
Zamansız Düşünceler’in bu haftaki bölümünde “ Kırık Camlar Teorisi (İhmalin Psikolojisi) ” üzerine konuştuk 🎙️ İyi dinlemeler 🎧
zamansizdusuncelerpodcast@gmail.com
Transkript
Herkese selam arkadaşlar, Zamansız Düşünceler'e hoş geldiniz.
Ben Gozi. Şimdi size çok basit bir şey soracağım.
Mesela bir sokaktan geçiyorsunuz.
Bulunduğunuz şehrin en kötü mahallesini düşünün.
Yerde çöpler var, duvarlar işte grafiti yazılı, kirli, evlerdeki camlar kırık.
Hayal ettiniz mi böyle bir yer?
Peki oradan geçerken içinizden şunu geçiriyor musunuz?
Aman zaten burası böyle varoş bir yer.
İşte buradan sonra ne oluyor biliyor musunuz?
Hiç düşünmeden siz de oradaki yere çöp atabiliyorsunuz.
Yani hiç çekinmiyorsunuz.
Şimdi tam tersini düşünelim.
Yine yaşadığınız şehrin en iyi mahallesini düşünün.
Sokaklar tertemiz, evler yeni, düzenli.
Peki burada aynı şeyi yapar mısınız?
Yani düşünmeden yere çöp atar mısınız?
Muhtemelen hayır. İşte bugün konuşacağımız şey tam olarak bu.
Küçük düzensizliklerin büyük çöküşlere nasıl kapı araladığı.
Bu duruma kırık cam teorisi deniyor arkadaşlar.
Teori insanların ya da sadece bir kişinin suç işlemesinin başkalarını nasıl suça teşvik edici olduğunu açıklıyor.
ABD'li suç psikoloğu Philip Zimbardo 1969 yılında yaptığı bir çalışma ile bu teoriye ismini vermese bile bu teoriyi ortaya atıyor.
Zimbardo bir deney çalışması yapmak için iki grup seçiyor.
Toplumun suç oranının yüksek olduğu getto diye tabir edilen yani dış dünyadan izole edilmiş, maddi durumun kötü, eğitim seviyesinin düşük olduğu Bronx adında bir bölgeyi ve yüksek
yaşam standartlarına sahip, eğitim seviyesi yüksek, daha ayrıcalıklı kesimlerin yaşadığı Palo Alto bölgesini esas alıyor.
Bu bölgelere 1959 model, plakasız, kaputu açık yani temiz bir araba bırakıyorlar.
Mesela benim aklıma böyle vosfos tarzı açık mavi renk bir araba geldi.
Siz nasıl bir araba hayal ettiniz arkadaşlar?
İşte bu arabaların bırakılmasından 3 gün sonra Bronx bölgesindeki yani suç oranının yüksek, eğitim seviyesinin düşük olduğu bölgede araba tamamen yağmalanmış ve çok kötü
haldeyken tabii ki beklenildiği gibi tam aksine Palo Alto'daki yani o elit kesimin olduğu bölgedeki aracı ise kimse dokunmamış bile.
Bunun sonucunda Zimbardo ve birkaç yardımcısı sağlam olan aracın yanına gidiyorlar.
Hani o Burjuva mahallesindeki araç var ya.
İşte bir alet yardımıyla o araca zarar veriyorlar.
Ve evet buraya dikkat edin arkadaşlar.
Birkaç darbeden sonra Palo Alto'da yaşayan hani o elit sınıftaki insanlar var ya.
Onlar da araca zarar vermeye başlıyorlar ve bir süre sonra araba çok büyük bir hasar alıyor.
Şimdi burada şunu diyebilir miyiz arkadaşlar?
Demek ki bu insanlar aslında sanıldığı kadar saygılı değiller.
Hayır. Çünkü mesele insanın kim olduğu değil.
Ortamın ona ne söylediği.
Çünkü o ilk darbe aslında bir mesaj veriyor.
Burada bu yapılabilir.
Burada bu normal. Ve insanlar o mesaja göre davranmaya başlıyor.
Süreç şöyle işliyor arkadaşlar.
Bir kişi bir davranış yapıyor. Kimse müdahale etmiyor.
Başkaları görüyor.
Aynı davranışı tekrar ediyor.
Zamanla bu normal oluyor yani normal kabul ediliyor.
