
Bu bölümde arzu odaklı işler seçtim size.Hayatta her zaman arzularımıza ulaşamasakta tutkularımıza yönelik işler seçmek mümkün.Bu bölümdeki filmin ana teması vahşet iken dizimizin teması hüzün ve saf duygulardı.İyi dinlemeler..
Kısımlar:
(00:00 - 00:28) - Giriş
(00:29-04:58) - Sinemada Çarşamba Etkisi
(04:59-08:08) - Yılmaz Erdoğan’ın Gişe Açıklaması
(08:09-08:57) - Yorgun Güneş
(08:58-17:36) - Arzular
(17:37-25:30) - Arzuların Haritası
(25:31-27:02) - Warner Bros Satımı
(27:03-27:48) - Kapanış
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda Yayında'nın 33.
bölümüne hoş geldiniz. Nasılsınız?
Haftanız, tatiliniz, günleriniz nasıl geçiyor acaba?
Umarım beni harika bir yerde, müthiş bir havayla, böyle yüzünüze çarpan harika bir rüzgarla dinliyorsunuzdur.
Çünkü gerçekten farkındayım.
Ülkenin her yerinde hava çok sıcak.
Ama dışarıdaki havaya nazaran daha serin yerlerimiz de var.
Mesela sinemalarımız.
Hani ben size ısrarla söylüyorum ya sinemaya gidin, koşa koşa gidin diye.
Artık özellikle birçok insan çarşamba günleri halk günlerine sinemaya gitmeyi tercih ediyor biliyorum.
Ve bununla ilgili de size hemen başlangıçta küçük bir haber söyleyeceğim.
Bununla ilgili Box Office'in verilerine göre şöyle bir şey ortaya çıkmış.
Seyirci alışkanlıkları değişmiş artık.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın çarşamba günleri halk günü olsun açıklamasından sonra iki yılın arasındaki en belirgin sektörel dönüşüm 2025 yılında standart bir halk günü olarak uygulanan
çarşamba günlerinin 2026 yılında çok daha geniş katılımlı ve cazip bir sinema günü etkinliğine evrilmesiyle yaşanmış, stratejik fiyatlanma hamlesi sonucunda seyircinin sinemaya gitme refleksleri de büyük ölçüde değişmiş.
2025'in ilk yarısında 1.7 milyon olan çarşamba günü seyircisi, 2026'da %93.7'lik devasa bir artışla 3.5 milyonun üzerine çıkmış.
Toplam seyirci içindeki çarşamba payı %12'den %22'ye çıkarken de hafta sonunun en yoğun günleri olan cumartesi ve pazar günlerini tek başına geride bırakmış.
Çünkü arkadaşlar artık gerçekten hepimizde şöyle bir şey var.
Yani hayatımızdaki zevklerimizden kısmak zorunda kalıyoruz bazı ihtiyaçlarımızı karşılamak için.
Bunun sonucuna da diyoruz ki yani aynı filme işte cuma günü gittiğimizde 500 lira vermek varken hatta eğer bir IMAX'de eğer bir 3D salonu izliyorsanız işte 700 liraya kadar çıkan bilet fiyatlarını düşününce
insanlar diyor ki ya o zaman ben çarşamba günü gideyim.
Hani işte işten erken çıkayım.
olmazsa işe geç gideyim sabah herkes mesai'deyken gideyim ya da hani özellikle mesela haftalık izini çarşambaya alan insanlar biliyorum mesela bende bazı zamanlar oluyor işte o hafta içinde iki gün izinliysem mutlaka bir tanesini
çarşambaya alıyorum ki mesela bir gittiğimde de ve onu genelde pazartesi günü hani bütün online uygulamalar güncellendiğinde bakıyorum diyorum ki mesela işte bu hafta vizyonu 3 tane film var diyorum ki ben bu filmi nasıl izleyebilirim mesela
aynı sinemanın içinde yoksa diyorum ki saat 11'de diyorum işte şu filme gitsem sonra Oradan başka bir ilçeye geçip oradaki işte öğlen seansı yetişsem.
Oradan çıkıp başka bir işte metro ile metrobüste bir yere geçip orada da işte saat 3'teki 4'teki seansı yetişsem.
Yani ben bayağı bildiğiniz bunu bir etkinlik gibi planlıyorum.
Size tavsiye ederim. Çünkü gerçekten vakit gerçekten vakit.
O yüzden de yani bir sinemaya gidip evet sessiz sakin izleyebilirsiniz tabii ki diğer günlerde de.
Ama bunun da şöyle bir etkisi var bence.
Salonu böyle kendinize kapatmış gibi oluyorsunuz, güzel oluyor, zevkli oluyor ama yani bunun sizin cebinizde bu kadar zararı varken yani bence kesinlikle en aylık hani diğer günlerde gitmek.
Ama hani çok önemli bir film olur ya da mesela benim geç hafta yaptığım gibi Michael filmine son anda gitmem gibi hani o filmin son seansına yetişirseniz onu bilmiyorum.
Ama ben bakın ona bile çarşamba akşamı onda gittim.
Ve yani şöyle söyleyeyim size salon full doluydu ve Lübnanlılarla işte Almanlarla birlikte izledim filmi.
Hani bu iki milletle o filmin nasıl bir bağlantısı var çözemedim ama yine de tabii ki ne kadar çok insan sinemeye giderse ülkemize ben o kadar mutlu oluyorum açıkçası.
