
S1B37 - Pressure / See You At Work Tomorrow
28 Ağustos 2026 · 24 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde haftanın filmi olarak “Fırtınadan Önce” yi seçtim.
Müthiş oyunculuklar meteorolojinin beklenmeyen heyecanıyla birleşince tarihi anlara tanıklık ediyoruz…
Haftanın dizisi ise haftanın filminin aksine her gün söylediğimiz rutin bir “Yarın İşte Görüşürüz!” sözünün Amazon prime video dizisine dönüşmüş hali.
İyi dinlemeler…Ağustos’un son bölümünü dinlerken denize bakıyorsunuzdur umarım…
Eylül’ün serinliğinin hepimize iyi geldiği günlerde gelecek cuma görüşmek üzere.
Kısımlar:
(00:00 - 12:58) Fırtınadan Önce
(12:59 - 24:13) Yarın İşte Görüşürüz !
Transkript
Evet, herkese merhabalar.
Vizyonda yayınlanan 37.
bölümüne, Ağustos ayının son bölümüne hoş geldiniz.
Şimdi bugün haftanın filmi olarak ne anlatacağım size biliyor musunuz?
Gerçekten izlerken çok keyif aldım ve gerçekten su gibi akan, asla sıkmayan harika bir vizyon filmini anlatacağım.
Filmimizin adı Türkçe adıyla Fırtınadan Önce.
Şimdi bu filmimizde kim oynuyor?
Bu filmimizde Oscar ödüllü Brandon Fraser, BAFTA ödüllü Andrew Scott ve Oscar adayı Cary Condon oynuyor.
Ve şöyle bir şey söyleyeyim size.
Gerçekten filmi izlerken bu insanların niye bu ödülleri aldığını o kadar iyi anlıyorsunuz ki.
Şimdi filmimizin konusundan bahsedeyim öncesinde size.
Çıkarma günden önceki 72 saat içerisinde tek bir önemli unsur olan Britanya'nın hava durumu dışında her şey hazırlanır.
Yani burada olay 1944 yılında geçiyor ve bu olayımızda 2.
Dünya Savaşı'na işte. Amerika ile İngiltere ile savaşan nazilerin hikayesini aslında nazilerin değil diğer tarafın yani o dönem için daha güçlü olan tarafın hikayesini görüyoruz.
Ve bu hikayemizde de Britanya'nın baş metörlüğü James Stuck tarihinin en önemli tahminini yapmakla görevlendiriliyor.
Ve kendisini tüm müttefik liderleriyle gergin bir ikilemde buluyor.
Yanlış koşullar şimdiye kadarki en büyük deniz işgali mahvedebilirken herhangi bir gecikme Alman istihbaratının farkına varma riskini taşıyor.
Nihai karar yalnızca sırdaşı Yüzbaşı Kay, Summersby'ye güvenebilen ve felaketle sonuçlanan bir çıkartma günü provasının peşini bırakmayan müttefik yüksek komutanı Eisenhower'a aittir.
Yalnızca birkaç saat kalıyor ve savaşın kaderiyle milyonlarca insanın hayatı tehlikede.
Şimdi, buna baktığımızda aslında tam bir 2.
Dünya Savaşı filmi gibi gözünüzde canlanıyor.
Ama ben şimdiye kadar o kadar çok 2.
Dünya Savaşı ile ilgili belgesel, film, dizi, kurmaca ya da tamamen tarihi belgeleri, arşivlere dayalı iş izledim ki.
Yani hiçbirinde o hikayenin içerisindeki işte meteorologların hikayesini izlemedik aslında.
Hatta ben bu filme kadar bu işin içerisinde meteorologların kullanıldığını bile hiç düşünmemiştim.
Daha doğrusu hani dikkatimi çekmemiştim.
Çünkü şimdiye kadar işte hep 2.
Dünya Savaşı'nda da 1. Dünya Savaşı'nda işte başkomutanların hikayesi yapıldı.
Onun dışında işte Topçu Birliği'nin hikayesi yapıldı.
İşte ölen askerlerin hikayeleri yapıldı.
Ama hiç arka plandaki gerçekten yetki sahibi ve kimsenin fark etmediği meteorologların...
Hikayesi yapılmamıştı. Bu aslında bir Amerika-İngiltere-Fransa ortak yapımı bir film.
Yönetmeni Anthony Maras, senaryosu yine ona ait.