Norm dediğimiz şey zaten doğru olan değildir ki arkadaşlar.
Norm tekrar edilen işte alışılan şeydir.
İşte o elit mahalledeki insanlar değişmedi.
Ortamın standardı, normu değişti diyebiliriz.
Arkadaşlar bu deneyin sonucunda Philip Zimbardo şu sonuca ulaşıyor.
İlk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten o ilk duvar yazısına izin vermemek gerekiyor.
Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz diyorlar.
1982 yılına gelindiğinde ise Kelling ve James Atlantic Monthly isimli dergide kırık camlar, polis ve mahalle güvenliği isimli bir makale yazıyorlar ve kırık camlar teorisi
günümüzdeki şeklini almaya başlıyor.
Kelling ve James'in makalesinde de Zimbardo'nun deneyini işaret edilerek örneğin bir binanın, bir penceresinin kırılması ve tamir edilmemesi durumunda Yakında tüm pencerenin kırılacağı
konusunda hemfikir oluyorlar.
Bu tarihten sonra da kırık cam teorisi suç terminolojisine dahil ediliyor.
Aklıma şey geldi arkadaşlar hani böyle metruk binalar olur ya içi böyle şişelerle, çöplerle, kaplı böyle kirli bir bina.
Hatta kriminal tiplerin uğrak noktası olan binalar hani böyle camları kırık falan.
Hani hiç kimsenin dikkatini çekmez değil mi orası?
Sanki orası normalmiş gibi görülür falan.
Peki sizce küçük bir ihmal nasıl büyük bir kültüre dönüşür arkadaşlar?
Çünkü kültür dediğimiz şey büyük kararlarla bir anda değil.
Küçük davranışların birikimiyle oluşuyor.
İlk gün boşver bir kereden bir şey olmaz.
İkinci gün zaten herkes yapıyor.
Üçüncü gün burada işler böyle yürüyor diye düşünülüyor.
Burada kırılma noktası şu arkadaşlar.
İhmal tekrar ettikçe alışkanlığa Alışkanlık paylaşıldıkça kültüre dönüşüyor ve bir süre sonra kimse bunun nasıl başladığını hatırlamıyor bile.
Aklıma gelmişken şöyle bir şey söyleyeyim.
Hepimiz işte Bangladeş, Hindistan, Pakistan gibi ülkelerle ilgili videolara mutlaka denk gelmişizdir.
Bu arada ben açıp izliyorum da hani çok ilgimi de çekiyor.
Hani sokakları çöp içinde kirli ve orada yaşayan insanlar da böyle hiç çöp atmaktan çekinmezler.
Yani onların normalidir bu.
Bir de İskandinav ülkelerini hayal edin.
Sokaklar tertemiz, düzen içinde.
İşte aslında iki bölgede de yaşayan insan ama az önce dediğim gibi normlar farklı.
Bir tarafta yapılan şey diğer tarafta yapıldığında sonuçları çok farklı olabiliyor değil mi?
İşte bu yüzden bize göre neyin normal olduğu yaşadığımız kültürden bağımsız değil arkadaşlar.
Şimdi gelin bunu kendi hayatımıza örneklendirelim.
Çünkü bu anlattığım şey sadece sokaklarla, arabalarla, işte o ülkenin, o mahallenin sosyoekonomik durumuyla ilgili değil yalnızca.
Bizim hayatımızın ta kendisi bu arkadaşlar.
Mesela hepimizin başına gelen çok basit bir şey söyleyeyim.
Mutfak pırıl pırıl derli topluyken o ilk tabağı ya da bardağı makineye dizmek yerine tezgaha bırakıveririz.
Bildiniz mi o anı? Bunu eşim çok yapıyor bu arada.
Ona buradan sevgiyle selamlıyorum.
O anladı beni. İşte o tek bardak orada durduğu sürece bir sonraki bardak nasılsa mutfak kirli düşüncesiyle yanına bırakılıyor.
Birkaç saat içinde tezgah kimsenin elini sürmek istemeyeceği bir kaosa dönüşüyor.
Aklına üniversite yıllarım geldi ya.
Üç arkadaş evde kalıyorduk.
Bir gün evi böyle çok güzel bal dökü yala şeklinde temizliyorduk.
Diğer günler tek bir kişinin bir eşyayı yerine bırakmaması ile o zincir bozuluyordu ve ardından...
