi çabası ve kendi seçenekleri insanın kendi hayatını belirler.
Afrika'nın tam kalbinde Malevi adında küçük bir ülke var.
Toprağı verimsiz, yağmur az, kuraklık çok.
Yani coğrafyası oradaki insanlara pek cömert davranmamış.
Tarlalar çatlamış, çocuklar aç, insanlar hepsi umutsuz.
Ve orada yaşayan köylü bir tane çocuk var.
William. William Kampkwamba.
William sadece 14 yaşında.
Ailesi o kadar yoksul ki okulu bırakmak zorunda kalıyor.
Zaten doğru düzgün de okul yok.
Ama bir gün birkaç kitabın olduğu okul kütüphanesinde William kitapları karıştırırken eski bir fan kitabı buluyor.
Kitabın kapağında da bir yel derilmeni var.
Rüzgarı kullanarak elektrik üretmekten bahsediyor kitap.
William da okuyor tabii. Diyor ki eğer rüzgarı yakalayabilirsem köyümüzü kurtarabilirim.
Ama elinde ne malzeme var ne de para.
Hurda parçalarla, bisiklet tekerlekleriyle, pastı bir motorla rüzgar türbini yapıyor arkadaşlar.
Bunu yaparken bir de umutsuz, coğrafyalarının kader olduğuna inanmış köylülerle uğraşıyor.
Yardım etmeleri için ikna etmeye çalışıyor onları.
Hatta babası onu bu sevdadan vazgeçirmek için diyor ki rüzgarı mı yakalayacaksın oğlum?
Rüzgar görünmez, yakalayamazsın diyor.
William tabii ki kaderine teslim olmuyor ve sonunda rüzgar türbününü döndürmeyi başarıyor.
Ve köye su getiriyor arkadaşlar.
14 yaşında bir çocuk köye...
Su getiriyor. Yani o çocuk, bakın çocuk diyorum, benim oğlum 13 yaşında şu anda ve ben yarın okula gittiği zaman doyacak mı, aç kalacak mı, yanına yiyecek, beslenme şeyler vermeme
rağmen, para vermeme rağmen bunu düşünüyorum.
13 yaşında. Bu çocuk, bunu yapan çocuk, Kocaköy'e su getiren çocuk 14 yaşında.
O coğrafyasına boyun eğmek yerine...
Onunla konuşmayı öğrendi Ahmet amca Tanpınar diyor ya coğrafyanızla kaderinizle konuşmayı öğrenin onunla yan yana yürümeyi öğrenin diye.
O çocuk teslim olmadı kabullenmedi ya da neden daha zengin bir ailenin çocuğu olmadım neden Amerika'da doğmadım diye vahlamadı arkadaşlar.
Yani coğrafyam kaderimdir deyip ağlamadı.
Bu gerçek bir hikayedir.
Filmi de kitabı da var. İkisi de çok güzel.
Ben filmden daha çok etkilendim bilmiyorum.
Ağladım tabii ki. Ağlamazsam ayıp olur.
William arkadaşlar şu anda büyüdü tabii ki.
Amerika'da eğitim aldı.
Kitap yazdı. Hatta TED konuşmaları bile var.
William şu anda da yenilenebilir enerji projeleri üzerine çalışıyor ve mühendis oldu.
Yani diyor ki bize William coğrafyanı bahane etme onunla üret diyor.
Bir röportajında da şöyle demiş.
İnsanlar demiş bana soruyorlar diyorlar ki ya sen mucizesin sen mucizesin.
Ama diyor ben sadece açtım açlık bana düşünmeyi öğretti diyor.
Ülkenizdeki ünlü isimlere bakın ya da o kadar geniş tutmayın biraz daraltayım.
Filmi yapılan ünlü isimlere bakın arkadaşlar kaç...
Kaç tanesi zengin çocuğu, gerçekten kaç tanesi zengin bir ailenin çocuğu?
Belki bir, belki iki benim aklıma şu anda gelmiyor bile.
Yani sizin yakıtınız bu.
Eğer fakir, ne bileyim eğitimsiz bir ailede büyüdüyseniz ve siz çok eğitimli ve zengin olmak istiyorsanız yakıtınız bu.
Heraklitos der ki bir insanın karakteri onun yazgısıdır.
Siz nasılsanız seçimleriniz, cesaretiniz, sabrınız, korkularınız, ahlakınız sizi o sona götürürler.
Kore'de bir müşteri hizmetlerinde yapılan bir çalışma var.
Karakteri oluşturan, şekillendiren, dinamiklerimizle ilgili bir çalışma yapıyorlar.
