
Ruhun Mola Yerleri (Kimlerin Yanında Dinleniyoruz)
10 Mart 2026 · 15 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Zamansız Düşünceler’in bu haftaki bölümünde “Ruhun Mola Yerleri (Kimlerin Yanında Dinleniyoruz)” üzerine konuştuk 🎙️ İyi dinlemeler 🎧
zamansizdusuncelerpodcast@gmail.com
Transkript
Zamansız Düşünceler'e hoş geldin, ben Gozi.
Geçen bölümde biraz kendimize dönmekten bahsetmiştik.
Durmaktan, fark etmekten, kendi tabağımıza bakmaktan.
Bu bölümde ise bizi biz yapan ya da bizim kendimiz olmamıza engel olan etraftan, yani çevremizden bahsetmek istiyorum.
Öncelikle şunu sormak istiyorum arkadaşlar.
Kimlerle vakit geçiriyoruz, kimlerle konuşuyoruz?
Kimlerin yanında kendimiz gibi hissediyoruz?
Yazar Jim Rohn'un çok güzel bir sözü var.
Beynimiz etrafındaki diğer beyinler ile etkileşimde olmayı çok sever.
Ve enerji olarak da çevremizdeki beş kişinin ortalamasıyız.
Çünkü sosyal bir varlık olan bizler sadece kendimizde değil çevremizde de yaşıyoruz.
Bu yüzden şu kısacık ömrümüzde bize iyi gelen insanlarla, bizi gerçekten yükselten insanlarla vakit geçirmek, Etrafımızı böyle insanlarla çevrelemek çok ama çok önemli.
Bazen birinin bize iyi gelip gelmediğini bir ilişki üzerinden düşünmek zor geliyor.
Çünkü iyi gelmek çok soyut bir şey gibi.
Ama aslında hayat bununla ilgili bize çok küçük işaretler veriyor.
Mesela şöyle bir durum düşünelim.
Haftada birkaç gün aynı masaya oturuyorsun.
Aynı insanlar, aynı sohbetler, aynı ortam.
Dışarıdan bakınca her şey normal.
Gülüyorsun, konuşuyorsun, zaman geçiriyorsun.
Ama her seferinde masadan biraz daha yorgun kalkıyorsun.
Rahatlamış gibi değil de yorulmuş gibi.
Ama bu yorgunluk fiziksel bir yorgunluk değil.
Daha çok içten ruhsal bir yorgunluk, bir sıkışmışlık hissi şeklinde.
Eve gittiğinde konuşulanları kafanda tekrar ediyorsun.
Bunu mu demeliydim? Yanlış mı anlaşıldım?
Keşke şunu dese miydim ya da demese miydim gibi sorular zihnini, ruhunu meşgul ediyor.
Sonra bir gün başka bir masaya oturuyorsun.
İnsanlar farklı, ortam farklı ama sen yine aynı sensin.
Bu sefer eve gittiğinde hiçbir şeyi tekrar etmiyorsun kafanda.
Ne söylediğini hatırlamıyorsun bile.
Ruhsal olarak seni rahatsız eden hiçbir şey yok.
Çünkü kendini korumak zorunda kalmamışsın.
Eve geldiğinde daha bir rahatlamış.
Daha bir deşarj olmuş hissediyorsun kendini.
Ve işte o an fark ediyorsun.
Sorun masada değilmiş.
Sorun orada kimlerle olduğummuş.
Bu arada bu konuşmalar sana iyi geliyorsa, zamansız düşünceleri Spotify'da takip edebilirsin.
Sosyal medyada ise düşünmeye devam ediyoruz.
Bence insanın insana iyi gelmesi tam olarak burada başlıyor.
İyi gelmek seni sürekli motive eden, sürekli yükselten bir şey olmak zorunda da değil.
Bazen sadece yanında kendini toparlamak zorunda kalmadığın bir hal, kendini açıklamadığın, savunmadığın, ölçüp tartmadığın bir hal.
Ama bunu fark etmek kolay değil tabii.
Çünkü biz çoğu zaman bir ilişkinin ya da bir arkadaşlığın iyi olup olmadığını alışkanlıkla karıştırıyoruz.
Kendimizce zaten yıllardır hayatımda, beni en başından beri tanıyor, şimdi buna mı takılacağım gibi cümleler dönüp duruyor kafamızda.
Bu cümleleri çok kuruyoruz değil mi?
Ama birinin uzun zamandır hayatımızda olması bize iyi geldiği anlamına gelmeyebilir.
