
Ağır Başlı Oğlanın Şımarık Nazlı Fıstığı/ Güvenli Bağlanma Paradoksu
15 Haziran 2026 · 16 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Yalnız değilsin. Terappin; zihnin ve bedenin için uzman kadrosuyla bütünsel sağlığında hep yanında.
✨ POD20 kodu ile: İlk ve tekli seanslarında geçerli %20 indirim seni bekliyor.
Kendine bir iyilik yap, bugün dinlenmeye ve iyileşmeye izin ver.
*
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir.
*
Instagram: alternatifvizyonpodcast
Transkript
Altyazı M.K.
Belki de mutsuz ilişkilerimizin sorunun artık rollerimizin birbirine karışmasıdır.
Artık kadınların gönlünce sevdiğine şımaramamasıdır.
Nazlanamamasıdır diye düşündüm.
İşte erkeklerin artık çocuk gibi küsüp kadınların onların şımartmasından dolayı mutsuz ilişkiler oluyordur diye düşünerekten
inşallah beni topa dizmezler erkekler.
Böyle bir bölüm yapmak istedim.
Tabii ki her zaman yaptığım gibi başladım araştırmaya.
Daha önceden de kendisinde bölüm hazırlarken faydalandığım bir isim ortaya çıktı yani karşıma çıktı.
John Gottman ilişkiler üzerine yaptığı harika bilimsel çalışmaları var.
Kanıtlarla bilgilendiriyor veya aydınlatmaya çalışıyor bizi.
Dünyaca ünlü bir psikolog Amerikalı.
Zaten önce matematik ve fizik okumuş.
Sonradan psikolojiye sarmış.
Evlilik ilişkilerini incelemeye başlamış.
Yani ilişki psikolojisi dediğimiz zaman akla ilk gelen isimlerden biri.
Ve John'un çok acayip bir araştırması var.
Daha önceden de söylemiştim bir aşk laboratuvarı kurmuş kendisi ve 40 yılı aşkın sürede bu aşk laboratuvarında çiftleri işte evlilikleri incelemiş arkadaşlar.
Ve incelemeler sonucunda çiftlerin boşanıp boşanmayacağını ayrılıp ayrılmayacaklarını %90'ın üzerinde doğru tahmin ettiğini görmüş.
Böyle bir iddiası var.
Yani siz ona gittiğiniz zaman sizinle bir terapi yaptığında sizi incelediğinde tabii ki bir kere de olacak şeyler değil zamanla olacak şeyler sizin ilerleyen günlerde ayrılıp ayrılmayacağınız nasıl bir ilişkiniz olduğunu %90 üzerinde doğru bir şekilde tahmin edebiliyormuş.
Şimdi John diyor ki eşinin etkisini kabul edebilen erkekler onların ilişkileri, evlilikleri daha mutlu ve daha sağlam ilerler diyor.
Yani erkek kadının duygusunu, kadının isteğini, hassasiyetini, nazını, sitemini, fikrini ilişki içinde gerçekten hesaba katıyorsa o ilişki daha güvenli bir yere gider diyor.
Bu araştırmayı ilk duyan zaten araştırmalarına yapıldığı yer Washington Üniversitesi.
Onlar da diyorlar ki sadece eşlerinin etkisini kabul eden yeni evli erkekler mutlu ve stabil evliliklere varıyor.
Şimdi burada bir dipnot geçeyim.
Araştırma 1998 yılında sonuca bağlanmış.
Yani evlilik demesinin sebebi bu.
O zamanlar evlenmeden beraber yaşamak vesaire hani bu tarz şeyler çok yaygın olmadığı için evlilik üzerinden ben söyleyeceğim.
Siz şu anki ilişkiniz için düşünebilirsiniz.
Hani ben evli değilim bana uygun değil diye düşünmeyin ya da kapatmayın podcastı.
Şimdi bu araştırmaya göre şımarık kız sarbaşta olan ne demek?
Şımarık kızdan başlayalım.
Bir kadın erkeğinin yanında nazlanıyorsa güvende hissediyor demektir arkadaşlar.
Bu iki kere iki dört ve bunu ben demiyorum John diyor.