Şöyle ki hafta sonu bilet ortalamaları 212 lira bandından 270 lira seviyelerine çıkarken çarşamba günleri için belirlenen kampanya fiyatı büyük bir istisna yaratmış.
2026 yılı çarşamba günleri bilet ortalaması 2025'de 174 lira seviyesindeyken bu sene 2026'da 151 liraya düşmüş.
Bilet ortalamasının kampanyadaki 140...
TL'ye birebir denk düşmemesinin sebebi IMAX ve 4D gibi maliyeti yüksek premium salonlardaki özel indirimli fiyatların ortalamayı bir miktar yukarı çekmesiydi.
Bilet fiyatlarındaki %12'lik bu düşüş gişede sürümden kazanma mantığının başarılı bir örneği olarak dikkat çekti diyor Box Office'in haberinde.
Ve diyor ki gelen seyirci sayısındaki devasa artış sayesinde çarşamba günü hasatı 298 milyon TL'den 504 milyon TL'ye sıçrayarak %69 %70'lik oranı bir büyümeye yaratmış.
elde edilen sonuçlar uygun fiyatlı kampanyanın yalnızca izleyiciyi hafta ortasında kaydırmakla kalmadığını, toplam pazar harcımını da büyüterek sektöre ekstra gelir sağladığını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Yani ben bizim ülkeye ki dağıtımcı film şirketlerinden olsam kesinlikle o filmleri cuma vizyona sokmak yerine, yani zaten bir Amerikan filmini, bir İngiliz filmini genelde biz Amerika ve İngiltere ile aynı anda vizyonla
izleyemiyoruz. Yani onu böyle ancak Odyssey gibi büyük filmlerle başarabiliyoruz.
Öyle bir durumda da ben olsam onu çarşambadan vizyon sokarım.
Bu sayede insanlar halk günde ilk günden gidip hani istatistiksel olarak da daha yüksek şeyler ortaya çıkarabilirler diye düşünüyorum.
Bir de şöyle bir şey var. İstatistiksel olarak değil ama maliyet olarak daha az maliyette daha çok kazanmak isteyen biri var.
Kendisi Yılmaz Erdoğan. İlla ki biliyorsunuzdur.
Bilmeme ihtimaliniz yok.
Yılmaz Erdoğan'dan Vizontele müjdesi gelmiş.
Sinemayı geri getirmemiz lazım.
Üçüncü film geliyor Vizontele için demiş.
Açıklamasına demiş ki...
Gelecek yıl Vizonteli serisinin 3.
filmi vizyona girecek.
Sinema salonlarının yeniden hareketlenmesi gerekiyor demiş.
Yeni projeler üzerinde çalıştıklarını da söylemiş.
Sinemanın sağdan çekiliyor gibi olması çok kötü.
Onu geri getirmemiz lazım.
Bu sene aile arasında 2 yaptık.
Seneye de Vizonteli 3 projemiz var.
Öyle öyle sinemayı geri almalıyız demiş.
Şimdi arkadaşlar normalde bu olayın detayını bilmiyorsunuz.
Bu evet gayet hoş, tatlı, çok iyi bir niyet gibi duruyor değil mi?
Ama aslında bu iş öyle değil.
Neden değil biliyor musunuz? Yılmaz Erdoğan Organize İşler Sazan Sarmalı filmini 2019 yılında vizyona giren filmini vizyona soktuktan 2 hafta sonra Netflix'e yayınlatıyor ve akabinde de Mısır Savaşları olarak bilinen sansür
yasası öne ek oluyor aslında.
Yani bir sinema sektörünü kendi eliyle bitirdikten sonra en azından yerli işler için söylüyorum.
Ondan sonra baktı şimdi işte önce Yan Yan'a sonra Odisey.
İşte arada Oyuncak Hikayesi Minyonlar gibi çok izlenen vizyon filmleri olunca hani dedi ki ha galiba sinema yeterince ölmemiş.
O yüzden de ben tekrar hani kendi mali beklentim sinemaya doğru kaydırıyorum.
Dijital platformlarda o kadar izlenmiyor.
İzlense de ben bunun reklamını yapamıyorum diye düşündüm muhtemelen.
Yani bu bana çok ikiyüzlü geldi ya.
Yani kendi elinde bütün sinemayı bitirip ondan sonrasında da ya sinema bitiyor galiba biz daha çok sinema filmi yapmalıyız demek bilmiyorum bana çok saçma geliyor ama tabii ki takdir sizin size bırakıyorum.
Bu arada demin çarşamba günü halk günü olmasının bizdeki karşılığını anlattım size.
Bir de bütün bir dünyada biliyorsunuz şu anda resmen bir Odyssey Fırtınası var.
İki gün önce çarşamba günü Odyssey bonus bölümümüzün part 1'i yayına girdi.
Onu da bu bölümden sonra dinleyebilirsiniz.
Bu arada kendi adıma söyleyeyim. Hayatta en böyle gıcık olduğum şey bu podcast'tı.
çok iyi bir bonus bölümünden sonra, çok güzel dinlenen bir bölümden sonra Cuma günü bölümü çıkarmak.
Çünkü onu bir şekilde geri plana atıyor gibi oluyor.
Ama Odise'yi geri plana bırakmayacağız umuyorum.
