
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bazen birine tutuluruz… Kalbimiz, onun eksik yanlarını bile görmezden gelmeye razıdır ama sevgi, gözleri kör etmemeli. Çünkü bazı insanlar, sadece yorar… Sadece tüketir… Ve sonunda seni, sen olmaktan uzaklaştırır.
Bu bölümde , sana hayatının en büyük duygusal yatırımını yapmadan önce iki kere düşünmeni gerektirecek 3 insan tipinden bahsedeceğim.
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün size... Asla sevgili olmamanız gereken, ilişki kurmamanız gereken 3 tane insan tipinden bahsedeceğim arkadaşlar.
Çünkü bu tip insanlarla zamanımızı harcamayalım, kendimizi üzmeyelim istiyorum.
Ruh Eşim diye bir kitap okudum.
Barbara De Angelis'in 90'larda yazdığı bir kitaptı.
Kendisi zaten bu konunun uzmanı.
Dünyaca ünlü bir ilişki terapisti ve kişisel gelişim uzmanı.
İlişki ve mutluluk konularında yani anlayacağınız öncü bir isim.
Kitapları milyonlara ulaşmış.
New York Times'da çok satanlarda yer almış bir kitap.
20'den fazla da dile çevrilmiş bu kitabı.
Ben de bu bölümde onun...
ilgileri ışığında anlatacağım.
Yani geçmişimizde neden yanlış partner seçimleri yaptığımızı anlamımıza yardımcı olmasını istiyorum bu bölümün.
Ve bundan sonraki tercihlerinizde doğru tercihler yapabilmeniz için rehberlik olmasını istiyorum size.
Bazen öyle insanlarla karşılaşıyoruz ki yani ne tepki vereceğimizi bilemiyoruz değil mi?
İlişkiyi bitirsen olmuyor, bitirmesen olmuyor.
İşte bu yüzden böyle insanlarla ilişki içindeyken ya da daha başlamadan önce yani en başından işte denk gelirseniz böyle tiplere ne yapmanız gerekiyor, nasıl davranmanız gerekiyor bilelim ve onları tanıyalım
istiyorum. Bu üç insan tipinin hayatımızda olmasın.
bizim kişiliğimizi, işimizi, mutluluğumuzu, öz saygımızı, öz güvenimizi mahvedebiliyor.
Psikolojimizi bozabiliyor arkadaşlar.
Barbara bu tip insanlarla karşılaşma ihtimalimizin çok yüksek olduğunu söylüyor.
Yani her an karşımıza çıkabilir.
Sayıları azımsanacak gibi değil diyor.
Yani şöyle bir düşünün, şöyle bir geçmişinize gidin.
Belki de şu anda bir ilişki içerisindesiniz.
Yani hepimiz o insanlarla en azından bir tanesiyle bir kere karşılaştık değil mi?
Belki sevdik onları, belki evlendik, belki nişanlandık, belki hala seviyoruz.
Ama işte sevgi bazen en büyük körlük haline gelebiliyor.
Bugün beni dinlerken kendinizi bulabileceksiniz.
Bir şeyleri fark edip kendinize kızabileceksiniz.
Bunun sözünü veriyorum size.
Ya da ilk kez içinizden ya ben haklıydım diyebileceksiniz.
Yani zaten hayat yeteri kadar zor ve acımasız bu günlerde.
Kendimizle ilgili güzel şeyleri yapmaya çalışıyoruz.
Geleceğimizi başkalarının değil de kendimizle ilgili güzel şeyler yapmaya çalışıyoruz değil mi bu aralar?
Geleceğimizi başkalarının değil de kendi çizdiğimiz yoldan yürümek için mücadele ediyoruz.
Yani bunlarla uğraşırken bir de yaşadığımız ilişkilerde sorun çıkmasın.
Partnerimizin sıkıntılı bir karakteri olması hiç de işimize gelmez.
Yani istemeyiz böyle şeyler olmasını.
Bu yüzden tanıyalım bu insanları.
Birazdan anlatacaklarımı diledikten sonra artık onları 100 metre öteden tanıyabileceksiniz diye düşünüyorum.
Şimdi... 3 insan tipinden birincisiyle başlayalım o zaman.
1 numara manipülatif insanlar.
Aaa tabii ki 1 numarada bunlar var.
Sizi sürekli suçlu hissettirenler.
Bu insanlar ilişkilerin en başında çok empatiktirler.
