
Bu hafta çok iyi bir yerli film ile bölüme başlıyoruz.
Yönetmeninden yapım sürecini dinlerken bile yorulduğum kadar emek verilmiş YURT filmi.İzleyen herkesi etkileyecek bir kurgusu,rejisi,yönetmenliği,senaryosu var.
Bu haftanın dizisi olarak da güncel bir işi seçmek istedim.Bu hafta Twitter BRİDGERTON aristokrasisi altında hapsoldu resmen.Konuşmadan geçemezdim.Dizinin 2.Kısmı 26 Şubatta gelecek.
İyi dinlemeler ve iyi düşünmeler
Transkript
Herkese merhabalar. Vizyonla Yayından'ın 8.
bölümüne resmen hoş geldiniz.
Umarım çok güzel bir hafta geçiriyorsunuzdur.
Umarım hafta sonu için harika planlar yapmışsınızdır.
Ama hiçbir şey yapmadıysanız da evde oturmak da bence son derece dinlendirici, sağlıklı ve tabii ki ekonomik bir yol kendi açımdan söylemek gerekirse.
Bu bölüme DiCaprio'nun bir sözüyle başlamak istiyorum.
Yani ona ait olduğu rivayet ediliyor.
DiCaprio demiş ki bir insan tek başına yemek yiyebiliyorsa, tek başına sinemaya gidebiliyorsa bu hayatta her şeyi tek başına yapabilir.
Bence çok doğru bir söz. Yani eminim hepinizin etrafında böyle bir şey yapalım dediğinizde ya işte ben onu tek başına yapamam mutlaka bir arkadaşımla gitmeliyim mutlaka bir işte annemle, kardeşimle, babamla vesaire mutlaka
o aktiviteyi toplu yapmak isteyen, buna mecbur olma isteyen insanlar vardır.
Bence öyle değil. Çünkü arkadaşlar şöyle düşünün ya hayatta bir plan yaparken sürekli etrafınızdaki insanların müsaitliğini kola...
Olarsanız hiçbir şey yapamazsınız.
Yani ben çok daha eski yıllarda bunu denedim bu arada.
Gerçekten yani bu yüzden bir sürü konser kaçırdım.
İşte tiyatro, sinema, festival kaçırdım.
Ondan sonra belli bir noktadan sonra insan gerçekten şunun farkına varıyor ya.
Yani başkasının müsaitliğini beklerseniz gerçekten şu hayatta hiçbir şekilde ilerleyemiyorsunuz.
Hiçbir şekilde yeni şeyler öğrenemiyorsunuz, fark edemiyorsunuz.
Bir de insanın bence kendi kendiyle kalması da güzel bir şey.
Yani mesela bir filme gittiniz ama filme gittiğiniz arkadaşınızın kapasitesi o filmi anlamaya müsait değil.
O arkadaşınız o filmi o an algılayacak mental olarak öyle bir huzurda değil, öyle bir müsaitlikte değil.
Bunların hepsi ihtimal o yüzden de bence kendi kendinize de bir şeyleri tek başına yapmanın önemini kavramamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Onun dışında havalar nasıl olursa olsun sizin havanız iyi olsun.
Çünkü gerçekten havalar çok soğuk.
Siz neredesiniz bilmiyorum ama gerçekten İstanbul genelinde hava çok soğuk.
Ekstra Andolu yakasına geçiyorum.
Mesela izin günümde ıslanıyorum, arpa yakası geçiyorum, hava buz gibi ama yağmur yağmıyor falan.
Çok değişik şeyler yaşanıyor yani.
küresel ısınma vesaire olaylarını düşündüğümüzde ama gerçekten biz sizinle bu hafta bir meteoroloji podcast'ı yapmıyoruz.
Hep birlikte tabii ki sinemaya ve televizyona güzel bir giriş yapmak istiyorum sizinle.
Onun dışında kendime ilgili şunu söyleyebilirim.
Taşınma işi, kolileme olayı resmen bitti artık evde.
Kargo alınacak koliler için çok da bir şey kalmadı aslında.
Ha! Şunu da hatırlatayım size.
Madem sinema gündeminden bahsettik, bugün...
Hamlet filmi vizyona giriyor ama ben o filmi pazar günü Atlas Sanası'nda izlemek istiyorum.
Çünkü hem Atlas Sanası'nı çok seviyorum hem de izin günümde.
Yani çalıştığım bir günde sinemaya gitmektense izin günümde gitmeyi tercih ederim.
Ama bugün de atlayacağımı asla düşünmeyin.
Bugün... Sinemaya gideceğim tabii ki en sevdiğim aktivite olarak ve sinemada neleri izleyeceğim?
Bugün iki tane filmi kendime erdiğimi aldım.
Birincisi Benden Boşan diye bir film, Mısır filmi.
Aslında boşanmış bir çiftin ortak evleri üzerinden aslında bitmemiş ilişkilerini anlatıyor.
Nasıl bir şey olacağını ben de merak ediyorum ama beni biliyorsunuz.
Kendi hiçbir ön fikir oluşturmaması adına o tür fragmanı izlemiyorum, oyuncularına bakmıyorum.
Zaten baksam da yani Mısır sineması ile ilgili çok az bir bilgim var.
Daha önce yine benzeri bir Mısır filmi izlemiştim.
O güzeldi. Romantik komedi açısından çok bir şey beklemiyorsanız aslında kafa dağıtmak için güzel bir alternatif oluşturabiliyor bence.
Öyle olduğu için de bugün ilk film olarak onu seçtim.
İkinci film olarak da yani bugün öğleden sonra gibi de bizdeki adıyla Kalpten Söylenen Şarkı filmini yani orijinal adıyla Song Sound Blue filmini izleyeceğim.
Başlığı da Kate Hudson ve Hugh Jackman oynuyor ve başarısız insanların bir araya gelip bir müzik grubu oluşturmasını anlatıyor film.
