
Başkalarının Düşüncelerine Takılmadan Yaşamak
26 Şubat 2024 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Onayların gölgesinde kaybolmuş bir dünyada başkalarının beğenisi için kendimizi tüketmeden zincirlerimizi kırıyoruz.
***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba arkadaşlar.
Alternatifizyona hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün hayatımızda yapmak istediklerimizi yapmaya çalışırken ideal biz değil o gerçek biz olmaya çalışırken önümüzde barikat gibi duran iki tane toksik inançlarımızdan bahsedeceğim.
Onay bağımlılığı ve ona kardeş olan sevgi bağımlılığı.
İnsanlar bizim hakkımızda ne düşünüyorlar diye düşünüyoruz.
Düşünüp duruyoruz değil mi? Neden?
Çünkü bizi sevsinler istiyoruz.
Neden bizi sevsinler istiyoruz?
Çünkü... Doğamız gereği insanlarla bağ kurmaya çalışıyoruz.
Güdüsel olarak hayatta kalmak için bir çabamız oluşuyor.
Peki nereden geliyor bu çaba?
İnsanlık tarihinin büyük bir kısmında herkes birbirine bağlı topluluklar halinde yaşıyordu değil mi eskilerden?
Hayatta kalabilmek için buna mecburdular çünkü.
Ve araştırmalar bu topluluklarda dışlanmanın çok ağır bir travma olduğunu göstermiş.
Beynimizde sosyal iledilmeyi ne yaptı?
Ölümcül olarak genlerin...
Bakın bu sefer çocukluğumuza değil dünya tarihinde dönemler öncesine kadar indik.
En derinlerimizdeki sebep aslında bu çünkü.
Peki bilim ne diyor bu konuda?
Biliyorsunuz ben bu tarz psikolojik konularda varoluş bileşenlerimizin psikolojimiz yaşadığımız olaylarla şekillenirken bu bileşenlerin nasıl hareket ettiğini, bizi nasıl yönlendirdiğini de anlatmaya
çalışıyorum. Hatta erkekler ne ister bölümünde...
ve erkeklerin davranış şekillerini anlatırken de uzunca bahsetmiştim bilim araştırmalarının sonuçlarından.
Onaylama isteğimizin konusunda da yapılan araştırmalarda genlerimiz var ve bu genlerin özgüvenimizi azaltırken onay alma ihtiyacımız da...
çoğalttığı görülmüş. Bunlar bağlanma hormonu oksitosin olarak geçiyor isimlere.
Dolayısıyla onaylanma davranışlarımızı tetikleyen bu genler bizim bağlanma aksiyetimizi yükseltmeyi sağlıyor arkadaşlar.
Yani kendimizi bir inşaatın temeli olarak düşünelim.
Üzerine yapılacak her şeyi almaya mümkün.
O temeller bizim genlerimiz ve insanlığın ilk tarihlerinde bu genlere işlenmiş hayatta kalma normları.
Zamanla bu genlerimiz Evrimleşiyor ve biz güdüsel olarak yaşadığımız olaylardan da öğrendiklerimizle insanların düşüncelerine, sevgilerine belki de farkında olmadan bağımlı
hale gelmiş oluyoruz.
Nietzsche'ye göre bu bir onaylanma açlığı durumu.
Üstümüzden çıkarması zor, dikenli bir kemere benzetmiş.
Çünkü insanların övgülerine, sizin hakkınızda iyi şeyler söylemelerine, onaylamalarına muhtaç olurken diğer yandan bağımsızlığımızı o insanların eline teslim ettiğimizi
söylüyor Nietzsche. Haklı mı sizce?
Yani biz bizim ne yaşadığımızı bilmeyen tırnak içinde bu diğer insanların eline bağımsızlığımızı vermiş olabilir miyiz gerçekten?
Galiba... Vermiş olabiliriz ya değil mi?
Kendi değerimizi başkalarının bizi nasıl gördüğüne ve onların kabulüne bağlı hale getirmiş olabiliyoruz.
Zamanla bu daha büyük bir sorun haline geliyor.
