
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Artık manifest yaparken işin bilimini biliyor olacaksınız.Bu bölümde tüm hayallerini gerçekleştiriyoruz ..
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün size çok etkili manifest tekniklerinden bahsedeceğim arkadaşlar.
Çünkü şu anda gördüğüm kadarıyla manifest yapan Bildiği, gördüğü, okuduğu her tekniği uygulayan insanlardan iki tanesinin istedikleri gerçekleşiyor.
Bir tanesinin istedikleri gerçekleşmiyor.
Yani yarı yarıya bir olma olasılığı ya da olmama olasılığı var.
Bu yüzden bir Alternatif Vizyon olarak bugün bu konuya bir parmak basmak istedim.
Şimdi ama öncelikle arkadaşlar çok uzun bir öncesi var.
Birkaç dakika bu konu hakkında konuşmak istiyorum.
Çünkü her şeyden önce bir manifest tekniğini...
Uygulamadan önce bu konuda işte bilimsel olsun, psikolojik olsun, spiritual anlamda olsun hatta inanç kısmında bile.
Yani şöyle düşünün bir dua etmeden önce bile bir dinginlik olarak güzel bir ruh haline girmemiz gerekiyor değil mi?
İçinizde kim varken, nefret varken, halledemedikleriniz varken, bu tarz ruhsal sıkıntılar varken herhangi bir tekniği yapmaya kalktığınızda Buna karşılık alamayacaksınız.
Yani dediğim gibi dua etmeden bile önce yani bir ibadete girişmeden önce bile hani kilisede ellerinizi birleştirip göğe bakmadan önce işte tanrım şunu şunu istiyorum şöyle olmasını istiyorum demeden önce bile içinizde
bir dinginlik güzel bir ruh hali olması gerekiyor değil mi?
Ya da aynı şekilde. Bir seccadeye başınızı değdirmeden önce içinizde bir temizlik olması gerekiyor.
Hatta abdest almadan önce abdest alırken böyle insanın içinde bir temizlik olur.
Böyle bir güzel bir ruh hali olur değil mi?
Bunu farkında olmadan hatta yaparız.
Çünkü yapacağımız dua öncesinde o temiz ruh haline girmeye çalışırız.
Manifest tekniklerini de bu ciddiyette yaparsak ve bu ciddiyete rağmen biz dönüşmeye çalışırsak teknikten önce gerçekten işe yaradığını göreceksiniz.
O yüzden öncelikle bu ruhsal durumumuzdan bahsetmek istiyorum.
Manifest tekniklerinin hangi zihin ve beden durumunda çalıştığını netleştireceğim yani.
Şimdi bir isimle tanıştıracağım sizi.
Amy Edmondson, Harvard Business School'da psikolojik güvenlik kavramını bilimsel olarak tanımlayan ve dünyaya kabul ettiren kişi.
Psikolojik güvenlik kavramı.
Nedir bu? Bizler arkadaşlar kendimizi psikolojik olarak güvende hissetmediğimiz ortamlarda sadece hata yapmaktan değil, başarmaktan da alıkoyuyoruz.
Başarmaktan kaçırıyoruz.
Çünkü başarı ne demek biliyor musunuz?
Başarı görünür olmak demek.
İnsanların size bakması, insanların sizden bahsetmesi, dedikodunuzu yapması ve sizden beklentilerinin artması demek.
Bu başardıysa işte bunu yapabildiyse bir üstünü de yapar.
Hatta... Şanslıydı ya onun işleri yaver gitti işte Allah yürü ya kulum dedi diyerek çabalarınızı hiçe saymaları demek.
Çok kötü bir şey bu. Yani görünür olduğunuz zaman kıskanan insanlar ya da kendi hayalini yaşayamayan sizin yaşadığınızı gören insanlar maalesef böyle düşünüyorlar.
Zaten bunu mutlaka deneyimlemişsinizdir.
Siz ne oluyor başarılı olduğunuz zaman arkadaşlar?
Daha fazla sorumluluk almış oluyorsunuz.
Ne oluyor sonrasında da daha az hata payınız gerçekleşmiş oluyor.
Yani sizin hata yapacak payınız azalmış oluyor ve siz bunu bilinçli olarak biliyorsunuz aslında.
Bunların hepsi bizim için risk oluşturuyorlar ve biz bunların hepsini risk olarak algılıyoruz.
O yüzden çoğu zaman farkında bile olmadan yani ben işte bir milyon dolar istiyorum.
Ama hakkıyla, layığıyla işe yarayacak işler de kullanabilir miyim ya?
İşte bunu yapabileceğimden emin değilim diyoruz.
O yüzden o 1 milyon doların sahibi olamadığımızı söylüyor uzmanlar.
Çünkü içimizden şöyle bir soru geçiyor arkadaşlar onu isterken.
Ben bu milyon doları istiyorum ama...
Altından kalkabilir miyim?
Ben o işi, o terfiyi, işte o satış işini istiyorum ama acaba altından kalkabilir miyim diyoruz.
Yani istediklerimizin olmaması Amy'e göre yeterince istemediğimizden değil, bedenimizin henüz orayı güvenli bulmamasından kaynaklanıyor.
Buna en sevdiğim örneklerden biri Stephen King arkadaşlar.
