
Bu bölümde Yavuz Turgul sinemasının en çok izlenen filmlerinden birini ve Varlık Vergisi’nin 1950’lerde gayrimüslimleri nasıl etkilediğini İstanbul çerçevesinden anlatan diziyi tanıştırdım sizlerle.
İyi dinlemeler.
Kısımlar:
(00:00 - 00:38) Girizgah
(00:39 - 01:05) Mubi Fest
(01:06 - 10:06) Av Mevsimi
(10:07 - 20:30) Kulüp
(20:30 - 20:56) Kapanış
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda Yayında''nın Eylül ayındaki ilk bölümüne hoş geldiniz.
Umarım bu ay hepimiz için çok güzel geçer.
Havaların birazcık daha serinlediği, artık herkesin tatilden döndüğü,
neredeyse çoğumuzun artık iş başı yaptığı, okula döndüğü, eve döndüğü,
çalıştığı şehre döndüğü o aya nihayet gelmiş bulunuyoruz.
Umarım hepiniz için çok keyifli bir ay geçer, çok güzel planlar yapmışsınızdır.
Ben açıkçası bu ay için harika planlar yaptım.
Bunlardan bir tanesini hatta birkaç tanesini size söylemek istiyorum.
Şimdi öncelikle yarın Coart filmini izleyeceğim.
Mubi Festivali'nde ondan sonrasında da pazar günü ne izleyeceğim biliyor musunuz?
Atayurdu yani orijinal adıyla Fatherland filmini izleyeceğim.
Ön gösterimde gerçekten çok heyecanlıyım.
Yani ön satışta aldım zaten ikisinin de biletini.
ve gerçekten bana neyi vaat edeceğini ve filmden çıkınca nasıl duygular yaşayacağım çok merak ediyorum.
O yüzden belki sonraki bölümlerde size bu iki filmi nasıl bulduğumu da detaylı şekilde açıklarım.
Şimdi ben size bugün ne anlatacağım biliyor musunuz?
Aslında hepimizin eminim çok iyi bildiği yakın zamanda yayınlandığını düşündüm
ve eminim hepinizin de aşama aşama birçok sahnesini hatırladığı
hatta öyle bir sahnesi var ki bence birçoğunuz bu sahneyi biliyorsunuz.
O da Hayde Gidelim sahnesi.
Yani anlatacağım film Almai esnimi.
Şimdi bu filmin IMDb puanı 10 üzerinden 7.4.
Peki bu filmin konusu ne?
Filmin konusu iki emektar polis yanlarına bir çömezliği alarak bir genç kızın şüpheli ölümünü araştırıyorlar.
Baş şüpheliler ise kızın torbalı sevgisi ve milyarder bir iş adamı.
Kadroda kimler var? Cem Yılmaz var, Şener Şen var, Çetin Tekindor var, Okan Yalabık var, Melisa Sözen var.
Ve tabii ki yönetmeni de yine Yavuz Turgul.
Filmin en ünlü sahnesi Hayde Gidelim sahnesi.
zaten o sahneden sonra birçok
insan bu şarkıyı öğrendi.
Ondan sonrasında işte birçok insanın
diline pelesenk oldu. Ve benim de
bu filmle ilgili aslında en çok şaşırdığım şey
yani hiç beklemiyordum
filmin içten böyle bir şey çıkabileceğini. Cem Yılmaz
ve Meysa Sözen'in bu kadar uyumlu
olabileceği. Gerçekten Meysa Sözen'i
ben çok başarılı bulsam da genelde
yetersiz, genelde soğuk ya da
zayıf bir oyunculuk gördük
ondan. Bu sefer gerçekten
kendi de çok iyi oynamış. Cem Yılmaz da çok iyi oynamış.
