
Zamansız Düşünceler’in bu haftaki bölümünde “Sevme Sevilme Dilimiz (Bağlanma Teorisi)” üzerine konuştuk 🎙️ İyi dinlemeler 🎧
zamansizdusuncelerpodcast@gmail.com
Transkript
Herkese selam arkadaşlar, Zamansız Düşünceler'e hoş geldiniz.
Ben Gozi. Öncecik de size birkaç tane soru sorarak başlamak istiyorum bugün konuşacağımız konuya.
Sizce bazı insanlar neden sevildiğine inanmakta zorlanıyor?
Bazıları neden en küçük mesafede terk edileceğini düşünüyor?
Ve bazıları sizce neden biri kendisine yaklaşınca geri çekiliyor?
Belki mesele aşk değildir.
Mesele... çocukken sevgiyi nasıl öğrendiğimizdir.
Çünkü bazen insan büyüyor, evet.
Ama çocukken öğrendiği o sevgi dili ilişkilerinin içinde yaşamaya devam ediyor.
Bugün bağlanma teorisi üzerine konuşacağız arkadaşlar.
Yani çocuklukta kurduğumuz ilişkinlerin yetişkinlikte nasıl sevdiğimizi, nasıl bağlandığımızı ve neden bazı ilişki döngülerinin içinde tekrar tekrar girdiğimizi nasıl etkilediğinden bahsedeceğim.
Şimdi önce kısaca bu bağlanma teorisine onu konuşalım.
Bağlanma teorisini ortaya atan kişi psikiyatrist ve psikanalist John Bowley.
Bowley aslında çocukların bakım veren kişiyle kurduğu ilişkinin psikolojik gelişimde düşündüğümüzden çok daha önemli olduğunu, ileriki yaşlarını etkilediğini söylüyor.
İnsanın çocukluk döneminde bakım veren kişiyle, ki bu genelde anne oluyor, ancak başka bir aile bireyi ya da bakıcı da olabilir.
İşte o bakım verenle kurduğu ilişkinin ileride kuracağı duygusal ilişkileri, güven duygusunu, ve hatta dünyayı algılama biçimini etkileyebileceğini anlatıyor.
Bu kurama göre arkadaşlar temel olarak dört tür bağlanma türü var.
Bunlar güvenli bağlanma, kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanma ve düzensiz, korkulu bağlanma.
Ve insanın çocuklukta yaşadığı deneyimler hangi bağlanma biçimine daha yakın olacağını etkileyebiliyormuş.
Önce güvenli bağlanma ne onu konuşalım.
Mesela bir bebek düşünün.
Bebek ağlıyor, işte acıkmış olabilir, korkmuş olabilir, altını ıslatmış olabilir ya da sadece teması ihtiyacı vardır.
Ve bebeğe bakım veren birincil kişi gelip onun ihtiyacını fark ediyor.
Ki bu az önce söylediğim gibi genelde anne olsa da başka bir aile içi ya da aile dışı bir birey olabilir.
Yani bebekle en çok vakit geçiren kişi birincil bakım veren kişi oluyor.
İşte geliyor, onu sakinleştiriyor, bebeğin yanında duruyor.
Şimdi burada aslında sadece bebeğin ağlaması durmuyor arkadaşlar.
Bebek bilinç dışında şunu öğrenmeye başlıyor.
Ben yalnız bırakılmıyorum, ihtiyaç duyduğumda birisi geliyor, duygularım görülüyor, ben değerliyim.
İşte güvenli bağlanmanın temeli burada oluşuyor.
Yani çocuk dünyayı tamamen tehlikeli bir yer gibi değil de daha güvenli bir yer gibi algılamaya başlıyor.
Şimdi gelelim ikinci bağlanma biçimine.
İkinci bağlanma biçimi kaygılı bağlanma.
Kaygılı bağlanmada ise çocuk sevgiyi biraz daha belirsiz öğreniyor.
Mesela bazen çok ilgi görüyor, bazen tamamen ihmal ediliyor, bazen yanında biri var, bazen yok.
Yani en temel ihtiyaçları bile bazen karşılanmıyor.
Yani çocuk şunu kestiremiyor.
Ben ihtiyaç duyduğumda biri gerçekten gelecek mi, gelmeyecek mi, benimle ilgilenecek mi?