Eleştiriler de çok iyi çıkmış bence.
Rotten Tomatoes'lı film eleştirmenlerden %86 oranında olumlu yorum aldı ve onun üzerinden 7.6 ortalama bir puan kazandı.
Onun dışında seyirci notu birçok sinema izleyicisi tarafından yapılan ankette A notunu yani en iyi notu elde etmiş.
Tarihsel gerçeklik bakımından da olaylar tamamen gerçek bir tarihi vakaya dayanıyor.
1944 yılının Haziran ayında bu hikayemizdeki Andrew Scott'ın oynadığı kaptan James Tuck, kendisi İskoç bir meteorolog, Eisenhower'a Almanların asla beklenmediği devasa bir fırtınanın geleceğini söylüyor
ve operasyonun bir gün ertelmesini 5 Haziran'da değil 6 Haziran'da yapılmasını sağlayarak savaşın seyrini değiştiriyor.
Variety, Anthony Morris'ın yönettiği bu film için sade ve başarılı bir 2.
Dünya Savaşı draması olarak... Bunu nitelendirmiş ve şöyle ki Andrew Scott ve Brandon Fraser'ın performanslarını ve meteorolojik planlama temasını sürükleyici bulmuş.
Filmin IMDB ponu 10 üzerinden 7.3.
Filmin vizyon takvimine bakarsak da Amerika'da 29 Mayıs'ta vizyona girdi.
Ülkemizde 2 hafta önce vizyona girdi.
İngiltere'de de 11 Eylül'de vizyona girecek.
Şimdi öncelikle baktığınız zaman bir kere Andrew Scott hepimizin aklında Philibeck'teki papaz rolüyle kalmıştır bence.
İşte o meşhur replik vardır ya işte seni seviyorum.
Diyor Philibeck'teki başlıyor kadın.
Adı aklıma gelmedi şu an neyse geçelim bunu.
O da işte papaz olarak diyor ya geçer diyor.
Aslında bu hikayede de o papaz ne kadar sakinse bu hikayedeki James Stark karakteri de o kadar sakin.
Yani bence bu arada hani ikonik karakterler çıkarılması için, ikonik karakterler yaratılması için illa o karakterin çok fazla bağırması, çok fazla işte kıyafetiyle oynanması, çok fazla işte saçıyla, gözlüğüyle
vesaire oynaması gerekmiyor.
Yani gerçekten... Sade bir oyunculuk yapmak ve bunu çok sakin bir şekilde karşı hissettirerek ve karşı yormadan bunu icra etmek bence birçok bağıran, kendini yerlere atan, çığlık çığlığa ağlayan
oyuncudan çok daha zor ve çok daha meziyet gerektiren bir şey bence.
Onun dışında Brandon Fraser zaten çok iyi ve son dönemde birçok farklı işte oynadı.
İşte en son Kiralık Aile diye bir tane Güney Kore ve Japonya ortak yapımı bir işte oynadı.
Ondan sonra işte bunu da oynadı.
Yani böyle kendi yelpazesini açıp bütün dünyadaki işlerde oynayabilecek kadar kendi gelişen insanları gerçekten takdir ediyorum ya.
Yani yaşa bakmaksızın işte konuştuğu dile bakmaksızın mutlaka her ülkeye bir şekilde projelerle girmek ve değinmek istemesini gerçekten çok başarılı buluyorum.
Onun işte Kerikan'ın rolü gerçekten çok iyiydi.
Çünkü erkeklerle dolu bir askeri üste bir tane kadın Eisenhower'ın asistanı.
Aynı zamanda eskiden işte ambulans şoförüymüş.
Ondan sonrasında savaş döneminde işte 3 yıldır Eisenhower'ın yanında asistanlık yapıyor.
Zaten Eisenhower da bu zaferden sonra ne oluyor?
Kendisi sonrasında devlette önemli yerlere geliyor.
Yanlış hatırlamıyorsam başbakan oluyor.
Hatta şöyle bir şey yaşanıyormuş.
Filmin sonunda jenerikten önce hemen kısa bir yazı olarak akıttılar.
John F. Kennedy 1960 yılında Eisenhower'a diyor ki yani o kuşatmayı nasıl kazandın ya da siz onu daha öncesinde planlamışsınız 5 Haziran'da niye 6 Haziran'ı aldınız yani bizim onda kazanmamızın tam olarak
hani etkisi neydi yani biz burada aslında neyi nazilerden farklı yaptık diyor.
