
Bu bölümde Prime Video’dan içerikler seçtim.Çok keyif alacağınız bir bölüm olduğuna eminim. Esmerler ve sarışınlar karıştı iyice.
İyi dinlemeler….
Kısımlar:
(00:00-00:52) Giriş
(00:53-01:38) The Gentlemen
(01:39-03:00) The Odyssey
(03:01-03:27) Amazon Prime Video
(03:28-10:53) Boulevard
(10:54-22:00) 56 Gün
(22:00-23:03) Kapanış
Transkript
Herkese merhabalar. Vizyonda Yayında'nın 31.
bölümüne hoş geldiniz.
Bu hafta çarşamba günü 14.
bonus bölümümüz çıktı ve şu anda tam olarak 45.
bölümü dinliyorsunuz. 45 haftadır.
Olmasa da en az 30 haftadır, 31 haftadır benimle birliktesiniz.
Bunun için hepinize çok teşekkür ederim.
Umarım bütün yayınlanan bölümleri dinlemişsinizdir.
Dinlemediğiniz varsa da lütfen geriye dönüp eksiklerinizi kapatın ve lütfen bugüne gelin.
Ama eğer... Ben işte podcast'ini yeni keşfettim.
Bütün bölümleri sıraya dinlemem gerekiyor mu diye merak ederseniz hemen şöyle söyleyeyim.
Arkadaşlar bölümlerin birbiriyle bağlantısı yok.
Yani hangi bölümden başlarsanız başlayın.
Sonraki bölümleri daha sonra dinleyerek her şekilde şu anki olduğumuz yeri yakalayabilirsiniz.
Çünkü her bölüm birbirinden bağımsız gidiyor aslında.
Şimdi gelelim bu hafta neler oldu.
Sinema gündemi yapmayacağım dedim ama şunu asla atlayamam.
The Gentleman'in ikinci sezon fragmanı çıktı.
Biz de bu çarşamba günkü bölümde ondan bahsettik.
Ama şöyle bir şey oldu, tamamen denk geliş.
Biz bu bonus bölüm için zaten The Gentleman'i konuşmuştuk.
Biz kayda girdik, kayıttan çıktıktan sonra bölüm fragmanı yayınlandı.
Yani tamamen aslında tesadüfen denk gelmiş gibi oldu.
Ben zaten fragmanı çok uzun süredir bekliyordum o dizinin.
Ve şöyle fragmandan anladığım, nihayet Eddie ve Suzy evlenmiş gibi gözüküyor.
Yani ortada böyle bir teori var.
İşte fanlar diyor ki işte ikisinin de sol...
Elinde alyansları var. Kimse diyor ki işte onlar aksesuar yüzükleri.
Bilemiyorum ama gerçekten böyle bir ihtimal varsa ve bu aradaki olayları garip bize göstermeyecekse gerçekten kendisine çok kırıldığımı şimdiden de söylemek istedim.
Onun dışında bugün de vizyona girdi The Odyssey.
Yani Christopher Nolan'ın son filmi.
IMAX kameralarıyla çektiği son filmi.
Nihayet vizyonda bulabileceğiniz en yakın IMAX sanası.
Lütfen gidin ve bunu rica ediyorum.
IMAX teknolojisiyle gösterebilen bir sanada gidin izleyin.
Çünkü gerçekten dünya çapında çok konuşulacağı benziyor.
Önümüzdeki seneler için kesinlikle Oscar adayı olacağı garanti.
Ve tabii ki harika bir kadrosu var.
Yani adam elinden geleni yapmış artık bize de doğru bir IMAX salonda gidip filmi izlemek kalıyor.
Ha bu arada filmle ilgili de tabii ki bir bölüm kaydedeceğim.
Onu asla atlamayacağım. Ama şu konuda kararsızım.
Onu ben de bu pazar günü için bilet aldığım bir IMAX salonda Christopher Nolan hayranı bir arkadaşımla izleyeceğim.
Şu konuda bir kararsızlığım var.
Acaba diyorum arkadaşımla bir bonus bölüm olarak mı kaydetsem?
Yoksa işte 29 Ağustos'u beklemeyip hemen işte önümüzdeki Cuma bölümünde Odisey'den bahsetsem mi?
Bundan emin değilim. Bununla ilgili ne düşünüyorsanız, nasıl bir akış istiyorsanız benden lütfen bana yazın.