Kendi değerlerimize ve inançlarımıza göre değil, başkalarının bizden istediklerini düşündüklerine göre, bakın burası gerçekten önemli, onların isteklerine ve düşünmelerine göre
seçimler yapıyoruz ve kararlar veriyoruz.
hakkımızda ne düşünüyor diye düşünmekten ya da neler konuşuyorlar hakkımızda acaba diye takılmaktan neler yapabileceğimize, ne kadar uçsuz, bucaksız, sınırsız olabileceğimize Kaçırıyoruz
bence. Kalbimizi ve içgüdümüzü dinleyerek kendi muhakememize güvenmek yerine etrafımızdakilerin görüşlerine, bizim hakkımızdan ne düşündüklerine fazla odaklanabiliyoruz
zaman zaman. Ve böyle olmasının ailemizden gelen bazı sebepleri var.
Mesela bir arkadaşınızla buluştunuz.
Buluşma sonrasında acaba sorduğum soruya verdiğim cevaptan dolayı yanlış bir şey söylemiş oldum mu?
Yaptığım şakayı... Böyle kafada kurgularsınız.
Sonrasında mesela 3 gün sonra, 5 gün sonra arkadaşınız yazmayınca size küsüp küsmediğini düşünürsünüz.
Söylediklerim onu kırdı mı, üzdü mü?
Bu şekilde çok düşünüyoruz, takılırız.
Hatta daha da ilerisi, sabah işe gittiniz, yanınızda arkadaşınız, asık suratlı bir şekilde, üzgün bir şekilde görüyorsunuz onu.
Acaba benden kaynaklı bir şeyler var mı diye düşünmüyor başlıyorsunuz.
Kendinizi rahatsız hissetmeye başlıyorsunuz.
Böyle manik depresif bir ailede büyümüş olmanızdan kaynaklı olabileceğini söylüyor uzman psikologlar.
Nedir manik depresif?
Mani ve depresif kelimelerinin birleşimi.
Mani, coşkulu. heyecanlı, taşkın seviyede sevinçlilik hali, depresif de üzgün, mutsuz haller demek oluyor.
Yani her şey yolundayken, ortada hiçbir sebep yokken ailede çıkan kavgalar, o kavgalar ah o kavgalar değil mi?
Kavga eden ebeveynler, birkaç saat sonra ama böyle canım cicimler, duygu geçişleri çok keskin olan ailelerde büyüyen çocuklar yetişkin olduklarında diğer insanların onaylanmalarına
sevgilerine maalesef bağımlı hale gelebiliyorlar.
Vardır mutlaka böyle değil mi beni dinleyenler arasında?
Her şey güzelken evde böyle bir anda her şey tepetaklı oluyor.
Anneniz ya da babanız öfkeleniyor.
Sonra size kızmaya başlıyorlar.
Mesela bugün izin verdikleri ya da kızmadıkları bir şey normal gelen bir şey yarın olduğunda ya da iki gün sonra O konudan dolayı size sinirlenip kızabiliyorlar ya şu dengesizliğe bakar mısınız?
İşte böyle dengesizliklerin olduğu bir evde büyüdüyseniz ailedekilerin hal ve hareketlerinden hatta yüzlerindeki o ifadelerden kızgın olup olmadıklarını anlamaya çalışırsınız.
Tahmin etmeye çalışırsınız.
Çünkü dengesizliklerinden dolayı bilemiyorsunuz.
Hassas bir duruma gelip bunları anlamaya çalışıyorsunuz.
Biraz önce bu işlerine gittiğiniz zaman arkadaşınızın suratsız olması.
Aynı buradaki gibi değil mi? Tahmin etmeye çalışıyorsunuz.
Yani böyle bir çocukluk geçirdiyseniz çok yüksek ihtimale böyle bir ailede büyümüş olabilirsiniz.
Mesela bugün birbirini çok seven bir anne baba var.
Ertesi gün kanlı bıçaklı gibiler.
Bir de mesela kavga olur aralarında.
Sonra diyelim ki annenizle konuşuyoruz.
Konuşuyorsunuz ya işte babam şurada haksızdı, şöyleydi, böyleydi diye.
