
Başarısızlık ve Reddedilme Korkusu Nedir? Nasıl Aşılır?
25 Ağustos 2025 · 33 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
“Hepimizin içinde saklanan aynı iki korku var: Başarısız olmak ve reddedilmek. Peki bu korkular hayatımızı nasıl şekillendiriyor, biz fark etmeden nelere engel oluyor ve en önemlisi de bunlar nasıl aşılır? Bu bölümde anlatıyorum.
**
Instagram: alternatifvizyonpodcast
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Ayça Antifizyon'a.
Bugün başarısızlık, reddedilme ve eleştirme korkularımızdan bahsedeceğim.
Biraz toparlanması gereken konular bunlar.
Tabii ki insanız ve benim de zaman zaman zorlandığım ve hissetmekten memnun olmadığım konular.
Hem kendimi hatırlatmak hem de sizi hatırlatmak için mikrofonun başına oturdum bugün.
Da Vinci hani sırf korktuğu için, yapmaktan korktuğu için en iyi eserlerinden biri olan Sistine Chapel'inin tavanını boyamaktan vazgeçecekti ya.
Çünkü şey demişti ya kardeşim ben bunu nasıl yapacağım?
Ben heykeltıraşım, ben ressam değilim demişti.
İşte tam da o tarz bir korkulardan bahsedeceğim.
O tarz korkularımızdan bahsedeceğim bugün.
Ama sonra tabii ki da Vinci yaptı bunu.
Korkunun ve zorlamanın yaratıcılığın mayısı olduğunu söylüyordu çünkü.
Tam olarak işte bu tarz korkulardan bahsedeceğim.
KK Gard buna özgürlük kaygısı diyor.
Çünkü özgür olmak, seçim yapmayı, seçim yapmak da hata riskini içeriyor arkadaşlar.
Bizler bu yükü taşımamak için hiç başlamamayı seçiyoruz.
Ve başarısız olma, beğenilmeme, reddedilme korkularımızdan dolayı da bir türlü yolun sonunu göremiyoruz.
Hani derler ya yaptıklarımdan pişman değilim, aklım hala yapmadıklarımdan diye.
İşte biz de başaramamaktan, başarısızlıklarımdan pişman değilim.
aklım hala diğer başaramadıklarımda dememiz lazım.
Yani bu cesareti, bu yüzsüzlüğü göstermemiz gerekiyor eğer çok istediğiniz ve başarmak istediğiniz bir şey varsa.
Geçen gün şöyle bir hikaye okudum, çok hoşuma gitti.
Onu paylaşacağım sizinle.
Bir tane bilgevi adam göletin kenarında oturuyormuş.
Susuzluktan helak olmuş bir tane köpek görüyor böyle dışarıda falan.
Köpek sürekli geliyor gölete, tam suya eğiliyor, içecek suyu hop birden geri kaçıyor.
Sonra bir daha geliyor. Yine aynı şekilde tam eğilecek içecek içmiyor sudan geri çekiyor kendisini.
Bilgi adam şaşırıyor tabii.
Ya diyor bu hayvan neden böyle yapıyor susamış.
Ama neden içmiyor acaba diye düşünüyor.
Sonunda köpek dayanamıyor arkadaşlar.
Geri geri gidiyor gidiyor gidiyor.
Hızlı bir şekilde koşarcasına atlıyor gölete.
Ve kana kana suyunu içiyor.
Meğer köpeğin korktuğu şey göletteki kendi yansımasıymış.
Kendi gölgesini gördüğü için.
Kendisinin neye benzediğinin ne olduğunu bilmediği için gölgesinden korkut kaçıyormuş.
İşte biz de hayatta çoğu zaman böyleyiz.
Önümüzde dağ gibi bir engel var sanıyoruz ama aslında sadece kendi gölgemizden korkuyoruz.
Ancak cesaret edip göle atlayanlarımız için o engel kayboluyor ve başarabiliyorlar.
Victor Franklin bir gün dersteyken öğrencileri soruyorlar.
Biliyorsunuz kitabı sanırım 46 milyondan fazla satmıştı.
ve yanlış hatırlamıyorsam da 26 dile çevrilmişti diye biliyorum bu anlam arayışı kitabı.
Diyorlar ki hocam diyorlar sizin başarınızın sırrı neydi?
Biliyorsunuz Victor sadece psikiyatris yazar değil.
Aynı zamanda profesör üniversitelerde.
O da diyor ki başarı amacınız olmasın.
Başarıyı hedeflemeyin.
Başarıyı amaçlamayın diyor.
Başarıyı ne kadar amaçlayıp hedef haline getirirseniz onu elinizden o kadar kolay kaçırırsınız diyor.
Mutluluk gibi başarı da kovalanmamalıdır.
Kendisi ortaya çıkmalıdır.
Başarıyı önemsemeyerek ortaya çıkmasına izin verebilirsiniz.
Bu sayede uzun vadede başarı sizi takip edecektir diyor Victor.
Victor başarımızın ve mutluluğumuzun yetenek ve değerlerimize sadık kaldığımızda ortaya çıktığını söylüyor.
Yani takıntı haline getirmeyeceksiniz onları.