Odise ile ilgili de şöyle bazı veriler ortaya çıkmış.
İkinci hafta sonunda 200 bine aşkın seyirciye ulaşmış ve bugün bu film vizyonun gireli 2 hafta oldu.
Ülkemizdeki gösterimdeki ikinci hafta sonunda 211 bin 76 seyirci tarafından izlenmiş ve vizyona çok görkemli bir giriş yaptı.
Rüzgarını koruyarak ikinci hafta sonunda da 200 bin baremini aştı.
Film sadece 10 gün... Toplamda 698.909 seyirciye ulaşmış ve bu hafta sonu 1 milyon seyirci barımında geçerek bir sonraki hedef olan 15 milyon seyirciyi gözle kestirecekmiş.
Bir önceki hafta sonunda olduğu gibi salonlarda yerini alan yaklaşık her 3 seyirciden ikisinin Odise'yi izlediği biliniyor.
Biz de Odise'yi izledik, sizin için yorumladık, part 1'ini çarşamba günü yayına soktuk.
Eğer isterseniz bu bölümden sonra onu dinleyip...
Rica ediyorum filme giden arkadaşlarınızla paylaşın linkleri birbirinize atın ve mutlaka bana fikirlerinizi yazın.
Siz filmi nasıl buldunuz? Çünkü biz gerçekten uzun uzun konuştuk.
Ve iki hafta sonraki çıkacak bonus bölümde Odisey bölümünün part ikisi.
Orada da konuşmaya devam ettik aslında.
Ama siz onu tabii ki birazcık röterle dinleyeceksiniz.
Ha bir de röterle izleyeceğimiz başka bir şey var.
Novi Gece ile Yorgun Güneş filminin çekimleri bitti.
Ve Kerem Bürsün'ün de yeni imajı karşımıza çıktı tabii ki.
Kendisi yeni imajı kafasında peruklu birazcık Survivor'ın sunucusu Murat Ceylan'a benzetilmiş.
Bu filmin de öncelikle 2027 kanı yetişmesi bekleniyor.
İşte kurgu süreci ondan sonra fragman çıkacak.
Ondan sonra kan seçkisine kabul edilecek.
Muhtemelen... Hemen gelecek sene Eylül gibi de bizde vizyon girer diye düşünüyorum.
Ama sanırım Recep İvedik 8 çıkacakmış.
Yani ben yapımcı yönetmen olsam onunla aynı anda vizyon sokmazdım.
Çünkü geri planda kalacağı net.
Yani bu ülkede hani bu ülkenin yolunu da aslında Nuri Bir Geceyle.
Ama yani ne olursa olsun hani total kitle dediğimiz sinema kitlesi ilk önce Recep İvedik'e gider.
Herkes onu tavsiye eder.
Ondan sonra hani akıllarına gelirse Nuri Bir Geceyle'nin filmine giderler.
Ama bunun da çok ilginç bir şey yapacağına eminim ama.
Ortaya nasıl bir şey çıktığını kestiremiyorum işte.
Şimdi haftanın filmine geliyorum hazırsanız.
Evet, açılışı birazcık uzun yapmış olabilirim.
Ama sizin arzuladığınız şekilde güzel ve detaylı bir açılış yapmak istedim.
Küçük de bir sinema gündemi gibi de oldu aslında.
Şimdi gelelim arzuların dehşet bir şekilde depreştiği...
O haftanın filmine. Şimdi bu filmin orijinal adı Dissio.
İngilizce adı Dizor.
Bizdeki adı ise Arzular.
Şimdi Arzular deyince tabii ki herkesin aklına seksist şeyler geliyor.
Merak etmeyin tam da aklınıza geldiği gibi aslında.
Konusu şöyle. Görünüşte kusursuz bir hayata sahip başarılı bir avukat olan Lucero.
Yani başrol kadın karakterimiz.
Kızı Vivienne'in genç yüzme antrenörü Matthias'la tutuklu bir ilişkiye başlıyor.
Yasak bir arzu olarak başlayan bu ilişki kısa sürede...
kadının evliliğinin ve kariyerinin kırılgan dengesini tehdit eden bir duruma dönüşüyor.
Dünyası trajik sonuçlarla yıkılırken ailesine olan sevgilisi sınanırken Lucero kendi ailesini korumak için ne kadar ileri gidebileceğini keşfediyor aslında.
Filmin IMDB puanı 10 üzerinden 4.4 ama bu sizi yanıltmasın çünkü herkesin beğenisi farklı olabilir o yüzden lütfen şans verin.
Süresi 1.5 saat yani hızlı bir terliğe düşünüyorum akıcı da çünkü.
2 hafta önce Netflix'de yayına girdi bu film ve bizdeki adı Arzular o kadar aslında filmi iyi anlatan bir Türkçe çeviri olmuş ki gerçekten Netflix en azından bazı şeyleri başarabiliyor.
En azından yani. Bu arada Netflix Türkiye ekibinde gerçekten çok gıcığım çünkü The Rocky'nin 7.
sezonunu Ağustos ayında çıkartacaklarmış.
Arkadaşlar bu dizinin 9.
sezon çekimleri geçen hafta başladı ve Ocak ayında 9.
sezonu gelecek yani Türkiye dışındaki bütün ülkelere ve zaten korsandan, illegal yollardan ben bunu izleyebiliyorum.