Hani Cem Yılmaz bizim gözümüzde hep
işte çok komiktir, çok eğlencelidir, hep
işte komedi işlerini görürüz ya. Bunda gerçekten
hani dram sahnelerine de o kadar
iyi ki yani insan diyor ki Cem Yılmaz
bu kadar yetenekliyse niye kendini harcıyor
diye düşünüyor. Gerçekten yani madem
böyle bir performansı var niye biz onu
Arif ve 216 gibi saçma sapan işlerde
izledik diye de bir düşünmüyor değilim
açıkçası. Ama yani filmde
o kadar böyle tatlış minnoş bir şey de var ki
Okan Yalabık arkadaşlar
yani kendisi Pargalı İbrahim
olana kadar yani bir Hasan
rolüne bürünmüş ki inanamazsınız.
yok böyle bir şey ve o kadar iyi o
çömez polis rolünü oynuyor ki o stajyer
rolünü. Yani böyle herkesin
yapmadığı, kimsenin yeltenmediği işleri yapıyor
tamamen toyluktan dolayı tamamen
o en başta hepimizin mesleğinde olduğu
gibi idealist olmaktan dolayı. Yani
Şener Şen'in o hani ya zaten oğlum
onu yapma onu kimse araştırmaz onu kimse
bulmaz o kimsenin dikkatini çekmez diye
kenara bıraktığı şeyleri bile gerçekten
hani o ferman karakteri yerine
Hasan karakteri her şeyi yapıyor ve
gerçekten çok iyi oluyor bence. Ve
Cem Yılmaz'ın dramatik oyunculuk performansı
büyük beyni topladığı film güçlü senaryosu
ve sürükleyici atmosferiyle Türk polisi
sisteminde en öne çıkan yapımları arasında
yer alıyor. Ve şöyle bir şey oluyor bence
burası spoiler olacak ama yani film zaten
2010 yapımı arkadaşlar izlemişsinizdir diye düşünüyorum.
İzlediyseniz de bu kısmı atlayabilirsiniz.
Filmde benim en çok şaşırdığım
şey tam böyle İdris karısı
Asiye ile yani Cem Yılmaz ile
Mevsa Sözen tam kavuşmuşlarken bir anda
İdris karakteri şak diye ölüyor
ve şey ya o vurulma sahnesi beni o kadar
çok şaşırttı ki yani
hani kenken benimki hani bu şu anda herhalde
Ya birinin rüyası ya da biz hani böyle olsaydı nasıl olurdu gibi bir şey izliyoruz.
Hani gerçekten ölmemişler herhalde burada İdris'te dedim.
Bir baktım sonraki sahnede adamı gömdüler.
Adam gerçekten ölmüş.
Ya inanamadım ya.
Yani böyle bir karakter nasıl böyle şak diye ölür?
Ona zaten inanamadım.
Ha bir de şunu da söylemeden geçmeyeceğim.
Gerçekten Cem Yılmaz'la Meysa Sözen'in Sevişme Sanyası'na daha çok şaşırdım.
Öyle diyeyim size yani.
Ha bir de film oyunculuklarıyla olduğu kadar müzikleriyle de çok büyük ses getirdi.
Öyle ki Avmeys'in film müziklerinden oluşan albüm 2010 yılında çok satanlar listesine girmiş.
3 günde 390 bin kişinin izlediği yılın en ilgi toplanan yapımlarından
Almanya isimli müzikleri, daha önce Gönül Yarısı, Salkım Hanım'ın tarihleri ve Güz Sahnesi gibi başarılı film müziklerini imza atan müzisyen Tamer Çıra'ya ait.
Albümüne büyük ses getiren ve YouTube'da bugüne dek 300 bina fazla izleyen Hayde Türküs'ün iki farklı Cem Yılmaz yorumu da çok fazla dinleyici getirmiş tabii ki.
Bu arada madem 3 günde 390 bin kişinin izlediği film dedim.
O zaman filmin ilk hafta sonu ve son vizyonuna kaldığı hafta arasında ne kadar gişe hastalığı yapmış, kaç kişi gidip izlemiş onu da ben de size söylemem gerekiyor.
İlk hafta sonu filmi 390 bin kişi izlemiş.
Toplam 32 hafta vizyonuna kalmış ve 2,5 milyon TL gişe hastalığı yapmış.
Yani bunu bugünkü parayla bugünkü paranın değeriyle düşündüğünüz zaman az gibi geliyor ama aslında yani bunu hani o günkü 2010'lardaki paranın değeriyle baktığınız zaman aslında deli dehşet bir rakam bu.