Daha çok alışkanlıktan, bu alışkanlıklarımızı devam ettirme isteğimizden.
Bu çok zor bir kabul, evet.
Çünkü insan bir tarafta sadece insanlara değil, geçmişe de sadık kalmak istiyor.
Sanki o arkadaşlığı, o ilişkiyi bitirdiğinde geçmişini de silecekmişsin gibi hissediyorsun.
Bir de bu işin suçluluk tarafı var.
Birine mesafe koymayı düşündüğünde hemen ardından şu geliyor.
Acaba ben bencillik mi ediyorum?
Çok mu hassasım? Herkes böyle şeyler yaşamıyor mu zaten?
Gibi ikilemler yaşıyoruz.
Ve çoğu zaman bu ikilemler yüzünden hiçbir şey yapamıyoruz.
Öyle yerimizde saymaya devam ediyoruz.
İdare ediyoruz. Ama idare etmek insanı fark etmeden çok fazla yoran bir şey.
Şunu net anladım ki Herkes hayatımızda kalmak zorunda değil.
Bu birini silmek demek değil, kötülemek demek de değil.
Bence şunu kabul etmek demek.
Burada bir uyum yok ve uyumun olmadığı yerde insan kendini zorlayarak kalıyor.
Sana dayatılan şekle girmek zorunda kaldığını hissediyorsun.
Bu arada asıl soru şu da değil.
Bu insan kötü mü?
Mesele burada iyilik kötülük değil ki.
İki iyi insan kötü bir arkadaşlık edebilir.
Ya da iki iyi insan kötü bir evlilik de yapabilir.
Yani burada bahsettiğim iyilik kötülük kavramı zarar vermekten ziyade yarar da sağlamıyor olmak.
Burada mesele birbirimizle ne kadar uyum içinde bu ilişkiyi sürdürdüğümüz, alma verme dengesinin ne kadar sağlıklı olduğu.
Asıl soru ben bu insanın yanında kim oluyorum?
Daha gergin biri mi?
Daha suskun biri mi?
Sürekli kendini anlatan biri mi?
Yoksa daha sade, daha rahat biri mi?
Bu soru çok şey söylüyor aslında.
Gündelik hayat içerisinde hepimizin mutlaka koşuşturduğu, kafa yorduğu, yorulduğu birçok şey var.
Ve bu hengamenin içerisinde bir de vakit geçirdiğimiz insanların bizi yorması ya da bizim buna isteyerek ya da istemeyerek izin vermemiz bence kendimize yaptığımız büyük bir haksızlık.
İnsan insanın yurdu olmalı değil mi?
Bir de şunu fark ediyorum.
Bazen bizi yoran insanlar bizi bilerek yormuyor.
Onların normal dinamiği bu.
Arkadaşlık, sevgi dili bu.
Ve biz sadece aynı dili konuşamayabiliyoruz.
Ortada net bir yanlış yok, net bir suç yok.
Ama his var. Ve bence his hafife alınacak bir şey değil.
Sana iyi gelen insanlarla çevrili olmak, hayatın hep kolay olması demek ya da tartışma olmayacak demek değil.
Anlaşmazlık olmayacak demek de değil.
Ama şunu fark ediyorsun.
Anlaşılmadığında bile kendini yanlış biri gibi hissetmiyorsun.
Çünkü karşındaki insanın seni yargılamadığını, iyi niyetinden şüphe etmediğini, seni doğru anlamak için çaba sarf ettiğini biliyorsun.
Bu bence çok kıymetli.
Bu zamanda kaç kişi haklı çıkmak yerine uzlaşma yolunu tercih etmek istiyor?
Bunu bir düşünelim. Bir de şöyle bir şey var arkadaşlar.
Bazen bir insan sana iyi gelmez.
Evet. Ama sen yine de onu seversin.
Bu mümkün tabii ki. Sana iyi geldiği zamanlardaki hissettirdiği güzel anıları seversin.
Ne bileyim çok komik bir anınızı hatırlayıp seversin.
Ancak sevgi her zaman uyum demek değil.
Bir de arkadaşlar kendimize şu soruyu sormayı çok sevmiyoruz sanırsam.
Ben bu ilişkide neden kalıyorum?
Çünkü cevaplar çok tanıdık.
Yalnız kalmamak, kırmamak, herkese yetişmek, herkesi memnun etmek.
Bunlar kulağa iyi geliyor olabilir ama bedelini biz ödüyoruz.
Bu uzun vadede insanı kendinden uzaklaştırıyor.
