
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Çocukluğumuzda yaşadığımız travmaların vücudumuza etkileri üzerine bir podcast.
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Merhaba Alternatif Vizyon''a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün sizlerle çocukluğumuza iniyoruz.
Orada bir yerlerde şu anda yaşadığımız fiziksel sorunlarımızın, ruhsal sıkıntılarımızın başlangıç zamanını bulup çözüme ulaştırmak istiyorum.
En azından sizlere belki bir yol göstermiş olurum.
Bunu yine kendi yaşadığım bir olayla örneklemeye çalışacağım sizlere.
Nedir bu çocukluğumuza inmek?
Bu şu meşhur cümle nereden çıktı?
Psikologların kullandığı bu cümle Freud 19.
yüzyılın sonlarına doğru psikanaliz teorisini geliştirirken hastalarının çocukluk deneyimlerinin yetişkin yaşamlarını etkilediğini ve bu nedenle çocukluk dönemine dönük
analizlerin önemli olduğunu vurgulamış.
Psikanalist, psikoterapi bunları psikolojiye kazandırarak psikolojinin babası olarak kabul edilmiş Freud.
Freud'a göre hiçbir şey kaza veya tesadüf değil.
Zihnimize öylesine gelen hisler, düşünceler veya istikler bile aslında bilinçaltına ait bir arzunun Anlaşılmaz bir biçime ve bu konuda çok güzel bir kuple
cümlesi var Freud der ki ifade edilmemiş duygular asla ölmez sadece diri diri gömülür ve sonradan daha korkunç şekillerde tezahür.
Acaba Freud bu durumu nasıl farkına vardı değil mi?
Bazen böyle cümleleri okuduğum zaman hani acaba bu filozof, bu düşünür işte ne yaşadı da böyle bir cümle kurmak zorunda kaldı ya da o anda aklına hangi olay geldi ya da nasıl bir olaya şahit oldu diye aklımdan geçmedi
değil. Hatta bu cümleyi okuduğum zaman Frodo'nun çocukluğunu düşündüğüm zaman suçlayan bir kişilikti galiba.
Böyle düşünüyorum. Hani biz deriz ya bazen hep annemin yüzünden olduğu, babamın yüzünden olduğu işte bu kadar korumacı olmasalar da belki şimdi dövüşçü olurdum, şöyle olurdum.
Şaka yapıyorum tabii ki. Bununla ilgili herhangi bir bilgim yok.
Herhangi bir... Araştırmalarda da böyle bir bilgiye sahip olamadım.
Freud'a selam olsun.
Bu espriyi yapmışken şunu da söylemiş olayım.
1960'ların sonlarında bu aile koruması ile ilgili psikolojik bir araştırma yapılıyor.
Aşırı koruyucu aile ortamında büyüyen çocukların ilerleyen yaşlarda bağımsızlık eksikliği ve kaygı sorunları yaşama olasılığının daha yüksek olduğu görülmüş.
Bu çocukluğun yetişkinliği ruhsal olarak etkileyen ilk araştırmalarından biri bu arada.
Son olarak da sanırım 2000'li yıllarda çocukluğumuzdaki stresli olayların bizi fiziksel olarak da etkileyebileceği yani kronik bir hastalığa sebep olabileceği görülmüş.
Bilimsel olarak da kanıtlanmış.
Freud'un gözleri yaşlı yıllar öncesinde söylemiş.
İşte ancak kanıtlanabilmiş maalesef.
Netflix'te bir dizi var Jeffrey Dahmer.
Biliyorsunuz durumu izleyenleriniz mutlaka vardır.
Bayağı bir popüler oldu çünkü çıktığı an itibariyle.
Gerçek bir seri katili çocukluğundan bu zamana kadar nasıl gelip nasıl bir seri katil olduğunu anlatıyor.
Ailesinin sevgisizliği, ilgisizliği, babasının onunla vakit geçirmek için çok yanlış uğraşlar edinmesi onu bir seri katil haline getirmiş ne yazık ki.
Mesela ben burada şu konuda çok şaşırdım.
İşte Instagram'da olsun çevremdeki bazı kişilerden hani biraz daha konuşsalar böyle yorum yapsalar yazık adama vah vah çocukluğunda neler yaşamış.
Seri katil olmuş gibi cümleler duydum.
Yok artık tabii ki.
Ama o kadar da değil.
Ama insanların bu çocukluk psikolojisinin etkilerinin farkında olması en azından iyi bir ebeveyn olmalarındaki ilk adım ya da eğer çocukları varsa bunu söyleyenlerin bunun farkında olmaları bence güzel
bir şey. Sana bir sinek masalı anlat...