Ve şöyle bir şey, ilk hafta sonu 390.000 kişi izlemiş dedim.
Toplam 32 haftada 2 milyon kişi gitmiş izlemiş.
İlk hafta sonunda toplamda 4 milyon hal satı yaparken toplam 32 haftada 19,5 milyon kişi hal satı yapmış.
Bence bu çok iyi bir rakam ve gerçekten çok takdir edilesi bir rakam.
Gerçekten müthiş ya.
Ama yani böyle bir işte kesinlikle bu rakamı hak ediyor zaten.
Tabii bununla ilgili Yavuz Turgul'la bir söyleşi yapmışlar.
O söyleşiyi de ben size aşama aşama aktarmak istiyorum.
Almu Esmi'nin yaratım sürecinde hiçbir şeyin peşinden gitmeni söyleyen Yavuz Turgul,
bir temadan hareket etmem. Akıl fikirden ziyade hikayelerimi sezgiyle oluşturmaya gayret ederim.
Her yazdığım hikayenin içinde her şey kendinden gelişir ve oturur demiş.
Turgul, filmin hikayesi ressam Yavuz Tanyeli'nin bir desen çalışmasından ilham alarak oluşturmaya başladığını söylemiş.
Demişler ki, siz Almu Esmi'ni Şener Şen için mi yazdınız?
O da demiş ki, filmi tabii ki Şener Şen üzerine yazdım ama Almu Esmi'nde çok karakter var.
Eşkıya ya da Gönül Yarısı filmlerindeki gibi tamamen Şener Şen'e yaslanmıyor.
Kahramanlar arasında en önde duran tabii ki Şener Şen demiş.
Seri katil hikayelerini çok beğendiğini ve bunun için polisiye bir film yapmak istediğini belirten Yavuz Turgul,
bu coğrafyamın bir polisiye filmi olur mu diye düşünerek yol çıktığını söylemiş.
Yine yönetmenimiz Cem Yılmaz'ı oyuncu olarak seçmesiyle ilgili ise artık her türlü filmi yapma hakkı kazandım.
Bu nedenle kimsenin filmime getireceği şeylere çok ihtiyacım yok.
Hayatta sadece iyi oyuncuları aradım demiş.
Yostur bu senaryolardaki yani kendi oluşturduğu senaryolarındaki karakterleri oluştururken derinleşmek için cesur olmak gerektiğini söylemiş ve cesaretimle örnekleri sadece filmlerim kadarsa bunlar çok cesur filmler değiller aslında.
Ben dese de Lord Byron ya da bir Dostoyevski değilim.
Onlar karabasanlarla karanlık koridorlar içinde yürümüş insanlar.
Bu çok büyük bir cesaret ister.
Kendi insanlığını paramparça yapmak ve oradan tekrar doğabilmesi cesareti onların yaptığı demiş.
Ve şöyle ki kendisine demişler ki tekrar dizi yazmayı düşünüyor musunuz?
O da demiş ki tekrar dizi yazmayı düşünmüyorum.
Dizi sektörüne insanlar işkenle çekiyor.
Her şey barbat, her şey dökülüyor.
Dizileri yapanlar değil ama seyirciler vasatlıktan çok memnun.
Bir müzik koyuyorlar, oyuncular saatlerce birbirlerinin yüzüne bakıyorlar şeklinde konuşmuş.
Yavuz Turgun sonlandı.
Diziler için yapılan gala organizasyonlarının bile son derece utanç verici olduğunu söylemiş.
Ve yönetmen ve senaristimiz filmde bir karakter oluşturma konusunda edebiyatın çok büyük yardımı olduğunu aktararak şunları söylemiş.
Edebiyattan çok beslenen sinemacılarımız var.
İsim vermek istemiyorum.
Çehov ve Dostoyevski hayran yönetmenlerimiz vardır ki çok çatışırlar bunlar birbirleriyle.
Fakat bir yerde çağırsızsınız.
Türk işi Çehov yaratmak isterken kullandığınız malzemeler yerde.
Türk işi malzemelerle Dostoyevski dünyasına dalmak istiyorsunuz.