Mesela diyelim annenizle konuştuğunuz için babanızla ilgili olumsuz şeyler söylüyorsunuz.
Kızınız yönleri daha doğrusu dile getiriyorsunuz.
Sonra bir de böyle olur ya ya işte sus o senin baban.
E senin de hocan.
E ben şimdi nasıl bir psikolojiye sahip oldum değil mi?
İnsan kendi kendine düşünmez mi?
Ya şimdi annemle babam kavga etti.
Bence evet babam haksız.
Ama neden annem beni haksız gördü?
Hani ben yanlış bir şey mi söyledim diye.
Gerçekten insan... zamanla manik defresif bir hale gelir.
Bu şekilde yaşamış olduğumuz gelgitli durumlardan dolayı diğer insanların onaylanma ve sevgiyle bizi bağımlı hale gelmiş olurlar.
Bu şekilde yaşamış olduğumuz gelgitli durumlardan dolayı diğer insanların onaylarına, sevgilerine bağımlı hale Gelmiş olabilirsiniz.
Bu sebeplerin yanına başka etkenler de ekleyeceğim şimdi.
Örneğin çocuklukta annenizden, babanızdan, öğretmenlerinizden sevgi, şefkat, kabul, onay almaya çalıştınız.
Böyle bir büyüme şekliniz oldu.
Başkalarının onaylarını istediniz.
Bunu telafi etmeye çalışabiliyor musunuz büyüdüğünüz zaman?
Yani bu sebepten dolayı da büyüdüğünüzde onaya...
ve sevgiye başkalarından dolayı bağımlı hale gelmiş olabiliyorsunuz.
Bir çocuk düşünüp hatalı davranışlarında onu sürekli eleştiren yaptığı güzel hiçbir şeyi görmezken kötü şeyleri eleştiren bir ailesi var.
Böyle büyüyen bir çocuk büyüdüğünde etrafında sürekli onu onaylayan insanlarla yaşamayı seçebiliyor.
O eksik kalan tarafını çünkü doldurmaya çalışıyor bu tarz insanlarla.
Ve zamanla bu çocuklar kendi değerlerini Kısa
İnsanların onayına onun yanında olmasına bağlıyorlar.
Kendi değer zincirlerini adeta bir kukla gibi başkalarının eline vermiş oluyorlar.
Sonuçta değerli olup olmadığımıza ya da başarılı olup olmadığımıza en ilerisi de hedeflerimize ulaşıp ulaşmama kapasitesine sahip olup olmadığımıza gün sonunda o yatağa
yatıp boş tavana bakarız ya böyle düşünürüz gün sonunda ona bizim karar vermemiz gerekiyor.
Yani ben değerli miyim? Başarılı mıyım?
Hedeflerime ulaşacak mıyım?
Ulaşmayacak mıyım? Hiç kimsenin onayına ya da sevgisine bu konuda ihtiyacınız yok.
Sizin karar vermeniz gerekiyor.
Bir insanın değeri nedir?
Aradığı şeydir diyor Mevlana.
Eğer sen can konağını arıyorsan bir iki sen cansın.
Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan...
Sen bir ekmeksin.
Madendeki inciyi aradıkça madensin.
Ekmek lokmasına heves ettikçe ekmeksin.
Ve devam ediyor Mevlana diyor ki beden dağının içinde mücevher var.
O mücevherin madenini ara.
Ama dışarıda değil. Aradığını kendinde ara.
Başkalarının onayına bağımlı olmadan, onların düşüncelerine takılmadan, bu bağlılıkların tükenmişlik ve bitkinliğine neden olmadan farkına varmamız gerekiyor arkadaşlar.
özgüvenli olmamıza sebep oluyor çünkü.
Kendimizden zamanla şüphe durmaya başlıyoruz.
Acaba yapabilecek miyim ya olacak mı bu iş diye.
Başkalarını memnun etmeye fazla odaklanmamızı sağlıyor bu durum.
Kendi kişisel ihtiyaçlarımızı da ya ertelemiş oluyoruz ya da zamanla farkında olmadan iptal etmiş oluyoruz.
