
Bu bölümde önceki hafta katıldığım Ethem Özışık söyleşisini,bugün vizyona giren “Davet” filmini ve Netflix’in bize 1234.kez sunduğu İspanyolca cinayet dizilerinden birini anlattım.
İyi dinlemeler.
Bölümden sonra filmle ve diziyle ilgili görüşlerinizi bana sosyal medyadan yazmayı unutmayın.
Kısımlar:
(00:00 - 01:18) girizgah
(01:18 - 08:53) Ethem Özışık Söyleşisi
(08:59 - 20:06) Davet
(20:07 - 24:09) Oasis
(24:09 - 25:12) Sizden İsteğim
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda Yayında'nın 36.
bölümüne hoş geldiniz.
Güneşin, güzel denizin, falezlerin ve tabii ki müthiş plajların yuvası Antalya'mdan tüm dünyayı sevgilerle.
Atam ne demiş? Antalya dünyanın en güzel yeridir demiş.
Gerçekten öyle. Yalnız arkadaşlar uykumu almanın, güneşlenmenin ve denize girmenin sesimdeki huzurunu siz de hissedebiliyor musunuz acaba?
Ben çok derinden hissediyorum ve...
Gerçekten o kadar mutluyum ki inşallah mutluluğum size de bulaşır demek istiyorum.
Bu hafta ne konuşacağız?
Haftanın filmi olarak bugün vizyona giren davet filmini konuşacağız.
Bu filmi ben gittim ön gösterimde geçen hafta izledim İstanbul'dayken.
O yüzden de hemen film bugün vizyona girer girmez ben de anlatabileceğim artık.
Gerçekten bu duyguyu çok merak ediyordum.
Ne yalan söyleyeyim çok güzel bir duyguymuş.
Ama haftanın filmini size anlatmadan önce yani bölüme net olarak içerik anlamında başladıktan önce.
Şimdi geç hafta ben size demiştim ki Ethem Özışık Söylesi'ne gittim.
Onun söylediklerini, onun panelde anlattıklarını ben de size aktaracağım demiştim.
Hazırsanız önce ondan bahsetmek istiyorum.
Önce birazcık dedikodu yapalım değil mi?
Bence işin bu kısmı daha eğlenceli.
Şimdi tabii ki orada olan bütün Beyoğlu sinemasındaki insanlar tabii ki genel olarak işte Eşref Rüya'nın sözün fanı olmak yerine genelde birçoğu Poyraz Kariyer fanıydı tabii ki.
Ethem Özışık da onun senaristi olduğu için.
Gerçekten insanlar senaryo yazmaktan, senarist olmaktan, yazar olmaktan onun deneyimlerini dinlemeyi daha çok tercih ettiler.
Ve gerçekten çok güzel geçti.
1,5 saat su gibi aktı geçti diyebilirim size.
Sadece tabii ki söyleşi yapan kız birazcık gereksiz yüksek gülüyordu.
Sürekli adamın sözünü kesiyordu.
Ama bence onun dışında gayet güzel bir söyleşiydi.
Şimdi neler dedi biliyor musunuz?
Hiç tahmin etmediğim şeyler duydum.
Hemen size aktarayım. Siz de ilk ağızdan duymuş olun.
Hem belki... Daha sonraki söyleşilerine de workshoplarına da kendim gider katılırım.
Çünkü gerçekten bu kadar bana benzeyen bir adam olacağını hiç düşünmemiştim.
Çünkü kendisi mesela benim bir senaryo yetiştirmek için 30 günüm varsa yani onun işte 1 Ocak'ta yapıma teslim edilmesi gerekiyorsa ben o senaryoyu ben o bölümü genelde yumurta kapıya dayanınca yani 27
Aralık 28 Aralık gibi yazıyorum.
Ancak hani böyle bazı konular sıkışınca hızlanıyorum dedi.
Onun dışında neden sürekli aşiret dizilerinden Şikayet ettiğimizde anlattı ve dedi ki ya ben ilk etapta sektöre girdim de kendisi 15 yıldır aktif olarak her hafta bölüm teslim eden, her hafta
140-145 sayfa yazı yani neredeyse ince bir kitap gibi bölüm teslim eden ve aktif çalışan biriymiş.
Sadece 2020 yılındaki pandemi hariç.
Onun dışında da her daim son 15 yıldır aktif olarak çalışıyormuş.
Ve dedi ki yani ben ilk sektöre girdim de dedi ya bundan 15 sene öncesi işte 2010'lar gibi düşün yani işte muhteşem yüz yılları.
Ben ilk sektöre girdim de dedi hani 20 bin nüfusun altındaki köylerde, beldelerde reyting cihazı yoktu ve oralarda ölçüm yapılmıyordu.