Bu belirsizlik yüzünden çocuk zamanla sevgiyi...
güvenli bir şey gibi değil de her an kaybedilebilecek bir şey gibi öğrenmeye başlıyor.
İşte bu durum yetişkinlikte ilişkilere de yansıyormuş arkadaşlar.
Gerçi yetişkinliğe yansımalarını birazdan konuşacağız.
Şu an daha çok temel mantığla anlatmaya çalışıyorum.
Gelelim diğer bağlanma türüne.
Bu kaçıngan bağlanma.
Kaçıngan bağlanmada ise çocuk genelde duygusal ihtiyaçlarının çok karşılık bulmadığı bir ortamda büyüyor.
Temel ihtiyaçları çoğunlukla karşılanıyor, evet.
Hani işte beslenmesi, uyutulması.
Bunun gibi temel ihtiyaçları karşılanıyor ama duygusal ihtiyaçları karşılanmıyor.
Mesela çocuk korkuyor, üzülüyor ya da ilgiye ihtiyaç duyuyor.
Ama bakım veren kişi çoğu zaman ya mesafeli davranıyor ya da onu hiç önemsemiyor.
Yani çocuğun duygularını önemsemiyor.
Hatta bazen çocuk şunu bile öğreniyor bu durumda.
Duygularımı gösterirsem karşılık alamıyorum.
E o zaman kimseye ihtiyaç duymamalıyım, kendi kendime yetmeliyim gibi şeyler düşünüyor.
Bu yüzden çocuk zamanla duygularını bastırmayı öğreniyor arkadaşlar.
Ya da mesela genelde filmlerde, dizilerde olur ya hani zengin bir aile vardır, dışarıdan bakınca kusursuz görünen hayatları vardır.
Ama o kusursuz görünen hayatın içinde çok da görülmeyen duygusal eksiklikler olabiliyor.
Çocuğun odası ultra lüks, işte kocaman, istediği oyuncakları var.
En iyi okullara gönderiliyor ki genelde de yurt dışına yatılı giderler değil mi?
Ama çocuk ağladığında abartıyorsun, git odana, ağlama gibi şeyler söylüyor aile.
Çocuk orada kendini yalnız hissediyor.
Koca bir varlık içinde duygusal olarak yokluk çekiyor.
Az önce söylediğim gibi fiziksel ihtiyaçların karşılanması ile duygusal ihtiyaçların karşılanması aynı değil.
Yani bakım vermek aynı zamanda bağ kurmak değil.
Bunlar ayrı şeyler. Aklıma camdaki kız dizisi geldi.
İzleyenler hemen hatırlayacaktır.
Orada mesela Nalan karakterini hatırlayın başrol.
Hani dışarıdan bakınca kızın böyle kusursuz bir hayatı vardı değil mi?
İstediği tüm maddi imkanlara sahipti.
Ama içinde çok başka fırtınalar kopuyordu.
Sevgi eksikliği, bastırılmış duygular.
Sürekli kendi kanıtlamaya çalıştığı bir annesi vardı değil mi?
Annesinin sevgisi hep koşulluydu Nalan'a.
Nalan'a ne ya? Nalan'a.
Annesinin istediği gibi bir evlat olursa yani annesinin istediği gibi davranırsa iyi bir evlat.
Aksi şekilde davranırsa Nalan kötü bir evlattı.
Yani Nalan'ın sürekli annesi tarafından bitmek bilmeyen bir onaylanma ihtiyacı vardı değil mi?
Ve son bağlanma türü arkadaşlar düzensiz.
Yani korkulu bağlanma türü.
Bu bağlanma biçiminde çocuk için bakım veren kişi hem güven kaynağı oluyor hem de korku kaynağı.
Yani çocuk bir yandan yakın olmak istiyor.
Çünkü ilgiye ve sevgiye ihtiyacı var ama bir yandan da aynı kişiden korkabiliyor.
Mesela ev ortamı çok öngörülemez olabiliyor.
Bazen sevgi var, bazen öfke, bazen şefkat var, bazen korku.
Bu yüzden çocuk ne yapacağını bilemiyor.
Yakınlaşmak mı güvenli yoksa uzak kalmak mı güvenli bunu kestiremiyor.
