
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bir şekilde bereket geliyor, para geliyor, sevgi aşk hepsi geliyor ama sizde kalmıyor? Bu bölümde bereketi neden tutamadığımızı ve nasıl tutabileceğimizi anlatıyorum.
---
Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün size bereketten bahsetmek istiyorum arkadaşlar.
Şimdi bereket deyince aklınıza hemen para pul, bolluk, refah gelmiş olabilir ama değil.
Bugün anlatacağım bereketin olmamasının nedeni bizim onu tutamamız.
Yani bereketi neden biz kendimize tutamıyoruz?
Bugün okları biraz kendimize çevireceğiz.
Amacım suçlu çıkarmak değil, yanlış anlamayın, şifamızı bulmak olacak.
Geçenlerde asla ilişki kurulmaması gereken 3 insan tipini anlatmıştım bir bölümde.
Gelen mesajlara şöyle bir baktım da meğer hepimiz aynı yerde sıkışmışız ya.
Hatta sizden bir mesajı okumak istiyorum.
Aynen şöyle yazmış arkadaş.
Ayça, asla ilişki kurulmaması gereken 3 insantibe bölümünü dinledim.
Ama ben iş yerinde, evimde, ilişkilerimde hep bir şeylerin elimden kayıp gittiğini izliyorum.
Ne zaman içi ferahlasa, arkasından hemen bozuluyor gibi.
Ya da ortada hiçbir şey yokken kendimi gün sonunda tükenmiş hissediyorum.
Ya da elimde çok para kazanıyor gibi görünüyorum.
Ama azmış gibi geliyor, bereketi yokmuş gibi bitişini izliyorum diyordu.
Ben de bu mesajın içindeki hissin bereketsizlik olduğunu anlatmak istiyorum size.
Çünkü bereketin olmaması arkadaşlar bazı fark etmediğimiz aslında iyi gibi gelen durumlarımızdan kaynaklanıyor olabilir.
İşte bugün bunlardan bahsedeceğim.
Şimdi öncelikle arkadaşlar bir soruyla başlamak istiyorum.
Çünkü bu sorunun neticesinde vereceğiniz cevap çok önemli.
Şu anki mistik konusunda ileri görüşlü olan arkadaşlar diyor ki eğer bu soruya verdiğiniz cevap güzelse yani olumluysa 3 ile 6 ay içerisinde bunları yapabilirsiniz.
Sorum nedir? Şimdi size desem ki 3 ile 6 ay içerisinde tüm hayalleriniz, istekleriniz gerçekleşecek desem arkadaşlar ve buna inansanız tamam deseniz nasıl davranırdınız şu
an itibariyle? Şimdi aklınıza getirin.
En çok hayalini kurduğunuz istediğiniz şey ne?
Size bir 5-10 saniye vereyim mi?
Hadi biraz düşünelim.
Canlı online manifesto yapıyoruz şu anda.
Bir düşünün bakalım. Diyorum ki 3 ile 6 ay süren var.
Kızım, oğlum diyeyim artık.
Bu süre sonunda o istediğin, o şu an aklından geçen kişi olacaksın.
Nasıl davranırdınız arkadaşlar?
Yarın sabah kalktığınızda eminim ki daha sağlıklı beslenirdiniz.
Eminim ki... O beyaz ekmeği yemezsiniz.
Eminim ki öğlen, sabah ya da akşam o spora giderdiniz.
Hep ertelediğiniz. Eminim ki nasıl olsa hayaliniz olacak.
Nasıl olsa istediğiniz şeye kavuşacaksınız diye şu an yapmış olduğunuz işi daha güzel yapacaksınız.
Daha mutlulukla uyanacaksınız değil mi?
Yani bunların toplamına bakalım.
Ne oluyor? Ne var elimizde?
En iyi versiyonunuza dönüşmek için sabahlara kadar çalışıyorsunuz.
Çünkü inandınız arkadaşlar.
İnanç işte. İnanıyorsunuz.
Diyorsunuz ki ya kesin gelecek.
Ayça söz verdi. Biliyor Ayça.