King ilk romanını yazmaya başlıyor, oturuyor, böyle bir his doyuyor içine.
O kitabı bitirip yayınladıktan sonra çok başka bir insan olacağına, başka bir hayatı olacağına dair garip bir his kaplıyor içine.
Ama yazmaya başlıyor. Tamam diyor ben bir başlayayım diyor.
Devamı gelir. Sonra arkadaşlar devam ederken Bane onu sabote etmeye çalışıyor.
Yazdıklarını beğenmiyor. O yazdığı konu için işte benim böyle bir konuda bilgim yok diyor.
İlk romanı Carrie ergen bir kıza anlatıyor.
Lise çağlarında ergen bir kız ya bu diyor.
Ben diyor nereden bileceğim?
Lise yıllarındaki bir kızın neler yaşadığını.
Yazık. yazıp buruşturup buruşturup kağıtları çöpe atıyor.
Aslında arkadaşlar kinky olan şey ben bu hikayeyi yazarsam bastırıp kitabını satarsam başarılı olacağım.
Çünkü hikayesine çok güveniyor.
Kalemine de çok güveniyor.
Çok ünlü olacağım. Acaba kendimi taşıyabilecek miyim?
Ve bilmediğim bir yolun, bilmediğim bir hayatın kapısını açar mıyım diye korktuğumdan yazdıklarını silip silip duruyor arkadaşlar.
Ya da işte kağıtları buruşturup çöpe atıyor.
Yani bu nedir biliyor musunuz?
Bu Bir yük algısıdır.
Biz bunu risk olarak görüyoruz.
Bilmediğimiz, hiç olmadığımız yerlerde bilmediğimiz insanlar olacak.
Başardığımız noktada farklı olaylarla, farklı insanlarla tanışacağız.
Ve bu bizim bilinçaltımıza güvenli gelmiyor.
Çünkü bizler iyi olandansa tanıdık olana yöneliyoruz.
Riskli olan kötü olduğu için değil, bilinmez olduğu için bizi korkutuyor.
Daniel Kahneman'ın Nobel ödülü aldığı bir çalışması var.
İnsan zihni potansiyel kazançtan çok.
potansiyel kaybı dikkate alır diyor.
Yani daha iyi bir hayat ihtimali bile eğer belirsizlik içeriyorsa bunu risk olarak kolluyoruz diyor.
Siz hiç şunu diyebilir misiniz kendinize net bir şekilde?
Evet ben başarılı olursam ne yapacağımı biliyorum.
Bir anda çok para kazanırsam hayatım değişirse herkes benden bahsetmeye başlarsa ben bununla başa çıkabilirim.
Çoğumuz diyemiyoruz arkadaşlar.
Çünkü bilmiyoruz.
Özgüvensiz olduğunuz için, hayal gücünüzün olmadığı için değil.
Biz bugüne kadar hiç o hayatta olmadık.
Mesela ayda 500 bin lira kazanmak istiyorsunuz diyelim.
Daha önceden hiç bu kadar para kazanmadınız ki ne olacağını bilmiyorsunuz.
O yüzden güvenli gelmiyor ve fark etmeden istiyoruz desek bile aslında istemiyoruz korktuğumuz için.
İnsan zihni bildiği şeyle yaşıyor, tanıdığı düzenle ayakta kalıyor.
O yüzden çoğumuz için zor ama bildiğimiz hayat, iyi ama bilmediğimiz hayattan daha güvenli geliyor.
Ve bizler aslında istediğimiz şeyleri istemekten değil, istediğimiz şeyler olursa kim olacağımızı bilmemekten korkuyoruz.
Bir düşünün müdür olsanız gerçekten nasıl bir insan olacağınızı biliyor musunuz?
Markanız büyüse sizi kimlerin arayacağını kimlerin sizden uzaklaşacağını biliyor musunuz?
Paranız artsa ilişkilerinizin nasıl değişeceğini kendinize nasıl davranacağınızı biliyor musunuz?
Bilmiyorsunuz ben de bilmiyorum.
İşte bu bilmediğimiz şeyler bizi inanmaktan alıkoyuyorlar ve biz aslında inanarak yazdığımızı ya da inanarak istediğimizi sanıyoruz.
Yapacağımız şey. İstediğiniz şey olursa ne yapacağınızı nasıl bir insan olacağınızı düşünüp kendinizi sinir sisteminizi bildiğinize o olduğundaki halinizi bildiğinize
dair ikna etmek arkadaşlar ki güvenli alan olarak görüp istediğinizi elde edebilin.
Çünkü ancak güvenli alan olarak gördüğünüz zaman gerçekten istemiş oluyorsunuz diyor Emi.
Yani bir çocuğu yüzme bilmeden açık denize atsak ne olur?
Panikler boğulur değil mi?
Siz de o denize düştüğünüzde yani o istediğiniz şey başınıza geldiğinde nasıl davranacağınızı bilirseniz inanmış olacaksınız.
Yani bizler istediklerimizin olmasını beklerken hiç prova etmediğimiz bir hayata geçmeye çalışıyoruz.
Zihnimizi ve kalbimizi hiç tanıştırmadığımız bir geleceğe çağırıyoruz.