Orada Eisenhower diyor ki Almanlardan daha iyi meteorologlarım vardı diyor ve bu gerçekten doğru ama şöyle bir şey var Andrew Scott'ın karakteri film boyunca yani kaptan James Stuck film boyunca sürekli Daha önceki
bütün tahminleri doğru çıkan Evie diye bir tane başka bir meteorologla uğraşıyor.
Ve adam diyor ki ben daha önceki çıkartmaları da bildim.
Birinci Dünya Savaşı'nın işte 1919'da, 25'te, 34'te hep işte çok iyi hava tahminleri yaptım.
İşte hava tahmini genelde zaten çok stabil bir şeydir.
Mutlaka daha önceki yıllardaki gibi olacak yine hava diyor.
Orada da işte Andrew Scott'ın karakteri James Tuck diyor ki hava hiçbir zaman kendini tekrar etmez ve Her zaman ölçümlere dayalıdır diyor ve benim filme dair en sevdiğim şey her sahnede Eisenhower mutlaka bu James
Stuck'ın meteorolojik sunum yaptığı sahnelerde diyor ki emin misin diyor.
Yani ben sana göre hani harekat planını değiştireceğim ya da harekatın gününü değiştireceğim emin misin bundan diyor.
Adam sürekli diyor ki hayır diyor emin değilim diyor.
Bu hiçbir zaman net olamayacağın bir şey diyor çünkü bu bir tahmin diyor.
Yani çünkü adamlar şunu istiyorlar hani yarın akşamki havayı tahmin et değil.
Çünkü meteoroloji genelde en yakındaki...
Zamanı tahmin ederken en doğruyu bulabilir ki onunla bile hepimiz yaşıyoruz.
Bazen işte çok önemli bir işimiz oluyor.
Yani işte mezuniyetimiz oluyor.
Ne bileyim işte nişandır, kınadır, düğündür vs.
İnsanlar mutlaka hava durumuna bakıyorlar.
Mesela bir ay önce o günün hava durumuna baktığınızda hava çok bulutlu gözüküyor.
Siz ona göre plan yapıyorsunuz ama sonra o gün geldi hava bir anda güneşliğe dönebiliyor.
Ve şey yani sonra hepimiz işte kızıyoruz da ya işte bu astrologlar işte yok bu meteorologlar işte hiçbir şekilde iş yapmıyorlar bugün enerjisi iyi değil işte bugün hava hiç iyi değil diyoruz.
Ya adam da film boyunca diyor ki yani sen benden bir hafta sonrasında hava durumunu bilmemi ve bunu sana kesin olarak anlatmamı sana kendimi ikna etmemi istiyorsun böyle bir şey yapamam diyor.
Ve Eisenhower sonunda da Carrie Condon'un karakterinin de etkisiyle yani yaverinin de etkisiyle aslında bu sayede ne oluyor?
Jamstack'a güveniyor. Bu arada Jamstack tam çok önemli bir anlarken telefon çalıyor.
Hamile karısı kaldırıldı hastanede tam doğumu yaparken naziler hastaneyi bombalamışlar ve adam ondan sonra filmin yarısında karısı hayatta mı, çocuğu doğdu mu ya da karısıyla çocuğu ikisi birden mi öldü
bunu bilmiyor. Ve ondan sonrasında filmin sonunda karısının da çocuğunun da sağ salim oğlunun da doğduğunu görmüş oluyor.
Ve bu sayede aslında ikisine kavuşmuş oluyor.
Bence çok güzel bir filmdi ve bu filmin bence ideal süresi zaten 1 saat 40 dakika.
Çok iyi bir süre vermişler. Yani mesela 1,5 saat olsa belki kısa kalabilirdi ya da 2 saat olsa çok uzatmış olabilirlerdi.
Bence filmin süresi çok iyi.
Zaten filmi tema olarak da gerilim, savaş filmi ve tarihi film olarak temalandırmışlar.
Bence böyle şeylerin de dünyada aşk filmleri kadar, aile filmleri kadar, kişisel gelişim filmleri kadar böyle şeylerine yapılması gerekiyor.
Ve o ortamda insan şunu düşünüyor ya, bilmiyorum bunu bir tek ben mi düşündüm ama.
Atamız gerçekten o Çanakkale Savaşı'nı, ondan sonra Kurtuluş Savaşı'nı, Birinci Dünya Savaşı'nı, Trablusgarp'ı, Balkan Savaşları'nı bunları nasıl kazanmış diyor.
