
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İhanet, sadece bir anlık hata değil, iki kalp arasında sessizce büyüyen bir uçurumdur.”
Bu bölümde, aldatmanın arkasındaki psikolojiyi, acı veren ama büyüten deneyimleri ve ihanetten sonra nasıl iyileşebileceğimizi konuşuyoruz. Eğer aldatıldığını hissettiysen ya da bu konuda kafanda sorular varsa, seni dinlemeye bekliyorum. Unutma, yalnız değilsin.
***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Alternatif Fizyon'a hoş geldiniz.
Ben Ayça. Bugün aldatılma üzerine sohbet edeceğiz arkadaşlar.
Tüm dünyanın ayıpladığı ama ilişkilerin bitmesinde en büyük rolü oynayan aldatmadan ve aldatılmadan bahsetmek istiyorum.
Şimdi şöyle düşünün. Tam her şey yolunda sanıyorsunuz.
Evet diyorsunuz ya, evren benim etrafımda dönüyor.
Sonra... BAM!
O tokat gibi gelen gerçekle yüzleşiyorsunuz.
Ve hiç beklemediğiniz anda yere düşüyorsunuz.
Hani Matrix'de kırmızı hap vardı ya gerçekliği gösteren.
İşte aldatılmak o hapı yutmuş gibi hissettiriyor.
Bütün gerçekleri tüm çıplaklığıyla görmüş oluyorsunuz.
Bir anda her yer flu, güven kaybı, soru işaretleri.
Aklımızda bunların hepsi dolanmaya başlıyor.
Bu nasıl oldu? Neden ben?
Buradan nasıl kalkacağım? Üstesinden nasıl geleceğim?
Ya da üstesinden gelebilecek miyim?
Böyle bir sürü soruyla uğraşmaya başlıyorsunuz.
Çünkü aldatılan kişi hepimizin istediği gibi sevilmek istedi.
Sevildiğini bilmek istedi değil mi?
Birinin sizin için... doğru olduğunu düşündüğünüzde ve onu gerçekten sevdiğinizde ona kendini açarsınız.
Tüm zayıflıklarınızı, kırılganlıklarınızı, hayallerinizi ortaya sayarsınız.
Böyle ulu orta anlatırsınız ona her şeyi.
Bunları yaptığımız süreç aslında savunmasız kalmayı kabul etmekle ilgilidir ve aldatıldığınızı öğrendikten sonra savunmasız kalmayı kabul ettiğiniz için hemen kendinizi suçlamaya başlarsınız.
Pişman olursunuz. Çünkü kendini savunmaktan yorulanlar güvenebildikleri bir kalbin peşinde olurlar.
Bu aldatılınca hissedilenleri ben şuna benzetiyorum.
Bir kitap okuyorsunuz.
Tam sonuna gelmişsiniz.
Okuduklarınızın hepsi çok güzel ve anlamlı geliyor.
Ama birden fark ediyorsunuz ki aslında her şey baştan yanlış yazılmış.
Kitap baştan sona hatalı sahte.
Ve o his insanı en çok da bu his vurur ya.
Böyle aldatılmak hayatımızdaki o hikayenin hep bir yalandan ibaret...
olduğunu gösteriyor size değil mi?
Yaşadığınız anları tek tek hatırlamaya başlarsınız.
Her bakışını, onun her sözünü sonra diyorsunuz ki hepsi sadece bir kurguymuş.
Ya bazen siz de şöyle düşünüyor musunuz?
Bu ilişki denen şey. Neden bu kadar zor?
Bir yerden sonra tıkanıyoruz.
Hatta nedenini bile bilinmeden tıkanıyoruz.
Yani peki insanlar neden aldatır?
Ünlü çift terapiste Esther Perel aldatmanın sebebinin sadece sadakatsizlik olmadığını aldatan, kişinin psikolojisinin derinliklerinden kaynaklanan karmaşık bir durum olduğunu söylüyor.
Perel'e göre aldatmanın sebebi sadece tatminsizlik veya işte cinsel arzu değil.
Aldatanın... Kendi kimliğini kaybettiği gençliğine.
Bakın bu çok önemli.
Erkekler merhaba. Kaybettiği gençliğine en çok çünkü bu erkeklerde görülüyormuş.
Ya da hayatında eksik olan yönünü tekrardan keşfetme arzusu.
Özgün hissetmek, işte macera yaşamak istemek, yeniden doğmak istemek ya da günlük sorumluluklarından bir kaçış olarak görmek aldatmayı.
Aldatan. Aldatırken aslında partnerinden kaçmadığını, kendisinden kaçmaya çalıştığını söylemiş arkadaşlar.