Sonra neden olmuyor diye kendimize kızıyoruz.
Ya da yaptığımız manifest tekniklerine kızıyoruz.
Yani yapacağınız şey şu olmalı.
İsteklerinizi hayatınızı değiştirecek büyük başarı olarak değil, bedeninizin, zihninizin tolere edebileceği kadar küçük isteklerle başlamak.
Yapacağınız manifest tekniklerinde ilk yapacağınız ruh hali değiştireceğiniz sisteminiz bu olsun arkadaşlar.
Kendinizi ve sinir sisteminizi, zihninizi korkutmamak adına küçük başarılardan lütfen başlayın.
Çünkü bu şekilde kendinizi hala bildiğiniz, güvendiğiniz, alanda hissedebileceksiniz.
Bakın arkadaşlar manifest etmek insanın potansiyelini gerçekleştirmesi ve dünyada muazzam bir değişim gücüne dönüştürmesi için bir fırsattır.
Hayatta neye odaklanırsak ona doğru ilerleriz.
Yani düşünce yapımız bizim pusulamız.
Eğer sabit ve negatif bir düşünce yapınız varsa hayatınızı değiştirebileceğinize inanmıyorsanız denimleyeceğiniz şey Ne olur?
Başarısızlık olur. Manifest estiğinizde kendinizi yeniden keşfedip dönüştürürseniz yolcu olmak yerine direksiyona geçersiniz.
Kim olduğunuzu yapabileceklerinize dair sınırlayıcı inançlarınız sizi ilerlemekten alıkoymasın.
Etrafımızdaki insanların size olan sınırlayıcı inançları sizi ilerlemekten alıkoymasın.
O yüzden küçük hedeflerle, küçük isteklerle başlamanız gerekiyor ki sonraki büyük hedeflere giderken hala güvenli alanda olduğunuzu bilin.
Şimdi ilk manifest tekniğimizden başlayalım.
Nikola Tesla'ya atfedilen 3-6-9 tekniği.
Bu teknik diyor ki siz istediğiniz şeyi sabah 3 kere, öğlen 6 kere, akşam 9 kere yazar ve sürekli hale getirirseniz istediğiniz o şeyi neyse elde edersiniz
diyor. Bunu vaat ediyor bize.
Peki bu teknik Tesla'ya mı ait?
Hayır. Bugün bildiğimiz anlamıyla Nikola Tesla tarafından öğretilmiş ya da yazılmış bir teknik değil.
Neden Tesla'ya atfediliyor arkadaşlar?
Öncelikle bunu anlatayım. Çünkü Tesla 3-6-9 sayılarına takıntılıydı.
Günlük hayatında tekrar ritüellerini, adım sayılarını, bazı hareketlerini bu sayılar kadar yapıyormuş.
Peki neden 3-6-9? Neden yani 2-4-6-8 değil?
Şimdi bunu duyunca 3-6-9 kere yazarken...
Daha inanarak yazacağınıza eminim.
Çünkü ben manifest teknikleriyle alakalı çok fazla video izlemiştim bir ara sosyal medyadan.
Ve karşıma sürekli bu yöntem çıkıyordu.
O kadar çok çıkmıştı ki hani böyle bazı bilgiler bazı ürünler ayağa düşer ya aman dersin yapançlara of bof dersin.
Öyle bir durum olmuştu.
Ve sonra ben bunu kafaya taktım.
Dedim ki neden 369 neden 369 ve bunu araştırdım.
O yüzden şimdi sizinle de paylaşacağım.
Ve inanarak yaptığım için kesinlikle yaşıyorum.
Şimdi matematikte ve fizikte şöyle bir şey var.
Bir sürü sayı kendi içinde döngüye girebiliyor arkadaşlar.
Mesela çok kısa şu işlemi yapalım.
1 çarpı 2. 2 değil mi?
2 çarpı 2 4.
4 çarpı 2 8. 8 çarpı 2 16.
1 artı 6 7.
7 çarpı 2 14.
1 artı 4 5.
5 çarpı 2 10.
1 artı 0 1.
Ne oldu? Yeniden 1'e döndük.
Yani 1, 2, 4, 8, 7, 5 bunların hepsi tekrar başa sarıyor.
Başladığımız yere bizi geri götürüyor.
Tesla da diyor ki burada bir enerji sıkışıklığı oluyor.
Bu döngüden dolayı diyor bir enerji sıkışıklığı var.
Yani bu rakamlarla bir şeyler yapmanın hiçbir şekilde sizi ilerletmeyeceğini en başa en olduğunuz halinize döneceğinizi söylüyor.
Peki 3, 6, 9'da ne oluyor?
3 çarpı 2 en basitinden yine yapalım.
3 çarpı 2 kaç? 6.
6 çarpı 2 12.
1 artı 2 3.
6'ya bakalım. 6 çarpı 2 12.
1 artı 2 3.
9'a bakalım. 9 çarpı 2 18 1 artı 8 9.
Yani bu sayılar 1 2 4 gibi döngünün içine girmiyorlar arkadaşlar fark ettiyseniz.
Başa dönmüyorlar. Kendi eksenlerinde kalıyorlar.
Enerjilerini kendi üzerlerinde tutabiliyorlar.
Yani bir sıkışma olmuyor.
