
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Buddha’nın sözleri bir ışık gibi parlıyor ama o ışık gerçekten neyi aydınlatıyor? Yola çıkmaya hazır mısınız?
***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün podcastimizi Buda'nın 3 cümlelik güzel bir sözüyle açalım.
Her şey yükselir ve sona erer.
Bunu gördüğünüz an her üzüntünün üstünde olursunuz.
Bu parıldayan yoldur.
Aslında hep peşinde olduğumuz şeyin, mutluluğun acıya üzülmemek olduğunu söylüyor bu da.
Hayatta her şey yükselir ve sona erer.
Acıyı tanımadığımız için geçip gideceğini bildiğimiz halde hiç gitmeyecek gibi düşündüğümüzden dolayı belki de o devamlı mutluluk halini yakalayamıyoruz.
Çünkü acının bir gün...
Bizden gideceğini bilsek özgürlük kapımızı açmış olacağız.
Ama bunu bazen öğreniyoruz ama sanki hiç öğrenmemiş gibi davranıyoruz.
Yani biz aslında gerçekte özümüzde acıyı bilmiyoruz ve onu üzüntüyle karşılaştırıyoruz.
Ve bundan dolayı da mutlu olamıyoruz.
Peki bunu neden yapamıyoruz?
Bize bu konuda bir prens yardımcı olacak arkadaşlar.
Buda'dan bahsediyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim.
Bu biyografi podcast bölümü değil.
Buda'nın parıldayan yolda.
Yani o yolda yürüyebilmek için Buda'nın bize söyletilerinden, söylemlerinden daha doğrusu bahsedeceğim.
Şimdi o şu anda biz onu Buda olarak anıyoruz değil mi?
Aslında tam adı Siddhartha Gautama.
Çok farklı okuma şekilleri var.
Ben bu şekilde okuyorum. Telafımız bu şekilde.
Buda M.Ö. 561 yılında Hindistan'da bir prens olarak dünyaya geliyor.
Şimdiki Nepali sınırları içerisinde bulunan Kapilavassus krallığının prensi arkadaşlar.
Bir prens ve doğal olarak...
Nasıl bir hayatı var? Çok lüks.
Çok lüks içinde yaşıyor, zenginliği var, konfor hepsi mevcut ne ararsan var.
Çocukluk ve gençlik döneminde sarayın dışındaki hayatı hiç görmüyor.
Çünkü ailesinin ona çok düşkün ve çok korumacılar.
Onun herhangi bir şekilde işte acı duymasını, üzüntü çekmesini istemiyorlar ve bu sebepten dolayı da dışarı çıkmasına izin vermiyorlar.
Tam 29 sene boyunca bu şekilde yaşıyor Buda.
Yani krallığın sınırları içerisinde yaşıyor ve o sırada da evleniyor, bir tane de çocuğu oluyor.
Derken Buda... Diyor ki ya ben içsel bir huzursuzluk içindeyim.
Kendimi tam olarak hissetmiyorum.
Hepimizin dediği gibi.
Ve dışarıdaki dünyayı da öğrenmek, görmek istiyorum diyor.
Yardımcısıyla beraber bir gece krallıktan kaçıyorlar.
İşte hani diyoruz ya nereden biliyorsun altının üstünden daha iyi olmadın diye.
Bu da tam olarak bunu yaşamış.
Yani düşünün o kadar zenginliği, o kadar rahatlığı bırakıyorsun.
İşte nasıl söylenir ki bu nasıl tarif edilir?
Çitlerden atlıyorsun bir şekilde kaçıyorsun.
Parayı pulu bırakıyorsun çoluğunu, çocuğunu, eşini, aileni geride bırakıyorsun.
Ya ben içsel huzuru bulacağım diye çıkıp gidiyorsun.
Ya sanki şey gibi değil mi? Bir ruhsal bir çağrı gibi.
Yani sanki bu adamın yapabileceği şey buymuş.
Yani bu işi sadece bu adam yapabilir ve bu adam şu anda o krallığın içerisinde bunu çitlerden dışarıya bir almamız lazım demişler gibi bir hikayesi var.
Ve Buda'nın Budist öğretilerinde önemli bir yer tutan dört tane karşılaşma hikayesi başlıyor arkadaşlar.
Birçok Budist öğretisinde bu geçer yani fiziksel bir kaçış değil daha çok zihinsel bir serüvenin başlangıcıydı diyor.
Şimdi arkadaşlar bakın dikkat edin.