Bakalım yani ikisinden de beklentim oldukça düşük.
Çünkü gerçekten kafa dağıtmak için, eğlenmek için sinemaya gidiyorum.
Ve birazdan işe gideceğim.
Siz bunu dinlerken muhtemelen işte olacağım ben.
Ondan sonrasında da iş çıkışı koşarak sinemaya gitmeyi düşünüyorum.
Gerçekten kendi adımı günümü keyiflendirmek için bence hoş bir aktivite.
Size tavsiye ederim. Ha gidip işte oturup sinemada yan yana film izleyin demiyorum.
Çünkü gerçekten çok uzun. Ama onun dışında...
Mutlaka izlerseniz keyif alacağınız şeylere gidip kafanızı dağıtmanızı tercih ederim ve tavsiye ederim tabii ki.
Ha bu hafta neler oldu onlardan da bir kısaca bahsedeyim.
The Drama filmi Robert Pattinson'a Zenda'ya başlıyorlardaydı.
Evlenmek üzere olan bir çift tam evlilikten önce birbirleriyle ilgili şok edici, korkunç bir sıra.
öğreniyorlardı. Ve tabii ki bu sırdan sonra işte evlenecekler mi?
İkisi de nikahı gelecek mi? Evlenirlerse ne olacak?
Onu izleyeceğiz filmde. Film Önümüzdeki Haylar'da vizyona girecek.
İkinci fragmanı da geldi. İkinci fragmanında bu konuda çok fazla detay var ama hala yani o korkunç sırrını aslında hiçbirimiz bilmiyoruz.
E tabii ki bu daha da merak uyandırıyor haliyle.
Onun dışında Grammy ödülleri dağıtıldı.
Müzik sektörün Oscar olarak kabul ediliyor.
Sentimental Value filmiyle ilgili de şöyle kısacık bir şey söylemek istiyorum size.
Gerçekten filmle ilgili o kadar çok podcast işte çok ağladım beni çok etkiledi aman tanrım işte yerleri yıkıldım benim çocukluk travmamı tetikledi vesaire.
Yani ben anlamıyorum ülkemizde gerçekten bu kadar çok çocukluk ve babasıyla ilgili travma yaşayan insan mı var yoksa yani gerçekten fazla mı abartıyoruz diye anlamaya çalışıyorum.
Benim bir çocukluk travmam yok.
Yani ben mi çok sağlıklı bir çocukluk geçirdim yoksa insanlar mı böyle drama bu kadar bağlılar gerçekten anlamıyorum.
Ama yani yapılan yorumlara göre ötürü diyorum ki biz hepimiz böyle ülkece oturup aynı filmi mi izledik?
Yani ağlayanlar işte travmasını tekrar gün yüzüne çıkartan insanlar bu olaydan sonra gidip babasıyla barışan insanlar falan.
Yani inanamıyorum bence bu filme kesinlikle çok fazla anlam yüklüyoruz.
Yani bu kadar da değildir diye düşünüyorum.
Yani bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz ama bu arada hala vizyonda ülkemizde.
Videolar adıyla sinemada izlemediyseniz mutlaka gidin koşun izleyin.
Dijital platformlara düşmeden.
Yakın zamanda tahminim 2 ay kadar...
Dijital platformlarına düşer ama siz ne de sinemada büyük ekranda beyaz perdede izleyin bence.
Lütfen izledikten sonra bana yazın yani ama lütfen çok ağladığım gibi çok genel ve klişe bir yorum yazmayın.
Gerçekten filmden ne anladıysanız ne düşündüyseniz onu yazın.
Ha bu arada tabii ki sinema özel bir şey yani herkes farklı bir şekilde etkilenmiş olabilir ama hani sırf övmek için işte bayıldım aman tanrım işte Trier harikalar yaratmış böyle bir oyunculuk böyle bir yönetmenlik olabilir mi?
Ya arkadaşlar olabilir gerçekten yani hani...
Mesela Nolan filmlerini överiz anlarım da yani Trier için hele ki Trier'in bence daha iyi filmleri varken bunu böyle bu kadar göklere çıkarmak bana çok saçma geliyor ya.
Ha bu arada ben onunla ilgili bir bölüm yaptım zannediyordum.
Sanırım siz de öyle zannetmişsiniz bana soranlar oldu.
Sen onunla ilgili bir bölüm yapmıştın nerede hangi bölüm diye.
Sonra ben geriye doğru taradım ben onunla ilgili bir bölüm yapmamışım.
Gerçekten yapmamışım yani.
Ama muhtemelen şu yüzden yaptım.
Trier sınıfına daha çok hakim olmak istiyorum.
O yüzden de mesela Oslo filmini izlemem gerekiyor.
Diğer üçlemelerini izlemem gerekiyor.
Böylece sizinle daha detaylı ve daha kapsamlı bir eleştiri üstünden konuşabilirim diye onu sonraya bıraktım.
Ama merak etmeyin o bölüm mutlaka gelecek.
Bu arada ben de tabii ki hepinizin en son ki Trier filmini yani bu manevi değer filmini izlemenizi bekliyorum.
Bakın ne kadar düşünceliyim. Size spoiler olmasın diye.
Asla bölümle ilgili bir detay vermiyorum.
Asla bölümünü yapmıyorum. Siz izleyin ondan sonra bölümünü yapayım diye sizi bekliyorum.
Bakın bu f- daha karlı. Her film için yapmıyorum.
Kıymetimi bilin lütfen. Bu arada hala şu Geber Aşkın filmini izleyemedim.
Be My Love filmi. Uluslararası adıyla.
Gerçekten ben onu niye izleyemiyorum bilmiyorum arkadaşlar ya.
Yani böyle tam izleyeceğim diyorum.
Bir şey çıkıyor. Tam izleyeceğim diyorum.
Sonra diyorum ki ya ben bu filmin şu an hazır değilim.
Gideyim podcast dinleyeyim. İşte başka şeyler yapayım diyorum.
