
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Ayıp ,yasak diye cinsellik öğretilmeyen kendi vücudunu keşfedemeyen kızlar sizce erkeklerle eşit toplumsal yargılarla büyütüldük mü ?
***
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba arkadaşlar, Alternatif Vizyon''a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Biz kadınlar maalesef kaybetmeye mahkum edilmiş şekilde tasarlanmış bir dünyada yaşıyoruz.
En baştan beri bu, bu şekilde oldu değil mi?
Kadınları daha yüksekleri hedeflemeye, daha hırslı ve daha özgüvenli olmaya davet eden bir podcast bölümü yapmaya çalıştım bugün.
Bugün arkadaşlar cinsellik ve utanç üzerine, kadınlar üzerinden toplumsal kabul edilişlerinin ateşinde yanan ve hayal güçlerine vurulmuş zincirleri biraz...
olsun kırmak istiyorum ben.
Çünkü gidişat artık kadınların cinsel bir devrime ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.
Bedenlerinden utanan, sürekli dekoltelerinin sınırlarını ölçmeye çalışan, ortamına ayak uyduracak kıyafetler seçmekten yorulan biz kadınlar için bu podcast'in bir kıvılcım yaratmasını umuyorum.
Şu anda Türkiye'den Mısır'a, Amerika'dan Hindistan'a, Çin'e kadar dünyanın dört bir yanından kadınların taciz, hayatta kalmak, işte yılmazlık hikayeleri, utanmalarından dolayı yaşadıkları tır...
travmalarla ilgili hikayeler geliyor aklımıza değil mi?
Duyuyoruz bunları, okuyoruz.
Önümüzde göremediğimiz şeyi örnek almamız çok zordur.
Bu yüzden çocuklarımıza, çevremize, diğer başarmak isteyen kadınların kol kola girerek, beraber çalışarak, toplumsal kabul edilen duvarları yıkarak örnek olmaları gerekiyor.
Bu bölümde bugün bu yüzden yapacağım arkadaşlar.
Bağlı kaldığım bir kitap yok bu sefer ama şunu söyleyebilirim.
Küçük bir duygu esanı olduğum bir bölüm oldu.
Duygu esanayı biliyorsunuz.
1987'lerden beri kadının toplumdaki yerinin eşitliği için savaşan bir yazar.
Aynı zamanda bir gazeteci ve çok büyük bir feminist öncüsüydü.
Özellikle Kadının Adı Yok kitabı belki okuyanlar vardır.
Onlarca kez baskıya girdi.
Bir ara yasakladılar. Sonra yasağı kaldırdılar.
Tekrardan basılmaya başladı.
Yani çok okunan, çok sevilen bir kitaptı.
Kimileri ona erkek düşmanı, kimileri de kadın hakları savunucusu diyorlar.
Biraz kemerleri sıkalım.
Çünkü ben bugün biraz sıkacağım galiba arkadaşlar bir şeye.
Çok köşeli ve köşeleri uçlu olan bir bölüm oldu.
İnşallah bu bölüm benim elimde patlamaz arkadaşlar.
Hadi başlayalım. Aynen Google'da yazılan toplumda kadının tanımını söyleyeceğim şimdi size.
Diyor ki Google amca... Toplumda kadın annedir, şefkattir, özverinin simgesi, ailenin temelidir.
Çoğu zaman değil her zaman gözünün nuru, hayatın can damarıdır kadın.
Ya birinin eşi ya birisinin kızı işte aynen bu şekilde görülüyor kadın toplumda.
Duygu Esan'ın tam olarak söylemek istediği ve yıllarca savaştığı şey de buydu.
Bizler sadece kadınız, insan olarak kadın.
Yani birinin bir şeyleri olmak zorunda değiliz.
Birey olarak toplumda görülmediğimiz için...
hala binlercemizde maalesef katlediliyor arkadaşlar.
Doğan Cüceloğlu'nun bir konuşmasında dinlemiştim.
Çocuklara karakter olarak bir benlik verilmediğini söylüyordu.
Yani mesela birisini bir amcayla, bir arkadaşıyla diyelim çocuğunu tanıştıracak.
