
Bu bölümde Uzak Doğu endüstrisinin geldiği noktayı şu anda Kore’nin en çok sevilen çifti üzerinden konuştuk.Bu 2 harika işi izlemenizi çok isterim.Hem macera kısmını hem de kuzey Kore 🇰🇵 ve güney Kore 🇰🇷 farkını çok net ortaya koyuyor.Şimdiden iyi seyirler.Bu 2 işi de izlemeyi bitirince bana yazmayı unutmayın.
İyi dinlemeler 🎧
Transkript
Herkese merhabalar.
Beşinci bölümle resmen karşınızdayım.
Günaydın, iyi akşamlar, iyi gece.
Artık beni ne zaman dinliyorsanız.
İstanbul'un gerçekten zemheri soğukluğuna, iliklerimize kadar hissettiğimiz bir günden.
Merhabalar, günaydın.
Bugün benim için yoğun bir gün olacak ama umarım sizin için daha rahat, daha kolay geçen bir gün olur.
Hatta öyle bir hafta olmuştur umarım.
Sinemayla dolup taştığım nefis bir hafta oluyor gerçekten.
Bu arada ev taşıma sürecimiz de neredeyse bitti.
Yani şu anda Yeni Ev'de kaydettiğim ilk podcast bölümünü dinliyorsunuz.
Umarım bu ev hepimize şans, huzur, mutluluk getirir.
Bu arada favori polise dizim The Rookie sezonu başladı demiştim.
Geçen hafta bu hafta da ikinci bölümünü izledim.
Ya o kadar güzel ki yani Amerika endüstrisi gerçekten bu polise işini çok güzel yapıyor.
Yani birçok sahnesi aslında bir pilot onun işine çekiliyor olmasına rağmen yani çok kaliteli, çok güzel, kurgusuyla, oyunculuklarıyla gerçekten göz dolduran bir iş ortaya çıkartıyorlar.
E tabii ki yani orada sevdiğim de bir...
çift var. Yani diziyi sadece polis hediye de sevdiğimi asla düşünmeyin.
Aşk yoksa o işin içinde ben asla olmam.
Merak etmeyin. Ama şöyle sorayım.
Onun için size ayrı bir bölüm yapacağım demiştim.
Hala yapacağım. Sadece birazcık bölümün birikmesini bekliyorum.
Ve bu yüzden de size daha fazla detay verip sürprizi bozamam.
O zaman bölüm geldiğinde o bölümün içine o diziyi konuştuğumuzda sizinle onu geniş geniş konuşacağım her detayla merak etmeyin.
Gelelim bu haftanın filmine.
Bu hafta The Negotiation konuşuyoruz.
Yani bizdeki adıyla Ara Bulucu.
Lee Jong Suk'un yönettiği bir film ve başrolülerinde Son Yeji ve Hu Yun Bin birlikte oynuyorlar.
Arkadaşlar Koreli isimler o yüzden nasıl okuduğuma takılmayın.
Yani birbirine yakışan iki insan öyle diyeyim.
Çünkü gerçekten diğerlerine yaptığım gibi bütün kadroyu size saymayacağım.
Sayamam çünkü. Yani böyle bambaşka bir dilde Arapça gibi bir yazılmış isimleri var bütün Korelilere.
Şimdi bu film 2018'de yapılmış.
Güney Kore suç gerilim filmi.
Film 19 Eylül 2018'de gösterime giriyor.
Ve bu filmde bir rehine olayını görüyoruz aslında.
Son Yeriz'in karakteri kadın karakterimiz.
Seul Büyükşehir... Polis merkezinde kriz müzakeresi olarak görev yapıyor.
Sakime soğukkanlı birisi kadın karakter olarak.
Erkek karakterimiz de uluslararası bir suç örgütü için silah kaçakçılığı yapıyor.
Kadın karakterimiz erkek karakterin rehin aldığı insanları kurtarmak için sadece 12 saate sahip olduğunu öğreniyor.
Ve filmdeki başrolü kadın ve erkek oyuncu aslında film boyunca birbiriyle karşılıklı görüntülü sohbet ediyor.
Ama tabii ki bu gerçekte böyle çekilmiyor.
Gerçekten başrolü kadın ve erkek oyuncu birbirini sadece son sahnede yani yakalama sahnesinde görüyor.
Onun dışındaki bütün sahneleri aslında...
Aslında tek başına çektikleri sahneler.
Yani karşılarına bir kamera kuruluyor.
Onlar repliklerini ezberleyip kameraya karşı konuşuyorlar.