Çok anlayışlı davranırlar.
Sizi böyle çok özel, çok değerli hissettirirler.
Ama içten içe gerçek duygularını saklarlar.
Çünkü size ilişkinin başında mükemmel bir hayat yaratarak sizi kendisine duygusal olarak bağımlı hale getirip kendi kontrolünü almak istediler.
Yani kendilerini hayatın kurbanı olmuş gibi göstermeye başlarlar.
Sonra da ben hayatın kurbanı oldum.
İşte beni kurban ettiler.
İşte zor geçmişlerinden bahsederler.
Sizi tek anlayan kişinin de sanki o olduğunu söylemeye çalışırlar.
Böyle konumlandırırlar.
Ve tanıştıktan çok kısa bir süre sonra işte sen benim evleneceğim kızsın, seninle evlenmek istiyorum ya da işte evleneceğim adamsın diyebilirler.
Zamanla sizi gerçeklik algılarınızı bozmaya çalışıyorlar.
Yani bunları yapıyorlar.
Sizi duygusal olarak bağımlı hale getirmek için işte ne yapıyorlar?
Ben kurbanım. Benim geçmişim çok zordu.
Şöyleydi böyleydi diyorlar.
Sonra sadece sizi...
Onların anladığını söylüyorlar.
Yani sadece seni ben anlayabilirim kızım oğlum falan gibi.
Ve bunları yaptıktan sonra da kısa bir süre sonra da diyor ki ya ben seninle evleneceğim.
Yani ben seninle ciddi düşünüyorum durumuna giriyorlar.
Ve zamanla sizin gerçeklik algılarınızı bozuyorlar dediğim gibi.
Sonra sen her şeyi yanlış anlıyorsun.
İşte ben böyle bir şey hiç söylemedim gibi sözlerle sizi kendinizden şüphe ettiriyorlar.
Bağlayacak ya kendisine.
Yani sizi bir şüphe havasına, bir panik havasına sokturmaya çalışıyorlar ki ne yapasın onun inine giresin.
Bu insanlar size bir saygısızlık yapmış olsunlar mesela.
Onların saygısızlıklarına tahammül etmeyi reddettiğinizde Bunu da saygısızlık olarak görüyorlar.
Yani kendi yaptığını saygısız olarak görmüyor.
Ben bu senin hareketini kabul edemem.
Bu resmen saygısızlık dediğini kabul etmiyor.
Bir de buna sinirleniyorlar. Ve siz de o ilişkide kaldıkça kendinizden şüphe etmeye başlıyorsunuz.
O kadar emin çünkü. Barbara'nın bir tane kadın danışanı varmış.
Bir gün ona demiş ki ya demiş ben artık hani neyi doğru hatırladığımı bile bilmiyorum.
Yani o kadar çok ben öyle demedim diyormuş ki adam.
Kadını kandırıyormuş ki.
Kadın en sonunda sanırım benim hayal gücüm çok fazla çalışıyor.
Ben galiba çoğu şeyi yanlış hatırlamaya başladım.
Bende bir sorun var demeye başlamış.
Gone Girl filmini izlediniz mi arkadaşlar?
Kayıp kız filmi.
Ben Eflek ile Rosamund Pike oynuyor.
Amy'ydi galiba kızın adı filmde.
Böyle işte kocasını suçlu gösteriyordu kadın.
Ama asıl suçlu oydu.
Yani böyle bir... ilizyon gibi bir plan yapmıştı.
Onun gibi bir durum işte.
Filmi izlemediyseniz bu arada bu film önerim olsun.
Çok güzel bir filmdir. Mutlaka izleyin.
Ters köşe filmler arasında zaten en iyi filmlerden biridir.
Hani manipülasyon zihinsel egemenliğinizi yavaş yavaş elinizden alıyor.
Ve fark ettiğiniz zaman bunu inanın ki çok geç oluyor.
Çünkü Barbara diyor ki bu tip kişileri ilişkinin başında henüz başlamadan fark etmeniz lazım ki kendi sınırlarınızı koruyabilin.
Yani en baştan daha en baştan bir çizgi çekmenizi istiyor.
Çünkü sizin değerleriniz var değil mi şu anda?
İhtiyaçlarınız var. Belliler yani.
Bu doğrultuda sınırları oluşturmanız lazım.
Ve açık iletişimde olmanızı söylüyor Barbara.
