
Zamansız Düşünceler’in bu haftaki bölümünde “Konuşuyoruz Ama Anlaşamıyoruz ” üzerine konuştuk 🎙️ İyi dinlemeler 🎧
zamansizdusuncelerpodcast@gmail.com
Transkript
Herkese selam arkadaşlar, Zamansız Düşünceler'e hoş geldiniz.
Ben Gozi. Sizce hayatımızdaki birçok kırgınlığın sebebi gerçekten bize yapılan şeyler mi yoksa yapılmayan konuşmalar mı?
İşte bugün açık iletişim ve bu iletişimin önemi hakkında konuşacağız.
Birçok insan açık iletişimi sadece dürüst olmak sanıyor.
Oysa açık iletişim benim ne hissettiğimi karşımdaki insanın tahmin etmesini beklememektir.
Çünkü insanlar zihin okuyamaz değil mi?
Sen kırıldığını düşünürsün.
Karşındaki her şeyin normal olduğunu düşünebilir.
Sen ilgisizlik hissedersin.
Oysa karşındaki sana alan tanıdığını sanır.
Ama sorun bazen davranışlarda değil anlatılmaya...
duygulardadır. İnsan ilişkilerindeki açık iletişimin en büyük engeli bence ben söylemeden anlamalıydı beklentisi.
Biz istiyoruz ki ben hiçbir şey söylemeyeyim ama karşıdaki sanki benim zihnimin içindeymiş gibi, benim düşündüklerimi benim hissettiklerimi biliyormuş gibi anlasın istiyoruz.
Ama karşımızdaki insan bizim yaşadığımız hayatı yaşamadı, bizim zihnimizin içinde büyümedi, bizim geçmişimizi bilmiyor, bizim olaylara nasıl tepkiler vereceğimizi, hassasiyetlerimizi bilmiyor.
O yüzden aslında bazen bir cümleyle çözülebilecek meseleler aylarca süren kırgınlıklara dönüşüyor.
Bir de birçok insan ilişkileri sevginin ayakta tuttuğunu düşünüyor.
Ama aslında çoğu zaman ilişkileri ayakta tutan şey iletişimdir.
Açık iletişim, sağlıklı iletişim.
Çünkü sevgi varken de yanlış anlaşılabiliriz.
Sevgi varken de kırılabiliriz.
Ya da sevgi varken de uzaklaşabiliriz.
İşte bu yüzden insanları birbirine yakın tutan şey sadece sevmek.
Hani bir söz vardır ya hayvanlar koklaşa koklaşa insanlar konuşa konuşa anlaşır diye.
Bu söz aslında çok derin bir gerçeği anlatıyor.
İnsan ilişkileri tahminlerle değil konuşmalarla güçlenir.
İçimizden geçenleri söylemediğimizde karşımızdakinin neyi neden yaptığını sormadığımızda aramızdaki mesafe sessizce büyümeye başlar.
Açık iletişimin en büyük düşmanlarından biri de kibirdir arkadaşlar.
Çünkü kibirli insan çoğu zaman konuşmaz.
Hatta konuşmamak ona kendini daha güçlü hissettirir.
Bir örnek vereyim. Mesela bir tartışma yaşanır.
Karşı taraf gelir işte bir sorun mu var der.
Kibirli insan der ki ne münasebet canım benim seninle ne gibi bir sorunum olabilir?
Hani sen kimsin ki seninle sorun yaşayayım gibi söyler.
Şimdi gel de bu insanla açık iletişim kur.
Gel de bu insana kendini anlat.
Ne sorun olduğunu söylemez.
Çünkü ilk adımı atmanın, duygusunu açık etmenin ya da kırıldığını ifade etmenin Kendisini küçülteceğini düşünür.
Kibirli insan her zaman kendisinin doğru düşündüğüne inanır.
Bu yüzden karşı tarafı gerçekten dinlemez.
Dinliyormuş gibi yapar.
Ama aslında cevap vermek için sadece sırasını bekliyordur.
Yani anlamak için değil.
Halbuki iletişimin temelinde konuşmaktan önce dinlemek vardır değil mi?
Dediğim gibi birçok insan aslında anlamak için dinlemiyor.
Gerçekten sırası geldiğinde cevabını verebilmek için dinliyor.
Açık iletişimin düşmanlarından bir diğeri de korku.