Filmde gördüğümüz gibi karşılıklı bir görüntülü konuşma mümkün değil zaten.
Devamında tabii ki onların sadece kameraya karşı konuştukları sahneleri kurguda birleştiriyorlar.
Filmin süresi 1 saat 54 dakika.
Yani neredeyse 2 saat.
IMDb fonu 6.7.
Bu film çiftin yani Sonyacı ve Hu Yunbin'in birlikte rol aldığı ilk film.
Bu arada adamın adı Madem Koreliyse Niye Hu Yunbin diye düşünmeyin.
Adamın o takma adıymış. Gerçek adı Kim Yong Woon gibi bir şey.
Ama gerçekten okuyuşuma hiç takılmayın.
Çünkü o kadar farklı insanla o kadar farklı telaffuz duydum ki.
Yani gerçekten doğrusunu muhtemelen kendim dahi bilmiyorum.
Öyle söyleyeyim size. Bu filmin gişe başarısı ikilinin uyumunun ne kadar başarılı olduğunu gösterdi aslında.
Peki neden bu haftanın filmi olarak bunu seçtim?
Çünkü bu bir Güney Kore filmi.
Kore sinemasına genelde ülkemize çok mesafeli yaklaşılıyor.
Hiç izlemeyen, içeriği bilmediği halde çok uzak, gereksiz ve soğuk buluyor.
Çünkü biz genelde ülke olarak fiziksel görünüşe çok önem veriyoruz.
Yani bir şey izlerken ya çok...
Çok esmer oyuncular orada oynadığı için çok seviyoruz ve izliyoruz ya da çok sarışınlar oynadığı için daha Avrupai bir görüntü olduğu için bize öyle geldiği için o yüzden sarışınların olduğu bir şeyi izlemeyi tercih ediyoruz.
O yüzden de çok zayıf, yüz görünümü olarak çekik, çok şişman ya da işte benzeri bir şekilde üçgen vücut insanları izlemekten toplum olarak çok hoşlanmıyoruz aslında.
Ama tam tersi böyle bir kere Kore sinemasını, Kore dizilerini izleyen de genelde bağımlısı oluyor.
E tabii yani genelde de maalesef ortası olmuyor insanların.
Öyle de bir durum var. Bu arada bu filmden sonra başrolüler birbirine tabii ki çok yakıştırılıyor.
Devamlı PR döneminde birlikte röportaj veriyorlar.
O röportajda ikisi de diyor ki biz bu filmde birlikte oynamış sayılmayız aslında.
Çünkü sonuçta karşılarına farklı platolarda kamera koyulup tek başlarına oynuyorlar.
Onlar da filmde karşılıklı konuştuklarını görmüş gibi oluyorlar aslında.
O yüzden de diyorlar ki birlikte başka bir iş daha yapmak güzel olur diyorlar.
Ve devamında birlikte gerçekten güzel bir dizi yapıyorlar.
Ben de size haftanın dizisi olarak onu seçtim bu hafta.
Crash Landing on You.
dizinin adı. Yani kazayla düştüğünde kaza düşüşü, kazara düşüş ne şekilde çevirirsiniz artık.
O dizinin de ilk bölüm yayın tarihi 14 Aralık 2019.
Yani Kore sineması bizden bence bir tık daha hızlı bu.
Çiftleri alıp işte diziden alıp film partneri yapmakta, filmden alıp dizi partneri yapmakta.
Bu dizinin konusu da Güney Koreli zengin bir kadın var.
Ve bu kadın bir yamaç parıştı kaza sonucunda Kuzey Kore'ye iniyor ve burada onun saklanmasına yardım eden bir askerin hayatına giriyor aslında.
Sonrasında işte dizi boyunca bu ikilinin 16 bölüm boyunca birbirlerine adım adım aşık olduklarını görüyoruz.
Ve tabii ki Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki hayatın ne kadar farklı olduğuna, sınırların ne kadar keskin olduğunu şahit oluyoruz.
Ben mesela bu diziyi izleyene kadar Güney Kore ve Kuzey Kore arasındaki siyasi sorunların, tamamen sınırdan kaynaklanan sorunların, hayat farkının bu kadar derin, bu kadar ciddi bir sorunu olduğunu gerçekten bilmiyordum.
Tamamen bu diziyle öğrendim diyebilirim.
Çünkü genelde de benim izlemeyi sevdiğim belgesel tür, haber tür genelde işte faili meçhul cinayetler üzerine, polisi üzerine ya da işte işlenmiş aşk cinayetleri üzerine oluyor.