Ne demek bu açık iletişim?
Yani neyse hissettiğiniz, neyi düşünüyorsanız, önemli değil, sorun değil, benim için fark etmez demeyeceksiniz.
Bunların yerine gerçek duygularınızı, gerçek düşüncelerinizi, gerçekten rahatsız olduklarınızı ya da olmadıklarınızı söyleyin diyor.
Aslında Barbara burada şunu söylüyor.
Bu insan benim dengim mi diye en başta bir ölçü tart.
Çünkü denginiz olmayanlarla bir ilişkiye girip denginizmiş gibi davranırsanız aranızdaki gerçek farkı kavramayıp size kendi seviyelerindeymiş gibi muamele ediyorlar.
Bakın bu çok önemli. Yani burada denklik derken işte para pul, ünvan, işte ne mezunu, hangi okulda okumuş, ne iş yapıyor vesaire değil.
Vizyonu, misyonu, kişisel standartları, dünyaya bakış açısı, davranışsal klaslık durumu bu taraflarda denginiz mi değil mi?
Çünkü manipülasyoncu tipindekilerle uğraşmanıza gerek kalmaması lazım.
Eğer bunları baştan tartar ve görürseniz uğraşmayacaksınız bunlarla.
Anlayacaksınız çünkü en baştan ne mal olduğunu tabiri caizse.
Eğer bu insanlarla ilişkiye başlarsanız ki burada romantik bir ilişkide değil.
Sadece arkadaşlık ilişkilerine de geçerli.
Onlarla ilişki içinde olduğunuz dönemde onların...
kıskançlık, çekememezlik ve sizi aşağı çekme hareketlerine maruz kalacaksınız arkadaşlar.
Elif Şefa'nın bir kitabında okumuştum geçenlerde.
Diyordu ki aşk birinin sadece olduğu haliyle değil aynı zamanda seni sen yapan şeylerden vazgeçmeden sevebilmektir.
Ama manipülasyon sizi sizden alır, başkası yapar.
Sizi onun istediği forma sokar ve sonunda aynaya bakar dersiniz ki Ben kimim?
Bu ben değilim ya derseniz.
Feriha dizisinde diyordu ya aileye bakıyordu.
Bu ben değilim ki. Onun gibi bir duruma gelirsiniz yani.
O zaman ikinci numaraya geçiyorum.
İki numarada aşırı bencil ve empati yoksulluk kişiler var.
Bunlar da arkadaşlar başlangıçta çok sosyaldir.
Yani çok çok duygusallardır.
Aşırı nazik davranırlar, aşırı ilgili davranırlar.
Böyle adeta bir güzün abla modunda sizi hep dinlerler.
Sıkıntılarınıza ilgilenirler, sıkıntılı günlerinizde mutlaka küçük de olsa işte size hediye alırlar, jestler yaparlar.
Yani sizi mutlu etmek için ay biraz yüzün gülsün istedim ya bir tanem canım benim modunda davranırlar size.
Yani senin yüzün gülmüyorsa, sen mutlu değilsen, senin bir derdin varsa onun için de dünya bitmiştir yani o kafada.
İşte dersiniz ki ya ne kadar tatlı, ne kadar anlayışlı, ne kadar ilgili.
Ama bir anda ve özellikle beklenmedik yani hiç beklemediğiniz bir şekilde sizinle ilgilenmez.
Ve artık sizi anlamamaya başlarlar ya da zaten en başta zaten anlamıyordu, rol yapıyordu.
Duygusal yoğunluk yaşadığınızda susarlar arkadaşlar.
Siz bir duygusal durumdasınız.
Çok yoğun bir duygu durumu halindesiniz.
Konuyu değiştirirler.
Hatta sıkıntılarınızı küçümserler.
Çok duygusalsın, her şeye kafana tıkıyorsun gibi cümlelerle sizin hislerinizi görmezden gelirler.
Ve böylelikle sizi değersizleştirirler.
İşte en başta, ilişkinin en başında sizin duygusal ihtiyaçlarınızla dertlerinizi analiz etmelerinin sebebi sizi kontrol altında ona bağlı tutmaktı çünkü.
Burada bu kişinin empati yapmamasının sebebi şu.
Empati yaparsa kendi duygusal konforunu bozacak.
Yani empati onun duygusal konforunu bozuyor.
Bu yüzden siz üzgünken ya kaçıyorlar ya da konuyu değiştiriyorlar.