Dışarıdayken işte toplantıdayken okuldayken çalışırken sürekli güçlü işine odaklı olan kadın eve geldiğinde erkeğine dönüp beni biraz sev diyebilmeli.
Erkeğiyle çocuk gibi şakalaşabilmeli diyor.
Ben dışarıda kimseye muhtaç değilim diye görünüyor olabilirsiniz.
Kadınlara sesleniyorum.
Ama diyor siz sevdiğinizin yanında yani adamınızın yanında zırhınızı çıkartmanız gerekiyor diyor.
Yani sağlıklı ilişkiyi bakın böyle tarif ediyor.
Ağırbaşlı oğlan dediğimiz kişi de ilişkide duygusal amortisör gibidir.
Nasıl arabada amortisör sarsıntının bedenimize sert vurmasını engeller.
İşte ağırbaşlı erkek de kadının duygusunu tabii ki yok saymıyor ama o duygunun ilişkilerini paramparça etmelerine ya da kadının mutsuz olmasına izin vermesini engelliyor.
Amortisör nedir arkadaşlar?
Mekanik bir parça araçlarda bulunan, işte yolda bir çukura girdiniz, bir taşa değdiğiniz bir şey oldu.
Oradaki gücün size zarar vermesini engeller.
Yani tamamen gitmez ama azalır.
Hani bir çukura girdiğinizde hafif bir sarsıntı olur arabada.
İşte bu amortisör olduğu için o sarsıntıyı biz az hissederiz.
Yani bizim aynı zamanda güvenliğimizi de sağlamış olur.
İşte ağırbaşlı erkek ilişkilerimizdeki amortisör arkadaşlar o mekanik parça.
Adamlar şu an bütün erkekler beni topa dizebilirler.
Adamlar mekanik bir parça yaptım.
Neyse alınmasınlar kötü bir şey söylemiyorum çok güzel bir şeyden bahsediyorum yani.
Yani nazlandınız diyelim bu ağırbaşlı oğlanına ya da işte bir şeylere sitem ediyorsunuz.
Yani anlaşılmaya ihtiyacınız var.
İşte ar başta erkek bu durumda hemen saldıra geçmeyen, kadınla anlamaya çalışan erkek.
Çözüm değil.
Bakın öncelik anlaşılmak arkadaşlar.
Bu lütfen cepte olsun.
Yani kadınların geneli öncelikle anlaşılmak isteniyor.
Çözümü istemiyor.
Bunu istemiyoruz biz.
İlk önce beni bir anla.
Benim duygumu hisset.
Yani empati gücün, empati durumun yüksek olsun.
Sonra çözümünü beraber yaparız.
Yani bizler duygularımızın hesaba katılmasını istiyoruz.
Bunu yapan erkekler belki şu anda şu zamanda zayıf göründüklerini düşünüyorlardır.
Ama hayır arkadaşlar bunu yapabilen erkek olgunlaşmış demektir.
Bir ilişkide güç yanındakini taşıyabilmektir.
Kadının nazını taşıyabilmek, yorgunluğunu taşıyabilmek,
bazen kendi duyguğumuzu bile tam olarak anlatamadığımız o karışık halimizi küçümsemeden taşıyabilmek.
İşte burada John'un etki kabul yasası ortaya çıkıyor.
Kadın naz yapıyorsa öncelikle şunu test ediyordur diyor.
Ben sadece mantıklı, düzgün, güçlü olduğumda mı seviliyorum?
Yoksa sen beni her halimle seviyor musun?
Aptallaştığımda, saçmaladığımda, düştüğümde bu zamanlarda da sevebiliyor musun?
İşte biraz dağıldığımda hala burada mısın, yanımda mısın?
Naz doğru ilişkide sevgi diridir arkadaşlar.
Yanlış ilişkide nazlanmak gerçekten çok büyük bir savaşa sebebiyet verir.
Tıpta bir şey vardır.
Kanın kendi bütünlüğü bozulduğunda hücrelerimiz de parçalanır.
Yani kanın bütünlüğü bozulduğunda hücreleri parçalamaya başlıyor.
İşte ilişkilerimizde de buna benzer şeyler yaşıyoruz.