Doğru yere aktarabiliyorlar enerjilerini.
Bu yüzden matematikte 3, 6, 9 için otoyol üzerinde sabit duran ışık direklerine benzetirler arkadaşlar bu rakamları.
Çünkü akış onların etrafında dönüyor.
3, 6, 9 otoyol üzerinde duran o sabit ışık direkleri gibi dururlar.
Ama diğer arabalar onların yanlarından gelir gider, gelir gider akıştalardır.
Peki zihnimizde 3, 6, 9 kere yazmanın amacı ne?
Amacı bu arkadaşlar. Gün içinde birçok şey düşünüyoruz değil mi?
İyi ya da kötü bir sürü şey düşünüyoruz.
Ama sadece bir iki şeyi merkeze koyuyoruz.
Sabah 3, öğlen 6, akşam 9 kere yazdığımızda istediğimizi dile getirdiğimizde bu rakamların akışta olan enerjisiyle zihnimizin merkezini değiştirebiliyoruz.
Önemli püf noktası her gün yapmak.
Olana kadar, istediğiniz şey neyse olana kadar arkadaşlar sürekli hale getireceksiniz.
Eğer ben bunu unuturum diyorsanız ki unutma ihtimaliniz çok yüksek.
Hepimiz akıllı telefonlar var.
Hatırlatıcı kurarsanız olur, biter.
Yani ya ben unuturum, hatırlatıcı kursam da kapatır işime devam ederim.
Yapılamaz, sürdürülebilir değil.
Böyle bir uygulama olmaz diyorsanız arkadaşlar siz bilirsiniz.
Bint atasözü vardır.
Bir şeyin yapılmaz olduğunu düşünerek uyuyakalma.
Böyle yaparsan bir başkasının bu yapılmazı yaparken çıkardığı gürültüyle uyanırsın diye.
Bir sabah bir uyanmışsınız.
Sizin istediğiniz o şeyi birisi bu tekneyi yapa yapa elde etmiş.
Siz de böyle ağzınız açık dinlersiniz.
O yüzden arkadaşlar bu atasöz hakkınızda kalsın.
Hemen yapın. Dünyamız zaten yapılmaz denen şeylerin yapıldığına binlerce kez şahitlik etmiş arkadaşlar.
O yüzden deneyeceksiniz.
Fırsatınız varken deneyin derim.
Ayrıca şunu da unutmadan söyleyeyim.
Davranışsal psikolojide 3-6-9'da öğrenme ve alışkanlık eşiğimiz arkadaşlar.
Beynimiz 3 aşamada karar veriyor.
Algılıyoruz, değerlendiriyoruz ve eyleme geçiyoruz.
Bir bilgiyi arkadaşlar 6.
tekrara geldiğimizde.
Artık o bilgiyi biz tanıdık bir hale getirmiş oluyoruz.
Yani beynimiz onu tamam diyor.
Ben bu bilgiyi tanıdık hale getirdim diyor.
Bu arada size ek bilgi olsun.
Bir şey ezberlemek yani aklınızda kalsın.
Size bu bilgiyi yorduktan sonra bazı durumları çalıştırmasını istiyorsanız 6.
kere tekrar ihtiyacınız var.
Ve 9. tekrar geldiğimizde de sizin o gerçeğiniz oluyor.
Artık unutmuyorsunuz o bilgiyi.
Yani bu sayı dizilimleri tesadüf değiller arkadaşlar.
Asla değiller. Temiz niyetle.
Hiç yazılmamış bir defter edinin, başlayabilirsiniz.
Bu bilgileri bilerek başlamak size ayrıca bir inanç verecek.
Buna eminim, bana öyle oldu.
Sonuçta Tesla gibi birisinden de referansımız var.
Diğer tekneye geçmeden önce, ya ben bu tekneyi yapamam, vaktim yok gibi bir şey söyleyenlere bir şey daha söylemek istiyorum.
Çünkü ben öyle insanlarla çok karşılaşıyorum arkadaşlar.
Bilgi insanla akılsız insanın farkı ne biliyor musunuz?
Bildikleri şeylere nasıl yaklaştıkları.
Arkadaşlar bilgi insan bildiklerini uygulamaya koyarken akılsız insan da biliyor ama harekete geçmiyor.
Zaten bu yüzden çoğu şey elde edemiyoruz.
Evet ikinci manifest tekniğimiz hal manifesti.
İstediğinizi davranışınızla kilitlemek.
Bu teknik antik zamanda da kutsal sayılan bir kuraldı arkadaşlar.
İstediğiniz hayatın küçük bir parçasını bugün yaşamaya başlayarak zihninizi ikna etmeye çalışıyorsunuz.
Burada görüyorsunuz ikna etmeye çalıştığımız tek bir şey var o da zihnimiz.
Mesela parayı istiyorsunuz ama para yönetmeni yönetmeyi bilmiyorsunuz diyelim.
Ya da saygı duyulan biri olmak istiyorsunuz ama...
İnsanlara sınır koymayı, hayır demeyi bilmiyorsunuz.
İşte böyle insanlarda tüm inançlar diyor ki manifest işe yaramaz.
Çünkü zihniniz sizin o istediğiniz şeye uygun ve değer olmadığınızı söyler diyor.