Aslında birçok insan korktuğu için konuşmaktan kaçınıyor.
Mesela içinden geçenleri söylediğinde reddedilmekten korkuyor, kırıldığını söylediğinde yanlış anlaşılmaktan, bir sınır koyduğunda karşı tarafı kaybetmekten, bir hata yaptığını kabul ettiğinde
değerinin azalacağından korkuyordur.
Ama ilginç olan şu, korku kısa vadede bizi koruyor gibi görünebilir.
Mesela konuşmazsan tartışma çıkmaz, duygunu söylemezsen reddedilme ihtimaliyle karşılaşmazsın.
Yani bir nevi kendini izole etmiş gibi zannedersin.
Oysa uzun vadede o konuşulmayan şeyler büyümeye başlar.
Çünkü insanın içinde kalan duygular kaybolmuyor.
Yalnızca günü geldiğinde patlamak üzere birikiyor ve çoğu zamanda beklediğimiz şekilde ortaya çıkmıyor.
Mesela bir gün ayağımızı sehbanın köşesine çarpıp oturup hüngür hüngür ağlayabiliyoruz.
Dışarıdan bakan biri bu kadar ağlanacak ne var ki diye düşünüyor.
Ama aslında o an sırf onun için ağlamıyoruz ki.
Belki haftalardır içine attığı kırgınlıklar vardır.
Belki söyleyemediği şeyler vardır.
Belki yorulmuştur. Belki anlaşılmadığını hissediyordur.
İşte o an ayağını çarptığı şey sadece sehbanın köşesi değildir.
İçinde biriken her şeye dokunan...
O son damladır. Mesela bazen bir eşin sırf bulaşık yüzünden tartışması gibi.
Mesela hiçbir zaman bulaşık değildir.
Ya da bir arkadaşın geç cevap verdi diye kırılmak.
Mesela çoğu zaman o mesaj değildir ki.
İnsan bazen son olaya değil, o son olayın tetiklediği bütün geçmiş duygulara tepki verir.
İşte bu yüzden açık iletişim önemlidir arkadaşlar.
Çünkü konuşulan duygular birikmez.
Birikmeyen duygular da günün birinde hiç umulmadık bir yerde taşmaz.
Bakın arkadaşlar. Bazen insanı ağlatan şey son damla değildir.
O damlanın üzerine düştüğü o dolu bardaktır.
Bu arada bu konuşmalar size iyi geliyorsa beni hangi platformdan dinliyorsanız bölümlerden haberdar olmak için takip etmeyi unutmayın.
Bu arada size geçen yaşadığım bir olayı anlatayım.
Anlaşılması açısından hayali isimler vereyim.
Ben, Ceyda ve Serap 3 arkadaşız.
Geçen işte Ceyda'nın eşi ve benim eşim böyle dörtlü pikniğe gitmeye karar verdik.
Bu karardan bir gün sonra da Serap beni aradı ve yarın pikniğe gidelim mi dedi.
Ama bir gün önce de biz Ceyda ile piknik için sözleşmiştik yani.
İşte ben Ceyda'ya bir gün öncesinde de demiştim ki Serap'a da söyleyelim hani gibisinden o da gelsin mi?
Sonra Ceyda dedi ki Serap'ın eşi benim eşimi görmüş selam vermemiş.
Ayrıca işte benim eşim onun eşinden çok da hani elektrik almamış.
O yüzden hani söylemesen daha iyi olur gibisinden.
Şimdi bir gün önce de böyle bir konuşma yaşandığı için Serap pikniğe davet ettiğinde ben ne diyeceğimi bilemedim.
Böyle bir kemküm ettim.
Sonra neyse ben de hani saatin bize uymadığını hani gerçekten saatte uymuyordu zaten.
Saatin bize uymadığını söyleyerek hani teklifi reddettim.
Ve pikniğe gideceğimiz yer de aynı yerde.
Hatta sabah pikniğe gideceğimiz zaman eşime dedim ki ya inşallah Serap bizi görmez falan gibisinden ki benim her zaman aklıma gelen başıma gelir.
Ertesi gün oldu. Hani o gün görmedim ben Serap'ı ama ondan sonra 3 gün boyunca böyle Serap'ın bana böyle soğuk böyle mesafeli davrandığını hissettim.
Daha sonra ben Serap'a sordum dedim hani hayırdır hani bir sorun mu var gibisinden.
