
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Nietzsche'nin, üstinsan olmak için 3 dönüşümünü anlatıyorum.
***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Alternatif Vizyon''a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün Nietzsche'nin anlamlı bir hayata ulaşabilmemiz için 3 aşamalı bir dönüşümden geçmemiz gerektiğini anlatan bulgularından bahsedeceğim.
Üst insan olarak da tabir ediyor Nietzsche.
Yani anlamlı bir hayat yaşamak için bu 3 aşamadan, 3 dönüşümden geçmemiz gerektiğini söylüyor.
Ancak bu şekilde üst insan olarak anlamlı bir hayat yaşayabiliriz diyor.
Yani burada kastettiği fiziksel olarak, biyolojik olarak bir üst bir varlık olmamız değil.
hayatın bu yüceliğinin farkında olan bir dönüşüm arkadaşlar.
Nietzsche aslında yaşamdaki aşamalarımızı isimlendirmiş.
Bize yaşadığımız evreleri şöyle güzelce bir toparlamış.
Bizler farkında olmadığımız sebep-sonuç ilişkileri yüzünden, çevremizin yaşadığımız olayların doğalarından, farklılığı değerlendirebiliyoruz.
Oldukları gibi kabul edemeyebiliyoruz ve bu yüzden de kendi beklentilerimizle dışarıdaki gerçeklik arasında ciddi bir fark oluşuyor.
Sonra da oluşan bu farklılıklardan dolayı hayal kırıklığına uğrayıp öfkeleniyoruz, sinirleniyoruz ve şiddetle acılar çekmeye başlıyoruz.
Yani bir nevi mantıksal hatalar yapmış oluyoruz.
Mantık ve duygularımız arasındaki dengeyi maalesef bazen kuramıyoruz.
Aslında hayatın özüdür denge değil mi?
Bunu hep konuşuyoruz biz zaten.
Hayatınızın efendisi değil de izleyicisi gibi hissettiğiniz anlar yaşarsınız.
Yaşamışsınızdır mutlaka bu hisse.
Öyle çabalamış. Öyle uğraşmışsınızdır.
Diğer şeylere rağmen, onlara rağmen, diğer her şeye rağmen hatta bazen kendinize rağmen bırakmamışsınızdır.
Ama olmamıştır o istediğiniz şey.
Mesela ilişkiniz için partnerinizin tüm aptallıklarına rağmen ipini kesmemişsinizdir.
Elveda dememişsinizdir.
Ya da çok istediğiniz o üniversiteyi kazanamamışsınızdır.
Sonra geçemezsiniz bunlardan.
Bir türlü bırakamazsınız.
Karar verip artık uğraşmasanız...
Bu sefer zihniniz ne yapar arkadaşlar?
Size oyunlar oynamaya başlar değil mi?
Rüyalarınıza girer bilinçaltım dersiniz.
Çok istedim olmadı ya o yüzden görüyorum dersiniz.
Algılı seçicilik yaparsınız.
Her gördüğünüzü eski sevgilinize benzetirsiniz.
Ya da bilerek o istediğiniz üniversitede okuyan insanları stoklarken bulursunuz kendinize.
O içinizdeki yaranın daha da kanaması için yaranızın o üniversitede okuyanlara baktıkça daha da akmasını sağlarsınız.
Belki o an için canınız çok yanması size bir tür uyuşturucu gibi gelir.
Belki de bilerek yaparsınız.
Uyuşmak istersiniz. Sonra böyle her şeyi yersiniz.
Onu bunu yersiniz. Böyle iyice kendinize böyle aşılarsınız o uyuşturucuyu.
Ondan sonra ne yaparsınız?
Vursunuz kafaya yatarsınız.
Böyle sürekli bir depresif hal.
Peki bu tarz durumları hayatınızın bazı dönemlerinde yaşıyorsanız dönüşümünüzü tamamlamamış olabilir misiniz desem?
Gelin Nietzsche'nin 3 dönüşümüne bir bakalım.
Dünyayı yitirmiş olan kendi dünyasını kazanır.