Bütün başarı hikayeleri dünyevi başarılarla ilgilidir değil mi?
Bu podcast kanalında da hep fakirlikten, yokluktan gelenlerin zengin oluş hikayelerini anlattık.
Başarı hikayelerini anlattık değil mi?
Başarı deyince çünkü ilk başta zaten akla gelen çok para kazanmaktır, ünlü olmaktır.
Ama bu da tam tersi.
Adam eliyle itmiş hepsini.
Onu korumaya çalışan bir ailesi bile var.
Yani ailesiyle yaşadığı travmatik olaylar da yok.
Neden sizce? Yani niye koca krallığı bırakır ki bir insan?
Çünkü o sahip olduklarıyla gelen mutluluğun gerçek mutluluk değil haz olduğunu fark etmişti.
Bu yüzden o kaçışı gerçekleştirdi.
Biraz önce söylediğim dört karşılaşma nedir?
Kaçtıktan sonra bu dört aşama arkadaşlar.
Budist felsefesinin temeli.
Kaçtıktan sonra yaşlı, bakımsız, hasta insanlarla karşılaşıyor.
Onları görüyor. Şaşırıyor tabii ki.
Görmemiş hiç nereden bilsin.
Daha sonra bir cenaze törenine denk geliyor.
Kendilerinden çok daha farklı insanların cenaze törenlerini görüyor.
Orada ölümün daha farklı, daha başka bir şey olduğunu görmüş oluyor.
Dolayısıyla bunlardan etkileniyor.
Ve son olarak da bir keşişle karşılaşıyor.
Onda da Manevi özgürlüğün mümkün olduğunu görüyor.
İşte onun aradığı şey de buydu manevi özgürlük.
Bu dananın parıldayan yolu nedir?
Nasıldır? Biz buna nasıl erişebiliriz?
Şimdi buradan devam edeceğim.
İnsanoğlunun en baş düşmanı, hepimizi işten işe bitirecek güce sahip olan şey nedir?
Üzüntü. Üzüntüsüz insan tanıyor musunuz siz?
Ben tanımıyorum. Ama böyle gerçekten üzüntüsüz yani yüz maskelerinin arkasına saklanan kişilerden bahsetmiyorum.
Bir an için kişisel üzüntünüzün olmadığını düşünün.
Bu sefer de sizin dışınızda mesela aileniz, yakın çevreniz, arkadaşlarınızın başına gelecek bir üzüntü.
Sizi de ister istemez etkiler üzer değil mi?
Yani görünen o ki üzüntüsüz olamıyoruz.
Oradan buradan bir şekilde bir şeylere üzüleceğiz.
İşte bu da diyor ki mutluluğun peşinden koşarken mutlu olmayı haz duyduklarımız sanıyoruz.
Halbuki mutluluk üzüntülerimizin tesirini mümkün olduğunca azaltabilmektir.
Ne demiştik podcast başında?
Her şey yükselir ve sona erer.
Bu arada bu cümleyi çok duyacaksınız ilerleyen dakikalarda.
Çünkü tamamen bu bölüm bunun üzerine kuruldu arkadaşlar.
Bu da diyor ki hayatta elde ettiğimiz her başarı ve duyduğumuz her keder Belirli bir süre sürer ve sonra geçer.
Büyüklerimizin dediği her keder mutlaka bir kurtuluşla sona erer.
Ne kadar anlamlı bir sözdür değil mi?
Ve bu keder için, üzüntülerimiz için olduğu kadar başarı için de doğru bir sözdür.
Çünkü burada esas olan evrenin en önemli kuralı.
Dolayısıyla her başarımız bir başarısızlıkla dengeliniyor.
Bakın hayatınıza bir bakın şöyle bir geçmişe.
Belki de şu anda öyle bir durumunu yaşıyorsunuz.
Bir düşünmeye çalışın.
Yani her başardığımız şey gibi sizin de başarınız bir yere kadar yükselecek.
İlerleyen zamanlarda da sona erecek.
Bildiğimiz yüzlerce başarı hikayesi var değil mi?
Her zaman hepsi zirvedeydi.
Sonra ne oldu? Zirvede mi kaldılar?
Hayır kalmadılar.
Ne deriz mesela işte eski oyuncular için?
Eskiden çok iyiydi, eskiden güzeldi, şöyleydi, böyleydi.
Ama artık değil. Çünkü hayatımız bunun üzerine kurulu.
