
Bu bölümde size tüm hafta boyunca izlediklerimi geniş geniş anlattım.Dünya çapındaki yangınları da atlayamazdım...Bu hafta hem ihmaller yüzünden kaybedilen 72 canı hem de tarihi katedralin yanış hikayesini anlattım. İyi dinlemeler
Kısımlar:
(00:00 - 01:47) Giriş
(01:48 - 10:54) Ne izlemelisiniz ?
(10:55 - 12:22) Haftanın Konusu
(12:29 - 19:10) Grenfell Tower Yangını
(19:19 - 23:00) Notre-Dame
(23:00 - 23:50) Kapanış
Transkript
Herkese merhabalar. Vizyonda yayındığının 34.
bölümüne hoş geldiniz.
Şimdi öncelikle eğer beni sabah dinliyorsanız ben bu sabah nasıl başladım biliyor musunuz?
Aynen şöyle. Sabah uyandığında kendini nasıl hissediyorsun?
Sabah uyandığımda nasıl hissediyorum?
O yastıktan kafamı kaldırıyorum efendim.
Hani bakıyorum güneşe evet diyorum doğdu güneşim.
Tık elimi yüzümü yıkıyorum.
Güzel bir şarkı, güzel bir banyo.
Üstümü başımı giyiniyorum.
Sağlam bir kahvaltı. Modumu yakalıyorum tabii.
Yani bu gidişat çok kötü gidişat efendim.
Evet haftaya böyle başladıktan sonra zaten haftanın kalanının harika geçmeme ihtimali yok diye düşünüyorum.
Ve şöyle bu hafta size özellikle hatırlatmak istediğim bir şey var.
Ama şunu düşünmeyin sinemaya gitmenizi hatırlatmama bile gerek yok zaten.
Onu hepiniz çok iyi biliyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Bu hafta size hatırlatmam gereken ekstra ekstra önem verdiğim şey şu.
Mutlaka sağlık kontrollerinizi vaktinde yaptırın ve rica ediyorum kendinizi ikinci plana atmayın.
Çünkü ben sanırım birazcık kendimi ihmal etmişim.
Yani filmleri, dizileri unutmayayım derken kendimi unutmuşum galiba.
Ve arkadaşlar inanabiliyor musunuz?
Bende bir karaciğer yağlanması çıkmış.
Bu genç yaşında, körpecik, harika, çıtır yaşında neler yaşıyorum görüyorsunuz.
Yani doktor da işte yağsız ye dedi.
Bunun net bir ilacı yok dedi. Yani ben de şey anlamıyorum.
Ben yumurtadan nefret ederim.
Eti tüketemem. Yani genelde hayatımın proteini işte sütten, peynirden falan olan bir insanım.
Yani nasıl yağsız bir şey yiyebilirim ya da yağlı ne yediğimde bunu yaşadım diye düşünüyorum ve cevabını bulamıyorum.
Bakalım inşallah hayatımın kalanını bulurum.
Çünkü gerçekten dehşet bir mide yanması yaşıyordum.
Umarım bundan sonra bu sorunu yaşamaya devam etmem yani.
Neyse. Şimdi bu haftaki konumuza geçmeden önce size şöyle her zamanki minnacık olması umduğum ama genelde böyle bir tık uzun çıkan açılışlarımızdan yapacağım.
Şimdi bu hafta önce şununla başlamak istiyorum haftanın konusuna geçmeden önce.
Bu hafta neyi izledim? Şimdi izlediğim her şey ise gün gün neredeyse sıralayacağım izlemeyi planladıklarımı.
Bundaki amacım şu, sizin de benimle aynı zevki yaşamanız, aynı şeyden haz duymanız, aynı duyguları hissetmemiz.
Yani böylece sevdiğim şeyleri birlikte sevelim, sevmediğim şeyleri birlikte sevmeyelim.
Bence bunu korelasyon halinde böyle bir kitle halinde yaşamak hepsinden daha değerli çünkü.
Şahsi fikrim o yönde.
Şimdi gelelim bu hafta izlediklerime.
Ben bu hafta ne izledim? Öncelikle haftaya Amazon Prime videonun yeni belgeseli Bayrak Taşıyanlar belgeselini izleyerek başladım.
Bu belgesel 4 bölümlük.
Ben sadece bu 4 bölümün Zehra Güneş bölümünü izledim.
Şöyle ki bu belgeselde her bölümde farklı bir milli sporcumuzun hayatını yaşadığı zorlukları anlatıyor.