Bakın mesela 4-5 tane arkadaş buluşacaksınız.
İşte WhatsApp grubundan konuşuluyor.
Ne zaman, nerede, işte buluşalım kim müsait diye.
İlk sizden kendi diğer planınızı iptal etmenizi istiyorlarsa Burada bir sorun var demektir.
Ya da buluşma yerini belirleyecekler diyelim.
Hep size ters olan kendi yerlerine, kendi evlerine yakın yerler belirlemeye çalışıyorlarsa burada bir sıkıntı var arkadaşlar.
Başka bir yerde buluşmak istediniz siz.
Ya da size yakın bir yer söylediniz.
Size yakın uygun bir saat söylediniz.
Hemen de bakın dikkat edin suçlarlar size.
Bak kendi evine yakın yerde buluşmak istiyor diye.
Bir de üzerine bilincillikle suçlanırsınız kesin.
Ay var ya... Of hiç uğraşılmaz ya.
Böyle arkadaşlıklara tarihi geçmiş arkadaşlıklar diyorum ben.
Gerçekten böyle arkadaşlarınız varsa yol verin gitsin.
Arkadaş grubu bozanayça diyeceğim artık bundan sonra kendime.
Bu tarz arkadaşlar, bu tarz insanlar bence herkesin hayatına bir kere de olsa mutlaka gelmiştir, yaşamışlardır.
Bu tarz tipleri hayatınızda söküp attığınızda zamanla o kadar farklı şeyler oluyor ki.
Ben lise yıllarımdan böyle...
25-26 yaşlarıma kadar mikrop gibi yapışan bu tarz kişileri hayatımdan tutmuştum.
Yani hayatımda bir dönem bulunmuşlardı.
Onlarla bir konuda aynı fikirde olmasam bile onların düşüncelerini sırf işte kalpleri kırılmasın ya da aman tatsızlık çıkmasın Ali Rıza Bey diyerek kendi düşüncemi çok söylemediğim zamanlar oldu.
İnanın bana biliyorum ben bu duyguları.
Yani ben de yaptım bu şekilde.
Gelirim giderim ay tamam ben yaparım tamam sen zahmet etme diye böyle 5-10 senemi heba etmiştim ben de.
Bir de bilginiz olsun eğer uğraşmadıysanız ya da henüz bu tarz insanları hayatınızdan çıkartmayı düşünmediyseniz bunlardan kurtulması kolay olmuyor arkadaşlar.
Bu kremun gibiler her söylediğiniz şeye göre şekil alıp duruma göre o renge bürünebiliyorlar çünkü.
Ben nasıl kurtuldum?
Onlarla beraberken mutsuz olduğumu ve gerçekten Ayça olmadığımı fark ettim.
Bir anda kestim böyle bıçak gibi.
Asla iyi olan anıları hatırlamadım.
Hatırlamıyorum da. Yumuşamak istemedim çünkü bana hissettirdiklerini düşünüp.
O kötü şeyleri düşünüp onlardan tekrar tekrar vazgeçtim.
Şu anda da gerçekten istediğim yerdeyim.
Evet canım ya sen de yapabilirsin.
Bakın Diyojen'in bir hikayesi var.
Bir gün Diyojen çok dar bir sokakta zenginliğinden başka bir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşıyor.
İkisinden birisinin kenara çekilmesi gerekiyor.
Adam ben serserilere yol vermem diye kenara çekilmiyor.
Diyojen onun geçmesi için kenara çekiliyor ve sakin bir şekilde diyor ki ben veririm sizde hayatınızdaki bu tarz insanlara böyle bakın ve onlara yol verin gitsinler
insanların sizi sevmesini istemek onların onayları olmadan bir şeylere karar verememek acaba ne derler ya dalga geçip alay ederlerse diye düşünmek Bizi bitiren çok garip
bir döngü yeni fırsatlarımızı kaybetmemize, kendi performansımızı gerçekten gösteremememize, gergin ve ilgisiz olmamıza sebebiyet veriyor bu şekilde.