Böyle buyurdu Zerdüç kitabında Nietzsche toplumca gözü kapalı kabul edilen kavramları yıkıyor bu dönüşümleriyle.
Bu dönüşümlerle yaratıcı gücümüze sahip olabiliyoruz, gerçek özgürlüğümüze sahip olabiliyoruz, üst insan diye tabir ettiği kişi olma yolunda hayatımızı anlamlı bir hale getirebiliyoruz.
Bugün arkadaşlar sırayla bir deveye.
Sonra bir aslana, son olarak da bir çocuğa dönüşeceğiz.
Eski zamanlarda arkadaşlar şöyle bir inanış vardı.
Özellikle de eski Mısır'da.
Halk yani işte güya soyu önemli olmayan kişilerin cennete gidemeyeceklerine inanırlardı.
Böyle bir inanış vardı. En çok da hangi zamanlarda?
Tabii ki Firavun zamanlarında.
Bu cennete girebilecekler düşüncesinin içe ilk yıkan kişi oluyor arkadaşlar bu kitapla.
Biraz önce bahsettiğimiz Erdüş kitabıyla.
Kullandığı metafor da neydi?
Okuyanların söylediklerini duyuyorum şu anda.
Tanrı öldü metaforu.
Toplumun dayattığı kuralların, kavramların, değerlerin ötesine gidebilmek ve üst insan olabilmek için, kendine has hayatını anlamlandırmak için gereken üç dönüşümü geçmek.
Sadece krallar, soylular değil, doğuştan sahip...
olduğunuz üstünlüktür diyor bunlar.
Yani bu üstünlük olayı soylu ya da soysuz olsun herkese vardır diyor Nietzsche.
Tanrı öldü derken de metafizik inançlarını yıkmak insanların yeni değerlerini yaratması için söylüyor.
Bence Bunun kimse farkında değil.
Bence kimse. Çok yani çok zor bence yani.
Hiçbirimiz bence kendi değerlerimiz ışığında yani kendi ahlaki görüşümüze göre yaşayamıyoruz.
Hatta bence bazen inanına yapabiliyoruz bazı ahlak kurallarını.
Bu dünyaya bu topluma bağlıyız biz ama kendi gerçeklerimizi de yaratabiliriz diyor Nietzsche.
O zaman lafı uzatmadan ilk dönüşüme başlayalım.
İlk dönüşümümüz deve.
Kırılgan bir ruhtan yük devesine dönüşeceğiz şimdi.
Dünyaya hepimiz tertemiz geliyoruz değil mi?
Narin bir ruhla geliyoruz böyle.
Meleğimsi bir ruh diyelim.
Sonra hayatta karşılaşıyoruz.
Bir saniye diyor benim kurallarım var bak.
Burada annen var, baban var, öğretmenlerim var.
Bunların sana öğretecekleri var.
Senin en baştan yeni bir değer yaratmana gerek yok diyorlar.
Sana ver... değerlerle yaşasam yeter.
Ve ilk dönüşümüz gerçekleşiyor.
Şekillenmeye hazır olan bu ruhumuz bazı duygularla yaşamaya başlıyor.
Sevilmek, onaylanmak, beğenilmek, beslenmek uğruna ne varsa taşıyacak bir bebeğe dönüşüyoruz.
Böyle arkadaşlar mantı makineleri vardır biliyorsunuzdur.
Hamuru koyarsınız içinden o hamurlar şekillenerek diğer tüm mantılarla aynı olacak şekilde çıkarlar.
İşte gözünüz önüne geldi.
İşte aynı o mantılar gibi ruhlarımız da aynı şekilde diğer hepsiyle benzer çıksın istiyorlar ve bunu sağlamaya çalışıyorlar.
Yani siz deveyken yaşadıklarınız tam olarak bu.
Hani anneler babalar korkar ya en ufak bir aykırı davranışta acaba çocuğum diğerlerinden farklı mı olacak?
Yanlış bir şeyler mi yapacak?
Hani o çok büyük bir şey yapmasa da çocuk aslında annenin içindeki korku diğerlerinden farklı olması.
Yani buna izin vermez.