Ben 3 ile 6 ay içerisinde istediğim insan olacağım.
Hayalime kavuşacağım. Elde edeceğim.
İşte bereket budur arkadaşlar.
Bereketin birinci adımı budur.
Size gelen bir şeyin sizde kalacağına inanmak.
Sizde kalacağından emin olmak.
Yani hani şöyle diyoruz ya paranın hiç kıymeti kalmamış ya.
İşte şu kadar para kazanıyorum ama sanki yarısını kazanıyorum gibi.
Borçlardan bahsetmiyorum.
Yani şöyle söyleyeyim kabataslak 60 bin lira kazanıyorsanız 100 bin lira her ay ödemeniz varsa burada bereket beklemek çok zordur.
Burada bir ek gelire ihtiyaç vardır.
Bundan bahsetmiyorum. Güzel kazancınız var.
Aslında elinize bir miktar para kalıyor diyelim.
Paradan örnek veriyorum daha basit anlaşılması için.
Ama o paranın bereketi yok.
Yani bir bolluğu yok. Bundan bahsediyorum.
İşte bu ruh halinde bu inançla olursanız eğer arkadaşlar o para sizde kalacak.
Şimdi mesela diyelim ki çok güzel bir arkadaşlığımız var.
Ya işte ben korkuyorum arkadaşlığım bozulacak diye.
İşte bakın o arada bu bereketin sistemi biraz sonra bahsedeceğim çalışmaya başlıyor.
Tiktak tiktak tamam diyor.
Bu buna inanıyor. O kadar inanıyor ki emin.
Ben tabii ki gideceğim. Şimdilik diyor biraz diyor bunu diyor.
İyice vereyim arkadaşlığımı güzel güzel yaşatayım diyor.
İşte elinizdeki arkadaşlar ilk güzel şeyiniz bu inançtır.
Bereketin sizde kalacağına kazandığınız maddi ya da manevi olsun ne olursa olsun hatta sizde kalarak çoğalacağına inanmanız.
Kalpten bunu bilmeniz.
Ya zaten gidecek ya zaten azalacak ya zaten bitecek derseniz eğer hiçbir alanda bereketi kendinizde tutamazsınız.
Öncelikle bunu cebimize koyalım.
Peki biz buna inandık.
Bir şey oldu. Somut ya da soyut bir olayınız var.
Ve siz de inanıyorsunuz o sizde kalacak.
Ama yine de bir şeyler ters gidiyor.
Yine de sizde bereket kalmıyor, tutunamıyor.
Neden? Nasıl böyle oluyor?
Ne yapacağız? Ne olmuş olabilir arkadaşlar?
Bereket ve enerji konusunda arkadaşlar dünyanın bir numarası olan ve bilimle beraber bu konuyu açıklayan çok ünlü bir isim var.
Fransız sosyolog Bourdieu çok çarpıcı bir tespiti var kendisinin.
Bourdieu diyor ki her verme aslında karşılık bekleyen bir güç gösterisidir.
Yani ne vermesi Ayça dediniz.
Yani siz birine sürekli yardım ediyorsunuz.
Sistem artık sizin üzerinizden şöyle işlemeye başlıyor.
Şöyle diyor. Bu kişi zaten her şeyi yapıyor.
Biz ondan istemeye devam edelim o zaman diyor.
Sizden istemeye başlıyor.
Sizin mevcut kazandığınızı da elinizden almak istiyor.
Ve siz farkında olmadan sadece veren değil vermezse suçlu olan kişi haline geliyorsunuz.
Mel Robbins'i biliyorsunuz değil mi arkadaşlar?
Dünyanın en çok dinlenen podcasterlardan biri.
Aynı zamanda da yazar.
Şimdi Mel'in bir tane teorisi var.
Teori şu. Bırakın yapsınlar.
Yani temel olarak diyelim ki bir arkadaşınız var ya da bir eşiniz var.
Bu kişi birçok bağımlılıkla mücadele ediyor diyelim.
İşte sigara içiyor ya da alkol kullanıyor.
Bu tarz bağımlılıkları var. Ve siz de ona yardım etmeye çalışıyorsunuz.