Ve gerçekten size şunu söyleyebilirim ki benim izlediğim Zehra Güneş bölümü çok sıkıcıydı, çok banaldı, çok böyle nasıl anlatayım.
Yani Zehra Güneş'i hani sportif kariyerinde takip ettiğim için bence onu asla doğru anlatamayan bir bölümdü ve bölümü izlediğinizde yani o belgeselin son bölümünün, 4.
bölümünün Zehra Güneş bölümünün izlediğinizde bence şunu sorgulamanız gerekiyor.
Şimdi Zehra burada isim vermeyeyim bir bankanın voleybol takımında oynuyor.
Onun kaptanı yani tabii ki bankanın ismi geçecek ama neredeyse bütün arşiv görüntüleri, bütün VTR'lerin içeriği hep o kulüp sezonundan yani neredeyse milli takım sezonundan hiç görüntü yok belgeselin içinde.
Yani insan da böyle bir durumda şunu düşünüyor bence.
Acaba bu belgeseli yapan yapım şirketi, yönetmen Zehra acaba sponsorluk mu aldı bu bankadan diye düşünüyor.
Çünkü bu kadar çok hani sürekli işte o olmasaydı bugünkü olduğum yerde olamazdım işte bu kulüp beni değiştirdi ya tamam herkesin kulübü hele ki 10 senedir 15 senedir bir kulüpte oynuyorsanız tabii ki bir voleybolcu olarak sizi değiştirmesi çok normal ama
yani buna baktığımız açıdan şöyle bir sıkıntı var ama yani sonuçta sadece hani kulüpte ibaret değilsin sen yani 15 senedir hala hızlı milli takımda oynayan bir oyuncusun yani.
Ne bu kadar böyle sürekli kulüp iması yani beni bir şüphelendirdi ama yani siz de hani o banka olsanız, siz de o markaya sahip olsanız siz de istersiniz.
Yani kardeşim benim adımı geçirecekseniz ya ben sponsor olayım ya da siz bunun karşılığında bana telif ödeyin diye.
Çok da mantıklı. Geçen hafta ne oldu?
Geçen hafta See You At Work Tomorrow isimli koordinasını bitirdim.
12 bölümde Amazon Prime videodaydı ülkemizde.
Keşke sonunda bu kadar güzel bir 12 bölümün sonunda Keşke Nikahta Görseydik maalesef kendisi tek taşla bitti.
Geçen hafta sonunda Off Campus soru gecesine gittim bir de 40 soruda 7 doğru 33 yanlış yapmışım.
Bakın bu benim için bir utanç vesikasıdır ama bunu sizden asla saklamıyorum.
Bu konunun ne kadar açık fikirli olduğumda görün lütfen.
Ben bu diziyi gerçekten kenken dedim ki ya ben bunu nasıl izlemişim dedim ya.
Hani ben bunu neremle izlemişim ki ben bunu bilemedim diye düşündüm.
Ama sonra fark ettim ki bu sorular gerçekten çok detay.
Yani atıyorum. Mesela sorulardan bir tanesini söyleyeyim size.
İşte Hanna ile Gerit öpüşürken arkada bir yan karakteri olan Jules'un okuduğu kitap ne?
İşte atıyorum dinle eli konuşurken o sahnede arkada çalan müzik ne?
Şimdi genelde hiçbirimiz izlediğimiz şeylerde bu kadar detaya dikkat etmiyoruz bence.
O yüzden de benim bu kadar hata yapmam normal.
Ama tabii ki gecenin sonunda teselli ödülü olarak harika bir sertifikam oldu.
Bundan da hem mutlu oldum hem de anı kaldı.
Bir de bir dahakine arkadaşlarımla giderken mutlaka çalışıp gideceğim.
Yani aynı soru gecesini düzenler organizasyonun işte Ezel gibi, Yargı gibi, Aşk 101 gibi soru geceleri de var.
Ben bence onlara da katılabilirim diye düşündüm.
Ve başka bir şey dikkatimi çekti.
Şimdi Off Campus muhabbetine hazır girmişken bunu da söylemeden geçmeyeyim.
O dizinde şu anda ikinci sezon seti devam ediyor.
Gelecek ay yani 18 Eylül'de eğer hiçbir sorun çıkmazsa set her şey yolunda giderse bitecekmiş.
Ama bu biraz zor gözüküyor gibi.
O da neden? Şu anda...
Benim orijinalinde kumral olan ama dizi için sarışına dönüşen herkülüm Stephen Cain.