İşte diyor ki bu da benim iki numara.
İşte bu da benim küçük oğlan diyor.
Yani onun Ahmet olduğunu, Mehmet olduğunu yani onun bir birey olduğunu söylemiyor.
O yüzden hep birilerinin bir şeyi olmak zorunda kalıyor insanlar.
Ve kadınlar ayıp kelimesinin ağırlığında pestilemiş çıkmış durumda.
Yıl 2024. Biz hala İstanbul Sözleşmesi diye sadece yaşama hakkı için bile bize bir seçenek sunmalarını bekliyoruz.
Bakın Duygu Ayasene diyor ki, kadınlar kendileri olmak istiyorlar.
Kendi adımlarıyla anılmak istiyorlar.
Evlilikten bekledikleri de dostluk ve saygı.
Ve bu ikisi eşitliğin olmadığı yerde olamaz.
Genel olarak toplumdaki kültürümüz ayıpla yürütülen kız çocuklarıyla dolu.
8-9 yaşlarında başlıyoruz ayıp kelimesini öğrenmeye.
3-4 yaşında giyilen kısa etekler biraz daha büyüdükleri zaman o etek boyları uzamaya başlıyor değil mi?
10 yaşındaki kızına bir anne bluz seçerken ay olgunlaşmaya başlamış bunlar.
Ortalıkta sapık dolu diye o iç sesle tişört seçmeye başlıyor artık anne.
Peki erkek ve kız çocukları eşit bir şekilde büyütüldü mü sizce?
Yani bizler diğer erkek çocuklarıyla eşit büyüdük mü?
Ve eşitliği yaşayan kadınlar adamlar olduk mu acaba?
Hayır böyle olamadık. maalesef.
En gözümüze sokulan bir olgudan bahsedeceğim.
Bir tanesi fiziksel yaşanan olması mecburi ve kaçınılmaz bir olayın utanç duyulması.
Biraz düşünün ben söyleyene kadar bunun ne olduğunu.
Saklanması gerekiyor bu olgunun.
Bir diğeri de mecburi olmayan ama dini inançlardan ötürü yapılan böyle cümle cemaate şarkılarla, eğlencelerle yemeklerle duyurulan bir olgu.
Ne bu olgu arkadaşlar? Aklınıza gelmiştir bence.
Bir tanesi sünnet. Diğeri de kadının aybaşı olması.
Bu ikisinin Yaşarkenki toplumun ve ailenin tavrı farkındalığın mezara gömüldüğü yer.
Tam olarak orasına. İşte hani farkındalıkla ilgili konuşuyoruz ya.
İşte bizim farkındalığı, bakın dilim sürtütüyor yine.
Farkındalığın tanımını aslında bu yaşlardan biz öğrenmeye başlıyoruz.
Kız artık aybaşı olduğu için ya sokağa çıkartılmıyor ya da belli saatlere kadar sokakta kalabiliyor.
Daha da ilerisi vardır ki belki sizin başınıza umarım gelmemiştir.
Ya da bir çocukken bir arkadaşınızın başına gelmiş olabilir.
Belki şimdi tanıdık gelecek size.
Bisiklete bindirmezler değil mi böyle olan kızlara?
İzin vermezler. Ona zarar vereceğini söylerler.
Yani bu gerçekten mantıksızlığın dibi.
Çünkü o kendince mantık yapbozlarının yerine oturtmuş.
O kafada onu ayarlamış ve ona artık o ayıp.
O kız artık bisiklete binemez.
Ona zarar vereceğini düşünüyor.
Sanki fiziksel olarak çok farklılıklar yaşamış gibi ona izin verilmiyor bisiklete binmesi.
Yani çocukluğunda yaşaması gereken, çocukluğunda alması gereken en büyük mutluluğu elinden almış oluyorlar o çocuğun.
Sonra mesela marketten pet alacağız.
Normal bir ihtiyaç değil mi bu?
Petler nerede? Nerede markette?
Eskiden daha doğrusu şu anda biraz daha ön planda ama en arkalarda o deterjanların olduğu yerde.
Peki erkeklerin kullandığı o balonlar nerede?