Sana iyi gelen insanlarla çevrili olmak bir lüks değil.
Bence ihtiyaç.
Ama bu ihtiyaç ancak kendini tanıdıkça netleşen bir ihtiyaç.
Geçenlerde Ayşe Kulin'in konuk olduğu çok güzel bir programa denk geldim.
Ayşe Kulin orada en büyük pişmanlığının, daha doğrusu hayattaki en büyük keşkesinin çok küçük yaşta evlenmek olduğunu ve bunu da kendisini henüz tanımadan yaptığı için
kendisine uygun olmadığından söz ediyordu.
Bu arada buna ben de katılıyorum.
Yani insan kendini tanıdıkça neyi taşıyıp neyi taşıyamadığını, neyin kendisine iyi gelip gelmediğini ve nelerden hoşlanmadığını dahi anlıyor.
5 sene önceki sen ile şimdiki sen acaba hala aynı şeyleri yapmaktan keyif alabiliyor mu?
Bunu bir sormak lazım kendimize.
Eğer cevap hayırsa yani sen değiştiysen maalesef ki bu değişim herkesi mutlu etmiyor.
Seni anlamayanlar sen artık eskisi gibi değilsin, çok değiştin şeklinde serzenişlerde bulunarak sende bir suçluluk duygusu hissetmene sebep olabiliyorlar.
Bu kimi zaman anlık olarak bizde acaba doğru söylüyor olabilirler mi?
ben gerçekten eskisi kadar iyi bir insan değil miyim?
şeklinde bir ikileme sebep olabiliyor.
Bu da çok insani bir durum.
Ancak yolumuzdan ve kendimizden emin olduğumuz müddetçe bu sorgulamalara rağmen ilerlemek bence mümkün.
Hatta belki de gerçek olgunluk tam olarak burada başlıyor.
Herkesi memnun etmeye çalışmadan kendi iç sesini duyacak kadar cesur olabilmekte.
Bunu da kabul etmek gerekiyor bence.
Bu konuyu daha da pekiştirmek için şöyle bir örnek vermek istiyorum.
Mesela yıllardır tanıdığınız, dostum, arkadaşım dediğiniz bir kişi var.
Ve siz fark ediyorsunuz ki yıllara dayanan bu arkadaşlıkta sen aslında hep dert dinleyen, hep başkasını rahatlatmaya çalışan, dinlenen değil de dinleyen tarafta olan
kişiymişsin. Ve sen artık bu dengede olmayan, yani alma verme dengesini kaybeden bu ilişkiyi fark edip kendine yönelerek dur bir dakika diyerek o kişiden Biraz uzaklaşmaya
çalıştığında az önce söylediğim gibi direkt sana sanki sen o eski iyi sen değilmişsin mesajı verircesine sen çok değiştin şeklinde söyleme maruz kalıyoruz.
Neden? Çünkü artık sen birisinin amiyane tabirle söyleyeceğim.
Dert torbası, çöplüğü, belki de yalnız kaldığında sığınacak limanı olmak yerine kendi ihtiyaçlarının, hislerinin önemsendiği, alma verme dengesinin sağlıklı olduğu.
hayatını daha da kolaylaştıracak ya da zor bir günü daha çekilebilir kılacak insanlarla, ilişkilerle vakit geçirmeyi seçtiğin için.
E tabii ki hal böyle olunca bazı insanların bundan rahatsızlık duymaları da onların tarafından normal değil mi?
Hani bir de derler ya önceliğim, önceliği olduğum insanlar.
Ne kadar doğru bir söz ya.
Bu arada arkadaşlık, dostluk dediğimiz şey tabii ki yalnızca hep iyi günde birbirimizin yanında olacağız.
Asla dert tasa dinlemeyeceğiz.
Hep güllük gülistanlık zamanlarda birlikte olacağız.
İşte insanlar el ele tutuşsa, birlik olsa, uzansak sonsuza şeklinde demek istemediğimi eminim anlıyorsunuz.
Benim demek istediğim şey hani hep onlar mağdurdur, hep onlar haksızlığa uğramıştır.
Hiç onlar kıran, üzen taraf değillerdir.
İşte bu tiplerden bahsediyorum.
Ömür törpülerinden.
Neyse bu arada bu konuyla ilgili ayrı bir bölüm çekeceğim.
O yüzden çok da konuyu dağıtmak istemiyorum.
Devam edelim. Mesela bir de bu konuya evlilik üzerinden bakmak istiyorum.