O yüzden de ben ilk bu işe başladığım zamanlarda AB kitlesi bile hani üniversite okumuş birey ve üniversite okumuş ve üniversite mezunu bir anne babaya sahip olan birey demekti dedi.
Ama artık günümüzde 20 bin nüfusun altındaki köylere, beldelere, ücra kasabalara kadar reyting ölçüldüğü için dedi o yüzden onların talebi bu aslında bu kadar çok.
Töre, aşiret dizisi izlememiz dedi.
Ondan sonrasında dedi ki mesela Poyraz Karayer'le ilgili işte oradaki Sefer karakterini bilirsiniz.
Kamboat Görkem Arslan.
Hatta kendisi de geçtiğimiz yılda yanlış hatırlamıyorsam vefat etti.
Yani bu sene içine de olabilir. Gerçekten yani çok şaşırdım.
Aniden nasıl böyle tak deyip öldüğünü hiç anlamadım.
Ve gerçekten çok üzüldüğüm bir kayıptı bütün sanat dünyası adına.
Mesela onun karakteri Sefer aslında ülkücü bir karaktermiş ama Sefer karakterini oynayan oyuncu Kan Bolat demiş ki senariste ya abi demiş ben solcu bir adamım benim ülkücü rolünü oynamam birazcık tuhaf kaçabilir.
Hani bunu acaba biz şeye mi çevirsek hani birazcık daha böyle yumuşatsak mı bu ülkücü tarafını demiş.
Ondan sonra tabii ki senarist bunu birazcık daha değiştirmiş.
Ondan sonrasında mesela İlker Kaleli'nin hiç sevmediği bir şey varmış.
Poyraz Kaleli'nin içinde hep Poyraz karakteri şey diyor işte hepsi manyak bunların diyor mesela.
Aslında o hepsi manyak bunların.
Repliğini İlker Kareli söylemekten hiç hoşlanmıyormuş.
Hatta o kadar çok söylemiş ki bunu bir noktada senaristi demiş ki ya abi hani şunu kaldır artık.
Hani ben çok sıkıldım sürekli söylüyoruz hani çok avam duruyor demiş.
Ama senaristi demiş ki ya abi hani dur işte sana bunu söyletiyoruz ki hani bunun bir amacı var bu replik çok tutacak demiş.
Gerçekten de çok tuttu. Ondan sonrasında Poyraz Kareli'nin içerisinde Poyraz'ın pavyonda şarkı söylediği bir sahne var.
O sahnede İlker Kareli demiş ki...
Ya abi demiş hani biz burada işte duman söylesek mor ve ötesi söylesek olmaz mı demiş.
Orada hatta Ethem Özışık da demiş ki ya abi hani pavyondasın sen ne dumanı Allah aşkına yani arabesk müzik söylemen lazım demiş.
Hani İlker Kaleli de hiç istemeyi istemeyi kabul etmiş ama yani bugün o parçayı hepimiz hala İlker Kaleli'nin sesinden dinliyoruz ve bence müthiş bir tercih olmuş.
Ve benim en çok şaşırdığım şey ne oldu biliyor musunuz?
Ayy bayılıyorum.
Ne olmuş biliyor musunuz? Şimdi İlker Kaleli ile Burçin Terzoğulları ise evet belli bir yaş farkı var ama Hani bence çok net gözüken bir yaş farkı yok.
Ve bu ikili ilk kez yani kendi işte yapım şirketine tanıştırıp hani işte sizi partner yapmayı düşünüyoruz dendiği zaman İlker Kaleli işte Burçin Terzoğlu'nun önce demiş ki ya ne yapacağım ben bu yaşıyla demiş.
Ondan sonra Etem Özçük de dedi ki ya İlker böyle söyledi ama ondan sonra onları ne dizledin de gerçek hayatta ayıramadık.
Gerçek hayatta da sevgili oldular dedi.
Yani gerçekten inanılmaz bir şeydi.
Yani gerçekten bütün salon çok güldük, çok eğlendik.
Hani ben şey anlamıyorum ya aslında aralarında öyle çok yaş farkı da yok.
Hani İlker Kral'i belki Burçin hani daha böyle makyajsız mı gördü ya da ne bileyim hani karakteri Ayşegül karakterini çok iyi bilmediği için mi Burçin ona göre yaşlı geldi bilmiyorum ama gerçekten bence güzel bir ikili oldular ya.
Ve ben mesela senarist yönetmen söyleşilerinde en çok böyle off the record bilgileri dinlemeyi seviyorum.
Çünkü şey yani zaten hani basın turlarında PR söyleşilerinde zaten herkes partilerini çok seviyor.
Herkes oyuncusunu başrolünü, yapımcısını...