Kusura bakmayın. Kasalarda ya.
Böyle hani böyle kasada bekliyorsunuz.
Kasaya kartı veriyorsunuz.
Şifreye gireceksiniz. Ya da sizden işte eğer üyesiniz telefon numarasını istiyor bekliyorsunuz.
Bir bakıyorsunuz kocaman böyle okey yazısı.
Gözünüze gözünüze sokuyorlar.
Eee ayıp bir anda yok oldu.
Kadının bu pet muhabbeti yani çok kısa bir süredir aslında Aslında biraz daha ön planda.
Hani kampanyalar vesaire var diye sanırım artık markalar çok fazla bunu önemsemeye başladı.
Tabii sosyal medyanın da gücünden dolayı daha fazla ön planda oluyor.
Ama şundan 2-3 sene kadar bu işler hiç de kolay değildi.
Lisedeyken mesela bir kız elbaşı oldu diyelim.
Allah hayat onun için durur.
Bunun işte pedi var, ağrısı var.
Böyle fısır fısır sorardık yanımızdaki arkadaşımıza.
İşte pedin var mı ya?
İşte saklardım, utanırdım.
İşte bir yerin ağrıdığı zaman kimse anlamasın diye sessiz kalırdım.
Yani sanki onun organını...
olması ayıp gibi, kusur gibi.
Ama diğer bir yandan bakarsan erkekler normalde bile konuşurken bu kusur dedikleri cinsel organları ne kadar rahat söylüyorlar değil mi?
Yok bilmem neyini ne yapayım mesela?
Ne kadar rahat kullanılıyorlar?
Onlar söylediği zaman bu kelimeler ayıplıktan çıkıyor.
Hayatınızda mutlaka bir kere maça gitmesinizdir değil mi?
Bütün küfürler hepsi cinsel organlarla ilgili.
Bir şey yapmakla böyle, bir şey becermekle ilgili koyduk, ektik, vurduk.
Hep aynı muhabbetler. Hep böyle bir güç gösterisi.
Hep bunlara maruz kaldık.
Hep bunları duyuyoruz. Yine ne oldu?
Erkeğe ayıp olmadı.
Ama senin marketten pet alman ya da o hasta olduğun için arkadaşlarından fısır fısır sormana sebep oldu bu ayıp kelimesi.
Mesela sünnetten bahsedelim biraz.
Tamam çocuk sünnet oldu.
Düğünler, yemekler, araba süslemeler, hediyeler, takılar.
Ya bir saniye. Yine ayıp ayıstınız arkadaşlar.
Yine ayıp gitti. Benim kontrolüm dışında gelişen bir fiziksel olay.
Ayıp diye nitelendiriliyor.
Şimdi de oğlunuzun erkekleye adım atması nasıl da ataşa yazılıyor?
Bunu ben gerçekten anlayamıyorum.
Şimdi beni tanıyanlar biliyor. 13 yaşında bir oğlum var.
Biz de sünnet yaptırdık.
Hani sanmayın yaptırmadık.
Tabii ki biz de inançlarımız gereği.
Sağlık açısından da böyle bir karar verdik.
Hastanemize gittik. Sünnet olduk.
Evimize geldik. İşte büyüklerimiz geldi.
Güzel dualarımızı aldık.
Kendi aramızda yemeklerimizi yedik.
Güzel niyetlerle hayırlara vesile olmasını dileyip bitirdik bu olayı.
Madem dini bir olay bu sünnet.
O zaman ne? diye çalgı çenge bir sürü olay yapılmasına karşı değilim.
Bakın yanlış anlaşılmasın.
Yapanlara da saygı gösteriyorum ama hani bu tarz bir cinsel organın dahil olduğu bir konunun bu kadar düğünlere konu olmasıyla beraber çok normal gibi karşılanırken nasıl olur da kadın tarafında bu olay
bu kadar ayıp gibi karşılanıyor?
Buradaki toplumsal normların yanlışlığından bahsetmek istiyorum sadece.
En başlarda dediğimi hatırlayın.
Ben bir erkek annesi olmadan önce öncelikle bir kadınım.