Sürekli şikayet alan, çağrıları karşılayan kişiler de büyük oranda arkadaşlar.
olumsuz yönde karakter değişimi tespit ediyorlar.
Çökmüşler yani insanlar, çalışanlar.
Bence bu çalışma bize de yapılmalıydı.
Çünkü biz ülkece asla vazgeçemediğimiz bir şey var.
Şikayetten vazgeçemiyoruz biz.
Hatta şikayet ederken dert yarıştırıyoruz.
Biliyorsunuz değil mi? Yani özellikle bunu anneler babalar daha çok yapıyor galiba.
Mesela anlatıyorsun birine, diyorsun ki ya ben şu şu iş yerinde bir müdürle çalıştım, bana neler yaptı, işte izin varmazdı, suratsızdı, şöyle böyle diye.
Hemen karşındaki diyor ki Çünkü ay o da bir şey mi?
Benimki bana neler neler yaptı.
Asla sizin derdinizi beğenmiyorlar ve küçük görüyorlar.
Şikayet seviyelerini de daha sonra daha çok daha çok arttırıyorlar.
Şikayet yarıştırıyorlar, dert yarıştırıyorlar.
İşte bunlar karakter arkadaşlar.
Yani yaşadığınız yerde görüştüğünüz insanlarla da şekilleniyor sizin karakteriniz.
Ve karakterinize göre bazı adımları atıyor ya da atmıyorsunuz.
İbni Haldun mesela yaptığı araştırmalarda diyor ki iklim diyor.
karakterinizi etkiler.
Bak bu okey. İklimi etkilemesi okey tamam.
Mesela şöyle söylemiş bulduğu araştırmalar sonucunda sıcak iklimlerde yaşayanların daha sakin daha yumuşak olduğunu soğuk iklimlerde yaşayanların daha sert ve daha cesur olduğunu söylemiş.
Açıklaması da şu şekilde çok sıcak coğrafyada tarım yapıyorsunuz diyor.
Yıl boyunca büyük tehlikelerin olmadığını söylüyor.
Dolayısıyla da insanlar yumuşaklar ve şikayetsizler.
Düzen kuruyorlar çünkü.
Çünkü bu da uyumlu yumuşak karakterler oluşturur diyor.
Ama çok soğuk coğrafyada hayatta kalmak zor.
Her gün mücadele içindesiniz ve dayanıklı ama sert, stresli bir karakter yaratacağını söylüyor.
Hatta İbni Haldun iklimin bedenimize, görünüşümüze de etkisi olduğunu söylemiş.
Sıcak iklim insanı zayıf ve uzun olur.
Soğuk iklim insanı ise iri ve dayanıklı olur.
Misal. Bizde hepsi var.
Bizde hepsi olduğu için galiba her türlü insan var.
Yani İbni Haldun'a göre coğrafya huyumuzu, tipimizi, inancımızı, cesaretimizi, korkularımızı, değerlerimizi şekillendirir.
Peki biz neler yapacağız arkadaşlar değil mi?
Coğrafya kaderde dememek için neler yapacağız?
İbni Haldun diyor ki...
Eğitim yapacaksınız diyor.
Kendinizi eğiteceksiniz diyor ki zaten bizim atamızın da her fırsatta söylediği şeydir.
Çocuklara bile seslenmiştir.
Eğiteceksiniz, okuyacaksınız, kendinizi geliştireceksiniz demiştir.
Aristoteles'in bir sözü vardır.
İnsan toplumsal bir hayvandır der.
İbni Haldun bu sözü alıp bambaşka bir boyuta taşımıştır.
İnsan eğitimle...
Aristoteles'in tanımından sıyrılabilir demiştir.
Çünkü insan ne? Düşünen bir varlık.
Öğrenen, anlayan, icat eden bir varlık değil mi?
Bizim düşünme, anlama, öğrenme ve icat etme ile alakalı olarak eğer eğitimler alırsak bunları çok rahat yapabilecek potansiyellerimiz var.
Hatta arkadaşlar yine İbni Haldun Müslüman olduğu için onu yine söyleyeyim.
Hazreti Muhammed'in de bir sözü vardır.
İlim Çin'de bile olsa alınız demiştir.
O zaman coğrafya kaderimdir deyip yorganlarımızın altına sığınıp ağlamak işini bırakalım.
Ve eğitime, öğrenmeye her fırsatta sürekli öğrenerek kaderimizi kıralım.
Bu bölümün sonuna geldik arkadaşlar.
Sosyal medyada bekliyorum sizi.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Görüşmek üzere. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