Yapabiliyorsam sizin tercih ettiğiniz gibi yapmayı ben de tercih ederim açıkçası.
Ve tabii ki filmden de kesinlikle beklensin.
Yüksek hem tarih seven biri olarak hem de...
Nolan'ın çekim açılarını seven biri olarak gerçekten ortaya ne çıktığını çok merak ediyorum.
Yani film de çok uzun ama bir sürü eleştirecek ve bir sürü övgü yağdırabileceğim sahneleri var gibi duruyor şimdilik.
Bakalım nasıl bir film ortaya çıkmış.
Bunu da size buradan söylemek istedim.
Şimdi çok uzun bir açılış yaptım değil mi?
Üzgünüm. Şimdi bu haftası harika iki tane proje anlatacağım ve ikisini de Amazon Prime Video'da izledim.
Yani bu bölüm aslında birazcık Prime Video bölümü gibi de olabilir.
O yüzden de şimdiden. Hani nerede izleyeceğiz, nerede bulacağız bunları derseniz Prime Video edinebilirsiniz.
Onu da şimdiden söylemiş olayım size.
Reklam yoktur, onu da belirteyim parantez içinde.
Şimdi gelelim haftanın filmine.
Bu hafta ne konuşacağız biliyor musunuz film olarak?
Boulevard. Yani kendisi bir İspanyol işi, bir kitap uyarlaması ve konusunu da şöyle hemen size kısaca anlatayım.
Ha bu arada bu film geçen cuma Amazon Prime'de yeni yayına girdi.
Ben de tamamen tesadüfen.
bu haftanın dizisini izlemeye başlamadan önce dedim ki ben işte bu diziye başlandım başka neler var diye bakarken tesadüf karşıma çıktı.
O yüzden de tamamen benim için böyle toprağın içindeki altını bulmak kadar güzel bir deneyim oldu.
Onu da söyleyeyim size. Şimdi bu filmimiz 2 saat konusu da şöyle.
Yeni bir şehir, yeni bir hayat ve adrenalin dolu içindeki şeytanlarla uğraşan bir genç olan Luke ile beklenmedik bir karşılaşma.
Uyarılara rağmen Hesley onunla uzak duramıyor.
İkili kendi bulvarlarında Saf ve özgürleştirici bir aşka tutuluyorlar ama Luke'un geçmişi ikisini yok etmekte tehdit ederken Hesli zor bir seçime karşı karşıya kalıyor.
Kurtarılmaya hazır olmayan birini kurtarabilir misin?
Şimdi bu filmimiz IMDB'si 4.8 olan bir film ve henüz az kişinin izlediğini düşünüyorum ama zamanla editleri Twitter'a düştükçe Instagram'da viral oldukça gitgide daha çok insana ulaşır gibi geliyor
bana. Ve şöyle söyleyeyim size gerçekten filmin sonunda dedim ki neden?
Gerçekten neden? Hani madem biz buna ulaşacaktık benim neden iki saatimi heba ettiniz dedim.
Ama Luke'un güzel bir sarı olduğunu düşünürsek yani en azından göz güzelliği verdi insanı.
Hesli'nin de adı size Almanca geliyor olabilir.
Hesli'nin hikayede babası Alman o yüzden Alman bir soyadı var.
Hesli Weigel diye hatta şey Luke sürekli işte Hesli'ye Hes demek yerine işte naber Weigel gibi repliklerle ona sesleniyor.
Şimdi Luke klasik her romantik komedide ya da her...
Gençlik işinde olduğu gibi Luke kendi kötü çocuğumuz işte çeşitli travmalar yaşamış işte bir sürü güzel özelliği var ama işte travmaları yüzden hayatta devam edemiyor vesaire.
Hest'e annesi yüzden sürekli iş değişen ve ev değişen bir kız ve annesi sonunda işte bu Luke'un olduğu lisede iş bulunca rehber öğretmeni olarak.
Aynı şekilde işte Hest'e o okula başlıyor ve herkes diyor ki Luke'dan uzak dur bak Matt diye basketbol takımının koçu bir çocuk var sana çok yakışır diyorlar.
Tabii ki ilk etapta.
Hesli gidiyor, Matt'le oluyor.
Ama şey tabii ki her zaman şey biliriz de böyle şeyler izlerken.