Dolayısıyla toplumun bu eşitsizlik tuğlalarıyla ördüğü kalıplardan artık çıkılması gerektiğini düşünüyorum.
Başka bir eşitsizlikten bahsedelim.
Genel olarak toplumda namus deyince akla ne gelir?
İlk kadın gelir değil mi?
Frida diyor ki Ahlak ve namus deyince sadece kadından konuşmaya başlayan herkes ahlaksız ve namussuzdur.
Kaçınızın annesi aldatılıp babanızı affedip onunla yaşamaya devam etti?
Umarım yine bu grupta değilsinizdir ama.
Kaçınız ya da aldatıldı ve onu affederek ilişkinize ya da evliliğinize devam ettiniz?
Peki ya durum tam tersi olsaydı affeder miydi sizce babanız Ahmet amca olsun aldattığı adam diyelim annenizi?
Affeder miydi sizce babanız annenizin Ahmet amca ile birlikte olmasını?
Kültürümüze bakınca çok zor.
gibi duruyor değil mi? Söylerken bile bana bir garip geldi.
Yani benim babam asla affetmezdi çünkü.
Yani babam İstanbul'da doğmuş büyümüş.
Eski futbolcu birisi.
Hani bu tarz şeyleri de eminim ki çok görmüştür, duymuştur.
Çok da uzak olduğu konular olduğunu düşünmüyorum açıkçası ama asla affetmezdi eminim.
Peki bu durumda sizce bir tür eşitsizlik yok mu?
Yani böyle bir eşitsizlik yaşamıyor mu kadınlar?
Çünkü yetiştirme ve geleneksel kadının cinsel rolünden dolayı o geleneksel kadının rolünün dışına çıkamıyor.
Toplumumuzda kız çocukları yetiştirilirken cinsellikle ilgilenmemeleri öğretiliyor.
Cinselliği olan ilgilere ve aktiviteleri kısıtlanıyor.
Kadınlar da sadece evlendikten sonra eşine cinsel anlamda yanıt vermeleri toplum olarak doğru bulunuyor.
Yalan mı arkadaşlar? Genel olarak böyle bir olgu yok mu?
Biraz belki şu an sosyal medyanın da bence etkisiyle farklı bir şeyler yaşanmış oluyor ama bence genel olarak toplumumuzda hala bu şekilde.
Erkek yapınca ne oluyor?
Elinin kiri. Kız yapınca alnının karısı oluyor.
Yalan mı? Kıza diyorlar ki adın çıkacağına canın çıksın.
Erkeğe de forever fun.
Arzu Erkman'ın bir konuşması var arkadaşlar.
O kadar güzel bir konuşma ki bu.
Orada söylüyor bu cümleleri Arzu Hoca.
Diyor ki bir de kızlar hep o özel olan şeylerini yani şu elmaslarını diyelim korusun diye büyütürdüler.
Saklanması gerektiği söylendi.
Bir yandan da cinsellik ne oldu öğretilmedi.
25 yaşında evlenen bir kızı düşünün.
O kadar yıl koruması gerektiğine inandırılmış.
Ayıp, günah diye korkutulmuş.
Sonra evlenmeden bir gün önce annesi ya da eşinin annesi karşısına geçip kızım bak kocanın yatakta bilmem neyi olacaksın diye övütleniyor.
E ne oldu yine şimdi? Bugün yalnız bu e ne oldular çok olacak.
Bunu hazırlayın kendinize.
E bu kız korkuyla beraber utanmaya başladı.
Şimdi de başkasının memnun etmesi gerekiyor.
Hüseyin Rahmi Gülpınar bir romanında diyor ki bu memlekette kızlar için ayıp olmayan ne var acaba?
Yani Türkçe'de arkadaşlar ayıp kelimesi en çok...
Çok kullanılan kelimelerden biriymiş.
E siz bu kızı her şeye ayıp ayıp yasak diye büyüttünüz.
Şimdi bu onu yapmayı yani öyle bir karaktere bürünmeyi nasıl yapacak ki?
Belki kocası sabırlı değil bekleyemeyecek.
Farklı belki ihtiyaçları olacak.
Farklı taleplerde bulunacak.
