
S1B32 - Rachel Nickell Cinayeti / The Witness
24 Temmuz 2026 · 21 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde kimin katil olduğuna değiniyoruz.
Belgeseller yeteri kadar objektif mi ? diye sorduğunuzu duyar gibiyim.
Onu da anlattım.Ha bir de küçük bir sinema gündemi yaptım en sonda.
İyi dinlemeler.
Kısımlar:
(00:00 - 00:53) Giriş
(00:54 - 09:38) 1 Film + 1 Dizi
(09:39 - 11:30) Costa Concordia
(11:31 - 13:40) Film mi? Dizi mi?
(13:41 - 20:36) Sinema Gündemi
(20:37 - 21:08) Voleybol Ülkesiyiz !
(21:09 - 21:27) Kapanış
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda Yayında'nım.
32. bölümüne hoş geldiniz.
Umarım harika bir hafta geçirmişsinizdir ve inşallah herkesin tatili çok güzel geçiyordur.
Artık resmen böyle dolu dolu bir yaz mevsiminin içindeyiz diye düşünüyorum.
Ve umarım hepiniz geçen haftadan itibaren The Odyssey filmine gitmişsinizdir.
Çünkü bütün Twitter akışım, bütün etrafımdaki sinemaya giden insanlar sadece bu filmden bahsediyorlar ve ben de gerçekten bu filmi size anlatmak için çok heyecanlıyım.
Ama The Odyssey bölümü önümüzdeki çarşambanın bonus bölümünde olacak.
O bölümü henüz kaydetmedik ama çok güzel bir bölüm.
çıkacağına eminim açıkçası ve umarım siz de onu dinlerken çok keyif alırsınız.
Bakalım biz filmi ne kadar sevmişiz, nelerini sevmişiz, nelerini sevmemişiz.
Onu da artık önümüzdeki çarşamba günkü bölümde öğreneceksiniz.
Şimdi ben size bu hafta ne anlatacağım biliyor musunuz?
Bu hafta ben size aslında bir film, bir dizi anlatacağım ama bu hafta anlatacağım film ve dizide aslında aynı olayı anlatıyor ve birbirleriyle çok benzer iki iş.
Sadece bu haftanın filmi bir belgesel niteliğinde bu haftanın dizisi de yine aynı konuyu anlatan kurmaca bir dizi.
Dizi aslında. Kurmacı dizimiz 3 bölüm.
Bu gerçekte yaşanmış faciayı gerçek oyuncular oynayarak canlandırıyorlar.
Ve kendini bilmediğimiz yönlerini birazcık kurgulayarak anlatmış dizi kısmında.
Film kısmında da zaten o 1,5 saatte genelde işte bu aile gerçek hayatta neler yaşamıştı.
Mahkeme tanıklıklarıyla, doktorlarla, uzmanlarla bu olayı anlatıyorlar.
Şimdi bu olay ne? Ben size hemen ondan bahsedeyim kısaca.
Şimdi 90'lı yıllarda Wimbledon Park'ın ortasında bir kadın...
Cesedi bulunuyor ve kadın cesedinin yanında da küçücük bir erkek çocuğu var.
1,5-2 yaşında olduğu düşünülüyor bulunduğu dönemde.
Ve ondan sonrasında tabii ki katili gören tek kişi de o küçücük çocuk.
İşte çocukla yıllar boyunca konuşmaya çalışıyorlar.
Ve çocuk tabii ki hani korkunç bir şey yaşıyor.
Hatta annesinin cesedi bulunduğunda annesinin sarılı halde bulunuyor.
Ama çocuk ne yaşadı? Katili gerçekten gördü mü?
Hani gözlerini kapatmayıp gördü mü?
Yoksa yani katili hiç mi görmedi?
O anda baygında sonradan mı ayılıp annesinin yanına koştu?
Bunu hiç bilmiyoruz. bilmiyoruz.
Şimdi işin zaten ayrılan kısmı burada aslında.
Film kısmında tamamen gerçek görüntülerle hani o dönemki işte İngiltere ve Amerika'da çıkan haberleri derleyerek bunu yapmışlar.