Çocuğun aslında aklında içinde başka değerler var.
Ama ailesi buna izin vermez.
Bunu mutlaka yaşamışsınızdır.
Hepimiz yaşadık. Kendi annelerimiz, kendi babalarımız da yaşamıştır.
Belki onların anneleri babaları da yaşamıştır.
Sonra birileri işte bize bir şeyleri yükledikçe ve onlara biz izin verdikçe acıları belki de farkında olmadan hayatımıza davet etmeye başlıyoruz.
Ne var ki bunu iyi bir şey sanıyoruz.
Sevgilimiz, dostlarımız, ebeveynlerimizin kurallarını, duygularını, değerlerini yükleniyoruz.
Ve bu yüklerimiz çoğaldıkça ne oluyor arkadaşlar?
Ne oluyor siz başkalarının yüklerini o deve gibi sırtınıza aldığınız zaman ses etmeden ne oluyor?
Onaylanıyoruz. Kendimize aa ben bir şeyleri doğru yapıyorum ya ben doğruyum ben değerliyim ben güzelim demeye başlıyoruz.
Tüm zorluklarla uğraşıp çabalar ve sonunda kabul ederek deveye dönüşürüz.
Güçlenmesi için gerekli olan savaşlardır çünkü bunlar.
Güçlenmesi için gerekli olan savaşlar.
Bu savaşlar bizim savaşlarımız.
İşte bu savaşlarda biz güçlü çıkabilmek için bu zorluklarla uğraşıyoruz.
Bu yüzden çabalıyoruz. Sonunda da kabul ediyoruz.
İçine girdiğimiz hiçbir savaştan pişman olmayın arkadaşlar artık.
Ne olduysa oldu. Belli bir yaşa geldik mutlaka sizin de.
Bir değeriniz, bir algı mekanizmanız mutlaka oluşmuştur.
Olacak olan gelecekti ki siz bu savaşta kazandığınız güce...
ihtiyacı var arkadaşlar. Dönüştüğümüz bu deve Kendisinden fayangat ettikçe kendisini güvende hissetmek için, sevilmek için başkalarının yüklerini biraz önce dediğim gibi taşımaya devam
eder. Deveyi dönüştüğümüz zaman yani bunu yaşadığımız sırada artık tam bir emir adamı olmuşuzdur.
Yani çoktan babamızın ya da annemizin hayallerini gerçekleştirmeye çalışan birisiyizdir.
Onların istediği üniversitedeki o bölümü okumak için çalışıyoruzdur.
Onlar istediği için sporla uğraşıyoruzdur.
Onların gönderemediği tatilin hayal...
Ya da diğerlerinin bu kız ya da bu çocuk sana göre değil dedikleri için yaşayamadığınız o duyguların hüznü içindesinizdir belki.
İşte bu arkadaşlar.
Bu sırada insan, bizler yani ejderha ile karşılaşıyoruz.
Ve deve tam da o anda neye dönüşüyor biliyor musunuz?
Aslana dönüşüyor ve aslan da dönüşmelidir diyor Nietzsche.
Dışarıdan gelen dayatmalar ne demeli dayatmalara?
Bir dur, dur, hayır, hayır diyebilmelidir.
Çünkü dönüşmeye çalıştığı aslan...
Azimli, cesaretli bir şeylerin artık farkında.
Onun istediği hayat değil bu.
Bu değerler ona farklı gelmeye başladı.
Değerler bu, yüklendiği yükler.
Artık bu deve benim dönüşmem gerekiyor.
İyi ya da kötü ben toplumun bana sunduğu değerleri yargılamadan hayır diyorum.
Ve kendime yeni bir değer yaratıyorum diyor.
Kim diyor? Aslan diyor arkadaşlar.
Çünkü Nietzsche diyor ki üst insan olmak kendi değerlerini yaratmayı bilmektir.
Bakın bence insanlığın hatta toplumun en büyük sorunu bu.
Üst insan olmak kendi değerlerini yaratmayı bilmektir.
Ve deve artık aslana dönüşmüştür.
Hem özgür hem savaşçı olmak istiyordur artık.