Ve bu tarz insanlar hayal kurdukça motivasyon kaybı yaşıyorlar diyor.
Alman psikolog Gabriel Oettingen.
Bu arada Gabriel, manifest dünyasında güvenebileceğiniz nadir isimlerden biridir.
20 yıldan fazla dilek, motivasyon üzerine bilimsel deneyler yapmıştır.
Ve Gabriel'in manifesta getirdiği bilimsel bir teknik var.
Başta da söylemiştim. Yani bilimsel olarak kanıtlanmış tek manifest tekniği de diyebiliriz.
Böyle de anılıyor. Biraz sonra bunun detaylarından bahsedeceğim.
Hal manifestini nasıl yapacağız?
Şimdi bir şeyi ne kadar söylerseniz söyleyin eğer bedeniniz ve davranışlarınız başka şeyler yapıyorsa hakkınız diyor ki ya demek ki bu kişi gerçekten o değil.
Yani bir delil istiyorum ben kardeşim diyor beni ikna et diyor.
Baksana sen zayıflamak istiyorsun ama şu an elinde.
Bir cips var. İşte zayıflamak istiyorsun ama şu an kocaman bir beyaz ekmek yiyorsun.
Zayıflamak istiyorsun ama baksana akşam gitmek istemediğin halde sırf ayıp olmasın.
İşte ben onlardan ayrı kalmayayım diye tamam ben de geliyorum diyorsun.
Diyor arkadaşlar. Bunlar çok basit gibi görünüyor değil mi?
Ya da anlık hatalar gibi görünüyor ama düşünün şu anda 25 yaşındasınız diyelim.
Ya da 30 yaşındasınız diyelim.
30 senedir böyle davrandığınızı düşünün.
Hani şey diyoruz ya hiçbirimiz mükemmel değiliz.
Arada bir böyle ya tabii ki.
Tabii ki hiçbirimiz mükemmel değiliz.
Tabii ki arada bir yapacağız yani.
Arada bir çok affedersiniz ama sıçıp batıracağız.
Tabii ki hepimizin hakkı bu.
Ama düşünün 30 yaşındasınız.
Ve 30 senenizin 25 senesinin ya da 20 senesinin bu tarz şeyleri ayda...
Hadi en az söyleyeyim 20 kere yaptığını düşünün.
Yani artık o kodlanın arkadaşlar.
Bir önceki podcast bölümüydü sanırım orada beden kayıt tutar diye bir kitap önermiştim.
Şimdi şunu da söyleyeyim konusu yeri gelmişken.
Beden asla yalan söylemez diye bir kitap var Alice Miller'ın orada da söylüyor.
Öyle bir kodluyorsunuz ki o bedeninize.
Mesela ben arkadaşlar bir ara bunu çok yaptığım için çok fazla beyaz ekmek yiyememem gerekiyordu.
Bunu yıllardır yaptığım için ve arada bir yaptığım için hiçbir şey hastalık olarak hani kolestero yükselmesi, tansiyon yükselmesi olmamasına rağmen beyaz ekmekten bir parça ağzıma attığım anda arkadaşlar hastalanıyordum.
Yani kızarıyordum, bozarıyordum.
Yani o yüzden 15-16 yaşında değilseniz bu yaptıklarınız artık bedeninizde bir kayıda eriştiyse, öyle bir seviyeye geldiyse o yüzden daha az yapmamız gerekiyor ki biz bu istediklerimiz konusunda Zihnimizi
yani şu lanet olasıca bilinçaltını bir ikna edebilelim arkadaşlar.
Bir söz vardır. Boğulmakta olan adam yarının planıyla ilgilenmez.
İstediğinizi almak için elinize tek bir şey var.
O da şu anınız. Dün bitti.
Gelecek muamma. Bugününüzü kullanarak işe yarar işler başarabilirsiniz.
Dün ya da yarın değil.
Yani verdiğim örnekten gideyim.
Sağlıklı olmak ve ihtiyacınız varsa kilo vermek için ulaşmak istediğiniz haliniz gibi davranmanız gerekiyor.
50 kilo karın kasları olan haliniz bu sabah kahvaltıda ne yerdi?
Yarın spor yapar mıydı?
Bu halinize göre kararlarınızı verin arkadaşlar.
Ya da kariyerden örnek verelim.
Bir hafta oldu. Ve siz o istediğiniz, o çok istediğiniz terfiye aldınız.
Ya da bir mimarsınız ve o meşhur otelin işi size verilmiş.
Hep istediğiniz, hep hayalini kurduğunuz iş size verilmiş.
Bugün yine şu anda üzerinizde bulunan kıyafeti tercih eder miydiniz işe giderken?
Ya da evde, şu an evde dinliyorsanız bu halinizle o pijamalarla mı dinlerdiniz beni?
Yine aynı şeyleri yapıp aynı küpeyi takar mıydınız mesela bugün?
Siz güzel hanımefendi, siz beyefendi.
Şu anda Avrupa'da ilk siparişini elde etmiş ve henüz 5 dakika önce bu güzel haberi almış birisiniz diyelim.
Podcast'ı dinlemeyi bitirdikten sonra ilk ne yaparsınız?
Nasıl yürürsünüz?