Bir türlü hani onu izleme mentaline kavuşamıyorum gibi bir şey.
Çünkü çok ağır bir film olduğunu düşünüyorum muhtemelen.
Onun dışında son olarak bu hafta yaşananlar da The Rocky.
Yani çaylak dizimde neler oluyor.
Şimdi oradaki Lucy ve Tim 8.
sezonu çok güçlü başladılar.
İlişkilerini baştan dizayn ettiler.
Artık birbirleriyle daha iyi anlaşan, birbirleriyle daha iyi iletişim kuran ve sorunlarını konuşarak çözen bir çifte haline geldiler.
8. sezonun 1. ve 2.
bölümü çok güzeldi.
Yani böyle hani diyecek hiçbir şey yok.
Harikaydı. Ama tabii ki yani çiftin dönüşüm gibi karakterler de dönüşüyor.
E haliyle ne oluyor? Karakterler artık ilk sezondaki çaylak ve onun eğitim uzmanı rollerinde olmadığı için şu an artık Tim bir devriye komutanı Lucy'de onun hemen altındaki rütbe olarak o
karakolu o emniyetin içinde onun hemen altındaki en yüksek rütbeli çavuş.
Öyle olduğu için tabii ki mesleklerine doğru bir açılım olduğu için kalan bölümlerde yani son bir iki bölümde çok hastaneleri var ama...
önümüzdeki hafta sevgililer günü bölümü geliyor.
Bu arada sevgililer günü bölümünü aslında bir sonraki hafta yapacaklar ama takvimsel olarak bir zamansal olarak kronolojik olarak bir hata olmuş galiba.
Yanlış basın mülteni göndermişler.
Ondan sonra gerçekten önümüzdeki hafta sevgililer günü bölümü diye yayınladılar.
Ondan sonrasında tabii ki Fragmanı çıktı ve gerçekten merak uyandırıcı çünkü fragmanda Lucy Tim'e ne hediye alacağını bulamıyor sevgililer günüyle ilgili.
Tim de Lucy'ye diyor ki ya sana öyle bir hediye aldım ki bayılacaksın.
E tabii ki öyle olunca herkesin aklına ne geliyor?
Yani evin içi böyle Lucy Tim'in aldığı hediyeyi ararken böyle hani onunla önce bulayım ona sürpriz yapayım diye ararken bu arada tabii ki kendi hediyesini de henüz bulamıyor çünkü bu kadar çok sevdiğim bir insan ne alabilirim diye düşünüyor.
Kendi hediyesini de ararken...
Muhtemel yani sosyal medyadaki genel görüş şöyle baya bütün tweetleri okudum sanırım bu konuyla ilgili.
Şöyle Lucy'nin Tim'in bir önceki sevgililik dönemlerinde aldığı işte tek taş yüzüğü nişan yüzüğünü bulması bekleniyor bakalım.
Yani bulmasa bile şimdi artık onlar da dizi 8'in sezonunda dizideki timeline yani zaman düşündüğümüzde de yaklaşık 10 senedir birbirlerini tanıyorlar gibi düşünebiliriz.
Birinci bölümle ikinci bölüm arasında mesela 8 ay geçiyor.
Sezon aralarından sonra yeni sezon başladıklarında arada mesela bir sene geçmiş olarak onları buluyoruz.
Belki 10 seneden fazladır bir süredir bile birbirlerini tanıyor olabilirler.
Öyle olduğu için artık tabii ki Lucy bir nişan yüzüğü bulmasa bile artık tim o kadar çok beklenti yükseltti ki böyle bir şey bekliyor olabilir ki.
8. sezon 6.
bölümdeki bu Sevgililer Günü bölümüyle ilgili çıkan basın özetinde şöyle bir şeyden bahsediliyor.
Lusvet'in ilişkilerinin bir sonraki aşamasında konuşmaya başlayacaklardır deniyor.
Yani bir sonraki aşamada artık yani çocuk yapmak olmayacaktır diye umuyorum.
Çünkü dizide çok fazla evlenmeden çocuk yapan çift ve sonrasında resmiyette de bunu daha...
legal bir versiyona dökmek isteyen çiftleri gördüğümüz için en azından Chamford'da bunun böyle olmasını diliyorum.
O yüzden lütfen bu kez her şeyi sırayla yapalım.
Önce evlilik teklifi, sonra nişan, ondan sonrasında düğün, nikah.
Ondan sonrasında belki 9.
sezonda bir çocuk görmeyi umuyorum.
Ama tabii ki önüne olursa da üzülmem.
Zaten bu kadar yüksek reytinglerle kesinlikle 9.
sezon onayında alır dizi. Bu arada dizin bugün...
8. sezonun son bölümünün son set günü.
Umarım bir önce 9. sezon onaya gelir ve biz de önümüze bakabiliriz bu çifte artık neler olacak diye.
Neyse gelelim bu haftanın filmine.
Çok uzun bir açılış mı yaptım ya?
Ama olsun ben konuşmayı seviyorum.
Yani genel konuşmayı, karışık konuşmayı, özel olarak sinema konuşmayı zaten çok seviyorum.
Ona diyecek hiçbir şeyim yok yani.
Onun dışında gelelim bu haftanın filmine.
Bu hafta sizinle bir yerli filmi konuşacağız.
Yurt filmi. Kendisi 2023 yapımı bir film.
Bir saat... 56 dakika imdb ponu 6.8.
Filmin yönetmeni Nehir Tuna.
Kendisiyle bir söyleşide tanışmıştım.
Gerçekten yüz olarak Tulu Erden'e çok benziyor.
Yani yönetmeni karşı bunu söylemek için kendimi çok zor tuttum ama iki insanı böyle instagramda...
fotoğraflarına bakarsanız gerçekten o kadar benzeteceksiniz ki yani bunlar kardeş bunlar nasıl birbirine bu kadar benzeyebilir diyeceksiniz.