Yani hiçbir zaman şunu fark ettim kendimde.
Hayatımın hiçbir döneminde ya Güney Kore'li Kuzey Kore'nin de hali ne olacak diye düşünüp herhangi bir şey izlememişim.
Yani bununla ilgili kendi bir eksiklik görmemişim.
Ama yani tarihi bu kadar çok seven bir insan olarak kesinlikle bu da benim eksikliğimiş.
Böyle şeyler hani yüzüme çarptıkça fark ediyorum aslında.
O yüzden de kesinlikle ülkelerin tarihi konusunda daha çok bilgi sahibi olmamız gerekiyor bence hepimizin.
Yani hiçbir şey olmasa genel kültür zaten.
Sonra devamında... Şunu fark ettim tabii ki bu dizide bu kadar çok sınırın ve iki tane aynı geçmişe sahip ülkenin iki farklı ülkeye evrilmesinde karşı sorun olduğunu fark edince.
Bugün bile hala birçok Koreli aradaki sınırın kalkmasını istiyor, bekliyor.
Ama maalesef şu anda buna çok uzaklar.
Yani sürekli hani böyle bir referandum yapılıyor, sürekli böyle bir kamuoyun yokluğun yapılıyor iki ülkede.
Ama maalesef bununla ilgili henüz bir şey yok.
Ama belki ilerleyen yıllarda görürüz, bilmiyorum.
Ama Güney Kore ne kadar batıya yaklaştıysa, ne kadar batılı Avrupayı turist...
çeken bir ülke olduysa Kuzey Kore'de aslında o kadar içine kapanık bir ülke oldu bu süreçte.
Ve şu şekilde yani bu ülkede de şöyle bir sorun oldu.
Kuzey Kore resmen bir diktatörlükle yönetiliyor.
Yani ülkeye turist almıyorlar.
Ülkeye giren çıkamıyor. Ülkede internet kullanımı yasak.
Kendi sosyal medyalarını kullanmak zorundalar.
Ülkede yaşayan oranın vatandaşı olan insanlar ülkeden hiçbir şekilde burnlarını bile çıkartamıyorlar.
Yurt dışına eğitime gidemiyorlar.
Hatta yani birçok ülke Kuzey Kore'ye kendi diplomatlarını bile yönlermiyor.
Ya benim oradaki vatandaşım tekrar ülkeden çıkamazsa diye.
O yüzden de gerçekten ciddi bir sorun.
Umarım bir an önce Kuzey Kore'de başındaki o beladan kurtulur.
Çünkü gerçekten Güney Kore gibi rahat, refah...
ve basın medyanın ön planda olduğu bir yaşamı herkes hak ediyor diye düşünüyorum.
Tabii ki daha özgür bir ülkeydi.
Hepimiz hak ediyoruz bence.
Onun dışında bu dizide aradaki ülke sınırını umursamazsak temelde işlenen konu zengin bir kadın CEO ile bir askerin aşkı aslında.
Dünya genelinde genelde biz neye alışığızdır?
Zengin CEO ile saf asistanın aşklarına alışığızdır.
İşte bir askerle bir hemşirenin bir doktorla bir askerin aşkını izlemeyi genelde daha çok severiz.
Daha buna aşinayızdır.
Ama Koreliler Avrupa ve Amerika endüstrisinden farklı olarak daha farklı şeyler deniyorlar.
Daha farklı meslek gruplarını birbirine yakıştırıyorlar.
Bu da bence denenmesi gereken bir şey.
Umarım önümüzdeki 20 senede en azından biz de bu şekilde deneyler yapabiliriz.
Çünkü gerçekten bütün yaz izlerimizin böyle olmasına çok sıkıldım.
Ama artık tabii ki bu ekonomi içerisine artık...
kanallarda, yapımcılarda yaz dizilerine bile yanaşmıyorlar bizde.
Öyle de bir sıkıntı var. Ya o yaz dizisi kavramı resmen son 2 yazdır ülkede kayboldu diyebiliriz.
Onun dışında bu dizinin IMDB puanı 8.7.
Dizi zaten 16 bölüm demiştim size.
Her bölümün 1 saat 10 dakika civarı ve şöyle söyleyeyim Kore dizileri genelde tek sezon oluyor ve maksimum 16 bölüm oluyor.
Yani 12-16 bölüm arasında oluyor genelde her sezonları.
Ve bizdeki gibi 8... 9 sezon dizi genelde onlarda görmüyoruz.
Çünkü dizileri daha kısa sürüyor.