O da böyle geçiştirdi ama ben anladım hani bir sorun var.
Sonra akşam oldu işte ben aradım.
Sordum işte dedim hani konuşamadık bir sorun mu var ne var gibisinden.
O sıra o başta hani yok diye işte böyle geçiştirdi.
Sonra dedim ki aslında ben biliyorum ne olduğunu.
Ama bir yandan da diyorum ki ya gerçekten eğer böyle bir şey değilse de ben de pot kırmış olacağım.
Ama maalesef ki benim düşündüğüm şeymiş evet.
Piknik günü bizi görmüş ve diyor ki seni orada gördüğümde hani başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
Ya tamam da kanka diyorum bari gel sor hani sen hayırdır gibisinden ki yakın arkadaşız da bayağı samimi arkadaşız.
Yani hani sıradan bir selam selam dediğimiz arkadaşlık olsa hani şey dersin aman boşver deyip geçersin ama hani bu durumu çözmemiz lazım değil mi?
Tamam hani onun o gün kırılmasını anlıyorum çünkü aynı şeyi ben de düşünürdüm.
Yani ben de üzülürdüm, kırılırdım.
Ama benim kafama takılan şey şu.
Hani böyle bir şey gördün gel sor değil mi?
Yani ben sana sormama gerek kalmadan sen söyle ki ben sormasam ne olacaktı?
Hani bu şekilde böyle konu kapanıp hani böyle soğukluk büyüyüp gidecek miydi?
Yani benim başıma aynı şey gelse ben direkt sorardım yani.
Çünkü o kişi benim için değerli ve böyle bir şeyden dolayı arkadaşlığımızı etkileyecek bir şeye sebep olacaksa ben onu düzeltmeye çalışırım.
Ha zaten karşımdakine sorduğumda cevabı beni tatmin etmiyorsa yine zaten araya soğukluk gireceği varsa girer.
Neyse sonrasında işte ben zaten kendime açıkladım ona hani sebebini söyledim falan gibisinden.
Ya benim de hatam şu olabilir bu arada.
O bana söylediğinde ben hani ona şunu diyebilirdim.
Ya bizim Ceyda'larla planımız var gibisinden.
Ama onu da neden söylemedim biliyor musunuz?
Hani belki kırılabilir diye düşündüm.
Hani onu neden davet etmediğimiz için.
Çünkü üçümüz ortak arkadaşız yani tanışıyoruz.
Yani onu düşünerekten ben söylemedim.
Yani kaç yapayım derken göz çıkarmış gibi oldum.
Neyse şu an hani hallettik problemi ama yine de dediğim gibi.
Açık iletişim gerçekten en güzel.
Yani bütün ilişkilerin gidişatını çok etkiliyor.
Açık iletişimin düşmanlarından bir diğeri de savunmacılıktır.
Savunmacılık çoğu zaman kendimizi korumak için geliştirdiğimiz bir refleks gibi çalışır.
Birisi bize bir eleştirde bulunduğunda, bir davranışımızdan rahatsız olduğunu söylediğinde ya da bizi kıran bir şey yaptığımızı ifade ettiğinde daha ne söylediğini tam dinlemeden kendimizi
savunmaya başlarız. Ama benim niyetim o değildi.
Sen de geçen gün...
şunu şunu yapmıştın. Olay aslında öyle değil gibi şeyler söyleyip kendimizi savunmaya geçeriz.
Belki bunların hepsi doğru. Ola da bilir.
Evet ama bazen karşımızdaki insan bizden açıklama değil sadece anlaşılmayı ister.
Savunmacılık ise anlamaya çalışmaktan çok kendini aklamaya odaklanır.
Bu yüzden iletişimin yönünü değiştirir.
Karşımızdaki kişi bu davranışın beni üzdü der.
Biz ise ama ben kötü bir insan değilim gibi cevap veririz.
Ne alaka yani değil mi? Böyle olunca da bu davranış Davranıştan çıkıp konu karakter savunmasına dönüşüyor.
Oysa bir insanın yaptığı bir hatayı kabul etmesi, onun kötü biri olduğu anlamına gelmez.
Hepimiz zaman zaman istemeden kırılabilir, kırabilir, yanlış anlayabilir, yanlış davranabiliriz.
Ama açık iletişim biraz da şunu diyebilmektir.