Aynaya baktığınızda ne söylersiniz kendinize?
Gözlerinizi nasıl görürsünüz?
İşte hal manifesti bu arkadaşlar.
Ve eğer bu tekniği hayatınızda kullanmaya başlamak isterseniz...
Cebinizde olması gereken bir konu daha var.
Bir malzeme daha var. Hatta ana malzeme.
Hani kekin unu gibi düşünün.
Olmazsa olmaz. Sabır arkadaşlar.
Sabırla ilerlemek her işte yeterlidir.
Biz hep hızlı gitmek istiyoruz.
Büyük işler yapayım. Hep önde olayım.
Bazen sadece yapıyor olmak, sadece orada olmak yeterli oluyor.
Bizi zirveye taşıyan şeyler küçük adımlarımız.
Ne derler? Önemli olan yolun sonu değil, yolun kendisidir.
Hatta size güzel bir örnek vereyim.
Bu yoktu. Şu an aklıma geldi yine.
Lady Gaga arkadaşlar. Lady Gaga henüz ünlü olmadan önce şarkı söylediği barda bazen 10, bazen 15 kişi olurmuş.
Düşünün koca barda. Sadece 10 kişi var sizi dinliyor.
Ama o barda sanki binlerce insana şarkı söylüyormuş gibi davranıyormuş.
Mikrofonu binlerce kişi varmış gibi tutuyormuş.
Şarkıyı söyleme performansını onu binlerce kişi dinliyormuş gibi ayarlıyormuş.
Sanki binlercesi ona bakıyormuş gibi davranıyormuş.
Bir röportajında diyor ki Lady Gaga kimse beni izlemiyorken bile izleniyormuşum gibi sahnede durdum.
Çünkü ben sahnedeyken kim olduğumu prova ediyordum.
Çok hoşuma gidiyor arkadaşlar bu söz benim.
Ben kim olduğumu prova ediyordum diyor.
O yüzden siz de olmak istediğiniz kişiyi her gün her gün bıkmadan, usanmadan prova edin arkadaşlar.
Kendinize bunu mecbursunuz.
Gelecekteki haliniz size...
Şu an için teşekkür edecek.
Bunu her gün prova ettiğiniz için size teşekkür edecek.
Yani burada Lady Gaga ünlü olmayı hayal etmiyor ki.
Çünkü onun için o hayal değil.
Zaten o kişiymiş gibi davranıyor.
Yani hayır diyor bu benim hayalim değil.
Dile bile getirmiyormuş arkadaşlar.
Ben zaten şu anda öyleyim diyormuş.
Biliyorum belki çok uç örnekler olacak ama peygamberlerin yaşadığı şeyler de bence bunun gibi.
Bir vahiy geliyor ve sen peygambersin.
Haşa tövbe. Çarpılmadan şurayı bir anlatayım.
İlk anları nasıl arkadaşlar peygamberlerin?
Emin değiller, hazır hissetmiyorlar, korkuyorlar.
Nasıl yani ben mi diyorlar?
Ben olabilecek miyim?
Gerçekten yapabilir miyim?
Falan diyorlar işte. Sonra onlara bir kimlik veriliyor değil mi?
Tanrı'dan gelen yönlendirmelerle içlerindeki potansiyelle birleştirilerek yeni bir kimlik oluşturuyorlar.
Ve o yeni kimliklerini aldıktan sonra o kimliğin gerektirdiği davranışı öğrenmeye başlıyorlar.
O kimliğin gerektirdiği davranış arkadaşlar.
İnsan kendisine atfedilen rolü tekrar eden davranışlarla itizalleştirir.
Yani olmak istediğiniz kişi olmadan önce o sorumluluğa uygun davranmanız gerekiyor.
Bir dinleyin. Yapın arkadaşlar, bana da yazın.
Yapabileceğinizden emin değilseniz bile olmak istediğiniz kişi gibi davranmayı seçin ve görün.
Dünyada size uyum sağlayacak.
Ve diğer teknik, Gabriel'in tekniğini biraz önce değinmiştim arkadaşlar.
Söyleyeceğim biraz sonra, az sonra demiştim Acun gibi.
Whoop tekniği, bilimsel olarak doğrulanmış bir egzersizdir bu.
Bu teknik dört bölümden oluşuyor arkadaşlar.
Birincisi diyor ki dileğinizi, isteğinizi belirleyin.
İkincisi sonucunu düşünün.
Üçüncüsü engelleri düşünün.
Dördüncüsü de planlarınızı yapın diyor.
Bu teknik ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Motivasyon psikolojisinde kanıtlanmış olan ve öz düzenleme tekniği olarak geçen bir teknik.
Birincisiyle başlayalım.
Ne istiyorum? Kural bir arkadaşlar bu.
Ne istiyorsunuz? Büyük ve somut olmayacak diyor.
Bakın büyük olmayacak en başta da söylemiştim.
Ve soyut olmayacak diyor.
Bu benim çok garibime gitti. Nasıl yani dedim soyut olmayacak?
Şöyle diyor ki küçük.
Ve ulaşılabilir olacak diyor.
Mesela örnek vereyim.
Hayatım değişsin yerine daha spesifik bir cümle istiyor sizden.
Haftada üç gün spor yapacağım.