O zaman ben mesela sırf bu işi izlemek için Netflix'e para ödüyorsam niye ödemeye devam edeyim ki?
Yani birazcık hızlı olun ya. 7.
sezonla 8'i mesela aynı anda yayına sokun ki.
Neden hani Kore dizisi gibi her böyle pazartesiyi salıya bağlayan akşam hafta hafta siz bunu yayınlamıyorsunuz.
Toplu olarak sezon olarak yayına sokuyorsunuz.
Yani ben işte buna deliriyorum ya.
Yemin ediyorum yani hani Netflix Türkiye ekibinde eminim çok iyi İngilizce konuşanlar, çok iyi yabancı ile olan insanlar vardır ama gerçekten içerik üretimini, tüketimini, içerik listesini kim takip ediyorsa yani ya departmanında...
Ya insanları değiştirsinler ya.
Gerçekten ben daralıyorum.
Yemin ediyorum. Neyse.
Bu Arzular filmin teması dili İspanyolca zaten.
Teması erotik gerilim ve dram olarak geçiyor.
Kendisi bazı yerlerde Meksika bazı yerlerde İspanya'ya yapımlıya geçiyordu.
Ben de detaylı araştırırım sizin için.
Bu iş bir Meksika ve İspanya ortak yapımı bir iş.
Ve şöyle 7 Mayıs'ta yani bu senenin 7 Mayıs'ta Meksika'da vizyona giriyor.
Sinemada 8 Mayıs'ta İspanya'da vizyona giriyor.
Ama bizde vizyona gelmemiş.
Bizde direkt Netflix platformuna yayına vermişler.
Bence daha mantıklı olmuş. Yani zaten yazın hani Odise'ye gibi büyük bir şey olmadığı sürece birçok insanın aklına sinemaya gitmek gelmiyor maalesef.
Ve İspanya'nın gişe verilerine bakarsak İspanya'da toplamda gişe hastalığı olarak 11.451 dolar gişe hastalığı elde ediyor.
Açılış hafta sonunda 30 sinema salonunda vizyona girerek ilk hafta sonunda 6.854 dolar kazanıyor.
Ama şöyle bir durum var tabii sinema salonu sayısının azlığı nedeniyle seyirci sayısı binli rakamlarla sınırlı kalıyor.
Aslında bu çok da yüksek bir gişe hastalığı değil zaten.
Meksika gişe verilerine bakarsak da gişe sıralamasında film orada 7 Mayıs'ta vizyona girdi demiştim.
Sinemalarda yediğin sıradan giriş yapıyor.
Seyirci durumuna bakarsak da Meksika'daki net yerel bilet geliri ve seyirci sayısı tabii ki açıklanmamış.
Bağımsız bir veri olarak bilmiyoruz yani.
Ama küresel sinema hasılatının geriye kalan yaklaşık 295 bin doları Meksika gişesine elde edilmiş aslında bu filmin.
Ama asıl başarısı filmin aslında bütün dünyada popüler olmasının asıl geldiği nokta dijital platformlarda yayınlandığı nokta.
Sinema salonlarında sırlı ve bağımsız bir dağıtma vizyona giren film küresel çapta asıl izleyici kitlesine.
Dijital dünyada ulaşıyor aslında.
17 Temmuz'da bütün dünyada Netflix bunu bütün ülkelere açıyor ve şöyle bir şey yaşanıyor.
İngilizce olmayan filmler listesinde dünya genelinde bir numarayı yükseliyor.
Sadece ilk haftasında 12.9 milyon izlenme sayısı ulaşarak sinema salonlarındaki sönük performansını dijitalde telafi ediyor aslında.
Başrol'da kim var? Ludvika Paletan, Jose Maria Jaspik ve Matthias yani genç ve tutkulu yasak aşk rolünde de Oscar Casas var.
Onun dışında tabii ki farklı oyuncularda var.
var ama yani şunu da kesinlikle söylemek istiyorum.
Kesinlikle Oscar Bence gerçekten Oscar'lık bir performans sergilemiş oyuncu olarak.
Yani Matthias karakterini oynayan oyuncumuzdan bahsediyorum.
Bir de size şunu anlatmak istiyorum.
Filmin sosyal medyada en çok tartışılan yönlerine.
Filmin en çok konuşan ana yüzme antrenörü Matthias'ın havuzda boğularak öldüğü final sekansı.
Bir kere film bununla açılıyor ondan sonra biz tabii geriye gidiyoruz.
Yani nasıl hani havuzda bir ceset bulmaya geldi bu hikaye diye.
Sosyal medyada bu sahneyi çok popüler yapan bir şey var.
Matthias'ın ölümüne tüm aile üyelerinin zincirleme şekilde katkıda bulunmuş olması.
Önce... Başarılı ve olgun bir yaşta olan kadın avukatımızın, evli avukatımızın 15-16 yaşındaki ergen oğlu Matthias'ın içkisine ilaç atıyor.
Ve Matthias birazcık sersemliyor.
Ondan sonra işte kız Matthias'la birlikte yüzme havuzuna gidiyor.
Orada zaten bu filmin genelinde metafor olarak yüzmek, işte nefes nefese kalmak, hani birazcık sevişme dediğimiz şey de öyle bir şeydir ya.
Hani böyle doruklarda yaşayan duygular aslında metafor olarak kullanılıyor.