Biz çünkü günümüzde bile bir fikrimizi en basit düşünün.
Arkadaşımızı, ailemizi ikna etmek için bile, onlara o fikre dahil etmek için bile neler çekiyoruz.
Adam koca bir askeri orduyu buna ikna etmiş ve onları resmen...
savaşarak ülkelerini kazanabileceklerini inandırmış.
Yani bunu gerçekten nasıl bir mentalle yaptı, nasıl bir inançla yaptı gerçekten takdir ediyorum.
Yani böyle her tarihi filmde de genelde bunu düşünüyorum çünkü çok zor.
Bakın insan ikna etmek, insanla uğraşmak çok zor.
Yani günümüzde birçok insan işte hani şimdi tam üniversite tercih dönemindeyiz ya hatta sanırım iki gün sonra bitiyor yanlış bilmiyorsam.
Ya insanlar artık hani hiçbir insanla karşılıklı diyaloğumun olmayacağı Bir meslek seçmeliyim diyerek ona göre üniversitede bölüm tercih edip ona göre bölümlerden mezun olan insanlar var ya.
Düşünün yani bir insanla uğraşmak ne kadar zor.
Ki bunu sürekli yapan bir insan olarak söylüyorum gerçekten çok zor iş.
Yani emin olun yaptığımız iş zor değil ama insanı idare etmek, insanları bir şeye ikna etmek daha zor yani.
Yoksa yaptığımız iş zaten stabil.
Her gün benzeri bir şey yapıyoruz ama aslında hepimizin işinde öyle.
O yüzden de mesela tıbbi sekreterler birçok insan...
yükleniyor ya evet ben de bazen çok gıcık oluyorum ama tıbbi sekreter kadar bir günde işte sabah 8'den itibaren insanlarla konuşmam gerekse yani ben onlardan daha da kaba olabilirim çünkü gerçekten çok zor iş yani insanları eğitimliye
eğitimsizi cahile işte engelliye vesaire bir şeyleri anlatmak gerçekten çok zor neyse filme geri dönecek olursak gerçekten çok keyif aldığım bir filmdi size de kesinlikle tavsiye ederim bu
arada Andrew Scott'ın da en yakın zamanda Bir aşk filmiyle ya da ne bileyim yine bu kuzuvarda gidecek ama mutlaka içinde tarihi dekor olan bir filmde görmeyi gerçekten çok istiyorum.
Çünkü bu adam bu konuda çok iyi.
Bakın ben bu adamın National Theater Lives diye bir program var.
O programda işte New York'taki, İngiltere'deki tiyatro kayıtlarını kaydediyorlar.
Ondan sonra çeşitli ülkelere gönderiyorlar.
Ben de kendi ülkemde bunu izledim.
Ve adamın tiyatro oyunu izlediğim 3,5 saat boyunca tek başına stand-up yapıyor.
Ya da stand-up demeyelim tek başına bir oyun koyuyor aslında sahneye.
Ve farklı rollere bürünüyor. Ve bunu yaparken tek kişi aynı zamanda seyirciyle de bağ kuruyor.
İnanılmaz bir yetenek ya. Yani saf yetenek derler ya.
Bu adam gerçekten o. Yani bence burada mesela Brandon Fraser'ın karakterini kesinlikle es geçmemeliyiz.
O da çok iyi oynamış. Yani gerçekten onun da hani bir lider olarak sıkışmışlığını çok net hissedebiliyorsunuz.
Bu arada bu olay gerçekten yaşandığı için filmin sonunda jenerikten önce genel bir bilgilendirme yazısı akıttılar.
Ve orada neyi öğrendik?
James Stack bu zaferden sonra ailesiyle kırsalda sakin bir hayat yaşamaya dönmüş.
Muhtemelen bugün de vefat etmiştir zaten.
Gerçekten helal olsun ya.
Yani gerçekten tarihi değiştiği insanlar böyle böyle değiştiriyorlar zaten.
Kendilerine güvenerek, havaya güvenerek ve...
Filmde şöyle bir sahne var son olarak bunu söyleyeceğim sonra haftanın dizisine geçeceğiz.
Filmde şöyle bir sahne var işte hepsi birlikte harekat yapmayacaklarını karar verdikten sonra kiliseye toplanıyorlar muhtemelen pazar haini dediğimiz şeyi yapıyorlar.