Siz ağlarken onlar sessizdir.
Siz anlatırken onlar duvar gibidir.
Empati kuramayan biri duygularınızı hiçe sayar.
Ve bir ilişki iki kalbin birbirini anlamaya çalışmasıdır.
O sizi anlamıyorsa o bir ilişki değildir.
Diyelim ki çok önemli bir sorununuz var, anlatmak istiyorsunuz.
Ama bir bakmışsınız konuyla dönmüş, dolanmış, onun derdine gelmiş.
Yok sayıyor çünkü sizi.
Sürekli ilgi bekliyor ama size ilgi vermiyor.
İşte bunlar ilişkide dengesiz bir enerji alışverişine yol açıyorlar.
Ne demek bu dengesiz alışveriş, enerji alışverişi?
Sürekli o almaya çalışıyor.
Sürekli alan taraf o.
Ve bir süre sonra kendinizi tükenmiş, değersiz hissediyorsunuz doğal olarak.
Böyle bir ilişkideyseniz kendinize şunu sorun diyor Barbara.
Ben hep ikinci plana atılmak için mi bu ilişkiyi yaşıyorum?
Açıkça duygularınızı ifade edip düzelme alamadıysanız böyle bir ilişkiyi gözden geçirmenin vakti gelmiş demektir diyor Barbara.
Yani sen adama dedin ki bak bu böyle olmuyor.
Sen beni dinlemiyorsun, önemsemiyorsun, beni umursamıyorsun.
O diyor ki ya saçmalama ne alakası var ya vesaire.
Bunu açıkça söylemene rağmen bunu bile önemsizleştiriyorsa, bunu bile duymazlıktan geliyorsa ayrılın gitsin ya diyor arkadaşlar Barbara.
Bırakın kardeşim bırakın yani.
Size zaten sevilmediğinizi hissettirdi.
Her zaman sevilmek zorunda değiliz.
Bakın bu okey. Her zaman ilişkideyiz diye, o sizin sevgiliniz, eşiniz, dostunuz diye sizi hep her zaman aynı şekilde sevmek zorunda değil.
Ama demek ki o onun hikayesi.
Ve siz onun hikayesinin başka...
Kahramanı değilsiniz.
Kraliçe tacını size takmayacak ya da kral tacını.
Biraz da sevilmemek gitsin hoşunuza ya boşverin.
O yüzden uğraşmayın arkadaşlar.
Bunu ben söylemiyorum zaten Barbara söylüyor.
Bakın ben şöyle düşünüyorum.
Yani bir o ilişkideyken.
Artık sizi sevmediğini anladıysanız demeyeceğim bakın.
Çünkü sevmediğini anlamak biraz zor bir iştir.
Sevgi bu anlama tarzı çok farklıdır.
Sizi sevmediğini hissettiyseniz bu insanı bıraktığınızda gerçekten özgürlüğünüzü geri alırsınız.
Ne derler? Sevgi dilenenin benliği gelişmez.
Benlik. Bizim hep uğraştığımız gelişsin diye kendimizi duvarlara vurduğumuz o varlık.
Sevilmek için yaşayan her zaman kendinden ödün vermiştir arkadaşlar.
Barbarın da dediği gibi en baştan başlamamak, en baştan bitirmek en güzeli.
Böyle bir insanla ilişkiye devam edip ayrılmazsanız bu şu anlama geliyor.
Kendini yok say bak. Kendinizi yok sayarak var etmeye çalıştığınız bir ilişki mutlaka bir gün yok olur.
Tek taraflı bir savaşın içinde bulursunuz kendinizi.
Yani tek taraflı çabalar ömür vermez ilişkilerinize.
Sizin ömrünüzü tüketirler sadece.
Ben mesela bu ağlama mevzusuna çok takılmıştım.
Çok yakın bir arkadaşım bizzat bu olayı yaşamıştı ve ben de yanındaydım çünkü.
Hani kız ağlıyor niye böyleyiz nasıl düzeleceğiz vesaire diye.
Adamın umurunda değil yani.
Kız ağlarken işte sigara içiyor etrafta dolanıyor falan hiçbir şekilde umurunda değil.
Yani bu yüzden eğer böyle bir durum yaşadıysanız siz ağlarken sizi izleyeni değil sizinle ıslanan bir kalbi seçin.