Rus toplumun değişim karşısında geçirdiği sallanma hali bizim sinemacılarımıza çok heyecan veriyor.
Kahverengi ton, düşünen adam, bulutlar, uzun hırka, sallanan ağaçlar.
Cihangir'de bu çok önemli de biliyorsunuz.
Kendi filmlerine ne dikkat çekmiş tabii ki bu yönetmenimiz.
Ve şöyle demiş ağır filmlerin olduğu bir zamanda ben Züğürt Ağa'yı yazdım.
Millet çok şaşırmıştı.
Çünkü bir ağanın davranış biçimlerini değiştirdim.
Şaşkınlık içinde kaldı filmi izleyenler.
Demek ki mesela bakış açısı içinde bulunduğumuz bakış açımız aslında.
O bakış açımızda iyilik, berbatlık ya da ucuzluk hiçbir şey beklemeden yaptığım eşkıya filmi olağanüstü sevildi.
Eşkıyanın yapısı, hikayenin akış biçimi bugün dijital platformlarda.
Çoğunlukla hanımlardan oluşan bir kurulunun karşısında oturuyorsunuz ve filmini satmaya çalışıyorsunuz.
Onlar da aa falan diye dinliyorlar.
Bazı öğrenmişliklerin üzerine kontrol ve karar veriyorlar.
Netflix'in öğrenmişliği dışarıdan geliyor.
Amerika karar veriyor ve Netflix'in bu kadar kötü filmler, kötü diziler yapması, kötü öykü yapması halen bu şekilde devam etmesi çok utandırıcı demiş.
Ve son olarak röportajın devamında da Yavuz Turgul demiş ki
Sener ise çok fazla film izlesi tavsiyesini bulunarak bir hikaye düşünüyorsanız o hikayeyle ilgili ipuçları başka filmlerin romanlarının içinde gizlidir.
Sizin onu yakalamanızı bekliyor.
Onun için yazar arkadaşlar önerim bir dizi film izlerken yanınıza not defteri bulundurun.
Hiç umulmadık çağrışımlarla dolu olabilir filmler.
Kendi filminizde de esinlendiklerinizi yürütün.
Bu bir resim olabilir, bir adamın yürümesidir, bir kadın köpeğiyle yürümesi olabilir.
Bir iş üzerine çalışıyorsanız filmi burada benim çıkarma ne var diye bakın.
Kendimden örnek vereyim.
Almes'in filmi ressam Yavuz Tayyil'in bir deseni üzerine çıktı.
Yani ben sanat filmi yapacağım bana hırka bulun diye film olmaz şeklinde konuşmuş.
Ve bu kendisinin tabii ki 2010 yılındaki röportajı ama 2010'dan bugüne gelene kadar aslında baktığınızda arkadaşlar televizyon sektöründe Netflix'in kendisine sunulan projelere bakışında hiçbir şey değişmemiş gibi aslında değil mi?
Aslında bence Türkiye zaten böyle genel bir karmaşa içerisinde ya.
Yani ne yaparsa yapsın bazı şeyler gerçekten ya olmuyor ya çok eğriti duruyor ya da Netflix yerli işlerimize çok fazla önem vermiyor.
Bilmiyorum.
Ama yani Almanya'sının filmiyle ilgili şunu söyleyebilirim.
Onu zaten benim tavsiye etmeme ihtiyacınız yok.
Çünkü çok güzel, son derece akıcı, son derece insanı alıp götüren bir film.
Ve çekim açılarıyla, çekim mekanlarıyla o kadar iyi ki.
Yani üstüne hani ya keşke şununla yapsardı diyebileceğim hiçbir şey yok.
Ama gerçekten benim çok hoşuma giden bir yapısı var.
O yüzden hepinizlere tavsiye ederim.
Zaten bugüne kadar izlemediyseniz bu da sizin ayıbınız diyeceğim filmlerden kendisi.
Evet, haftanın filmini bitirdiysek geçelim haftanın dizisine.
Bu hafta size kulüp dizisini anlatacağım.
Kendisi Netflix'te 2021 ve 2023 yılları arasında yayınlanmış iki sezonlu bir dizi.