Ben öyle hissetmemiş olabilirim ama sen öyle hissetmişsin.
Biraz anlatır mısın?
İşte bu cümle iletişimin kapısını açar.
Çünkü savunmacılık duvar örer.
Merak ise o aradaki kö...
Ve bazen ilişkileri yıpratan şey yapılan hata değildir.
O hata konuşulurken kimsenin birbirini duymamasıdır.
Kalplerin uzaklaşmasıdır.
İşte haklı çıkma çabasıdır.
Açık iletişimin düşmanlarından bir diğeri de yargılamadır arkadaşlar.
Çünkü insanlar kendilerini güvende hissettikleri yerde konuşurlar.
Yargılandıklarını hissettikleri yerde ise susarlar.
Düşünsenize bir arkadaşınıza işte yaptığınız bir hatayı anlatıyorsunuz.
Daha cümleniz bitmeden sen zaten hep böyle.
Ben olsam öyle yapmazdım.
Nasıl böyle bir şey yaparsın gibi tepkiler alıyorsunuz.
Sizce bir daha aynı açıklıkla konuşabilir misiniz?
Büyük ihtimalle hayır. Çünkü insanlar anlaşılmak isterler.
Sürekli yargılanmak değil.
Ha tamam bir de şu var. Hani bu şu demek değil.
Her davranışı onaylamak zorundayız.
Yanlış yapılan şeylere yanlış işte diyemeyiz.
Desteklemeliyiz. Ama bir davranışı değerlendirmekle bir insanı...
Etiketlemek aynı şey değildir.
Mesela bu davranışın beni üzdü demek başka bir şeydir.
Sen zaten düşüncesiz bir insansın demek başka bir şeydir.
Birincisi davranışa odaklanır, ikincisi kişiliğe saldırır.
İşte bu yüzden yargılamanın olduğu yerde insanlar gerçek duygularını saklamaya başlar, hatalarını gizler.
Zayıf yönlerini paylaşmaz.
Kendilerini oldukları gibi göstermemeye çalışırlar.
Oysa açık iletişim biraz da şunu söyleyebilmektir.
Seni anlamaya çalışıyorum.
Çünkü anlamaya çalışan insan soru sorar.
Yargılayan insan ise hüküm verir.
Ve hüküm verildiği anda iletişim sona erer.
Çünkü insan bu defa kendini savunmaya başlar.
Bakın anlatmaya değil. Belki de bu yüzden bazı insanlar birliğiyle konuşurken hani olduğu gibi kendisi gibi rahat hissederken bazıyla tek kelime etmek istemez.
Çünkü herkes kendini dinleyen insanı sever ama çok az insan kendisini yargılayan birine içini açmak ister.
Bu arada belki daha önce duymuşsunuzdur.
Psikolojide buna ben dili ve sen dili deniyor.
Sen dili genellikle suçlayıcıdır.
Mesela sen zaten beni hiç anlamıyorsun.
Sen çok düşüncesizsin.
Sen hep böylesin, şöylesin gibi.
Bakın hep sen diyor.
Böyle cümleler kurduğumuzda karşımızdaki insan çoğu zaman bizi anlamaya çalışmak yerine kendini savunmaya başlıyor.
Çünkü saldırıya uğradığını hissediyor.
Ben dili ise duyguya odaklanır.
Mesela kendimi anlaşılmamış hissediyorum.
Bu yaşanan olay beni üzdü.
Bu davranış karşısında kırıldım gibi.
Dikkat ederseniz burada bir suçlama yok, etiketleme yok, karakter analizi yok.
Sadece kişinin kendi duygusunu ifade etmesi var.
Bakın zaten hep... Ve çoğu zaman insanlar suçlandıklarında değil, duygularının anlaşıldığında hissettiklerinde bize yaklaşırlar.
Açık iletişimin düşmanlarından bir diğeri de manipülasyondur arkadaşlar.
Hatta belki de en tehlikelisi.
Çünkü manipülasyonda amaç anlaşılmak değildir.
Amaç karşı tarafı istenilen yöne çekmektir.
Açık iletişimde insan ne düşündüğünü, ne hissettiğini ve neyi istediğini açıkça söyler dedik ya.
İşte manipülasyonda ise bunlar doğrudan söylenmez.
Karşı tarafta suçluluk hissettirme, vicdana oynama, üstü kapalı baskı kurma gibi yollar kullanılıyor.