Çünkü bu gerçekten bir sevgidir yani gerçek bir sevgidir.
Yani mesela o adam... O kızın yanındaydı.
Evet onun hala yanında duruyordu.
İlişkisindeydi ama yanında hissettirmiyordu.
Yani bir insanın yanında olmak onu yanında hissettirmekle aynı şey değil.
Estes diyor ya insan en çok neyi hissedemediğinde yalnız kalır.
Anlaşılmadığında ve yok sayıldığında arkadaşlar.
O zaman üçüncü tipimize geçiyoruz.
Üçüncü numaramızdaki tipimiz de kontrol takıntıları.
Bunlar da başlarda size yine çok güzel davranıyorlar.
Diyorsunuz ki aa beynim nasıl sahipleniyor ya?
Şuna bakar mısın? Nasıl da sahipleniyor ya?
Bu ilişki ciddi ya.
Bu güzel bir şekilde başlıyor.
İşte eve kadar arabası olmasa bile sizi bırakıyor buluştuktan sonra.
İşte siz eve girene kadar hatta arkanızdan bakıyor.
Yukarı çıkınca eve girince bana mesaj at.
Camdan bak falan diyorlar.
Ay ne kadar da ilgili ya.
Of ya tam ciddi ilişki yaşayabileceğim birisi.
Adam gibi o adam.
Ay bu cümleye takıcık olurum.
İşte bu tip kişiler daha sonradan her hareketinizi izlemeye başlıyorlar.
Çünkü bunlar kontrol takıntıları.
Zaten buradaki derdi sizi eve bırakıyor.
Arabası olmasa bile işte camdan bak bana haber ver mesaj at vesaire.
Bunların hepsi onun kontrolünde işlerin onun kontrolünde olduğunu görme şekli.
Yani isteme biçimi. İşte telefon şifreniz, sosyal medya mesajlarınız, arkadaş çevreniz bunların hepsi onlar için birer tehdit.
Çünkü zaten bu insanlar kaygılı bağlanan insanlar.
Terk edilme korkuları onları aşırı denetime yönlendiriyor.
Barbara bunların annelerinin ya onları terk etmiş olabileceğini ya da anne babasının kavga ederken işte annesinin sürekli babasını evi terk etmekle tehdit etmiş olabileceğini
söylüyor. Yani bu tarz kadının çocukluğu olabilirler diyor.
Çünkü eğer ayrılmak isterseniz ilerleyen günlerde bırakamıyorsunuz.
Terk edemiyorsunuz.
Neden? Çünkü o bırakmıyor.
Beni bırakamazsın diyor. Ben çok seviyorum seni.
Seni kıskanıyorum diyor.
Zaten çok kıskanmaya başlayacak.
Aslında kıskanırken masum gibi görünecek başlarda.
Hoşunuza belki bile gidebilir.
Ama sevgisi artınca patolojik bir denetime girecek bu.
Böyle bir hal almış olacak sevgisi.
Barbara'nın dediği gibi o çocuklukta annesinden böyle bir terk edilme olayı yaşadıysa tüm saf sevgisine rağmen sevdiği kişi önceki ilişkisinde ya da onu aldattıysa Bu yüzden
de bir travma yaşamış olabilir ve bu yüzden de böyle bir insan haline gelmiş olabilir.
Üzgünüm, üzgünüm, çok üzgünüm ama onun travması sizin hatanız değildi.
İyileşmesinin sorumluluğu da sizde değil.
Ayrıca siz ayrılmak istediğinizde ölüp biten affet...
diye tüm sorumluluğu, bütün suçu üzerlerine de alıyorlar.
Yani siz bunları fark ettiniz ve dediniz ki abi bu manyakla mı uğraşacağım?
Bunun travmalarıyla uğraşamam.
Bırakıyorum dediniz. Sonra işte ben seni bırakamam.
Ölürüm, biterim. Beni affet.
Ben de bütün suç dedim.
Üzerine aldım. Kısa süreli vicdan azabı çekiyorlar.
İşte ben kıza çok yüklendim diye üzülüyorlar.
Size de söylüyorlar. Ama bakın Sabahattin Ali ne diyor?
Vicdan azabı dedikleri şey ancak bir hafta sürer.
Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı şey için kâfi mazeretler tedarik eder.
Çok haklı değil mi?
Yani ne yapar, ne ederler?
Sonradan yine kendilerine hak verirler.