Nasıl olacak bu çocuk? Utanacak ailesini de anlatamayacak.
Nasıl yapacağız arkadaşlar biz bunu ya?
Gerçekten çok zor durumlar bunlar.
Bakın Türkiye'de 2006 yılında yapılanı bir araştırmaya göre kadınların %86'sı ev içinde aile...
cinsel konuları konuşamadıkları görülüyor.
Burada kastımız oturup da bir birlikteliğin hazı değil.
Anlatmak istediğimiz konu değil.
Yani sadece olarak. Bu işin sizi...
İksel tarafı ile ilgili doğrular, yanlışlar, olması gerekenler, olmaması gerekenler, psikolojik tarafı bunlar asla konuşulmuyor.
Alıyorlar yani sizi, hiçbir şey bilmeyen birisini bir karanlık kuyuya atıyorlar.
Ve sonunda da kendisinin cinsel kimliğini oluşturamayan mutsuz kadınlar gündeme.
geliyor. Bunlar çoğalıyorlar.
Eşleri üzülmesinler diye bazı şeylerin taklitlerini yapmak zorunda kalıyorlar.
Cem Mumcu'nun dediği gibi üzerine örttüğünüz her şeyin altında kalırsınız.
Bu sorunları konuşmayıp üzerine örtenler bunları örttükçe onun ağırlığında maalesef büyük mutsuzluklar yaşamak zorunda kalıyorlar.
Kadınların üzerinde zaten bir ayıp, bir namus baskısı var.
Eğer eşi ya da gerektiği kadar açık olamayıp utanıyorsa böyle şeyler yaşamaya da maalesef devam ediyor.
İncil'deki bir hikayeden bahsetmek istiyorum size.
Bir gün zina yaparken yakalanan bir kadını taşlayarak öldürmesi için İsa peygambere getiriyorlar.
İsa biz bu kötü kadını zina ederken yakaladık.
Senin izninle taşlayalım öldürelim diyorlar.
Ya da sen taşla diyorlar İsa'ya.
İsa da diyor ki günahsız olan ilk taşı atsın.
Yuhanna İncil'inde yazılan bir hikaye bu arkadaşlar.
Rivayet değil. Ve kadını kimse taşlayamıyor.
İsa da kadını affediyor.
Ne kadar adaletli bir tavır değil mi?
Bir insanın günah işlemesine şahit olmalarını bile bile görmezden geliyor İsa.
Böyle bir şeyin namus hakkını sorabilmesi için bir insanın en az bir bebek kadar temiz olması gerekiyor çünkü.
Hatta şöyle bir film var.
İsa'nın ölmeden önceki 12 saatini konu alan Mel Gibson'ın yaptığı bir film var.
The Passion of the Chris. Harika bir film.
Üç dalda Oscar'a aday olmuş bu film.
Hatta bu kadın da Monica Bellucci oynuyor arkadaşlar.
Filmin ilk dakikalarından itibaren ağlayarak izledim ben yine.
Yine ağlamak mı? Tabii ki ben.
Ama Çağrı filmiyle biraz yarıştı.
Ama yine benim favorim böyle dini konulardaki filmlerden kesinlikle Çağrı.
Bu filmi de kesinlikle izleyin.
Görsel anlamda da gerçekten böyle şölen olarak izleyeceğiniz bir film.
Yani Mel Gibson yine hakkını vermiş bu filmde de.
Bizler yani toplum olarak ne zaman bu cinsiyet namuslu hayatmalarını yırtabiliriz biliyor musunuz?
Namuslu namussuz kadın yerine erdemli erdemsiz insanlar diyebildiğimizde bu tabuları yıkabiliriz bence.
şöyle bir olay daha var. Kız gibi yapma.
Kız gibi davranma diye.
Nilkara İbrahim Geli yine bir konuşmasında soruyordu.
Ya bu kız gibi yapma cümlesi ne zaman dandik bir olay haline geldi diye.
Yani genelde kadınlar daha beceriklidir.
Onların yaptığı çoğu şeyler daha düzgün olur.
Hani ellerinden kadınların her şeyler gelir.
Hani bilmiyorum o şekildedir.
