
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Aşk sadece kalbi değil, ruhumuzu da dönüştüren bir yolculuk. Peki, aşkta kişisel gelişim nasıl mümkün oluyor? Neden her ilişki, bize bir şeyler öğretip bizi başka birine dönüştürüyor? Bu bölümde, aşkın içsel dünyamıza nasıl dokunduğunu, ilişkilerde kendi sınırlarımızı keşfederken nasıl büyüdüğümüzü konuşuyoruz.
***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün aşkın kişisel gelişimimiz üzerine etkilerinden bahsedeceğim.
Aşk nedir? Neden aşık oluruz?
Ve aşk bize hem sosyal açıdan hem biyolojik açıdan neler yapar?
Bunları anlatmak istiyorum. Platon aşkı şöyle anlatıyor.
Aşık olmamızın nedeni bizim zamanında bir bütün halinde olmamız.
Yaradılışımızdaki bu bütünü arzulamamıza ve ona kavuşmak için çabalamamıza aşk denir diyor.
Platon bu tanımı yaparken dayandığı bir mitolojik hikaye var.
Efsaneye göre başlangıçta bütün insanlar dört bacaklı, dört kollu, işte çift sırtlı, dört elli ve aynı başta farklı taraflara bakan iki suratlı, çift cinsiyetli canlılarmış.
O kadar güçlü ve gururlarmış ki tanrılara karşı koymaya yeltenmişler.
Zeus da ne yapsın bu böbürlenmelerinden dolayı insanların güçlerini azaltmanın tek yolunun onları farklı cinsel olarak ikiye ayırmak olduğuna karar vermiş.
Yani erkek ve dişi olarak insanı iki parçaya bölmüş.
Ve Apollo'na demiş ki ayırdığım bu bedenlerin derilerini ayrık yerlerinden birleştirip yaralarına iyi et.
İşte o gün bugündür her kadın ve her erkek öteki yarısıyla tekrar birleşmek için çabalayıp duruyor.
Ve aşk da buradan doğuyor.
Yani aşk kayıp yarılarımızı bularak tam olmaya çalışmalarımız.
Ruh eşimizi bulmaya çalışmalarımız bu değil mi?
Ruh eşimi bulmak istiyorum deriz.
İşte bu da tam olarak böyle bir şey.
Kalbinin yara şarkısını biliyorsunuzdur.
Onun sözleri sanki bu hikaye üzerine yazılmış gibi.
Ne diyordu şarkıda? Yarayı dinledim benden onda da var dedi.
Yarasını sevdim yaramızı unutturur.
Yarayı kapatan aşk yaradan da derin.
Bizler o kayıp yarımızı bulmak için dünyada gezinip duruyoruz.
O eksik parçayı bulduğumuzda yaşadığımız yoğun çekimi, o tanımsız tamamlanma hissini aşk olarak adlandırıyoruz.
Deriz ya onu gördüğüm zaman çok heyecanlandım.
Diğer yarımı buldum sanki diye.
Çünkü aşk eksik olanı bulup yeniden bir bütün olma çabalarımızın ifadesi bence.
Bakın bu hikayede de aşkın farklı bir yönü var.
Yani aşkın ruhsal ve kişisel gelişim yolculuğumuzdaki yerini de çok net görebiliyoruz.
Farkındaysanız aşk her defasında bizi yeniden arayışa sokuyor.
İyi ya da kötü yani ne yaşadıysanız artık.
Her defasında yeniden bizi büyütmeye çalışıyor.
Bizi biraz daha olgunlaştırıyor.
Kişisel gelişim de bir nevi bizim tamamlanma isteğimiz değil mi?
Bu da hayat boyu süren bir kişisel gelişimimizin durumu yani.
Platon da bize zaten bunu göstermiş bu tanım ve bu hikayesiyle.
Yani anlayacağınız arkadaşlar biz iki tam olmayan tekleriz ve teklerimizi bir araya getirecek bir bütün olmaya çalışıyoruz.
Peki şu koca dünyada neden aşık olamıyoruz?