Bu da kendinden küçük bir anekdot olsun.
Neye Tuna bu yurt filmiyle ilgili kendisinin ve babasının hayat hikayesini anlattığı film olarak değerlendiriyor ve kendisinin ilk uzun metral işi bu.
Film neyi anlatıyor?
90'larla bir cemaat yürüründe geçenleri anlatıyor ve tüm dünya çapında çok güzel festivallerde çok güzel dünya premierleri yaptı ve gerçekten tüm dünyada çok fazla ses getirdi.
Bizim ülkemizde gerçekten gişe hasılat olarak da seyirci olarak da çok iyi rakamlar elde etti.
Umarım ara ara böyle nur bir gece eylem filmleri gibi yine vizyona girer ve halkımız bu filmi daha çok izler, daha çok insan anlatır ve umarım daha çok kişiye ulaşır.
Bu filmin başrollerinde Doğa Karakaş ve Can Bartu Arslan var.
Doğa Karakaş'ın oynadığı başroldeki karakterimiz 14 yaşındaki Ahmet.
Ahmet'in babası rolünde de usta oyuncu Tansu Biçer var.
Gerçekten yani filmi izlerken Tansu Biçer'in karakteri olan babadan nefret ediyorsunuz.
Öyle bir nefret ki diyorsunuz ki böyle bir insanla arkadaş olunmaz, eş dost olmaz.
Ki babanız olması korkunç bir şey zaten.
Film aslında şöyle gelişiyor.
Tarkat yurunda kalıyor Ahmet ama aynı zamanda okul olarak da seküler ve pahalı bir koleje gidiyor.
Ve tabii ki 14 yaşında olduğu için de liseye hazırlanma sürecini görüyoruz.
Ve filmin yönetmeni şundan bahsetmişti.
Tabii ki filmdeki bu kadar çok tarkat eleştirisi, tarkat lafı, tarkat yurtları vesaire geçince...
Söyleşti de yönetmeni şu soruyor yani buradaki Tarkat hangisi hani hepimizin aklına gelen Tarkat mı diye ve şöyle bir şey diyor yönetmende hayır yani bu malum Tarkat değil bu o dönemde 90'larda Tekirdağ civarında yuvalanan
bir Tarkat diyor ama kendisi de isim vermiyor ama tabii ki yani siz geçmişe da yok araştırma yaparsanız eminim bulursunuz ama son dönemde izlediğim yani son 2-3 senede izlediğim en güzel toplumcu gerçekçi yerli filmlerden bir tanesi hatta
yerliyi de geçtim. En güzel toplumcu gerçekçi film tüm dünya sinemalarında.
Bir kere oyunculukları çok iyi, kurgusu çok iyi.
Yani hepsini bir kenara atıyorum.
Hikayenin gerçek bir hayat hikayesinin...
olması ve yönetmenin bunu bizzat kendisinin hikayesi olarak anlatması bence çok güzel bir şey.
Ve mesela ben yönetmen olsam ve böyle bir iş çeksem ya ben bir arkadaşın hayat hikayesinden esinlendim derdim.
Yönetmen gerçekten büyük bir cesaretle hayır kardeşim bu benim hayat hikayem.
Kendi yaşadıklarımı birebir şekilde anlattım ve gerçekten kendi hayatımızda da filmin sonu aynen bu şekilde oldu diyor.
Bence bu büyük bir medeni cesaret.
Yani o kadar çok izleyicinin önüne kendi hayatınızı atıp bakın ben de çocukluk döneminde bunları yaşadım demek çok zor ve bence son derece özgüvenli bir şey.
O yüzden de yönetmeni tebrik ederim.
Onun dışında yönetmenden söyleşi de bu filmin yapım sürecini dinlemiştim ve film neredeyse 10 yıllık bir senaryo, hazırlık, prodüksiyon süreci gerektirmiş.
Çünkü gerçekten çok maliyetli.
Yani aslında o neyim?
Bir oyuncu kadrosu olmasına rağmen çok fazla çekim yerleri, oyuncular, ekip, set alanı kurulması vs.
Bunların hepsi baktığınızda prodüksiyon olarak çok masraflı şeyler.
Öyle olduğu için de 10 sene sürmesini başka bir ülkede çok şaşırtıcı bulabilirler.
Ama bizim ülkemizde gerçekten çok normal.
Çünkü ekonomi sürekli sürekli devalüasyona uğruyor.
Gerçekten çok zor şeyler yaşanıyor.
Yani ülkede basit bir esnafın bile bir dükkanı 10 sene açık tutması mümkün değilken bir filmin de hemen bir sene de ortaya çıkmasını bekleyemezsiniz zaten.
Onun dışında bu filmle ilgili başka ne söyleyebilirim?
Şundan bahsedeyim son olarak.
Yönetmenin filmi izleyen herkesten küçük bir ricası var.
Söyleşti, anlatmıştı bunu onu dinleyenlere.
Filmi izledikten sonra yorumlarınızı Letterboxd'dan filmi oylayarak yaparsanız ve oraya yazarsanız çok mutlu olacağını iletti.
Umarım siz de filmi izledikten sonra çok keyif alırsınız ve lütfen filmle ilgili fikirlerinizi bana yazın.
Çünkü gerçekten ben filmi şimdiye kadar 3 kere izledim galiba ve gerçekten hepsinde başka bir noktaya...
Vuruldum hepsine başka bir noktadan daha çok etkilendim.
Ve şöyle bir şey var. Filmin sonunda burası spoiler olacak.
İsterseniz buraya atlayabilirsiniz.
Yani bir iki üç dakika ileri sarabilirsiniz bence.
Eğer izlemediyseniz filmi.
Filmin sonunda Ahmet'in hayatında hiçbir şey değişmiyor.
Ve babası o tarkat sayesinde daha çok dine yönelmiş gibi yapmaya ve daha çok zenginleşmeye devam ediyor.