Şimdi burada korkulu yani düzensiz bağlanma ile kaygılı bağlama çok benziyor gibi düşünebilirsiniz.
Çünkü ikisinde de bir güvensizlik ve kaybetme korkusu var.
Ama ikisi arasında en önemli fark şu arkadaşlar.
Kaygılı bağlanmada çocuk, bakım veren kişiye daha çok tutunuyor.
Çünkü o kişiyi hala güven kaynağı olarak görüyor.
Yani çocuk şunu düşünüyor.
Bazen benimle ilgilenmiyor, olabilir, evet.
Ama yine de ona ulaşmalıyım.
Ama düzensiz, yani korkulu bağlanmada durum biraz daha farklı.
Burada çocuk için bakım veren kişi hem güven kaynağı hem de korku kaynağı oluyor dedik ya.
Yani çocuk bir yandan ona gitmek istiyor.
Çünkü sevgiye ihtiyacı var, ilgiye ihtiyacı var.
Ama bir yandan da ondan korkuyor.
Bu yüzden çocuk ne yapacağını şaşırıyor.
Bu arada bağlanma teorisi sadece ortaya atılmış bir fikir değil.
Bununla ilgili yapılan önemli çalışmalar da var.
Mesela psikolog Mary Answorth'un yaptığı yabancı durum testi diye bir çalışma var.
Bunu Instagram hesabımdan paylaşacağım detaylı olarak.
Burada çok kısa anlatacağım. Bu arada unutmadan şunu da söyleyeyim.
Az önce bahsettiğim hani bu bağlanma teorisini ortaya atan psikiyatrist var ya, John Bowley.
İşte onun da kendi çocukluğunda duygusal ayrılık deneyimleri yaşadığı söyleniyor.
Tabii bu sadece söylenti de olabilir ama şöyle ki küçük yaşta ailesinden uzak kalıyor, yatılı okula gönderiliyor.
Yani kendisinin de çok hani güvenli bağlandığı söylenemez.
Bunu düşününce insanın aklına şu geliyor.
Belki de insan bazen en çok yaralandığı şeyi anlamaya çalışıyordur.
Belki de bazı insanlar bu yüzden psikolojiye yöneliyor.
Çünkü önce kendi içindeki eksik parçayı anlamaya çalışıyor.
Yani Bowley belki de küçükken eksikliğin hissettiği şeyi anlamlandırmaya çalışmak için böyle bir teori geliştirdi gibi düşünüyor insan değil mi?
Ne dedik az önce psikolog Mary Ann Swart'un yaptığı yabancı durum testi.
Şimdi bu testte bir oda düşünün.
Odada... Anne, bebek ve bir de yabancı var.
İşte bebekler kısa süreliğine bakım veren kişiden ayrılıyor.
Bebek yabancıyla odada yalnız kalıyor.
Yani bakım veren kişi odadan çıkıyor.
Ay ne uzattın abla ya anlat artık dediğinizi duyar gibiyim.
Bir dakika toparlıyorum.
Şimdi odada anne, bebek ve yabancı var tamam mı?
Sonra bebeğe bakım veren birinci kişi yani kimdi?
Anne. Anne odadan çıkıyor.
Bebek kimle kalıyor? Yabancıyla kalıyor.
Sonra bakım veren anne tekrar odaya giriyor.
İşte sonra tekrar çıkıyor, sonra yabancı tekrar çıkıyor, tekrar giriyor falan filan derken bebeğin burada annesi gittiğindeki tepkilerini falan gözlemliyorlar.
Mesela bazı bebekler bakım veren yani anneleri geri geldiğinde sakinleşiyorlar.
Bazıları aşırı kaygılanıyor.
Bazıları ise mesela anneden ayrılınca evet kaygılıydı, üzgündü ama anne odaya geldiğinde Bu sefer anneye mesafeli davranıyorlar.
Aslında çocukların güven duygusunun ilişkilerini ne kadar erken dönemde etkilediği gözlemlenmeye çalışıyor bu testle.
Yani arkadaşlar yabancı durum testi bize şunu göstermeye çalışıyor aslında.
Bir çocuk için sadece fiziksel ihtiyaçların karşılanması yetmiyor.
Çocuk aynı zamanda duygusal olarak da güvende hissetmek istiyor.
Bununla ilgili çok çarpıcı başka bir deney daha var.