Şimdi bunu şayet biz bir filmimizde kullansak işte İslamcı oluruz, dinci oluruz ne bileyim işte İslamiyeti bütün dünyanın göze sokmaya çalışan kitle oluruz.
Yani her türlü dinciyi yiyebiliriz ama...
Yani bütün yabancı filmlerde, dizilerde o kadar çok hani bir şekilde işte kilisenin içine koşuşturma, işte kilisenin papazını kaçırma, ne bileyim kiliseye işte para saklama, kilise operasyonu vs.
o kadar çok kilise görüyoruz ki.
Aslında bir noktada mesela o sahne beni rahatsız etmedi ama mesela bizim yerli filmlerde o tip bir işte herkesin camide namaz kıldığı bir sahne görsem burada şeyi sorgularım mesela.
Yani yönetmenin bunda amacı ne, yönetmenin işte siyasi fikri ne, hayata bakışı ne ya da bu sahnenin senaryo katkısı ne diye düşünürüm.
Ama artık bir şekilde kilise sahnelerine işte aynı şekilde havra sahnelerine, sinagog sahnelerine o kadar alıştırıldık ki bence hiçbirimiz herhangi bir kilisedeki ayin sahnesi sırasında işte patlayan bombanın hani
patladığı yeri yani niye bu kilisede patladı gibi bir şey sorgulamıyoruz.
Çünkü kilise artık yabancı filmlerin içerisinde çok net bir şekilde hiçbirimizin dikkatini çekmeyecek kadar alışık olduğumuz bir dekor haline dönüştü bence.
Bu da böyle bir fikrim bakalım siz buna katılır mısınız?
Neyse size bunu tavsiye ediyorum.
Ve hemen haftanın dizisine geçiyorum.
Şimdi fırtınalı ve bol olaylı haftanın filminden sonra, fırtınadan önce filminden sonra sıra
geldi. O kadar sakin, o kadar huzurlu bir diziye ki gerçekten inanamayacaksınız.
Dizimizin adı kapakta da gördüğünüz gibi See You At Work Tomorrow.
Yani bizdeki adıyla Yarın İşte Görüşürüz.
Konusu ise iş ve aşk hayatına çıkmaza giren ofis çalışanı Cha Yun.
Huysuz patronu Kang Suyu ile yakınlaşır.
Sürekli atışan ikili zamanla birbirlerinin hayatta vazgeçilmez bir yere sahip olur diyor.
Burada başrollerimizin arasında 7 yaş var.
Kadın 31 yaşında, erkek 38 yaşında gerçek hayatta.
Zaten rol gereği de adam dizide bir patronu oynadığı için haliyle kariyerini daha çok ilerlemiş.
Kızımız aslında kariyerinin 1-2 sene daha ilerlemesi gerektiğini düşünenlerden.
Ve şöyle ki... Dizi 22 Haziran ve 28 Temmuz 2026 aylık arasında yayınlandı.
Ülke genelinde yani Kore genelinde, Güney Kore ekseninde konuşuyorum.
Ülke genelinde ortalama %4.6 reyting alan final bölümüyle lider olarak tamamlamış.
Finalde keşke düğün görseydik diyenlerdenim.
Çünkü maalesef bu dizimiz yüzük takmayla bitti.
Ama benim dizi çok sevdiğim bazı şeyler var.
Mesela aşkın işlenişi.
Ofis hayatı, ofis hayatına karşımıza çıkan mobbingler, iğrenç insanlar, inanılmaz komplolar.
Ve benim gerçekten çok sevdiğim bir şey var.
Gerçekten bir mesleğe adanmış dizileri, filmleri çok seviyorum.
Yani doktor dizisi olur, işte SWAT'ları anlatan filmler olur.
Onun dışında işte polisleri anlatan polisiye hikayeler olur.
Bunları çok seviyorum. Çünkü işin merkezi ne olursa olsun onlar işte bir mesleğe olan belli bir şeyin...
daha iyi olması için uğraşan insan grubu burada da aslında bu ikili birlikte yapay zeka ile işte önce çok ince, çok pürüzsüz bir buz kütlesi üretmeye çalışıyorlar.
Ondan sonrası bunu başardıktan sonra ev yapay zeka sistemi üretiyorlar.
E tabii ki işin içine iki tane ofis çalışanı girince adamın evinde romantik anlar kaçınılmaz.