Son yapalım ağıştırmalarda.
%45'i bu şekilde.
Yani sadakatsizlik yalnızca bir ilişki hakkında değil.
Aynı zamanda da insanın kendisiyle ilgili bir hikayesi görüyoruz ki.
Yani aldatanlar çoğu zaman başka birini değil, başka bir kendini arıyorlar o aldattıkları kişilerde.
Burası görülmesi gereken en önemli, en büyük psikolojik kısım.
Bir kadın ya da bir erkek...
Kek düşünün. Hayatında işte rutinlerle, sorumluluklarıyla sıkışmış hissediyor kendini.
Eski heyecanını kaybettiğini fark ediyor bir gün ve eski özgürlüğün de olmadığını görüyor.
Niye özgür değil eskisi gibi?
Çünkü ilişkide işte hesap vermesi gereken birileri var.
Ya da plan yapmadan önce mutlaka hayat arkadaşına da işte sevgilisine, eşine de sorması gerekiyor değil mi?
O sanki bunun özgürlüğünün kısıtlandığını düşünüyor yani.
Bunların hepsini tekrar geri kazanmak için aldattığını söylüyor Peral.
Çocuklu bir aile düşünün. Anne baba da çalışıyor.
Onların sorumluluklarından hep aynı rutinlerden işte sabah kalk çocuğu okula bırak işe git eve gel yemek çocukla ilgilen falan filan derken adamın iç dünyasında yaşadığı çatışmaları ve kaybettiği
duygusal dengeyi yeniden bulma arayışına giriyor.
Şimdi arkadaşlar şöyle bir durum var.
Eski araştırmalarda yani bu en son yapılan araştırmalardan önceki araştırmalarda diyeyim aslında kadınların daha çok duygusal yönden aldattığı görülmüş.
Erkeklerin cinsel eğilimiyle alakalı oranların yüksek olduğu görülmüş ama bu son yapan araştırmalarda bu biraz tersine dönüyor.
Erkekler biraz şu anda duygusal boşluktalar.
Kadınlar cinsel tatmin olmadıkları için özellikle de arkadaşlar cinsellik sırasında tatmin olmuş rolünü yapan kadınların daha çok aldatma eğilimi olduğu.
görülmüş. Acaba neden?
Bence bunun sosyal medya etkisi çok büyük diye düşünüyorum.
Çünkü kadınlar da artık bir şeylere daha kolay ulaşabiliyorlar.
Kendilerini daha kolay ifade edebiliyorlar ve bundan biraz da sanırım artık eskiden olduğu gibi utanmamayı öğrendiler.
Şimdi utanmamayı öğrendiler derken utanmaları gerekiyor anlamında söylemiyorum.
Yani hani kadın cinsellik podcast'ımı dinleyenler hatırlayacaklar.
Orada da hep söylüyoruz ya evlenmeden önce hiç kimse bunu öğretmiyor kadınlara anlatmıyor.
Cinselliğin ne olduğunu olduğunu bilmiyorlar.
Sonra mutsuz evlilikler doğuyor diye aslında bundan bahsediyorum.
Yani şu anki yeni nesilde ve bizler de tabii ki bunlara daha kolay bir şekilde ulaşabildiğimiz için insanlığın hem psikolojik hem biyolojik olarak nedenlerini gördüğümüz için daha kolay aldatma eğilimlerimizin
yükseldiği görülüyor yani kadınların.
Şimdi aldatma sebeplerine geri dönelim.
Eski genç halini özlüyorlar.
Yani o adamın mesela diyelim eski hali yok.
Eskiden çok yakışıklıydı. İşte fit ve vücudu vardı.
Uzun böyle sırma... Saçları vardı diyelim.
Yaş ilerledi. Saçlar döküldü ki erkeklerin çoğunda bu oluyor.
İşte sonra bunlarla beraber bu kendi halini görünce özgüven sorunları da ortaya çıkıyor.
Bu özgüven zaten aldatmanın en büyük sebeplerinden biri.
Bu çok önemli. Çünkü yine son araştırmalarda özgüvenin aldatmayla doğrudan ilişkisi olduğu görülüyor arkadaşlar.
Bakın doğrudan. Yani kişi eğer partnerinden ilgi alaka görmüyorsa işte onu sürekli böyle övmüyorsa bu ilgiyi alakayı dışarıdan arıyor.
Kısa süreli olsa da özgüveni artıyor çünkü.
Biraz önce dedim ya hani aldatan insanlar genellikle başkalarını aramazlar.
Kendilerini ararlar diye o eski kendisini özlüyor.