Takıntı haline dönüştürmeyeceksiniz başarıyı.
Çünkü takıntıya dönüştürdüğümüzde yaşamın özünü kaçırıyoruz diyor arkadaşlar.
Herkesin farklı algısı var hayata karşı.
Ama algılar farklı olsa da hayatın özü hep aynı.
Nedir peki arkadaşlar hayatın özü?
Victor diyor ki özgüven, özgürlük ve özgünlük.
Çünkü özgüven bizim kendi hakkımızdaki inançlarımızdır.
Ve bu inançlarımız sayesinde biz yaşamın özünü görebiliriz.
Aslında yaşamın özü...
Biziz, bizim kendi özgürlüğümüz ve özgüvenimiz.
Bakın Seneka ne diyordu?
Sizin kendi hakkınızda ne düşündüğünüz, başkalarının sizin hakkında ne düşündüğünden çok daha önemlidir.
Özgüven sizin kendinizi değerlendirmenizdir.
Başkalarının sizin hakkında ne düşündüğü ya da hissettiği değil.
Sizin kendi hakkınızdaki duygu ve düşüncelerinizdir.
Özgüven başarısızlığınızın sebebi ve başarının anahtarıdır.
Bu son yıllarda yapılan bütün araştırmalar arkadaşlar her 7 kişiden 6'sının özgüveninin düşük olduğunu göstermiş.
İşe geç kalırız, sürekli televizyonun başındayız, sürekli telefonla oynarız, çok fazla yeriz, anlamsızca uzun uzun sosyalleşiriz istemeden mecbur hisseder gibi.
İsteksiz oluruz, hiçbir şey yapmaya enerjimiz olmaz.
İşte bunlar hepsi özgüvensizlikten kaynaklanıyor.
Mesela nasıl anlarsınız?
Size bir soru sorayım. Gördüğünüz rüyalar nasıl arkadaşlar?
Bu aralar nasıl rüyalar görüyorsunuz?
Sürekli olumsuz mu?
Bunları yorumlamak için böyle bir rüya tabiri kitabı açmanıza gerek yok.
Kendinizi mesela böyle rüyalarınızda mahcup, sürekli kaybeden, boyun eğen, böyle zorlanan bir şekilde mi görüyorsunuz?
O zaman arkadaşlar karamsarlık ve korku hakimse rüyalarınıza bilinçaltınızın nelerle dolu olduğunu ve aslında nelere inandığınızı görebilirsiniz rüyalarınızda.
Eğer dönem dönem bu tarz rüyalar görüyorsanız bu bir zincir ve bu zinciri bir yerinden kırmanız gerekiyor.
Çünkü bu tarz duygular içerisindeyken hayatınızda yeni bir sayfa açamazsınız.
Kendi hakkınızdaki olumsuz düşüncelerin ve inançlarınızın çoğunu bilinçli olarak fark etmiyoruz.
Ama bilinçaltınızdalar oradalar ve kendini hissettiriyorlar.
İşte bazen saçma sapan biraz önce söylediğim gibi gereksiz hareketler yaparak bazen de bu şekilde kendilerini rüyalarımızda bize göstermeye çalışıyorlar.
Biz bence yaşamın özünün ne olduğunu bu özgüvensiz olduğumuz zamanlarda kaybettik.
Çünkü hayatın bir yerinden baktığımız zaman özgüven gerçekten bizim bütün hayata olan inançlarımızı sağlıyor arkadaşlar.
Bir balıkçı hikayesi var.
Bugün hikayeden gideceğiz.
Bayağı da yapmadığımızı fark ettim.
Bir gün bir balıkçı av malzemelerini ve balık sepetini alarak işte oltasıyla beraber balık tutmaya gidiyor.
Gittiği yerde bol şans dediği kadar balıkçılar hiç balık yakalayamamışlar.
Tamam mı? Adam da diyor ki olsun diyor.
Bize diyor bir şeyler nasip olsun diyor.
İşte yağ nasip diyerek oltasını atıyor.
Kısa bir süre sonra oltasına büyük bir balık geliyor.
Ama adam balığı iğneden kurtarıyor ve kendi kendine diyor ki yağ olmadı diyor.
Balığı iğneden kurtarıyor ve atıyor geri denize.
Sonra yine çok kısa bir süre sonra tekrardan bir balık yakalıyor.
Ve bu sefer yakıldığı balık biraz öncekinden daha büyük.
Balığı yine iğneden çıkartıyor.
Bu da olmadı diyor. Ve balığı suya bırakıyor.
Çevresindeki insanlar da bunun bu hareketlerini fark ediyorlar.
Tabii şaşırıyorlar. Sonra alay etmeye de başlıyorlar.
Üçüncü defa tekrardan geliyor bir balık.
Ama bu sefer küçük bir balık.
Hemen oradaki çok bilmişler diyorlar ki ya iki tane kocaman balığı beğenmedi.
Denize geri attı. Bu küçüğü tabii ki beğenmez diyorlar.
Adam bakıyor. Balığı iğneden çıkarıyor.
Diyor ki aha diyor evet bu tam bana göre oh be diyor.
Alıyor balığı ve sepetine atıyor.