Ya da nasıl bir insana aşık olacağımızı bildiğimiz halde onu bulamıyoruz?
Ya da bulduk sanıyoruz ama sonrasında neden değilmiş bu değiliz?
Neden aşık olamıyoruz?
Aşık bitiyor. Şimdi burada en önemli şey arkadaşlar karanlığınızla yüzleşebilmek.
Çünkü bence karanlığıyla yüzleşememiş, kötü yanlarını baskılamış, aşık olduğu kişiye sahip olamamış, onun kusurlarını sürekli konuşmuş olanlar kendini tamamlanmış hissedemiyorlar.
Doğru parçayı bulamıyorlar çünkü, yarım kalıyorlar ve aslında hayat boyu devam edebilecekken kişisel gelişim yolcukları maalesef ilerlemiyor.
Bu kafadaki insanlar içlerinde olan ama farkına varmadıkları potansiyeller.
Potansiyellerine sahip insanlara aşık oluyorlar.
Bakın burası gerçekten önemli.
Kendi eksikliklerini çünkü onda tamamlıyorlar.
Yeteneklerini... potansiyellerini keşfetmiş olanlarsa üretim halindeler hep ve yolculuklarına devam edebiliyorlar.
Ağlıyorlar ama gülmeyi de unutmuyorlar.
Çünkü insan olmamızın başka bir türlüsü yok.
İnsanın kendisiyle kavgası bitmez.
Ama bu kavgadaki mücadelemizi bir yolculuk olarak görüp her zerresinde yeni bir yönünüzü keşfedersek kısa vadede keyif ve heyecana uzun vadede de mutluluğa yol açabiliriz.
Aslında hepimizin içinde Aşka dair bir hatıra koleksiyonumuz var değil mi?
Her güzel anımızı rafa diziyoruz.
İşte yaşadığımız her acıya da derse dönüştürmeye çalışıyoruz.
Niyaku mesela aşkı kendi gölgemizle yüzleşme olarak tanımlıyor.
Aşık olduğumuz zaman kendimizi daha iyi görme fırsatımız olduğunu söylüyor.
Örneğin ilişkinizde sabırsız ya da kıskaç davrandığınızı fark ettiğinizde bu yönleriniz hep içinizde olduğunu fark edersiniz.
Ve bunları ortaya çıkaran da nedir?
Aşk ve bu yönlerinize bakarak onları değiştirebilirsiniz.
Ya da kabul etme şansı bulabilirsiniz.
Bu şekilde de özgüveninizi gerçekleştirmiş, onu geliştirmiş olursunuz.
Yani sevgi sadece sevdiğimiz insanı değil, kendimizi de iyileştirme gücüne sahiptir.
Mesela psikolog Eric Fromm'da aşkın kişisel gelişimimizdeki bir disiplin olduğunu söylüyor.
Niye? Çünkü aşk ne ister arkadaşlar?
Özveri ister. Sabır ister, empati ister.
Bu yönlerinizi aşkla da geliştireceğiniz zaman diğer tüm ilişkilerinizde elinizde bir kozunuz olur.
Kullanırsınız ya da kullanmazsınız ya da bekletirsiniz artık o size kalmış.
Sonuçta oradan bir katkı sağlamış olursunuz kendinize.
Üzülmeyin kızlar, erkekler.
Bu eski aşklarınızda çabalarınız vesaire hepsi onlar sizin yanınızda zaten.
İşte bu çabalarımıza üzülüyoruz ya hani.
Onun için çok emek vermiştim, çok uğraşmıştım vs.
diye. Aslında onun için emek verirken, onun için sabrederken, onun için koştururken kendin için yapıyordun.
Kendi kişisel gelişimin için yapıyordun.
Kendi gerçek sana ulaşmak için yapıyordun.
O yüzden hiç üzülmenize gerek yok.
Benim aşka bakışını en beğendiğim isimlerden biri de Rainer Maria'dır arkadaşlar.
1870'lerde yaşamış olan bir düşünür, yazar olarak da geçiyor, şair.
Çocukken anne babası ayrılıyor.
Çok zor dönemler geçiriyor.