Ve hem bölüm olarak hem de her bölümün süresi olarak diyeyim size.
Yani aslında bizden farklı olarak tanıdı bırakıyorlar.
Ha bu diziden sonra başrolüleri ne oldu derseniz.
Bu diziden sonra başrolüdeki çift evlendi.
Hatta aynı sene çocukları oldu.
Şimdi oğulları 2 yaşında. Ve artık bu çifti gerçek hayatta birbirlerinin yaptıkları işte galada birlikte poz verirken görüyoruz.
Hatta en son onları 2 ay önce Blue Dragon film ödüllere gelirse birlikte ödül alırken gördük.
Şimdi bu bölümü birazcık bu çiftin işleri üzerine ayırmış gibi oldum ama aynı yaştaki, genelde sektörde aynı yollardan geçmiş, aynı senelerde aktif oyunculuk yapmış iki insanın aslında birlikte yaptığı iki işlerin
ne kadar başarılı olduğunu görmüş olduk.
Aslında böyle bir amacım yoktu ama birazcık tesadüf denk gelmiş gibi oldu.
Ama bu bölümdeki amacım komple Kore istemesi ve Korelilerin endüstrisi üzerineydi.
Yani size bunu anlatmak istedim.
Çünkü önyargılı olan insanlar var biliyorum.
Umarım hepiniz zincirlerinizi kırıp kendinizi böyle...
çekiklerin önüne atabilirsiniz.
Bu arada benim de bu kadar aşina olduğuma bakmayın.
Ben de şurada son 2-3 senedir bu alana dahilim.
Onun öncesinde gerçekten Kore sisteması üzerine, gerçekten Koreli oyuncular üzerine derin bir ilgim yoktu.
Hatta lisede birçok sınıf arkadaşım animeleri okurdu, izlerdi, onların çizgi romanlarını çok severdi ama ben de derdim ki bütün Koreliler birbirine benziyor zaten.
Sen bundan ne keyif alıyorsun derdim.
Hatta hala... Çocukluk arkadaşlarımdan bir tanesi gel sana anime izleteyim.
En sevdiğim anime çizgi romanları sana atayım da birlikte izleyelim, keyif alalım, okuyalım diyor.
Ama mesela bu kadar Kore sistemasını sevmeye ve saygı duymaya rağmen yine de reddediyorum.
Çünkü sevmiyorum. Yani mesela bir şeyinde her yer...
sevmek zorunda değilizdir ya.
Yani onun mesela orijinal senaryosunu değil uyarlama senaryosunu sevebiliriz.
Ya da işte bir kitabın diziye ya da filme dönüştürmüş halini değil de kitabın ilk okuduğumuzdaki halini daha çok severiz bazen.
O yüzden ben de Kore'nin tamamını seviyorum diyemem.
Ama gerçekten endüstrisini bu şekilde seviyorum.
Bu arada bundan sonra da size böyle ara ara eski yeni Kore dizilerini ve filmlerini anlatacağım.
Hatta onların bize vizyona giren filmlerinde sizinle konuşayım diyorum.
Acaba ne dersiniz? Buna okey olur musunuz?
Çünkü en son geçen hafta biz de bu bölümdeki anlattığım son yayıncının son filmi No Other Choice.
Yani bizdeki adıyla Başka Yolu Yok filmi vizyona girdi.
Ama ben tabii daha o filmi izleyecek vakti bulamadım.
İnşallah onu izleyince de onunla ilgili fikirlerim de sentimental value filminde olduğu gibi onu da sizinle hep birlikte konuşuruz diye umut etmek istiyorum.
Çünkü gerçekten çok film var ve bazen şey düşünüyorum.
Acaba bir haftada 3 bölüm mü çıkartsam diyorum.
Çünkü yetmiyor. Çok fazla içerik var.
Çok az zaman var ve maalesef diziler, filmler güncelliğini çok az koruyabiliyorlar.
Yani eğer bir Christopher Nolan filmi değilse genelde 6 ay konuşulması mümkün değil bence hiçbir işin.
Yani özellikle dijital işlerin, sinema filmlerinin.
Yani televizyon dizileri hadi bizdeki yerleştirimiz çok uzun sürdüğü için bir sezon 9 ay olduğu için belki.
onu uzun uzun konuşuyoruz ama onda bile hiçbir sezon dizisine hani o sezon ilk bölümünü konuştuğumuz kadar genelde sezonun son bölümünde de o hızla o etkileşimle konuşulmuyor.
Öyle olduğu için de bir şeylerin canlı güncel kalmasını sağlamak zorundayız hep birlikte.