Hatta işte Fransa televizyonlarında çıkan haberler bile var belgeselin içerisinde.
Ama kurmaca kısımda bu olay tamamen hani gerçekten biz o olayı o anda yaşıyormuşuz gibi anlatılmış.
Ben hangisini daha çok beğendim diye sorarsanız ben daha çok aslında dizi kısmını beğendim.
Çünkü yaşanılan acılarla empati kurmamız için onu bir şekilde karşımıza görmemiz gerekiyor.
Yani evet hepimiz işte dünyayı ilgilendiren olayla bir şekilde aslında belgesel şeklinde izliyoruz.
Hatta ben daha geçen hafta The Last Charge diye bir iş izliyorum.
O da bu yıkılan hanedan var Rus hanedanlı Romanovlar.
Romanov hanedanın işte yıkılış hikayesini anlatıyor ama o da aslında aynı mantıkla.
Kurmaca mantıkla anlatılıyor ve onda da aslında temelde aynı şey yapılıyor.
Yani yine farklı oyuncular bir araya gelip aslında Romanov hanedanın başına neler geldiğini aşama aşama anlatıyor ve Bence belgeselden ise bu şekilde kurmacı olarak anlatılması yaşanılan tarihi olayların bence çok daha etkili.
Bu olayda da yani bir yandan tabii o kadar korkunç bir şey ki asla empati yapmak istemiyorsunuz.
Bir yandan da filmle dizi arasında şöyle bir ayrılan nokta var arkadaşlar.
Filmin sonunda o belgesel gerçeğe dayalı tamamen gerçek kişilerle oluşturulmuş belgeselin sonunda şöyle bir şey yaşanıyor.
O olayı yaşayan çocuk bugün kocan adam olmuş ve yaklaşık 40 yaşına gelmiş biri ve belgeselin sonunda...
sonunda onu da görüyoruz. O da diyor ki yani benim için çok korkunç bir çocukluktu diyor.
Hayatım boyunca bundan kurtulamadım diyor.
Çünkü düşünsenize annenizle tek fotoğraflarınız işte iki yaşına kadar geçirdiğiniz zaman bu ne kadar kötü, ne kadar acınası bir durum aslında değil mi?
Ve yani ben mesela o çocuğun bugün tabii ki yetişkin olmuş o kişinin yerinde olsam böyle bir belgesel katılmayı kabul etmezdim galiba ya.
Çünkü düşünsenize bütün dünyaya kendi travmanızı tanıtıyorsunuz.
Ve Netflix'in yaptığı belgesellerini de tüm dünyada izlendiğini düşünürsek özellikle suç belgesellerinin yani böyle bir şeye cesaret eden Altyazı M.K.
sizin hikayenize hakim olması, bütün hikayenizi onların karşısına dökmez.
Çok kolay cesaret edebilir bir şey değil.
Ama burada da bir kişiyi bence kesinlikle alkışlamak gerekiyor bu hikayede.
Rachel Nichol cinayetinde o kadının sevgilisini ve o küçücük iki yaşındaki erkek çocuğunun babası gerçekten bütün ömrünü oğluna adamış ve oğlunu bütün kötülüklerden koruyarak tabii ki o dönemde
sosyal medyanın olmaması, teyzenin bu kadar genç bir şey olmaması sayesinde de farklı ülkelerde oğluyla çok daha rahat bir yaşam yaşamak için işte oğlunun bütün psikolojisini korumak için harika bir şey yapmış bence.
Bu yüzden kendisini takdir ediyorum.
Gerçekten harika bir baba ve çok da aslında alışık olmadığımız bir baba figürü ama gerçekten dünyanda böyle insanlara ihtiyacı var diye düşünüyorum.
Onun dışında işin dizi kısmına gelirsek de dizi kısmına ilk bölümünün başında diyor ki bu hikayedeki kişiler gerçeğe dayalıdır ama bazı olaylar kurgulanmıştır, bazı şeyler sonradan senaristlerimiz tarafından
eklenmiştir diye bir yazı var.
Aslında gördüğümüz her şey birebir yaşanmış olmayabilir hatta biraz abartılmış olabilir.