Ama benim bu dizide çok sevdiğim bir şey var.
Onu da hemen söyleyeyim size. Bu dizide benim en sevdiğim şey, bakın en çok sevdiğim şey adam çok sakin, çok saygılı.
İşte asla haddini aşmıyor.
Hatta bazen benim çok sinir olduğum bir şekilde işte kız üzülmesin diye susuyor.
Kız üzülmesin diye işte kızın ailesiyle annesiyle yaşadığı sorunları içine atıyor.
Aman işte sevgilim duymasın üzülmesin vesaire diye.
Ama adam bu hikayede daha önce evlenip boşandığı için yani karakterden bahsediyorum.
Kadının işte başta bundan dolayı çekinecek diye düşünürsünüz ama hayır kadın bundan hiç çekinmiyor.
Bu adamın ilk eşiyle birlikte çalışıyorlar.
Hatta bu adamın ilk eşi bu kızımızın akıl hocası aslında.
Ondan sonrasında zaten adam bunu daha ilk kez aynı ekiple çalışmaya başladıklarında kıza söylediği cümlelerden bir tanesi bu işte.
Biz onunla işte eskiden evliydik hani kadın şimdiki kocasıyla yaptığı düğüne ben niye gideyim diye bunu böyle çat diye söylüyor.
Böyle bir şok oluyor ama bunun tabii ki ciddi bir soruna dönüşmesi.
Kız için olmasa da kızın annesi için birazcık zaman alıyor.
Daha çok dizinin sonlarına doğru.
Size şundan bahsedeyim gerçekten o kadar böyle hani huzur veren olgun iki insanın yetişkin iki insanın birbirini duyduğu karşılıksız harika bir aşkı simgeliyorlar ki.
Yani adam işte ilişkileri rayına oturunca diyor ki işte ben seninle evlenmek istiyorum diyor.
Bunu işte seni sıkmadan söylemek istemiyorum ama hani yüzükle karşına çıksam işte seni üzmüş olurum diyor.
Seni şoka sokmuş olurum diyor.
Sen hayır diyemezsin seni baskı altına almak istemiyorum diyor.
İşte kız diyor ki ya ben bunu birazcık düşüneyim diyor.
Yani biz genelde bunları... çok romantik bulmayız ya dünya genelindeki işte romantik komedi izleyicileri olarak ama hani bunu böyle gerçekten olgunluk seviyesine yapınca ve tabii ki bazı güzel öpüşme sahneleri de gerçekten dozunda
olunca çok güzel oluyor. Çünkü yani Kore'de de bizde de şöyle bir mantık var işte 35 yaşına gelmiş iki tane ana başrolümüz var ya da işte mesela erkek 35 yaşında kadın 30 yaşında ama işte kadının elini hiç erkek
eli değmemiş gibi davranıyoruz.
Erkek bu yaşa kadar bir sürü kadını öpmüş ama İşte bu aşık olduğu kadını ilk kez işte aşkın tadına varıyormuş gibi davranıyor falan.
Hani bunlar böyle çok masum, çok böyle çocuksu hisler gibi anlatılıyor da.
Yani bence iki tarafın da daha önceki ilişkilerinden tecrübeli olduğunu ve birbirleriyle bu huzuru yaşamaları gerektiğini çok daha net bir şekilde bu dizinin içerisinde anlıyoruz.
Onun dışında dizinin tabii ki kendi içerisinde metaforları var, olmazsa olmaz şeyler.
Mesela adam sürekli kıza diyor ki işte çok streslisin, papatya çayı iç.
Hatta papatya çayını o kadar çok kıza yapıp masasına bırakıyor ki kız bir noktada ben gerçekten papatya çayını seviyormuşum herhalde falan diyor.
Yani kızla içmeye başlıyor.
Ondan sonra dizide bir de farklı yan karakterlerimiz var, yan çiftlerimiz var.
Evli ve bu başrol çiftimize destek olan yan karakterler çok tatlı.
Onun dışında başka bir çiftimiz var.
Onlar beni çok sıktılar.
Çünkü onlarda da kadın işte başrol kadın karakterimizin yaşında erkek işte daha böyle üniversite öğrencisi 23-24 gibi.
İşte kadına diyor ki seni çok seveceğim.
Kadın diyor ki işte benimle işte uzaklara Senegal'e gelir misin diyor.
Adam bir anda uçağa biniyor falan.