İlk bizim kızımızın vurulduğu iyi aile çocuğu, temiz, tertipli, yakışıklı çocuk hiçbir zaman o kızın genelde ana aşkı ve hikayenin sonunda geriye kalan insan olmuyor.
Bu hikayede de öyle oluyor aslında.
Ondan sonrasında Matt'in Hesli'ye ne kadar büyük bir eziyet ettiğini fark ediyoruz.
Hesli'nin arkasından ne kadar kötü konuştuğunu fark ediyoruz.
Zaten bir noktada ayrılıyorlar ama...
Şu sahneyi çok sevdim yani senaristinin mi aklına geldi yoksa yönetmenin böyle bir mekan bulmak aklına geldi gerçekten bilmiyorum.
Ama Luke Hesley'i kendi bulvarına götürüyor.
Aslında hikayenin adı da bulvar diye yani aslında Türkçe'ye çevirdiğinizde bulvar demek.
Yani bu mantıkla baktığımızda yani buradaki bulvar metaforu aslında kendi dünyalarını yaratmak üstüne ilerliyor.
Ve böyle bir noktada da çok güzel böyle çiçeklerin ortasına harika bir bahçeye getiriyor Luke Hesley'i.
Zaten işte orada birbirlerine açılıyorlar orada...
Birbirlerine karşı gardlarını indiriyorlar ve devamında da şöyle bir şey yaşanıyor.
İşte Matt'le ilgili sorunları var, Luke'la ilgili sorunları var.
En sonunda tabii ki içlerinden bir tanesini tercih etmesi gerekiyor.
Ve ondan sonrası Luke geride kalan olduğu için ister istemez Luke çok kötü dağıtıyor.
Ondan sonra işte Londra'da yaşayan abisi var diyor ki seni Londra'ya götüreceğim de seni rehabilit edeceğiz diyor.
Devamında tabii ki Luke hani...
Öyle dibe vurmuş bir noktada kalıyor ki ister istemez tabii ki abisinin sözünü dinlemek zorunda kalıyor aile baskısıyla.
Tam bizim sarışın oğlanımız şehirden gidecekken işte diyor ki ben hani Hesli'ye işte plaklarımı 520'ye tamamladığıma göre artık seni seviyorum diyebilirim diyor.
Ve bir anda işte abisine diyor ki sen hani işte Londra'ya gitmek için havalimanına git ben senin arkandan geleceğim diyor.
Abisi de Luke'un bağılla ile mecburen havalimanına gidiyor.
Peki Luke nerede? Keşke gitmeseydim diyorum.
Burada spoiler vermiyorum.
Rica ediyorum. Oturun izleyin.
Arkadaşlar 2 saat ya Allah aşkına yani bizim klasik Türk dizileriyle 2 saat 20 dakika sürüyor özetini attığınızda bile.
Yani böyle bir durumda da hani bizim için çıtır çaraz bir film aslında.
Ve yani henüz daha yeni çıktığı için de birçok insanı tavsiye edebilirsiniz eminim birçok insanın izlemediğine.
Ve şundan da eminim bazılarının işte konusu basit gelecek bazılarının oyunculuklar basit gelecek ama emin olun birçok yabani dizide olamayacak kadar iyi oyunculukları var bu iki kişinin.
Ve şundan da bahsedeyim size.
Genelde bu filmin teması işte ilk aşık travmalar, madde bağımlılığı, affetmek, kendini keşfetmek ve toksik ilişkilerle fedakarlık gibi temaları anlatıyor aslında.
Yani baktığımızda film biraz daha şeye benziyor.
After serisine benziyor, Kulpamiye serisine benziyor, Beautiful Disaster serisine benziyor.
Yani bence seversiniz ya.
Filmler de çekilmiş onu da söyleyeyim size.
Filmin büyük bölümü İspanya'nın baskı bölgesinde özellikle Biskaya çevresinde gerçekleştiriliyor.
Ve tabii ki...
Bu film ayrıca Meksikalı yazar Flor Salvador'un Wet Pet'te büyük ilgi gören aynı isimli romanın uyarlandığı için aslında bir sürü genç izleyicisi de var.
Yani yakında hepinizin önüne düşer diye düşünüyorum.
Ha kitapla film aynı mı derseniz ana hikaye aynı olsa da filmde bazı değişiklikler yapılıyor.
