
Zamansız Düşünceler’in bu haftaki bölümünde “Nesimi (Sözünden Vazgeçmeyenler)” üzerine konuştuk 🎙️ İyi dinlemeler 🎧
zamansizdusuncelerpodcast@gmail.com
Transkript
Zamansız Düşünceler'e hoş geldin, ben Gozi.
Bazen tarihte bazı insanlar vardır.
Onlar sadece yaşamazlar.
Bir düşünceyi, bir inancı, bir sözü temsil ederler.
Ve bazen bir insanın söylediği bir söz yüzyıllar boyunca unutulmaz.
Bugün size böyle bir insandan bahsetmek istiyorum.
Türk edebiyatının en çarpıcı, en kanlı, en asi figürlerinden birini konuşacağız.
Nesimi'yi. Belki adını duymuşsunuzdur birçoğunuz.
Belki de sadece derisi yüzülerek öldürülen şair olarak biliyorsunuzdur.
Evet yanlış duymadınız.
600 küsur yıl önce şiir yazdığı için, inandığı fikirleri yüksek sesle söylediği için canlı canlı derisi yüzülen bir adam.
Bu arada bu bölümü o kadar uzun zamandır bir heyecanla şevkle çekmek istiyordum ki anlatamam.
Çünkü beni çok derinden etkileyen bir hikaye ve şahsiyet kendisi.
Öncelikle çok kısa hayatından bahsetmek istiyorum.
Asıl adı Seyyid Ali İmadettin Nesimi veya yaygın adıyla Nesimi.
Kesin olmamakla birlikte 1369 civarında Şamahı'da yani Azerbaycan coğrafyasında doğduğu, 1417 yılında ise bugün Suriye toprakları içinde kalan Halep'te hayatını kaybettiği
kabul ediliyor. 14.
ve 15. yüzyılda yaşamış bir şair kendisi.
Şiirlerini yalnızca ana dili olan Azerbaycan Türkçesiyle değil, Aynı zamanda Farsça ve Arapça olarak da yazmış.
Çok gönlü bir edebiyatçı yani arkadaşlar.
Nesimi hakkında araştırma yaptığımda karşıma çok fazla detay çıkıyor.
Özellikle araştırmanızı tavsiye ediyorum.
Ama ben bugün onun hayatındaki bütün ayrıntıları değil, bize bıraktığı mesajı ve nasıl bir insan olduğunu anlatmak istiyorum.
Hazırsak şimdi gelin Nesimi'nin hikayesini konuşalım dostlarım.
15. yüzyılda Halep'te bir meydan düşünün.
Kalabalık toplanmış.
İnsanlar merakla, korkuyla, belki de öfkeyle bakıyor.
Ortada bir adam var.
Zincirlenmiş ama başı asla eğik değil.
Fikrinden dönmesi konusunda birçok kez uyarılıyor ancak o asla geri adım atmıyor.
Ve sonunda o talihsiz olay yaşanıyor ve Nesim'i idam ediliyor.
Yalnız burada idamdan kastım öyle bildiğimiz bir idam değil yani.
Derisi canlı canlı üzülüyor öyle bir idam yani.
Rivayete göre Nesimi'nin katline fetva veren devrim müftüsü, insanlık dışı vahşeti keyifle ve zevkle seyredenlere Nesimi'nin derisi yüzülürken akacak necis kanın, necis neydi?
İslam fıkhında dinen, temiz kabul edilmeyen, hükmen, kirli sayılan şey demek.
Yani sadece fiziksel anlamdaki kir değil, ibadet açısından da temiz sayılmayan maddeler için kullanılan bir terim bu necis.
Devam edelim, ne diyordu müftü?
Nesimi'nin derisi yüzülürken akacak necis kanın, herhangi bir uzva değmesi halinde şer'an yani şeriat hükümlerine göre o uzvun kesilmesi lazım gelir şeklinde bir
fetva veriyor. Ancak bilin bakalım kan kime sıçrıyor?
Evet bildiniz müftünün kendi parmağına sıçrıyor.
Ve ahaliden bir kısmı müftünün kendi fetvasına uygun olarak hocam parmağınızı kesecek misiniz der.
Ancak müftü vermiş olduğu fetvadan hemen dönüş yapar.