Duygularımızı, şımarmalarımızı, ilgi istemememizi, nazlanmalarımızı yanlış ilişkide kullandığımızda sevgimiz bitiveriyor.
Çünkü karşı taraf bize öyle bir duvar örüyor ki biz o duvara tosluyoruz ve bir anda pat bir bakıyoruz.
Gerçekten de öyle oluyor.
Yani bir sabah kalkıyorsunuz artık çekemeyecek duruma gelmişsin çünkü onu.
Bir bakıyorsunuz sevgi yok.
Uçmuş gitmiş buhar olmuş.
İşte ağırbaşlı erkek kadının azlandığında ona duvar değil liman olan erkektir.
Kadın denizlerde fırtınalar görmüş.
Zırhını indirip rahatlayacağı bir limana ihtiyaç duymuş.
Onu yapacak olan da kadının, kadınının daha doğrusu bu durumunu kabul edip onu sarmalayacak ağırbaşlı erkeğidir.
Hani bir ara instagramda bu tarz sorular vardı.
İşte güzel bir haber aldığınızda ilk kimi arıyorsanız ona aitsinizdir diye.
O sizin hayatınızın en güzel yerindedir diye.
Ben sordum kendime tabii ki eşimi arıyorum.
Yalnız kötü bir olayda da arıyorum.
İyi bir olayda da arıyorum.
Ben her şeyde onu arıyorum.
Telefonu açtığı zaman onun sesini duyduğumda hemen başlıyorum ağlamaya.
Ağlamaya başlıyorum.
O tabii karşı tarafta deliriyor.
Ne oldu Ayça ne oldu aşkım ne oldu neredesin?
Gelinliğim yanına.
Ne oluyor Ayça bir şey söyle.
Ve ben onun sesini duydukça ve benim bu halime bu saçmalamış halime saçmalıyorum çünkü yani sonuçta kaç yaşında insansın değil mi?
Kızım bir söylesene adama ne olduğunu.
Adam kalp krizi geçirecek yani korkudan bir şey oldu sanıyor çünkü.
İşte benim bu saçmalamalarımı şey yapıyor yani tamam diyor.
Bu Ayça, bu Ayça, Ayça böyle yapar.
Ayça budur.
Eğer ben onu arayıp da ya biliyor musun bugün şöyle oldu böyle oldu diye çok mantıklı girerse adam diyecek ki kızım sen kimsin?
Sen Ayça değilsin diyecek.
Yani benim için mesela kendime örnek vermek istedim.
Benim için karşı tarafa yani erkeğime nazlanmam bu.
Ben nazlanıyorum, saçmalıyorum ve o da beni hiçbir şekilde yadırgamadan kabul ediyor.
Sonrasında da sinirlenmiyor.
Niye ağlıyorsun?
Tamam uzatma, abartma, saçmalama demiyor.
Sonra beni anlıyor.
Yani duygularımla beraber, beraber baş etmeye çalışıyoruz.
Sonrasında çözüm geliyor.
Şimdi ben ona dedim ki işte mesela iş yerine kavga ettin bana şöyle söyledi.
Hemen direkt dese ki sen de ona şunu deseydin.
O zaman istifana bas işte o benim ruh eşim olamazdı.
Ben onunla işte 15 seneme geçirmiş olamazdım.
Ama ilk başta tamam sakin ol anlıyorum seni falan filan gibi hani böyle çok da özele girmeyeyim yasaklıyım.
Hani böyle duygumu anlayacak şekilde konuştuğu ve davrandığı için ben diyorum ki ben ona şımarabiliyorum ben ona nazlanabiliyorum.
İşte bu olay arkadaşlar.
Ayrı başlı erkek bu tarz bir şey.
Nazlı fıstık kadın ben.
Bu da işte böyle bir kadın yani.
İşte kadının içindeki oyunbaz tarafın ölmediği, kendini rahat bir şekilde yargılanmayacağını bilerek rahat bir şekilde anlatabildiği ilişki tipi.
Kadının işte sürekli kendini savunmadığı ilişki tipi.