Kendisi bir Trumpçı çıkmış.
Ve Dean karakterinin en çok Ellie ile sahnesi olduğunu düşünürsek Ellie'yi oynayan oyuncunun Stephen'dan yani Dean'den nefret ettiği düşünülüyormuş.
Ki bence de bu korkunç bir şey.
Yani yandaş olmak, düzeni aynı şekilde geldiği gibi uymak tabii ki çok kötü bir şey.
Ama beni burada bir şey şaşırttı.
Şimdi ifade özgürlüğünün zirvede, düşünce özgürlüğünün sonsuz olduğu bir ülkede Yani neden bu yargılama?
Ben de bunu merak ettim. Sonuçta bunun bir kısmını Kanada'da bir kısmını Amerika'da çekiyorlar.
Yani ben açıkçası set ekibinin de oyuncularına daha saygılı olmasını beklemiştim.
Ya o açıdan beni şaşırttı.
Yani sette siyaset konuşmayıp sorunu çözebilirler aslında.
Bir de şöyle bir durum var tabii ki.
Yani dini oynayan Stephen Cain'in dışında bütün kadro Amerikan.
Öyle olduğu için yani bir Kanadalı için hani Trump yerine atıyorum.
İşte Boris Johnson gelsin çok da bir önemi yoktur.
Ya da ne bileyim Joe Biden'da hani sorsak Stephen Cain'i seviyordur yani.
Çünkü birebir ülkesini etkileyen net bir hani değişken yok ki bu konunun içerisinde.
O yüzden de aslında hani onun Trump'ı yaptığı şeylerin hayatını etkilemediğini düşünürsek yani onun sempatik bulması, onu güçlü bir lider olarak görmesi gayet normal bir şey.
Ama yani şöyle bir durum da var tabii ki tüm kavramın Amerikan olduğunu düşünürsek bakın yönetmeni, yapımcıları işte senarist ekibi yani adamda tepki gösterdikleri aslında haksız değiller.
Benim burada merak ettiğim şey bu adam...
Hani bir şey oldu da Trump'ın mitingine mi gitti?
Trump'ın işte gönderisini mi story attı?
Hani öyle mi bu ortaya çıktı? Yoksa adam gayet bundan gururla bahsederken mi insanlar?
Hani bunun yanlış olduğunu anlatırken bir tartışma çıktı.
Ben bunu merak ediyorum. Başka bir merak ettiğim de diğer bir iddia.
Dizideki Garrett'ın yani gerçek hayattaki Barryman'tın sevgisine ırkçılık yapıyorlarmış set ekibi olarak.
Şimdi yani sevgisiyle bakıyorsunuz hani ırkçılık yapılacak bence bir şey yok ama...
Yani bir yandan da baktığınızda tabi bunların hepsi aslında bir şekilde TikTok'tan türeyen iddialar.
Yani kesin bir dayanağı yok. Bunu herhangi bir şekilde hani görüntüyle, sesle, herhangi bir şeyle, yazışmayla destekleyemiyoruz.
Yani bunlar tamamen fanların kendi arasında konuştuğu şeyler.
Ama hani genelde de bizim ülkede hep şey denir yani ateş olmayan yerden duman çıkmaz diye.
Bunları da düşündüğümüz zaman aslında illa ki bunu da hani atıyorum eksiği vardır, fazlası yoktur diyeyim.
Yani illa ki bunların bir kısmı doğrudur diye düşünüyorum.
Onun dışında... Ben ne izledim biliyor musunuz?
Netflix'e yeni bir İspanyol işi gelmiş.
İspanya dediniz mi?
Böyle bir gençlik işi dediniz mi?
Benim böyle bir kanım kaynıyor ya vallahi.
Son projem adında yeni bir İspanyol mini dizisi izledim.
Bu dizi 20 bölümlük her bölümde 10 dakika.
Zaten kısacık diziler diye Netflix özellikle kategorilemiş.
Ve tam bir genç kenarısı.
Yani o kadar güzel ki.
Hem birbirini lise sonunda keşfeden bir çift var.
Hem dünyanın kötülüğünü keşfeden gençler var.
Kesinlikle bunu da size tavsiye ederim.
Onun dışında hafta başında My Vice, My Boss isimli koridorsla başlayalım.
O da 12 bölümümüz 8 Eylül'de bitecekmiş.
Ve tabii ki onu da size tavsiye edeyim.