Anlat, anlat demekle olmaz.
Sana bir sinek masalı anlatayım mı?
Anlatma, anlatma demekle olmaz.
Sana bir sinek masalı anlatayım mı?
Ya yeter, ya yeter demekle olmaz.
Sana bir sinek masalı anlatayım mı?
Nilay örneğin bütün iyiler biraz küskündür kitabını okurken hiç de o anı anımsatacak bir durumum yokken bu mısraları okumaya başladığım anda korkunç bir mide ağrım başladı.
O mu bu mu ya nereden çıktı şimdi bu ağrı derken 12-13 yaşlarında annemle yaşadığım bir olay geldi aklıma ve 20 senedir çektiğim bu mide ağrıları, mide şişkinlikleri, o doktor doktor hastane
hastane gezdiğim hiçbir sonuç alamadığım içliğim, lansorlar, gaviskon ilaçları kullanan çok yiyebilir bu ilaçları.
Bunların sayısını unuttuğum, doktorların streste olabilir.
İşte yediklerine, içtiklerine dikkat et diye sürekli olarak o boş avuntular gibi dinlediğim telkinler geldi aklıma.
Ne yazık insanın kendi kendine verdiği bu zararlar ne yazık.
Lise 1 sınıftayım. Ablam İstanbul'a çok uzak bir üniversite kazandı.
Kendileri ilk çocuk olur. Annem hala kabul etmese de özellikle o dönemler çılgın bir düşkünlük yaşıyor ablama karşı.
Üniversiteye başlayacağı günden bir iki gün önce işte onu o şehre götürüyor.
Ben de her zamanki gibi sabah kalkıp okulu hazırladım.
Evden çıktım. Okul yolu da böyle çok kasvetli, dar bir yol.
İşte yan tarafında cami var.
Tüm detaylar aklımda şu anda.
Caminin kasvetli olması ile bir alakası yok.
Sadece detay aklıma geldiği için söyledim bu arada.
Yanlış anlamayın lütfen. Baktım anne...
geliyor karşıdan. Cenazeden geliyor gibi.
Böyle eli yanağında vah vah demiş.
İşte öncesinde bol bol ağlamış.
Kafasında milyon tane senaryo kurmuş belli.
Beni gördü. Bana bakarak bana doğru...
Yürüyor ama gördüğü ben değilim.
O kadar eminim ki hani diyoruz ya işte söylüyorum kanıtlayamam diye öyle bir cümle vardı.
O anda ablamı gördüğüne ya da ablamın olmasını umduğuna yemin edebilirim.
Yani en azından gözlerindeki o bakıştan bana öyle hissettirdi.
Ben hemen ona doğru işte yürüdüm, sarıldım, hoş geldin vesaire diye.
Annem bana hiçbir şey demedi.
Yine böyle boş gözlerle baktı.
Ben yani burada bir diyalog olmadı.
En azından bir iki kelime.
Günaydın kızım, okula mı gidiyorsun?
Hani ne bileyim işte geç kalma akşam.
Kahvaltı yaptın mı? Yok yani hiçbir sözü yok.
Yok şu bile olabilirdi o anda.
Yani hani belki ağlayabilirdi zaten.
Bütün yolculuk boyunca ağlamış.
Belki ablanı bıraktım, kızım oralarda çok uzak vs.
vs. beraber ağlardık.
Ben de en başta o beni gördüğü zaman isteklerimi unutuverirdim.
Üstüme bir toprak atardım.
Öyle olmadı. Sözsüz müzik gibi böyle dram müzikleriyle uğurladık annemi eve.
Bu biraz önce söylediğim hikaye var ya anlatayım hikayesi.
Şu şekilde oldu. O gün okulda birkaç çocuğun bunu sürekli...
söylemeleriyle bütün günü geçirdim.
Maruz kaldım.
Dili gibi mide ağrısı çektim o gün.
O saniyede anladım ki benim mide ağrılarımın sebebi bu.
Yani ben o hikayeyi o diyaloğu okuduğum anda mideme ağrı girdi ve daha sonrasında midemin ağrısıyla o diyalogdaki gün yaşadıklarım, annemle yaşadıklarım şeyler aklıma
geldi. Ben Bu yaşıma kadar yani yaklaşık 20 senedir bu konuda hiçbir zaman iletişim kurmadım annemle.
Karşısına geçip böyle çat çat diye anlatmadım hissettiklerimi.