Bir denge. Hayatımızdaki dengelerimiz işte zıtlıklarla tamamlanıyor.
Gençlik var, yaşlılık da var.
Gece var, gündüz de var.
Yaz var, kış da var.
Çünkü kış olmasa yaz olmaz.
Gençliğimiz olmasa yaşlılığımız da olmaz değil mi?
Diyelim ki para bakımından dünyanın en zengin insanısınız.
Ay ne güzel olurdu ya değil mi?
Tuzak soruydu arkadaşlar tuzak soru.
Evet diyenler elen biz.
Güzel olmaz. Niye?
Çünkü zenginliğin tadını bir yere kadar duyabilirsiniz.
Sonra denge kanunu yine devreye girecek ve önceleri hissettiğiniz o zenginlik hissi bir şekilde sona erecek.
Yani bu da Kısaca bize diyor ki her şeyi kendinize üzüntü etmeyin, her başarınızı da o kadar gözünüzde büyütmeyin.
Başarısızlığınızı ceza, başarınızı ödül olarak görmeyin.
Her anı olduğu gibi kabul edip başarılarınızı büyütmeden, başarısızlıklarınızı ise kendinizi yargılamadan yaşayın diyor.
Bunu arkadaşlar anika yani geçicilik durumu deniyor.
Her an, her düşünce, her duygu, her şeyin gelip geçici olduğunu anlayabilmemiz Buda'nın içsel farkındalığının temeli arkadaşlar.
Ve Buda Budist öğretilerine göre nehir kenarında otururken bunu buluyor.
Şöyle bir gün nehir kenarında oturuyor gece yarısından sonra suların sürekli yükselip durulduğunu görüyor.
Ve sular yükselirken tabii ki endişeleniyor, korkuyor.
Çünkü ormandaki o yükselme olduğunda sular yükseğe çıktığında sessizlikler bozuluyor.
Su bulanıklaşıyor.
İçindeki hayvanlar sağa sola kaçışıyor.
Ama bir süre sonra görüyor ki duruluyor sular.
Sona eriyor bu. Nehir yine sakin bir şekilde olması gereken dengede akmaya devam ediyor.
Bu sözünün de çıkış hikayesi.
Buda'nın parıldayan yoluna nasıl gireceğiz peki?
Çünkü iş her şeyin yükseleceğini ve sona ereceğini bilmekle kalmıyor değil mi?
Bir de bu işin uygulama tarafı var.
Çünkü bir şey görebilmek başka, uygulayabilmek başka.
İşin zaten en zor tarafı uygulamak arkadaşlar.
Bu da bunun için meditasyon yöntemini seçmiş.
Bir meditasyon yöntemi var.
Ben tam 2012 yılından beri yapıyorum.
Yogaya başlamıştım. Doğum yaptıktan birkaç ay sonra doktorun izniyle başlamıştım.
Ve o sırada zaten meditasyonda tanışmıştım.
O anda ben de öğrendim tekniği.
Gerçekten mükemmel bir teknik.
Biraz daha teknik öncesinde birkaç bilgi verdikten sonra o tekniği anlatacağım size.
Kaleminizi, kağıdınızı hazırlayabilirsiniz.
Şimdi bu da... Bu durum için neyi seçmişti arkadaşlar?
Hepimiz biliyoruz değil mi? Kendisi meditasyonun babası.
Meditasyon yöntemini seçiyor.
Ve meditasyonla kendisini her üzüntüsünün üzerinde hissedebiliyor.
O mertebeye ulaşıyor.
Çünkü o mertebeye ulaşmak öyle hemen olabilecek bir şey değil.
Çok uzun süre aklınızı bir meditasyon tekniğiyle kontrol altına almanız gerekiyor.
Burada Buda'nın yolu bize başka bir şey daha söylüyor.
Mutluluk dediğimiz şey acıdan kaçmanın bir versiyonu diyor.
Yani tam olarak mutluluk değil nötrlük diyor.
Bir şeylere üzülmemek için biz çok emek veriyoruz bakın fark edin.
Bir şeylere üzülmemek için emek veriyoruz.
Bazen öfkemizi bastırıyoruz.
Daha fazla kırılmamak için hayallerimizi küçültüyoruz.
Acımızı yaşayıp onu rafa kaldırmak da bizim seçimimiz.
Acıyı alıp onu besleyip eziyete dönüştürmek de yine bizim seçimimiz.
Şimdi meditasyondan bahsedeceğim.