Çocukluk deneyimleri çok kötü çünkü.
İşte annesi babası ayrıldıktan sonra o annesinde kalıyor ve annesi de ölmüş olan kız kardeşini yerine koyuyor.
Bunu düşünsenize. Tamamen gerçekten Maria'yı görmüyor.
Başkasını yerine koyuyor.
İnkar ediyor yani Maria'yı.
Bunları yaşamış bir şair aşk için diyor ki aşk bir insanın bir başkasını sakince seyredebilecek kadar kendine sahip olabilme sanatıdır.
Şöyle düşünün birini seviyorsunuz ama ona yapışmadan onun ne yapacağını nasıl hissedeceğini sürekli kontrol etmeye çalışmadan.
Çünkü kendi kişisel gelişiminiz için bu gerekli.
Sevgilinizi ya da sevdiğiniz kişiyi olduğu gibi kendi hayatını yaşarken, kendi kararlarını verirken sakince seyredebilmek.
Mesela biriyle berabersiniz ama o her dışarı çıktığında kendinizi kaygılı sorguluyor buluyorsunuz.
Diyorsunuz ki işte acaba bana yeterince sevgi göstermiyor mu?
Acaba bana doğru mu söyledi?
İşte ben mesaj attım neden geç cevap verdi?
Bu sizin içinizde hala tamamlanmamış bir şeyler olduğunu gösteriyor.
Çünkü bu duygularla sevgili...
Elinize gerçekten aşkla bakmak çok zordur.
Günümüzdeki ilişkilerde çoğumuz kendimize güvenmeden karşı tarafın sevgisiyle eksikliklerimizi tamamlamaya çalışıyoruz.
Sanki sevgilimiz bize hep sen harikasın demek zorundaymış gibi geliyor.
Ama Maria'nın anlatmak istediği aşk dediğimiz şeyin karşımızdaki insanın bağımsız bir birey olduğunu kabul etmekle başladı.
Onun hayatını kendi istediği gibi yaşarken de sevebilmek aşktır diyor.
Diyelim ki... Sevgiliniz işte iş için yeni bir projeye başlamak istiyor.
Ve bu onun daha fazla vakit ayırmasını gerektiriyor değil mi bu iş için?
İşte eski düşünceyle baktığınızda belki ona içerleyebilirsiniz.
İşte beni yeterince sevmiyor mu?
Neden benimle çok ilgilenmiyor?
İşte iş benden daha mı önemli mi diye bile diyebilirsiniz.
Ama kendinize sahip olun.
Onun yolculuğuna saygı duyduğunuzda, onun gelişimini, değişimini sakince seyredebiliyorsanız zaten olması gereken de budur.
Maria'nın dediği gibi bu bir sanat.
Çünkü içsel denge ve kendinize güven gerektiriyor.
Kendi mutluluğunuzu sadece onunla değil, kendinizle de inşa etmek...
gerektiğini hatırlarsınız bu durumlarda.
Aşkla kendinizi büyütmüş olursunuz.
Yani kısaca Maria demek istiyor ki bize aşkta kendinizi kaybetmeyin.
Onu sevebilmek için önce kendiniz olun.
Burada önemli bir kısım da şu arkadaşlar.
Aynayı önce kendinize tutmamız gerekiyor.
Çünkü romantik ilişkilerimiz bize sürekli aynaya bakma fırsatı veriyor.
Ama biz inatla aynayı hep karşı tarafa tutuyoruz.
Bak kendine, şu haline bak diyoruz değil mi ona hep?
Kavgacılar, ilişkide hep kavga edenler, karşı tarafı tutayanlar burada mısınız?
Çünkü evrenin aynası vardır ve o kadar gerçek ve dürüsttür ki en derin sırlarımız, üzerine örttüğümüz karakter özelliklerimiz bile aynaya bakarak görebiliyoruz.
Hayatımıza gelen tüm insanlar bir özelliğimize ayna tutuyorlar.
Aynada kendinize baktınız tamam mı?
Kendinizi beğenmediniz, saçınız başınız dağınık, gözler şiş, akşamdan kalmasınız diyelim.