Güzel, eğlenceli, heyecan uyandıran, değişik bir iş olmuş.
Umarım çok da zevkli bir şekilde devam eder.
Onun dışında artık yaz geldiği için açık aslamalarından...
bir sürü film önümüze çıkıyor.
Ben de bu hafta bir açık hava sinemasında Ye Do I'd Save ya da orijinal adıyla Eat, Pry, Love filmini izledim.
Javier Bardem ve Julia Roberts çok güzel olmuşlar.
Bu film 2010 yapımı bir romantik komedi.
2 saat 13 dakika gibi bir süresi var.
Yani size tavsiye ederim.
Hem şöyle düşünün. Julia Roberts'ın ve Javier Bardem'in içinde olduğu bir iş ne kadar kötü olabilir ki değil mi?
Bu film aslında birazcık daha böyle hafif deneyimler üzerine.
Öyle anlatayım size. Onun dışında vizyonlar ise Hayatımın Şarkısı filmini izledim.
Başlarında Paul Rudd ve Nick Jones vardı.
Benim hoşuma gitti. IMDB ponu olarak da 10 üzerinden 6.7 vermişler.
Yani bence ben IMDB ponu oluşan tek kişi olsam benim IMDB ponum bu filme 8 olabilirdi 10 üzerinden.
Ama tabii ki insanların takdirine kalmış.
Bir de Modi Deliliğin Kanadında 3 gün filmini izledim.
Bunun imdb ponu 10 üzerinden 5.5.
Kelsa 2024 yapımı bir film ve bir ithal filmi olduğu için tabii ki göze her şekilde hitap ediyor.
Artık Sarışın mı seviyorsunuz, Esmer mi seviyorsunuz, Kumral mı emin olun hepsinden güzel geniş bir katalog sunuyor herkese.
Hazır vizyon filmlerinden bahsetmişken gelecek hafta vizyon girecek.
Fırtınanın Önce filminde gerçekten çok merak ediyorum.
Konusunu haftaya söylerim.
Başrolülerinde kimlerin olduğunu söyleyeyim bir kafanıza yer etsin tamamında.
Önümüzdeki hafta tamamlamışsın için.
Andrew Scott, Brandon Fraser ve Carrie Condon'un baş yönünde olduğu filmin yönetmenliğini Anthony Maraş yapmış ve gerçekten ortaya ne çıkacağını merak ediyorum ben de herkes gibi.
Haa bir de bakın, bakın, bakın.
Bu çok önemli. Burası gerçekten çok önemli.
Bugün Poyraz Kareli ve Eşref Rüya'nın senesini yapmış Ethem Özdaş'ın soylesine katılacağım.
Onun dışında yine bugün Our Sticky Love ya da bizdeki adıyla Bizim Yapışkan Aşkımız'a Netflix'te yeni bir koordinası başlıyor.
Ona bakarım diye düşünüyorum.
Yarın sinema ofisinde Kemal Akçay'ın film analizine giriş seminerine katılacağım.
Yine Kemal Akçay'ın bu hafta içinde salı günü Israt filminin analizini yaptı.
Ona katıldım. Haftaya salı da sadece film izlemiyorum.
Podcast'in canlı kaydına gideceğim.
Haftaya çarşamba da bu arada bonus bölümümüz olduğunu hatırlatıyorum.
Size bölümün konusuna geçmeden önce.
Haftaya çarşamba The Odyssey'in Part 2'si geliyor.
İlk parti çok güzel dinlendi.
Gerçekten dinleyen herkese çok teşekkür ederim.
Eğer beni... İlk kez de Odise'nin Part 1'deki sesimle tanıdıysanız lütfen diğer bölümleri de mutlaka dinleyin.
Arkadaşlarını tavsiye edin gerçekten çok keyif alacağınıza eminim.
Şimdi herkes yerini aldıysa koltuğuna yerleştiyse bu haftaki konumuz ne biliyor musunuz?
Bu haftaki konumuz yangın.
Şimdi arkadaşlar bu haftaki konumuz yangın.
Şu an dünya çapında İspanya'da, Fransa'da, Yunanistan'da, Amerika'da, Kanada ve Rusya'da çeşitli yangınlar var.
Hatta ülkemizde de... İzmir, Muğla, Antalya, Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Manisa, Aydın, Mersin, Adana'da ormanlarımız yanıyor.
Peki biz ne yapıyoruz? Biz Fransa'ya yangın söndürme uçağı gönderiyoruz.
Macron'u Twitter'dan tweet atmış.