Ama sonuçta zaten o dizi hazırlanırken de bu olayı yaşayan baba ve çocuktan ilham alarak bunu yapmışlar.
Yani o babayı çocuğa da zaten sormuşlardı.
Kayıt altına alınan şeylerin dizisini yapmışlardır zaten.
Ama bir yandan düşünce de yani hukukun, adaletin günümüzde ne kadar çok insan için ne kadar önemli olduğunu bence yeterince fark edemiyoruz diye düşünüyorum.
Çünkü bu hikayede de annesi gözlerinin önünde öldürmüş bir çocuk var.
Çocuğa sürekli ara ara işte hakim, savcı yanında çocuk psikoloğuyla gidiyor sorular soruyor işte.
Ve bunları tabii ki dava dosyasına girsin diye...
Kayıt altına alıyorlar ve çocuk yıllarca diyor ki işte anneme bıçağı böyle sapladı, işte annem böyle tuttu, beni işte annemin yanından göle doğru şöyle fırlattı vs.
Yani bunların hepsinin kaydı var ve gerçekten bunu film kısmında izlemek de tabii ki çok vurucuydu, çok yorucuydu.
Ama bence burada asıl hepimizin empati yaptığı kısım kesinlikle dizi kısmı.
Çünkü gerçekten ortada küçücük bir çocuk var ve çocuk sürekli hani şu sorulara maruz kalıyor.
İşte anneni hatırlıyor musun?
En son anneni hatırladığında kaç yaşında?
E tabii ki çocuk psikoloji. koluğu da bunu sormak zorunda.
Yani eninde sonunda bu da sonuçta annesinin katilini bulmaya onları götürecek bir şey.
Ve hikayenin sonunda O an Wimbledon parkındaki insanlardan alınan ifadelerle bir suçluya ulaşıyorlar dizide.
Ve işte suçlu da diyor ki ya diyor işte hani ben yapmadım işte benim yaptığım nereden çıkarttınız.
Ama tabii ki o suçlunun yakalanma yöntemi yanlış olsa suçlu gerçekten psikopatik bir hareket gösteriyor.
Yani o şekilde tuhaf bir durumun içinde kalıyor.
Ve adam kendi açıklamıyor açıklayamıyor artık olaya nasıl bakarsanız bilmiyorum.
Onu izlediğinizde anlarsınız diye düşünüyorum zaten.
Ve ondan sonrasında şöyle bir şey yaşanıyor.
Adamı alıyorlar işte. Suçunu itiraf etmemiş ama adamın hareketleri normal değil.
O an Wimbledon parkında ondan sonra parkın içindeki gölde gölette kendi üstünden çıkan tişörtü yıkıyor.
İnsanlar diyor ki hani ben o adamı işte önümden geçerken gördüm üstü kanlıydı.
Diğeri diyor ki işte ben o adamın yanından geçerken gördüm elinde bıçak vardı.
Yani baktığınızda bunların hepsi aslında olağan dışı şeyler.
İşte bu adamı alıyorlar hapsediyorlar.
Ondan sonrasında da yıllar sonra anlaşılıyor ki aslında gerçek katil bambaşka biri.
Ve bu yıllar sonra anlaşılması da şöyle oluyor.
Gerçek katil gidiyor bir anneyle kızını...
yalnız yaşayan genç bir anneyle onun işte 4 yaşındaki kızını öldürüyor ve bu katil bu sayede ortaya çıkıyor.
Ve aslında şunu fark ediyorlar.
Bambaşka ve tamamen suçsuz bir insanı hapse attıklarını fark ediyorlar.
Yani aslında bu da bize şunu gösteriyor.
Toplumdan soyutlanan insanlar ya da psikolojik olarak iyi olmayan insanlar olabilir ama bu durumu onların katil olduğunu göstermez.
Katil potansiyelleri olabilir.
Katil olmak isteyip gerçekten bunu başaracak özgüvenleri olmayabilir ama sonuçta bu suça birebir iştirak etmedilerse böyle bir şey zaten yapmaları...
Tansiyeli üzerine insanları alıp hapse atamayız.
Yani onları rehabilite etmemiz gerekiyor tabii ki toplum için.