Sonra oradaki insanlardan hemen meraklı teyzelerden hemen geliyorlar.
Pıtı pıtı pıtı oğlum diyor.
Neden büyük balıklar varken o kadar büyük balıkları tutmuşken bu küçük balığı attın sepetine?
Adam da diyor ki evet ilk iki balık çok büyüktü ama benim sepetim küçük.
Benim sepetime uygun balıkları yakalayamamıştım.
Kazancınız özgüveninizi geçemez.
Bu düşünceyi, bu hissi hatırladınız mı arkadaşlar?
Bana bir milyon çıkmaz.
Ya bana anca bir milyon çıkar, üç milyon çıkmaz.
Hayal kuruyorsunuz. Hemen der ki mesela yanınızdaki arkadaşınıza söylediniz.
Yok canım o kadar da değil.
Bari biraz küçük tutalım da hayalimizi gerçek olsun.
Hadi ya. İşte kendinize biçtiğiniz bu.
İnançlarınız kaderinizdir arkadaşlar.
Bakın bir insanı kariyerinde zihnini kaldırabileceği seviyenin üzerine çıkartırsanız Kendini orada rahat hissetmez.
İçini endişe kaplar.
Kendini kabul edebildiği yere geri getirecek hatalar yapar.
Bunu neden söyledim biliyor musunuz?
Bu oralar çok konuşuluyor çünkü.
Kariyerinde çabuk yükselen, güzel yerlere gelen insanlar bazı özgüven sorunu yaşıyorlar.
Ve bu da fark ettirmeden ya bak ben demek ki bu pozisyonu hak etmemişim diyerek saçma sapan bazı hatalar yapmalarına sebep oluyor.
İşte bu arkadaşlar bu yüzden.
zihninin kaldıramayacağı bazı yükselişler vardır.
Bu adam da bu yükselişleri yani bu büyük balıkları ya kardeşim benim sepetime bile sığmaz bunlar bu kadar büyüğünü ben kabul edemem diye geri atmasıyla alakalı.
Yani kendinize biçtiğiniz değer bu işte ve bu değer sonucunda da içinizde bir özgüven oluşuyor ve biz ona göre kendi başaracaklarımıza başaramayacaklarımıza odaklanıyoruz.
Yani şöyle düşünün bunu olmak istediğiniz kişi ve olduğunuz kişi arasında sıkışıyorsunuz.
Şimdi başarısızlık korkumuzdan devam edeceğim.
Başarısız olamayacağınızı bilseydiniz tamam mı?
Hiç başarısız olmayacaksınız.
Net veriyorum size yani bu cebinizde.
Neleri hayal ederdiniz arkadaşlar?
%100 başaracağınızı bilseydiniz ne tür hedefleriniz olurdu?
Şimdi bu sorulara size süre veriyorum.
Cevap verin tamam mı? Şimdi Süremi verdim, cevaplarınızı verdiniz.
Bu sorulara vereceğiniz cevaplar arkadaşlar bilinçaltınızdaki başarısızlık korkunuzun sizi nasıl geride tuttuğunu gösterecek.
Neden? Bu söylediğiniz hayallerden hangisini yaptınız?
Yapmadınız değil mi hiçbirini?
Belki bir tanesini, iki tanesini.
O zaman ne oldu? Başarısızlık korkunuz var ve sizi geride tuttular.
Peki başarısızlık korkunuz nereden geliyor?
Bir tane çocuk düşünün.
Yanlış bir şey yaptığında kızılan ya da cezalandırılan bir çocuk.
Ne olur çocuğun düşüncesi?
Ben ne zaman bir şeye dokunsam, tadına baksam ya da yeni bir şey yapsam annem babam kızıyor, beni sevmiyorlar, beni eleştiriyorlar.
Sanırım ben beceriksizim, ben işe yaramazım diye düşünür değil mi bu çocuk?
İşte yetişkin hayatımızda da yeni yana risk içeren bir şey yapmamız gerektiğinde bilinçaltımızdaki yapamayacağım düşüncesi ortaya çıkıyor ve daha filmi izlemeden biz final sahnesinde kendimizi
başarısız görüyoruz.
Final sahnesini görüyoruz ve başarısızlıkla sonuçlanıyor film.
Bu yüzden başarısızlık korkusu başarının önündeki en büyük engeldir.
Başarısızlık korkusu kadar bizi potansiyelimizi keşfetmekten geri tutan başka bir şey yoktur arkadaşlar.
Başarısızlık korkusu kadar bizi potansiyelimizi keşfetmekten geri tutan başka bir şey yoktur.
Önünüze yıllardır beklediğiniz bir fırsat çıksa.
İlk saniyelerde Yapabilir miyim acaba ya?
Yapamam galiba. Dur bakayım bir yapabilir miyim diye düşünürsünüz değil mi?
Şüphe duyarsınız kendinizden.
Cesaretsiz davranırsınız.
Çünkü başarısızlıktan korkarsınız.
Yapamamaktan korkarsınız.
Hep duyduğumuz bir hayal vardır.
Bir hayal hikayesi vardır. Mutlaka duymuşsunuzdur ya.