Barıştıktan sonra tavırları değişir.
Yine aynı sıkıntıları size yaşatırlar.
Hatta daha beterleri yaşatırlar.
Bu yüzden kendinizi kimsenin insansına...
Bırakmayın arkadaşlar. Eğer böyle insanlarla karşılaşmadıysanız, umarım bundan sonra da karşılaşmazsanız, hani olur da karşılaşırsanız en başta tanımaya çalışalım bu insanları.
Davranışlarının gerçekliğini anlamaya çalışalım.
Yalandan mı yapıyor, gerçekten böyle mi diye.
Firda ne demişti? İnsanlar sana asıl renklerini göstermeye başladığında onları tekrardan boyamaya çalışma.
Çünkü eğer çok sevdiğinizi düşünüyorsanız onu değiştirebileceğinizi, üstesinden gelebileceğinizi tanırsınız.
Acaba mı dersiniz?
Hani değiştirebilir miyim onu?
Kendinize bütün o sevmediğiniz huylarının ağırlığını yüklemek zorunda kalırsınız.
O ilişkideki, o adamın, o kadının.
Bütün huylarını yüklersiniz.
Ya dersiniz ne olacak?
Herkes mutlaka böyle sinirlidir.
Her güzelin vardır bir kusuru.
İşte bunu bırakıp daha mı iyisini bulacağım?
Hepsi aynı diyerek de onun karakterinden ortaya çıkan ilişki sorunlarınızı üzerinize alırsınız.
Böyle devam etmez arkadaşlar.
Çünkü o yükler sonradan çok ağır gelmeye başlar.
Çünkü bakın bir örnek vardır hatta bundan bahsedeyim.
Elinizde bir tane bardak olsun, su dolu bir bardak.
Bir iki dakika tutarsanız bu bardak çok hafiftir.
İşte üstesinden gelebilirsiniz, tutabilirsiniz.
Bir saat tutarsanız kolunuz epeyce ağırdır değil mi?
Ağırlaşır çünkü, zorlanırsınız.
Ama bunun da üstesinden gelebilirsiniz.
Birkaç saat sorun değil. Ama bu bardağı, bu su dolu bardağı bir gün boyunca tutarsanız...
Kolunuz uyuşur. Hatta felç bile olabilirsiniz.
Su dolu bir bardağın ağırlığı sabit.
Ama onun size yapacağı etki onunla kurduğunuz ilişkiye bağlı arkadaşlar.
Yani üstesinden gelebileceğiniz bir yük onu çok fazla taşıdığınız için sizi alt edebilir.
Size zarar verebilir.
Kendinize bunu yapmayın arkadaşlar.
Bakın hatta şu an aklıma geldi bir kaplumbağa hikayesi vardır.
İşte kaplumbağalar kendi aralarında bir tane yarışma düzenliyorlar.
Yüksek bir tepeye ulaşmak hedefiyle başlıyorlar.
Çok yüksek bir tepeye çıkacaklar.
İşte başlıyorlar ağır ağır yürümeye kaplumbağa.
Yarışmayı takip eden izleyiciler kaplumbağalar işte kendi aralarında yarışmacıların da duyacağı sesle onların asla başaramayacağını, o tepeye hiçbirinin ulaşamayacağını konuşup duruyorlar kendi aralarında.
Çünkü hedef çok zor. Ve kaplumbağalar sıra...
ile yarıştan çekiliyorlar.
Biraz dinleniyorlar, dinleniyorlar.
Tekrardan geri dönmeye başlıyorlar.
Sadece bir tanesi hiçbir şeye aldırış etmeden hedefe yürümeye devam ediyor ve günler günler geçmesine rağmen o hedefe ulaşıyor.
Tabii ki bunu görüyor kaplumbağalar diğerleri.
Ya bu nasıl mümkün olabilir diye kafa yormaya başlıyorlar.
Kaplumbağanın gelmesini bekliyorlar.
Çok uzakta çünkü onlar da tekrar gidemezler.
İşte kaplumbağa zirveden geliyor.
Hemen diyorlar ki ya bunu nasıl başardın?
Ya bunu nasıl yapabildin?
Kaplumbağa cevap vermiyor.
Diğerleri ısrarla sormaya devam ediyorlar.
Ama fayda yok. Kaplumbağa yine cevap vermiyor.
Çünkü sağırmış arkadaşlar.