çok seviyor, bayılıyor vs.
ama yani geldiğimiz nokta hiç de öyle değil ya.
Aslında arka planda çok başka şeyler dönüyor.
İşte bence bizim özellikle bu işler bittikten sonra yani dizi film partnerlikleri bittikten sonra bunları öğrenmemiz gerekiyor.
Çünkü ya zaten birazcık sektörün içindeyseniz aslında birçoğunu duyuyorsunuz, öğreniyorsunuz.
Yani setteki Ali gidiyor, yan setteki Veli'ye söylüyor, o Veli gidiyor işte çaprazdaki setteki Ayşe'ye söylüyor derken yayılıyor zaten ister istemez de.
Yani yine de bence çok güzel şeyler söyledi Ethem Özışık.
Onun dışında değil ki yani Benim çok ufkumu açan bir şey söyledi aslında.
Hiçbir yandan düşünmemiştim bu olayı.
Dedi ki yani evet dedi hani bizim Netflix'teki içeriklerimiz, yerli içeriklerimiz çok iyi değil ama dedi.
Bizi dünyada dizi üretiminde ve dizi satışında, ihracatında bu kadar başarılı yapan şey bizim ayarımızda hiçbir ülke olmayışı ve bizim kadar uzun dizi üreten hiçbir ülke, hiçbir kıta, hiçbir haritada
bölge olmaması yüzünden aslında biz bu kadar başarılıyız dedi.
Yani evet hepimize basit gibi geliyor ama dedi.
Dizin içerisindeki bakışmaları çekmek, bunu kurgulamak, bunun duygusunu geçirmek bunlar emin olun 45 dakikalık diziler yapmak kadar zor ve yorucu dedi.
Ama işin şöyle bir yanı vardı.
Hani bizim yerli dijital platform işlerimiz neden bir türlü bize olmuyor gibi geliyor dedi.
Çünkü hani bizim işte televizyon dizilerinde yarım saatte olay örgüsü anlattığımızda işte önce başvurular birbirini görüyor, sonra işte birbirlerine düşman oluyorlar, sonra aşık oluyorlar.
Yani biz bunu bölümlere yaydığımızda en az...
7-8 bölümü biz sadece bunu hani sadece hikayenin girişini yapmaya harcıyoruz dedi.
Ama hani dijital platform işte 45 dakikalık bir bölümde bunu yapmak için sadece 1,5 dakikanız var dedi.
O yüzden aslında bizim iyi senaryosu olarak gördüğümüz insanların çoğu dijital platform işi yapmıyor dedi.
Çünkü eğer dijital platform işi yaparlarsa ne kadar beceriksiz oldukları, ne kadar basiretsiz oldukları ortaya çıkacak dedi.
O yüzden de aslında bizim için hem iyi tarafı var uzun dizi yapmanın hem kötü tarafı var dedi.
Ama tabii ki kazanç olarak yapımcılara uzun...
Bölüm dakikalarını yurt dışına satmak yani Latin Amerika işte Latam ülkelerine satmak Pakistan'ı Hindistan'ı işte Yemen'e Cezayir'e satmak hem para olarak daha avantajlı geliyor dedi hem daha çok insan alıyor dedi ama tabii ki Avrupa
'yı içeriklerimizde var bir sürü dedi ve bence bu açıdan çok güzel bir söyleşiydi.
Onun dışında düşünüyorum atladığım bir şey var mı size anlatmam gereken o değil de ben de nasıl off the record bilgileri on the record hale çeviriyorum görüyorsunuz değil mi nasıl kayıt altına alınıyor.
Ya keşke yani o bütün söyleşiyi baştan sona kaydetme şansım olsa ya.
Döner döner dinlerdim. Çünkü gerçekten çok verimli, çok akıcı bir söyleşiydi.
Ve kesinlikle bundan sonraki söyleşilerine gitmeyi düşünüyorum.
Onun dışında düşünüyorum.
Başka bir şey var mıydı atladığım?
Yok sanırım ya. Yok galiba yok.
Neyse siz bana yazın. Başka merak ettikleriniz varsa belki onlardan da bahsetmiştir.
Onu da ben size zaten Instagram'dan, Twitter'dan bir şekilde özelden yazar.
Ben size onun cevabını bir şekilde veririm.
Evet şimdi gelelim haftanın filmi ne?
Bugün haftanın filmi olarak size ne seçtim?
Tam da bugün vizyona giren davet filmi ya da orijinal adıyla The Invite.
Şimdi bu filmin IMDB puanı 10 üzerinden 7.9.
Filmimizde kimler oynuyor?
Olivia White, Penelope Cruz, Seth Rogen, Edward Norton.
Şimdi bunun yönetmeni aynı zamanda demin oyuncu kadrosunun adını saydığım Olivia White.