Ve şöyle kızları Vivian'ın gerçeği öğrenip onu itmesi havuza doğru.
Ondan sonra Matthias'ın kafasını çarpması.
Sonrasında Lucero'nun eşi Fernando'nun gelip Matthias'ı tekmelemesi.
Son darbe olarak da Lucero yani bu adamımızın yasak aşkı olan evli kadın.
Matias'ı havuzda boğarak öldürüyor.
Asıl katil kim sorusu ortaya çıkıyor burada tabi.
Suçun hukuken aşırı dost sayılarak ailenin hiçbir ceza almadan kurtulması tabi ki hepimizi şok etti bence.
Ben tabi size burada sonunu söylemiş oldum ama.
Ya şimdi şöyle bir şey var tabi ortada.
Hani hep deriz ya işte. Hani bir insanı işte mahkemede katildiğe suçluyoruz.
İşte hapise atıyoruz. Ama aslında hani onu katile çeviren çevresi mi?
Yaşadığı sistem mi? İşte başına gelen adaletsizlikler mi?
Yoksa hani bireysel olarak sadece o mu suçlanması gerekiyor?
Ya da hani bir sisteme bir...
işte yetkiliyi alıp hapse atamayacağımıza göre gerçekten buradaki suçlu tek başına katil mi?
O bıçağı eline alan mı yoksa o bıçağın o katilin eline ulaşmasına yarayacak sistem mi?
Hani bunların hepsi kendi içinde bir soru ya.
O yüzden de aslında bu filmde birazcık bunu sorguluyor.
Bu arada ben şeye çok şaşırmıştım bu filmde.
Diğer insanların şaşırdıklarından da bahsedeceğim size de.
Şöyle bir şey yaşanıyor. Şimdi...
Normalde hani bu dışarıdan bakınca işte 25 yaşlarda bir genç çıtır yakışıklı yüzme antrenörüyle işte 40-45 yaşındaki evli barklı işte başarılı bir avukatın birbirine yasak aşk yaşaması anlatıyor aslında.
Yani en azından öyle gibi gözüküyor ama aslında öyle değil tabii ki.
Meğer burada Matthias yani bu genç yüzme antrenörünü Lucero'nun kocası tutmuş yani kendi cinsel hayatları gelişsin diye aslında.
Bir buna çok şaşırmıştım. İki ondan sonrasında işte Lucere diyor ki ya hani ben işte bunu yürütemiyorum diyor.
İşte kocama yalan söylemek istemiyorum diyor.
Biz seninle ayrılmalıyız diyor. Hani güzel bir hevesli geçti gitti diyor.
Ondan sonra da Matthias öyle bir takıntılı hale geliyor ki yani.
Ve mesela bence filmdeki eksikliklerden biri de bu.
Kesinlikle biz şey göremiyoruz.
Matias'ın buradaki hırsı ne?
Para koparmak mı?
Daha çok para kazanmak mı?
Kadına gerçekten aşık mı oldu?
Daha çok sinir mi etmek istiyor?
Hasta bir ruha mı sahip? Film aslında bunu öyle bir anlatıyor ki hem hepsi hem hiçbiri gibi aslında.
Bu da bana çok tuhaf geldi.
Kendi acımdan söyleyeyim ama tabii ki takdiri yine ben size bırakıyorum.
İzleyicilerin hikaye akışının en çok şaşırdığı diğer nokta da şu.
Bunu zaten demin size söylemiştim.
Bu kocanın karısının kendisini aldatması ve bunu kaydetmesi için bir jigolo ajan kiraladığının ortaya çıkması.
Yani bir kere buradaki jigolo ajan mantığı nerede devreye giriyor?
Bunların birlikteliklerini bu...
parayla tutulan yüzme antrenörü genç çocuk yani Oscar Casas'ın canlandırdığı Matthias gidiyor işte Lucero ile seviştikleri anların fotoğraflarını videolarını kocasının listeyi üzerine kocasına atıyor tamamen bunun para karşılığı yaptığı için yani
bu da aslında hani İspanya'nın böyle şeylerde ne kadar vahşi bir ülke olduğunu gösteriyor bence.
Onun dışında filmin sonunda bunca cinayete şantajı ve aldatmaya rağmen Lucero ve Fernando çiftinin yani bu evlilik orta yaşlı çiftimizin başına hiçbir şey gelmemiş gibi hiçbir şey olmamış gibi evliliklerinin geri dönmesi ve monoton
cinsel hayatlarının bu vahşi sır sayesinde böyle yeniden ateşlenmesi bence birçok insan için çok şaşırtıcı oldu.
Yani tabii ki insanlar da diyor ki bu işte ahlaki bir yozlaşma ve zengin halinin her suçtan sıyrılabilmesi.
olayı aslında diyor ve bunu tabii ki birçok insan algılayamıyor.
Türkiye'de son iki haftada en çok izlenen ilk on film arasına girmiş bu film.
Ve yani gerçekten de böyle hani insanlara baktığınız zaman evet diğer işte Netflix işleri kadar ya da diğer Amazon işleri kadar popüler olmasa da en azından hani yaşlı kesime hitap etmeyi başarabiliyor Netflix'e diye düşünüyorum.
Ve size tavsiye ediyorum izlemeniz için.
Şimdi film tarafı bitti.