Böyle bir genel olgu da var. Ama bir beceriksizlik durum söz konusu olduğu zaman özellikle erkek çocuklarına, küçük erkek çocuklarına işte kız gibi kötü yapma falan denir böyle değil mi?
Çok garip. O da bulamıyor bunun cevabını.
Nil de bulamıyor. Bunun cevabını ama bence adam gibi yap şunu cümlesinden dolayı bu getirildi yani bu cümle karşısına.
Bence o yüzden bu cümlede böyle dandik bir haline geldi.
Bizim kadın bedenlerimizin objeleştirilmesinden dolayı biz fark etmeden aklımıza yerleştirilen bir his var.
Bu his kene gibi yapışıyor ve kene gibi yapıştığı zaman da çıkartması zor oluyor.
Doğru bir şekilde çıkartmayı bilmezsek de kalıcı zarar veriyor bu his.
Bedenlerimizin ötegeleştirilmesi.
Ne bu his arkadaşlar? Utanç hissi.
Ya da bedenlerimiz hayranlık nesnesi haline getiriliyor.
Kızlarını büyütürken cinselliği değersizleştiren anneler kalıcı olarak kızlarda hasar bırakmış oluyorlar.
Annelerin cinselliği sadece erkeklerin istediği bir şey olarak görmesi çocuklarının eğitiminin ona göre yapılmasını gerektiriyor.
Yani cinsiyetimiz ne olursa olsun doğuştan sahip olduğumuz bazı libidolar var değil mi?
Bunlar çocuk yaşlarda ortaya çıkıyor ve yanlış bastırıldığı zaman...
çok büyük travmaları oluşturuyor.
Ve kendisini tanımayan, kendi isteklerini, kendi vücudunu, kendi bedenlerini, kendi hazlarını tanımayan kadından ortaya çıkıyor.
Ve nihayetinde de sorumlu ilişkiler, Yanlış evlilikler doğmuş oluyor.
Ve maalesef toplumumuz bu konuda çok büyük bir çifte standart uyguluyor arkadaşlar.
Bir piknikte olduğunuzu düşünün.
İki tane tabak var. Kızların tabağında sadece incir var.
Erkeklerin tabağı da taş gibi ağır.
Her türlü yiyecekten var.
Kızlar her adımlarını tartıyla örtmeye mecburlar.
Ama erkekliğin özgürlüğü sanki hiçbir sınır yokmuş gibi özgür.
Bu çifte standartlar cinselliği bir kadın için gerçekten dikenli bir tel örgü haline getiriyor.
Erkekler için de pembe bulutlarla kaplı bir gökyüzüne sahip olmalarını sağlıyor.
Mesela hiç kendinize şöyle derken buldunuz mu?
Sanırım ben doğru düzgün, dişi enerjisi yüksek olan bir kadın değilim ya.
Hala bir şeylerden utanıyorum, hala eşimden utanıyorum, sıkılıyorum ya da onu çok reddediyorum dediniz mi?
Eğer böyle dediyseniz umarım demiyorsunuzdur ama hala diyorsanız ergenlik dönemlerinizde cevabınızı bulabilirsiniz.
Sizi büyüten kişi, anneniz ya da babanız Allah aşkına ya bu kıyafetle mi dışarı çıkacaksın der miydi?
Ya da saat geç olmadan eve gelmen gerekiyor, eve gel der.
O kızlarla görüşmeni istemiyorum diye size arkadaşlıklarınızda kısıtlamalar yaparlar mıydı?
Ya da fiziksel özelliklerinizle dalga geçen ya da sürekli konuşan bir aileye mi sahiptiniz?
Böyle ebeveynlerinizle büyüdüyseniz eğer maalesef şu anda bu biraz önce söylediğim şeyleri yaşıyor olabiliyorsunuz.
Erkekler için ne kadar kolay değil mi?
Kıyafetlerine karışılmaması ya da otobüsle ya da belki metro ile giderken başka özel araç ya da taksi ile giderken başka kombin yapmak zorunda.
değiller. Bunlar yoruyor arkadaşlar ya.
Gerçekten ben de bir kadın olarak söylüyorum.