İşte eski halini arıyor olabiliyor yani.
Ve dışarıdaki başka bir kadının ya da başka bir erkeğin ilgisi, alakası hoşuna gidebiliyor.
Özellikle uzun vadeli ilişkilerde insanlar sıkça cinsel ve duygusal bağların kopmasını hissediyorlar.
Bunu bizzat yaşıyorlar ve bunun sonucunda da başka birini değil, başka bir hayatı belki de yine Eski hayatını aramaya başlıyor, onu özlüyor.
Eşim de sana sormaz mıyım be adam?
Ne diye evlendin?
Bir de çocuk yaptın diye.
Sanki eşin yani adam diyorum ama kadın için de bu geçerli.
Yani sanki partnerin eski hayatını yaşıyor da sen dışarılarda arıyorsun bunu.
O da yaşamıyor. O da ilgi alakayı tekrardan istiyor değil mi?
İnsanın bence bu konuda ilk önce kendisine bir dönüp bakması gerekiyor.
Ben onu özledim.
Yani şu anda ben kendi eski hayatımı özlüyorum.
Eski halimi özlüyorum. Acaba o da özlüyor mudur diye bir düşünmek.
Yani ben bunu partnerime veriyor muyum acaba bu özlediklerimi?
Şimdi linçler tek tek gelir bana.
Erkek değil mi ilk başta adam dedim.
Bir sürü de erkek dinleyicim var.
Tam tersi de olabilir tabii ki arkadaşlar.
Kadın da aynı şeyleri hissedip aynı arayışa geçebilir tabii ki.
Şu özgüven sorunu yaşayanların daha çok aldatma eğilimi olduğunu söylemiştim.
Şimdi bununla ilgili bir hikaye var arkadaşlar.
Yani hikaye derken bir hikaye anlatmayacağım.
Bir durum var yani. Özgüveni düşük olan insanlar partnerini aldattıklarında içsel olarak bir özgüven artışı yaşıyorlarmış.
Biraz önce de söylemiştim kısa süreli.
Çünkü o yetersizlik hisleri başka birisinin ilgisini ve beğenisini takdirini kazanarak özgüvenlerini arttırma arayışına giriyorlar.
Başka bir kadının ilgisini çekmek, onun tarafından beğenilmek hepsi tekrar yaşamak istediği duygular çünkü.
Mesela şimdi bir soru soracağım size.
Sevgilinizin sizi ileride aldatıp aldatmayacağını önceden bilmek ister miydiniz?
Tabii ki bilmek isterdiniz değil mi?
Çünkü aldatıldıysanız bunu bilmeden yaşamak istemezsiniz.
Ya da aldatılacağınız bir ilişkide devam etmek istemezsiniz.
Tabii ki herkes ister. Şimdi evlilik ve ilişki psikolojisi alanında dünyaca ünlü bir psikolog var John Gottman.
Aldatılır mıyım sorusunun cevabını partnerinizle yaptığınız kavgalara bakın diyor ve bu şekilde doğru tahmin edebileceğimizi söylüyor.
Zaten Gottman bilimsel ve gözleme dayalı araştırmalar yaparak bir ilişkinin sağlıklı olup olmadığını öngörmek konusunda %90'lara varan bir doğruluk payına sahip bir psikolog.
Mükemmel bir oran. Gerçekten kendisinin hala yaşıyor.
42 doğumlama hala yaşıyor.
Yurt dışında bir çift terapisi yeri var.
Enstitüsü gibi bir yer. Gerçekten geçmek.
isterdim. Çok merak ediyorum. Hani böyle acaba yorumları ne olur vesaire diye.
Çünkü %90 oranında hani böyle bir doğruluk payına sahip olmak çok önemli bence.
Şimdi Goldman diyor ki ilişkilerin geleceğini aldatma riskini tahmin edebilmek için sadece ben çiftin nasıl kavga ettiğine bakarım.
Yani siz ve partneriniz kavga ederken gerçekten kavga mı ediyorsunuz?
İşte soru bu. Yani kavga etmiyorsanız sadece birbirinize ben mi haklıyım, o mu haksız diye böyle bir kavganın içerisine girdiyseniz eyvah, eyvahlar olsun.
Ya da kavga ederken partnerinize nasıl davranıyorsunuz?
Bu Ayça ya, bu nasıl bir soru?
Ne demek kavga ederken nasıl davranıyorsun?
Ağzıma ne gelirse söylerim, kavga ediyorum.
Ben öyle... Aslında şöyle söyleyeyim ben öyleyim demeyeyim de böyle işte 20'li yaşlarda biraz öyle olabiliyorsun.