Bu yöntemle arkadaşlar hakkınızı kontrol altına almayı öğrenebiliyorsunuz.
Tabii ki zamanla. Hemen olmuyor.
Buda'nın önerdiği bu meditasyon tekniğiyle yani belli bir yere kadar başarılı olabilirsiniz.
Ama bir Buda'ya ya da işte Buda'nın o yakınındaki takipçileri kadar olamazsınız.
Eğer olursanız da... Sizde Tibet yolları görünür artık sanırım.
Arkadaşlar bakın Buda çok zengin bir aileden gelen birisi.
Olağanüstü, yetenekli ve kendini tamamen aklın kontrolüne adamış bir adam.
Bu yüzden bu tekniği çok seviyorum.
Yani en azından bu tekniği haftada birkaç kez bile yaparak aklınızın üzüntü üreticiliğini büyük bir şekilde önleyebilirsiniz.
Bu arada arkadaşlar bir tane kitap önericem.
Hemen aklımdayken söyleyeyim unutmayayım.
Buda'nın Beyni. Rick Hansen'ın bilgileri dahilinde yani onun bilgilerinden yola çıkarak işte beynimizin nasıl çalıştığını anlamaya ve huzurlu bir zihin yaratmayı anlatıyorlar.
Rick Hansen'ın kitabı olarak geçiyor zaten.
Yani kitap genel olarak diyor ki zihnimiz bir bahçe ona nasıl bakarsak öyle geliştiririz.
Yani zihni eğitmek için böyle pratik bilgiler veriyor.
Biraz fazla bilgileri içeren bir kitap.
ama okumaya devam edin.
Hani başucunuzda kalabilir.
Öyle alıp da hemen bitireyim.
Bir haftada 10 günde hani bilmiyorum günlük olarak kaç sayfa kitap okusunuz ya da öyle bir hedefiniz var mı ama hani tam olarak öyle değil.
Hikaye gibi akmaz ama gerçekten çok güzel bilgiler ve farklı yöntemler var.
Bu kitabı öneriyorum o yüzden.
Arkadaşlar aklımız iki kısımdan oluşuyor diyor bu da.
Birincisi şuurüstü.
Aklın yaşamımızda doğrudan etkin olduğu kısmı.
Şuur altı da Aklın pek fazla bir şey bilmediğimiz fakat bazı yönlerini tecrübeyle algılayabileceğimiz kısmı.
Şuurüstü aklı yani resmen bir bellek gibi.
Düşünürüz, üzülürüz, tahmin ederiz.
Bütün bu hislerimiz, aklımızdaki canlandırmalarımız şuurüstünden şuuraltına filtre olan bilgiler.
Yani bilgisayarlara verilen girdiler gibi düşünebilirsiniz.
Ama şuuraltı aklını bilgisayarlardan ayıran onun sonsuz yaratıcı gücü.
Yani dikkat edeceğimiz husus şuurüstü aklımızda ne resimlersek yalnız onu gerçekleştirebileceğimizin bilincinde olmamız.
Bunu bir kere lütfen yöntemden önce cebimize koyalım.
Peki bu şuur altı aklımızın yaratıcı yönünü...
Nasıl gösterebileceğiz arkadaşlar?
Mutlaka geriye baktığınızda hatırlarsınız.
Zaman zaman dilinizin ucunda olup da bir türlü hatırlayamadığınız böyle isimler, böyle bazı şeyler olur.
Böyle saçlarınız iyi olacak gibi olursunuz ama o lanet şeyi bir türlü hatırlayamazsınız.
Ama dersiniz ki bıkarsınız ya of hatırlayamadım aman dersiniz pes edersiniz.
Ama tuhaftır ki arkadaşlar aradan bir müddet geçtikten sonra aradığınız şey bir anda aklınızda flash gibi parlayıverir.
Heh dersin aklıma geldi yani şimdi buldum dersiniz değil mi?
Gökten ilham mı geldi yani ben buldum bunu diye?
Hayır. Tesadüf mü?
Hiç değil. Peki nasıl oldu bu arkadaşlar?
Şuur altı aklımıza verdiğimiz komut neticesinde aldığımız bir cevap.
Kendimizi zorladığımız zaman şuur üstü aklımız daha egemen oluyor.
Dolayısıyla şuur altı aklınızı beklediğiniz çözümü şuur üstüne intikal ettiremiyor.
Yalnız sorunu bir yana koyup kendinizi rahat ettirdiğiniz anda şuur altı cevabı hemen şuur üstüne iletiyor.