Mesela hep küçük bir butik kafem olsun isterdim ya.
Hep böyle sahil kasabasında yaşarken kendi işimi yapmak istemişimdir gibi hayaller.
Her zaman o aklınızdaki şeyi yapmak istediniz bu hayaller gibi ama her yapmayı düşündüğünüzde rahatsızlık duydunuz.
Bir böyle of olur mu ya işte güzel hayal düşünmesi güzel böyle heyecan da veriyor ama yani yapabilir miyim bilmiyorum.
Şüphe ettiniz, korktunuz ve yapmaktan vazgeçtiniz.
Bahanelere sığındınız.
Bu korku psikolojiktir.
Bu bir alışkanlıktır.
Bu başarısızlık korkusudur ve size bir sır vereyim arkadaşlar.
Gerçekle hiçbir ilgisi yok.
Bernard Shaw der ki gençken yaptığım 10 şeyden 9'unun başarısızlıkla sonuçlandığını gördüm.
Başarısız olmak istemiyordum.
Onun için ben de 10 kat daha çok çalıştım.
Ta ki başarılı oluncaya kadar.
Adamın kaç kere başarısız olduğunu sayısını o bile unutmuş.
Düşünün yani. Özellikle birkaç kez daha fazla başarısız olduysanız bazı işlerde yine yapmak istiyorsanız Devam etmek çok zordur.
Evet anlayabiliyorum. Cesaretiniz yoksa zaten devam edemezsiniz arkadaşlar.
Cesaretinizin olmaması da çok normal.
Ama Ayça ben hani birkaç işe giriştim.
Yani olmadı. Birkaç şunu yaptım, denedim.
İşte o satışı yaptım, bu satışı yaptım.
Şu sektöre başladım. Belki bir kitap yazdınız, yarım bıraktınız.
Belki bir blog yazınız vardı.
Belki siz de podcast yaptınız, yarım bıraktınız.
Cesaretiniz kırıldı.
Çok dinlenmedi, yazdıklarınız beğenilmedi, saçma sapan eleştirileri aldınız ve cesaretiniz kırıldı.
Ayrıca ben bu cesaretimi nasıl tekrar yükselteceğim diye sormuş olabilirsiniz şu anda.
Tek bir kelime söylerim arkadaşlar size.
Umut ederek, umutla.
Rahatlama Sanatı Podcast'ında söylemiştir değil mi?
Umudunuz yoksa cesarete sahip olamazsınız.
Dünyanın en büyük otomobil üreticisi Ford'u düşünün.
Adamın... İlk işi de arkadaşlar iflasla sonuçlanıyor.
Şu an bir tane marka açtınız diyelim, battınız.
Sonra bir daha açtınız, yine battınız.
Bir daha markayı kurmaya cesaretiniz olur mu?
Çok zor değil mi? Ama eğer umudunuz olursa ve başarısızlıktan korkmazsanız cesaret edebilirsiniz.
Tekrardan yapabilirsiniz.
Böyle zamanlarda yani çok kez başarısız olduysanız, çok kez denediyseniz ama hala yine olmadıysa ve siz ama umudunuz varsa yine denemek istiyorsanız yani
o umut ışığı hala yanıyorsa arkadaşlar mumunuz hala sönmediyse kullanabileceğiniz çok güzel bir silahım var.
Benim çok güzel bir silahım var.
Sizinle de paylaşayım. Umursamamazlık arkadaşlar.
Umursamamak faydaları saymakla bitmeyen çok büyük bir güçtür.
Arkanızdan konuşup başaramadıklarınıza mı gülüyorlar?
Bu onun Yansıtma mekanizmasının problemi.
Çoğu zaman insanlar kendi yetersizlik duygularını başkalarının üstüne atarak rahatlar.
Yani içten içe kendilerini başarısız hisseden birisi başkasının başarısızlıklarını büyüterek konuşur.
Böylece kendi kusurlarını görmek zorunda kalmaz.
Bu aslında onların içsel özgüven problemini gösterir arkadaşlar.
Başarılarımızda, başarısızlıklarımızda da Bazı insanlar da kıyaslama dürtüsünü tetikliyorlar.
Özellikle kıskançlar.
Kendi üstünlüklerini hissetmek için başkalarının hatalarını vurgularlar.
Ne diyorduk biz buna?
Hatırlıyorsunuzdur beni dinliyorsanız eğer.
Kendi karanlığını başkasının ışığını kısarak yok edemezler.
Buradaki sorun onların kendi değersizlik duygularını bastırmak için dışarıdan malzeme aramalarıdır.
Yani Bunları da bu kadar söylemişken onları umursamayın tamam mı?
Onları umursamayacaksınız.
Melisa Acar paylaşmıştı.
Oradan ben de aa evet demiştim.
Benim yaptığım, benim de kullandığım güçlü bir silah çünkü.
Yani umursamamazlık çok büyük bir güç.
O da söylüyor. Biri size saygısızlık mı yaptı diyor.
Bu onun kişilik problemi.
Biri sizi yok mu saydı?
Bu onun açıkça yüzleşememe problemi.
Biri sizi dışlamaya mı çalıştı?
Gelecekte merkeze geçtiğiniz günleri de görür.