Ve bu hikayede şunu fark ediyoruz aslında.
Yani adaletsizlik dediğimiz şey işte yanlış savunma, yanlış avukatlık, yanlış bir mahkeme süreci dediğimiz şey sadece bizim ülkede işleyen bir şey değil.
Gerçekten tüm dünyanın her yıl yani 90'lardan itibaren bu yıla kadar gelinmiş bu mevzu.
Yani her yıl gerçekten gitgide artıyor bence tüm hukuki sorunlar.
Ve ortaya şöyle bir şey çıkıyor aslında.
Şimdi filmin mantığı tamamen gerçek olaylar üzerinde.
Ve tamamen hani gerçek kişiler o dönem işte fotoğraflarda o dönem videolarda bulunan kişilerin işte yaşlansalarda yine onların ifadelerini içeriyor.
Onların işte olayı anlatımlarını içeriyor.
Dizi kısmında ise hani gerçekten şey bir işte Amerikan dizisi bir İngiliz dizisi izliyormuşuz gibi izliyoruz.
Ve aslında diziyi izlerken insan şunu fark ediyor.
Yani filmde o kadar bunu fark etmiyor da diziyi izlerken şunu fark ediyor.
Aslında Adolsun's hikayesi var ya mesela Bafta'da bir sürü ödülü aldı.
Dünyada çok fazla izlendi.
Hatta işte İngiltere... ders olarak okutulması planlanıyordu o dizinin.
Aslında Adolson's hikayesinin çok da insanla uzak bir şey olmadığını fark ediyoruz.
Çünkü gerçekten küçük büyük demeden, genç yaşlı demeden herkesin herhangi bir suça ortak olma ya da herhangi bir suçun içinde kalma ihtimali oldukça fazla.
O yüzden de etrafımızdaki insanlara son derece dikkat etmemiz gerekiyor.
Ve teknik açıdan da ben mesela bazı insanlar şeyi çok eleştirmişler okuduğum yorumlarda.
Ya işte dizi kısmında aslında böyle bir olayın yaşandığının kaydı hiçbir...
yerde yokken işte bir anda biz dizide böyle bir sahne görüyoruz.
Neden kurgusu olarak diziye böyle bir şey eklediniz?
Sonuçta gerçek bir suç hikayesini anlatıyorlar ya.
Şimdi arkadaşlar enine sonunda belgesellerde yani Bu insanlar ne yaparlarsa yapsınlar ister istemez bir taraftan yana oluyorlar.
Yani ya suçlunun tarafında oluyorlar ya mahkemenin tarafında oluyorlar ya cesedin tarafında oluyorlar hiç fark etmiyor.
Yani eninde sonunda belgeseli yapan kurucuda, yönetmende, belgeselin yapım şirkette eninde sonunda bir taraf oluyor ve yani ne kadar aksini düşünmek istesek de Netflix asla bu konuda tarafsız değil birçok işte olduğu gibi.
Yani işte Michael Jackson belgeseli çıktı ondan sonra başka ara ara yeni belgeseller çıkıyor.
Hatta ben en son mesela Costa Concordia diye bir kuru yük gemisinin batışını izledim mesela.
O da çok ilginçti. O da mesela film olarak belki sonraki hafta arası da onu anlatabilirim.
Bir tane kuru yük gemisi batıyor ve bu kuru yük gemisinin batmasının sebebi de şey İtalya'nın bir adasına giderken İtalya adasının kenarındaki kayalığa çarpıyorlar ve gemi su almaya başlıyor.
Ve ben aslında onu da izlerken şundan çok etkilendim.
Şöyle bir beni ürperten bir anı var.
Belki size daha önce söylememişimdir.
Bu tamamen benimle ilgili kişisel bir bilgi ama.
Şimdi benim babam denizci olduğu için 6 ay boyunca işte bir gemide çalıştığı için işte 6 ay gidiyor mesela.
6 ay sonunda işte kontratı bittiğinde geri dönüyor.
Yani mesela öyle bir geminin batış hikayesi benim mesela en büyük fobilerimden biri ve hani böyle bir geminin batış belgeseli izledikçe bundan daha da etkilendim aslında.