IMDB puanı 10 üzerinden 7.8.
Konusu ise şöyle.
Rana Denizer'in ailesinin hayatına esinlenerek Rana Denizer, Ayşen Akbulut ve Necati Şahin tarafından senaryosu yazılan dizi
1950'li yıllardaki İstanbul'un renkli ve hareketli dünyasına geçiyor.
Dizinin ilk sezonu genel haftan yargılanarak 17 yılın ardından hapisten çıkan Matilda'yı merkezine alıyordu.
Matilda'nın doğumdan sonra görmediği kızı Raşer yetimhanede annesinden haberi olmadan doğup büyüyor.
Raşer'in hırsızlık yaptığı gece kulübünde borcunu kapatmak için işe giren Matilda'yı bir yandan geçmişiyle yüzleşirken görüyoruz.
Bir yandan da kızı Raşer'le aile bağı kurmaya çalışırken izliyoruz aslında.
İkinci sezondaki konusu da şöyle.
1960'lar Türkiye ve İstanbul'un dönemin köklü bir değişimin eşiğindeki sosyal hayatı ve eğlence dünyasını izliyoruz.
yaşayan baskılara karşı duran Çelebi ve Matilda
kulüp İstanbul ailesi
ayakta tutmak için birlikte mücadele veriyor.
Zamansız büyümek zorunda kalan Raşel ise
artık 5 yaşında kızı olan Rana ile
birlikte kendi ailesini kurmayı öğrenme
mücadelesi veriyor aslında.
Aslında kulüp dizisini şöyle anlatayım size arkadaşlar.
1950'li yıllardaki
Varlık Vergisi ve Aşkale Sürgünlüğü
devamında 1950'ler İstanbul'u ve
Beyoğlu kültürünü anlatan
aslında hem tarihi yönü olan hem dramatik
yönü olan kurmacı bir hikaye aslında.
Ve şöyle dizinin müzikleri
Cem Ergunoğlu ve Gökhan Mert Koral imzası taşıyorlar.
Salih Bademci'nin canlandırdığı Selim Songür karakterinin seslendirdiği
Masal ve Yıldızları gibi orijinal parçaların yanı sıra
Dönemin Ruhunu Yansı'nın Ledino ve Türkçe pek çok eser yer alıyor.
Bu arada Salih Bademci'ye de ayrı bir parantez açmamız gerekiyor bence bu işte.
Çünkü gerçekten Zeki Müren gibi bir sahne sanatçısına dönüşüyor
ve her sahnedeki kostümleri o kadar iyi ki yani
oyunculuğu zaten şahane ama onun dışında yani sesi, görüntüsü, mimikleri o kadar iyi ki
Yani gerçekten hani orada o yıllarda o gece kulübünde çalışan işte Selim Songül diye biri var gibi hissettiriyor insan.
Ve bu bence gerçekten hani Barış Harçun'un o 1950'ler 60'lar erkeğinin bir anda dönüşü kadar çok etkileyici ve bence ikisi de rollerini çok iyi oynamışlar.
Çekim mekanlarına bakarsak da çekim mekanları aslında hepimizin aşina olduğu yerler.
En azından İstanbul'da yaşayanlar için söylüyorum bunu.
Beyoğlu ve İstiklal Caddesi'nde çekimleri yapıyorlar.
1955 yılının İstanbul havasını yansımak için sokak çekimleri oralarda yapılıyor.
Galata dizisi simgesi olarak Galata Kulesi ve çevresindeki tarihli sokaklar yer alıyor.
Aperlyan Apartmanı ve Büyükada karakterlerin efsane için tarihi binalar ve Büyükada'daki Rıza Derviş Villası kullanılıyor yine dizi için.
Onun dışında diğer semtler işte İstanbul'un farklı tarihi okul, sokak ve kapalı platoları döneme uygun olarak tasarlanıyor.
Verisel olarak baktığımızda da ortada şöyle bir şey var aslında.
Kulüp dizisinin Netflix'in en çok izleyenlerinde 7 milyon 860 bin saat izlenmiş.