Bazı yan karakterlerin rolleri kısaltılıyor veya birleştiriliyor.
Olayların sırası yer yer değiştirilmiş.
Bazı sahneler sinemaya daha uygun olması için yeniden yazılmış.
Ancak Hess ve Luke'un merkezde olduğu ana aşk hikayesi temel.
haliyle korunuyormuş. Kitap okudum derseniz ben kitap okumadım çünkü gerçekten o kadar çok izleyecek şey var ki wetbet hikayelerini de okumaya vaktim yok.
Ama zaten wetbet hikayeleri artık böyle hani dizi oldukça, film oldukça karşımıza çıktıkça yani zaten hepimiz aslında okumuş kadar oluyoruz.
Hatta bence kitabı okumamak bu tip kitap uyarlaması yapılan filmler ve diziler için çok daha sağlıklı olabiliyor.
Çünkü öbür türlü hep kitapla karşılaştırılıyor.
Hep ister istemez ya işte kitap da bu arada keşke burada da olsaydı deniliyor ya da beklenti çok yüksek olabiliyor.
Ama sonuçta yazılı bir eseri görsel bir hale getirirken de ister istemez bazı şeyleri çıkartmak zorundasınız.
Bazı şeyleri azaltmak, arttırmak zorundasınız.
Yani daha bugün bir arkadaşım Adile Naşit'in Netflix'e Çağın Irmak'ın yaptığı filmi gelmiş.
Mesela Adile Naşit'in hayatını ne kadar kötü anlatmış, bazı kısımları es geçmiş, neden Kemal Sunal filmde yok dedi ama şimdi arkadaşlar filmlerin de süreleri belli.
Yani kitabı mesela okuyorsunuz 500 sayfaya, siz okuyorsunuz bir ayda.
Bir ayda sizin için hayatınızda en güzel kitabı, en güzel romanı oluyor.
Ama siz onu hani 2 saat indirelim dediğiniz zaman isterseniz bazı seneleri çıkartmanız gerekiyor.
Aslında bu hikayede böyle birazcık bence.
Neyse. Hepinize tavsiye ediyorum bu filmi.
Ve lütfen başka insanlar keşfetmeden ilk keşfeden siz olun ve gidin koşa koşa izleyin.
Ve eğer hoşunuza giderse diğer insanlara tavsiye edin.
Bu arada benim bu hikayeden en çok hoşuma giden şeylerden bir tanesi bu filmde.
Her filmde her başrol çiftinin aslında kendi metaforu olmuyor.
Bazıları tamamen işte sen hayatımdaki çok farklı bir kızsın.
Sen şimdiye kadar tanışmadım.
kadar ince düşünceli bir erkeksin.
Hadi biz birbirimize aşık olalım şeklinde ilerliyor.
Ama bu hikayede hem birden fazla metafor var hem de bütün aslında yaptıkları, söyledikleri, çalınan şarkılar hepsi aslında bir yere bağlanıyor.
O yüzden de tahminimin ötesinde bir incelikle yazılmış, çekilmiş, oynanmış bir iş.
O yüzden de kurgu üstünde buradan tebrik ediyorum.
Gerçekten çok güzel birleştirmiş.
Ve size bunu tavsiye ediyorum.
Ve koşa koşa şimdi haftanın dizisine geçiyoruz.
Çünkü orada inanılmaz bir şey var.
Hadi gelin. Bu hafta size 56 Days anlatacağım.
Ya da bizdeki adıyla 56 Gün.
Kendisi Amazon Prime Video'nun daha bu sene çıkmış 8 bölümlük psikolojik gerilim dizisi.
Catherine Ryan Howard'ın aynı adlı romandan uyarlanmış.
Yani bu da aslında bir kitap uyarlaması.
Başrollerde Dave Cameron'a Evan Jogi yer alıyorlar.
Konusu bir süpermarkette tesafüfen tanışan Sierra ve Oliver'la başlıyor.
Dizinin daha ilk dakikalarında hepimiz büyük bir şok yaşıyoruz çünkü...
İsminin 56 günü olmasının bir sebebi var.
Bir anda 56 gün sonra görüyoruz ve Oliver'ın dairesine yani erkek başlığımızın dairesine kimliği belirsiz, küvette çürümüş bir ceset bulunuyor.
Bundan sonra da hikaye bir ileri bir geri gidiyor aslında bin çakışı yöntemiyle.