Çünkü hani böyle işte dünyayı ben yarattım ya da aman ne olacaksa olsun kafasında oluyorsun ama yaşın ilerlediği zaman böyle olmuyor arkadaşlar.
Şimdi kavga ederken ki kasta şu siz işte partnerinizi eşinizi küçümsüyor musunuz?
Mesela böyle gözlerinizi sürekli devirir misiniz diyor.
Çünkü ona göre aldatılma ihtimalini arttıran 4 tane faktör var ve bir buna dörple atlı diyor arkadaşlar.
Eleştiri. Savunmacılık, aşağılama ve duvar örme.
Birbirinizin kişiliklerine yönelik sürekli eleştirmeler, işte o sonra eleştirilere karşı hemen savunmaya geçmeler.
Sonrasında da eşini küçük görmeye başlamak.
En son aşaması da artık yorgun düşüyorsunuz ve tabii ki duvarlar ölmeye başlanıyor.
Bilet işim ya bitiyor ya da azalıyor.
Sonrası zaten malum bitti gitti bu iş.
Şu söylediğim dört atlı var ya bunların hepsi aslında yardım çığlığı, ilgi çağrıları.
Çok sinirli bir kadının inanın ki bence ilgisi eksik kalmıştır.
Sürekli erkek arkadaşları ile buluşmak isteyen, ailesiyle ya da işte sevgilisiyle bir şeyler yapmak istemeyin erkeğinde artık ağzından çıkan her kelimenin yorumlanması.
ihtiyacı olabilir diye düşünüyorum.
Bunlar 13 yıllık evliliğimden sizlere kendi fikrim olarak deneyimlediğim söyleyebileceğim şeyler.
O sırada podcast'ım Spotify'a saat 7'de yüklenince saat 7'yi iki geçe karısının podcast'larını heyecanla dinleyen eşim eşim eyvallah şunu
da söyleyebilirim Bir ilişkide söylenmeyenler daha çok acıtıyor arkadaşlar.
Hani biraz önce söyledim ya işte ilgi alaka arıyorlar onu duymak istiyorlar diye.
Gerçekten bunun yani onun işte gözünü beğendiğinizi işte belki biraz kilo vermiştir onu hemen söylediğinizi saçının boyattığını fark etmenizi hani bu tarz küçük şeyleri fark etmenize ve güzel şeyler duymaya
gerçekten iki tarafında çok ihtiyacı var.
Beğenildiğini her iki tarafında açıkça duymaya ihtiyacı var.
Yani ilişkinin suyu gibi bence olmazsa olmaz bunlar.
Ha bir de neyi söylediğiniz değil de biraz nasıl söylediğiniz de önemli.
Yani ağzınızdan çıkan kelimenin niyetini hissedebildiğiniz zaman tadından yenmiyor çünkü bence.
Peki bu aldatmanın hiçbir elle tutulu bir yanı yok mu?
Yani biyolojik olarak biraz bilimsel olur.
Biraz biyolojik olur. Yani bir sebebi yok mu bu aldatmanın?
Olmaz mı? Var tabii ki.
Evrimsel biyoloji teorilerine göre erkeklerin çok eşliliğe yatkın olma ve aldatma oranlarının yüksek olmasına...
göre insanların evrimsel tarihinden gelen biyolojik bir özellikleri olabildiğini söylemişler.
Ne demek bu? Yani doğuştan gelen bir eğilim.
Nedir bu? Biyolojik çok eşlilik eğilimi.
Üreme dürtüsü.
Bu erkeklerde olan bir dürtüymüş arkadaşlar.
Ne kadar çok farklı kadınla beraber olursam üreme artar ve insanlığın devamı sağlanır.
Hayatım aldattım ama bir sor niye aldattım?
İnsanlığın devamı için bu gerekliydi.
Bu bir üreme stratejisi iken biyolojik olarak genlerimizin yayılması gerekiyordu.
Bu yüzden aldatıyorum demelerine bakmayın.
Yani bu bilimsel açıklama bu şekilde ama şu an sosyal ve kültürel durumlara baktığımız zaman bunun çoktan gitmiş olması gerekiyor.
Galiba bu üreme eğilimi zamanla davranışsal zorunluluk anlamına geldi ki aldatma oranları attı.
Çünkü son araştırmalara göre dünyada aldatan kısım neredeyse %30'muş arkadaşlar.
Yani dünyanın çift olan kişilerin sayısının %30'u eşini, sevgilisini aldatmış ya da aldatıyor.
Bu arada üreme dürtüsü sadece biyologlar tarafından iddia edilmemiş.