Gerçekten ortamına göre ya da gideceğin yere göre ya da gideceğin işte otobüs, taksi neyse.
Hani onlara göre bir şeylerin kararını vermek bilmiyorum.
Yoruyor gerçekten biraz.
Yani iki tane göz işte bize bakmasın, biz rahatsız olmayalım diye hani bir yerlerimizi sürekli kapatmak zorunda olmak.
Hani yanlışlık açılmış olan bir yer gördüğümüz zaman bile ay işte falan deyip böyle bir şok olup böyle bir şaşırıp ay hemen kapatayım falan diye böyle hallere girmek.
Hani otobüste yanımızda oturan Adam iki bacağını pergel gibi açtığı için bacağımız aman değmesin diye iki büklüm oturmak.
Ayaktayken bir yerden el uzanır mı ya?
Yengeç kıskacı çıkar mı bir yerden acaba diye.
Rahat yolculuk yapamamak.
Bunlar o kadar o kadar büyük sorunlar ki.
Mesela eşlerinin kıskançlıklarından sıkıntı yaşayan kadınlar var.
Ben o kadar çok tanıyorum ki.
Kaç tane kadın tanıyorum böyle geçtiklerinde eşleri kıskandığından dolayı gündüz vaktinde bile o perdeleri açtırmazmış.
Hani güneşlikleri olur ya perdelerde.
Onlar hep kapalı. kalırmış ama sonra ilerleyen yaşlarda işte parasızlık ya da geçimsizlikten dolayı eşlerine bin tane erkeğin olduğu otobüslere ya da böyle binlerce erkeğin çalıştığı iş yerlerine para için gönderip
çalıştırmışlar. İşte bu biraz acı dediğim gibi çifte standart değil mi arkadaşlar?
İşte böyle kadınlar çok uzun süre ayıp, günah, yasak kelimelerinin ağırlarında boğulmuş kadınlar.
Bir de bu kıskançlıkla uğraşıyorlar.
Sonra da cinsellik.
Ne cinselliği arkadaşlar? Bunlar yaşayamazlar ki.
Bunlar utanmaktan ya da hayatın zorluklarıyla boğuşmaktan o tarz bir şeyin hazına, zevkine varamazlar ki.
Yok silinmiş oluyor çünkü onlar yıllar içerisinde.
Yani bu beden benim bedenim diye yükseklere çıkamıyor.
O hayatta o şekilde kendisinin, eşinin, işte sevgilisinin söylediği tarzda yaşamaya mecbur bırakılıyor çünkü.
Biraz daha şiddetten bahsetmek istiyorum.
Yani buna değinmeden geçmek istemiyorum.
Aslında çok istemediğim bir konu.
Hani istiyorum diyorum ama çok da konuşmak istemediğim bir konu ama içimde patlamasın.
Yine içimdeki Bülent Ersoy ortaya çıktı.
Aslında bu yoktu ama içimden geldi diye.
Kadına yönelik şiddetin ne kadar...
yaygın olduğuna ve bunu psikopatların değil de o sıradan erkeklerin yaptığı topluma empoze edilmiş durumda.
Yani döven bir koca ertesi gün birleşme talebiyle kadını odasına çağırabiliyor.
O kadar çılgın bir durum ki bu.
Yani insan kendi eşine evli ya da değil sevdiğini nasıl kıyabiliyor değil mi?
Düşünün bu adamlar otobüste, kafede, yolda gördüğümüz manyak olduğunu 10 kilometre öteden anladığımız dahmer değil.
Yani bunlar bildiğin Hasan amca, komşu Hasan amca.
Evde Karısındığı rahatça evden çıkıp kahveye gidip ben günde 3 kere yaparım, 5 kere yaparım, 4 kere yapan diye sallayan tipler.
Ama kadının bir güvencesi yok.
Dayanığa yok. Dayakları bile anlatamıyor kimseye.
Sonra cinselliğine kendisine doğuştan verilen o has hakkını bile ne oluyor?
Zaten alanlar da ne oluyor toplumda?
Kötü kadın gözüyle bakmaya çalışıyor.