Hepimiz işte bir şeyleri aman canım temizleriz diyerek ortaya bırakırdık ve yine ev o içinden çıkılmaz işte kaos bir alana dönüşürdü.
Güzel günlerdi ya bir duygulandım.
Ya da işte bir ofis düşünün arkadaşlar toplantı masasında birisi boş kağıt bardağını unutur.
Eğer o bardak saatlerce orada kalırsa bir sonraki kişi not kağıdını masaya bırakır.
Üçüncüsü kalemini derken.
çok geçmeden o profesyonel çalışma alanı kimsenin sahiplenmediği sahipsiz bir yere dönüşür.
Bu teori sadece fiziksel mekanlarda değil, dijital dünyada da geçerli arkadaşlar.
Mesela işte bir WhatsApp grubu düşünün.
Ciddi bir grupta biri alakasız ve saygısız bir içerik paylaştığında ve buna kimse tepki vermediğinde yani o kırık cam onarılmadığında grubun kalitesi hızla düşer.
Artık kimse orada bir şeyler yazıp işte bir şeyler konuşmak istemez değil mi o grupta?
Ya da işte internet yorumları, mesela bir makalenin ya da işte sosyal medyada bir paylaşımın altına ilk yorum küfürlü veya saldırgansa altındaki tartışma büyük ihtimalle büyük bir kavga
alanına dönüşüyor. Aslında o ilk düzgün olmayan yorum saygısızlığın kapısını açan ilk kırık camdır.
Bu arada mesela benim de zamansız düşünceler podcast sosyal medya hesabımda paylaştığım bir içerik bazı insanların hoşuna gitmediğinde Ki bu da normal herkes her şeyi beğenecek diye bir şey zaten yok.
İşte o zaman bazıları küfür içerikli bir yorum yazıyor.
Gördüğüm gibi direkt siliyorum.
Bundan hiç hoşlanmıyorum arkadaşlar.
Bunu da ayrıca söylemek istedim.
Yani yapmayın hiç hoş değil yani.
Bunlar nasıl yayılıyor işte biliyor musunuz arkadaşlar?
Taklit ederek. Çünkü insan sosyal bir varlık.
Başkalarının davranışlarını gözlemler ve farkında olmadan şunu yapar.
Aynı şeyi ben de yapabilirim der.
Başka bir örnek vereyim. Mesela...
Sabah yatağı toplamamak, zaten akşam yine yatacağım diyerek yatağı toplamadan evden çıktığınızı düşünsenize.
Yatağa dağınık bir odaya giren kişi kıyafetlerini de sandalyenin üzerine fırlatmaktan hiç çekinmez yani değil mi?
Ya da ilişkilerden örnek vereyim.
Başta küçük bir saygısızlık olur.
İşte boş ver dersin, sonra bir tane daha olur.
Ve bir bakarsın ortada ilişki diye bir şey kalmamış ki.
Saygı zaten bitmiş, toksik bir hal almaya başlamış.
Yani artık o ilişki seni yoran bir şeye dönüşmüş.
Ya da işte hepimizin yaşadığı, çağımızın en büyük sorunlarından biri olan bir şeyden örnek vermek istiyorum.
Sabah uyanıyorsun, telefonu eline alıyorsun, işte bir 5 dakika sosyal medyada takılayım diyorsun.
Ama o 5 dakika olmuyor ki bir bakıyorsun 45 dakika geçmiş.
Sonra diyoruz ki ben neden odaklanamıyorum?
Tabii odaklanamazsın çünkü zihnin...
Küçük küçük kırık camlarla dolu ve en tehlikeli kısmı şu arkadaşlar.
Daha önceki bölümlerde de söyledim.
İnsan bir anda bozulmaz, alışır.
İlk başta rahatsız olduğun şey bir süre sonra normal gelmeye başlar.
Sonra bir bakıyorsun ne düzen kalmış geriye, ne motivasyon, ne de işte o eski istek.
İşte kırık cam teorisi tam olarak bunu söylüyor arkadaşlar.
Sen bir şeye izin verdiğinde sadece o anı değil, geleceğini de şekillendiriyorsun aslında.
burada çok kritik bir şey var arkadaşlar.
Bu durumu sadece hani işte bir tembellik ya da disiplinsizlik olarak düşünmemek gerekiyor.