Hiçbir araştırma yapmadan yani hiçbir bilimsel kanıtı olmamasına, fiziksel bir incelemesi olmamasına rağmen filozof Arthur aşkın bilinçaltında üreme güdüsüne hizmet eden bir yanılsama
olduğunu söylüyor. Arthur'u biliyorsunuz bu da Nietzsche'nin melankoli olayında en çok etkilendiği filozoflardan biriydi.
Arthur'a göre aşk doğanın insanlarının üremesini sağlamak amacıyla yarattığı biyolojik bir oyun ve bizler üremeyi bu duygusal yanılsama içinde doğanın planını fark ettik.
etmeden gerçekleştiriyoruz.
Bunu iddia ediyor. Buna kim inanır?
Kadir İnanır.
Bunu yapmak zorundaydım.
Şimdi arkadaşlar aldatılınca neler oluyor?
Sonrasında yaşanması gereken bir süreç var.
Birden çok darbe almış olacağız.
Nasıl iyileşebiliriz? Bir de bunlardan bahsedelim.
Aldatılan insanların beyin üzerindeki etkilerini araştıran bir çalışma var.
Beyin taramaları kullanılarak insanların aldatılmaya nasıl tepki verdiklerini inceliyorlar.
Yani duygusal acıya nasıl tepki verildiğine bakılıyor.
Beyin dalgalarının görüntülerini incelemeye başlıyorlar.
Buna göre aldatılma gibi sosyal reddedilmeler beynin fiziksel acı algısıyla aynı.
Yani bir beynimizde fiziksel acı hissettiğimizde o bölgelerin hareketlenmesiyle Anlatıldığımızı öğrendiğimizdeki bölgelerin hareketlendiği yerler...
Aynı yerler, aynı yerler çalışıyormuş.
Bakınız hastalıkların spiritüel sebepleri podcastime yine reklamımı yapmış olayım.
Orada da zaten bu tarz şeylerden çok bahsediyorum.
Bu da onun gibi bir şey. Yani bir yerinizin kırılmasıyla, hissettiğiniz acıyla aldattığınızdaki duygularınızın incinmesiyle oluşan acı aynı etkiyi sağlıyor bedeninize ve beyninize.
Ve çok önemli bu.
Bu çok önemli. Hele ki şu günlerde kalıcı stres bozukluklarına sebep oluyor arkadaşlar aldatılmak.
Aldatılmanın yarattığı...
duygusal acı fiziksel bir acı kadar gerçek.
Burada bağlama türlerine bir bakalım.
Çünkü aldatılan insanların acı çekme oranları bağlanma türüne göre iniyor veya düşüyor arkadaşlar.
Şimdi arkadaşlar En çok acı çekenlerden birisi kaygılı bağlanma türüne sahip olan birisi yani.
Kaygılı bağlanmaya sahip biri terk edilme korkusuyla dolu çünkü.
Ve aldatıldığında bu korkuları da tavan yapıyor yani zirveye çıkıyor.
Bir yandan ilişkiyi kurtarmak istiyor bir yandan da kendi değerlerini sorguluyor.
Yani ben beni aldatan birisiyle hani böyle bir değere sahip birisiyle devam edebilecek miyim diye.
Birisi düşünün, yıllardır sevgilisiyle ilişkisinde hep diyor ki ya beni terk ederse diyor ve bu korkuyla yaşıyor.
Bir gün aldatıldığını öğreniyor ve içindeki en büyük korkusu ne oluyor arkadaşlar?
Gerçeğe dönüşüyor. Sylvia Petty'in hatta bir cümlesi vardır.
Beni terk etmeyeceğini bilsem kalbimi hiç bu kadar kırmazdım diye.
Bunun gibi bir şey. Yani sevgilisinin gideceğinden korkarken bu durumu kendi hatası olarak görmeye başlıyor.
Aldatılma sonrasında da ona sarılmaktan başka çare...
Yani affediyor onu.
Çünkü bir de ne var? Yalnız kalma korkusu var.
Bu daha çok ağır basıyor. Duygularıyla yüzleşmektense ilişkide daha çok çabalıyor.
Ve onu değiştirmeye başlıyor.
En kötüsü bu bence.
Zaten o yüzden psikologlar söylüyor.
Aldatıldıktan sonra duygularınızı bastırmayın.
Acılarınızı bastırmayın. Onları yaşamaya kendinize izin verin diye.
Bir de kaçıngan bağlanma var arkadaşlar.
Kaçıngan bağlanmaya sahip birisi de duygusal yakınlıktan kaçınıyor.
Yani çok fazla dirin duygular beslemiyor.