Ve kendi can ve bedenine dokunduğunda necis kanın değdiği uzuvu yıkarsanız temizlenmiş sayılır der ve ani bir U dönüşüyle tevil yolunu seçer ve parmağını yıkar.
Kendince güya şeriatın hükmünü yerine getirmiş olur.
Yani tevilden kasıt fetvayı doğrudan görünen anlamıyla değil de yorum yoluyla anlamlandırma yöntemi.
Bunu gören Nesimi ise şöyle der.
Aşık canını verir.
Zahid parmağını veremez.
Zahid ne? Zahid şu arkadaşlar.
İslam düşüncesine göre dünya nimetlerine aşırı bağlanmayan, sade yaşayan, ibadete ve ahlaka önem veren kişi demek.
Yani aslında burada nesimi Zahid derken kinaye yapıyor.
Gerçekten Zahid olduğunu söylemiyor o müftünün.
Bu arada derisi yüzülen nesiminin bedeninin ibret olması için 7 gün boyunca teşhir edildiği rivayet ediliyor.
Hatta bir de bu derisi yüzdürürken o kadar kan akıyor ki teni sararıyor.
Etrafındakiler niye sarardın diye sorunca Nesim'in cevabı efsane bakın.
Ben aşk fecrinden doğan aşıklık güneşiyim.
Güneş batarken sararır.
Yani şunu demek istiyor.
Ben aşkın ışığıyla doğmuş bir varlığım.
Bedenim zayıflasa, hayatım sona yaklaşsa bile bu güneşin batarken sararması gibidir.
Işığın kaynağı kaybolmaz.
Bu arada rivayet odur ki Nesimi'nin uzuvları kesilip Dulkadir oğullarına, Karayülük Osman'a falan gönderiliyor ki ibret olsun.
Ama tabii rivayetler burada bitmiyor.
Halk arasında yayılan bir menkıbe şu.
Nesimi'nin derisi yüzüldükten sonra o postu omzuna atıyor ve Halep'in yedi kapısından birden çıkıp gidiyor.
Yani bedeni parçalansa da ruhu hala direniyor.
Bu olay o kadar büyük yankı uyandırıyor ki.
Nesiminin temsilcisi olduğu akım Anadolu'ya, Türkmen obalarına, Alevi Bektaşı geleneğine kadar sıçrıyor.
Nesiminin şiirleri gizli gizli okunuyor, ezberleniyor.
Fuzul'den Hatay'a yani Şah İsmail'e kadar birçok şair onun etkisinde kalıyor.
Peki sizce bir şair yalnızca sözleri yüzünden neden böyle bir sona götürülür?
Gelin şimdi Nesimi'nin katline fetva verilmesine sebep olan o şey neydi onu konuşalım.
Bu arada bu konuşmalar sana iyi geliyorsa, zamansız düşünceleri Spotify'da takip edebilirsin, sosyal medyada ise düşünmeye devam ediyoruz.
Nesimi'yi idama götüren şeyi anlamak için önce onun temsilcisi olduğu düşünceye bakmak gerekiyor.
Yani hurufiliğe.
Nedir bu hurufilik?
Fazlullah Hurufi diye bir adam var.
14. yüzyıl sonlarında ortaya çıkıyor.
Hurufilik diye bir akım kuruyor.
Temel fikir çok basit ama biraz farklı.
Kur'an'ın ilk inen harfleri yani elif, lam, mim gibi harfler Allah'ın zatını temsil eder ve bu harfler sadece kitaplarda değil insan yüzünde de görünür.
Yani insan Allah'ın en mükemmel aynasıdır diyor.
Göz iki nokta, kaşlar iki harf, burun elif.
Bütün yüz ilahi bir yazı gibi okunur der kendileri.
Ve bu fikir aslında şunu söyler.
Hakikat uzaklarda değil, insanın kendisindedir.
İşte Nesimi de bu düşüncenin en güçlü savunucularından biriydi.
Şiirlerinde bunu açık bir şekilde dile getiriyordu.
İnsanın içindeki hakikati Tanrı'ya olan yakınlığını anlatıyordu.
Ama her çağda olduğu gibi hakikati farklı bir dille söyleyenler, Bazen en büyük tepkiyi görür değil mi?
Bu düşünceler herkes için aynı anlam taşımıyordu tabii.