Onlara yardım etmeye çalıştıkça o sizi dinlemiyor.
Tamam diyor. Sigara içmeyeceğim diyor.
Gizli gizli içiyor. Siz tedavisine yardımcı oluyorsunuz.
İşte elektronik sigaraları alıyorsunuz.
Bazı videolar izletiyorsunuz.
Hep yanında oluyorsunuz.
İşte sigara yerine farklı bir şeyler yapmasını istiyorsunuz.
Sonra diyorsunuz ki bak sen sigara içersen ben üzülüyorum.
Ben indiniyorum. Bunu lütfen yapma diyorsunuz ve neden yapmaması, neden sigara içmemesi gerektiğini ona sürekli açıklıyorsunuz.
Ama bir bakıyorsunuz ki o sizi dinlemiyor ve gizli gizli sigara içiyor.
İşte o anda neden böyle yapıyorsun, lütfen yapma, ben sana yardımcı olmaya çalışıyorum, görmüyor musun, elimden geleni yapıyorsun diye enerjinizi vermeyin arkadaşlar.
İşte ikinci konumuzda, ikinci üzerine durmamız gereken, bereketi tutmak için yapmamız gereken de bu.
Bırakın yapsınlar teorisini burada devreye sokmak.
Melin teorisi arkadaşlar. Bırakın yapsınlar.
Enerjinizi onlardan tamamen uzaklaştıracaksınız.
Onların istediklerini yapmalarına izin vereceksiniz.
Çünkü eğer onlara izin verirseniz her şeyden önce siz daha güçlü oluyorsunuz.
Çünkü ne oluyor biliyor musunuz arkadaşlar?
Tüm enerjinizi kendinize geri çağıracaksınız.
Bonusu da şu oluyor bu hareketin.
O kişiyi olduğu gibi göreceksiniz.
Bakın bu o kadar önemli ki.
Çünkü bu tarz insanlara sürekli yardım ettikçe o kişiyi olduğu gibi göremiyoruz maalesef.
Ne yapmak istiyorlarsa lütfen yapmalarına izin verin.
O toksik arkadaşıyla, toksik ilişkisiyle tekrardan mı barışmak istiyor?
Tekrardan mı buluşmak istiyor?
Bırakın yapsın.
Kendisine 5000 kere yalan söyleyen arkadaşına Yine mi iyilik yapmak istiyor?
Bırakın yapsın.
Bırakın yapsınlar.
Enerjinizi onlardan uzak tutun.
Zaten eğer o kişiler sizi gerçekten önemsiyorlarsa sizi incitmek istemezler.
Sonunda değişmeleri gerektiğini biliyorlar çünkü.
Anlamaları lazım. Yani bak Ayça bu kadar benim için uğraşıyor.
Ya hani kendim için değil bu kız bari o kadar uğraştı.
Bunun emekleri için yapmayayım ya.
Şu kızı dinleyeyim bir kere de demeleri lazım.
Yani burada... size verdikleri değeri de görüyorsunuz.
Mesela diyelim ki bir arkadaşınız var.
Her şeyini sizinle paylaşıyor gibi yapıyor.
İşte ağlıyor, anlatıyor, sizden destek bekliyor.
Siz de elinizden geleni yapıyorsunuz.
İşte gece aradığında arıyorsunuz.
İhtiyacında yanına koşuyorsunuz.
Ama sonra bir gün siz düştüğünüzde o ortalarda yok.
Siz mutlu olduğunuzda yine ortalarda yok, yüzeysel böyle.
Yani pastayı paylaşırken o yiyor ya da diğer arkadaşlarıyla, diğer çevresiyle yiyor pastayı, başkalarıyla paylaşıyor.
Sonra iş o pastayı yedikleri tabakları yıkamaya geliyor.
Yani bulaşık zamanı.
O zaman diyor ki ya ay çecek bir şey bulaşıkları bir beraber yıkayalım mı?
İşte hep vermek, hep vermek ve başkalarının sorunlarına sürekli çözüm bulmak için koşturmak düştü, kaldırdınız.