Hele ki biz içerik üretenler olarak siz tüketenler bu bölümlerin hepsini tekte dinliyor olabilirsiniz ama biz bunu haftaya yaymak istediğimiz için her zaman için güncelliği korumamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Umarım siz de kendi izlediğiniz Kore dizilerinizi bana önerirsiniz.
Bu arada beni biliyorsunuz.
Anlaşmalı evlilik, anlaşmalı sevgililik, nişanlık hepsine bayıldığım için Korelilerin de fark ettim ki böyle çok fazla işi var ya.
Sonra ben bunu bir başlığım arkadaşlar kendim durduramıyorum ya.
O kadar böyle keyif alıyorum ki.
Ama işte benim mesela baştaki bu Kore'sinde nasıl olan mesafemdeki en önemli soru.
Şimdi... Mesela Avrupalı ya da Amerikalı oyuncular nedir?
Biri mesela siyahi oyuncudur, biri mesela daha sarışındır, biri esmerdir, biri kumralı.
O şekilde ayırt edebiliriz insanları.
Bu durum ırkçılık değil diye düşünüyorum.
Sonuçta siyahi insanları da tanımlamak için siyahi kelimesini kullanıyoruz.
Başka nasıl tanımlayabiliriz?
Ama Korelilerde öyle bir durum yok.
Bütün Koreli oyuncuların...
birbirine benzediği hatta neredeyse mitoz bölünme gibi hepsinin aynı olduğunu falan düşünüyorum bazen çünkü önce bir tane romantik komedi dizi izliyorum ondan sonrasında bir tane banka soymayı anlatan
suç gerilim dizisi izliyorum.
Bakıyorum oyuncuların neredeyse hepsi aynı ya da hepsini daha önce bir yerde görmüşüm gibi.
Aslında çok farkları yok. Sonra bu kez şey bulmaya çalışıyorum.
Bende bir de öyle kötü bir huy var.
Yani bu bizim dizlerde var bende.
O dizide gördüğüm o oyuncuyu ben daha önce nerede izledim?
Mesela bunu bulamıyorum ya. Uykularım kaçıyor.
Yani bakıyorum oyuncunun geriye doğru işte filmografisinde diyorum ki hayır bunu da görmedim.
Ben bunu izlemedim. Nerede gördüm falan diye.
Tabii mesela benim durumda bu durum mesela 10 sene önce o oyuncu daha önce nerede gördüğümü bulmak daha kolay olurdu ama şu anda sosyal medyada var ya sosyal medyada da tabii ki ben Koreli oyuncuları bir tık daha fazla sevdiğim için
mesela onlarla ilgili işte haber almak için dizi film hesaplarını takip ettikçe mesela o kişiyi orada görmüş olurum ama bir anda diyorum ki acaba ben bunu hangi dizide izlerim filmde izlerim diye dizilerde filmlerde aramaya başlıyorum o da sıkıntı ama gerçekten
yani şunu da inkar edemem birbirlerine çok benziyorlar ya hatta ben bazen böyle arka arka iki tane Kore dizisi iki tane Kore filmi izlediğim zaman araya mutlaka bir tane Amerikan ya da mutlaka bir tane Avrupalı film
ya da dizi koyuyorum hani izleme sıramda.
Çünkü öbür türde kendimi çok sıkmış oluyorum.
Neden? Çünkü hani şey gibi sanki böyle her yerim etrafım çekikler dolu gibi.
Hatta kardeşimle işte yolda yürürken bazen şey ediyor böyle yanımızdan Koreli turistler geçiyor.
Abla bak seninkiler diyor.
Hatta yanımızdan geçen Türkler bakıyorlar o ne demek diye.
Ama gerçekten hani bazen o kadar çok izliyorum ki yani yolda gördüğüm işte vapurda gördüğüm tarihi yerim adı Sultanahmet'te Topkapı.
Yapıslarında gördüğüm Koreli evle sanki daha önce dizilerde filmlerde izlemişim gibi geliyor ya.
Ama gerçekten çok benzemiyorlar mı?
Yani bu konudaki önyargıyı da çok net anlıyorum.
Bu arada şunu da söyleyeyim.
Mesela bizim ülkemizdeki birçok Kore dizisi bir şekilde uyarlanıp bizim karşımıza televizyon dizisi olarak çıkıyor.
Peki neden biz Kore dizilerini uyarlıyoruz?
Yani dünya neden Kore dizilerini satın almıyor da?