Teşekkürler Türkiye demiş. Yani ne diyeyim?
Gerçekten boşluklarımı siz doldurun.
Yani bu birazcık şey gibi aslında.
Levent Kırcın... Bir skeci vardı hatırlar mısınız?
Olacak o kadar skeçlerinden birinde bürokrasi ve sistemin saçmalığını anlatmak için bir skecin içerisinde alo itfaiye mi yanıyoruz repliğini söylüyordu.
Yani şu anda maalesef o şaka gerçeğe dönüşmüş durumda.
Yani bu arada tabii ki ciğerlerimiz yanıyor ve bölge halkı ile itfaiyecilerimiz canla başla söndürmeye çalışıyorlar.
Bölgede kalan İngilizler, Almanlar bile doğayı kurtarma mücadelemize tanıklık ediyor aslında ve kesinlikle buna dahil oluyorlar.
Ve gerçekten bu ciğerlerimizin yanması olayını, ormanların yangına teslim olması o kadar üzülüyorum ki.
Bu haftanın içeriklerini de aslında günlük hayatımızı ve doğamızı etkileyen yangın konusundan seçtim.
Çünkü neden biliyor musunuz?
Podcast'in hiçbir zaman ülkenin siyasetinden, toplumsal sorunlarından, ekonomik zorluklarından bağımsız olması istemiyorum.
Çünkü gerçekten podcast'in de halkımızla, ormanlarımızla, doğamızla birlikte yaşasın istiyorum.
O yüzden her zaman sizin için güncel konular, güncel içerikler seçmeye çalışıyorum.
Umarım bununla başarılıyımdır.
Şimdi gelelim haftanın filmine.
Evet bu hafta haftanın filminde Greenfield Tower yangını var.
Bu 2025 yapım bir belgesel aslında.
1 saat 40 dakika boyunca insanların nasıl boş yere bir yangında alev alev yanarak öldüğünü anlatıyor.
Bu belgeselin imdb puanı 10 üzerinden 7.4.
Şimdi bu olay aslında nasıl bir olay ben size onu anlatayım.
Yani belgeselin aslında içeriği de bu yaşanmış vahşeti anlatıyor.
Şöyle ki bu yangın 2017 yılında 4.
kattaki bir dairede arızalı bir buzdolabından başlayarak binanın dış cephe kaplaması nedeniyle kontrolden çıkıyor ve itfaiye yoğun müdahalesiyle yaklaşık 60 saat sonra söndürülebiliyor.
Ve bu felakette biri henüz doğmamış annesinin karnında 7 aylık bebek olmak üzere toplamda 72 kişi hayatını kaybediyor.
Hatta şöyle bir durum var belgeselde buna dikkat çekiyorlar.
Yangının başlama sebebi olan o buzdolabının o dördüncü kattaki buzdolabının sahibi olan adamın işte Müslüman olduğu evini bilerek yakarak bütün apartmandaki insanları öldürmek istediği iddia edilmiş 2017'den itibaren günümüze gelene kadar.
Ancak o adamın aslında 30 senedir o binada yaşayan Etiyopyalı bir Ortodoks Hristiyan olduğu sonradan anlaşılıyor.
Yani bu da aslında dünyadaki İslamofobinin hangi noktada olduğunu hepimize çok iyi ve çok net bir şekilde gösteriyor bence.
Ve şöyle ki aslında bina nasıl bu kadar hızlı bir şekilde yanıyor ve nasıl itfaiye bunu 60 saat boyunca söndüremiyor?
Çünkü binanın etrafındaki zengin mahalleleri binadan rahatsız olmasın.
Bu bina çünkü çok fazla kata sahip bir sosyal konut ve içinde işçi, emekçi insanlar yaşıyor.
Ve binanın olduğu yeri düşünsek aslında bizim ülkemizde refah seviyesinin yüksek olduğu şehirleri, caddeleri düşünün.
Onların ortasında bir gece kondu gibi yukarıya doğru yükselen uzun ve yüksek katlı bir bina durduğunu düşünün.
Ve işte belediye başkanları da işte hükümet de bu binayı yıkamadığı için en azından binanın dışını güzelleştirelim ki zenginler hani biz fakirlerle oturuyoruz deyip hani bu sosyal konutta rahatsız olmasın, bu sosyal konutta çok göze çarpmasın
diye binaya dış kaplama yaptırıyorlar.
74 yılında yapılmış binaya ya aslında tabii ki İngiltere'yi düşündüğümüzde şöyle bir durum var ortada.