Biraz sonra tekrar düştü, yine kaldırdınız.
Bir ay sonra düştü, yine kaldırdınız.
Yani bu adam düşüyor. Yani bu adamın, bu kızın hayat şekli, hayat tarzı bu.
Düşmek ve birisi ayağa kaldırsın.
Düşmek ve birisi ayağa kaldırsın.
İşte sizin enerjinizin tükendiği yer.
Siz akşama eve geliyorsunuz, ayaklarınızı uzatıyorsunuz.
Of diyorsunuz, yorucu bir günde ama işte Ayşe'nin de sorununu hallettim ya.
Kızcağız hep böyle yapıyor ya.
Yazık kıza. Bir türlü şundan kurtulamadı.
Aslında yazık olan kim biliyor musunuz?
Yazık olan sizsiniz.
Yazık olan o değil. Sonra iki gün sonra şöyle diyorsunuz.
Ya benim üzerimde bir ağırlık var, bir isteksizlik var ya.
Sonra açıyorsunuz bakıyorsunuz banka hesabınıza.
Yalnız ilk başta para demedim ama içimdeki banka çuruğu yine hep ağzım paraya kayıyor.
Neyse. Açıyorsunuz sonra hesabınıza bakıyorsunuz.
Allah Allah ya daha dün saldırıyorum işte 15 bin vardı.
Ne ara 5 bin lira kaldı para?
Nasıl da para suyunu çekmiş?
Nasıl oluyor bu ya diyorsunuz?
Bakın iki taraftan da.
Enerjiniz gitti. Hem paranız bir anda azaldı fark etmediğiniz şekilde hem kendinizi böyle bir tükenmiş yorgun hissediyorsunuz.
Halbuki bugün yaşadığınız şeyler sizin açınızdan işler vesaire diyelim aynısıydı.
Ne oldu? E ne olacak?
Sizi tüketen o arkadaşınız.
Hiç farkında değilsiniz.
Enerjinizi ona akıtıyorsunuz.
Ve bu da bereketin neden sizde kalmadığını açıklıyor.
Çünkü siz dediğim gibi enerjinizi bir yere akıttınız.
Ama orada... Ne duygu, ne değer, ne de bir ışık size geri dönmedi o arkadaşta.
Yani bizler arkadaşlar sadece verdiğimiz için iyi sayılmayız.
Verdikçe ilişkideki güç dengesini de değiştirmiş oluyoruz.
Ama farkında olmadan sürekli veren rolüne sıkıştığımızda artık değerimiz biz olduğumuz için değil ne kadar verdiğimizle ölçülüyor.
Ne kadar acı değil mi?
Ne kadar verdiğimizle değeriniz ölçülür.
Verince değerlisiniz, vermeyince...
değersiz ve bencil.
İşte bu noktada içinizdeki bereket bir ilişki yatırımına değil bir zorunluluğa dönüşüyor.
Enerjiniz akmıyor.
Enerjiniz başkaları tarafından sömürülüyor.
Ve bereket de sizde kalmıyor.
Mevlana bile ne diyor arkadaşlar?
Her şeyin fazlası zarardır.
Sevginin bile. Ve sizin sürekli bu yardım ettiğiniz kişiler bu hatalarını sizin yapma etme bak canına yazık deyip de Onların yapmaya devam ettiği insanlar bunlara devam ederse
ne oluyorlar? Siz farkında olmuyorsunuz o anda ama yazık ya bağımlı olmuş diyorsunuz.
Ama aslında o bencil oluyor.
O zaman kendinize şunu sormalısınız arkadaşlar.
Bu benim birlikte olmak istediğim kişi mi?
Bu benim arkadaşlığıma devam etmek istediğim kişi mi?
Çünkü onlar size kendilerini gösterdiler.
Gerçek sizi gösterdiler.
Siz görmüyorsunuz işte bu noktada.
Siz arkadaşlar onların işlerine karışmak yerine onlara izin verdiğinizde onların gerçekte kim olduklarını
görürsünüz. Ve
farklı bir durum daha var.
Şimdi biraz ilahi bir konu bu.