Yani hem onları tanıştığı an itibaren geleceğe doğru gitmelerini görüyoruz hem de günümüzden aslında geleceğe doğru neler yaşanmış onu izliyoruz.
Dizinin en güçlü yönleri bir kere oyunculukları çok iyi, müzik kullanımı çok iyi, kurgusu gerçekten çok iyi.
Ama benim hiç ilgimi çekmeyen bir şey oldu dizinin geneline baktığımızda.
Günümüzdeki polislerin yaşadığı sorunlar, kendi kişisel ilişkileri, başka suçlarla birlikte girdikleri romantik ilişkiler.
Bunlar benim ilgimi çekmiyor.
Çünkü ben böyle bir şeye başladıysam başroldeki Sierra ve Oliver çiftinin aşk hikayesini izlemek istiyorumdur.
Bu arada eğer bu dizinin fragmanını ya da afişini herhangi bir yerde sosyal medyada ya da prime videonun içine girdiğinizde gördüyorsanız gerçekten bir porno dizisi gibi duruyor.
Ama gerçekten öyle değil. Yani tabii ki öyle bazı sahneleri var ama sadece başlangıçtaki hani her romantik ve her gerilim dizisinde olduğu gibi işte birbirlerine aşık oldukları süreçte çok yoğun.
İşte öpüşme, sevişme sahneleri var.
Onun dışında o kadar yok. Ve şunu kesinlikle söylemem lazım.
Gerçekten iki oyuncu da o kadar iyi ki.
Şimdi bu ikili önce tamamen tesavvuf bir şekilde işte kız süpermarkette alışveriş yaparken Sierra ya da daha sonrasında öğreneceğimiz karakterin gerçek adı Megan.
Bir anda Oliver yanına yaklaşıyor ve işte bunlar tanışmaya başlıyorlar.
Ondan sonra birbirlerinin numaralarını alıyorlar.
Sonra farklı yerlerde buluşuyorlar vesaire.
Ya ama şey mesela onları izlerken şeysine çok kapılıyorsunuz.
Ya bu kızın bakışları bir tuhaf.
İşte bu adam hani bir kızla tanışmak için fazla girişken.
Bunlar niye böyleler hissi uyanıyor insanlar?
Çünkü gerçekten çok tuhaf bir şekilde.
Mesela kızın gözleri mavi.
Ama hani öyle bir mavi ki gerçekten böyle insanı ürküten bir mavi.
Hani o kız bir nokta seri katil çıksaydı gerçekten şaşırmayacaktım.
Çünkü kesinlikle hani çok böyle insanı huzursuz eden, rahatsız eden bakışları vardı.
Adamla hani zengin işte harika bir iş var, şehrin harika bir yerinde müthiş bir evi var.
Ama hani çok huzursuz, çok böyle dengesiz, çok tuhaf davranışları olan biri gibi gözüküyordu.
Ve tabii ki biz 8 bölüm içerisinde bunun neden böyle olduğunu anladık.
Aslında bu ikili birbirlerini çocukken görmüşler.
Ve kızın gözlerinin aslında o kadar masmavi olmasının sebebi de şu.
Kızın gözleri lens. Çünkü hiçbir mavi o kadar açık bir mavi olamaz.
Yani zaten insanı biraz rahatsız eden şey bu bence.
Bu arada ikisi de esmer ama yani genelde izlediğim her şeyde özellikle sarışınları izlemeye çalışamıyorum.
Çünkü gerçekten dünyada çok ciddi bir esmer oyuncu bolluğu var.
Buna yapılabilecek hiçbir şey yok.
Yani Hollywood'da var, işte İskandinav sinemasında var.
Özellikle işte... Bizim ülkemizde çok fazla var.
O yüzden ben artık buna dikkat edemiyorum yani.
Çünkü öyle olsa izlecek hiçbir şey bulamam.
Ve şöyle aslında biz işte bu 56 günde yani 56 gün dediğimiz ne aslında?
Yani şöyle baktığınızda yani neredeyse 2 ay falan yapıyor ya.
Yani işte bir çiftin 2 ayda hani bir evde neler yaşadıklarını fark ediyoruz.
Aslında tabii ki hikayenin başında bu ikinin farklı evleri var.
Ama kızımız işte ay işte benim evime böcek bastı, haşere bastı deyip bir anda adamın evine yerleşiyor.