İngiltere'deki bütün binalar genelde 50 ile 100 sene arası bir süreçte olduğu için ya aslında bu bina hani birçok İngiliz'e göre yeni yapılmış bile sayılıyor.
Zaten İngiltere genelde binalar sağlam inşa edildiği için 100 senenin altındakiler ancak depreme dayanıksız gibi gözüküyor.
Öyle anlatayım size. Şöyle bir şey yaşanıyor aslında burada.
Tabii ki işte belediye diyor ki işte biz sizin yerinize binanızın kaplamasını yapacağız işte binanızı sizin yerinize boyayacağız siz bunun için para ödemeyeceksiniz diyor.
Ama sonra da ortaya çıkıyor ki aslında bunlar bu binayı boyarlarken binayı boyadıktan sonra binanın dışında bir kaplama yapıyorlar ve bu kaplamada binayı kaplarken AKM malzemesi kullanıyorlar.
Yani bu AKM malzemesi dediğimiz şey de bir yangında hiçbir şekilde söndürülemeyen bir plastik madde ve Tamamen zehirli yani o madde yandığı zaman işte etrafa normal bir yangın dumanından daha çok zehirli duman yayıyor.
Ve tabii ki bu da ortaya şunu çıkartıyor aslında birçok insan için.
Yani itfaiye o yangını söndüremediği için ve İngiltere'de şöyle bir mantık varmış ben bunu bilmiyordum.
İngiltere'de genelde itfaiye her zaman şöyle söylermiş.
Bir yangın anında yerinde kal.
Sabit kal biz gelip seni kurtaracağız.
Hani sen işte apartmanın işte iş yerinin dışına çıkıp hani kargaşaya kapılıp işte bir izdiham yaratma.
Biz gelip devlet olarak işte itfaiye olarak seni kurtaracağız.
Sen yerinde kal hani biz yangın kontrol altına aldıktan sonra seni oradan çıkartacağız derlermiş.
Öyle olduğu için de bu yangın aslında 72 kişinin ölmesinin en büyük sebeplerinden bir tanesi insanlar işte itfaiye arıyorlar.
Alt kattan dumanlar geliyor işte evimizin içine dumanlar geliyor nefes alamıyoruz zehir gibi duman soluyoruz diye.
İtfaiye diyor ki yerinizde kalın biz geliyoruz biz geldik aşağıdayız söndürmeye çalışıyoruz söndüreceğiz.
Siz işte yerinizde kalın.
Yani aslında düşünsenize.
Bir halkın kümeti ülkesindeki sisteme güvenmesinin sonucunda 72 kişi ölüyor.
Mesela bizde olduğunu düşünün. Bizim ülkemizde zaten yerinde kal gibi bir mantık asla yok ki.
Yani şu yaşanan şeye bakınca da iyi ki yok.
Çünkü bizim ülkemizde biz ne olursa olsun imece usulü bile herhangi bir yangında, depremde belki bazen kötü sonuçlar doğursa da her zaman birbirimize yardım etmeye çalışan bir halkız.
Yani işte biri gider yangın tüpü getir, öteki gider su getir.
Tıpkı şu an orman yangınlarını halk olarak söndürmeye çalışmamız gibi.
Böyle bir durumda mesela bizim itfaiyecilerimiz bize yerinde kal dese bile biz genelde sabırsız olup o yangın...
alanından kendimizi kurtarıp mutlaka gidip hani o yangının içinden kendimizi çıkartıp insanlara yardım etmeye çalışırız.
Yani aslında burada İngilizler ya zaten itfaiye gelir hani zaten yangın işte yarım saat değilse bir saat sonra, bir saat değilse iki saat sonra bir şekilde söndürülür, bizi tahliye ederler diye olaya baktı.
Ama sonuçta böyle olmadı tabii ki ve yani o binayı kapladıkları AKM maddesi yüzünden soğutma ve söndürme çalışmaları 60 saat sürüyor çünkü binanın kaplanması yüzden bina içten içe sürekli yanıyor.
Yani itfaiye Çok fazla su harcıyor ve tam bitti derken alevler tekrardan yükseliyor.
Yani şey gibi düşünün hani bazı doğum günü pastalarında hiç sönmeyen mum kullanılıyor ya işte birçok insan çok sinir oluyor.
Böyle videolar var işte hani doğum günü pastasında mumu üflüyor üflüyor sönmüyor.