Ne yaparsınız? Tutup aynayı mı silkelersiniz?
Hayır değil mi? Kendinize çeki düzen verirsiniz.
Kendiniz... Buna
Spritel'de ayna yasası deniyor.
Hayatının karşınıza çıkardığı insanlar da ayna yasasına göre sizin bir özelliğinizi değiştirmeniz için çıkmıştır diyor.
Yani iğneyi önce kendinize batırın ve acıyan yerden gelişmeye devam edin.
Hayatınıza giren insanı beğenmemeye başladığınızda onu düzeltmeye çalışarak zamanınızı enerjinizi harcamayın.
Bunu yapmanız aynadaki yansımanızı düzeltmenize benzer.
Kendinize odaklanın.
Şey gibi abi bu adamı bana verdilerse ne görmem gerek?
manyakla ben uğraşıyorum ama yani gerçekten aşık mıyım?
Gerçekten aşığım galiba.
O zaman ben bu adamla uğraşıyorsam ya da bu kadına uğraşıyorsam sanırım kendimde de düzeltmem gereken bir şeyler var ki bana bu adamı gönderdiler yani.
Bunun gibi düşünebilirsiniz.
Ama baktığınızda olmuyor. Salın gitsin arkadaşlar.
Artık hayat o kadar uzun değil çünkü.
Tam tersine bakalım bir de.
Hayatınızdaki kişiye çok aşıksınız.
Çok beğeniyorsunuz. Böyle hayran olduğunuz özellikleri, beğenmenizin sebebi.
Sizde de olması diyor yine ayna yasası.
Bir dereceye kadar sizde de var o özellikler.
İşte yine aşkla da o potansiyelinizi zamanla açığa çıkarabilirsiniz.
Yani şöyle düşünün. Bir şeyin bilgisi sizde yoksa onu fark edemezsiniz.
Düşünemezsiniz. Ondaki o güzellikleri görmeniz sizde de olduğundandır.
Ve bunlara odaklanarak, bunlar üzerinde çalışarak kendi gelişim sürecinizi değiştirebilirsiniz.
Hayatınıza giren kim olursa olsun aynaya bakıp size ne öğretmeyi amaçladığını görün lütfen.
Bu arada burada aşk diye gerçek ruhani aşktan bahsediyorum arkadaşlar.
Arzu, tutku, hoşlanma, beğenme, cinsel çekim.
Bunlardan bahsetmiyorum. Evet bu söylediklerim bunlar aşkın kapsam alanın içinde ama asla tek başına aşk değiller.
Çünkü aşk fiziksel isteklerin çok ötesinde bir şey.
Leyla ile Mecnun'un aşkını söyleyebilirim burada mesela.
Onlar birbirlerinde kendilerini, kendilerinde de birbirlerini buldular.
Ayrı kaldıkları zamanda içlerinde aradıkları parçayla yüzleştiler.
Yani Mecnun Leyla'yı Leyla'da...
Mecnun'unu buldu kendi içinde.
Hikayelerinin sonunda da fiziksel olarak birleşmeye ihtiyaç duymadılar değil mi?
Çünkü artık birbirlerine dönüşmüşlerdi.
Bir bütün olmaktan ziyade kendi bütünlüklerine ulaştılar.
Tabii ki böyle bir aşk çok zor günümüzde.
Ben olduğuna kesinlikle inanıyorum ama.
Kesinlikle inanıyorum. Olmasaydı eğer bu dünyanın döndüğüne de, dönübileceğine de inanmıyorum.
Çünkü fiziğin ötesinde bir aşk mümkün.
Mümkün arkadaşlar ya. Nereden biliyorsun Ayça'cığım mı dediniz?
Çok ayıp ettiniz. Çünkü kendimden biliyorum tabii ki.
O zaman buradan aşkını böyle yaşayanlara ve kocam beye selam olsun.
Peki biz kimlere aşık oluyoruz arkadaşlar?
Yapılan araştırmalar benzer kişilerin birbirine aşık olduğunu gösteriyor.