Mesela bir insan seninle daha fazla vakit geçirmek istiyorum diyebilir.
Bu açık iletişimdir. Ama tabii senin için zaten hiçbir önceliğim yok ki benim.
dediğinde artık iletişim kurmuyor.
Karşı tarafın duygularını yönlendirmeye çalışıyordur.
Ya da bu konuda yardıma ihtiyacım var demek yerine boş ver ben her şeyi tek başıma yapmaya alışkınım zaten demek.
Bu da çoğu zaman açık bir talep değil.
Karşı tarafın suçluluk hissetmesini beklemektir.
Manipülasyonun en tehlikeli tarafı da budur işte.
Çünkü bazen saldırı gibi görünmez.
Hatta bazen sevgi, fedakarlık ya da kırgınlık kılığında gelir.
Ama sonuçta karşı tarafın özgürce karar vermesi Belirli bir şekilde davranmasını hatta daha doğrusu manipülasyon yapan kişinin istediği şekilde davranılmasını hedefler.
İşte bu yüzden manipülasyon olduğu yerde güvende zedelenmeye başlar.
Çünkü insanlar zamanla söylenen her sözün ardında başka bir amaç, başka bir niyet aramaya başlarlar.
Açık iletişimin düşmanlarından bir diğeri de küsmedir.
Evet küsmek. Mesela düşünsenize karşınızdaki insana gayet sakin bir şekilde bu davranışın bana böyle hissettirdi diyorsunuz.
Ortada hakaret yok, suçlama yok.
Sadece kendi duygunuzu anlatıyorsunuz ama o kişi hemen alınıyor, içine kapanıyor, işte surat asıyor ya da tamamen iletişimi kesiyor.
Şimdi bu insana ne söyleyebilirsin?
Bu insanda nasıl iletişim kurabilirsin?
Söylediğin her şey çünkü farklı anlayacak.
Yani bir nevasta seni manipüle edecek.
İşte böyle durumlarda küsmeyi de bir iletişime İletişim biçimini dönüştürmeye çalışıyor kişi.
Oysa iletişimin amacı kırılmamak değil, konuşabilmektir.
Çünkü hiçbir ilişkide her söylenen şey hoşumuza gitmeyecek.
Bazen eleştirileceğiz, bazen istemediğimiz şeyler duyacağız.
Bazen de karşımızdaki insan bize yaşadığı kırgınlığı anlatacak.
Eğer bunların hepsine küserek cevap verirsek o zaman insanlar bir süre sonra bizimle dürüst konuşmamaya başlar.
Çünkü ne söyleseler alınacağımızı düşünürler.
Hatta bir noktadan sonra belki de sadece hoşumuza giden şeyleri söyler.
Ve bu da çok samimi gelmeyecek bize.
Ve bir ilişkinin en tehlikeli noktalarından biri de bu işte insanların artık sana gerçeği söyleyememesi.
Çünkü sürekli küsen bir insanın etrafında herkes kelimelerini seçmeye, bazı şeyleri saklamaya ve açık konuşmamaya başlar.
Halbuki sağlıklı iletişim bazen hoşumuza gitmeyen şeyleri de duyabilmeyi gerektirir.
Çünkü her kırıldığımızda küsmek sorunu çözmez.
Sadece konuşulmasını engeller.
Ve arkadaşlar sona gelirken belki...
de iletişim dediğimiz şey güzel konuşmaktan çok dürüst olabilmektir.
İçimizden geçenleri kırmadan söyleyebilmek, karşımızdakini yargılamadan dinleyebilmek ve her şeyden önemlisi anlaşılmayı beklediğimiz kadar anlamaya da çalışabilmektir.
Çünkü insanlar kusursuz iletişim kurdukları için değil, açık iletişim kurmaya devam ettikleri için birbirlerine yakın kalırlar.
Belki bugün kendimize şu soruyu sorabiliriz.
Hayatımda anlaşılmayı beklediğim halde anlatmadığım neler var?
Ve belki de o cevabın içinde daha sağlıklı ilişkilerin anahtarı saklıdır.
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İnstagram'da bu bölümün gönderisinin altına yorum bırakabilirsiniz.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Beni sosyal medyadan takip etmek isterseniz Zamansız Düşünceler Instagram hesabından ulaşabilirsiniz.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