İnsanın Tanrı'nın aynası olduğunu söylemek, hakikatin insanın içinde olduğunu dile getirmek o dönemin bazı din alimleri için kabul edilebilir değildi.
Çünkü bu sözler yerleşmiş inanç düzeyini sarsan sözlerdi.
İnsanı yücelten her düşünce bazen otoriteyi rahatsız eder değil mi?
Nesimi ise geri adım atan biri değildi.
Şiirlerinde bu inancı açık açık söylemeye devam etti.
Sözünü saklamadı, yumuşatmadı, gizlemedi.
Ki o dönemde divan edebiyatındaki birçok şair aşkı, doğayı, güzelliği anlatırken nesimi insanın özünü, varlığını, anlamını anlatıyordu.
Bu yüzden şiirleri daha sert, daha iddialı ve daha cesurdu.
Onun için fikir sadece konuşulan bir şey değildi, yaşanan bir şeydi.
Bu yüzden sözünden dönmek onun için sadece bir fikir değiştirmek değildi.
Kendini inkar etmek anlamına gelirdi.
Nesimi savunduğu fikri sadece anlatmıyordu.
Onu yaşıyor ve şiirlerinde adeta haykırıyordu.
Onun dizelerinde insan küçük bir varlık değil, kainatla aynı anlamı taşıyan bir varlıktı.
Bunu en çarpıcı şekilde söylediği dizelerden biri belki de en etkileyicisi şu.
Ben bu cihana sığmazam.
Ne cihan bana sığar, kainatın sultanıyım ben.
Hak bende zuhur eyler.
Bu arada Sami Yusuf'un İstanbul konserinde bu eser o kadar mükemmel okunmuş ki, bunu ayrıca sosyal medyada paylaşacağım, oradan ulaşabilirsiniz.
Çok etkilendim.
Gerçekten anlaşılır kılmak için bu diziyi açıklamak istiyorum arkadaşlar.
Ben bu cihana sığmazam derken, buradaki anlam fiziksel bir büyüklük değil.
Nesimi şunu söylüyor.
İnsanın ruhu, anlamı, bilinci yalnızca görünen dünyayla sınırlı değil.
İnsan sadece etten kemikten ibaret bir varlık da değil.
Anlamı dünyadan daha geniştir diyor.
Ne cihan bana sığar derken ise dünya insanın içindeki anlamı, düşünceyi, hakikati bütünüyle kapsayamaz demek istiyor.
Yani insanın iç dünyası dış dünyadan daha geniştir.
Kainatın sultanıyım ben derken Bu ifade mecazdır.
Burada sultanlık güç ya da iktidar değil insanın varlık içindeki merkezi yerini anlatır.
Hurofilikte ve tasavvufta insan yaratılmışların en şuurlusu ve en anlamlısı kabul edilir.
Bu yüzden insan kainatı anlayabilen tek varlık olduğu için sultan olarak nitelendirilir.
Hak bende zuhur eyler derken zuhur etmek, görünmek, ortaya çıkmak demektir.
Nesimi burada Tanrı'nın insanın varlığında tecelli ettiğini yani insanın ilahi hakikatin bir aynası olduğunu söylüyor.
Veya başka bir beyitte.
Yani sevgilinin yüzünde ay gibi parlayan o yüzü gördüm tevhid harfleriyle yazılmış.
Tevhid ne demek derseniz en temel anlamıyla Allah'ın birliğine inanmak demek.
Bu şiirler o kadar coşkulu, o kadar cesur ki dinleyenlerde hem aşk ateşi yanıyor hem de korku salıyor.
Çünkü o dönemde böyle şeyler söylemek doğrudan Allah'ın zatı bendeki tecellisidir demek.
Hallacı Mansur'un Enel Hak demesi gibi ama Nesimi bunu yüzlerce beytle tekrarlıyor.
Enel Hak Arapça ben hakkım, haktan gayrı değilim demek bu arada.
Bu arada çok şaşırdığım ve sizlerin de şaşıracağınızı tahmin ettiğim bir şey söyleyeceğim.
Hani bir türkü var ya Selda Bağcan'dan dinlediğimiz diyor ya.
Evet bildiğiniz bu dizelerin
sahibi de Nesim'i.
Gördüğümde çok etkilenmiştim ve çok da sevdiğim bir türküdür.
Sosyal medyada da paylaşmıştım çok güzel bir kısmını.