Tamam mı? Görür, görecek.
Drama yok, özdeğer ve eylem var.
O yüzden bunları umursamayın lütfen.
Düşeceğiz, kalkacağız.
İnsanız tabii ki istersem 20 kere başarısız olurum.
İstersem 30 kere başarısız olurum.
Yani kimseyi ilgilendirmiyor bu.
Nietzsche ne diyordu? Uçmayı istiyorsan düşmeyi bileceksin.
Kaybedecek kadar büyük değilsen kazanılacak kadar da büyük değilsindir.
Bana şey diyebilirsiniz. Ağaça benim geçmişimde büyük bir başarısızlığım yok.
Demek ki benim başarısızlık korkum yok.
Fakletinizi yapıyorum yalnız.
Eğer geçmişinizde...
büyük bir başarısızlığınız yoksa bu başarmak için ciddi bir girişimde bulunmadığınız demektir arkadaşlar.
Başarısızlık istemiyorsanız başarmayı denemeyeceksiniz.
Yani başarısızlık riskiniz yoksa eğer denememişsinizdir.
Kesinlikle başarısız olmazsınız zaten denemeyeceğiniz için.
Ama başarma şansınız da yoktur bakın bunu unutmayın.
Çünkü hata yapmaktan korkmak ilerlemenin hançerlenmesidir.
Hata yapmadan yeni bir şey keşfedemezsiniz.
Hiçbir zaman korkup, utanıp, kırılmadıysanız bu hiçbir zaman riske girmediniz demektir.
Hiçbir şansı değerlendirmediniz demektir.
Bir tane bir genç bir işe başvuruyor, bir mülakata giriyor.
Büyük bir banka. Bizim banka.
Okuduğu okulun diplomasını soruyorlar.
Nereden mezun musunuz diye.
Herhalde CV'ye tam bakmadılar.
Tesadüf o ya işte. Hani derler ya bak o işe alacağım varmış anlama yazılmış ya derler.
En az lisans mezunu olması gerekiyor başvurduğu bankadaki o pozisyonla ilgili.
Ve bazı üniversiteler var.
Sadece o üniversitelerden mezun olanları alıyorlar.
Size gösterecek bir diplomam yok.
Ama geçmişte yaptığım hatalardan çıkardığım derslerin bir listesini size hemen şurada şu anda yazabilirim diyor.
Anda böyle bir cevap veriyor.
Ve o kişiyi işe aldılar biliyor musunuz?
Benim beraber çalıştığım birisi.
Normalde o pozisyonla gerçekten çok zordur lisans mezunu olmayan birisini almak.
Ama o genç böyle bir cevabıyla sırf o konuda çok fazla deneyim olduğu için o işi aldı.
İşte bu özgüvendir arkadaşlar.
Bu kendine inanmaktır.
Ha şöyle ya çok şanslıymış ya.
CV'sinde lisans mezunu olmadığı yazdığı halde onu iş görüşmesine çağırdılarsa çok şanslıymış diyebilirsiniz.
Ama ben öyle düşünmüyorum. O lisans mezunu olmamasına rağmen ya beni tabii ki aramazlar.
Beni bu işe almazlar.
Boşu boşuna vakit kaybetmeye gerek var mı demediği.
Ya ne olur ne olmaz belli mi olur, deneyimim var sonuçta diyerek kendine güvendiği için o işe başvurmuştu.
Hem de internetten başvurmuştu.
Hayatının işi oldu.
İstediği işi de aldı.
Maddi manevi her şekilde kendisine fayda sağlamış oldu.
Yani şansını da kendi yaratmış oldu.
Başarısızlık başarmamış olmak demek.
Başka hiçbir şansınız kalmadı ya da isteklerinize sahip olamayacaksınız demek değil.
Biz böyle görüyoruz başaramadığımız zaman.
Sanıyoruz ki benim başka şansım yok, bitti.
Bir daha yapmayacağım sanıyoruz.
Artık isteklerime sahip olamayacağım.
O istediğim bahçeli villa, o istediğim araba, milyon dolarlar.
Yalan mı? Hepimiz bunları söylüyoruz zaten şu anda.
Bunlar olamayacak diye düşünüyoruz.
Ya da diyoruz ki ben işe yaramaz bir insanım.
Hayır, işe yaramaz bir insan olduğunuz anlamına da gelmiyor.
Başarısızlığı kendinizde bütünleştirmeyin.
Başarısızlık bir son değil.
Hayat yolculuğunuzda aldığınız bir kilometre.
En büyük başarı hiçbir zaman düşmemekte değil, her düştüğünüzde tekrar ayağa kalkabilmektedir diyor Confucius.
Başarısızlık, başarı için bir şeyler yaptığınız ve öğrendiğiniz anlamına geliyor.
Hayatınızı boş yere harcadığınız zamanınız boşa gittiği anlamına gelmiyor.
Yeni bir başlangıç yapabilirsiniz demek.
Başaramadığınız çok güzel.
Yeniden başlayacaksınız.
Yeni bir başlangıç yapacaksınız.
Asla başaramayacaksınız değil.
Daha sabırlı olmanız gerektiği bilgisini veriyor size.