İşte zevklerimiz, vizyonlarımız, zekalarımız bunların hepsi diyor eğer size yakınsa karşı tarafa aşık olma ihtimalimiz daha yüksekmiş.
Neden? Çünkü alıştığımız normale en yakın olanı çekiyoruz.
Onları çekici buluyoruz.
Yani bu araştırmalara bakıp demişler ki tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş.
görülen bir diğer sonuçtu arkadaşlar.
Bunu söylemeden geçemeyeceğim.
Biraz da bilimsel diyelim.
Havada dolaşan adı feromon olan aşk tozcuklarının olması.
Bu feromonlar kokusuzlar, gözle görülmüyorlar.
Ama burun deliklerimizde bunları algılayan bir sistem varmış.
Ve bu tozlar da bizlerden geliyormuş arkadaşlar.
Biz yayıyoruz. Herkesin ağrısı vardır, kendi havası vardır, enerjisi vardır diyoruz ya.
İşte bu oymuş. Feromon.
İsmini hiç beğenmedim yalnız.
Çok zor söyleniyor. Tüm bunların toplamında arkadaşlar bizler aşk tozlarına...
Az ya da çok şekilde salıyoruz vücudumuzdan.
Of şöyle bir güzel arkadaş ortamında tam geyiği çevirecek bir konu değil mi ya?
Beni dinleyen arkadaşlarım, kızlar bu konuyu en yakın zamanda konuşalım.
Şimdi sen mi çok saldın aşk tadını ben mi çok saldım diye.
Tam böyle ortamda geyiği yapılacak bir konu.
Hani bazı insanlar için deriz ya çok güzel kız değil ama...
Çok şikici ya, acayip bir havası var diye.
İşte böylelerinde aşk tozlarından bol bol olurmuş.
Bu aşk tozcukları kafa derimizde, boynumuzda.
Bir de parantez açıyorum arkadaşlar burada.
Parfümü sıkmak için ilk elimi aldığımızda nereye gidiyor?
parfüm ilk boynumuza gider.
Genelde böyle olur değil mi? Çünkü kokumuzun karşı tarafa buradan daha kolay yayıldığını biliyoruz.
İşte bakın bu feromonlar da boynumuzdan en çok yayılıyor.
Bir de üst dudak üstünde bulunan bezlerden salınıyormuş.
Ve bu tozların salınmasının arttığı dönemlerde arkadaşlar ergenlik dönemleri.
Ben bunlara bizzat şahitim.
Ergen bir oğlum var çünkü.
Gerçekten arttığı da şu anda yemin edebilirim size.
Azaldığı dönemlerde erkek Kekler için 40 yaş üstü.
Kadınlar için de menopoz dönemi.
Şimdi bu üst dudakta bunlar salınıyor dedik ki arkadaşlar.
Hemen şuradan şöyle bir konuya da değinmek istiyorum.
Gülme konusuna değinmek istiyorum.
Dudak üstünde bulunduğu zaman biyolojik olarak da çok mantıklı geldi bana.
Çünkü işte öpüşürken daha çok salınır değil mi?
Hiç merak ettiniz mi?
Mesela sürekli gülümseyen insanlar neden çekici bulunur?
Güldükçe dudak kaslarımız hareket ediyor.
Ve bunlar da daha fazla havaya karışıyor.
Yani her gülümseyinçiniz karşı tarafı size daha kolay aşık edebilir.
Alın size şeytan tüyü.
Birisine aşık mı etmek istiyorsunuz?
Gülün arkadaşlar. Saçma sapan değil ama böyle gayet ağır bir şekilde.
Gayet böyle tatlı, samimi bir şekilde gülebilirsiniz.
Mesela önceden çok büyük bir aşk acısı çekmiş olabilirsiniz.
Ya da şu an ilişkinizde aşıksınızdır ama çok zorlu günler yaşıyorsunuzdur.
Aşkınız sizi yoruyordur, zorluyordur.
Ama bu bir kendini bulma süreci arkadaşlar.
Kendiniz... bulma süreciniz önce kendinizi kaybetmekle başlar.