Şimdi Tanrı'nın insanları zorluklara soktuğu ve bu zorluklardan geçmeleri gerektiği bazı durumlar var.
Ve siz ona bu tarz iyiliklerinizi fazla yaptıkça, fazla verdikçe ne oluyor biliyor musunuz?
Çok garip bir şey bu. Tanrı'nın planını bozuyorsunuz.
Onun planının arasına giriyorsunuz.
Nasıl bir plan bozma bu?
onun yükünü, arkadaşınızın yükünü ya da eşinizin bakın normal arkadaş olarak değil hatta bu anne baba kardeş bile olabilir.
Onların yükünü, Tanrı'nın ona verdiği yükü siz taşımak zorunda kalıyorsunuz.
Ve bu insanlarda daha büyük bir sorun ortaya çıkıyor.
Nasıl olsa yükü de taşıdınız.
Siz yardıma gittiğiniz zaman sürekli her zaman yani onlara yardım eden kişi olduğunuz zaman sonunda diyor ki o kişi Ya diyor bu kız, bu adam o kadar sorunun içinde, o kadar
hayat mücadelesi varken benim her işime koşuyor.
Ne kadar iyi birisi diyor ya.
Baksana ne kadar iyi bir kız diyor, ne kadar iyi bir kadın, ne kadar iyi bir adam diyor.
Bu neye çıkıyor biliyor musunuz?
Sizi ileriki günlerinde ya da ileriki zamanlarında, yıllarında içten içe kıskanmalarına sebep oluyor.
Vardır böyle arkadaşınız değil mi?
Ya bu kızın her kötü gününde yanındaydım, neler yaptım ya.
Ama meğerse o beni kıskanıyormuş.
E kıskanır tabii. İki elin kan da, iki elin kan da.
Dokuz saat çalışmışsın.
Akşam eve gelmişsiniz.
Ayaklarınızı uzatmışsınız. Dinleneceksiniz.
İki kafa dinleyeceksiniz.
Onun telefonuyla beş saat onun sıkıntılarını dinliyorsunuz.
Onun ağlamasını dinliyorsunuz.
E dayanamıyorsunuz. Siz de çok merhametlisiniz.
E siz de ağlıyorsunuz.
E ne oldu sizin enerji?
E ne oldu? Bir kitap okuyacaktın şimdi.
Bir hayal kuracaktın.
Bir manifest yapacaktın.
Gitti hepsi. Yalnız yine arada sen demeye başladım.
Farkında mısınız? Şimdi yine karşıda sinirlendim ya.
Karşımda siz var mısınız gibi anlatıyorum.
Yakanızdan tutacağım. Silkeleyeceğim artık sizi.
Bakın arkadaşlar. İki bardak suyunuz olduğunu düşünün tamam mı?
Bu iki bardak sudan bir tanesi sizsiniz.
Bir tanesi de boş olan da sizin diğer arkadaşınız.
Su dolu bardaktan yani siz kendi enerjinizden sürekli ne yapıyorsunuz?
Boş bardağı dolduruyorsunuz.
Biraz zaman geçiyor biraz daha dolduruyorsunuz.
Yani sürekli belli aralıklarda boş bardağı dolduruyorsunuz.
Ne oluyor? Sizin bardağınız boş kalıyor değil mi?
Bir bakıyorsunuz arkadaşınızın bardağı dolmuş.
Ama sizin bardağınız boş kalmış.
O boş bardak ne biliyor musunuz?
Tükenmiş ve enerjisiz, bereketsiz kalmış olan sizsiniz işte.
Sonra boş bardak neye yarar?
Boş bardak hiçbir şeye yaramaz.
O saatten sonra...
O kişi de sizi terk eder.
İşte iyilik yaptığımız insanlar da, hep yanında olduğumuz insanlar da ne olursa olsun, ne pahasına olursa olsun yardım ettiğimiz kişiler de bu yüzden bizi terk ederler.
Çünkü artık kendilerine bizden alabilecekleri, bizim bardağımızdan alabilecekleri bir gıdım bile su kalmamıştır.