Ejderhanın karşısına geçip söylediği mili malıları artık duymaz.
Bu ejderhada kim arkadaşlar?
Bizim bu çevre. Bu sefer kuralları kendisinin koyacağını söyler aslan.
Ben deveden aslana dönüşmeyi şuna benzetiyorum.
Şöyle bir patlama halimiz oluyor ya rahatlama.
Herkesten her şeyden kurtulma halimiz oluyor.
Deriz ya ben artık kendi doğrularımı seçeceğim.
Kendi doğrularımla yaşayacağım diye.
Ben giydiğim kısa şort bence bir ahlak gösterisi değil bu arada.
Öyle olduğu için genel olduğu için söylüyorum.
Bu benim yarattığım bir değer ve bu benim...
Niye mi doğrumdur? Ben bu şortu giyeceğim arkadaşım.
Benim bulunduğum semt, benim bulduğum il, ilçe beni hiç ilgilendirmiyor.
Aslan dönüşme aşamasında korkularınıza, endişelerinize, dışlanmalarınıza rağmen dönüşümünüzü tamamlarsınız.
Artık aslan olmak istiyorsanız.
Böyle dönem dönem kendimize böyle itiraf edemediğimiz durumlarla karşılaşırız.
Hani böyle çırpındığımız zamanlar olur.
Devam etmek için bir yol gerekir, bir yön gerekir.
Belki de kaçmak için gereklidir bunlar.
Ama sahip olduğunuz kanatları açıp artık uçmak istersiniz.
Bu başkalarının sahip olduğu değerler, düşünce yapıları sizi engelleyebilir.
Buradaki engel uçmak değil.
Uçmanıza engel olan şeyleri kaldırabilmek.
Bunları kaldırmanız gerekiyor.
Engelleriniz aslında bunlar. Size kim, hangi olay, ne, neler uçmanıza engel oluyorsa olay bunları kaldırabilmeniz.
Size ait olmayan fikirler, inandığınız şeylere karşı başkaları inanmıyor diye değişen inançlarınızın hepsi bunların hepsini birer birer gönderin.
Anlam arıyorsunuz, boğuluyorsunuz.
Hak etmediğiniz her durumu, her muameleyi terk edin arkadaşlar.
Zincirlerle çevrili olduğunuzu anladığınız anda diğerlerinin de zincirlerle çevrili olduğunu...
görebilirsiniz ve siz kurtulabilirsiniz bundan.
Yani sadece ben, sen işte anne baba baskısı görmüş babası ne derse onu yapmış değil.
Hepimiz aslında zincirlerle çevreliyiz.
Mesela o hep şikayet ettiğiniz kişi babanız olsun diyelim.
Babanız da sadece babanız olmaz artık.
Ne demek bu? Kendi çocukluğunu yaşamamış.
Yaşadığı yılların doğruluğuyla, değerleriyle büyümüş ve onda beklenen şeylerle ne olmuş?
Örselenmiş. Sonucunda da bir Baba olmuş.
Bakın size bir anıdan bahsedeceğim.
Bir insanın başka birisinin değeriyle hatta başka birisi dediğim de kendi babası başka birisinin değeriyle tam olarak o değer içerisinde bir deve gibi büyütülüp aslına dönüşümün ne kadar
geç olduğunu anlatan bir hikaye bu.
Gerçek bir hikaye bu arada.
10 yaşlarında bir tane erkek çocuk.
Hiç öpülmeyen, işte koynuna alınıp boynuna alınıp koklanmayan, öpülmeyen, sevilmeyen bir çocuk.
Sert katı kuralları olan bir baba.
Mesleği gereği böyle bir baba.
Bu şekilde bu çocuğu, bu erkek çocuğunu büyütüyorlar.
Anne de aynı şekilde baba ne derse onu yapıyor.
Sonra yaz aylarında çocuk karşılığını çıkartmak için bir tane tamirhanede çalışmaya başlıyor.
Bu kısmına dayanamıyorum ben hızlıca geçeceğim.
Detaylarını biliyorum aslında. Sizi yormak istemiyorum bununla ilgili.