Ve adam ne ki? Evet gerçek hayatta da yani yönetmen gerçek hayatta benim hayatımda aynen böyle oldu.
Ve babamla aramız hala aslında çok iyi sayılmaz dedi.
Bence çok zor bir çocukluk ya.
Yani film izlerinizde anlayacaksınız.
14 yaşında olmaya geçtim.
24 yaşında bile ben bunu yaşamayı hayal edemiyorum yani.
Korkunç bir çocukluk. Ve yani Tarkat yurtları hem çok tehlikeli hem başınıza gelenler başta size dine karşı yaklaştırmak için yapılıyor gibi lanse ediliyor.
Ama aslında onlarla hiç alakası yok.
Ve yani günümüzde bu Tarkat yurtlarında yaşanan olaylar her seferinde bir adım daha öne çıkıyor, bir adım daha ortaya çıkıyor.
Her seferinde... O tarkat yurtlarında büyüyen çocukların, şimdiki gençler, şimdiki yetişkin insanlar bunları çevresine anlattıkça bu olayın aslında her yurtta benzer şekilde korkunç şeylere yol açtığını da görüyoruz aslında.
Neyse gelelim bu haftanın dizisine.
Bu hafta size ne anlatacağım?
Ama nasıl güzel bir şey anlatacağım.
Hazır mısınız? Bu hafta Birgirt'in anlatacağım size.
Biliyorsunuz dördüncü sezonun ilk kısmı yeni yayına girdi Netflix'te ve gerçekten çok güzel bir sezondu bence.
Ben Birgirt'in izlemeye özlemişim açıkçası.
Her sezonun arasında bir sene olması bence birçok dijital iş için çok kötü.
Mesela birçok ülke televizyonda izlendiği izler bu yüzden çok avantajlı bence.
Sezonun arasında belki bir sene olması televizyonda mantıklı olabilir.
Çünkü atıyorum o sezon 20-25-30-35 bölümdür.
Ondan sonra bir sezon ya da bir yaz boyu ara vermek bence mantıklı ama.
dijital işlerde bir sene gerçekten çok uzun sürüyor arkadaşlar ya.
Yani ben bunda hala çok böyle alışabildiğim bir yayın akışı olduğunu düşünmüyorum.
Neyse. Şöyle ki hepimizin beğendik izlerken dibimiz düşmedi mi?
Gerçekten abi o neydi ya?
Vallahi yani ben bayıldım.
Öyle söyleyeyim ki sarışını severim biliyorsunuz.
Yani benim açımdan bile hoştu.
Siz artık hayal edin devamlı neler oluyor.
Şimdi öncelikle diziden bahsedeyim size.
Dizi 1813 ve 1827 yılları arasında yani 19.
yüzyılda İngiliz aristokratları arasında Regency dönemin diye geçen bir dönem içindeki yaşan aşkları anlatıyor.
Regency dönemi ne demek onu da anlatayım.
Bu dönem Kral 3. George'un akıl hastalığı sebebiyle ülkeyi yönetmeye uygun görülmediği bir dönem.
O yüzden genellikle hükümdar olarak kraliçe yani Kral 3.
George'un eşi daha baskın ülke yönetimine.
Aslında tarihi bir şey ama kurgusal bir aşk hikayesini anlatıyor her sezonda.
Ve dizinin adı neden Bridgerton?
Bu dizi bütün sezonlar boyunca Bridgerton ailesindeki her çocuğun...
aşk hayatını bir sezon şeklinde anlatan bir dizi ve bu dizinin kendisi aslında bir kitap uyarlaması.
Öyle olduğu için de bu dizide neler olacağını anlamak istiyorsanız arkadaşlar kesinlikle öncelikle kitapları okumalısınız bence.
Ama tabii ki ben kendi adıma spoiler olur diye okumuyorum açıkçası.
Ama yani dördüncü sezonun ikinci kısmı Şubat ayının sonunda gelecek ve Şubat ayının sonuna kadar ya bu Benedict ve Sophie arasında neler olacak diye merak ediyorsanız kitapları okuyabilirsiniz.
Ama bir ayda o kadar kalın bir kitabı hiçbirimiz bitiremeyiz diye düşünüyorum.
Onun dışında gelelim bu dizi genel olarak neler anlatıyor.
Dizide her sezon bir evlilik sezonu açılıyor ve o evlilik sezonu da bir baloyla açılıyor ve klasik İngiliz sosyetesinde işte herkes son derece şık giyinip baloda işte lordların işte onun dışında
o dönemki saygın kadın ve erkeklerin karşısına çıkıp işte bekar insanlar birbirleriyle buluşuyorlar ve ondan sonrasında da işte çeşitli izdivaçlar yapılıyor ve Her evlilik sezonu başında kraliçe Charlotte o sezonun elmasını
seçiyor. Bu kadın da olabilir, erkek de olabilir.
Ve kraliçe kimi desteklerse o sosyetedeki insanlar o kişiyle evlenmek istiyorlar.
Ve bu sayede ne oluyor? Kraliçe kim ön planlaysa onunla evlenilmesinin tabii ki aracı oluyor.
Buna çöp çatanlık yapıyor aslında başka bir deyişle.
Bu sayede ne oluyor? O kişi bir anda gerçekten elmas gibi parlıyor.
Ve şöyle bir şey beliriyor ilk sezonda Lady Whistledown.
Kendisi benim sevgili okuyucum diye bir başlıkla...
her gün günlük gazete çıkarmaya başlıyor ve o gazeteden sonra da bir anda sosyetenin içinde bu kadın kim, bu kadın bizim aramızda neler biliyor, bu kadar dedikoduya nasıl hakim diye bir söylenti başlıyor ve ondan sonrasında Lady Whistledown'da
arama çalışması başlıyor. Lady Whistledown'da 3.
sezonda buluyorlar. İlk sezon 2020'nin sonunda başlıyor.