Yani Angela karakteri.
Ve şöyle bir şeyden bahsedeceğim size.
Film evet bugün vizyona girdi ama ben filmi geçen hafta perşembe günü öngösterimde izledim.
O yüzden de size bunu tam vaktinde, tam gününde anlatabildiğim için çok mutluyum.
Şimdi bu filmimizin türüne komedi, dram ve gerilim olarak temalandırılmış.
Süresi 1 saat 47 dakika yani 107 dakika.
Bence ideal. Zaten böyle bir filmi birazcık daha uzun yaparsanız, gerçekten insanları sıkar, birazcık daha kısa yaparsanız da her şeyi çok çabuk halledip bitirmeniz gerekir.
O yüzden bence süresi ideal olmuş.
Onun dışında Amerika yapımı filmin dünyadaki vizyon tarihlerini söyleyeyim hemen size.
Dünya premierini 24 Ocak 2026'da Sundance Film Festivali'nde yaptı bu film.
Ondan sonrasında Amerika'da 26 Haziran'da sınırlı göstereme girdiği 10 Temmuz'da da geniş göstereme girdiği bizde de bugün resmen vizyonda gidip mutlaka izlemelisiniz.
Size hemen kısaca konusundan bahsedeyim.
Evliliklerinde uzun süredir mutsuzluk ve çıkmaz yaşayan bir çiftin şık ve cinsel özgürlükçü komşularına evlerinde bir akşam yemeğine davet etmesiyle film başlıyor.
Gecenin ilerleyen saatlerine misafirlerin yaptığı sıra dışı açıklamalar ve sundukları çok eşlilik, cinsel özgürlük teklifi ev sahiplerinin kendi ilişkilerini ve bastırmış duygularını sorgulaması yol açıyor.
Ev sahibi bir çiftimiz Joe ve Angela Yancey Trogun ve Olivia Wilde çifti rutinleşmiş ve tükenmiş evliliklerine sıkışıp kalmış bir çifte temsil ediyorlar burada.
Misafir komşularımız ise Hawk ve Pina.
Üst katlarında oturan hayatı ve ilişkileri daha farklı yaşayan şık bir çift ama bu çiftimiz evli diye sadece sevgililer.
Kırılma noktası akşam yemeği sırasında nazik ve sıradan başlayan sohbet, misafirlerin evliliklerindeki alternatif yaşam tarzlarını ve cinsel özgürlükçe alışkanlıklarını açmasıyla yön değiştiriyor.
Yüzleşme kısmı da bu tuhaf davet teklifi Joe ve Angela'nın kendi içindeki çatlakları, hayal kırıklıklarını, bastırılmış arzularını su yüzüne çıkararak onları gerilim dolu bir psikolojik ve duygusal yüzleşme eğitiyor aslında.
Şimdi öncelikle...
Size şunu söylememe izin verin.
Önce çift olanları söyleyeyim.
Ev sahibi çiftimiz Olivia Wilde ve Seth Rogen'ın canlandırdığı Angela ve Joe karakterleri.
Bir kere çift olarak çok güzel olmuşlar.
Yani hele Olivia Wilde'ın oynadığı Angela karakteri gerçekten o bir evliliğinin içinde sıkışmış.
İşte o evliliği bütün enerjisini, gençliğini, bütün işte kariyerini ve bütün sevgisini adamış ve artık çok yorgun ve bitmiş tükenmiş bir kadını çok iyi temsil ediyor.
Joe da hayallerini gerçekleştirememiş ailesinden kalan evde.
yaşamaya devam etmek zorunda olan, istediği bir iş her gün gidip gelmek zorunda olan bir insanı çok iyi temsil etmiş.
Onun dışında misafir çiftimiz Penelope Cruz ve Edward Norton onlar da Pina ve Hulk çiftini canlandırıyorlar ve bu çifte daha ateşli, daha böyle hani sürekli işte birbirini cinsel anlamda çok iyi tatmayan bir çifti canlandırıyorlar.
Bir kere Penelope Cruz çok güzel ama bence bu dörtlü kadronun içindeki en zayıf halka çünkü ya insan şunu hissettiriyor.
Şimdi bir kere ben İtalyanlardan, Fransızlardan Almanlardan, özellikle İspanyollardan İngilizce bir şey dinlemeyi, onların İngilizce konuşmalarını hiç sevmiyorum.
Çünkü gerçekten köylü olarak konuşuyorlar.
Yani hani bizim ülkemizde işte 4.
sınıftan itibaren, ilkokuldan itibaren sürekli İngilizce eğitimi alıyoruz.
Onun dışında işte kurslara gidiyoruz, işte Erasmus Değişim programlarına gidiyoruz vs.