Sizde hiç spor yapmayan birisiyle haftada üç gün spor yapan birisinin hayatı aynı olur mu?
Bence kesinlikle aynı olmaz.
Çünkü neydi arkadaşlar? Zihnimiz net olmayan isteği, hedefi ciddiye almıyordu değil mi?
Hedef Podcast'ımda da anlatmıştım bunu.
Ve ikincisi sonuç olursa istediğim olursa hayatımda en iyi ne değişecek diye soracaksınız diyor.
Bunda da Gabriel diyor ki mantık değil duygunuz önemli.
Bakın biraz önce soyut olmayacak dedi ama ikincisinde duygu önemli diyor.
Sonuç kısmında duygu önemli.
Mesela spor yapmak dedik oradan devam edeyim.
İşte haftada üç gün spor yaparsam ne olur arkadaşlar sonuç sizin için daha fit olurum.
Daha fit olursam ne olur?
Kendimi daha iyi hissederim.
Ve en önemlisi ne biliyor musunuz aslında?
Kendinizi daha iyi hissetmek, daha güzel hissetmenin, daha özgüvenli hissetmenin dışında.
Haftada üç gün spor yaparsam kendinizle gurur duyacaksınız arkadaşlar.
Aslında bizim atladığımız sonuç hissi, sonuç duygusu bu.
Ben gerçekten o söz verdiğim uğruna güllerimi feda ettim.
Uniformun dersine gittiğimde ve ders bitip.
Hakkıyla yaptıktan sonra kendimle öyle bir gurur duyuyorum ki.
Yani o ders bittiği anda benim oramda buramda bir şekillenme şu kullanma olmuyor değil mi?
Olmuyor. Ama ben kendimle gurur duyuyorum biliyor musunuz?
Çünkü ben o dersi söz verdiğim şeyi o dersi yapmış oldum.
Söz verdiğimi gerçekleştirmiş oldum.
Kendime öz saygım artıyor arkadaşlar.
Bu çok önemli. Verdiğimiz sözleri tutmaya tutmaya kendimizden fark etmeden nefret ediyoruz.
Kendimizi sevmekten vazgeçiyoruz çünkü.
Yine neydi? Beynimiz duygusal ödülle motive olurdu.
İşte ben bu duygusal hale girip yine kendimi motive etmiş oluyorum.
Ve üç arkadaşlar engel.
En kritik adım beni durduracak olan şey ne diye sormak.
Şimdi mesela yine örnekten gidelim.
Müziğe yeteneğiniz var.
Hayatınızda aktif bir role sokmak istiyorsunuz müziği.
Ama 9-6 çalışıyorsunuz.
İşte diyorsunuz ki ya zamanım yok, işim çok yoğun.
E doğru. Zaman gerçekten olmaz.
Bu bizim gerçeğimiz. Ama psikolojiye göre ve Gabriel'e göre bunlar engel değil.
Gabriel'in ayırdığı gerçeklik şu arkadaşlar.
Koşul dış gerçekliktir diyor.
Engel o koşul karşısındaki sizin otomatik tepkinizdir diyor.
Yani mesele ne yaşadığınız değil o yaşadığınız şeyde beyninizin size ne yaptığı.
Gabriel diyor ki insanlar hedefe değil kendi otomatik davranışlarına takılırlar.
Olay ne biliyor musunuz arkadaşlar? Bir koşulu ortaya çıktığında siz onu engel sanıyorsunuz ve alıştığınız tepkileri veriyorsunuz.
Biraz önce verdiğim örnekteki gibi.
Çok yoğunum, işim çok yoğun, zamanım yok.
Eve geldiniz, koltuğa oturdunuz, işlerinizi hallettikten sonra müzik aklınızdan çıkıyor.
Yani müzik çalışacaksınız, eteğiniz var ya bakacaksınız ona.
Müzik aklınızdan çıktı. İşte diyor Gabriel engel diyor budur diyor.
Zamanınız yok değil aslında yani engel zamanın olmaması değil.
Eve gelince zihninizin müziği ekstra yük olarak etiketlemesi ve size unutturması diyor.
Bu işte otomatik davranışlarımız arkadaşlar.
Kendinize dürüst olun lütfen.
Yani siz kendinize onu unutturmayacaksınız.
Ekstra yük olarak görmeyeceksiniz arkadaşlar.
Sizi ne engeller? Mesela siz plan yaptığınızda mesela şöyle.
Ben işte akşam 20 sayfa podcast'imi için kitap okuması yapmam lazım.
Ya da bir makale okumam.
Sonra da özetlerini çıkarmam lazım.
Çok uzun değil mi? Bu benim en kötü bir 2,5-3 saatimi alacak bir şey.
Podcast hazırlarken özetlerini çıkartmam.
Şimdi ben bunu engel olarak nasıl ayarlayabilirim?
Gündüz planımı yaparken.
İşte akşam gittiğim zaman işte yemekler odur budur derken kendimi yorgun hissedeceğim.
Ve uyuyakalacağım, yorulmuş olacağım.
Şimdi böyle düşündüğüm zaman bu benim engelim.
Ama şimdi ben bu engeli koşula çeviriyorum.
Ne diyorum? İki buçuk saat sürecek, çok yoğun şöyle böyle.