Yani insan bu yeteneğini geliştirmek için ne yapmalıdır arkadaşlar?
Arzularımızı gerçekleştirebilmek için şuur altı aklımızı kullanmanın bir yöntemi var mı?
sorulara cevap verebilmek gerçekten çok zor.
Ama işte biraz sonra söyleyeceğim bu formüllere dönebiliriz.
Bunlarla, pratiklerle biz bu şuur altını, şuur üstünü vesaire neyse artık bunların hepsini bir şekilde formüloze edebiliriz.
Çünkü eğer bu yeteneğinizi geliştirebilirseniz Arzu ettikleriniz teker teker gerçekleştirir ve bunu çok şaşırırsınız.
Arzu ettiğiniz şey.
Neyse arkadaşlar önce lütfen ona karar verin.
Gayret edin. Çalışmaktan sakın fedakarlık etmeyin.
Bakın şu an gecenin kaçı olmuş.
Ben bütün gün neler yaptım.
Podcast'imi yazdım.
Geldim kayıt aldım anlatıyorum.
Gerçekten çalışmaktan ve gayretten vazgeçmeyin.
Kendinize ve etrafınıza lütfen dürüst olun.
Her fırsatta kendinize zaman ayırın.
Vücudunuzu hep rahat ettirin.
Yani kimse size masaj yapmıyorsa alın bir yağı siz kendinize masaj yapın.
Kollarınıza ellerinize başınıza.
Yani bu beden sizin en güzel bir şekilde bakacağınız o.
Yani hani hep ihanet ihanet falan konuşuyoruz ya.
Siz asıl kendinize, bu vücudunuza, zihninize bu tarz meditasyonlarla, işte bu tarz en ufaktan bu şekilde masajlarda vesaire yapmazsanız, şımartmazsanız zaten en büyük ihaneti siz kendinize yapmış
olursunuz. Lütfen bunlardan vazgeçmeyin.
Aklınızı her türlü mevfi düşüncelerden lütfen temizleyin.
Ve arzu ettiğiniz neyse onu hayal etmeye devam edin.
Şimdi arkadaşlar teknik söyle.
Sakin bir yer seçin.
Bu zaten bu cepte yani.
Bunu artık söylemeye gerek yok.
Sakin bir yer. olmalı. Kalabalıkta gürültü de olmaz.
Toplayamazsınız. Çünkü tüm dikkatinizi aklınıza tek bir şey üzerine odaklamanız gerekiyor.
Ve bunun içinde hiçbir şey düşünmemelisiniz.
Pasif bir halde ve çok rahat bir şekilde oturmanız gerekiyor.
Gözlerinizi tabii ki kapatıyorsunuz.
Ve bütün adalelerinizi yumuşatıyorsunuz.
Yoga yapanlar beni anladı şu anda.
Yavaş ve tabii bir şekilde nefes alın.
Her nefes verişinizde bir diyeceksiniz.
Bir. Ve bunu 20 kere tekrarlayacaksınız ilk aşamada.
Bunu 20 kere yaptıktan sonra arkadaşlar dikkatinizi kontrol altına alabiliyorsunuz.
Eğer alamazsanız ya olduğunuz yeri değiştirin ya kafanızı boşaltın.
Bir şekilde bunu halletmeniz lazım.
Çünkü deneyimlere göre 20'den sonra artık rahatlamış olacaksınız.
Ve sizi rahatlatacak bir tane kelime ya da bir tane cümle bulun.
Her nefes verişinizde Onu tekrarlayın.
Yani ben nasıl yapıyorum?
Oluyor mu? Olmuyor mu?
diye hiç kaygılanmayın. Zaten sizi izleyen birisi yok.
Tek başınasınız. Eğer dikkatinizin dağıldığını fark ederseniz kendi kendinize ziyanı yok, önemli değil deyip bu seçtiğiniz kelime ya da cümlemi tekrarlamaya devam edin.
Bu halinize arkadaşlar 20'şer kere olarak aralarda biraz durarak 15 dakika süreyle lütfen sürdürün.
Ve bu yöntemi günde mutlaka Bir kere veya isterseniz de iki kere tekrarlayabilirsiniz.
Bu arkadaşlar bir acil servis yöntemi.
Bir süre sonra sizin için olağan bir davranış biçimi olacak bu.
Ne zaman bir stres haliyle karşı karşıya kalırsanız aklınız otomatikman size bu riteli tekrarlayacak.