Mesela bunun işte Kore dizilerinin Alman uyarlamasını, Kore dizilerinin Türk uyarlamasını satın alıp bunu mesela atıyorum bir Alman yapımda satın alıp bunu bir Fransız bunu...
bir işte Yunan yapımcı satın alıp bunu niye kendi ülkesinde bizim yaptığımız işi alıp pazarlıyor dersiniz.
Çünkü arkadaşlar dünya pazarında gerçekten evet Kore dizileri çok izleniyor doğru ama bu dünya televizyon fuarında işte yani Mipcom'da bu çok fazla pazarlanan çok fazla ön plana çıkan
bir şey olmuyor. Evet Güney Kore içerikleri Netflix'te çok izleniyor ama adamların kendi televizyon dizileri mesela o diziyi bizim alıp uyarladığımız kadar çok sık izlenmiyor.
O yüzden de mesela Avrupalı yapımcılar genelde şunu istiyorlar ya da buna önce oluyorlar buna sermaye koyuyorlar işte.
Sen mesela bir Türk yapımcı olarak mesela Kerem Çatay'a gidip işte Faruk Turgut'a gidip adam diyor ki mesela para veriyor diyor ki işte ben bu Kore dizisini alacağım ama Korelilerden almak istemiyorum.
Sen bunu kendi ülkende uyarlama olarak yap hem bizde...
Tek bir bölüm daha uzun yani 4 tane Kore dizisinin bölümü bizde tek bir televizyon dizisinin bölümüne denk geliyor süre olarak.
Hem adam bizden alıyor hem bizdeki yapımcı kazanıyor.
Bunu yurt dışında pazarlayacağında pazar payı ve pazarlayacağın ülkeler bunu satın alacak ülkeler garanti olduğu için hem de bizdeki oyuncular kazanıyor.
Yani bundaki tek sıkıntı şöyle bir durum.
Korelilerde her bölüm daha kısa olduğu için oradaki senarist genelde hani derdini anlatıyor ve 12 bölümde 16 bölümde bunu bitiriyor.
Ama bu bizde bu şekilde yaşanamıyor.
Çünkü neden bizde bölüm...
süreleri çok uzun olduğu için eninde sonunda uyarlama dışına çıkıyoruz.
Ama ya ilginç bir şekilde dünya bunu yine de bizde alıyor.
Bunun dışında tek bir istisna var.
Queen of the Tears diye bir dizi var Netflix'te.
Bir Güney Kore dizisi ve o da 16 bölüm.
Ve şöyle bir durum var dizide.
Dizi gerçekten dünya çapındayız yani.
Hatta dizinin her dilde dublaj ve alt yazı eklenmeleri oldu en son Netflix'te.
Ama şey mesela yani dünya yine de o diziyi birinci elden alıp onu bütün dünyaya pazarlamadı.
Ya atıyorum işte bir Rus yapımcı mesela o diziyi direkt alıp kendi ülkesine yayınlamadı.
Bu olay böyle yaşanmadı.
Onun... Yayın haklarını alıyorlar ve bu sayede onu kendi ülkesindeki oyuncularla aynı konuyla uyarlayabiliyorlar.
Hani aynı senaryoyla, aynı gidiş güzergahıyla.
Ama şey mesela yine de onu gidip mesela Korelilerden almıyor.
Mesela o yüzden çıkan haberlerde de hep şey görürsünüz.
İşte ünlü Kore dizisinin yayın haklarını mesela işte Macar bir yapımcı aldı.
Genelde insanlar bunu görünce şey zannederler.
Hani o diziyi komple satın al zannederler.
Hayır arkadaşlar yayın haklarını satın almak demek başka bir şey.
O dizinin telif haklarını almak demek başka bir şey.
ayrı standartlardı. Ve gerçekten ya ortada şöyle bir durum var.
Mesela Queen of the Tears dizisinde bizde işte Hande Erçel ile Barış Ağrıç o filmi aldılar.
Bayağı oynadılar. Ama dizi mesela biz dedik yani o dizinin hakkı zaten 16 bölümdü.
Ya orijinaldeki gibiydi ve ya olması gereken de zaten her bölüm 40 dakika şeklindeydi.
Ve işte ya orijin... bir de Korelilerde şöyle bir durum var.
30 yaşında da olsalar, 40 yaşında da olsalar 50 yaşındaki erkek oyuncularla kadın oyuncularla gerçekten çok genç gösteriyorlar.
Çünkü hepsi prototip olarak zayıflar, kısa boylular hatta yani hadi erkek oyuncular için bir tık ortalama üstü boydalar diyelim.