5 Kasım'da 6 bölümlük ilk kısmıyla ekrana gelen kulüp dizisi bu yönde önemli bir başarı imza atıyor.
Dizi 8-14 Kasım haftası yani 2021 yılından bahsediyoruz burada.
Toplamda 7 milyon 860 bin saat izlenerek Netflix'in dili İngilizce olmayan dizileri listesinde 8. oluyor ve böylece en çok izlenen ilk 10 dizi arasına giriyor.
İlk sezon 10 bölümden oluşuyor.
2 kısım haline yayınlanıyor.
İlk kısım 6 bölüm, 2. kısım 4 bölüm olarak 2. sezonda 15 Eylül 2023 haline yayınlanıyor ve bu sezonla birlikte dizi final yapıyor.
Dizi niye finale yapıyor? Bununla ilgili aslında bir sürü iddia var ama bununla ilgili senaristin kendi söylediği şey de hani benim hayat hikayemde zaten benim diziyle ilgili anlatacaklarım bitti, dizi amacım ulaştı o yüzden hikayeyi bitirdik şeklinde.
Şimdi burada tartışılan çok net bir şey var aslında. Farkındaysanız Matilde o dönemlerde işte Beyoğlu bölgesinde çalışan bir gayrimüslim ve gayrimüslimleri çok net etkileyen bir varlık vergisi durumu var işin içinde.
Şimdi varlık merkez dediğimiz şey ne? Aslında 6-7 Eylül olayları olarak da geçiyor. Bu ne demektir? İşte o dönem bir haber çıkıyor tabii ki sosyal medyanın olmayışı, internetin bu kadar gelişmeyişiyle işte Atatürk'ün doğduğu Selanik'teki evine saldırıldı diye. Ondan sonrası kim yaptı? İşte gayrimüslimler yaptı. O zaman biz de gayrimüslimleri ülkemize istemiyoruz diye.
6-7 Eylül olaylarında başta İstanbul'da olmak üzere birçok çevre ilinde gayrimüslimlerin evlerine, mülklerine, dükkanlarına zarar veriyorlar, yakıp yıkıyorlar.
Ondan sonrasında gayrimüslimler tabii ki kendi işte ülkelerine dönüyorlar, dönemiyorlarsa en yakındaki başka bir ülkeye sığınmak zorunda kalıyorlar, göç ediyorlar.
Hani başlarına bir şey gelmesin, işte ailelerini koruyabilmek için vs.
Bunların ortasını biz aslında Matilde'ye izliyoruz.
Ama şimdi bununla ilgili şöyle bir eleştiri var.
Acaba kulüp dizisi bunları anlatırken ülkemizin itibarını zedeldim diye.
O da şöyle yani dizi öyle bir anlatıyor ki yaşanılan olayı sanki Türkler varlık içinde yaşarken zengin gayrimüslimlere sadece mal varlıklarına el konmuş.
Türkler bundan hiç etkilenmemiş gibi anlatıyorlar.
Halbuki öyle bir şey yok.
Yani ülke zaten o dönemlerde zaten arttı.
Sonraki senelerde çıkan ek vergiler de zaten fakir olan Türkleri daha da fakirleştiriyor.
Buradaki arkadaşlar da hani diyorlar ki işte kulüp dizisinin içerisindekiler işte sadece gayrimüslimlerin başına geldi.
İşte Türkler hani burada bize yardım etmek istediler.
Hani o bölgede yaşayan yerli vatandaşlar.
vatandaşlar ama işte ne olursa olsun gayrimüslimleri bir türlü koruyamadılar gibi lanse ediliyor.
Yani burada aslında olması gereken şey neydi?
Varlık vergisinin kötü ve hukuksuz olduğu anlatırken
ülkenin durumunu ve sonrasında çıkan vergileri de anlatması gerekiyordu dizinin.
Ve varlık vergisinin fevkalade yanlış ve hukuksuz bir müdahaleydi tabii ki.
Buna kimsenin zaten diyeceği bir şey yok.
Ama yani dizide bunu söylemelerine rağmen bunun devamında arka plan anlatılmıyor diye bir eleştiri var.