Yargılamasından mı korktuğum, böyle bir duygunun ne olduğunu tanımlayamadığım için mi söyleyemedim ya da bunu anlatırsam acaba kıskançlıkta suçlanır mıyım diye düşündüm bilmiyorum.
Tek bildiğim bana o sırada günaydın nasılsın gibi kelimelerin bile söylenecek olması 20 senedir çektiğim bu mide...
ağrısını dindirecekti belki de.
Çünkü bu durumu fark ettiğim günden beri bir saniye dahi bir mide ağrısı yaşamadım.
Belki bu durumdan dolayı kalıcı bir rahatsızlık verdim kendime.
Beynim o histen kurtulamadığı ya da kabul edemediği sürece ilerleyen günlerde tekrar yaşarım.
Bilmiyorum. Böyle durumlarda bence çözüm bastırılan duyguların sağlıklı bir şekilde dışa vurulması.
İçinizde tutmayın, anlamsız yükler altına girmemek, duygularımızı ifade etmek.
Ben annemden ayrılıp yoluma devam ettiğimde tüm renklerimi kaybetmiş gibi hissettim.
Siyah bile yok. Şeffaf geldi o an her şey.
Anlamsız, sebepsiz.
İşte madde maddedir.
O anda mesela kuş gördüm.
Kuş kuştur. Ağaç gördüm.
Ağaç ağaçtır gibi böyle kendi kendime mırıldanmış halde bulduğumu hatırlıyorum.
Yani kendimi ikinci plandaymış gibi hissettim.
Önemsiz biri gibi. Bu olayın merkezinde duran kişi aslında annem değil.
Bendim. Şimdi görebiliyorum.
Aslında kendi kendimizin merkezindeyiz.
Karşımızdaki kişi kim olursa olsun hislerimizi yönetmesine izin vermemeliyiz.
Bu beden bizim ve yaşamak istediğimiz duyguları biz seçmeliyiz.
O gün hıçkıra hıçkıra ağlayarak uyumak çok işe yarayabilirdi bence.
Sonradan bunu düşündüm.
Ama ben büyük ağaç dalında sallanan...
O bir yaprak sessizliğinde uyudum o gece.
Bu dünyadaki en büyük sınavımız birbirimiziz aslında.
Geçenlerde Twitter'da bir yazı okudum.
İşte bir kişi yazmış bu Türkiye ekonomisiyle alakalı.
İşte herkes birbirinin YouTube'u YouTube açsın ve herkes birbirinin YouTube'una üye olsun.
O zaman hepimiz kalkınırız, hepimiz birbirimize yardımcı oluruz diye.
Nedense... Bu hepimiz birbirimizin sınavıyız cümlesini duyduğumda bu aklıma geliyor.
Çocuğun içindeki büyük yardımseverlik ortaya çıkmış.
İşte çocukken annesinden büyük terlikler yiyen, büyük sorunlar yaşayan vardır Ayça Buda.
Olay mı senin yaşadığında vesaire diye ama ben bu olay karşısında sessiz kaldığım ve duygularımı gerçekçi bir şekilde yaşayamadığım için ve doğru bir şekilde ifade edemediğimden dolayı maalesef
böyle bir fiziksel sorun yaşadım.
Böyle bir kaygı durumunda kendimden nasıl bir mide ağrılarına sebep olduğunu görmüş oldum.
Nietzsche 1889 yılında yolda giderken kırbaçlanan bir at görür ve aniden atın boynuna sarılıp ağladıktan sonra anne ben bir aptalım der ve bayılır.
Sonrası ise 10 yıl...
Akıl hastanesi. Bu cümleyi neden kurdu?
Neden atı sarıldı?
Tarihte hiçbir bilgi yok bununla ilgili.
Ama benim bir teorim var.
Çünkü Nietzsche insanların karşılıklı olarak birbirlerindeki iletişim kurarken duymuş oldukları duyguların dışarıya ve içe vurumlarıyla alakalı Bu gibi duyguları, bu gibi düşünceleri savunan
bir filozof. O yüzden benim teorim şu şekilde.
Bence annesinden dayak yedi ya da çok dayak yedi ya da birkaç kere dayak yedi bilmiyorum.
Mutlaka dayak yediğini ve dayak yerken annesinden özür dileyerek aptal bir hata yaptığını söyleyen bir çocuk olduğunu düşünüyorum.
O atta da kendi duygularına ve o olay anındaki hislerini tekrar yaşadığını gördü.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