Ya da besliyorsa da açıkça bunu yaşamıyor, göstermiyor.
Ve aldatıldığını öğrendiği zaman da hızla uzaklaşıyor onda.
Duygusal olarak da hemen kendini kapatıyor ve diyor ki zaten bu ilişki bana bir yüktü diyor.
Ayrılmak istiyor. Ve sonunda da kendisinin işlerine, hobilerine veriyor.
Hep bunlarla uğraşıyor. Çünkü duygusal yaralarıyla yüzleşmek yerine onları yine...
görmezden geliyor. Ve güvenli bağlanma var.
Bu işten en karlı çıkan bağlanma türü arkadaşlar.
Umarım bu bağlanmaya sahipsiniz.
Eğer değilsiniz de beni bir dinleyin.
İlişkilerinizi bunun üzerine kurmaya çalışın.
Bence en sağlıklısı bu. Çünkü güvenli bağlanmaya sahip kişiler aldatılma gibi zor olaylarla çok olgun bir şekilde başa çıkabiliyorlar.
Kendilerine olan güvenlerini kaybetmeden karşılarındakiyle yüzleşiyorlar.
Al sana işte en güzeli bu.
Bağışlamak güçlülerin işidir.
Çünkü değil mi? Birisini düşünün yine.
İşte sevgilisinin onu aldattığını yine öğrendi.
İçten içe acı çekiyor.
Ama bu durumun kendisinin değerleriyle ilgisi olmadığını biliyor.
Yani sevgilisiyle yüzleşiyor.
Duygularını açıkça ifade ediyor.
Ve nihayetinde affediyor ya da ayrılma konusunda çok bilinçli bir karar veriyor.
Çünkü o bu ihanetin kendi değerini değiştirmediğinin farkında.
Ve bu güç de ona durumu soğukkanlıkla yönetme cesareti veriyor.
Ve arkadaşlar kaotik bağlanma var.
bağlanmaya sahip birisi de duygusal ilişkilerinde hep sevgi hem de korku arasında gidip geliyor çok fena bu çok dengesiz bir durum yani ikizler bunu genelde ikizler burcu yapar diye
düşünüyorum şimdi aldatıldığında Çok fazla karmaşık tepkiler veriyor.
Yani bir seni seviyorum diyor.
Senden ayrılamam diyor.
Sonra diyor ki hayır ben bunu kabul edemem.
Böyle bir duyguyla böyle bir durumla yaşayamam diyor.
Yani sevgi ve öfke hep bir arada.
Hep iç içe geçmiş oluyor.
İşte bir gün ona sarılmak istiyor.
Canım benim aşkım benim diyor.
Ama diğer günde ondan kaçmak istiyor.
Yani duygularını bir türlü dengeleyemiyor.
Ve sürekli çatışmalar yaşıyor.
Yani diyor ki seviyorum seni.
Ekmeği tuza banıp yer gibi.
Yani ağzı yansa da o tuzdan.
O ekmekle otuzu yiyor yani.
Şimdi umarım bağlanma şeklinizi bunlardan bulmuşsunuzdur arkadaşlar.
Şimdi aldatmanın yarattığı enkazdan nasıl çıkacağız peki?
Sonrasındaki iyileşme süreçleri için Perel'in benim de uygun gördüğüm, benim sizler için seçtiğim deyip birkaç tavsiyesi var.
Bir iki tane. Şimdi Perel diyor ki ilk aşama gerçekleri kabullenmek.
Olan biten neyse hepsini kabul edin.
Çünkü aldatılma sonrası ilk olay genellikle inkar.
Bu gerçekten oldu mu?
Bu bana nasıl yapılır?
beni bit derini. Bunun gibi bir durum yani.
Bu tarz sorularla zihnimiz kendi savunmasını yaratmaya çalışıyor.
Ama Perel gerçeklerden kaçmak, duygusal iyileşmemizin önündeki en büyük engel olduğunu belirtiyor.
Ben buna çok fazla katılıyorum.
%100 katılıyorum Perel. İmza atıyorum bu sözüne ben de.
Olanları ne kadar hızlı kabul ederseniz o kadar çabuk iyileşmeye başlıyorsunuz.
Çünkü ben neden yani iyileşmediğim zamanları onun için harcayayım ki değil mi?
Kabullenmek de kolay mı Ayça'cığım demiş olabilirsiniz.
Çünkü gerçekten zordur.
Yani kabullenmek demek işte sevdiğiniz birisinin başkasına dokunmasını, başkasını öpmesini kabullenmek ya bunlar gerçekten zordur.
İşte onları hoş görmek.