Bu tamamen insanın çevresine uyum sağlama şekliyle ilgili.
İnsan beyni şöyle çalışıyor.
Bulunduğu ortamı sürekli analiz ediyor ve kendine şunu soruyor.
Burada ne normal? Eğer bulunduğun ortamda düzen varsa sen de düzenli olmayı meyledersin.
Ama eğer bulunduğun ortamda küçük küçük ihlaller varsa Zamanla sen de o ihlalleri normalleştirirsin.
Yani mesele şu, biz ortamı şekillendirdiğimizi zannederiz.
Oysa ki çoğu zaman ortam bizi şekillendirir.
Bu yüzden kırık cam teorisi sadece suçla ilgili değildir arkadaşlar.
Aslında bir alışma teorisidir.
Çünkü sınırlar bir anda yıkılmaz, yavaş yavaş esner.
Kırık cam teorisi aslında şunu anlatıyor.
Sen küçük şeyleri nasıl yönetiyorsan hayatında öyle şekillenir.
Peki kırık cam teorisinden nasıl kurtuluruz?
Şimdi en önemli yere geldik arkadaşlar.
Çünkü bu teori sadece bir tespit değil.
Aynı zamanda bir uyarı ve şunu söylüyor.
Eğer dikkat etmezsen hayatın yavaş yavaş istemediğin yere doğru evriliyor.
Peki ne yapacağız arkadaşlar? Çok büyük şeyler değil.
Aslında tam tersine çok küçük şeyler.
Öncelikle ilk kırık camı fark etmek.
Her şey burada başlıyor arkadaşlar.
Çünkü daha önce de söylemiştim farkındalık.
Çok büyük bir şey aslında.
Kendimize şu soruyu soralım.
Benim hayatımdaki ilk kırıkçam ne?
Bu bazen çok basit bir şeydir.
Mesela ertelediğimiz bir iş, tutamadığımız bir söz, görmezden gelinen bir davranış.
Çünkü sen onu küçük sanırsın ama aslında o bir başlangıçtır.
Bir diğeri hemen düzeltmek, hiç bekletmeden.
Büyük hata ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Sonra yaparım demek.
Hayır kırıkçam teorisinde sonra diye bir şey yok arkadaşlar.
Sonra yaparım denilen hiçbir şeyi sonra yapmıyoruz yani.
Çünkü sonra dediğin şey çoğalmaya başlıyor.
İşte o sonralar hiç bitmiyor.
Bir şeyi fark ettiğin anda küçük de olsa düzeltmek gerekiyor.
Mesela bir tabak mı var yıkayalım, bir iş mi var başlayalım, bir söz mü verdik tutalım.
Çünkü mesele büyüklük değil, zamanlama.
Bir diğeri kendimize sınır koymak ve o koyduğumuz sınırı korumak.
İnsan sınır koymazsa ortam onun yerine sınır koyuyor.
O yüzden... Net olmak gerekiyor.
Bu bana uygun değil.
İşte bunu ben yapamam, yapmam demek.
Mesela yatakta telefonla vakit geçirmem, işimi ertelemem, saygısızlığa asla izin vermem gibi şeyler.
Mesela ben eskiden uyumada önce telefonda vakit geçirip uyanır uyanmaz da yine ilk elime aldığım şey telefon olurdu.
Bunu aylar önce fark ettiğimde hayır artık bunu değiştirmem gerekiyor dedim.
Ve yavaş yavaş düzelttim çok şükür bu olayı.
Çünkü sabah uyanıp elimize o telefonu alıp o sosyal medyaya girdiğimizde daha güne başlamadan yoruluyoruz.
Çünkü bütün dopamini daha doğrusu kalitesiz dopamini oradan alıyoruz.
Bunu daha önceki bir bölümümde anlatmıştım.
O yüzden arkadaşlar bu kurala sadık kalmak gerekiyor.
Çünkü bunu bir kere bile delersek beyin şunu öğreniyor.
Bu sınır esnek.
Bir diğer arkadaşlar ortamımızı bilinçli seçmek.
Bu çok net bir gerçek. Çünkü biz ortamımızı seçmezsek Ortam bizi seçiyor.
Daha önce ruhun mola yerleri bölümünde vakit geçirdiğimiz insanların hayatımızdaki önemi üzerine konuşmuştuk hatırlarsanız.