Yani babam ne kadar tehlikeli bir meslek yaptığında çok net anlamış oldum.
Ya hatta onlarla çalışırken zaten Süveyş ve Panama kanallarını tamamen karar...
yaparak geçiyorlar. Çünkü işte denizde korsanlar var yağmalanmamak için vs.
Yani deniz dediğimiz şey de çok tehlikeli oldu.
İşte aslında Netflix'in orada anlatması gereken şey hani oradaki insanların kişisel hikayelerinden çok oradaki kaptan hani gemi batarken işte hiçbir önlem almayışı sonrasında yaşayanlar vs.
Yani biz aslında o belgeselin içinde de yaklaşık 2 saatlik belgeselde 1,5 saat boyunca işte o gemiye binen insanlar kimler işte o gemide kaybolan insanlar kimler, ölenler kimler, onların yakınları
işte neler yaşıyor. O gemiyi neden bildiler?
Biz bir buçuk saat boyunca bunu izliyoruz.
Yani bu birazcık aslında Türk dizisi gibi oluyor.
Onun da asıl konuya gelmesi genelde 10-15 bölüm sürer ya hani işte Eylül'de başlayan dizi genelde Kasım Aralık ayı gibi izlemeye başlasanız daha net anlarsınız.
Çünkü daha yeni konuya gelmiş olur.
Öyle olduğu için de yani hani bu tip şeylerde ister istemez o işi yapan insanlar daha çok taraf alıyorlar.
Daha çok işte iki taraftan birinin yanında duruyorlar.
Ama benim bu dizi ve film arasındaki bu iki içerik arasında benim sevdiğim şey şu oldu.
da aslında öldürülen kadından yana duruyorlar.
Sadece dizi olaya daha insani yaklaşıyor.
Daha çok empati yapmanız için yaklaşıyor.
Film daha çok işte adalet yönünden işte polisin bütün bu süreci nasıl yanlış yönettiğinden bahsettiği için daha didaktik kalıyor.
Ama dizi kısmı bence daha satirik, daha öğretici daha böyle insanların empati yapması için yapılmış bir şey gibi duruyor.
O yüzden aslında size ikisini de tavsiye ederim.
Ve lütfen rica ediyorum sizden önce gidin dizisini izleyin ondan sonra filmini izleyin.
Çünkü filmi izlerseniz isterseniz orijinalindeki insanlar dizidekilere karşılaştırırsınız.
Yani bu birazcık aslında kitap uyarlamalarında da yaşadığımız şeydir ya hani.
Önce kitap okuyup sonra filmi izlerseniz dersiniz ki ya işte kitapta 1500 sayfada bunlar bunlar bunlar anlatıldı ama işte dizisinde filminde işte 3 sezon bunun dizisini yaptılar ama işte şu asıl olayı şu anlatılması gereken kısmını
nasıl anlatmadılar inanamıyorum çok kötüydü dizisi filmi dersiniz.
Halbuki hayır. Yani sizin o konuyla ilgili önceden bir beklentiniz olduğu içindir.
Bu içerikte de sizin en istediğim şey lütfen önce gidin dizisini izleyin ve dizisinden sonra da bu insanlar aslında gerçekte kim, gerçekte nasıl görünüyorlar, gerçekten neler yaşadılar ya da yaşadıkları şeylerin ne kadarı resmi kanallardan
basına servis edildi onları da görmek için filmini izlemeniz gerekiyor.
Siz de film tarifini alacağım o yüzden.
Hatta şöyle bu olay tüm dünyada en uzun sürede çözen olay olarak da tarihe geçmiştir.
Ve mesela günümüzde hepimiz işte Wimbledon'ı tenis turnuvasıyla hatırlarız ama aslında Wimbledon'ın başka bir görmediğimiz yüzüyle ne kadar karanlık olduğunu da görüyoruz.
Bu arada size şunu söyleyeyim. soracağım.
Suç belgeselleri izlemeyi sever misiniz?
Yani dizi olsun, film olsun ya da genel olarak suçu geçtim ya.