Adam da zaten hani biz bu ilişkiyi ilerletmek istiyorsak birlikte yaşamalıyız diyor.
Ve hikaye aslında buradan da çok hızlı gelişiyor ve değişiyor.
Onun dışında şöyle demin geçmişlerini anlatıyordum.
Şimdi bu ikili aslında çocukken tanışmışlar ve aslında bu ikilinin ikisinde birbiriyle bir hesabı var.
Bir de ben şundan çok...
tırsmıştım. Şimdi bu kızımız böyle gerçekten hani böyle insanı karanlıkta köşeye sıkıştırsa gerçekten boğazını sıkıp öldürecekmiş gibi bakıyor lens gözleriyle.
Çok ürkütücü yani ki ben renkli göz çok severim ama hani özellikle bazı esmerlerde mavi göz, yeşil göz yani gerçekten böyle elf gibi vesaire gözüküyorlar.
Oğlan zaten hani saf yani resmen anadan doğma esmer.
Oğlan da o anlamda fiziksel bir gariplik yok ama şimdi hikayede aslında şurada kilitleniyor.
Diyorsun ki bu kız bu adamla Market sahnesinde bile tanıştıkları sahnede bile sanki bilerek tanışmış gibi.
Yani bu kızın bu adamla olayı ne diyorsun?
Onu hemen anlatayım size. Bu kızımızın bir kendisinden büyük ablası var.
Bir de kendisinden büyük abisi var.
Şimdi bu abisi bizim bu izlediğimiz dönemde yani bu 56 gün içerisinde ölmüş.
Ve tabii ki abisinin ölümü üzerine kızımız da çocukluktan itibaren bu Oliver'a yani Megan olarak Oliver'ı kim besliyor?
Ve işte onun bir şekilde hayatına giriyor.
Ondan intikam almak istiyor.
İşte parasını söğüşlemeye başlıyor bir noktadan sonra çünkü işte bize yaptıklarının bedeli ondan çaldığın bu para diye bakıyor.
Hem de diyor ki onu hayatta öyle bir mahvedeceğim ki abime yaptıklarını ödeyecek diyor.
Abisiyle olayı da şu Oliver işte daha lisedeyken lise sonundayken 3 kişilik bir arkadaş grubu gölün kenarında kavga ederlerken Oliver gidiyor bu Megan'ın ya da Sierra'nın artık ne derseniz onun erkek kardeşiyle
diğer çocuğun kavgasını kurtarmak isterken Oliver bu Sierra'nın erkek kardeşine hani sen git işte ben onu sakinleştireceğim deyip gölün kenarındaki sahile gönderiyor.
Ondan sonra çocukla hani sakinleşmek için konuşmaya çalışırken işte Arby'e çıkıyor.
Ondan sonra Oliver çocuğu denizde boğuyor.
Ondan sonra da şey tabii ki çocuk zaten zengin çocuğu ama bu Sierra'nın ailesinde işte Sierra'nın da öyle bir maddi durumu olmak için çocuk şey tabii diyor ki hani işte Oliver diyor senin bu cinayet işlerini kimseye söylemeyeceğiz diyor.
Ondan sonrasında da tabii bunlar ayrılıyorlar.
Kendi evlerine gidiyorlar. Ondan sonrasında da işte Oliver dayanamıyor.
Gece işte babasının ya da avukatının artık kimi aradığını bilmiyoruz.
Onu arayıp diyor ki işte ben bir cinayet işlerim diyor.
Ondan sonra o arada kendinden büyük kişi hemen böyle bir plan yapıyor.
Diyor ki hani bu cinayeti sen işlemiş olamazsın.
Sen bunu git polise itiraf et.
Ondan sonrasında da yani çocuğun zaten cesedi gölden çıkınca da işte Oliver gidip diyor ki işte onu Sierra'nın abisi öldürdü diyor.
Ondan sonra Sierra'nın abisi hani ben öldürmedim vs.
dese de herkes diyor ki işte hani o ortamda iki kişi var.
E bu Oliver'da zaten zengin ailenin çocuğu, tertemiz giyinen, işte hayat çok düzenli olan bir çocuk.
Bu hani iyi çocuk niye o çocuğu öldürsün, sen öldürmüşsündür diyorlar.
Öyle olunca da tabii ki Sierra'nın abisi haksız yere Oliver'ın yüzünden hapse düşüyor.