Daphne ve Lord Simon'ın sezonu bu sezon ve Daphne sapsarı, çok güzel, bembeyaz teni olan bir kız ve Lord Simon'da gerçekten bir siyahi diyebiliriz bence.
Ama bunu ırkçılık olarak söylemiyorum arkadaşlar.
Adamı öyle tanımlayabilirim ancak.
Ve Lord Simon...
çok güzel bir şekilde yaklaşıyor Daphne'ye çünkü Lord Simon'ın en yakın arkadaşı Daphne'nin abisi Antony Bridgerton ve hani o her erkek dostunda olur ya hani işte benim kız kardeşime yan gözlemi
baktın sen nasıl benim kız kardeşimi seversin onunla evlenmeyi düşünürsün yani bunların hepsi birer tabii ki bu aşkı böyle daha ileriye götürecek bir fiştekleyici oluyor ama kesinlikle bence en iyi ikinci sezon olabilir ilk sezonu
Bridgerton kendi açımdan bence en iyi sezon ne dersiniz kesinlikle ikinci sezon İkinci sezon 2022'de gelmiş ve Birgit'in ailesinin en büyük çocuğu yani Wycount, Anthony'nin aşk hikayesini
ve evlenme sürecini anlatıyor.
Anthony ve Kate aşkını izliyoruz.
Kate kendisi Hindistan'dan gelmiş ve kız kardeşine güzel, zengin, yakışıklı ve gerçekten kız kardeşine aşık olduğu bir İngiliz aristokratla evlenip ondan sonra Hindistan'a kendi ailesinin yanına geri dönecek diye olaya
bakıyor. Ama Anthony gidip Kate'e aşık oluyor ve Anthony aslında ilk başta...
Kate'den, Kate'den Anthony'den nefret ediyor tek kelimeyle.
Ve Anthony belki de sırf bu yüzden Kate'in kız kardeşi yani tahminen 18-19 yaşında olan Kate'in kız kardeşine talip oluyor ve ondan sonra onlar görüşmeye başlıyorlar.
Ondan sonra Kate diyor ki ya işte sen benim kız kardeşime layık değilsin, onu sevmiyorsun.
Hani sırf Y count olarak kendi bir Y contest aradığın için.
aslında bir kadına ihtiyacı var ve aslında mantık evliliği yapmak istiyorsun.
Ben kendi kız kardeşim bir aşk evliliği yapmasını istiyorum.
Senle olmaz diyor. İşte bunlar sürekli tartışıyor, kavga ediyorlar vs.
Ondan sonra tabii ki nefretten bir aşk doğuyor.
Tam da beklediğim üzere. Ama gerçekten Bence en iyi sezonu.
Ayrıca Anthony de hepimizin tanıdığı bir isim.
En son hatta aldığı ünvanla söylersek yaşayan en seksi erkek olan Jonathan Bailey oynuyor.
Yani gerçekten yani bu bir cırtın erkeklerinde maşallah var kardeşim yani Esmer'i, Siyahi'si vs.
Gerçekten hepsi bir başka sevimli bir başka yakışıklı öyle diyeyim size.
Ve yani gerçekten İspanyol erkeklerine kesinlikle taş çıkartırlar diye düşünüyorum.
Ondan sonra dizi 3.
sezonu geçmeden o aradaki dönemde Kral ve Kraliç'in hayat hikayesini anlatan bir spin-off sezonu izliyoruz.
Queen Charlotte A. Bridgerton Story adında 2023'te çıkıyor bu sezon ve kesinlikle o da bence çok güzel bir ara dizi olarak.
Harika olabilir ve hatta ona 2.
sezon gelse keşke o da...
Çok güzel iki oyuncu tarafından canlandırılıyor.
Onu da kesinlikle tavsiye ederim. Ondan sonra üçüncü sezonu diyorlar ki yani madem artık dünyada böyle bir moda var.
Üçüncü sezonu iki parçaya böleyim diyorlar ve ilk kısmı 16 Mayıs 2024'te, ikinci kısmı 13 Haziran 2024'te geliyor ki bence bu da korkunç bir PR.
Ama eminim kendi izlenmelerini etki etmiştir.
Lady Whistledown bilmecesi nihayet çözülüyor çünkü artık...
Whistledown'un bir cırtısından karşı evinde yaşayan Penelope olduğu ortaya çıkıyor.
Ve Penelope ile çocuktan beri aşık olduğu Colin'in ilişkisini izliyoruz.
Bence en sıkıcı sezon yani.
Bunu tavsiye edemeyeceğim üzgünüm.
Bence bunu direkt atlayabilirsiniz.
Yani bu üçüncü sezonu. Ve gelelim dördüncü sezonuna.
Dördüncü sezon 29 Ocak'ta başlıyor.
Yani geçen hafta başta da hepimiz izledik diye düşünüyorum.
Anthony Kate'le birlikte Kate hamile olduğu için Hindistan'a gidiyorlar.
E tabii ki evdeki Eloise evlenmeyince tüm gözler evdeki en büyük çocuk Benedict'e çevriliyor ve tabii ki Benedict'in annesi işte oğlum evlen, ailemiz için saygın, güzel, seni de gerçekten kalpten bağlı olun, aşk evliliği yapabileceğim
bir kız bulalım sana diyorlar. Benedict bütün işte sosyetenin gittiği...
Hatta kendi annesine düzenlediği baloya gidiyor bir sürü kızla tanışıyor ama bir türlü hani gerçekten kendi aşık olduğu ya da aşık olabileceği potansiyelde olan bir kadına karşılaşmıyor.
Ta ki annesinin en son balosuna kadar orada bir kadınla karşılaşıyor.
Kadının adı Sophie. Sophie orada çok güzel bembeyaz bir elbiseyle, bembeyaz bir göz maskesiyle duruyor.
Ve ondan sonrasında işte orada dans ediyorlar.
İlk öpüşmeleri, ilk tanıştıkları gece yaşanıyor.
Ve tabii ki ertesi gün ne oluyor?