İşte o yüzden terk edilirsiniz.
Evren diyor ki, hey Ayça kardeş ne kadar da güçlüsün.
O kadar güçlüsün ki nasıl olsa bana bir yerden enerji gelir, bana bir yerden su gelir diye bütün suyunu diğer arkadaşının bardağına boşalttın.
O zaman ben sana bereketi vermem.
Bereketi sende tutmam.
Çünkü sen çok güçlüsün.
Bana ihtiyacın yok.
İster evreni mistik bir varlık olarak görün.
İsterseniz Tanrı, isterseniz Allah artık ne derseniz.
Nasıl söylemek isterseniz.
Biliyorsunuz o ulu varlık.
O onu söylüyor arkadaşlar. O diyor ki senin bana ihtiyacın yok.
Peki Ayça'dım tamam anladık seni.
Hani yardıma koşmayalım.
Her zaman kendimizdeki enerjiyi başkalarına vermeyelim dediniz ama yani ne yapacağız?
Küsecek miyiz biz bu arkadaşlara?
Darılacak mıyız? Yani başımızdan mı atacağız?
Evet olabilir. Bunlar da bir seçenek.
Ama size illa bir fayda sağlamasını istiyorsanız ki istiyorsanız ki şu anda beni dinliyorsunuz diye düşünüyorum arkadaşlar.
Şöyle yapacaksınız. Ben ne demiştim arkadaşlar podcastın başında?
Onlara izin verin, gönderin.
Sonra yapacağınız şey şu.
Onlara vereceğiniz enerjiyi kendinize aktar bak.
Onları düşünerek plan yapmayacaksınız.
Tamamen kendinize odaklanacaksınız.
İstediğiniz her şeye inanın ki bu şekilde sahip olabilirsiniz.
Çünkü tamamen kendinize odaklandığınız zaman bereket sizde kalıyor.
Enerjinizi tüketmemiş oluyorsunuz.
Ve arkadaşlar şöyle.
Hani bir şey deriz ya. Ya şu kız benim düşmanımdı.
Bu benim düşmanımdı. İşte o beni sevmezdi.
Bilmem neydi. Böyle bu tarz konuşmalar yaparız.
Bazen ağzımızdan bazı kişiler için düşman kelimesi çıkar.
Sanki sizin istediklerinizi yapamayışınızın sebebi onlarmış gibi bazen konuşuruz.
Suçlu ararız. Suçlu buluruz daha doğrusu.
Aslında düşman diye bir şey yok biliyor musunuz?
En büyük düşmanınız kendimiziz.
En büyük düşmanınız sizsiniz.
Diğer insanları, diğer kişileri en yakınınızda olsa düşünerek bir şeyler yapmayın.
Victor Hugo'yu biliyorsunuz.
Paris'in zamanında en çok konuşulan, en çok alkışlanan adamıydı.
Ama en büyük eserini insanlar onu alkışlarken değil, o alkışlar sustuktan sonra yazdı değil mi sefirlere?
Ne olmuştu Fransa'da?
Bu 3. Napolyon'un darbeyle iktidara gelmesiyle birlikte Victor, monarşi karşıtı görüşleri sebebinden dolayı Sürgüne gönderilmişti.
Çünkü kendisi bir aristokrattı.
Yani saray çevresine yakın biriydi.
Paris'in en saygın yazarlarındandı.
İnsanlar onu sürekli alkışlıyordu.
Çünkü insanlara yardım ederdi.
İnsanlar tarafından saygı duyulan o tarz bir insandı.
Ama bir gecede her şey değişti.
Artık gazeteler onu basmadı.
Sürgüne gönderdi çünkü. Salonda kimse artık onu alkışlamadı.
Salona kimse onu çağırmadı.
Ailesi bile ondan korkmaya başladı.
Yani Paris yaşadığı yer ve o kadar yardım ettiği, o kadar alkışını aldığı, o kadar takdir edildiği bütün insanlar ondan vazgeçti.
Ve Victor Hugo gönderildiği adada, sürgün edildiği adada bir tane kayalık eve sığındı.