Başarısızlıklarınızdan utanmayın.
Eğer böyle olması gerekseydi, eğer her başarısız insan utansaydı muhtemelen yeryüzündeki 8 milyar insanın utanç içinde yaşıyor olması gerekirdi.
Utanılması gereken bir şey olsaydı başaramamak amaçsız ve bir şeyi başarmayı denemeden bir hedef uğrunda çalışmadan yaşamak olurdu.
Amaçsız, yaşamın özünü görmeden değil mi?
Yapabileceğiniz en büyük hata hata yapmaktan korkmaktır.
Kendimizi yetersiz hissedip tereddüt ederken bir başkası hata yapmakta ve bu sayede kendini geliştirmekle meşgul.
Bunu unutmayın sakın.
Siz debelenirken yaptığınız hatalardan dolayı bir daha hata yapmayacağım diye korkarken kendinizi yetersiz hissederken bir başkası hala hata yapıyor ve bu yaptığı
hatalar sayesinde kendini çok güzel geliştiriyor arkadaşlar ve şu anda onunla meşgul.
Birileriyle yarış içindeyseniz de bunu unutmayın.
Sorunumuz aslında fazla hata yapmamız değil, yeterince hata yapmamamız.
Hadi gelin yine Edison'a gidelim.
Bayılıyorum ben bu örneğe.
Her bölümde verebilirim Edison.
Değil mi? Tarihte en fazla başarısızlığa uğrayan ama aynı zamanda en büyük mucidi yapan kişi değil mi?
Ambulü icat etme aşamasında 10.000'in üzerinde başarısızlığı var.
5000 tane deney yapıyor.
Bu 5000 deney sonunda genç bir tane gazeteci Edison'a soruyor işte.
Diyor ki efendim 5000 kez başarısız oldunuz.
Başka başarısızlıkları göze alacak mısınız?
Edison da diyor ki ben başarısız olmadım.
Sadece antulün nasıl çalışmayacağının 5000 yolunu buldum.
Nasıl çalışacağına da 5000 adım yaklaştım diyor.
Al sana cevap. Gerizekalı gazeteci.
Sen kimsin kardeşim? Sorduğun soruya bak.
Böyle cevap alırsın. En son hiç böyle soru sorulur mu ya?
Başarısızlıklar başarının temelini oluşturur.
Başarının %90'ı başarısızlıklarımızdır arkadaşlar.
Çok servet sahibi bir iş adamına bir gün soruyorlar.
Diyorlar ki sizi izleyenlerin daha başarılı olabilmeleri için Birkaç cümle bir şeyler söyleyebilir misiniz?
İşte neler tavsiye edersiniz diyorlar.
İş adamı da diyor ki başarısızlık hızını iki katına çıkarsınlar.
Ne kadar başarısız olursalar o kadar öğrenip tecrübe sahibi olup hızla ileri gidebilirler.
Neye başlarsanız başlayın her seferinde engellerle karşılaşıp hatalar yapacaksınız.
Bu gerçekle savaşmayı bırakın.
Engeller aşmadan hatalar yapmadan ilerleyemezsiniz.
Arkadaşlar hayatın amacı bir şeyler başarmaktır tamam mı?
Bunu sadece iş güç kariyer olarak görmeyin.
İsterseniz çiçeklerle ilgilenin ve çiçekleri büyütmeyi başarın.
Bu da bir başarıdır. Yani kaç kez başarısızlığa uğradığınız bir önemi yok.
Ben mesela kaç tane çiçek öldürdüm bilmiyorum.
Bakamıyorum ama eşimin annesi inatla bana çiçek hediye ediyor.
Şimdi en son verdi Atatürk çiçeği diye.
Şu an iyi gidiyoruz anneciğim.
Beni dinliyorsun canım anneciğim.
Sabah 7'de yayınlandığı gibi.
Diğer anneciğimi de söyleyeyim.
Hemen ayırmayayım. Ona da ayıp olmasın.
Kendi annem de hemen böyle iyi değil bir gece her pazartesi dinliyor çünkü.
Çiçek deyince aklıma geldi.
Bakın Sezen Aksu aklıma geldi.
Aslında bu yoktu. Aklıma geldi şimdi nedense çiçek deyince.
Sezen Aksu'nun ilk albümü Haydi Şansım arkadaşlar.
Bunu sadece 50 kişi satın almış.
Sahne almaya başladığı yerden de arkadaşlar sadece 3 gün teklifte bulunmuşlar.
Yani 3. gün demişler ki hadi kardeşim güle güle sahneyi dolduramıyorsun demişler.
Ama Sezen Aksu bugün ne durumda?
Neleri var değil mi? Hepimiz biliyoruz Sezen Aksu.
Türkiye'nin en büyük seslerinden biri haline geldi ve kendisinden beste almak için sanat dünyası sıraya giriyor değil mi arkadaşlar?
İşte kaç kez başarısız olmuş kadını düşünsenize.
Sen sahneyi dolduramıyorsun diye bunu kovuyorlar.
Böyle bir başarısızlık olabilir mi?
İnsan ne kadar düşer? Ne kadar moelle bozulur?