Ama işte olay şu arkadaşlar.
Kabullenmek demek bunun yaptıklarını, o kişinin yaptıklarını kabul etmek, hoş görmek demek değil.
Tam tersi. Yaşadıklarınız sizin de değerlerinizle ya da eksikliklerinizle bir ilgisi olmadığını fark etmek demek.
Yani bu da işte güvenli bağlanma türü gibi bir şey.
O sizi aldatarak kendisi...
seçimini yaptı ve onun bu seçimi sizin kontrolünüzün dışındaydı.
Virginia Woolf okuyan vardır mutlaka aranızda.
Ne diyor? Kendi odasına sahip olmalı insan.
Kendinize ait bir alan, bir ruh hali, bir iç dünya.
Aldatılınca işte o alanı kaybettiğimizi sanıyoruz.
Halbuki kaybettiğimiz şey bir başka kişiyle olan bağımız.
Sadece bunu kaybediyorsunuz.
Onunla olan bağınızı kaybediyorsunuz.
Belki de asıl ihtiyacımız olan kendimize dönmektir.
Tekrardan kendimizle daha çok ilgilenmektir.
Aldatılma sonrası psikologlar bize hep şu tavsiyeyi veriyor ya.
Önce kendini anlamaya çalış.
Peki nasıl? Yani tam şu an beynimiz bir fırtına kopartıyor.
Kalbimiz allak bullak olmuşken ben nasıl kendimi anlayacağım yani?
Bunu nasıl başaracağım? Zaman arkadaşlar.
Zaman bir tedavi değil, bir büyü de değil.
Ama yaralarınızın yavaş yavaş kapanmasına yardımcı oluyor.
Yani kendinizi zorlamadan illaki dünyayı fethetmek zorunda değilsiniz.
Bazı günler sadece bir platformdan tüm gün film dizi izlersiniz.
Böyle bir aldatılma sonrası.
Yataktan çıkmazsınız.
Yani bunları kendinize çok görmeyin.
Kendinize şefkatli olun zaten böyle durumlarda.
Hani başka günlerde de hakkınızı meşgul etmek istersiniz.
İşinize odaklanırsınız. Farklı hobiler bulabilirsiniz.
Şimdi bir de... Bir önceki dakikalarda biraz ucundan değinmiştim.
Kendini suçlamak var.
Evet biliyorum.
Maalesef ki o düşünceler geliyor.
Aklımıza geliyorlar. Yerleşiyorlar.
Daha farklı olsaydım.
Daha güzel olsaydım.
Daha zayıf. İşte daha sosyal bir insan olsaydım.
Ya da ona karşı daha dikkatli olsaydım.
Belki aldatmasını önlerdim.
Ne bileyim işte. Belki de bu olmaz demek.
Buna öz suçlama deniyor.
Psikologlar bunun da bir savunma mekanizması olduğunu söylüyorlar.
Çünkü dış dünyayı kontrol edemediğimiz için en kolay yol yine kendimizi suçlamak oluyor.
Aslında var ya bence burada beyin şoka giriyor ya şaşırıyor yani.
Hani diyor ki nasıl ya diyor bunun bir sebebi olma bir mantıklı bir sebep arıyor.
Elle tuturulu bir sebep alıyor yani.
Sadece cinsel bir eğilim sadece bir ilgi alaka eksikliği olamaz diyor.
Aslında onun görmek istediği bu bence.
Şimdi bu durumun sorumluluğu...
yine sizde değil. Sizinle beraberken size bir söz vermişken ha bir de inançlı bir insansa yani işte dini işte nikah vesaire resmi nikah vesaire hani Tanrı önünde söz vermek birisiyle beraberken Yani
ilişki içindeyken gidip sizi aldattıysa başkasına dokunup onu koklayıp sizin üzüleceğinizi bile bile bunları yapabiliyorsa bunun sizin çirkin, bakımsız olmanızla bir ilgisi olamaz
zaten. Onun vicdanı, onun iç sorunlarından kaynaklanıyordur.
Bir ilişki biter o zaman özgür iradenin vermiş olduğu yetkiyle, başkalığıyla istediğinizi yapabilirsiniz zaten.
Onun kendi içindeki çözülmemiş problemleri var ve bu problemler sizin değiştirebileceğiniz şeyler.
Bir insanın başına gelenler değil.
Onlara karşı takındığı tavır onun kim olduğunu belirler.
Aldatılmaya karşı takınacağınız tavır tamamen sizin elinizde.
Sizi güçlü yapan şey bu arkadaşlar.
Bir de çivi çiviyi söker diye bir durum var değil mi?