Psikolog Harry Herlov'un maymunlarla yaptığı bir deney.
Bu arada açık konuşmak gerekirse insanın vicdanının çok da tasvip etmediği deneylerden biri bu.
Ama bugün insan psikolojisiyle ilgili birçok şeyi anlayabiliyorsak bunda o dönem yapılan bu deneylerin çok büyük payı var.
Deney şöyle arkadaşlar. Yavru maymunların önüne iki tane yapay anne koyuyorlar.
Bir tanesi tellerden yapılmış böyle sert ama süt veriyor.
Yani bebeğin temel ihtiyaçlarını karşılama yetisine sahip bu telden yapılan maymun.
Diğeri ise kumaştan yapılmış böyle yumuşak ama süt vermiyor.
Ve araştırmacılar şunu fark ediyor.
Yavru maymunlar zamanlarının çoğunu süt veren anne görünümlü tel maymunla, hayır değil, onunla değil, yumuşak ve güven hissi veren ama süt
vermeyen anneyle geçiriyor.
Hatta korktuklarında gidip ona sarılıyorlar.
Yani burada aslında çok önemli bir şey görülüyor.
Sevgi sadece fiziksel ihtiyaçların karşılanması değil diyorlar.
Hani en temel ihtiyaç olan beslenme, süt verme ihtiyacını otellerden yapılmış yapay anne maymun yerine getirse dahi çoğunlukla daha şefkatli görülen, kumaştan
yapılan o yumuşacık maymuna sığınıyor olmaları hani bir canlının güvene, temasa ve duygusal yakınlığa da çok fazla ihtiyacı olduğunun en büyük göstergesi değil mi?
Ve belki de bu yüzden arkadaşlar çocukken kurduğumuz o ilk bağlar büyüdüğümüzde ilişkilerimizi düşündüğümüzden çok daha fazla etkiliyor.
Geçenlerde sosyal medyada viral olan bir maymun vardı arkadaşlar.
Belki görmüşsünüzdür.
Tokyo'daki bir hayvanat bahçesinde yaşayan, sürüsü tarafından dışlanan Punch isimli bir maymun.
Yapay bir maymunu annesi gibi görüyordu değil mi?
Hep ona sokuluyordu hatırlarsanız.
Aslında yaptığı şey çok temel bir şeydi.
Güvende hissetmek, şefkat görmek istiyordu ya.
O kadar içimi parçalamıştı ki o video.
Instagram'dan paylaşırım.
Ve aslında düşününce bu durum tüm canlılar özgü bir şey değil mi?
Biz insanlar da işte tam olarak bunu arıyoruz.
Kendimizi güvende hissedeceğimiz bir yer, yargılanmadan yakınlık kurabileceğimiz bir ilişki, yalnız hissetmeyeceğimiz bir bağ arıyoruz.
Belki de bu yüzden...
Bağlanma konusu bizi bu kadar derinden etkiliyor.
Çünkü çocukken kurduğumuz o ilk bağlar büyüdüğümüzde ilişkilerimizi düşündüğümüzden çok daha fazla etkiliyor dedik dostlarım.
Gelelim şimdi bu bağlanma stillerinin yetişkinlikte ilişkilerimizi nasıl etkilediğine, işte nasıl şekillendirdiğine.
Bu arada bu konuşmalar size iyi geliyorsa, beni hangi platformdan dinliyorsanız bölümlerden haberdar olmak için takip etmeyi unutmayın.
Hatta yanında bir zil butonu var.
Ona da tıklarsanız yeni bölüm yayınlandığında ding bildirim gelir size.
Sosyal medyada ise düşünmeye devam ediyoruz.
Şimdi yetişkinliğe etkilerinden bahsedelim dostlarım.
Öncelikle güvenli bağlanmadan başlayalım.
Güvenli bağlanan insanlar ilişkilerde genelde daha rahat hissediyorlar.
Sevildiklerine inanmakta çok zorlanmıyorlar.
Sürekli terk edilecekleri korkusuyla yaşamıyorlar.
Mesela bir mesaj geç geldiğinde hemen işte kesin artık beni sevmiyor gibi şeyler düşünmüyorlar.
Çünkü içlerinde daha sağlam bir güven duygusu oluyor.