Çalışırken arkadaşlar demir kesici makinede yüzük ve orta parmağını kaza sonucu kesiyor.
Parmaklarının yarısından biraz azı kopuyor işte kesiliyor.
İki parmağı. Bezle falan sarıyor.
Yaş küçük tabii. Hastaneye götürmüyorlar bu çocuğu.
Yaşı küçük olduğu için. Ceza yemekten, para cezası almaktan korktukları için.
Bu tamirhanenin sahibi işte.
Götürmüyorlar çocuğu hastaneye.
Çocuk can haliyle çıkıyor oradan.
Kesilen parmaklarını orada işlerinde yerde bırakıyor.
Öylece arkadaşlar. Öylece bırakıyor yerde.
Bakın bu saçma bir babanın çocuğa öğrettiği değerlerden dolayı çocuğun yaptığı bir harekettir.
O parmaklar orada yerde. Çöpe gitti.
Çok sinirleniyorum kusura bakmayın.
Sonra... İşte annesi de aynı şekilde babası gibi olduğu için sert bir karakter.
Çocuk korkuyor. Annesinin yanına da gidemiyor.
Bir tane akrabasının yanına gidiyor.
İşte yengesi. Yengesi sarılıyor.
İşte ağlıyor. Ne yapacağız?
Ne edeceğiz? O da götüremiyor çocuğu hastaneye.
O da korktum falan öyle bir şeyler söylüyor.
Ben o yengeyle de konuştum bu arada.
Hikayeyi zaten o çocuğun.
Ali yenge falan öyle dinledim ben de.
Çok sinirim bozulmuştu.
Sonra işte yenge Ali'ye haber veriyor.
Hani bugün bu burada kalacak.
Kuzenleriyle beraber olacak vesaire diye.
Çocuk parmaklar kesik yani.
Kanıyor falan. İşte bir şeyler yapıyorlar.
Pansuman falan. Havluya sarıyorlar.
Sonra arkadaşlar o çocuk o sarılmış havluyla beraber yatıyor.
Uyuyor biliyor musunuz? Bu şekilde.
O haliyle. Düşünebilir misiniz?
Neden? Neden sizce gidemiyor babasının yanına?
Ya da annesinin yanına?
Benim işte çalışırken 2 kuruş para için parmaklarım kesildi baba.
Anne canım çok acıdı diye neden diyemiyor.
Çünkü babası onu nasıl büyüttü biliyor musunuz?
Bu küçücük 10 senelik hayatında.
Erkekler ağlamaz. Erkekler ağlamaz diye büyüttü.
Ne kendisi bir damla gözlü yaşlı döktü çocuğun yanında.
Ne annesi döktü.
Ne de çocuk o yaşına kadar.
Yediği dayaklarda hep sustuğu, hiç ağlamadığı, üzülmemiş gibi yaptığı.
Neden? Çünkü babasının bir değer algısı var.
Erkekler ağlayamaz. Ve bu çocuk o şekilde o parmaklar nasıl olmuş ben soruyorum yani nasıl oldu?
Yani aklım almıyor.
Aklım almıyor ben düşünemiyorum onun çektiği acıları.
Sabaha kadar ağlamış.
Nasıl ağlamış biliyor musunuz?
Yine yengesi işte amcası vesaire duymasın diye içine ağlamış.
Hani böyle çok ağlarız ağlarız böyle garip garip böyle sesler çıkar ya şu an mikrofondan yapamayacağım size onu.
Hani böyle içimize içimize atarız.
İşte öyle. Ve bunu da duymuş yengesi ve bu çocuğun o parmakları o şekilde kaynamış arkadaşlar.
Sonra sabah oluyor. İşte evine gidecek çocuk oradan tekrar işi vuracak üstünü değiştirip vesaire.
Yengesi diyor ki buna oğlum ya sen diyor azıcık bile sesin çıkmadı diyor.
Hiç ağlamadım bir kere diyor.
Hani bağırarak ağlasaydın iyi gelirdi belki falan diye.
Çocuk ne demiş arkadaşlar biliyor musunuz?