Ne olabilir? O arada ben yorulabilirim.
Tamam o zaman şöyle yapmam gerekiyor.
Ben sadece okumamı gerçekleştireceğim.
20 sayfa okuyacağım. Bir saat sürmeyecek bir iş.
Ne yaptım? Yine hedefimi küçülttüm.
Karşıma gelecek olan engeli yani yorgunluğu da önceden düşündüğüm için bu koşula pozitif bir karşılık vermiş oldum.
Yani sizin karşınıza kendinizden yana nasıl bir engel çıkacak ve siz bunu engel karşısında nasıl yöntemlerle bunu çözebilirsiniz?
Kendinize göre ayarlamanız lazım arkadaşlar.
Ve dört. Buradaki formülü arkadaşlar Gabriel sabitlemiş.
Yani 8 şiddetindeki bir depremde duvara sabitlenmiş, bir dolap gibi sabitlemiş.
Asla bundan kıpırdamıyor.
Diyor ki kendinize sadece sabit olarak tek bir soru sormanız lazım.
Bu engel dediğim şey arkadaşlar dördün içerisinde.
Yani Gabriel'in söylediği planın da içinde.
Yani kendinize soracağınız soru sabitlenmiş durumda.
Ben bir engel çıkarsa ne yaparım, ne yapacağım diyeceksiniz.
Beynimiz karar vermeyi sevmiyor diyor arkadaşlar.
2002 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Daniel Kahneman.
Bu yüzden yaklaşık olarak 1 kilo 900 gram ağırlığındaki olan bu biyolojik ağ bu beynimiz bize diyor ki en az enerjiyi harcayacağım yolu seçeceğim kusura bakma.
Yani o koltukta telefon elinde kalacaksın.
Alışık olduğun davranışı tekrar edeceğim diyor.
İşinden memnun değilsin ama buradaki insanları tanıyorsun.
Kaç senedir burada çalışıyorsun, o alıştığın yere seni sabitleyeceğim, yeni iş aratmayacağım diyor arkadaşlar.
Bunların hepsini bir engel çıkarsa ne yapacağım sorusunu cevaplayamadığımız için beynimiz söylüyor.
Yani yeni kararlarınızı ve memnun olmadığınız konularda karar almanızı erteliyor.
Çünkü beynimiz iki maddede çalışır arkadaşlar.
Bir kararsız mod, bir de komut modu.
Bu söylediklerim kararsız mod.
Yapsam mı yapmasam mı?
Ama komut modu Gabriel'in söylediği durum arkadaşlar.
Yani bu durumda şunu yaparım.
Böyle bir şey yaşarsam şu hale getiririm.
Şu planı uygularım.
Diyelim ki yeni bir iş istiyorsunuz ama erteliyorsunuz.
Kendinize önceden komut vereceksiniz.
Eve geldiğinizde telefonu başvuru için aldınız.
Savaşıyorsunuz Instagram'a girmemek için.
Çünkü saatleriniz gidebilir.
Hedefinizi bir yıl önce söylediğim gibi küçülteceksiniz.
Böyle söylüyor Gabriel. başka yolu yok arkadaşlar kendime diyeceksiniz ki mesela ya ben sadece beğendiğim 3 tane işe başvuracağım ve telefonu bırakacağım başvuracağım çıkacağım hepsi bu korkma diyeceksiniz beyninizi ufak ufak alıştıracaksınız
ve arada da şöyle diyeceksiniz eğer onu yapmak istemesem de yapmak istemediğim anda ayağa kalkıp bir bardak su içeceğim biraz camdan dışarıya bakacağım sonra yerime oturacağım ve iş başvurularımı devam edeceğim yapacağınız komuta
şekli de bu arkadaşlar bütün bu anlattığım manifest tekniklerini planlarını Kararlarını anlatırken ben şunu fark ettim.
Bazı şeylerin cevabını düşünerek bulabiliyoruz.
Davranarak sadece yapmaya devam ederek bulabiliyoruz.
Yaşam sorulara hemen cevap vermemizi istemiyor.
Sorularla yaşamayı öğrenmemizi istiyor arkadaşlar.
Umarım bu teknikleri uygularsanız güzel sonuçlar alırsınız.
Ama lütfen acele etmeyin.
Hayat aceleyi sevmiyor.
Evet siz yoruldunuz. Evet geçen bir filmde mi izlemiştim ya?
Kardeşim mi? Bir kardeşim söylemişti hatırlamıyorum.
Yine şu anda aklıma geldi.
Yani gerçekten insan şunu istiyor.
Bir kere de bana altın tepside sunulsun ya.
Bir kere de ben uğraşmayayım, çabalamayayım.
Hani şöyle önüme al ya Ayça al hadi tamam tamam sen çok yoruldun al hadi bu da senin olsun desin.
Ama maalesef bunu hep söylüyorum zaten.
Herkesin bir kaderi var. İşte yaptıklarımızla onu değiştirmeye çalışıyoruz.
Çabaladıklarımızla biraz renklendirmeye uğraşıyoruz.
Belki Allah'ın boş bıraktığı sayfalar vardır.
Doldurmaya çalışıyoruz.
Elimizden geleni yapıyoruz.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim arkadaşlar.
Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.
nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