Tabii ki onların da problemleri oluyor ama ilişkiler onlar için sürekli diken üstünde yürümek gibi bir şey olmuyor.
Sağlıklı ilişkiler kuruyorlar yani.
Gelelim kaygılı bağlanmaya.
Kaygılı bağlanan insanlar ise ilişkilerde daha yoğun bir terk edilme korkusu yaşayabiliyorlarmış.
Mesela karşı taraf biraz mesafe koyduğunda hemen kafalarında senaryolar kuruyorlar.
Acaba benden soğudu mu?
Bir hata mı yaptım? Acaba benden sıkıldı mı?
Gibi senaryolar çok kafada kuruyorlar yani.
Yani bu düşünceler zihnini çok meşgul ediyor.
Ya da işte kendini olması gerekenden çok daha fazla açıklama ihtiyacı hissediyor.
İşte ona ihtiyacı hissediyorlar.
Ve çoğu zaman sürekli karşı tarafın sevgisinden emin olmak istiyorlar arkadaşlar.
Çünkü çocuklukta o güven duygusu tam olarak oturmamış değil.
Hani işte ilişkide de sürekli bir kaybetme korkusu hissedebiliyorlar.
Mesela şöyle birini düşünün.
Zaten kaygı seviyesi yüksek.
Anksiyeteye yatkın biri olsun bu insan.
Ve bir de üstüne bir var bir yok ilişkiler yaşadığı insanlar olsun mesela.
Karşısındaki insan bir gün çok ilgili davranıyor, ertesi gün ortadan kayboluyor.
Bir gün sevgisini çok yoğun hissettiriyor, böyle adeta seni bulutların üstündeymişsin gibi hissettiriyor.
Sonra bir anda mesafe koyuyor, tak yere çakılıyorsun.
Şimdi zaten zihni kaygıya yatkın olan bir insan için bu ilişki biçimi ne yapar?
Kaygı daha da yükseltir değil mi?
Çünkü belirsizlik kaygıyı besleyen en büyük şeylerden biri.
O yüzden bazı insanların ihtiyacı sürekli adrenalinin yükseldiği ilişkiler değil aslında.
Yanında kendini güvende hissedebileceği ilişkiler.
Bakın bazen huzuru sıkıcılıkla karıştırıyoruz ama aslında sağlıklı sevgi çoğu zaman insanın sinir sistemini sakinleştiren bir şeydir.
Bu arada doğru insanı bulmak bölümünde bunun üzerine çok detaylı konuştuk orada.
O yüzden burada çok girmeyeceğim o konuya hani konuyu dağıtmak istemiyorum.
Bir diğeri de kaçıngan bağlanma arkadaşlar.
Kaçıngan bağlanan insanlar ise ilişkilerde böyle yakınlaşınca bunalmış hissedebiliyorlar.
Birisi onlara böyle çok yaklaşınca istemsizce geri çekilebiliyorlar.
Mesela duygularını açmakta zorlanabiliyorlar.
İşte birine ihtiyaç duyduklarını kabul etmekte zorlanabiliyorlar.
Dışarıdan çok güçlü ve bağımsız görünebiliyorlar belki.
Ama aslında yakınlık kurmak onlar için kolay olmadığı için.
Çünkü çocukken Duygusal ihtiyaçların çok karşılık bulmadığı bir ortamda büyümüş oluyor dedik ya.
Mesela çiftlerden birini düşünün.
Bir tartışma yaşanıyor ve taraflardan biri bir anda iletişimi tamamen koparıyor.
İşte içine kapanıyor, konuşmak istemiyor, uzaklaşıyor.
Hatta bazen fiziksel olarak bile ortamdan çıkmak istiyor.
İşte bu durum bazen kaçıngan bağlamayla ilişkili olabiliyormuş.
Çünkü bazı insanlar için çatışma ve yoğun duygular çok bunaltıcı hissedebiliyor.
Şimdi bir de böyle bir şey var.
Her içine kapanan insan kesin kaçıngan bağlanıyordur da diyemeyiz.
Onu da bir söyleyeyim yani.
Çünkü bazen insanlar sadece öfkelendiği için susabilir.
Bazen düşünmek için alanı isteyebilir.
Ama sürekli tekrar eden bir örüntü halindeyse kaçıngan bağlanmayla ilişkili olabilir deniliyor.