Babam erkekler ağlamaz dedi demiş.
Ve bu adam ben tanıyorum bunu.
Yıllarca erkekler ağlamaz değerleriyle yaşamaya devam etti.
Ne zamana kadar biliyor musunuz?
Artık yaşamıyor. Ta ki kendi torunu olana kadar.
Kendi erkek torunu olduktan sonra böyle o torunun minicik ağlamasında ne istiyorsa yapın, ne istiyorsa verin oldu.
Kendi çocuklarımda da bu ağlama sorunlarını biraz yaşamış.
Adam arkadaşlar 65 yıl sürmüş biliyor musunuz bu değeri üzerinden atması?
65 yıl. Dile kolay.
Ne kadar üzerine yapışmış değil mi?
Yani belki ömrünün son günleri olduğu için artık bunu yapmadı.
Ya da artık bu değerle yaşamak ona ağır geldi.
Bilemiyorum artık. kendi değer yargılarımızı oluşturmazsak ya da bize uymayan değerlere, görüşlere karşı çıkmazsak aslana dönüşmemiz yıllarca sürebilir.
Tıpkı bu hikayede olduğu gibi.
Ve üçüncü dönüşümümüze gelelim.
Aslandan tekrar çocuğa dönüşüyoruz.
Nietzsche'ye göre aslan olmak da son durağımız değil.
O kadar kolay mı sandınız dönüşmeyi?
Anlamlı bir hayata sahip olmayı.
Daha çocuk olacaksınız diyor.
Ben... Ben var ya bak ben filozof olsam inanılmaz atarlı bir filozof olurdum.
Şöyle böyle sıcaktan güneşe ateş edecek kadar felsefi bir filozof olabilirdim.
Hele ki şu sıcaklarda. Şimdi üst insan olmadan hemen önce son bir dönüşüm daha geçiyoruz.
Yeniden çocuk oluyoruz dedik.
Çocuk masum bir varlıktır değil mi?
Çocuk olsanız şimdi. Unutsanız yaşadığınız tüm kötülükleri.
Ah ne güzel olurdu ya. Keşke unutabilsek.
Yeni bir şans, yeni bir yaratma fırsatı gibi.
Ne kadar güzel. İşte kendinizi tekrar eski çocuk sizmişsiniz gibi görün diyor Nietzsche.
Ne güzel değil mi? Düşünsenize böyle eski halinizdesiniz.
O düşünceye hiç ulaşabiliyor musunuz?
Düşünüyor musunuz? Hani böyle aranızda hayal kuranlar ya da böyle manifest falan yapanlar varsa.
Hani o duyguya girindiriyoruz ya.
Bence o duygu bu çocukkenki duygumuz ya.
Çünkü çocukken neyi hayal etsek?
Yani bir Yumal Park'a bile hadi gidiyoruz dedikleri zaman nasıl böyle içimizde böyle duygular...
Ya onlar sanki artık böyle çok olmuyor gibi.
Sanırım bize de böyle biraz böyle kötülüklerden bulaşıyormuş gibi değil mi?
Şimdi bize o geçmişteki çocuğa dönmek için Nietzsche diyor ki içimizde geçmişe dönüp beslediğimiz suçluluk duygularımız var diyor.
Bazı şeyler için kendimizi suçlayabiliyoruz.
Bunları kenara bırakıp o masum çocuk oluyoruz.
Bakın gördünüz mü? Yani size yapılan kötülükleri unutun ve sizin de geçmişte pişman olduğunuz, yaptığınız kötülükleri unutun diyor.
İkisini de bırakacaksınız ya.
Sadece karşılaştığınız zorbalıklara, karşılaştığınız kötülükleri değil.
Sizin de yaptıklarınız mutlaka varsınız.
İnsanoğluyuz. Onları da kenara bırakın diyor.
Bir çocuk olarak yaşadığınız tüm zorlukları unutuyorsunuz.
Bu sefer yeni bir hayat için evet diyorsunuz.
Üzerine örtülmüş, size ait olmayan fikirler, düşünceler, zevkler, pişmanlık...