Aslında bu olayda tamamen bu yaşanıyor ve biz bu belgesel boyunca işte bu yangından kurtulan ama bugün işte...
Çok farklı hayatlar yaşayan insanları görüyoruz.
Bu yangından kurtulamayan insanların yakınları röportaj veriyorlar ve bence böyle şeyler tarihe not düşmek açısından çok önemli.
Yani 2017'den beri süren dava en son 2024 yılındaki en son ki kararla noktalandı.
Ve şöyle bu konuda Başbakan'dan şöyle bir açıklama geliyor.
Yıllar sonra Başbakan Theresa May diyor ki...
Kriz anında mağdur ailelere verilen destek yeterli değildi.
İnsanlar sahip oldukları her şeyi kaybetti.
Başlarına sokacak bir çatıları bile yoktu.
Ne olup bittiğine dair temel bilgilerden yoksundular.
Ne yapmaları ve nereden yardım istemeleri gerektiğini bilmiyorlardı.
Bu yerel ve ulusal bazda devletin başarısızlığıdır.
Halka en çok ihtiyaç duydukları anda yardımcı olunamadı.
Başbakan olarak bu başarısızlıktan dolayı özür dilerim deniliyor.
Diğer yandan bu faciadan dolayı 2017'den beri Londra'da hükümete yönelik protesto gösterileri düzenleniyor.
Yani birileri ucuza mal ettiği, başka birileri denetlemediği yöneticiler sallamadı yapılanları ve sonuçta ne oldu?
72 kişi boş yere öldü ve belgesel dönemin başbakanına katılmış.
Gerçekten helal olsun yani yönetmen ve yapımcısı.
Bu kadar çok insanı bir araya toplamak da zor iş.
O insanlara bunu ikna edip işte 7 sene önce, 8 sene önce, 9 sene önce ne yaşadıysanız bize anlatın demek çok zor iş ki ben araştırma belgeselde gördüğümüz evli çiftlerin bazıları bugün boşanmış haldeler.
Bazıları işte daha sonra çocuklarına o yangındaki soldukları...
zehirli dumanla dolayı çocuklarını oradan kurtarabilseler bile sonrasında kaybetmişler.
Bunların gerçekten acısı kesinlikle anlatılabilir şeyler değil.
O yüzden de benim çok beğendiğim bir belgesel oldu.
Konusu yüzden değil tabii ki.
Ama kurgusu, ihmalleri ortaya çıkartma akışı, senaryosu benim gerçekten çok hoşuma gitti.
Ama şey tabii ki, olayın kendisi tabii ki korkunç.
Ve tabii ki umarım böyle felaketler bir daha hiçbir yerde yaşanmaz.
Evet, geçelim şimdi haftanın dizisine.
Evet haftanın dizisine de haftanın filmine yani haftanın konseptine uygun bir dizi seçtim sizin için Notter'dan.
2019 yılındaki büyük katedral yangını, gerçek itfaiyeci anlasılarına dayanan olayları ve farklı karakterlerin hikayelerini konu alan 2022 yapımı bir Fransız mini drama dizisi bu aslında.
Kendisi 6 bölüm ve yönetmeni Harvey Hadmar, IMDB ponu 10 üzerinden 5.3.
Tabii ki bu dizinin türü de dram, felaket ve gerçek olaylardan uyarlama aslında.
Şöyle de düşünebiliriz. Önceki haftarda anlattığım tek tanık dizisine ve filmine uyuyor aslında.
Ve tabii ki biz de bu Netflix'te yayına girdi.
2022 yılında benim gerçekten onunla işleniş şekli, onunla da anlattıkları şey çok hoşuma gitti.
Bir yandan da aslında farkındayım.
İçini sıkmış olabilirim.
Sürekli yangından bahsediyorum.
Sürekli insanların bir duman altında kalmasından bahsediyorum.
Ama aslında bu haftanın dizisinde olay biraz daha farklı.
Çünkü Notre Dame dediğimiz şey farklı.
Hikayeleri farklı. mitolojisi farklı bir ülkeye ki yangını anlatan bir olay aslında.
Şöyle bir şey benim aslında çok dikkatimi çektim.
Bu dizinin ilk bölümünde şöyle bir şey diyor o Notre Dame katedralinin papazı sanırım onlara papaz deniyor.
Papaz diyor ki işte 4 gün önce diyor mitolojik olarak dini olarak bu kiliseyi korumayla görevlendirilmiş 4 tane aslan vardı katedralinin etrafında.