Geçelim haftanın dizisine.
Evet, bir arzudan diğer arzuya geçiyoruz haftanın dizisinde.
Haftanın dizisinin adı Arzuların Haritası.
İngilizce adıyla The Map of Langing.
İspanyolca adında söylememi ister misiniz bilmiyorum ama El Mapa de los Angelos deniyor.
Bilmiyorum doğru mu okudum. Şimdi bundaki konumuz da şu.
Kız kardeşi Lucy'nin loseminden kaybeden Greta onun arkasında bıraktığı Arzuların Haritası adlı gizemli bir oyunu keşfediyor.
Bu yolculuk ve yolunun kesiştiği Will sayesinde Greta hem içindeki derin yasa anlamlandırmayı hem de kendi benliğini yeniden bulmayı öğreniyor aslında.
Bu dizimiz 6 bölümlük bir mini dizi.
IMDB puanı 10 üzerinden 6.8.
Bu da yine 2 hafta önce 17 Temmuz'da Netflix'te yayına girdi.
Ve bu mini dizimizin yönetmen koltuğunda da Leora Campos ve Gemma Ferati birlikte oturuyorlar.
Bu dizimiz bir İspanya yapımı ve dizinin orijinali de İspanyolca zaten.
Netflix'te öyle izlemenizi tavsiye ediyorum.
Çünkü bence... Korece ya da Çince kadar itici değil İspanyolca.
Yani daha böyle şehvetli, daha tutkulu bir dil bence.
Yani en azından hani öğrenmek istesen bana daha kolay gibi geliyor Kore ve Çince'den.
Bu dizimizin çekimleri de İspanya genelinde özellikle Madrid ve çevresinde gerçekleşiyor.
Bu hikayenin uyarlandığı orijinal kitabın yazarı ise Alice Kelly'in de dünya cünnü İspanyol bir aşk romanı yazarı aslında.
Yani bu hikaye aslında bir kitap uyarlaması.
Dizi yayınlandığı ilk haftanın itibaren büyük bir ilgi görerek Netflix'in dünya genelindeki dili İngilizce...
Sadece olmayan en popüler 10 dizi listesine girmeye başarmış.
Bu tarz popüler İspanyol mini dizileri genelde ilk bir aylarında dünya genelinde ortalama 3 milyonla 10 milyon arasında izlenme sayısına ulaşıyorlar.
Yani bu dizi çıkalı daha 2 hafta oldu.
Size dumanı üstündeyken haber veriyorum.
Lütfen gidin izleyin. Zaten 6 bölüm çok güzel akıyor.
Ve sizi kesinlikle alıp böyle güzel, serin İspanyol diyarlarına götürüyor.
Ve şöyle şimdi hikayeyi izlediğiniz zaman başlıyor kadın karakter...
Karakterimizin adı Greta demiştim ya.
Greta'yı Alice'e Falco oynuyor.
Will karakterinde Pablo Alvarez oynuyor.
Şimdi bu ikisine baktığınızda aslında aralarındaki yaş farkları çok belli.
Ama zaten hikaye gördü.
Aynı yaşlar gibi bir döne verilmediği için aralarındaki yaş farkının belli olması çok daha absürt değil.
Ve başrol erkek oyuncu Pablo ile başrol kadın oyuncusu Alicia arasında tam 8 yaş fark var.
Alicia 23 yaşındayken Pablo 31 yaşında.
Yani bakınca hikaye aslında birazcık hani hikayede böyle 20 ile 25 gibi duruyorlar.
O yüzden hani çok böyle benim gözüme batmadı açıkçası.
Ve hani şöyle bir bakarsak kesinlikle çok sevdiğim biri oynuyor bu işte.
Elite dizisiyle tanıdığımız Georgina Amaros.
Bu ölen kızımız Lucy rolünde oynuyor.
Ve Lucy birçok sahnede Greta'nın hayalini gördüğü bir karakter haline dönüşüyor.
Hatta hepimizin Lucy'yi göründüğü tanıdık geldiğine emin olduğum Georgina ile şu an aynı yerde tatil yapıyor olabilirsiniz.
Çünkü Elite'deki rol arkadaşı Manu Rios'la şu an Marmaris'le birlikte tatil yapıyorlarmış yaklaşık 2 haftadır.
Ve orada hatta birlikte video çekmişler Mardin şarkısıyla.
dans ediyorlarmış. Yani ne diyeyim hani dünya çapında bu kadar çok iyi gören tatil cennetimiz olduğu için çok mutluyum ama keşke halk olarak biz de böyle gidip oralara doya doya Türk lirasını harcayıp doya doya tatil yapabilsek değil mi?
Ekonomi bu halde olmasa mesela.
Neyse içimdeki politik kimliği susturuyorum ve devam ediyorum.
Şimdi bu hikayede aslında bu ikili bence birbirine çok yakışıyor.
Çok güzeller. Yani bir kere Pavlo Alvarez'i ben sanırım ilk kez izledim.
Yani değişik bir şekilde siması tanıdık ama nerede izlediğimi bulamadım.
Yani bütün filmografisine baktım.
Asla hani bana tanıdık gelen bir işi yok.
Asla hani isminde tanıdık gelmiyor.
Bir şekilde yüzü tanıdık geliyor diyeceğim ama aslında yüz de çok tipik bir yüz.