Ne varsa hepsini ama hepsini hiç yaşamamış gibi unutup en masum halinizle hayatınızı dönüştürün arkadaşlar.
Bence bu dönüşümlerin en zoru.
Biz geçmişe çok takılabiliyoruz değil mi?
En ufak bir şeyde. Bazen öyle oluyor ki bir parfüm kokusu geldiği zaman bile evet parfüm kokusu, koku hafızası diye bir şey var.
Hatta onunla ilgili podcast'ı yapmıştım ama hani böyle ufak bir koku duyduğunuz zaman bile çok güzel ya da çok kötü bir anı hemen aklımıza gelebiliyor.
O yüzden geçmişe takılmamak, geçmişe bırakmak evet biliyorum biraz zor.
Şimdi size gerçek hayattan bir örnek vereyim.
Yine. Bizde yalan yok hep gerçek hayattan diyorum böyle.
Flash TV'deki gibi oldu.
Harry Potter serisinin yarıcısını biliyorsunuz.
J.K. Rowling. İşte bu yetişkinliğe daha baştan kötü bir giriş yapmış arkadaşlar.
Yoksulluktan çok korkan anneye ve bir babaya sahip.
Yani iyi okullarda okumasını sağlamaya çalışmışlar.
Sürekli güzel yerlere göndermişler, iyi yerlere göndermişler ve ailenin işte kıtlık bilinci diyoruz ya bu aile ona aitmiş.
Sürekli fakir olmaktan, parasız kalmaktan çok korkuyorlarmış ve bu çocuktan en büyük korkusu bu olarak büyümüş Rowling.
Sonra evlenmiş.
Hikayesini bilenleriniz vardır mutlaka.
Evliliği de çok kısa sürüyor.
Bir tane kızı oluyor bu evlilikten.
Ne oluyor bu? Kadın hiçbir işe tutunamıyor.
Hatta öyle o kadar çok yani fakir kalıyor ki böyle yatacak kalacak hiçbir yer bulamıyor.
Kızıyla beraber, eşiyle boşanıyor bu arada.
Böyle eve dolaşıyorlar, kalacak yer yok.
Bir gün onda, bir gün orada kalmaya başlıyorlar.
Bugün biliyorsunuz dünyanın en çok tanınan ve en çok kazanan yazarlarından para basıyor gibi bir durumda Romlik bence şu anda.
Ve... Onun şöyle bir durumu var.
Benim hayatımı, ben şu anda evet çok büyük bir başarıyı elde ettim.
Ama lütfen prim masalı gibi yansıtmayın.
Bu benim hiç hoşuma gitmiyor diyor.
Başarısı bize romantik geliyor değil mi?
Ne demek? Bizi romantikleştiriyoruz.
Abi başarı hikayesi ya mükemmel.
Ama işte o Puka'da diyor ya yaşarken hiç komik değildik diye.
Bu da onun gibi bir şey söylemek istiyor yani.
Ben diyor yaşarken diyor Rowling tünelin ucunu göremiyordum diyor.
Bakar mısınız yaşadığı şeylere?
Söylediği lafa bakın. Kadın şu anda harika durumda ama hala bunu söylüyor.
Yani aslında Rowling hayatının en karanlık gününde çok önemli bir karar almış.
Bu Nietzsche'nin aslan metaforundaki gibi.
Rowling diyor ki, özümde olmadığı halde üzerime yapışmış, bana ait olmayan ne varsa yırtıp atacağım.
Sanırım bir 12-13 dakikada konuşuyorum en baştan beri söylediğim bir şey yani.
İşte bu. Üzerinize, size ait olmayan üzerinizde ne varsa yırtıp atın.
Yani olduğundan farklı biriymiş gibi davranmayı bırakmaya başlıyor.
Bütün enerjisini kendisi için önemli olan bir tane bir iş için adıyor arkadaşlar.
Ne o? Harry Potter ve felsefe taşını adıyor.
Ve Rowling arkadaşlar o dönemlerde yani bu parasız dönemlerde hiçbir işte dikiş tutturamıyor kadın.