Herhangi bir işte şarkıcının, herhangi bir oyuncunun, herhangi bir işte içeriğin, filmin, dizin bunların belgesellerini izlemeyi sever misiniz acaba?
Yani ben kendi adıma belgesel izlemeyi seviyorum ya.
Hatta şöyle söyleyeyim size.
Hayatta gerçekten bir şeylerden böyle net bir keyif alıyorsam kesinlikle belgesel izlemektir.
Çünkü gerçekten eninde sonunda sizi hiç bilmediğiniz taraflara götürüyor.
Ve bence dünyada hala belgeseli yapılması gereken...
Çok fazla konu var diye düşünüyorum.
Onun dışında bu bölümle ilgili bu iki işte birbirinin aynısı olduğu için çok fazla detaya girmeden bu şekilde anlatmak istedim.
Ha bir de ben şimdi tabii ki sinema gündemini çıkarttım.
Ama sinema gündemiyle ilgili de hiç konuşmayacağım anlamına gelmiyor bu.
Hemen kapatırken size şöyle küçük küçük detaylar vermek istiyorum hazırsanız eğer.
Bir yargıç Paramount'un Warner Bros.
satın almasını geçici olarak durdurma emri vermiş.
Ben açıkçası çok mutlu oldum. Çünkü Warner Bros.'un gerçekten kimseye satılmaması gerekiyor bence.
Yani hangi tarafa giderse gitsin tekil...
diye düşünenlerdenim.
Onun dışında Odyssey'in küresel gişe hasılatında bazı zirveler yaşanmış ama bunları önümüzdeki çarşamba günkü çıkacak bölüme, bonus bölüme bırakıyorum.
O bölümde henüz kaydetmedik ama mutlaka kaydedeceğiz.
Aile arasında iki filminden bazı yeni görüntüler geldi.
O da 4 Aralık'ta vizyona girecekmiş.
Yani neden hani bu kadar eğlenceli bir film mi?
Özellikle Eylül'le kim gibi hani insanların şehre döndüğü zaman da vizyonu sokmuyorlardı.
Niye özellikle aralığı bekliyorlar?
Gerçekten bu konuda anlamıyorum ama...
bir şey de demeyeceğim. Ne yapalım?
Bu arada Paramount demiştim demin.
Netflix, Paramount ve Sony Pictures hepsi birleşip ya da ayrı ayrı onun Detay henüz net değil.
Letterboxd satın almak için birbirleriyle görüşüyorlarmış.
Yani tamamen özgür bir ortamda film eleştirdiğimiz bir uygulamayı neden satın almak istiyor acaba Netflix?
Yani tamam işte rağbet görüyor, herkes tarafından seviliyor, beğeniliyor.
Hatta NHTV'de en son Letterboxd'da hesap açtı.
Çok güzel, çok iyi bir şey bu da.
Yani hani bırakın orası da mesela tekerleşmesin değil mi?
Yani zaten her şey teker. Yani Netflix o kadar güzel vizyon filmlerini tamamen kendisi alıyor ve kendisi yayınlıyor ki.
Yani insan diyor ki ben bunu işte sinemada izlesem.
Kesin çok zevk alırdım. Hani böyle evde izleyince bütün ambiyans kayboldu diye düşünüyor.
Yani keşke böyle bir saçmalık yapmasalardı.
Onun dışında emi adayları belli oldu.
Onu zaten geçen bölümde size söylemiştim.
Bu arada ben çok şaşırdığım bir şey daha öğrendim.
Bunu size söylemem lazım. The Day of the Jackal diye bir dizi vardı.
Çakalın Bir Gün diye. Ve dizide çok ilginç şeyler yaşanıyordu.
Ve dizinin ilk sezonu yanlış hatırlamıyorsam 11 bölüm sürdü.
Yani ya 10 bölüm ya da 11 bölüm sürmüş olması lazım.
Baş yönünde de Edith Redmayne ve Lashana Lynch...
oynuyorlardı ve kilit bir karaktere kilit bir karakter olan Sırp Silah Mafyası.
Konstantin karakterinde bizden çok yetenekli ve çok İngilizcesi iyi bir oyuncumuz oynamış Kubiler Tunçer.