Ama yine de hani akıl şekilde İngilizce konuşurken hep çekiniyoruz ya.
Ya işte şimdi biri beni eleştirecek, işte yanlış söylersen ne olacak?
Ya arkadaşlar şöyle diyeyim size, Penelope Cruz bile o İngilizcesiyle...
Oyunculuk yapıp hayatına devam edebiliyorsa, birileriyle anlaşabiliyorsa asla kendinizi yapamam diye kodlamayın.
Çünkü gerçekten bence korkunç konuşuyor.
Çünkü kadın bazı sahnelerde partneriyle yani Pina, Hulk'la İspanyolca konuşuyor.
O sahnelerde gerçekten akıp gidiyor.
Mesela Edward Norton'un İspanyolcası asla rahatsız etmiyor ama Penelope Cruz'un İngilizcesi gerçekten çok rahatsız ediyor.
Onun dışında yani filmde en komik kim derseniz bence hepsi çok komik.
Ama dediğim gibi bence bu dörtte en zayıf Hulk'a kesinlikle Pina karakteri.
Çünkü Pina... Hem işte bir psikolog hem seksolog öyle olduğu için Angela ve Joe'nun ilişkisine daha profesyonel bir yerden bakıyor.
Ama tabii böyle olma da hani bir oyunculuk değil aslında tamamen ezberlenmiş bir senaryo metnini izliyorsunuz Penelope Cruz'da.
Ama onun dışında yani Joe karakteri, Hulk karakteri, Angela o kadar iyi ki.
Hele Olivia Wilde'ın yani yönetmenliği, onun senaryoları bize aktarma şekli o kadar güzel ki.
Bir de ben bu filmle ilgili şunu öğrendim.
Normalde belki bilmiyorsunuzdur.
Şöyle anlatayım size bunu. Normalde şimdi birçok film setinde bütün oyuncuların elinde bütün bir dizi ya da film senaryosu olur ve bunu tamamen karışık çekerler.
Yani o çekim yapacakları mekanın müsaitliğine göre, havaya göre işte ne bileyim bazen yaşanacak olaylara göre vs.
Ama bunda zaten tek mekan görüyoruz.
Hep evin içini görüyoruz. Sadece evin içinde farklı odaları görüyoruz zaman zaman ama genelde bütün hikaye salonda geçiyor.
Çünkü zaten Amerikan mutfak gibi olduğu için aslında mutfakta.
Yani bir çeşit aslında salona bağlantılı ya da salona yakın diyeyim.
Öyle olduğu için aslında tek mekanda çekim görüyoruz.
Şimdi bu filmde çekim şöyle yapılmış.
Çekimi gerçekten senaryodaki sırayla çekmişler.
Yani sırayla çektikleri için aslında oyuncular da hani oynarken bir sonraki ya da bir önceki sahneyi hayal etmek yerine oynaya oynaya geldikleri için tabii ki bence bütün gerçekçilik detayları, bütün işte verilen doğru tepkiler hepsi çok iyi oturmuş.
Onun dışında mesela Joe Hawke'ın ismine çok takıyor.
Ya diyor ki hani Hawke diye bir işte İngiliz ismi, Amerikan ismi olmaz.
Senin adın ne diyor. İşte o da diyor ki Hulk diyor ya ismimi kendim seçtim bu kadar önemli mi bu diyor.
İşte Joe bir de tabii ki filmin başına itibaren gördüğümüz bir bel rahatsızlığıyla uğraşıyor.
Joe işte sürekli belini incitiyor bir yere çarpıyor vs.
En sondaki bel incinmesini yerde yatarken diyor ki ya sen bir susar mısın?
Senin adın Hulk bile değildir.
Senin adın ne diyor. Orada gerçekten Hulk adını neden Hulk olarak seçtiğinin gerçek adının ne olduğunu söylüyor.
Ve onun arkasından da çok dramatik bir hikaye çıkıyor.
Ama aslında yani Hulk da birazcık Pina sayesinde düzelmiş.
Pina da uzun bir evlilikten çıkmış ondan sonra ise bir senedir Hulk'la birlikte.
Ama tabii ki burada Angela ile John filmin başında en büyük anlaşılmadıkları nokta zaten mutsuz, huzursuz bir evlilik içerisinde zaten zor, sıkıcı ve birbirlerini sevmedikleri ya da sevseler de bunu göstermedikleri bir
hayatı yaşarken üst kattan sürekli komşuların işte seks yaparken sesleri geliyor.
O seslerden de çok rahatsız oldukları için işte Joe diyor ki işte ben bunu hani hazır bunlar bu akşam bizim eve geliyorlarken söyleyeceğim diyor.