Kimsenin olmadığı, sadece denizin, taşların ve sesin olduğu bir yere sığındı.
İşte orada tek başına yalnızlığıyla hiçbir şekilde kimseye enerjisini vermeden sadece kendisine enerji akışı yaparak gerçek Victor Hugo'yu doğurdu.
Ne yazmıştı o sürgündeyken?
Sefillere yazdı arkadaşlar.
Ve birçok eser daha ama tabii ki en önemlisi sefiller.
Yani en büyük bereketi alkışlar kesildiğinde sistem onayını geri çektiğinde başladı.
Köşesine çekildi.
Dışarıya değil.
İçeriye yazdı. Kendisine yazdı.
Ve Victor belki de hayatında ilk kez sadece kendisi için yazmıştı.
İnsanlara yardım etmeyi bırakmak, onlar için bir şeyler yapmak, onların onayı için, onların alkışları için, sizi iyi birisi, sizi başarılı birisi olarak görmeleri için bir şeyler yapmak
kendi bereketinize yeniden kavuşmamanızın sebebidir.
Ve bunun için bunu bırakmamız gerekiyor.
Kurtlarla Koşanlar kitabını biliyorsunuz çok sevdiğimi.
Orada Clarissa'nın bir tane sözü vardı.
Kurtların iyileşmesi için ormanın sessizliğine ihtiyaçları vardır.
Çevrenizi azaltın.
Bu insanları bulun ve hayatınızdan lütfen çıkartın.
Bereketin sizde kalmasını istiyorsanız biraz önce de söylediğim gibi Tamamen kendinize odaklanın arkadaşlar.
Kendinize bir söz verin.
Şu anda 2025 yılının tam ortasında sayılarız.
Yaz bir türlü gelmedi ama.
Neyse tam ortasında sayılarız.
Yaz da geldi. Bir mevsim değişikliği de yaşıyoruz.
Şöyle yapın. Yıl başında, sene başında bir sürü şeyler yazdık.
Dileklerimiz oldu, hayallerimiz oldu vs.
değil mi? Ne kadarını gerçekleştirdiniz?
Elinizden geleni belki de yaptınız.
Deli gibi çalıştınız.
Kendinizle de çok uğraştınız.
Olmadı. Allah Allah neden olmadı acaba?
Bu yüzden olabilir mi enerjinizi yanlış yere akıttığınız için?
Şimdi bir düşünün ve lütfen kendinize bu podcast dinledikten sonra bir söz verin.
Bunu istiyorum sizden. O kadar iki senedir anlatıyorum arkadaşlar ya.
O kadar da hatırım olsun istiyorum sizden.
Lütfen bu son kalan 6 ayda hatta 7 ayımız var.
Bunu deneyin. Bunu yapın.
Enerjinizi kendinize tutun.
Bu kişileri çevrenizden çıkartın.
Bunlarla ilişkilerinizi azaltın.
Yani sizi ilk aradıklarında, yardım istediklerinde ilk söyleyeceğiniz hayır olsun.
Hemen kendi planınızı iptal etmeyin.
Hemen kendinizden vermeyin.
Bakın bakalım hayır dediğiniz zaman o karşınızdaki insanın karakteri değişiyor mu?
Sesi düşüyor mu? Sonrasında sizi arıyor mu?
Ya da sonraki diğer kızlarla buluşmasında sizi çağırıyor mu?
İlk mi sizi arıyor?
Son mu sizi arıyor?
Bakın bunlar belki psikopat derecesinde dikkat edilmesi gereken detaylar olarak görülebilir.
Ama inanın ki küçük ama çok önemli detaylardır.
Bereketin sizde tutanmamasının bir diğer sebebini söylemek istiyorum arkadaşlar.
Şimdi şöyle düşünün size birisi her gün diyor ki ya işte Fatmacığım bana eğer şunu yaparsan söz veriyorum yarın sana gelip ben de yardım edeceğim.
Tamam diyorsunuz istediği o şeyi yapıyorsunuz.
Yarın oluyor bekliyorsunuz ki gelsin bekliyorsunuz ki gelsin ama gelmiyor.