Sırp Silah Mafyası Konstantin rolünde oynamış ve dizinin ikinci sezonun altıncı bölümünde seyirci karşısına çıkacakmış.
Ben bu dizinin ikinci sezonun geleceğini bile düşünmüyordum açıkçası.
Yani nasıl diyeyim hani güzel yapılmış ve ondan sonrasında hani o kaldığı noktada kalıp böyle yıllar sonra insanların keşfettiği diziler olur ya bana birazcık öyle gibi gelmişti.
Ama yani bu dizi bu şekilde karşımıza çıktığı için çok mutluyum.
İkinci sezonun geleceği için ekstra mutluyum.
Onun dışında The Pit ekibi Patrick Ball, Taylor Darden 25 tane eme adaylığı almışlar.
Onları kutlamışlar. Gerçekten The Pit her şeyi sonuna kadar hak ediyor da.
Yani 25 tane de fazla değil mi ya?
Hani birinden vermezse birinden kesin ödül verecekmiş gibi bir hali var.
O yüzden de aslında ben bu baskıyı bir tık anlamıyorum sanırım ya.
Bilemiyorum. Ha bir de Güney Kore dizisi.
Her zaman böyle tepeden indirme, düzenli bu okullardaki akran zorbalığını çözmek yerine gerçekten sorumlu ebeveynler yetiştirmek için en başta çocuklara okulda kaliteli bir eğitim vermek daha iyi olmaz mı sizce de?
Ne diyorsunuz? Yani ben gerçekten bu baskıyı, bu işte sürekli hani her olayın önünü işte silahla, askerle, kaba kuvvetle alalım olayını gerçekten çözemiyorum.
Tamam kimse zaten akran zorbalığına uğramasın ama bu kadarı birazcık fazla değil mi ya?
Bilmiyorum. Bu arada Michael artık bizim ülkemizdeki vizyonunu tamamladı.
Belki Antalya tatile gittiğimde oradaki vizyonu da yakalarım diyordum ama maalesef tamamen vizyondan kalktı.
Ve kendisiyle ilgili de şöyle bir veri ortaya çıkmış.
Michael filmi Oppenheimer'ı geçerek tüm zamanların en yüksek gişe hasılatı yapan biyografik filmi olmuş.
Gişe hasılatı 1 trilyon doları geçmiş.
Yani gerçekten Michael...
Filmin bu kadar izleneceğini muhtemelen bu filmi yapan yönetmen bile düşünmemiştir diye tahmin ediyorum.
Çünkü gerçekten tahminin çok ötesinde izlendi.
Ve buna rağmen ben de hani hemen işte vizyonda gösterir kimse gitmez ondan sonra da hızlıca vizyondan kalkar diyordum.
Arkadaşlar 3 aydır herhalde vizyonda bizde ya.
İnanılmaz bir şey bu yani. Ve 3 aydır hep öteliyorum giderim giderim ya da işte gitmem dijital platformda izlerim diyordum.
Hala izleyemedim. Hala da yani dijital platformları düşmedi.
İnanılmaz bir şey ya. Gerçekten yani.
Bu arada Michael'la ilgili de...
bonus bölüm yapmayı düşünüyorum.
Michael çok senden iki tane arkadaşım böyle alıp böyle bir kışkırtma gibi bir bölüm yapmayı çok istiyorum.
Çünkü işte ikisi de Michael konusunda benden çok daha iyiler.
O yüzden de onların karşılıklı hani işte biri filmini daha çok sevmiş, biri Netflix'teki belgeselini daha çok sevmiş, biri diyor ki işte ikisi de hani Michael Jackson'ı yeterince iyi anlatamıyor diyor vesaire.
Herkes aslında bu konuda birazcık kafası karışık ama yani bakalım.
Bakalım o bölümden nasıl bir şey çıkacak.
Yani henüz çekmedik. Fikir aşamasındayım ama bunu da size şimdiden söylemek istedim.
Onun dışında Paul Old Road ve Nick Jonas'ın başrolünde oynadığı Hayatım Şarkısı'da.
O da bugün vizyona giriyor arkadaşlar.
Ona da gidebilirsiniz diye düşünüyorum.