Çünkü evlilik gerçekten insanın hayatını baştan başa değiştiren bir şey.
Mesela aşık oluyorsunuz, sevdiğiniz, sevildiğiniz bir evlilik yapıyorsunuz ya da yapmak üzeresiniz.
Bu kişi nasıl biriyse sizin bundan sonraki süreçte yaşayacağınız mutluluklar, üzüntüler, sevinçler, zorluklar bunların hepsi onun üzerine kurulu olacak.
Eğer bu kişi sizin olduğunuzdan daha iyi bir insan olmanıza vesile oluyorsa bu gerçekten çok değerli bir şey.
Çünkü iyi gelen bir insan bizi sürekli değiştirmeye çalışan değil, biz kendimiz olmak isterken yanımızda durabilen kişidir.
Evlilikte mesele iki kusursuz insanın bir araya gelmesi değildir zaten.
Ama bazı ilişkiler vardır.
İnsanın içindeki sesi kısar, sürekli kendini savunur halde bulursun.
Daha az konuşur, daha az hisseder, daha az sen olursun.
Bazı ilişkiler de vardır.
İnsan orada gelişir, daha sabırlı olur, daha merhametli olur.
Bazen de sırf karşısındaki insan sayesinde kendine biraz daha yaklaşır.
İşte bize iyi gelen insan dediğimiz şey evlilikte tam olarak burada başlıyor.
Sana kim olduğun için alan açan biriyle mi yürüyorsun yoksa kim olmadığını ispatlamak zorunda kaldığın biriyle mi?
Bu ayrımı yapıyor olabilmek gerçekten önemli.
Bu arada bunun üzerine Seneca'nın çok güzel bir yaklaşımı var.
Seneca insanın hayatındaki en önemli şeylerden birinin eşlik olduğunu söyler.
Yani kiminle yürüdüğün.
Çünkü yanlış bir eşlik insanı yorar, dengesini bozar, ölçüsünü kaçırır, kendisine olan mesafesini açar.
Doğru bir eşlik ise insanı sakinleştirir, daha az savunmaya.
daha çok anlamaya davet eder diye söyler.
Gerçekten imza, kaşe mühür yani.
Bana sorarsanız benim tüm ilişkiler için esas aldığım basit bir ölçüt var arkadaşlar.
Her iki tarafın da birbirinin maddi manevi gelişimine, ilerleyişine, değişimine destek verdiği ilişki bence kaliteli ilişkidir.
Mesela sen eşine benim şöyle bir hayalim var, şöyle bir şey yapmak istiyorum diyorsun.
Bir tarafta yok ya bence yapamazsın, ne gerek var şimdi, durduk yere nereden çıkardın şeklinde yaklaşan, diğer tarafta da senin bunu neden istediğini merak eden, seni
anlamaya çalışan ve elinden geldiğince sana destek olmaya çalışan birisi var.
Şimdi sizce hangisiyle hayatı daha çekilir yaşarsınız, daha umut dolu yaşarsınız?
Eminim hepiniz ikinci söylediğimi tercih edersiniz değil mi?
Bir de bazen zaman zaman etrafta duyuyorum, izliyorum.
Ben onu değiştiririm şeklinde şeyler söylüyor bazıları.
Bence sakın bir insanı değiştirebilirim diye çıkmayın yola.
Ben bu insana katlanabilir miyim diye düşünün.
Çünkü insanlar değişmiyor.
Hele belli bir yaşa erişmişse temel olan şeyler hiç değişmiyor.
Onun yerine olmuş olanla bu hayatı yaşayın bence.
Bırakın öyleleri hayatımıza eşlik etsin.
Öylelerinin hayatına eşlik edelim.
O yüzden arkadaşlar bizim hayatımıza eşlik edecek insanı seçeceğimiz zaman...
Gerçekten de bize iyi gelen insanı seçmemiz bizim için çok önemli.
Ve arkadaşlar sona gelirken.
Belki bugün hayatımızdaki insanlara bakıp hemen kararlar vermeyeceğiz.
Kimseye hayatımızdan çıkarmayacağız.
Kimseyle hesaplaşmayacağız.
Ama belki şunu fark edebiliriz.
Kimlerin yanında kendimiz gibi hissediyoruz.
Kimlerin yanında sürekli kendimizi anlatıyoruz, ayarlıyoruz.
Bu fark çok şeyin başlangıcı olabilir.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Zamansız Düşünceler'i sosyal medyadan takip etmek isterseniz açıklamalar kısmındaki linkten ulaşabilirsiniz.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