Kadının dişiliğini, neşesini, cilvesini, kırılganlığını güvenle karşı tarafa gösterebildiği ilişki.
İslam tarafında da bunu çok güzel anlatan sekinet kavramı vardır.
Kur'an'da Rum suresi 21. ayette eşler arasında sükun, sevgi ve rahmetten bahsedilir.
Bu üçlüden bahsedilir.
Yani sükun dediğimiz sükuniyet, sessizlik, huzur demektir.
Yani kadın da erkeğinde, erkek de kadının da huzuru buluyor.
Ülkemizin yaklaşık olarak %95'inin Müslüman olduğunu biliyoruz.
Bu orana istinaden şunu söylemek istiyorum.
İslam'ın en güvenilir hadis kaynaklarından kabul eden bir hadis kitabı var.
Buhari ve Müslim arkadaşlar.
Orada Hz. Muhammed kadını kaburga kemiğine benzetmiştir.
Kaburga kemiğine benzetmişler.
Kadını olduğu gibi kabul edeceksin der.
Bakın kadını olduğu gibi kabul et der.
Kadını doğrultursan kırarsın der.
Yani kadınlara güzel davranması gerektiğini öğütler.
Der ki kadınlar nasılsa öyledir.
Düzeltme kusursa kusur değilse değil.
Kabul et onu ya da ayrıl.
Yani bunu demek ister.
Bu arada arkadaşlar kadınlar erkeğin kaburga kemeğinden yaratıldığı meselesi Kur'an'da kesinlikle yazmaz.
Bu bir hadistir.
Kur'an'ın temel vurgusu kadın ve erkeğin aynı kökten tek bir nefisten yaratılmış olduğudur.
Yani bunu söyler Kur'an-ı Kerim.
Hz. Muhammed kaburga benzetmesiyle yani diğer aksi görüşlerin karşısında şey duruyor.
Kadını küçültmediği.
Yani tam tersine erkeğe diyor ki kadını diyor zorla kendi kalıbına sokmaya çalışma diyor.
Kırarsın diyor.
Çok zariftir.
Yani çok gerçekten çok zarif bir ilişki terbiyesi veriyor arkadaşlar.
Peki güvenli bağlanma paradoksu bu işin neresinde?
Bir insan birine ne kadar güvenli yansılanabiliyorsa hayatında o kadar özgürleşebilir diyor John.
Şimdi biz ne düşünüyoruz?
Birine ihtiyaç duyarsam bağımlı olurum.
Değil mi?
Bağımlı olmak istemiyorum.
Yani güvenli bağlanma paradoksu ne diyebiliriz?
Yani bağımlılık ise bağımlılık kardeşim.
Bunun güvenlisi güvensiz mi var diye düşünmüş olabilirsiniz.
Ama var arkadaşlar.
Güvenli bağlanma paradoksunu açıklamak için yapılan araştırmalar diyor ki
birisi bir ilişki yaşarken zor zamanlar geçirdiğinde
ihtiyacı olduğunda ona destek olacak bir partner olduğunu bilirse
bu onu özgürleştirir diyor.
O kadar doğru ki arkadaşlar.
Yani ben ne dedim biraz önce eşimi ararım dedim değil mi?
Çünkü o benim hayatımın %80'ini %90'ını kapsıyor ve o yüzden benim başka hiç kimseye ihtiyacım yok.
Bir arkadaşa yani anne baba falan demek istemiyorum ama bu tarz konularda hani ihtiyacım olmayabiliyor.
Yani onların Allah yokluğunu göstermesin onlar bu dünyadan göçüp gittiklerinde tabii ki onlara ihtiyacım olacak.
Ama burada John diyor ki sizin diyor dışarıya olan ihtiyaçlarınız böyle bir partnerle azalır ve siz daha fazla bağımsızlaşmışsınız olur diyor.
Ama buradaki olay arkadaşlar partnerinize de güvenli bağlanacak olmanız.
Yani sizin hep iyiliğinizi isteyen, sizin yanınızda duracak insana bağlanmalısınız demek istiyor.
Ağırbaşlı erkek de işte size destek olabilecek olgun adam.
İlişkilerdeki bağlanma teorisini çift terapisine taşıyan duygu odaklı çift terapisinin kurucusu bir isim var.