Onunla ilgili de çok güzel yorumlar yapılmış.
Oscar ödüllü bir film olacağına eminim diyen var.
Sonu bir süre aklımdan çıkmayacak diyen var.
Sinemada izlemek için birebir diyen var.
Bakalım. Oradan neler çıkacağını hep birlikte göreceğiz.
Ve bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum.
Disney Plus'ta yayınlanan yeni bir dizi varmış.
Mindy Colling. Klasik New York sitcomların romantik karmaşasını anlatıyormuş.
Merak ettim ama Disney Plus'ta ben hep genelde böyle dizi izlemek yerine film izlemeye alışkınım ya.
Yani hani böyle bazı platformları kafanıza kurgularsınız ya.
Ya bu kesin işte daha çok film izleneceği bir platformdur diye.
Gerçekten benim için Disney Plus öyle.
O yüzden de Disney Plus'ta böyle uzun uzun dizi izlemekten birazcık sıkılıyorum.
Mesela Lost Story'de o yüzden çok...
zor bitirmiştim. Kendi adıma öyle söyleyeyim.
Bir zor biten şey daha var.
Christopher Nolan'ın filmleri.
O da bir açıklama yapmış. Demiş ki bir sonraki filmin vizyona girmesine en az 3 yıl var demiş.
Yani abicim bir dur.
Allah işte azıcık bir dur ya.
Şuna bir insanlar gitsinler.
Bir izlesinler. Bir yorumlarını yapsınlar.
Bir sonraki filme kadar ooo zaten bir sonraki filmin ne olacağını senin basına duyurmam 1,5 sene.
Onu çekmem 1 sene. Onun işte kurgulamıp vizyona girmesi ooo ya.
En az 3-4 senesi var gerçekten.
Yeni filmin vizyona girmesine ama bakalım.
Hep birlikte göreceğiz oradan neler.
çıkacağını. Ha bir de benim neler çıkacağımı çok merak ettiğim bir şey var.
Emin Alp'in İnsanlar dizisi.
O da sete çıkmış. Onun da başrolünde Burcu Biricik'le Aycan Yücesoy oynuyor ve sarı sarı böyle gerçekten güneş gibi bir çifte olmuşlar.
Ben çok sevdim. Ama birazcık İşte set fotoğraflarına bakınca aslında insan şu yanılgıya kapılıyor bence.
The White Lotus'un sanki bir Türkiye uyarlaması gibi geldi bana.
O da hani sürekli aynı markanın işte aynı otel zincirinin otellerine geçiyor ya farklı ülkelerde.
Bence hala The White Lotus daha iyi.
Yani biz niye kendimize böyle bir referans atıp böyle bir iş yapıyoruz bilmiyorum.
Özgün senaryolar yazmak varken.
Ama yani bakalım bekleyip deneyip göreceğiz.
Belki bizden daha da iyisi çıkar.
Şimdiden önünü kestirmek zor diye düşünüyorum.
Siz ne dersiniz? Bence siz de bana bu konuda katılırsınız.
diye düşünüyorum o zaman Bu bölümlük benden bu kadar.
Ha bir de kapatmadan şunu söylemem lazım.
Bu hafta milli takımlar açısından çok güzel bir haftaydı.
Voleybolda filenin efeleri ve filenin sultanları aynı anda VNL yani Milletler Ligi'ye çeyrek finaline çıktılar.
Ve hatta dün öğlen 11'de filenin sultanlarıyla Kanada'nın çeyrek final maçı vardı.
O da çok güzel bir maçtı.
İnşallah filenin efelerinin çeyrek finali de yeri finali de çok güzel geçer ve finale çıkarlar.
Çünkü gerçekten ne diyoruz?
Biz her zaman için her sene gitgide artan taraftarla tam bir voleybol ülkesiyiz ben.
Şahsi fikrim. Neyse.
Voleybol maçlarınızı izlemeyi unutmayın.
Bol su içmeyi unutmayın.
Sıcaklarda özellikle güzel dondurmalar yemeyi ve beni dinlemeyi lütfen unutmayın.
Sizi seviyorum. Haftaya çarşamba bonus bölümüne görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