Yani bir işe giriyor, iki gün çalışıyor, olmuyor, çıkıyor, oradan çıkıyor, oradan çıkıyor.
İnsan bu durumda düşünsenize böyle haftada bir iki tane iş değiştirdiğinde ne hissedersiniz?
Ne düşünürsünüz kendiniz için?
Ya ben gerizekalıyım herhalde dersiniz.
Ben herhalde bir şey beceremiyorum yani bende bir sorun var diye düşünürsünüz.
Sonra bu kadın Bu kitabı yazıyor arkadaşlar ve kaç kere reddedildi mi biliyorsunuz.
Ve eğer o kendisi bu işlere sürekli girip girip çıktığında bir tane işte sadece bir tanesini tututsaydı ne olacaktı böyle memur gibi ya da işte nasıl çalışacaksa mavi yakalı ya da beyaz yakalı maaşını
alacak, kiralarını ödeyecek, karnı biraz doyacak, belki biraz dışarıda takılabilir, ekstra statüsünü yükseltebilir.
Bu kadar. aynı seviyede kalacaktı.
Ama o kadar çok reddedildi ki, o kadar çok kabul edilmeli ki, onu dünyanın en çok satan, en çok kazanan yazarlarından biri yaptı.
Ve Rowling diyor ki, hepimiz artık ebeveynlerimizi suçlamayacağımız bir yaşa geliriz.
Ve utanmadan, suçluluk duymadan istediğimiz gibi yırtar, parçalar, yeniden yaratır ve korkusuzca devam ederiz.
Zor koşullarda büyümüş ebeveynlerimizin içimize kazıttığı en büyük korkumuz gerçekleşir ve benim de gerçekleşti diyor.
Sonunda yoksul oldum ama ölmedim.
Çünkü neden? Ailesinin ona vermiş olduğu değerleri yırttı, attı ve kendisi oldu.
Bazen geçmişe bakar ve en doğru adımlarımızı dibe vurduktan sonra attığımızı görürüz.
Rowling'in de dediği gibi romantikleştirecek bir yanı yok aslında dipte olmanın.
Hiç düşünmemiş olmayı, o utancı, çaresizliği, pişmanlığı, acıyı hiç yaşamamış olmayı...
Ancak acı verici olabilir ama siz bu değerlerinize sahip çıktıkça ve yeni değerler yarattıkça üst insan olarak anlamlı bir hayata kavuşabilirsiniz.
Bazen en dipte olduğumuz zaman işte bazı kararları vermemiz gerekiyor ve bu kararlarla Nietzsche'nin de dediği gibi tekrar çocuk olmak.
Her şeye eskisi gibi yeniden başlamak.
Dibe vurmak aslında nedir biliyor musunuz arkadaşlar?
Dibe vurduğunuz zaman siz kendi köklerinizle karşılaşırsınız.
Artık dersiniz ki ya bu ben değilmişim ya ben.
Bir bakarsınız o dipteki o kökler.
Sizin bakarsınız o köklere başkası.
Dersiniz bu ben değilmişim.
Bu benim çevremin yarattığı bir insanmış.
Yani sizin neyi kontrol edip neyi kontrol edemediğinizi.
Dolayısıyla hayatınızın gerçeklerinizi idrak ettirmenizi sağlar dibe vurmak.
Siz gerçekçi olmayan beklentilerinizin baskısından kurtulursunuz.
Ulaşılabilecek hedeflere odaklanmaya başlarsınız.
Bakın en iyi öğrenciler öğrenmekten başka çaresi olmadığını hissedenlerdir.
Bu üç tane aşamada arkadaşlar acı çekilen aşamalar.
Yani sizin eğer size yanlış gelen, size doğru gelmeyen şeyler varsa bunlarla savaşın.
Bunlarla uğraşın. Yani siz eğer işte dişçilik değil de siz...
ressamlık işte resim okumak istiyorsanız bununla uğraşmak istiyorsanız onunla uğraşın.
Kimseyi dinlemeyin. Benim yolum.
Bu benim yolum. Eğer sizin istediğiniz amaçta bir yol yoksa o yolu kendiniz yaratın.
Bu bölümün de sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