Yani hani ne bileyim renkli bir gözü yok.
Sarışın bir hali yok. O yüzden muhtemelen tanıdık geliyor ama ismini bilmiyorum.
Ve bence ikili olarak güzel bir ikili olmuşlar.
Hatta bence bu hikayeyi biraz zorlasak 8.
bölümde görürdük diye düşünüyorum.
Çünkü hikaye birçok şeyi aslında final bölümünde çözmüş ve yani işte oğlunun sorunları var.
İşte zengin bir çocukken işte Babası Galli, annesi İspanyol.
Ve işte Galliler de bir trafik kazası yapıyor.
Orada arkadaşını öldürüyor. Sonra her şeyden bunalıp işte bu Greta'nın olduğu İspanyol kasabasına geliyor.
Orada işte içine kapanıyor.
Sonra kızımıza tam bir şeyler yaşayacakken işte tam bunlar böyle sevişecekken kıza bir anda diyor ki şu an yapamayız.
Kız da diyor ki ne oldu hani bende bir şeyim var diyor.
Bu da diyor ki sana anlatmam gereken şeyler var.
Sonra 5. bölümde sadece bu Will karakterinin geçmişini izliyoruz aslında.
Ondan sonrasında ne oluyor tabii ki?
Will karakterinin geçmişini izledikten sonra da şöyle bir şey yaşanıyor.
İşte kız diyor ki hani...
Ben şu an odamı kaybettim.
Ben şu an seninle bir şey yaşayamam.
Zaten senin nasıl bir insanoğlun da düşünmem gerekiyor diyor.
Tabi ondan sonra işte Will ile birazcık ilişki yaşamaya çalışıyorlar.
Sonra işte Will sürekli böyle ıssız adam bari hareketlerde bulunuyor.
Ondan sonra işte Greta diyor ki ben hani ablamın bana bıraktığı parayla yurt dışında istediğim yerleri, ablamla görmek istediğim yerleri o yanında varmış gibi gezeceğim.
Sen de hani kendi... Psikolojinin düzeltti.
Ondan sonra görüşelim. Hani şu anda ayrılmalıyız diyor.
Ondan sonra ayrılıyorlar. Kızımız tabii ki farklı yerlere gidiyor.
Nereye gidiyor? Bu dizi İspanya'da çekilmiş.
Genel olarak dedim ama Avusturya'nın bazı ülkelerinde de çekiliyor.
Çekimlerin ana kısmı İspanya'nın başkenti Madrid'de gerçekleşirken uluslararası sahneler için Viyana, Roma, Paris gibi Avrupa şehirleri de kullanılıyor.
Madrid'de günlük rutin sahneler ve genel iç mekan çekimleri yapılırken Viyana'da 4.
bölge başta olmak üzere şehrin çeşitli tarihi ve ikonik noktaları.
Çekiliyor diğer Avrupa şehirlerinde de hikaye gereği ziyaret edilen Roma ve Paris gibi lokasyonlardaki önemli saat kuleleri, müzeler çekiliyor.
Tabii ki dış çekim olarak. Yani ne diyeyim işte arkadaşlar görüyorsunuz yani vizeye takılmadığınız bir hayatta set ekipleri nerelere gidiyor, nereleri çekiyor.
Yani kıskanmadım değil hani. Ama şey tabii bu mesela yurt dışı çekimlerinin %80 genelde final bölümüne ait olduğu için yani final bölüm çok hızlı geçiyor.
Final bölüm tek başına bir film bile olabilir.
Öyle söyleyeyim size. Şimdi tabi bu hikayede izleyicilerin bazı ayrıştığı noktalar da var.
Birincisi Oteoda starisi.
İkinci bölümdeki bu ikili ilk yurt dışı seyahatlerinde bu seyahatlerinde hikayedeki yerin 3 ülkenin de sınırının birbirine bağlandığı kesiştiği noktaya bunlar seyahate gidiyorlar.
Niye? Çünkü Greta'nın ablası Lucia ona bir oyun bırakıyor.
Oyunda da işte Will ona oyunu getiriyor.
Oyunundaki bilmeceleri ya da gidilecek yerleri birlikte...
Geziyorlar. Bunlar ilk yurt dışı seyahatlerinde çıkan fırtına yüzünden tabii ki bir klişe olarak.
Aynı otel odasında birlikte aynı yatakta vakit geçirmek zorunda kalıyorlar.
Romantizm ve yaz teması tabii ki var bu sahnede.
Ve bunda tabii birçok insan klişe bulmuş da yani kardeşim zaten böyle işlerde klişe de izlemeyeceksek...
Niye izliyoruz değil mi? Yani bir de şöyle bir laf vardır yani klişe her zaman çalışır.
Hani bazı insanlara çok tahmin edilebilir gelir ama o bile aslında bir güzelliktir.
Yani onu işte Ali ile Ayşe de izlemişsindir o sahneyi ama burada mesela başka bir ülke başka bir dil.
İşte başka donörler etkilidir.
Ha bir şey oldu mu? Olmadı. Ondan sonra bir de insanlar açtığı nokta olarak 4.
bölümde Will'in itirafı. Hani dedim ya size işte bunlar tam sevişecekken Will bir anda duruyor geçmişini itiraf etmeye başlıyor diye.