Ondan sonrasında işte olaya saçma sapan, işte psikolog bile olmayan ama işte psikolojik yönüne insanları etkileyen bir karakter dahil oluyor.
Ve işte Sierra'nın abisi hapiste görüş gününe gidip diyor ki ya işte sen burada hani hiçbir şekilde ceza almadan yatamazsan eninde sona bir ceza alacaksın.
Hani kendinde aileni kurtarmanın en iyi yolu işte sonunda hani kendi hayatını bitirmektir diyor.
Ondan sonrasında tabii ki hani 19 yaşta bir çocuktan bahsediyoruz Sierra'nın abisi o dönemde.
Ondan sonra Sierra'nın abisi canına kuyuyor.
E tabii ki Sierra ya da Megan artık ne derseniz.
İşte Megan da diyor ki işte benim abimi sen öldürdün.
işte işlediğin cinayet yüzünden benim abim hapse düştü orada kendi canına kıydı diyor ve böyle tabii ki Oliver'a bir nefret besliyor ama Oliver da tam tersi hani yıllardır kimseye güvenemediği için yıllar sonra işte Sierra'yla tanışınca ona çok güvenince
vesaire işte diyor ki ya işte hani ben bu kızla tekrar harika bir hayatı kavuşacağım diyor ondan sonra kızda bir tuhaflık olduğunu fark ediyor çünkü kız birlikte yaşadıkları evde işte çelik kasayı açmaya çalışıyor Oliver'ın ceplerini karıştırıyor vesaire en
sonunda Oliver bunu önce kızdan sonra da psikoloğundan öğreniyor ki kızla işte böyle çocukluk gelen bir bağ varmış.
Hatta Oliver da diyor ki aa diyor sen orada küçük kızsın diyor.
Kız da diyor ki hani ben senin o cinayet işlediğin gün abimi eve bıraktığını gördüm ve gerçekten hani abim senin yüzden bu hale geldi diye yıllarca kin besledim ama aslında sen de çok yalnızmışsın.
Senin de çok sevilmeye ihtiyacın varmış.
İşte ben sana kör kütük aşık oldum diyor.
Şimdi buraya kadar her şey bir nebze oturuyor.
Ama demin demiştim ya size hani psikolog olmayan ama psikolojik bir karakter dedim.
O adam bir anda işte Oliver'ın karşısına çıkıp diyor ki ya işte diyor tamam sen işte Meghan'ı affettin ya Ciara'yı affettin işte hani o da abisinin ölümünde hani senin de payın olmasına rağmen o da seni affetti.
Tamam siz birbirinize çok aşıksınız da diyor hani sen benimle yıllarca seans yaptın sen bana bu cinayeti defalarca anlattın.
Bunun da benim elimde ses kaydı görüntü kaydı da var diyor hani.
Eğer sen terapiyi bırakırsan ya da işte polise gidip bu suçu ben işlerimde itiraf etmezsem diyor ben bunları polise vereceğim diyor.
Hani yıllarca zengin çocuğun üstünden para kazanan ve psikoloji bile okumayan ama kendi herkese psikolog diye tanıtan karakterimiz bir anda başrol erkek karakteri tehdit etmeye başlıyor ve sonra bir şey oluyor.
Onu söylemeyeceğim. Ama ben şundan çok korkmuştum ve şey gerçekten 3-4 bölüm anlamaya çalışmıştım.
Oliver'ın evindeki o çürümüş asitlerle yakılmış o ceset kim?
Oliver mı Sierra'yı öldürdü?
Gerçeği öğrenince sen benimle nasıl böyle dolan başlı yollardan tanışıp nasıl bana tuzak kurarsın deyip kendi sevdiği sevgilisini mi öldürdü?
Yoksa Sierra sen benim abimin ölümünden suçlusun deyip sen acaba şey...
Sierra mı gitti Oliver Older diye düşünüyordum.
Ama yani tabii ki küvetin içinde kimin olduğundan bahsetmeyeceğim.
Ama gerçekten dizi öyle bir yerde bitti ki.
Yani bence kesinlikle hani nasıl 365 Days yani nasıl 365 gün film serisi böyle bir sürü tıbbi ve psikolojik makale konu olduysa kesinlikle bunun da sonunu öyle bir akademik araştırma ile devam
ettirmesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü gerçekten inanılmaz bir şekilde bitti.