Yıllarını güvenli bağ meselesine vermiş, buna kafayı takmış bir isim.
Doktor Sue Johnson diyor ki, güvenli bağlanma ironik bir paradokstur.
Bağımlı olabilmek bizi daha bağımsız yapar diyor.
Hayat zorlaştığında sırtınızı yaslayabileceğiniz birinin orada olduğunu bilmek,
onun varlığını bilmek işte bu paha biçilemez.
Zaten son yıllarda yapılan nörobilim araştırmaları da şunu göstermiş.
Aşkın arkasında mutlaka bir bağlanma vardır demiş.
Önemli olan nasıl bağlandığınız arkadaşlar.
Eğer geçmiş ilişkilerinizde güvenli bağlanma yaşamadıysanız
şunu sorabilirsiniz kendinize hiç deneyimlemediyseniz eğer.
Neden yapamadım? Neden olmadı?
Profesör Manah Atwood diyor ki,
ebeveyninden güvenli bağlanma duygusu alan çocuk,
bunu temelinde içselleştirerek dünyayı bağımsız olarak keşfedebilir.
Yani bu sorunun cevabını çocukluğunuza giderek bulabilirsiniz.
Bir ilişkiye başladığınızda yeni rolleri almamız çok normaldir.
Eş oluruz, bazı sorumluluklarımız ya da günlük yaptığımız görevler değişir.
Ama bu değişiklikler kişiliğinizi değiştiriyorsa ve psikolojik durumunuzu bozuyorsa güvenli bağlanmamışsınız demektir arkadaşlar.
Bakın arkadaşlar, bilim insanları diyor ki, bağlanma biçiminiz eş seçiminizden ilişkinizin nasıl gittiğine, nasıl biteceğine dair her şeyi belirler diyor.
Mesela şu an yeni bir ilişkiye başladıysanız, başlardaysanız tazeyse ilişkiniz daha, siz bağlanma biçiminize bakarak ilişkinizin gidişatını tahmin edebilirsiniz diyor.
Ve biraz önce söylediğim gibi bağlanma biçimimiz çocukluğumuzdan geliyor ve yetişkinliğimizde de devam ediyor arkadaşlar.
Türk sinemasından harika bir örnek vereceğim.
Türkan Şoray Asya ve Kadir İnanır İlyas diyorum.
Selvi Boylum Al Yazmalım filminde.
Asya'nın filmin sonunda İlyas'ı değil Cemşit'i seçmesini düşünün.
Asya İlyas'la aşkı yaşadı ama Cemşit'le güveni tanımıştı değil mi?
İşte güvenli bağlanmanın arketipi budur.
Sizi göklere çıkarıp sonra yalnız bırakan değil, daldığınız anda elinizi bırakmadan yanınızda duran kişi, güvenle bağlandığınız kişidir ve o andan sonra artık bağımsızlaşırsınız.
Profesör Mona Atwood
Bu ilişki konusunda ben çok hassızım biliyorsunuz, mutsuz ilişkilere hiç tahammülüm yok, gerçekten çok sinirim bozuluyor.
Yani sizden sadece bir tane var.
Neden onu kalbinizi frenleyerek yaşayasınız ki?
Neden ruhunuzun yorulduğu bir ilişkinin içinde hapsolasınız ki?
Varsın size nazlı desinler, şımarık desinler.
Hayata bir kere geliyoruz.
Omzunuza mutluluktan uçmanız için kanat değil de dertleri, kederi, bir sürü saçma sapan sorumlulukları yüklüyorsa
neden onunla hayatı ziyan edesiniz ki?
Ne derler?
İnsan yaşlanacağı dağı iyi seçmelidir.
Dağlarınızı iyi seçmeniz dileğiyle
Bu bölümün sonuna geldik arkadaşlar
Instagram'da gönderim olacak
Dinleyen arkadaşları gönderimin altına
Yorumlara bekliyorum
Ve beni hangi platformdan dinliyorsanız
Lütfen takibe almayı unutmayın
Çok teşekkür ederim dinlediğiniz için
Görüşmek üzere bay bay
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