Ki mesela ben de direkt bir tartışma çıktığını anladığıma genelde kendimi kontrol etmek için ya da işte Karşımdaki insanı kırmamak için direkt böyle kabuğuma çekilirim, yalnız kalırım.
Bu onları sevmediğimden, işte karşımdaki insanı önemsemediğim anlamına gelmez hiçbir zaman.
Aksine sevdiğim için kırmamaya çalışmak istememden kaynaklıdır bu.
Bazen aslında bunun da cezasını çekiyorum biliyor musunuz?
Mesela böyle konuşmam gereken yerlerde böyle susuyorum, böyle bir kal geliyor.
Sonra ne oluyor? Akşam yatınca bazen düşünüyorum ya ben işte ona neden o cevabı vermedim ya da işte neden sınırımı net bir şekilde çizemedim.
Yani bunlar sonra insanın böyle kafasında dönüyor.
Eminim siz de yaşıyorsunuzdur.
Neyse ya bu konuyu başka bir bölümde konuşuruz.
Çok bu konuyu dediğim gibi dağıtmak istemiyorum.
Ve gelelim korkulu yani düzensiz bağlanmaya arkadaşlar.
Korkulu bağlanmada ise kişi hem yakın olmak istiyor hem de yakınlıktan korkuyor demiştik değil mi?
Yani ilişkide aynı anda iki zıt duygu yaşayabiliyor.
Mesela bir gün çok yoğun şekilde böyle bağlanıyormuş gibi.
Ertesi günde böyle hiçbir şey olmamış gibi uzaklaşabiliyor.
Çünkü içinde hem şu var beni bırakma korkusu hem de yakınlaşırsam zarar görebilirim korkusu.
O yüzden bu bağlanma biçimi genelde kişinin içinde en fazla çatışma yaşadığı bağlanma türlerinden biri.
Bu bağlanma biçimlerin hepsinin temelinde aynı ihtiyaç var aslında arkadaşlar.
Sevilmek. Ama herkes sevgiyi aynı şekilde öğrenmiyor ki işte.
Bütün bunlardan sonra sorulması gereken en önemli sorulardan biri de bence şu bu arada.
İnsan neden hep aynı ilişki döngüsüne girer?
Mesela bazı insanlar sürekli mesafeli insanlara çekiliyor.
Bazıları sürekli terk edilme korkusu yaşadığı ilişkilerin içinde buluyor kendini.
Bazıları ise ne kadar yorulsa da aynı ilişki tipine geri dönüyor.
Hani o bir türlü kopulamayan o toksik ilişki var ya bildiniz mi?
İşte genelde taraflar bazen bunun bir şanssızlık olduğunu düşünüyor.
Ama psikoloji bize şunu söylüyor arkadaşlar.
İnsan zihni... tanıdık olana yönelmeye meyillidir.
Sağlıklı olduğu için değil, tanıdık olduğu için.
Bakın burası çok ömerli.
Yani çocukken öğrendiğimiz sevgi biçimi neyse, zihnimiz bazen yetişkinlikte de ona benzeyen ilişkileri normal gibi algılayabiliyor.
Çünkü bunu tanıyor, bunu biliyor.
Acaba insan çocukken çözemediği duyguyu büyüdüğünde başka insanlarda mı çözmeye çalışıyor?
Hani böyle bir şey olabilir mi sizce?
Bazen bunu düşünüyorum yani.
Bu arada biliyorum şimdi kendi ilişkinizi düşündünüz değil mi?
İçinizden tahminlerde bulundunuz.
Evet ya benim eşim galiba kaygılı bağlanıyor.
İşte erkek arkadaşım biraz kaçıngan olabilir.
Ya da kız arkadaşım korkulu bağlanıyor olabilir.
Peki biz ne yapacağız diyorsunuz değil mi?
Öncelikle yapılabilecek en önemli şeylerden biri şu arkadaşlar.
Karşımızdaki insanın neye ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışmak.
Mesela kaygılı bağlanan biri için belirsizlik çok zorlayıcı olabilir demiştik ya.
O yüzden sürekli bir var bir yok gibi davranmak, ortadan kaybolmak ya da iletişimi tamamen kesmek onun kaygısını daha da yükseltebilir.