Biz o 4 aslanı restorasyon için kaldırdık ondan sonra yangın çıktı diyor.
Ondan sonra da işte itfaiyeciler diyor ki bu gerçekten etkileyici diyor.
Mantıken yani bu itfaiyeci olduğunuzu düşünün ve hani ya da böyle bir hikayenin içerisinde gerçekten yaşanmış bu hikayenin içerisinde siz orada göreli itfaiye görevlisiniz tamam mı?
Yani böyle bir hikaye sizin önceliğiniz hani nerede ne var işte hangi yerde hangi figür vardı kaldırıldı diye öğrenmek mi olur yoksa yangının çıkış noktasını aramak mı olur?
Ama tabii ki yani yine de...
Senaryosunda oyunculuklarını takdir etmek lazım.
Gerçekten yani kendime bir itfaiyecinin yerine koyup empati yapabileceğim kadar çok fazla detay verilmiş.
Ve oyunculuklar da çok güzeldi bence.
O yüzden ben size de bunu tavsiye edebilirim açıkçası.
Ama dediğim gibi yani izlemek biraz zor olabilir.
Bir de işte televizyonu açıyorsunuz ana haberlerde işte ülkenin, dünyanın dört bir yerinde yangın var.
Özellikle biliyorsunuz yangınların çıkma sebepleri tatil köylerinde.
Oradaki doğayı katledip ondan sonra o yanan ağaçların yerine...
Genelde otel inşa etmektir ya.
Ve benim de şöyle bir şey dikkatimi çekti bu arada.
Hatırlarsanız bölümün başında Fransa'da da yangınlar sürüyor demiştim.
Şimdi Fransa'daki yangınlarla ilgili bilgilere bakarken birçok insan Macron şunu yazmış.
Demiş ki ya işte bu yangın bu kadar büyüme sebebi ve kontrol altına alınan sebebi sensin.
Çünkü işte 2024 yılında sen işte Fransa itfaiyesin.
İşte bütçe kısıtlamasına gitmesine sebep oldun.
Onların bütçelerini kısıtladın.
Onların bütçelerinden kessin demiş.
Aslında baktığınızda hikayeler ne kadar benzer değil mi?
Yani hem çok tanıdık hem çok uzak hem çok yakın şeyleri yaşıyoruz.
Üstelik aynı benzer iklimlerde yaşayınca da gerçekten rüzgarın esme yönüyle bile itfaiyeciler çok zor durumda kalıyorlar.
Çünkü yangın alevleniyor.
Bu hikayede aslında bu haftanın dizisinde de gerçekten ona benzer çok şey görüyoruz.
Üstelik Notre Dame katedrali bir...
Tarihi yapı olduğu için oradaki yangın kontrol altına almak çok daha zor aslında.
Bu da böyle bir diziydi.
Bunu da size kesinlikle öneriyorum.
Asla pişman olmazsınız öyle söyleyeyim size.
Zaten bu işin içinde de...
Sadece yangını anlatmakla kalmıyorlar aslında.
Olay gecesinde görev yapan itfaiyecilerin, polislerin, sağlık ekiplerinin ve yangından etkilenen sırada insanların hayatlarını da farklı bölümlerde paralel hikaye olarak işliyorlar.
O yüzden de aslında empati yapabildiğimiz şeyi anlayabileceğimizi, empati yapabildiğimiz hikayeleri daha çok içselleştirdiğimizi düşünüyorum.
O yüzden de aslında böyle dizilerin artması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü dünyada bir sürü yangın, bir sürü bomba, bir sürü işte...
Toplumsal felaket yaşanıyor ama mesela buradaki siz yapımcı yönetimi olsanız buradaki ilk tercihiniz onun belgeselini yapmak mıdır?
Yoksa o anda onu yaşayan insanların senaryosunu oluşturup o hikayeyi kurmaca bir dizi ya da film şeklinde seyircilerin karşısına çıkarmak mıdır?
Ben olsam kurmaca yaparım çünkü evet belgeseller çok güzeller ama ne olursa olsun ister istemez taraf tutuyorlar.
O yüzden insanların bunu daha net ve daha ilk aza anlayabilmesi için ben olsam her zaman için gidip bir kurmaca hikayede bunu anlatmayı tercih ederim.
Ve bu haftalık da benden bu kadar.
Haftaya çarşamba The Odyssey'in part 2'si geleceğini tekrar hatırlatıyorum.
Onun dışında buraya kadar dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Haftaya çarşamba yeni bonus bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