Onların finali de öyle oluyor. Yani kardeşim hani bunlar böyle ucuz romantizmler.
Yani bunlar böyle hani artık yemediğimiz şeyler ya.
Vallahi böyle mayı mayı mayı mayı ben çok sıkılıyorum.
Yani sizi bilmiyorum ama ben çok sıkılıyorum bundan ya.
Hele bir de işte farklı olacağım diye işte yan çiftteki adamın saçını mor yapmışlar.
Kızı işte çok üzgün.
Masum biri yapmışlar falan.
Ya biraz yırtıcı olun ya.
Kız birazcık yırtıcı olsun.
Ne bileyim işte kız birazcık başlıyor kadın karakterinden farklı olsun.
Bir yan karakteri olarak. Yani bir farklılığı olsun.
Kız sürekli öyle mi yapalım tamam mı yapalım olur.
Sen nasıl istersen sevgilim.
En sinirli olduğum karakter tipi gerçek hayatta da.
Sevgilisine göre şekil alan karakter ve insanı izlemekten nefret ediyorum.
Öyle söyleyeyim size. Ve umarım siz de o insanlardan değilsinizdir.
Çünkü gerçekten çok yorucu bir hale geliyor özellikle.
Siz de dışarıdan maruz kalın insanlar için.
Neyse biz tekrar dizimize dönersek dizi bir kere bu kadar sükse yaratacağını muhtemelen tahmin etmiyordu.
Kendi yapım şirketi tarafından tahmin edilmiyordu diye düşünüyorum.
Ama sonrasında öyle bir sükse yakaladık ki çünkü hani Kore sinemasında da Kore endüstrisinde de hep şey var ya işte çocukken karşılaşmışlar.
Birbirlerini aslında işte ilk kez gördüklerinde işte 5 yaşındalarmış.
İşte birbirlerini yıllarca aramışlar.
İşte 30 yaşına gelince bulmuşlar falan.
Ama bu dizimizin içerisinde işte Adam yıllarca kızın babasının işte tamirci dükkanına geliyor.
Bir şeyleri tamir ediyor ama kızla karşılaşmıyorlar.
Neyse ki bir çocukluk şeyleri yok yani.
O yüzden de gerçekten çok mutluyum ve yani gerçekten Kore'nin artık yeni şeyler bulmaya ihtiyacı var diye düşünüyorum.
Ama bir yandan da aslında şöyle bir olaya genel bakınca yani aslında yapılabilecek her şey de yapıldı ya.
Yani konu açısından çok zengin olunmasa da bence artık yani mesela Kore dizilerinde de öyle bir noktada dizilere başlamalıyız ki mesela işte son sahne ne olacağını bilerek diziye başlamalıyız.
Atıyorum şey mesela işte kadın erkeği vurmuş.
Biz mesela kalan 12 bölüm boyunca kadının erkeği niye silahlı vurduğunu izlemeliyiz mesela.
Yani tamam romantik öyle böyle bilmem ne de yani hani mesela bu dizinin hakkı da bence 8 bölümde 12 bölüm çok bile sürdü.
Ama şey tabii ki romantizm açısından daha böyle rahat rahat sahneleri işlemek açısından güzel de yani keşke finalde demin de söylediğim gibi bir düğün görseydik.
İkisi de birbirine yüzük taktı.
Farklı şirketlerde kendi istedikleri yönlere giderek kariyerlerine farklı bir yol izleseler de birlikte olmayı başardılar ve güzel bir hayat kurdular.
Ama ben böyle hikayelerde genelde mesela 2-3 sene sonra bunlar neredeler?
Ne yapıyorlar? Yani ya da şöyle söyleyeyim mesela biz bunları işte hızlı sarma işte düğününde çocuklarında görmeliyiz ki hani seyircilerin kafasında hani ya işte onlar bundan sonra hani benim kafamdaki evrende işte çocuklarıyla
mutlu mesut yaşayacaklar diye bir görüntü oluşsun.
Çünkü sen bu dizi işte Tek taşla bitince, alyansla bitince yani insanlar şeyi kafalarında canlandıramıyorlar.
Bunlar evlendi mi? Bunlar nerede evlendi?
Hangi gelinlikte, hangi damatlıkta evlendi?
Birbirlerine düğün yeminlerinde ne söylediler?
Bunları seyirci olarak bilmemiz gerekiyor bence ya.
Yani bilmiyorum. Yine de tabii ki hep ne diyoruz?