Ve böyle bir durumda da asla yaşlarını göstermiyorlar.
Hepsi gayet genç, fit, sağlıklı duruyorlar.
Ama mesela o diziyi baz alarak biz burada o dizinin uyarlamasını yapalım dersek bizdeki 30 yaşındaki bir erkek oyuncu ile 40 yaşındaki erkek oyuncu tabii ki farklı duruyor.
Ve böyle bir durum olduğu için de biz hiçbir zaman o uyarlamaları birebir yapamıyoruz.
Öyle olduğu için de zaten genelde...
bizdeki Kore dizilerinin uyarlamaları çok uzun süre devam etmiyor.
Ama bununla ilgili de gerçekten yapılabilecek hiçbir şey yok.
Öyle olduğu için de yani dünya Güney Kore sisteminde konu bazında umarım örnek alır ama umarım diğer aşamalarda yani özellikle yemek sahnelerinde yani çubukla yemek yenilen Kore dizilerinden gerçekten çok
sıkıldım. Evet onların kültürleri bu ama yani bilmiyorum ya başka bir şey yapmaları gerekiyor orada bence.
Bir Çin dizilerinde iki Kore dizilerinde gerçekten yemek sahnelerine atlıyorum.
Yani gerekiyorsa o yemek sahnelerinde başrolüler birbirine evlenme teklifi etsin.
İşte hamileyim, evleniyoruz, boşanıyoruz desin.
Zerre oturup izlemiyorum arkadaşlar ya.
Vallahi ya içim almıyor.
Mesela ramen yemeye çalışıyorlar.
Bir de mesela bizim kültürümüzde yemeği yerken işte ağzını şapırdatmak, görgüsüzlüktür işte nezaketsizliktir vesaire hani bizde görgü eksiklidir.
O şekilde ağzını işte sulandırarak yemek yemek.
Ama adamlar öyle değil ya. Adamlar özellikle yemek sahnelerinde o rameni hapur hapur yiyorlar yani.
Ki normalde mantık nedir?
Dekor yenmez. Çünkü onu birçok farklı açıdan çekersin.
Ama burada öyle değil. Adamlar gerçekten şapur şupur yemek yiyorlar ve hani o Kore dizilerinde belki de işte altı giyinik ama üstü çıplak olan oyuncu belki o an işte erkek oyun çok seksi ama adam yemek yemeye başlıyor.
Bendeki bütün böyle nasıl diyeyim yakışıklılığı bütün işte sekse palitesi tekte kayboluyor.
Ya yemek sahnelerine atlayın ya başka bir çözüm bulun.
Gerçekten çok kötü ya. Ya aslında mesela bizim dünya pazarlayamadığımız şeylerden bir tanesi de bence yemek kültürümüz.
Ve ya bunu keşke dizilerimizde filmlerimizde yapabilsek.
Türk mutfağı denince akla sadece kebap ya da baklava gelmemesi gerekiyor bence ya.
Yani çok daha zengin bir mutfak kültürümüz var.
Ve yani Kore dizilerinde sürekli yemek sahnesi olduğu için mesela ramen işte Koreli ünlü.
Koreliler işte çubukla yemek o şekilde hani daha hızlı daha böyle paketli gıdaları hızlı tüketmek daha moda olan.
bir şey. Dünya Kore'yi o şekilde biliyor.
Ama umarım bizi hiçbir zaman yani kebap ve baklava'dan ibaret zannetmezler.
Çünkü bizim acilen gerçekten yemek programlarımızı yurt dışına satmamız ve bu konuda daha çok içerik üretmemiz gerekiyor.
Ve umarım her dizimizde, her dijital ve televizyon dizimizde bir sürü yemek sahnesi olur.
Çünkü gerçekten bizim kültürümüze buna uygun.
Ve en önemlisi de biz yemek sahneni şapırdatar ki yemiyoruz.
Yani bunu da böyle çok net altın çizmek istiyorum.
Çünkü gerçekten çok kötü ya.
Vallahi ya Allah düşmanı vermesin.
Arkadaşlar çok kötü yemek sahneleri.
Yani ben gerçekten atlıyorum ya.
Hatta bir de şey tabii ki yani Korece ve Çince bilmediğim için altyazı izlerinde genelde mesela altyazı kirkit diye çevirmiş.
Ama mesela o aslında işte yosun yemeğiymiş falan.
Öyle bir detayı var yemeğin ama mesela yemeklerine, yemek kültürüne o kadar ilgi duymuyorum ki.