Anladınız değil mi? Yani böyle bir seviyeye gelebilmeniz için gerçekten yılmadan bütün iradenizle sözümü ettiğim bu yöntemi uzunca bir süre uygulamanız lazım.
Şimdi bu dördüncü adımda bahsettiğim sizi rahatlatacak kelime veya cümle bunun bu acil servis yönteminde başarılı olmasındaki en önemli faktörlerden biri bu.
Yani bu kelimeyi veya bu cümleyi seçmek size kalıyor arkadaşlar.
Örneğin tanırım kelimesini seçebilirsiniz.
Başaracağım. İşte dünyaca ünlü olacağım, şöyle olacağım, böyle olacağım diyebilirsiniz.
Bakın bir terapist var Emil Cui.
Diyor ki her gün her bakımdan daha iyi oluyorum diyebilirsiniz.
Onun bu meditasyon yöntemini de yaptığını zaten okumuştum ben.
Onun söylediği mesela buymuş.
Her bu 20 kere işte nefes aldıktan sonra diyormuş ki her gün her bakımdan...
daha iyi oluyorum. Çok güzel bir cümle bence.
Genelde mi? Bu cümleyi kullanabilirsiniz.
Ama ben cümle değil kelime kullanıyorum.
Merak ediyorsunuz değil mi? Ayça acaba ne yapıyor diye.
Ben tanrım diyorum arkadaşlar.
Tanrım diyorum çünkü benim için tanrı her şeyin üstünde.
Yani benim derinlerdeki en büyük inancım o.
Ben yani şu anda artık deist olmayı seçsem bile Hani ben artık Kur'an-ı Kerim'de yazılanlara da inanmıyorum.
Kafamı birileri karıştırdı diyelim.
Onu desem bile arkadaşlar Tanrı yoktur diyemem.
Tanrı'ya inanmıyorum diyemem.
Çünkü benim kollarımda öyle bir işlenmiş ki bu inanç.
Yani ben mesela şunu söyleyebilirim.
O kadar çok biliyorum ki.
İşte hani Tanrı'ya inanmayan ya da işte deist olan arkadaşlarımla konuşurken inşallah dediklerini biliyorum.
Yani adam... Ben Tanrı'ya inanmıyorum derken bir konu hakkında işte yapacağı bir iş hakkında bir kariyer hakkında konuşurken adam inşallah diyebiliyor yani.
İçinde var. Dua etse belki de kabul edecek.
Adam yazık garibin farkında değil.
Yani ben o yüzden tanrım diyorum.
Çünkü dua ettiğim zaman ondan istiyorum.
Değil mi? Evden çıkarken başıma bir iş gelmesin diye yine ondan istiyorum.
İşte oğlunu okula gönderdiğim zaman onun başına bir iş gelmesin.
Günü güzel geçsin. Eve mutlu gelsin.
Ay üzülmesin diye yine ona dua ediyorum.
Yani benim... İşimin her sonu bu uğraşmalarımdan, hayal etmelerimden, çabalarımdan ve çalışmalarımdan sonra her zaman günün sonunda hep duaya bağlanıyor.
O yüzden ben tanrım demeyi seçiyorum.
Yani herkes mutlaka kendini rahatlatacak.
ya da bu uygulamanın işe yarayacağını düşünebileceği, inanabileceği sözcük ya da bir cömle bulabilir diye düşünüyorum.
Alternatif Vizyon'u dinleyenler bulur ya.
Güzel cümleler bulursanız.
Bulamazsanız bana böyle minik bir hikayenizi yazın arkadaşlar.
Beraber bulalım be bu cümleyi.
Hadi bu da yoktu ama bu da içimden geldi.
Beraber buluruz bunu. Bakın bunu uyguladığınız zaman ne oluyor biliyor musunuz?
Aklınızdaki... üzüntü fabrikalarının üretimini kontrol altına almış oluyorsunuz.
Bunu başarıyorsunuz ve kendinizi çöküntülere terk etmek yerine olayların önünde gidebiliyorsunuz.
Unutmayın her olumsuz olayın içinde başarının ve bir kurtuluşun tohumları vardır.
Bu yüzden bunu mutlaka uygulayın arkadaşlar.
Bu bölümün de sonuna geldik.
İnstagram'da gönderimi yayınlayacağım yeni bölümün gönderisini.
Dinleyenler yorum yazarsa çok mutlu olurum.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