Neyse diyorsunuz ya herhalde bir işi vardır.
Olabilir. Çok merhametlisiniz.
Çok iyisiniz ya. Affediyorsunuz.
İki gün sonra tekrardan sizi arıyor.
Yine sizden bir iyilik istiyor.
Sen diyor bana bunu yap. Ben yarın sana geleceğim.
Yardım edeceğim. Seninle konuşacağım vesaire.
Tamam diyorsunuz. Yine merhametli ve iyi olduğunuz için yine yapıyorsunuz.
O kişi gelmiyor. Yani size verdiği sözleri tutmuyor.
Neyse dersiniz arkadaşlar.
Size vermediği sözleri tutmayınca.
Neyse dersiniz. Ne düşünürsünüz?
İşte o sözünü tutmayan kişi kim biliyor musunuz?
Sizsiniz. Şöyle, biz çoğu zaman kendimize sözler veriyoruz.
Dua ederken...
Tanrı'ya sözler veriyoruz.
Ya Tanrım, Allah'ım şu olsun lütfen ben bunu yapacağım.
Şu olsun lütfen ben şöyle yapacağım.
Ya da diyorsunuz ki ben bu hafta spora gideceğim.
Ben bu hafta işte iş yerinde hiç sinirlenmeyeceğim.
Ben şöyle yapacağım. Ama tutmuyorsunuz.
En büyük yalanı hem en çok inandığınız o büyük varlığa hem de en büyük sahibi olduğunuz o diğer küçük varlığa kendinize yapıyorsunuz.
İhanet ediyorsunuz.
kendinize verdiğiniz sözleri tutmuyorsunuz.
Ve farkında olmadan Öz güveninizi düşürüyorsunuz.
Çünkü beyniniz biliyor.
Beyniniz diyor ki bu kız daha kendine verdiği sözleri tutamıyor.
Yani bunda öz güven olmaz.
Ya bu sabah uyanacağım dedi uyamadı.
Bu sizde bir sorumluluk.
Ya Allah kahretsin ya niye böyle oldu düşüncesi oluşsun diye olması gereken bir şey değil.
Beyniniz bilinçaltını biliyorsunuz.
Biz farkında olmadan oluşturur.
Ve işte bu tarz davranışlarımızdan dolayı oluşturuyor.
Yani güvenmiyor size. Beynimiz bize güvenmiyor.
Ve bizim bilinçaltımızı böyle inansızlıklarla, bereketsizliklerle dolduruyor.
İşte bereketin size tutanmamasının diğer bir sebebi de budur.
Verdiğiniz sözlere, en çok inandığınıza ve diğer en çok inandığınız küçük size verdiğiniz sözleri lütfen tutun.
Bugün olmadıysa kendinize başka bir insanmış gibi açıklama yaparak lütfen diğer gün verdiğiniz bu sözü tutun.
Pis bir evde yaşamaya benzer bu.
Vermediğiniz sözlerle yaşamak.
Düşünsenize tutmadığınız sözleri bir odada biriktirdiğinizi düşünün.
Şimdi o tutmadığınız sözlerin pislik olduğunu düşünün.
Her yer pislik. Pis peçetelerle, pis bulaşıklarla, pis çamaşırlarla dolu.
İğrenç kokuyor her yer.
Böyle bir odada yaşadığınızı düşünün.
Zaten buraya bereket girer mi arkadaşlar?
Bolluk bereket girer mi?
Girmez tabii ki. O yüzden lütfen verdiğiniz sözlere, ağzınızdan çıkan o planlara sadık kalmayı deneyin.
Bolluk ve bereket arkadaşlar, siz hayatınızda onlara anı açtığınız zaman gelir.
Hayat kısa arkadaşlar. Bu hayat geçici ve gerçekten çok kısa.
Lütfen başkalarının sıkıntılarıyla kendinizi boğmak yerine kendinize odaklanın ve enerjinizi onlar için değil tamamen kendiniz odaklı yaşayın.
Umarım bu bölüm size güzel bir motivasyon olur.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Görüşmek üzere. Bye bye.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