Burada Will'in kendi sorumluluğu geçmişini ve Lucy'nin onu yani Greta'nın ablası Lucy'nin onu bu oyuna rehber olarak neden seçtiğinin bu trajik neden açıklandığı.
İzleyiciler bu bilgi yüklemesinin ikili arasında ilişkiyi böyle doğallıktan uzak daha ağır daha dramatik bir yapıya getirdiğini düşünüyorlar.
Yani bence öyle değil. Sonuçta hani kızla seviştikten sonra ertesi saat bunlar çıplak yatakta yatıyorlarken bir an...
anda ya ben de aslında geçmişte bir arkadaşımı öldürmüştüm ama yani ben bunun için hala suçlu hissediyorum.
Çünkü o emniyet kemerini takmamıştı.
Ben de gittim çok saçma bir şekilde kaza yaptım.
Arkadaşım da öldü demesi hoş mu değil?
Tam o anda söylemeseydi keşke.
Kız her şeye bilerek yakınlaşsaydı daha iyi olurdu diye düşünüyorum ama.
Tabii ki bu tamamen izleyiciye kalmış.
Onun için de bir şey diyemiyorum arkadaşlar.
Diyemiyorum ya. Ama gerçekten Georgina Amoros yani Lucy karakteri o kadar sade, o kadar güzel, o kadar kendi halinde oynuyor ki.
Yani hani Greta'yı oynayan oyunca kesinlikle bin basıyor.
Zaten Greta'yı oynayan başrol kadın oyuncu 23 yaşında değil mi ya?
Georgina Amoros da 28 yaşında.
Ya aslında abla kastı içine çok uygun.
Sadece bence tek uygun olmayan şey hani abla kardeş olarak birbirlerine benzemiyorlar.
Ama onun dışında bence gayet güzel içten izliyorlar.
İnsanları harekete geçiren ve böyle saf, güzel, huzurlu bir aşkın herkese sakinleştirip iyileştirebildiğini insanlara anlatan bir dizi olmuş.
Bunu da size tavsiye ediyorum tabii ki.
Ve... Bu haftaki bölümün sonuna geldik.
Ama bitirmeden size bir şey söylemem lazım.
Kaç haftada bununla ilgili güncelleme yapıyorum.
Bunu da mutlaka size anlatmam gerekiyor.
Son dakika bir olay yaşandı.
Paramount Warner Bros'u 110 milyar dolara satın aldı.
Yani ben gerçekten bu Paramount'un Warner Bros'taki bu ısrarını çözemiyorum.
İlla alacağım, illa alacağım.
Al kardeşim al yani içindeki her şeyi al.
Ben anlamıyorum bu tekerleşme hırsının kaynağını.
Ne o hani paramız var diye alabileceğimiz her şeyi alacaksak bu işin sonu yok ki.
Ozon orta değil ki hani özgür.
Ve istediğimiz şekilde içerik üreten hiçbir kurum, hiçbir kuruluş, hiçbir dijital platform, hiçbir yapım şirketi kalmayacak demektir yani.
Çünkü bunun devamında hani Netflix hem şirket hem yapım şirketi olarak çalışacak.
Belki de HBO Max hem işte bir kast ajansı aynı zamanda bir dijital platform olarak çalışacak demek.
Yani herkes her şeyi alıp herkes her şeyi yapabiliyorsa zaten neden insanların alanları ve meslek grupları var değil mi?
Herkes her şeyi yapsın zaten değil mi?
Neyse. Bakın bu da içime dert olmuş bir para miktarıydı.
Gerçekten millet yani şu birleşmeyi yapmak için neler ödüyor ya.
Vallahi inanamıyorum arkadaşlar.
Ben gerçekten inanamıyorum. Ama tabii ki ortada şöyle bir durum var.
Birleşme anlaşması 1 Haziran 2027'ye kadar durdurulmuş.
Çünkü Birleşik Şirketi'nin sinema devleri arasındaki rekabeti ortadan kaldıracağı ve ülke çapındaki sinema salonlarına, temel kablolu yayın dağıtıcılarına ve izleyicilere ciddi zarar vereceği belirtiliyormuş.
Yani almışsın ama birleşemiyorsun, birleşsen ayrılamıyorsun.
Gerçekten büyük şirketlerin birleşmesi çok olaylı oluyor.
O yüzden de umarım bize en iyi içeriğin çıkabileceği şekilde bu olay sonlanır demek istiyorum.
Sizi seviyorum. Lütfen çarşamba günkü bölümümüzü dinlemediyseniz dinleyin.
Onun dışında önümüzdeki cuma günkü bölümde görüşmek üzere.
Sizi seviyorum. Bölümle ilgili fikirlerinizi rica ediyorum.
Altın kalın kalemler çiziyorum.
Bana sosyal medyadan yazın.
Twitter'da da varım. Instagram'da da varım.
Şu an hali hazırda ne izlediğimi merak ediyorsanız mutlaka Twitter'daki retweet attığım şeylere bakın.
Rica ediyorum. Çünkü orada ben geldi ne izlesem.
Hani onu kendi akışıma düşsün diye bir şekilde retweet yapıyorum.
Sizi seviyorum. Denizde kalın, havuzda kalın, su içinde kalın.
Mümkünse klimalı ortamlardan hiç çıkmayın ama rica ediyorum klimada çarpmasın.
Kendinize dikkat edin. Sizi seviyorum.
Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