Yönetmenle yapımcının kendi tercihleri.
Ama oyuncuları çok sevdim.
Çok tatlı olmuşlar. Bir de bu hikayede erkek oyuncumuzun fan kitlesi daha çok olduğu için o kadar çok insan...
Kadın başrolü eleştirdik.
Sen kimsin? Benim yakışıklı playboyumla partner olacaksın.
Sen ne kadar yeteneksiz bir oyuncusun.
Sen ne kadar kötüsün. Oyunculukta ne kadar soğuksun.
Bence gayet iyi ikiller olmuşlar.
Size geç hafta arasında anlattığım The Husband dizisindeki başroller gibi en azından sahnesizlikten uyumları gözükmüyor gibi değil.
Çünkü gerçekten güzel bir uyumları var.
Ve bunları da çok güzel sahnelerle ortaya çıkartmışlar diye düşünüyorum.
Ayrıca adamın yapay zekâdan...
oluşan evini de ben çok sevdim şahsen.
Eve girince işte robot süpürgeniz yerde ışıkla yazı yazıyor.
İşte eve hoş geldin. İşte isteğinize göre buzdolabı açılıyor.
Buzdolabın içindeki maddelerle ne yapılabileceği.
İşte buzdolabın dışında yazıyor vesaire.
Ya arkadaşlar şimdi inşallah markaya girmez.
Ben size bir şey söyleyeceğim. Ben geçen hafta arada Twitter'da bir şey gördüm.
Yemin ediyorum dibim düştü.
Vallahi. Yani neye dibim düştü biliyor musunuz?
Çok saçma gelecek ama çamaşır makinesi çalışırken hani çamaşır makinesi işte Tuvaletteyse, lavabodaysa ya da artık nasıl anlatayım banyodaysa kafanızda kurun artık nasıl bir evde yaşıyorsanız.
Hani tam böyle klozetin karşısında şey duruyorsa çamaşır makinesi.
Çamaşır makinesinin bitmesini beklerken çamaşır makinesinin üstünde ekran varmış.
O ekranda da işte YouTube'da istediğiniz şey.
Telefonla bağlı muhtemelen Bluetooth'la.
İşte telefonda istediğiniz diziyi açıp hani işte tuvalette otururken ya da işte çamaşır makinesinin bitmesini beklerken bir yandan çamaşır makinesinin üstünü televizyon olarak kullanıp hani üstündeki camı.
Oradan yaprak döküm izleyen birine denk geldim ya.
Bayağıdır böyle bir şey bu kadar kıskanmamıştım.
Sonra tabii hemen Twitter'dakiler bakmışlar.
120 bin liraya falan denk geliyor çabaşır makinesi.
Ya o kadar parayı verdikten sonra zaten bir zahmet yani bir nokta benimle konuşup hani dertleşip böyle bir terapi yapması ben beklerim açıkçası.
Yani o kadar parayı verdikten sonra sadece televizyon görüntüsü veriyorsa yazıklar olsun yani.
Demek ki fiyat performans olarak yeterince doğru değil.
Neyse bu da böyle bir anımdır.
Bakalım yıllar sonra bu bölümü dinleyenler.
O gün çamaşır makinelerimiz ne halde olacak ve biz neleri kullanıyor olacağız onu da hep birlikte göreceğiz.
Ha bu arada geçen bölüm size bunu hatırlatmayı unutmuşum.
Bu çarşamba Spiderman bölümü çıktı.
Eğer hala izlemediyseniz, dinlemediyseniz, hala herhangi bir top taşımı kullanırken benim sesimle seyahat etmediyseniz size gerçekten gönül koyuyorum.
Aşk olsun yani. Biz o kadar uğraşıp çekiyoruz arkadaşlar.
Bakın tatildeyim ona rağmen sizin için içerik üretiminde...
Gerçekten uğraşıyorum, ter döküyorum.
Ben de böyle her şeyden şikayeten influencerlara döndüm değil mi?
Neyse ben daha fazla uzatmadan bölümü bitireyim.
Geçen çarşamba çıkan bonus bölümümüzü dinlemeyi unutmayın.
Ağustos ayının son bölümünü de resmen dinleyip bitirmiş bulunuyorsunuz.
Bakalım önümüzdeki Eylül ayında okulların açıldığı, hepimizin işe döndüğü Eylül ayında görüşmek üzere.
Sizi seviyorum. Haftaya görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