Mesela mesaja geç cevap verdiniz.
Bunu güzelce açıklayın.
Hani şu şu şu sebepten dolayı yazamadım, arayamadım.
Yani onun içindeki şüpheyi giderin.
Mesela böyle insanlara karşı daha şeffaf, daha tutarlı olun.
Ki bence aslında insan ilişkilerinin tamamı böyle olmalı ama neyse.
Ya da işte kaçıngan bağlanan biri için tam tersi şekilde aşırı baskı hissetmek bunaltıcı olabilir.
Sürekli üstüne gitmek yerine biraz alan tanımak.
Bazen daha sağlıklı olabilir.
Korkulu bağlanmada ise hem güvenmek...
Güvenmek ne ya?
Güven vermek. Pardon.
Korkulu bağlanmada ise hem güven vermek...
Hem de tutarlı olmak çok önemli oluyormuş arkadaşlar.
Çünkü kişi zaten içinde yoğun bir yakınlık, aynı zamanda korku, çatışması yaşıyor ya.
Mesela bir söz verdiğinizde tutun ya da tutamayacağınız sözler vermeyin.
Yani bunu tabii sadece bu korkulu bağlanan türleri değil, herkese böyle olun da.
Ama burada bir de en önemli nokta şu arkadaşlar.
Bu demek değildir ki her şeyi töleredin, tek taraflı bir şekilde sürekli anlamaya çalışan siz olun.
Hiçbir ilişki tek taraflı, sağlıklı yürümüyor ki.
Yani ne arkadaşlık, ne evlilik, ne işte flört.
Yani bunların hiçbiri tek taraflı yürümüyor.
Yani bir noktadan sonra insan yoruluyor.
Yani siz ne kadar anlayışlı olursanız olun kişi kendi farkındalığını geliştirmeden bazı döngüler sürekli tekrar ediyor.
O yüzden sağlıklı iletişim, tutarlılık, açık konuşabilmek ve gerektiğinde destek almak çok çok önemli arkadaşlar.
Şimdi bir de şey diyorsunuz değil mi?
Ne yani şimdi büyüdük, her şey oldu, bitti, gitti, büyüdük.
Yani bunun bir geri dönüşü yok mu?
Yani bağlanma stilimiz değişemez mi diyorsunuz değil mi?
Evet değişebilir olduğunu söylüyorlar.
Çünkü bağlanma stilleri kader değildir arkadaşlar.
Bunlar daha çok çocuklukta öğrenilmiş ilişki kalıpları.
Aslında birçok şeyi çocuklukta öğreniyoruz.
Bunun üzerinde de ayrıca bir bölüm çekeceğim.
Ve evet her zaman söylediğim gibi kilit nokta farkındalık.
Fark etmediği şeyi değiştirmekte çok zorlanır.
Ama kendini tanımaya başladığında, kendi ilişki örüntülerini görmeye başladığında daha sağlıklı ilişkiler deneyimledikçe bu bağlanma biçimleri zamanla değişebilirmiş.
Mesela kaygılı bağlanan biri zamanla güvenli bağ kurmayı öğrenebilir ya da kaçıngan bağlanan biri duygularını ifade etmeyi yavaş yavaş geliştirebilir.
Tabii bu hemen bir günde olmuyor tabii ki.
Çünkü insanın yıllarca öğrendiği bir ilişki dilini değiştirmesi kolay değil ama değişim mümkün.
Ve arkadaşlar sona gelirken insan geçmişinden etkilenebilir evet.
Ama geçmişinin mahkum olmak zorunda değildir.
Umarım bu bölüm size biraz olsun kendinizi, özellikle kendinizi ve ilişkilerinizi düşünme fırsatı vermiştir arkadaşlar.
Eğer bu konuşmalar size iyi geliyorsa.
Apple Podcast'te yorum yapma özelliği var.
Oradan yorum yapabilirsiniz.
Hatta eleştirdiğiniz, katılmadığınız şeyleri de belirtebilirsiniz.
Hani hep böyle destekleyici, olumlu mesajlar beklemiyorum tabii ki.
Beni hangi platformdan dinliyorsanız takip etmeyi ve yanındaki zil butonuna basmayı da unutmayın.
Sosyal medyada ise düşünmeye devam ediyoruz dostlarım.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