Batan güneş için ağlamayın.
Yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin sadece.
Bizi sınırlayan ikinci olumsuz düşünce kalıbımız da arkadaşlar reddedilme korkusu.
Bir şeyi yapmamız gerektiği ya da yapmak zorunda olduğumuz düşüncesi bu.
Yani bu koşullu sevgiden kaynaklanıyor.
Bir çocuğu düşünün sadece anne babasının onayladığı şeyleri yaptığında ne olur çocuk?
Sevilir ve der ki ben bunları yaparsam sevilirim der.
Yani koşullu sevgi.
Çocuğa tekrar tekrar şunu yap...
Yoksa başım büyük derde girer dedi mesela annesi babası.
Sevgilin verilmesini ya da geri çekilmesi çocuğun yaptığı bu davranışlar belli eder.
Yani çocuğun davranışını kontrol etmek için ailesi onun yaptıklarını bir araç olarak kullanırlar.
Bunu ben de yaptım biliyor musunuz?
Ben zaten biliyorsunuz çok genç anne olmuştum.
Yani kendi travmalarımı genç anne olduğum için...
Kendi travmalarım çok kolay tetiklenmişti.
Ve ben de şunu yap yoksa başım büyük belaya gider demiştim.
Demişliğim vardır. Öyle kolay kolay da sıyrılamıyorsunuz.
Geçen Twitter'da okudum hatta bununla ilgili.
Biri şey yazmış demiş ki belli bir yaştan sonra çocukluğunuzla yüzleşip nasıl tesadüfen ve yanlış yetiştirildiğinizi görüyorsunuz.
İşte ben aynen böyle gördüm.
Bizi yetiştirenlerin yaşadıklarını biraz eşelemeye başlayınca da onların ne kadar kötü yetiştirildiğini ve travmatize edildiğini anlıyorsunuz arkadaşlar.
Ve bu akışı kırabilmek çok zor.
Gerçekten çok zor.
Biz mesela hala aile terapisine gidiyoruz.
Yani her bölümde söylüyorum.
Bir sorunum var, psikolojik sıkıntımız var diye değil.
duygu durumlarımızı düzenlemek için günlük olarak yaşadığımız duygusal durumlarımıza doğru anlamlar yükleyebilmek için belki de hiç anlam yükleyememek için biraz önce söylediğim gibi umursamamak için yapıyoruz
bu online terapiyi. Çünkü hala ergenlik döneminde olan bir çocuğumuz var.
Bunu yapmak zorundayız.
Yani toplum için bunu yapmak zorundayız.
Stoğ felsefesi bölümünde de söylemiştim ya Markus Ayyüz söylüyordu.
Hani iyi insan olun diye. Gerçekten bu bir sanat.
Yani bir insan yetiştirmek, topluma doğru bir insan yetiştirmeye çalışmak gerçekten bir sanat.
Bunu yapmaya çalışıyoruz. Elimizden geldiğince bilinçli davranmaya çalışıyoruz ama bunu yaparken de gerçekten bazı olaylarımız...
Travmatize olduğumuz olaylarımız ortaya çıkıyor.
Zorlanabiliyoruz. Biz de insanız yani sonuçta.
Ki ben biliyorsunuz şu anda hem bu podcast işiyle uğraşıyorum.
Çok fazla kitap okumam gerekiyor.
Araştırmalardan okumam gerekiyor.
Sizlere doğru bilgiyi verebilmek için.
Kendim için de kitap okumam gerekiyor.
Ben fark ettim biliyor musunuz arkadaşlar?
Son böyle bir 4-5 gündür fark ettim daha doğrusu.
Kendim için kitap okumamışım ya hep sizin için kitap okumuşum.
Yapacağım podcastları için kitap okumuşum.
Aa dedim ne oluyor? Metin kitaplarını tekrar okuyorum bu aralar.
Çünkü bu Gece Yarısı Kütüphanesi falan var ya.
Bunlar bende gitmiyordu biliyor musunuz?
Bir itiraf olsun. Çok seviyorum Metin.
Ama o kitaplar bende bir gitmiyordu, akmıyordu.
Ne oldu bilmiyorum. İkinciyi elime aldığımda akmaya başladı.
Bu son bir senedir böyle.
Sanırım sizden gelen mesajlar doğrultusunda ve sizinle burada bir şeyler paylaştığım için de bende de bir şeyler değişmeye başladı.
Çünkü farklı hissediyorum.
Sanırım artık sizin gözünüzden de bakıyorum.
Sanırım böyle tek bir benliğim yok.
Çok fazla mesele atıyorsunuz ve ben de size cevap vermeyi çok seviyorum.
Konuşuyoruz da kısa da kesmiyoruz konuşmalarımızı.
O yüzden mesela konuştuğum kişiler üzerinden de okuduğum kitaplardan pay çıkarmaya çalışıyorum.
Ya diyorum işte şu kız diyorum bana şöyle yazmıştı bak onun gibi bir durum diyorum.
İşte örnek veriyorum mesela onunla konuşurken.
O yüzden böyle. Red edilme korkusundan devam edeyim.