İşte Angela diyor ki ya saçmalama işte ben çok mutluyum o seslerden.
İşte sen bir kadının o sesleri çıkartması ne kadar zor biliyor musun diyor.
Joe da diyor ki olur mu öyle şey diyor.
Gecenin üçünde beşinde ben uyanıyorum.
İşte kızımız evde uyuyor.
İşte 12 yaşında bir de kızları var çiftimizin.
Hiç görmüyoruz ama yani odası var.
İşte ismen Maggie diye ismi geçiyor ama o kadar.
İşte Joe da mutlaka Hulk'ı işte görünce soracağım.
Angela beni durdursa da Pina'ya bunu soracağım deyip deyip duruyor.
Ondan sonra tam bu çiftimiz konuya girecekken Hulk diyor ki bir dakika bizim sizden bir özür dilememiz gerekiyor.
O sesler için özür dileriz. Ama bu sesler tahmin edersiniz ki sadece biz ikimizden çıkmıyor.
Biz yukarıda işte grup halinde işte cinsel partiler veriyoruz diyor.
Tabii ondan sonra ilk başta Joe buna inanamıyor.
Hani yok artık falan diyor. Ama şey tabii ki bunun gerçek olduğunu anlayınca bir anda Angela ile Joe buna dikkat kesilmeye başlıyorlar.
Ya bu iş nasıl oluyor? Hani biz işte bir evli çift olarak sizin partilerinize nasıl katılabiliriz?
Bunu nasıl yapabiliriz? Dedikleri bir noktaya geliyorlar.
Ondan sonrasında Pina bu hikayedeki bilirkiş olarak seksolog olarak diyor ki ya diyor hani işte biz şu anda hani bir grup yapmaya hazır değiliz bunu ama diyor isterseniz diyor hani bence şu an ortam bunun için uygun değil ama bence ortam
şunun için uygun diyor. Biz eş değiştirerek işte birbirimizle birlikte olmak isteyebiliriz çünkü işte Joe asansörde Pina'nın göğüslerine bakıyormuş.
İşte Angela banyodan çıktığında üstü çıplak evin koridorunda dolanırken tam onların üstündeki pencere halkla Pina'nın penceresi halkta işte her akşam.
hani tamamen bir ritüel haline getirip Angel'ın çıplak halini izliyormuş.
Aslında bu dört kişi de birbirine karşı cinsel haz duyan bir dörtlü.
Öyle olduğu için de tabii ki işte bunlar eş değiştirme olayına girişiyorlar.
Ondan sonrasında da işte tam diyorsun ki hani bence işler zaten burada kazışıyor.
Filmden sonra arkadaşımla konuştuk.
Arkadaşım şeyden bahsetti.
Dedi ki ya sen hani bu kadar çok böyle bu cinsel olayı işte grup olarak yapma konusunda ne düşünüyorsun ya da filmde seni bu sahneler rahatsız ettim diyor.
Çünkü filmde baya yani 10-15 dakika boyunca işte nasıl diyeyim işte cinsel tercihleri konuşuyorlar işte evli çiftler başkalarıyla birlikte olabilir işte açık ilişki normaldir yani bu tip böyle hani günümüzde aslında çok da sessiz dile getirmediğimiz
şeylere gayet Amerikan rahatlığına çatır çatır çatır çatır konuşuyorlar.
Ben şimdi kendi hayatımda bu iş açık ilişki kısmında okey değilim ama kendi hayatımda okey oldum ve benim dikkatimi çeken nokta şu en azından film için söyleyeyim.
Hani bu iki çifte birbirlerine bunu anlatıp daha sonra buna okey oluyorlar ya işte insan orada izlerken şeyi merak ediyor.
Acaba bu Çiftler bu iki çift eşleri değiştirdikleri zaman gerçekten yeni eşleriyle birlikte olabilecekler mi?
Biri işte Angela ile Hawke mutfakta birlikte olmaya çalışıyorlar.
Pina ile Joe da Joe'nun çalışma masasında çalışma odasında birlikte olmaya çalışıyorlar.
Sonuçta iki çift de birlikte olamıyor.
Ve ondan sonrasında da aslında olay daha çok Angela ile Joe'nun evliliğine dönüyor birazcık daha.
Yani işte evliliğinizdeki sorunlar neler siz işte birbirinize bu kadar...
Yüksek sesle bağırıyorsanız, bu kadar çok kavga ediyorsanız siz nasıl birlikte olup hani geceleri birlikte geçirebiliyorsunuz diye soruyorlar.
Tabii ki olayın aslında bu haline baktığımızda Penelope Cruz'un oynadığı Pina'nın söyledikleri gayet mantıklı.
Ve işte Pina giderken diyorlar ki işte bence sizin evliliğiniz bitmiş.