O yüzden etrafımızda bize iyi gelecek, bizi iyiye yönlendirecek insanlar olması çok önemli arkadaşlar.
Çünkü o bölümde de bahsetmiştim ya vakit geçirdiğimiz 5 kişinin ortalamasıyız.
Eğer etrafında sürekli düzensizlik varsa senin de düzenli kalman çok zor.
Ama düzenli, disiplinli bir ortamda sen ona uyum sağlarsın.
Yani bazen çözüm kendini değiştirmek değil, bulunduğun yeri değiştirmektir.
Ve sonuncusu arkadaşlar, küçük düzenler kurmak.
Çünkü hayat büyük kararlarla değil, küçük tekrarlarla değişiyor.
Her gün yaptığın küçük şeyler senin kim olduğunu belirler.
O yüzden şunu yapmamız gerekiyor.
Kendimize küçük ama net kurallar koymalıyız.
Mesela her gün 10 dakika toparla, 20 dakika odaklan.
Her gün bir şeyi tamamla.
Çünkü düzen bir anda kurulmaz, inşa edilir.
Mesela ben evimi toplu tutmanın yolunu da şöyle buldum arkadaşlar.
Örneğin salon masasının üstünde yatak odasına gitmesi gereken bir eşya mı bırakılmış?
O odaya gittiğimde o eşyayı da yanıma alıyorum odaya bırakmak üzere.
Ya da mesela yemek hazırladığımda buzdolabından aldığım malzemeyi kullandıktan hemen sonra buzdolabına geri koyuyorum.
Diğer türlü malzemeler tezgahta kalınca yani en son mutfağı topladığımda daha çok zamanımı alıyor.
Bu yüzden kendimce böyle yöntemler geliştirdim.
Bir de mesela benim... Evimin kapısının önünde paspas bulunmaz.
Hani şu giriş kapılarına konulan paspaslar var ya.
İşte ben onu kullanmıyorum.
Çünkü biliyorum ki biz ne kadar dikkat edersek edelim.
Evime gelecek olan bir yakınım, dostum, işte ailem mutlaka o ilk kırık camı kıracak.
Ve belki ayakkabısıyla üstüne basacak.
Sonrasında işte gelecek olan insanlar da bunu görecek.
Ya bu paspas zaten kirli.
Demek ki ayakkabıyla basılabiliyor gibi düşünerek basacaklar.
Bu arada benim ankastrenin ortama girişi peki?
Bu yüzden ben paspaks kullanmıyorum arkadaşlar.
Hatta annemler beni bu konuda linçliyorlar ama olsun ben böyle mutluyum.
Ben bir de sürekli elinde fısfısı ve beziyle gezen, işte her gün temizlik yapan bir insan olduğumu asla söyleyemem.
Ki bence bu çok da sağlıklı bir durum değil.
Bunu da ayrı bir bölümde konuşuruz.
Ama çok derli toplu bir insan olduğumu kesinlikle söyleyebilirim.
Evim topludur, iş yerimde masam topludur.
Bu benim için bir nevi zihnimi toplama şeklimdir.
Çünkü benim etrafım dağınık olduğunda zihnim de dağınık oluyor ki zaten bunun psikolojide de bir ismi vardı.
Evet, Zeygarnik bölümünü dinleyenler hemen kendini belli etsin arkadaşlar.
Bunların hepsi söyleyince çok küçük şeyler gibi görünüyor olabilir ama hayatıma, zihnime etkisi gerçekten çok güzel.
Bence bir deneyin. Yani kırık camlardan kurtulmak için büyük değişimler yapmamıza gerek yok.
Sadece ilk kırık cama izin vermememiz gerekiyor.
Ve sona gelirken arkadaşlar şunu unutmayalım.
Hayat bir anda dağılmaz, bir anda da toparlanmaz.
Her şey küçük şeyler ile başlar.
Bir kırık camla, bir boşverle, bir yarın yaparımla ve çoğu zaman biz hayatımızın ne zaman dağıldığını fark etmeyiz.
Çünkü o çöküş sessiz olur.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim arkadaşlar.
Zamansız Düşünceler'i hangi platformdan dinliyorsanız takip etmeyi unutmayın.
Hatta yanında bir zil işareti var.
O zili de açarsanız bildirim gelir yeni bölüm geldiğinde.
Kendinize iyi bakın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