Yetişkin hayatımızda reddedilme korkumuzun en önemli göstergesi diğer insanların ne düşündüğü konusuna saplantılı bir şekilde yoğunlaşmaktır arkadaşlar.
Sürekli olarak diğer insanlar bana nasıl tepki verecekler, ne söyleyecekler, ne yapacaklar, bana onu demekle ne demek istediler, bana niye öyle baktılar, tedirginliği yaşıyorsanız eğer işte reddedilme
korkunuz var demektir.
Yani bu neden yapılıyor biliyor musun?
Hiçbir zaman ailelerinden koşulsuz sevgi alamadıkları gerçeğini görüyorlar.
Ve bunu telafi etmek için sürekli başkalarının onayını almaya çabalıyorlar.
Yani bizler yapıyoruz bunu.
Bir bebek düşünün, dünyaya geliyor.
İnsan olmaya adımını ilk atarken nasıl atıyor arkadaşlar?
Ana rahminden ayrılırken ağlıyor değil mi?
Ağlayarak, korkarak, endişe ederek ağlıyor.
Ve annesinden ayrılıyor.
Ayrı bir insan olmak zorunda kalıyor.
Biz hepimiz ayrı bir insan olmak zorunda kaldık.
Ayrı kaldık çünkü gelişme ve büyüme her zaman bir şeyi bırakıp başka bir şeye merhaba demek arkadaşlar.
Ve sonra ne yaptık?
Arkadaşlarımızı seçmeye çalıştık.
Arkadaşlarımızı seçtik, çevremizi seçtik ama bu sefer de reddedilmekten korktuk.
Sonra da başkalarını taklit etmeye başladık.
Sırf sürüden ayrılmamak için, sürü psikolojisi için, onlarla beraber olmak için, gruptan sıyrılmamak için yaptık bunu.
Ormanların kralı Aslan bir gün ormana canlılık gelsin.
Biraz eğlenelim diye bir tane şarkı yarışması düzenliyor tamam mı?
Diyor ki Aslan kim diyor bu şarkı yarışmasını kazanırsa ömür boyu hiçbir hayvan tarafından saldırıya uğramayacak.
Ben garantisine veriyorum diyor.
Eşek geliyor sahneye. Adaylardan biri.
Başlıyor şarkısını söylemiyor.
Herkes kulaklarını kapatıyor.
Bu ne ya? Bu ne biçim ses falan filan diye.
Ondan sonra karga geliyor.
Kargayı dinliyorlar. O da çok kötü.
Sonrasında bülbül geliyor.
Bülbül çok güzel şakıyor tabii ki.
Allah! Söylüyor da söylüyor.
Döktürüyor. Herkes diyor ki bülbülün sesi mükemmel.
Bu kesin birinci olacak.
Ama sıra papağana geliyor arkadaşlar.
Ve papağan kendi sesini kullanmadan ve tabii ki bülbülün takıntını yaparak Papağan tabii ki çok beğeniliyor.
Tam papağan birinci seçilecekken yaşlı bir tane bilge kaplumbağa geliyor.
Bilge tabii ki kaplumbağa olacaktı.
Başka kim olacak tavşan değil.
Diyor ki kaplumbağa bilge kaplumbağa sevgili kralım biliyorsunuz bu yarışmaya herkes kendi sesiyle katıldı.
Ama papağan bülbülün taklitini yaptı.
Biz onun kendi sesini dinleyemedik.
Kral diyor ki aa doğru söylüyorsun.
Hadi diyor papağan başkalarına taklit etmeden kendi sesinde bize bir şarkı söyle.
Ama papağan şarkı söyleyemiyor.
Çünkü başkalarını taklit etmekten kendi sesini unutmuş ve hiçbir şey söyleyemiyor arkadaşlar.
Tabii ki Bülbül de birinci oluyor.
Yani reddedileceğim, dışlanacağım diye lütfen başkası olmayın.
Orijinali olun, özenti değil.
Başkalarını taklit etmek için yaratılmadınız.
Kendiniz olmak için yaratıldınız.
Hayatı başkalarının gözüyle göremezsiniz.
Hayatı sizin keşfetmeniz gerekiyor.
Ben ne düşünüyorum? Ben ne hissediyorum?
Benim için önemli olan ne?
Kendinize bu soruları tekrar tekrar sorun arkadaşlar.
Hep annenizin ya da babanızın ya da başkalarının değerlerini taklit ederek yaşayamayız.
Sonunda onlarla aynı noktaya varsak da bu yolculuğu kendi başımıza yapmamız gerekiyor.
Herkesin başkası olmaya çalıştığı bir dünyada Siz dürüstçe kendiniz olma cesaretini gösterin.
Bu bölüm bu kadardı arkadaşlar.
Reddedilme ve başarısızlık korkunuz üzerinde size bir motivasyon olmasını istiyorum.
Motivasyonunuzu bu konularda kaybettiğinizde, her başarısız olduğunuzda, her reddedildiğinizde, dışlandığınızda açıp beni dinleyin.
Biraz ağlayın, biraz gülün.
Umarım size motive olmuşumdur.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim arkadaşlar.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takip almayı unutmayın.
Sosyal medyada da bekliyorum sizi.
Görüşmek üzere. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