Ama yani şimdi bunu düşündüğüm zaman aslında evet yani bu iş
Hani ister isterseniz politik olacak bir şey ama hikaye böyle bir noktada hani daha siyasi bir yere gitmesinden ise varlık belgesinin ne kadar kötü olduğunu anlatmasından ise daha farklı bir yöne gidiyor ve bir anda işte dize ikinci sezona geçiyor işte hikayenin asıl sahibi olan Rana Denizlerin işte doğup büyüdüğünü görüyoruz 5 yaşına geleni görüyoruz onun hikayesine giriyoruz.
Ya aslında hani bu böyle yaşanmak zorunda değil ya sonuçta yani siz bunu hani daha politik daha böyle varlık vergisinin ne olduğunu kimlerin hangi amaçlarla çıkardığını o dönem ki işte özellikle başkentte ve İstanbul'da yaşayan Türklerin ne kadar fakirleştiğini işte ondan sonrası 2. Dünya Savaşı tedbirleriyle hani ülkenin ve dünyanın ne hale geldiğini anlatmak varken sadece varlık vergisine değiniyor.
Sonrasında işte Aşkale sürgünü, 40-50 yıllardaki travmatik tarih olaylar anlatılıyor.
Ama yani bunu öyle bir anlatıyor ki hani gerçekten bu sadece varlık vergisiyle yaşanan ve hani sanki varlık vergisi ve Türkiye'nin diğer siyasi olayları birbirinden koparılabilirmiş gibi bunu bu şekilde yansıtıyor.
Ve şöyle bir durum var tabii ki.
Yani 1950'ler İstanbul'un ve Beyoğlu kültürünü anlatıyorken o dönemin kozmopolit yapısını, İstanbul'un gece hayatını, judo, meyhane kültürünü ve dönemin toplumsal baskılarını göz önüne seriyor aslında.
Ve bence buradaki en kötü şey bakın varlık vergisini anlatım bile değil.
Hani diziden beklentiniz olarak belki dizideki bu kadarcık varlık vergisi anlatım size yeterli gelmiştir.
Çünkü dizide birkaç bölüm sürüyor.
Varlık vergisiyle işte gayrimüslimlerin dükkanlarına saldırılması vs.
Bence buradaki en kötü şey dizide Matilda yani gerçek hayatta Gökçe Bağdır'ın oynadığı Matilda'nın kızını oynayan karakter.
Yani Raşel'i oynayan Ağustos Kalebek.
Gerçekten çok kötü oynuyor.
Yani şöyle söyleyeyim size hani eğer böyle auditionlarla işte herhangi bir başrolü oyunculuk rolü almaya çalışan biriyseniz ya da ne bileyim işte oyuncu olmayı isteyen daha genç biriyseniz şunu unutmayın.
Asude ve yani Aybüke Pusat'ın oyunculuk yapabildiği bir ülkede siz de her şeyi alabilirsiniz emin olun.
Hani şey diyorlar işte bu ülkede her şeyi alırsınız ama rezil olamazsınız diye.
Gerçekten yani hani bir de şey işte bu Raşar karakterini diziye alırken işte o dönem Netflix çok büyük bir PR yapmıştı.
İşte biz artık No Ne'nin insanları işte rol veriyoruz artık işte hiç görmediğimiz yepyeni yüzler göreceksiniz diye.
Ama aslında şöyle bir baktığımızda ya o kadar hani hep aynı yüzleri görüyoruz ki.
Yani bu işin içinde bile mesela Salih Bademci gayet alışık olduğumuz bir yüz.
Onun dışında Gökçe Bağdarı zaten öyle.
Fırat Tanış öyle.
Metin Akdülger öyle.
Barış Arduç öyle.
Sonra ikinci sezonda işte Halil Babür ile Serra Arı Türk giriyor.
Onlar desek öyle.