Etrafımızdaki sesler azaldığında kendinizi daha iyi duyarsınız.
Sesler azaldığında kendinizle daha çok konuşursunuz.
Azalmak iyileşmektir.
Bunu neden söyledim? Yürüdüğünüz yolda başkalarının onayını ki bu işte sevgiliniz, eşiniz olsa dahi onların inancını kendinizinkinden daha değerli buluyorsanız
yolunuzu bu kolaylaştırmayacak.
Daha da zorlaştıracak.
İleriye gitmek için sadece ileriye bakmanız gerekiyor.
Yolda yorulup gidenebilirsiniz ama geriye dönmeyin.
Onlara kulak verirseniz ancak geri dönersiniz.
Yani vazgeçersiniz.
Yani bu ilişkinizi başkalarına anlatıp akıl almayın arkadaşlar.
Sadece içinizi boşaltmak için, sizi dinlemeleri için, biraz da rahatlamak için anlatım.
Çünkü eğer başkalarını dinlerseniz gerçekten onların baktığı bakış açısıyla hayata bakarsınız ve belki de o ilişkide kalmanıza ya da o ilişkiyi çok kötü bir şekilde bitirmenize sebep olurlar.
Yani en baştan bu insanları tanımanız gerekiyor ki bu tarz ilişkilerle boşuna yara almayın.
Evet bunların hepsi size bir ders olabilir.
Evet bunların hepsi size açtığınız yaralarda çok önemli öğretiler, ulvi öğretiler de öğretmiş olabilir.
Ama baştan bile bile yani lades demek çok saçmalıktır, aptallıktır.
Yani düşünün yolda yürüyorsunuz bir bakıyorsunuz ki bir tane çukur var.
Çukura düşersiniz eğer dibi de bataklık.
Ve siz aman ya ben bu bataklığa düşeyim sonra çıkmaya çalışırım bakalım neler öğreneceğim deyip o bataklığa göz göre göre şak diye giriyorsunuz o çukura düşüyorsunuz yani.
Hani bunu yapmayın diye zaten bunları anlatıyorum.
O yüzden bu kaplumbağanın da yaptığı gibi diğer insanlara kulaklarınızı kapatın.
Yani sağırmış gibi siz ne aldınız o ilişkide?
Nasıl bir zarar gördünüz?
Şak diye bitireceksiniz.
Ya da en başta. Ya dediniz ya benim bu adamın bu kadını içim almadı.
Yani bu kadar böyle bir ilişki, bu kadar bir ilgi, bu kadar ekstra böyle güzel şeyler.
Yani bilmiyorum bana biraz fazla geldi diyebilin.
Kendinize dünyanın en güzel kadını ya da en yakışıklı erkeği gibi ya tabii ki yapacak.
Benden iyisini bulacak demeyin.
Gerçekten demeyin. Çünkü o kadar fazla ki artık.
Çok fazlayız. Kadın da erkek sayısı da çok fazla artık.
Ve çeşitlilik çok. Yani herkes her şeyin elinin altında.
Bunu artık kabul etmemiz lazım.
Ha bir de şöyle bir şey de var. Çok kusurlu buldunuz mesela.
Yine içiniz almadı.
Ama arkadaşınız ya da yakın birisi işte.
Onu anlatıyorsunuz.
İşte diyor ki sana ya sen de işte hemen bir kusur buluyorsun.
Saçmalama bir bak bakalım. Bakma ya bakma boşver.
Yani sen zaten o ilk başta o sıkıntıyı almışsın.
İçine gelmiş yani o his.
Bırak boşver aklımda kalmasın.
Yok ya bana göre değil içim almadı bir şekilde.
Hani diğerlerini dinleyip de ya devam et bir bak bakalım biraz takılırsın vesaire boşver.
Senin zamanın kıymetli neden zamanını harcıyorsunuz ki ona?
Bu arada arada bir sanki senle konuşuyorum biliyorsunuz hep sizle konuşurum.
Biraz böyle sanki karşımda arkadaşım.
Varmış ve ona böyle teselli veriyormuşum gibi hissettim.
Ağzımda arada böyle kaçırdım.
Artık hoş görürsünüz. Bu bölüm benden bu kadar arkadaşlar.
Lütfen beni hangi platformda dinliyorsanız oradan takip alın.
Gönderi paylaşıyorum yine sosyal medya.
Yorumlarınızı yaparsanız çok memnun olurum.
Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