Yani mesela işte bir Amerikan dizisinde rastgele bir işte Avrupa'nın ürettiği bir dizi olsa bunu gerçekten merak edip açıp bakarım.
Ama yani gerçekten Korelilerin yemek kültürü...
bende zerre ilgi uyandırmıyor.
Buna da yapılabilecek hiçbir şey yok yani.
Hatta işte artık bizdeki süper marketlerde Kore'deki böyle konserve ürünlerini burada satmaya başladı.
İşte Kore'den ithal ettik.
İşte tüketim bakın daha hızlı tüketim daha sağlıklı vesaire.
Yani daha önce sushi de denedim ama gerçekten sanırım uzak doğu bana çok gelmiyor ya.
Benim çok sevdiğim bir kültür değil.
Yani şey açısından söylüyorum hani dinlerine işte tarih eserlerinden bahsetmiyorum.
Onları kastetmiyorum ama gerçekten yemek kültürleri Yok yani.
Bende asla bir şey uyandırmıyor.
Umarım bu bölümde açken dinlemiyorsunuzdur.
Çünkü gerçekten muhtemelen işte ağzım...
Ben kapattım şu anda. Bunun için özür dilerim.
Ama gerçekten yapacak bir şey yok.
Ama bakın dediğime dikkat kesin kesinlikle bölümlerde böyle bir durum var mesela.
İşte hep birlikte toplanıp mesela bir işte şirket CEO'sunun aşkıyla asistanın aşkını izliyorsak mutlaka her bölümde bir şirket yemeği görüyoruz.
O fakir ama gururlu kızın akşam eve gittiğinde ailesiyle yediği yemeği görüyoruz.
Bir de anlayamadığım bir şekilde bazı böyle şirket dizilerinde mutlaka o saf asistan kızın evine gittiğinde böyle yer sofrasında yemek yiyorlar falan.
Yani tabii ki... Kültürleri olabilir de yani bunu da görmemize gerek yok bence ya.
Yani en azından benim için hani yer sofrası evet bizim de bir kültürümüz ama yani kendi kültürümüz var.
Hani o artık geçmişte köy evlerinde kırsalda kalmış bir şey.
Yani evet bir bayramda, kurban bayramı, Ramazan bayramında belki hani aile büyükleriyle yerde oturup yersin ama hani biz artık hayatları öyle yaşamıyoruz ya.
O yüzden bana o da mesela çok demode geliyor bir şekilde.
Ama tabii ki Koreli turistler ülkemizi çok fazla ziyaret ediyorlar.
Bizden de çok fazla Kore'ye giden insan var.
Oraya gidip yerleş... var.
Oraya gidip çalışan var.
Tam anatolüs olarak oraya giden var.
Yani birbirini seven iki ülkeyiz aslında.
Umarım birbirimize her anlamda değer katmaya devam ederiz.
Mesela şimdi son başlayacak dizide geçenlerde story atmıştım.
Dizinin Türkçe çevirisi bu aşkı benimle çevirir misin?
Gibi bir şeydi galiba yanlış hatırlamıyorsam.
Dizinin başrolü Koreli kadın oyuncu oynuyor.
Dizinin diğer başrolü erkek oyuncu.
Mesela Japondu. Japon ve Koreli ikisi birlikte ortak yapım şirketleri bir dizi yapacaklar.
Ve gerçekten ortaya ne çıktığını merak ediyorum.
Hatta işte bir Japon oyuncunun Kore'de ne işi var diye bir sürü baskı da yemiş oyuncu.
Baya boykot etmişler diziyi.
Bakalım o da yayınlanabilecek mi? Onu da merak ediyorum.
Bakalım yani hep birlikte göreceğiz.
Ama gerçekten yani kesinlikle...
yemek sahnelerine çok hızlı atlıyorum arkadaşlar ya.
Çok uzun. Benim için yok.
Hani Ali Atay bir röportajda şey demişti ya işte bu kış o kadar soğuk ki ben bu kışı çıkartabileceğimi düşünmüyorum diye.
Gerçekten yemek sahneleri de bazen o kadar uzun oluyor ki diyorum ki Allah'ım ben bu bölümü galiba bitiremeyeceğim.
Galiba ben bu bölümden çıkamayacağım diyorum.
Öyle de bir durumdayım yani. Neyse.
Bırakar dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Hayırlı cumalar diliyorum hepinize.
Artık saat kaçta hangi günde beni dinliyorsanız.
Haftaya yeni filmlerde, dizilerde, belki başka ülkelerin sinemalarında görüşmek üzere.
Sizi seviyorum. Sağlıcakla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