Onlar kendi uydurdukları bir grup içinde birbirlerinin sırtını sıvazlayarak aynı yerde kendilerini tekrar edip duruyorlar.
Farkında değiller ama bunun farkına varıyorlar zamanla ve siz de bunu görüyorsunuz.
Siz o çirkin ördek yavrusu olmaya karar verin arkadaşlar.
Yani sizi kabul görmeyen bu gruptan çirkin ördek yavrusunun kendisini bulma serüveninde yaptığı gibi nasıl ayrılmıştı?
Siz de aynı şekilde...
o tarz gruplardan, o tarz insanlardan ayrılın.
Çirkin ördek yavrusu çok güzel bir hikaye değil mi?
Yeni doğum yaban bir anne var.
Yumurtaları arasında yanlışlıkla başka bir kuşun yumurtası karışıyor.
Sonra ördeğin yavruları sırayla yumurtadan çıkmaya başlıyorlar.
Ama bir tanesi farklı görünüyor.
Bu görünüşündeki farklılıktan dolayı ne yapıyor kardeşlere ve çevresi?
Onunla alay ediyorlar, dışlıyorlar, ona çirkin diyorlar.
Kısa bir süre sonra aralarında barınamayacağını anlıyor ve ne yapıyor çirkin ödek yavrusu?
Kendi yoluna gidiyor.
Sonra bahar geliyor, iyice büyüyor, serpiliyor.
Bir bakıyor suda kendi yansımasına, inanamıyor, şaşırıyor değil mi?
Çünkü o... Bir ördek değil.
O çok güzel bir kuğu.
Ördeklere göre daha büyük, beyaz tığlı ve daha zarif görünümlü.
Onu dışlayan ördek kardeşleriyle bir yerde tekrardan karşılaşıyor.
Onu hemen tanıyorlar ve güzelliği karşısında şaşkına dönüyorlar.
Evet, o bir çirkin ördek yavrusu.
Çünkü o bir ördek değil.
Bu çok basit görünen bir çocuk masalı değil mi?
Hepimizin bildiği bir masal.
Aslında burada çok önemli bir gerçeği anlatıyor bize.
Farklı olanını dışlama eğilimi.
Yani masalın sonu iyi bitiyor.
Sizin hayatınızda da bu şekilde masalın sonu iyi ve çok güzel bitebilir.
Kimse için bir şeyinizi değiştirmek zorunda değilsiniz.
40 kilo musunuz? Küçük bir kedi gibi böyle mia mia dolanın ortalıkta.
Bırakın konuşsunlar.
Ya da 70, 80, 90 kilo musunuz?
Devirin, devirin o vücudunuzla.
O dağları yerinden oynatın.
Elalem kim? Yalnız elalem kim deyince böyle bu işin sonu Seda Sayan'a bağlanacak gibi görünüyor.
Sen kimsin be diye bağırmak istemiyorum şu anda bu podcast'e.
Bence arkadaşlar...
Benim de yaptığım bir şey bu. Bu hayattaki en doğru şey olduğunuz şeyin kalıbına girmek.
Yani siz neyseniz o kalıba girin, o yolda ilerleyin.
Hani Külkedisi masalında, bugün masallardan gittik yalnız çok da severim bu masalları.
Çünkü masalların aslında çocukken anlayamadığımız çok güzel verdiği dersler var.
Külkedisi masalında aslında üvey kardeşler, onlara ait olmayan...
o kadar özel bir cam ayakkabıyı nasıl girmeye çalışıyorlardı değil mi?
Aslında bence bize o masalda göstermek istedikleri buydu.
Yani bir şeyi eğer olmuyorsa zorlamamak ve size ait olan bir kalıba girmeye çalışmak.
O cam ayakkabı gözünüze çok güzel görünüyor olabilir.
Ama siz o cam ayakkabıya ayaklarınızı sokamıyorsanız yani size olmuyorsa sizin gitmeniz gereken yol, yapmanız gereken şey o değildir arkadaşlar.
Kendi ayakkabılarınızı kendiniz üretin ve o kalıba girmeye çalışın.
Bu bölümün de sonuna... Çok teşekkür ederim.
Görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