Hiç korkmayın. Olmadığınız zaman olduğumuz sandığımız her şeyi yıkmakla başlar.
Kendimizin yasını tuttuğumuz zaman kendimize gelişmek için gerçek bizi verebiliriz.
Ve böyle bir kapıyı ancak bu şekilde açabiliriz.
Ve bunu da aşkla yapmak güdüldüğü gibi mümkün.
Aşkta bazen karşı tarafın bizim için mükemmel olduğunu ya da onunla tüm eksikliklerimizin tamamlanacağını da düşünebiliyoruz.
Aslında bu karşımızdaki kişiyi olduğu gibi görmemizden çok onun üzerinde hayallerimizi yansıtmak anlamına geliyor maalesef.
Onu hayatımızdaki tüm boşlukları dolduracak, işte bize kendimizi iyi hissettirecek bir kurtarıcı olarak gördüğümüzde aslında biz gerçek kişiyle değil.
Zihnimizde yarattığımız bir idealle ilişki kurmuş oluyoruz.
Ama ilişkilerimizde zaman geçtikçe bu hayalimizi idealin gerçek kişiyle örtüşmediğini fark ederiz arkadaşlar.
Onun hataları, bizim beklentilerimize uymayan özellikleri ortaya çıktığı zaman belki hayal kırıklığı yaşarız.
Hatta belki değil ya. Böyle alenen ciddi bir şekilde yaşarız bu hayal kırıklığını değil mi?
Ama işte tam da bu noktada gerçek aşkın büyüme ve dönüşme süreci başlıyor.
Bu süreci bir fırsat olarak görmek.
kendini yeniden tanımlamak ve içsel gelişimize odaklanmak bize kendimizde daha derin bir ilişkiye götürür.
Kendimizde olan ilişkimiz derinleşir.
Aşkın bize en çok öğrettiği şeylerden biri tamamlanmayı başkasında değil kendi potansiyelimizde aramamız gerektiğidir.
Karşınızdaki kişi bir ayna sizi size gösteriyor, eksikliklerinize fark ettiriyor ve sizi büyümeye davet ediyor.
Aşkla kendinizi tanıma yolculuğunuzda birkaç tane öne...
Adımı söyleyeceğim.
4 taneydi sanırım.
Gerçekçi olun arkadaşlar. Karşınızdaki kişiyi olduğu gibi görmeye çalışın.
Beklentilerinizi ve hayallerinizi bir kenara koyup onun güçlü ve zayıf yönlerini kabul edin.
Çünkü bunu kabul ettiğiniz zaman sizi daha olgun bir sevgiye taşır.
Diğer bütün ilişkilerinize yansır ve başkalarının dediklerine artık takmamaya başlarsınız ki bu bizim kendimizi gerçekleştirebilmemiz için bence çok büyük bir adım.
Ve kendi içinize dönün.
Onunla yaşadığınız hayal kırıklıklarınızı ya da çatışmalarınızı, kendi içsel yolculuğunuzda birer rehber olarak kullanabilirsiniz.
Eksikliklerinizi fark edip kendiniz daha çok tanıyabilirsiniz.
Ve bağımsızlığınızı koruyun.
Bir ilişkide bağımsız olmanız tamamen ayrı yaşamak anlamında değil.
Kendi kimliğinize sahip çıkmak demek.
Onunla birlikteyken de kendi hedefleriniz, hobileriniz, tutkularınız mutlaka olsun ve onun olmasını da sağlayın.
Ve... dönüşümü kucaklayın.
Son. Son tavsiye.
Aşk çoğu zaman bizi yıpratır.
Çünkü bizi büyümeye zorlar.
Buradaki yıpratma güzel bir yıpranma.
Karşınızdaki insanın hayatınıza kattığı değişimleri kabullenip bu değişimlerde kendi potansiyelinizi bulmaya çalışın.
Bu konuda ünlü bir yazar ve şair var.
Engels Nin. Çok güzel bir sözü var.
Biz karşımızdakileri oldukları gibi değil, olmamızı bekledikleri gibi değil, olduğumuz gibi severiz.
Bu bölümün de sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