Benedict o kadını aramaya başlıyor.
Çünkü Sophie giderken yüzünde, gözünde maske, ellerinde eldiven.
Hiçbir şekilde kim olduğu belli değil.
Yani ruhsar gibi dolaşıyor kız ortada.
Ondan sonrasında ertesi gün işte Sophie'nin biz aslında hizmetçi olduğunu fark ediyoruz.
Benedict de haldır haldır işte anne dün gece ben senin balonda bir kızdan çok etkilenmiş.
o kızı bulalım ben o kızla evleneceğim diyor.
Tabi ki anne oğul hatta bunu aile boyu aramaya başlıyorlar ve bulamıyorlar.
Ondan sonrasında yayınlanan bölümler içerisinde yani 4.
sezonun ilk kısmında Sophie'nin aslında kim olduğunu biz bir şekilde öğreniyoruz.
Hatta Sophie ve Benedict daha sonra karşılaşıyorlar.
Daha sonra Benedict'in kırsallık evinde çok güzel şeyler yaşıyorlar.
Çok romantik şeyler. Ondan sonrasında ve hani bu ikili bir türlü işte birlikte olamıyor.
İşte araya engeller giriyor.
Sophie'nin hizmetçi olduğunu Benedict fark ediyor.
Ama Sophie'nin hizmetçi olması aslında o geceki kız olması da engelli bir baladaki kız olması.
Ama tabii ki Benedict buna henüz ihtimal vermiyor.
Ama bunu illaki bir şekilde öğrenecek.
İkinci kısımda gerçekten yayınlanan yeni fragmanında da güzel bir küvet sahnesi varmış.
Ve kitabı okuyanlar diyorlar ki bu sahneyi izlerken yanacaksınız.
Bakalım yani gerçekten bu konuda net bir fikrim yok.
Ama yani bu kadar çok övüldüyse eminim altına kalmayacaktır Birgirt'in.
Çünkü bizim ülkemizdeki işlerin aksine kendilerine hiçbir şekilde sansür uygulamıyorlar.
Gerçekten Allah ne verdiyse yani.
Ve tabii ki böyle şeyleri izlemenin keyfi de başka oluyor.
Hiçbir şekilde set vurulmayan hikayelerin.
Bu arada dördüncü sezonda Sophie'nin en yakını arkadaşın bir engeli var.
Kolu küçükken kesilmiş ve onu da gerçekten öyle bir oyuncu oynuyor sanırım.
Onun dışında diğer sezonlarda da daha farklı sosyal olaylar yaşıyorlar.
Daha kötü işte engelleri olan, daha farklı şekilde işte akıl hastalığı olan hikayeler yaşıyorlar.
Ki bunların bir tanesi zaten kraliçemiz Charlotte'un eşi kral.
Mesela onun kraliçe olarak da bir eş olarak da akıl hastalığı olan bir kocasının yanına nasıl durduğunu izliyoruz hep birlikte.
Yani tabii ki bu siyasi de olabilir ama.
İşin gerçekten çok kalpten giden bir yanı var.
Onun dışında dördüncü sezonda Anthony'nin, Daphne'nin, işte Benedict'in annesi, hepsinin annesi Lady Bridgert'in yani artık 50'li 60'lı yaşlara gelmiş, menopoza girmiş bir kadın
olarak onun da aslında gerçekten cinsel ihtiyaçları olduğunu anlatan, buna dikkat çeken, bu konuda sosyal farkınalık yaratan da bir senaryo izliyoruz.
Bence bu da çok güzel. Çünkü toplumun kanayan yönlerini, toplumun...
Dışarıda bırakılan, dışarıya itilen, hepimizin eleştirdiği, önyargıyla baktığı bazı kesimlerine aslında her sezonda yer veriyorlar ve bu bence kesinlikle çok güzel.
Onun dışında ben şurada bir şeye dikkat çekmek istiyorum.
Bilmiyorum bu kaç kişinin dikkatini çekti ama.
Benedict'in aşık olduğu Sophie, karakterini söyledi de Sophie Peck.
Karakteri oynayan oyuncu da Yerin Ha diye bir oyuncu.
Kendisi Avustralyalı bir oyuncu ama zaten oyuncuyu gör görmez anlarsınız.
Kendisi bir Asyalı aslen.
Güney Koreli bir oyuncu, anne babası Güney Koreli.
Yani kendisi Avustralya'da doğmuş bir oyuncu.
Ve şöyle ben bu oyuncunun bu kasta bilerek seçildiğini düşünüyorum.
Çünkü kitapta hani Sophie'nin işte Avustralyalı, Amerikalı, Alman hani o tip bir kitapta bir tanımı olmadığı için aslında kast olarak seçebilecekleri bir sürü kast vardı.
Yani bir Türk de seçme şansları vardı bence.
Ama ortada şöyle bir durum var.
Farkındaysan son dönemde Güney Kore sineması, Güney Kore izleyicisi her ülkede Kore sinemasının...
Koreli oyunculara dair bir merak var ya.
Bence o merakı da buraya çekmek için özellikle Güney Koreli bir oyuncu tercih ettiler.
Belki bir sonraki sezonda tüm dünyayı biz bu kadar Türk dizisi satıyorken belki Türk bir oyuncuyu seçebilirler diye düşünüyordum.
Ama bir sonraki sezon Eloise'in sezonu olacak.
O da ilk sezonlarda gördüğümüz ve çok yakışıklı olup bence karakterin harcandığını düşündüğüm bir oyuncu ile birlikte bir sezon olacakmış.
Beşinci sezon. Yani eminim o da çok keyifli olacaktır.
Ama merak ediyorum yani bu olay daha ne kadar gidecek?
Çünkü hani Bridget'in ailesindeki çocuk sayısı da sınırlı ya bir noktada.
Yani ne kadar daha ilerleyebilirler bu konuda?
Yani her sezon tamam bir çocuğu yaptın yaptın yaptın.