Bence bunu hani kızınız Maggie'ye de daha fazla çektirmeye ve boşanın diyorlar.
Tam işte Pina bunu söylüyor.
Angela ve Joe ikna oluyor.
Sonra Angela bir ara mutfağa gidiyor.
Sonra biz bir anda bakıyoruz Pina ile halk...
Ortadan yok olmuşlar. Yani onları kendi haline bırakmışlar.
Hiç işte güle güle iyi akşamlar görüşürüz deyip kapı uğurlaması kısmına girmemişler.
O kısmı direkt atlamışlar.
Sonra tam işte Angela ile Joe da boşanmaya ikna alıyorlar.
Ondan sonrasında Joe hiç çalmadı.
İşte çalışma odasındaki çok değerli piyanosunu çalmaya başlıyor.
Sonra onun yanına işte Angela geliyor.
Tıpkı Joe'nun gençliğinde bir müzik grubunda piyano çalması gibi birlikte piyano çalıyorlar.
Ve bu sayede işte evliliklerinin daha iyi bir yere gideceğini anlıyoruz.
Bence çok güzeldi ya.
Yani kendi adıma söyleyeyim.
Tamamen dolu bir salonda izledim.
Çok güldük, çok eğlendik.
Yani hele o Joe'nun tepkileri inanılmaz.
Gerçekten ya bunlar benim aklımla mı oynuyor dediğiniz her yerde Joe hepimizin yerine o repliği söylüyor yani.
Ama şunu da söylemem gerekiyor gerçekten.
Yani Penelope Cruz çok güzel bir kadın.
Yani gerçekten çok güzel bir kadın.
Javier Bardem helal olsun.
Gerçekten afiyet olsun.
Abicim ne diyeyim yani gerçekten çok güzel bir kadın.
Yani böyle baktıkça bakası geliyor insanın.
O yüzden de hepinize tavsiye ediyorum.
Lütfen gidin bu filmi yerinde.
Bugün hazır vizyona gelmişken vizyonu da izleyin.
Çünkü gerçekten çok keyifli.
Ve umarım sinemaya gitmeye devam edersiniz.
Çünkü aynı zamanda şu an vizyonda olan ne var?
Fırtınadan önce filmi var.
Onu da bir sonraki hafta cuma bölümünde size anlatacağım.
O da çok keyifli bir filmdi.
O filmle ilgili fikirlerimi dinlemek isterseniz önümüzdeki cuma günkü bölüme hepinizi beklerim.
O zaman şimdi geçelim haftanın dizisine.
Bu hafta size dizi olarak Oasis dizisini anlatacağım.
Kendisi 19 Haziran'da Netflix'e yayına girmiş bir dizi.
IMDB puanı 10 üzerinden 5.4.
Dizi ülkenin en lüks tatil köylerinden birinde yaşayan gizemli bir olayı konu oluyor.
Özel plajları, VIP hizmetleri ve sıkı güvenlik önlemleriyle kusursuz görünen bir yerleşke olan Oasis'te her şey polisin tesisi baskın düzenlemesiyle alt üst oluyor bir anda.
Misafirlerin ve çalışanların sakladığı sırlar birer birer ortaya çıkarken soruşturmanın seyri de beklenmedik şekilde değişmeye başlıyor.
Daha net ve daha özeli inersem aslında dizinin konusunda.
Otelin müdürü yani Ossin müdürünün kızı kaçırılıyor ve bu kızın ismi de Selia kaçırılıyor.
Ondan sonra Selia'ya da hafif flört eden müşterilerden Dani bir anda Selia'nın en yakın arkadaşı Helena ile Selia'yı aramaya başlıyorlar.
Bu arada Helena ile Dani'ye birbirine aşık oluyorlar.
Klasik gençler işte. Yani 18-20 yaş gençliğim.
Öncelikle şundan bahsedeyim.
Hikayede benim en sinirli olduğum şey neydi biliyor musunuz?
Bu Dani bu otele annesiyle geliyor ama annesi de yalnız gelmiyor.
Annesi de sevgilisi, nişanlısı ya da kocası artık tam olarak ilişki durumlarını net bir şekilde senesini çizmediği erkek arkadaşıyla geliyor diyeyim.
Bu erkek arkadaşının yani bu orta yaşlı çiftin bir de hikayeye sonradan dahil olan Dani'nin üvey kız kardeşi var.
Sofia. Şimdi bakın.
Bir hikayede üvey kardeşler varsa aşk kaçınılmazdır gibi geliyor bana.
Nefretten doğan aşk her zaman iş yapar gibi düşünüyorum.
Ve yani bence burada zaten asıl potansiyeli harcayan çift üvey kardeşler olan Sofia ve Dani'ydi.