Ve yani hani insan diyor ki neden hani tıpkı ilk filmde size sorduğum gibi.
Bu dizinin sonunda gerçekten dedim ki neden yani?
Hani neden? Gerçekten hani bunu neden yapmış olabilirler acaba?
Yani neden böyle bir son?
Ama kitap da böyle bitiyormuş.
O yüzden de aslında aşk takıntı, yalanlar ve cinayet gizemini bir araya getiren ve temposu bu kadar bölüm bölüm artan bir dizi neden böyle bir finali tercih etmiş diye düşünüyorum.
Çünkü bence bu hikayeyi ikinci sezonunda görürdü.
Ama öyle bir yerde bitti ki muhtemelen bunun ikinci sezonu olmayacak.
Ama ben partnerliklerini çok sevdim.
Bence gayet uyumlu bir ikiller.
Üstelik yani çekim mekanları çok iyi, kurgusu çok iyi yapılmış, senarisi gerçekten aşama aşama yazmış.
Ve tabii ki bu da sonuçta Catherine Reinhardt'ın Aynı Adlı romanından uyarlandığı için.
E ben de tıpkı bu haftanın filminde olduğu gibi bunun da kitabını okumadığım için aslında herhangi bir beklenti ya da önyargı olmadan bunu izledim.
Öyle olduğu için size de bunu tavsiye ederim aslında.
Ve tabii ki şöyle bir şey var, biz finale kadar cesedin kimi olduğunu ve olayların nasıl bu noktaya geldiğini bilmiyoruz.
Finalde ortaya çıkıyor ve hani baktığınızda aslında...
Yani çok şüpheli, çok gerilim dozu yüksek bir işken bir anda böyle daha tamamen aşkla kaplı, daha böyle şeker kız kendinin hayatı gibi bir halde bitiyor.
Ve gerçekten yani nasıl bu noktaya geldiklerini bilmiyorum ama yani tabii ki günümüzde hani böyle aşk hikayelerine inanmak lazım.
İşte zorluklardan geçen aşklar daha da güçlenir derler ya aslında hani kimisi de öyle düşünüyor ama yani yine de baktığınızda hani böyle bir şey nasıl olabilir?
Böyle bir final nasıl yazabilirler?
Yani ya da hani sonuçta biz izlediğimiz dizilerde, filmlerde eğer bilim kurgu falan...
fantastik şeyler izlemiyorsak.
Genelde hani gerçeğe yakın, gerçek hayatta başımıza gelebilecek olaylar üzerinden yazılan senaryoları izlemeyi daha çok seviyoruz ya.
Yani böyle bir şeyde hani gerçek hayatta kimse bu kadar ileri gitmez diye düşünüyorum.
O finali görünce ama.
Yani bir yandan da hani aşk gerçekten her şeyi aşabilir mi?
Bunu da merak ediyorum açıkçası.
Neyse. Bu bölümde benden bu kadar.
Sizi seviyorum. Haftaya görüşmek üzere demek istiyorum.
Ha bu arada bu hafta inanılmaz bir heyecanım var.
Çünkü kendime yeni sinema defterleri, yeni film ajandaları söyledim.
Belki daha önceki bölümlerde denk gelmemişsinizdir.
Ben her izlediğim filmi, diziyi mutlaka analizlemek için Letterboxd'a biriktirmek yerine, IMDB'nin içerisinden favorilemek yerine onların hepsini ilkel şekilde bayağı hani elimde kalemle defteri yazıyorum
ve o şekilde ajanda tutmayı seviyorum.
Ve yepyeni ajandalar söyledim kendime.
Gerçekten de bunun için çok heyecanlıyım ya.
Böyle yepyeni harika tasarımlı şeyler geliyor elime.
Onlar elime ulaştığında, kargolar bana ulaştığında mutlaka Instagram'dan da paylaşırım, size de gösteririm.
Hatta kullanırsam beğenirsem...
belki size de tavsiye edebilirim.
Sizi seviyorum. Haftaya görüşmek üzere.
Ha bir de eğer dinlemediyseniz çarşamba günkü bölümü dinleyin ve The Gentleman ikinci sezon fragmanını nasıl bulduysanız lütfen bana da sosyal medya hesaplarımdan yazmayı unutmayın.
Hoşçakalın!
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