Yani burada hani aman tanrım işte çok inanılmaz bir yetenek keşfettim bu dizi tarzında diyeceğiniz.
bir tane insan yok. Hepsi o kadar aslında
alışık olduğumuz yüzler ki. Ve yani
şöyle düşünüyorum. Gerçekten
hani Rochelle karakterini ararken bu
oyuncuya siz nasıl bir audition için
sahne verdiğinizde o oyuncu bunu nasıl oynadı da
yani siz bu kızı diziye aldınız. O kadar
kötü oynuyor ki. Yani hani insan diyor ki
hani şu kıza şu rolü verene kadar hani
bu işin yönetmen yardımcısı ya da reji
ekibinden birine ya sen şu sahneyi bir
oynasana bakalım sen nasıl oynayacaksın diye hani
onun eline senaryoyu verseniz eminim o çok daha
iyi oynardı. Çünkü ya o kadar
sıkıcı, o kadar böyle insanı boğan
sağa sola fırlatan yani aman tanrım
deyip başınıza ağrılar sokan bir oyunculuğu
var ki. Gerçekte onun sahnelerine atladım
yani. Zaten Barış Arduç'u kadar esmer
bir adamı izlemeyi sevmiyorum. Bir de üstüne
onu Raşar karakteriyle işte
partner yapmışlar ve her zaman o hani
klasik yeşil çam hikayesidir ya.
İşte yakışıklı ve esmer
bıçkın delikanlımız işte arabayı
İstanbul'un o bütün manzarasını
görebileceğiniz ormanlık bir alana çeker
kışın ortası işte büyük bir romantizmle
işte siz bir anda arabada yakınlaşırsınız
sonra kız hamile kalır sonra adamlar ki
ben bu çocuğu kabul etmiyorum falan. Bu hikayelerin
hepsi birebir yaşanıyor. Yani bunu
yazmak için de bence rana olmaya gerek yok
bu hikayenin işte. Bunu hani rastgele siz bile
herhangi bir senarist kimininiz olmadan
yazarsınız ya. Yani bilmiyorum ama
bana çok saçma geliyor açıkçası.
Ve bence dizideki en çok işlemeyen şey
bu olabilir yani. Onun dışında hani Matilda'nın
arkadaşları işte Tasula. Onun dışında
Orhan ne bileyim işte genç
Çelebi. Ondan sonra Fırat Tanış'la oynadığı
daha olgun Çelebi vesaire.
Aslında Cass'e bir sürü iyi oyuncu da var ama
Rashid'i gördüğüm her sahneye o kadar hızlı geçtim ki
Gerçekten dayanamıyorum
Allah bunu izleyen herkese sabır versin
Çünkü gerçekten bu kızın sahnelerinde
Harbiden böyle kulaklarımı gözlerimi kapatmak istiyorum
O kadar rahatsız ediyor insanı
Onun dışında bence Netflix'in o dönem
Varlık belgesinin etkisinde kalan
Zengin gayrimüslimleri anlatmak yerine
Bunu gerçekten işçi, emekçi gayrimüslimler üzerinde anlatması
Bence çok güzel hareketti
Ama dediğim gibi yani bu o dönemde bu dönemde gelecekte de muhtemelen hala eleştiriliyor olacak.
Ama umarım siz bunu izlerken çok keyif alırsınız.
Çünkü gerçekten aslında eğer tarihi hikayeleri izlemeyi seviyorsanız bence çok güzel bir iş olmuş.
Ve kesinlikle daha çok şans vermeyi hak ediyordu.
Yani hani bunun şey mesela Ay Yapım'ın eline verseniz bu işi ya da Ay Yapım'ın bir televizyon dizisi haline getirse emin olun.
Yani bundan bir 4-5 sezon dizi net çıkardı öyle söyleyeyim size.
Ya ama şey tabii ki bir yandan hani Raşar karakterini böyle bir 4-5 sezon 140 dakika içerisinde 8-10 ayrı sahnede gördüğümü düşünüyorum da.
Yani dijital platform işi olması daha iyi olmuş galiba bilemedim şu an.
Neyse benden bu kadar.
Ben size bunu tavsiye ettim artık izleyen izlesin.
İzlemeyen de daha sonraki bölümlerdeki tavsiyelerimi beklesin.
Sizi seviyorum ve lütfen önümüzdeki haftaki bonus bölümünü dinlemeyi unutmayın.
Sizin için harika bir bölüm hazırladık yine.
Çok keyif alacağınıza eminim.
Sizi seviyorum.
Haftaya çarşamba görüşmek üzere.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