Peki bugün Nesim'i bize ne anlatıyor sizce?
O sadece bir şair değil.
Düşünce özgürlüğünün, inancını yüksek sesle söylemenin bedelini en ağır şekilde ödeyen bir sembol.
600 yıl önce insan yüzünde tanrıyı görmek dediği için derisi yüzülen bir adam.
Bugün hala şiirleri okunuyor, hala tüylerimizi diken diken ediyor.
600 yıl önce derisi yüzülerek öldürülen bir şairin öyküsü bugün hala düşünce suçları, ifade özgürlüğü ihlalleri, dini mistik inançlar yüzünden verilen cezalar açısından bakınca
sanki dün yaşanmış gibi yan kılınıyor değil mi?
Günümüzde de benzer şekilde aslında bazı ülkelerde dini eleştiri veya sapkın addedilen mistik, ezoterik inançlar hala ağır cezalar getiriyor.
Mesela İran'da veya Suudi Arabistan gibi yerlerde dinden dönme yani irtidat veya dine hakaret suçlamalarıyla idam, kırbaç, uzun hapisler veriliyor.
2020'lerde bile birkaç düzine insan bu yüzden idam edildi veya infaz edildi.
Daha hafif versiyonunu söyleyeyim.
Sosyal medyada bir tweet, bir şiir, ne bileyim bir şarkı sözü yüzünden dine hakaretten dava açılıyor.
Hapis yatanlar var hatta.
Türkiye'de de son yıllarda halkın dini değerlerini aşağılama, suçlamasıyla açılan davalar binleri buluyor.
Nesiminin şiirleri bugün sosyal medyada paylaşılsa muhtemelen aynı maddeden soruşturma açılırdı.
Ya da mesela hatırlayın, fetva veren müftü parmağını kesmiyordu değil mi?
Yani fetva sadece ötekine uygulanıyordu.
Bugünümüzün en çarpıcı ironilerinden biriyle birebir örtüşüyor bence.
Bugün birçok otoriter rejimde veya aşırı dini gruplarda Kural benim için değil, senin için.
Mesela bazı ülkelerde az önce dediğim gibi dine hakaret yasaları var ama o yasaları koyanlar kendi yolsuzluklarını, zulümlerini eleştirenlere aynı yasayı uygulamıyor.
Sosyal medyada linç kültürü birini kafir, zındık ilan edip linç edenler, ertesi gün kendi paylaştıkları şeyi yüzünden aynı muameleyi görünce sus pus oluyorlar.
Nesiminin kan damlası gibi.
Adalet sadece rakibe sıçrıyor maalesef arkadaşlar.
Günümüzde fiziksel deriyi yüzmek nadir ama hala bazı yerlerde işkence var.
Onun yerine gelenler dijital linç, karalama, bir şair, yazar, aktivist, sapkın fikir ilan edilerek hesapları kapatılıyor.
İşinden atılıyor, ailesiyle tehdit ediliyor.
Nesiminin cesedinin 7 gün teşhir edilmesi gibi...
Bugün de İptal kültürünün en sert hali veya devlet destekli trol orduları teşhir yapıyor.
Sonuç olarak arkadaşlar Nesimi 1417'de derisi yüzülerek susturulmak istendi ama susturulamadı.
Bugün hala bazı yerlerde aynı şey deneniyor.
Sadece yöntem değişti.
Kırbaç yerine trol, teşhir yerine hashtag, idam yerine sosyal ölüm.
Ama sonuç aynı.
O söz. O fikir, o asi ruh hala yaşıyor.
Ve arkadaşlar sona gelirken.
Belki de en büyük ders şu.
İnsan inandığı şey yüzünden kaybettiğini sanabilir.
Yalnız kalabilir, yanlış anlaşılabilir.
Ama bir insanı gerçekten var eden şey, sahip oldukları değil, inandığı, savunduğu şey uğruna vazgeçmedikleridir.
Nesiminin derisi yüzüldü ama sözleri yüzülmedi.
Bedeni sustu ama fikri susmadı.
Ve bugün biz hala onun dizelerini okuyorsak şunu kabul etmek gerekiyor.
Zaman bazen insanları yener ama hakikati asla.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Zamansız Düşünceler'i sosyal medyadan takip etmek isterseniz açıklamalar kısmındaki linkten ulaşabilirsiniz.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