Bence çok yakışan bir çiftti.
Dani işte iki kızın arasında kaldı.
Sofia daha farklı entrikaların içine girdi vesaire.
Birbirlerini neredeyse sadece ilk sahnede gördüler gibi bir şey yani.
Ha dizide başka çiftler de vardı tabii ki.
Daha doğrusu İsmail Yakan şarkısı gibi herkesin zevkine göre bir kadro vardı.
Dizinin ikinci sezonu bence gelmeyecek çünkü bütün olay çözüldü gibi geliyor bana.
Çünkü işte Celia sezonun sonunda dizinin sonunda bulundu.
İşte kim neye suçlu olduğu anlaşıldı.
Yani The White Lotus gibi hani öyle bir konsepte sahip olacağını düşünmüyorum.
Ama şey tabii ki yani nereden bakarsak bakalım dizideki diğer çiftler de çok iyi ilerlediler.
Yani entrika bakımından, macera bakımından.
Ama bana şey oluyor hala çok kötü geliyor ya.
Kadın ya da erkeğin çok büyük olduğu yani...
Yaşlı olduğu, işte olgun ve zengin olduğu ya da işte onların partnerlerinin çok genç, çok küçük, çok fakir olduğu senaryolar çok kötü geliyor bana.
Çünkü hani bence oradaki seksiliği yaratan şey yani onların birbirine enerji bakımından denk olması.
E o da olmuyor zaten birçok böyle olan çifte de buna sürekli dikkat çekiyor senaryo.
İşte diyor ki o senden çok büyük diyor o karakterlerin arkadaşı ya da annesi.
Ya da öbürü diyor ki ya işte babacım diyor hani senin sevgilim benden bile küçük sen niye böyle bir ilişkiye girdin diyor vesaire.
Yani ben bu ilişki tarzını sevmiyorum ya.
Yani bunu böyle sürekli gözümüze sokmak da bir nokta meşrulaştırmaya giriyor.
Yani tabii ki hani herkesin kendi fantezisi farklıdır ama benim tercih ettiğim ve benim görmek istediğim şey bu değil.
O yüzden geldi onların sahillerini bu dizinin içerisine de atladım.
Ha bu arada şunu da söyleyeyim.
Dizinin içerisinde çok güzel bir macera, çok güzel bir gerilim var.
Yani aslında küçücük gibi gözüken otelin o kadar çok farklı odasını görüyoruz ki.
Yani zamanla böyle muhteşem bir uzun...
İlk bölümlerin izle yazarı hani o Topkapı Sarayı dekorunu her dairenin genel görünüşünü ezberledik ki hepimiz.
Yani aslında bu otelin içinde aynı şekilde ezberliyorsunuz izlerken.
Ve yani bence kesinlikle hani özellikle şu an yaz aylarında olduğumuz için hani bir otel tatilindeyseniz tam olarak sizin olduğunuz mekana uyacak bir iş diye düşünüyorum.
O yüzden size öneriyorum. Ve umarım siz de aynı şekilde çevrenizi önerirsiniz.
Çünkü gayet güzel bir dizi.
Zaten kendisi 8 bölüm.
Gayet güzel akıyor. Şöyle bir durum var.
Bölümler bence gayet kısa.
Yani 40 dakika diye düşünseniz yani 2 ya da 3 tane şey denk geliyor.
Türkçesi bölümüne denk geliyor aslında.
O yüzden de size bunu tavsiye etmek istedim.
Şimdi madem bölümün sonuna geldik.
O zaman size bu bölümle ilgili güzel bir sorum var.
Bana... Anlatmak istediğiniz, katıldığınız herhangi bir söyleşi var mı?
Bana detaylarını vermek istediğiniz, ya mutlaka senin de bilmen gerekiyor, öyle bir şey duydum ki işte sektörle geçsinim haliyle ilgili dediğiniz bir şey varsa lütfen bana sosyal medyadan ulaşır mısınız?
Çünkü gerçekten hiç ummadığım insanlardan çok ilginç bilgiler çıkıyor ya.
Ben de sizdeki bu nade bilgileri bilmeliyim diye düşünüyorum.
O yüzden de bana sosyal medyadan yazarsanız çok sevinirim.
Bu bölümlük bu kadar. Haftaya görüşmek üzere.
Dipnot ben hala tatildeyim.
O yüzden de bu huzurlu ve mutlu, neşeli halim bir süre daha devam edecek.
Hayatın sorunlarından, İstanbul'un karmaşasından hepimizin uzak kalmasını ve hepimizin kırsalda, sessiz, sakin, huzurlu hayatlar sürmesini diliyorum.
En azından yaz boyunca, kış için bir şey diyemem şimdiden.
Sizi seviyorum. Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