Böyle bir muhabbet var. Bu da aldatılan kişinin açtığı bir savaş.
İntikam arzusundan doğan bir düşünce.
çivi çiviyi söker mantığıyla yeni bir ilişkiye yatırmak işte ya da tek gecelik inadana bir ilişki yaşamak.
Çünkü acıdan kaçmak istiyorsunuz.
Çünkü özgüveninizi tekrardan onarmak istiyorsunuz.
kaybolan güveninizi geri kazanmak istiyorsunuz.
Çünkü hani ona güveniyordunuz sizi aldattı.
Sonraki ilişkileriniz için de zaten bu bir travmaya dönüşecek.
Hani bu bunun için gösterilen bir çaba olabiliyor.
Ama bu tarz hızlı giren ilişkiler uzun vadede kendinizi daha çok sorgulamanıza sebep oluyor.
Onun da başarısız olduğunu düşünün.
Yani hızlanılan kararlarda hata yapma oranınız daha yüksek arkadaşlar.
Ve siz iyileşme sürecinizi de uzatmış oluyorsunuz böylelikle.
O ilişki sadece geçici bir dikkat dağıtıcı olabiliyor.
Ama... iyileştirme etkisi oldukça düşük.
Ben arkadaşlar her podcast kaydı öncesi arkadaşlarımla off'taki konu üzerine konuşuyorum.
Soruyorlar zaten. Şunu fark ettik.
Kimse bir kez aldatılmamış ya.
Herkesin 2-3 tane aldatılma hikayesi var.
Hatta bazıları sevgili olmadan önce acaba bu beni ne zaman aldatır diye olayı şakaya vurmaya başlamış.
Böyle durumlar var. Yani normal olarak üzerine uzun bir sohbet yaptık ve şöyle bir şey düşündüm.
Hep mi yanlış insanları seçersiniz ya?
Böyle bir şaka yaptım ama tabii ki bu değil tabii ki.
Bence hayat bize ihtiyacımız olan tecrübeyi veriyor.
Ama biz onu görmezden geldiğimiz zaman ya da yaşadığımızdan gerekeni öğrenemediğimiz zaman tekrar o tecrübeyi gönderiyor bize.
İkinci veya üçüncü kere aldatılmak ne kadar ağır ve haksız görünse de belki de size bir şey öğretmeye çalışıyordur.
Yani bu aslında hayatın size sunduğu bir güzel bir durumdur belki de.
Bunun biraz daha serteni söyleyeyim size.
Çok samimi bir arkadaş olarak söyleyeyim size.
Hiç mi akıllanmazsın be kızım?
Hep mi aynı adamlar derler ya işte bunun gibi bir durum yani.
Yani aldatıldığınız zaman.
İnşallah böyle bir şey yaşamamışsınızdır.
Yine söylüyorum. Aldatıldığında bir insan öğrenilmesi gereken ders kendi değerini tekrardan bilmek.
Kendi değerini bilmek yani.
Kendine öz şefkatli olmak.
Sınırlarını çizebilmek.
Belki de ilişkilerinizde sınırlarınızı çizemiyorsunuzdur.
Ya da hayatınızdaki kişilerin gerçek yüzlerine daha iyi tanımanız gerektiği olabilir.
Gerçek yüzlerini göremiyorsunuzdur belki de insanların.
Ve şöyle bir durum var arkadaşlar.
Birkaç kere aldatanların başına geliyor.
Artık böyle aldatıldıktan sonra...
Kendini acıma tuzağına saplanıyorlar.
Yani böyle bir tuzağa saplanmaktansa bunu bir fırsata çevirmek gerekiyor.
Yani güçlü bir dönüşüm gerektirebilir bu.
Rumi ne güzel söylemiş değil mi?
Yara ışığın içeri girdiği yerdedir.
Yani Hera gibi aldatılıp aldatılıp Zeus'un peşine düşmeye gerek yok.
Bugün biraz sert, biraz da gerçekçi bakmış olabilirim ilişkilere.
Ama şunu söyleyeyim.
Her ilişki iki kişinin sürekli olarak birbirine uyum sağlamasıyla yürüyor.
Kusursuz ilişki diye bir şey yok ama...
birlikte büyüyen, birbirini alan tanıyan ve dinlemeyi bilen ilişkiler var.
Sevgi sadece büyük romantik anlarımızdan ibaret değil.
Gözden kaçırdığımız küçük anlar var ya o anları yakaladığımızda sevgi gerçek oluyor sanırım.
Umarım yolunuza çok güzel insanlar çıkar.
Umarım çok güzel insanlarla karşılaşırsınız.
Bu bölümde sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