Zaten bu aile yanlış hatırlamıyorsam 7 çocuklu bir aile.
Hatta aslında 8 çocuk da çocuklardan bir tanesi.
Bu şey Lady Bridget'in hani ilk evlenme döneminde doğurduğu ilk çocuklardan.
Öyle olduğu için de o dönem kişi salgın hastalıklar yüzünden vefat ediyor.
Tabii ki hani bunu da çok merak ediyorum ama en çok merak ettiğim şey 4.
sezonun 2. kısım fragmanında Kate ve Anthony nihayet diziye dönüyorlar ve yanlarında küçük tatlış minnoş bir kızları var.
Yani bu demektir ki Kate doğurmuş bir kızları olmuş ama mutlaka biz şey diyaloğunu da izleriz yani İngiliz aristokrat da olsa işte Anthony Kate'e mutlaka şunu söyler ya işte biz ikinci çocuğu da yapalım ben seni çok seviyorum.
Viscount olarak ailenin en büyüğü olarak hani bizden sonraki nesne miras kalması için bir erkek çocuğumuz olmasın mı karıcığım mutlaka der bir şekilde.
Ve nihayet onlar diziye döndüğü için çok mutluyum.
Çünkü gerçekten potansiyel çok yüksek olan bir çift ve ya onları tek sezon değil bence 10 sezon yapsak yine yetmez diye düşünüyorum.
Onun dışında anlatmam gereken bir şey sanırım planlarıma göre yok gibi geliyor.
Aa bu arada şunu da söyleyeyim kendimle ilgili.
Ay arkadaşlar ben bu hafta ve geçen hafta bir voleybol maçına gittim size yemin ediyorum.
Yani voleybol maç geceleri oldu resmen kendi adıma.
Gerçekten yani en az sinema kadar fanatik oldum.
Tek şey kadın ve erkek voleybolu ve bu konuda neyse ki ülkemizin kulüpleri gerçekten manyak gibi para döküyor ve yani dünyanın en iyi ligi İtalya olarak değerlendiriliyordu voleybolda ama artık gerçekten dünyanın
bence en pahalı ve en çok para dökülen, oyunculara en çok kazandıran ligi bizim ligimiz.
Brezilya'nın en iyi oyuncusu olarak seçilen voleybolculardan birini aldık.
Erkek voleyboluna. Ben de bir Galatasaraylı olduğum için tabii ki voleybolda da Galatasaray erkek ve kadın voleybol takımı destekliyorum.
Onların maçlarına gidiyorum. Gerçekten çok keyifliydi.
Yani Galatasaray'ın kadın takımı en azından şu anda çok başarılı olmasa da o kadar para dökülmesine rağmen erkek takımı size yemin ediyorum uçuyor.
Yani böyle bir şey yok.
Gerçekten maşallah diyorum.
Çok iyi gidiyorlar. Yani gerçekten inşallah nazarım değmemiştir.
Size tavsiye ederim. Gerçekten voleybol insanı dinlendiren ve...
Futbol kadar holiganı olmadığı daha sakin bir spor.
Bunu da söyleyeyim istedim. Kapatmadan önce.
Onun dışında bu haftanın işleri böyleydi.
Umarım keyif almışsınızdır dinlerken.
Haftaya önce bonus bölümle karşınıza çıkacağım.
Onu da hatırlatayım. Ha bu arada haftaya çok önemli bir hafta.
Bir kere sevgililer günü. Hepinizin baştan sevgililer günü kutlu olsun şimdiden.
Umarım çok güzel ve çok romantik planlar yapmışsınızdır.
Haftaya sevgililer günü PR ile böyle hepimizi artık kusturma seviyesine gelen...
Film vizyona giriyor. Uğultul Tepe'ler Margot Robbie ve Jacob Elordi ile birlikte bakalım.
Yani gerçekten PR'nin yaptıkları kadar izlenilisi bir film ve onunla artık haftaya konuşuyoruz diye düşünüyorum sizinle.
Gerçi haftaya bölüm yayınağında o filmde yeni vizyona girmiş olacak.
Muhtemelen haftaya değil bir sonraki hafta konuşuruz.
Yani 10. bölümde onu anca konuşuyoruz diye düşünüyorum.
Onun dışında bu bölümdeki işleri izledikten sonra lütfen bana sosyal medyadan yazını yazmayı unutmayın.
Sosyal medya hesaplarım bölümünün altındaki açıklama kısmında linkleri duruyor.
Onun dışında bu arada Apple Podcast'tan da beni takip almayı unutmayın.
Spotify'dan dinliyorsanız eğer lütfen rica ediyorum.
Ve hepinize iyi hafta sonları diliyorum.
Umarım çok güzel iki tane tatil gün geçirsiniz.
Ben maalesef yarın çalışıyorum.
Pazar günü izleyeyim. Pazar günü zaten en başta söylemiştim Hamlet'e gideceğim.
Umarım gerçekten Jesse Buckley'e söylediği kadar iyi oynuyordur zaten.
Diğer başrol erkek oyuncu için söyleyecek hiçbir şey yok.
Onun oyunculuğundan zerre şüphem yok.
Ama Jesse Buckley'i sanırım ilk kez izleyeceğim.
Benim için de bir ilk olacak. Umarım çok keyif alırım.
Ve umarım gerçekten tüm dünyada beğenildiği kadar bizim ülkemize beğenilir ve gişe hastalığı yapar.
Lütfen sinemaya gidin çünkü Stellan Skarsgård'un da söylediği gibi sinema sinemada izlenir.
Ve sinemada paylaşılan duyguyu hiçbir şekilde dijital platformlardan izleyerek aynı duyguyu aynı keyfi alamazsınız.
O yüzden de sinemayla kalın, benimle kalın ve dinlemediyseniz lütfen bir önceki bonus bölümleri ve bir sonraki hafta çıkacak bonus bölümde rica ediyorum.
Dinleyin sizi seviyorum. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