Kadınların sürekli olarak katlanmak zorunda kaldığı şiddetin hayatlarını tam olarak anlayabilmemiz için daha kaç tane kadının ölmesi gerekiyor çok merak ediyorum.
Mesela kocasından dayak yiyen ya da kızını baba dayağından koruyamayan bir anne kızının gözünde zayıf bir anne modeli olarak oluşturabiliyormuş arkadaşlar.
Bilinçaltında böyle kalıyormuş.
Sonra bu kızcağızlar büyüdüklerinde cinsel deneyimlerinde zorlanıyorlarmış.
ya da onların kötü bir deneyim olduğuna ya da o şekilde kötü olacağına inanıyorlarmış.
Kendisini annesinin yerine koyuyor çünkü.
Hatta bu ateerkil toplumu başkaldırmak için cinselliği bilerek reddedebiliyorlarmış ya da soğuk oluyorlarmış buna karşı.
Biraz önce de dedim bizim kültürümüzde aile içinde cinsellik çok fazla konuşulmuyor.
Mesela ailecek TV izliyorsunuz.
Cinsel çağrışımı yapan bir sahne çıktı.
Bir öpüşme sahnesi çıktı diyelim.
Hemen kanal değiştirilir değil mi?
Aman aman çok ayıp.
Hemen kapatılır. Çocukların yanında birbirini öpmekten çekilen anneler, babalar yeterince sevgilerini ifade etmezler.
Çocuk da görmez. O mutluluğu çocuk bilmez.
Nasıl bir his olduğunu anlayamaz.
Ve o da aynen böyle bir aileye sahip olur.
Böyle bir ailede büyüyen kadınlar da yine eşlerinde gereken yakınlığı en azından başlarda gösteremiyorlar.
Çünkü cinsel yaşamla yüz yüze geldiklerinde kriz yaşama ihtimallerinin artmasına sebep olabiliyor.
Mesela bir de özgürlük konusu var.
Sizce bizler özgür müyüz?
Özgür olmak başkasına zarar vermediğin sürece her istediğini yapabilmek olarak algılanır.
Öyle görülüyor. Tanımı böyle.
Ama bence özgürlük mümkün olduğunca az şeye sahip olmaktır.
Sosyal medya başkalarının yaşadığı o eve mutlu olabilmek için ihtiyaç duymak.
Her ay yenisi çıkan dudak şişiren lipgloss'lara almaya ihtiyaç duymak.
Bilmem hangi marka grubunun yaz sezonundan mutlaka bir parça satın almaya ihtiyaç duymak.
Bunlar kadınları özgürleştirmekten uzaklaştırıyor.
Bunları satın alırken değiş tokuş ettiğimiz şeyler neler?
Paranız, zamanınız, ona mutlaka sahip olmalıyım diyen bir hırsınız.
Bunların hepsini siz o ürüne teslim etmiş oluyorsunuz ve özgürlüğünüzü vermiş oluyorsunuz.
Çünkü ihtiyaç duyduğunuza inanıyorsunuz.
Ve bunlar da bence kadınları özgürce her istediğini alabilmek darlığında bir eşyaya olan ihtiyaç mecburiyetini büyütmek.
Kadınlar bu yüzden bence bir nevi özgürleşiyorlar.
Şey diyeceğim şimdi, başlarım ulan sizin alışverişinizde de, toplumsal kalıbınızda da diye tam duygu eseri tarzında konuşuyorum ben bu bölümde.
Güzel kadınlar, hayallerinizden ve mutluluğunuzdan sizi alıkoymalarına izin vermeyin.
Bunun yerine sizi mutlu eden, tatmin eden ve gururlandıran her şeyi yapmaya odaklanın.
Becerilerinizi, yetenekleriniz ve potansiyelinizi geliştirmeye odaklanın.
Değerleriniz ve önceliklerinizi yansıtan bir yaşam yaratmaya odaklanın.
Çünkü biz her şeyi...
başarabiliriz bence. Bu bölümde sonuna geldik.
Bölümü kapatmadan önce Melike Şahin'den bizlere gelen konserde yer alan bir cümle var.
Onu da vereceğiz şimdi. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bir podcast
fikriniz var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
