
S1B30 - Minyonlar ve Canavarlar / Seeking Persephone
10 Temmuz 2026 · 23 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu hafta bölümde radikal bir değişim yaptım.Umarım hoşunuza gider.
Yeni Bölümde animasyon sinemasını ve İngiltere kırsalındaki mini dizimizi anlattım size.
İyi dinlemeler….
Kısımlar:
(00:00-00:30) - Giriş
(00:31-02:49) - Film Tavsiyeleri
(02:50-03:48) - Milli Takım Yazı
(03:49-06:08) - The Odyssey
(06:09-06:48) - Sinema Gündemi
(06:49-13:27) - Minyonlar
(13:27-21:38) - Seeking Persephone
(21:39 - 23:30) - Kapanış
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda Yayında'sınız şu anda anlık olarak.
Böyle birazcık radyo programları gibi açılış yapayım dedim de bu ara birazcık fazla maruz kaldım.
Nasıl geçiyor haftanız? Her şey yolunda mı?
Hayatınızdaki bütün planlarınız tam tıkırında mı gidiyor acaba?
Ben kendi adıma söyleyeyim.
Harika bir hafta geçirdim ve önümüzdeki hafta içinde şahane bir plan yaptım.
Hazırsanız önce size bundan bahsedeyim.
Şimdi ben önce size isterseniz bu hafta neler izlediğimden bahsedeyim.
Bir kere 1999 yapımı seks oyunları film serisini başladım.
1991'deki seks oyunları 1'i izledim.
Ondan sonrasında seks oyunları 2'yi izledim.
2001 yapımı. Ondan sonra da en son seks oyunları 3'ü izledim.
2004 yapımı. Kendi adıma söyleyeyim.
Bence 1 ve 2. filmde oynayan...
Üvey kardeşler mutlaka bir araya gelip güzel bir ilişki yaşaması gerekiyordu.
Yani evet hani üvey kardeş olaya bazı insanlar çok samimi gelmiyor ama ya da işte çok doğru, etik, ahlaki gelmiyor ama yani sonuçta aralarında bir kan bağı yokken bence kesinlikle o uyum değerlendirilmeliydi.
Ondan sonrasında 3. filmi çok sevdim.
Çünkü 3. filmde ilk 2 filmden farklılar.
Hikayedeki oynayan kahramanlar değişik ama yine ilk 2 filmdeki gibi kimleri kimin cebinde çok da belli değil aslında.
Ve kesinlikle size tavsiye edebileceğim serinin...
filmi bence 3. filmdi.
O yüzden de bence hazır hepsi Netflix'te varken bir oturup bakın, izleyin.
Zaten görüntü kalitesiyle çok sorun yaşayacağını zannetmiyorum.
Bir de benim dikkatim o filmlerde şöyle bir şey çekti.
Şimdi hani biz diyoruz ya işte 2020'lerde yapılan filmlerin renkleri aynı, görüntüleri aynı yani hani hep aynı stüdyolar kurgulatıyor.
Hep aynı insanlar işte kurgulacısı oluyor.
Hep aynı anlayışla kurgulanıyorlar.
Hani çok da böyle farklı bir şey yok.
Zaten geldi aynı yönetmenler hep aynı şekilde kendi filmlerini editlerini yaptırmayı tercih ediyor vesaire.
Ama mesela gerçekten bu filmleri izleminde ben şunu fark ettim.
Hani biz diyoruz ya ya işte 2000'lerin bir rengi vardı.
İşte 2006'da çekilen Şeytan Marka Giyer filminin gerçekten bir rengi vardı diyoruz ya.
Mesela Şeytan Marka Giyer 2'de olmayan şey o.
Çünkü o rengi, o doğallığı, o 2000'ler havasını 2020 alttaki Şeytan Marka Giyer 2 veremiyor ya.
Mesela bunu da gerçekten seks oyunları 3'te o kadar güzel işte Deniz'in rengini görüyoruz ki o kadar güzel böyle kıyafetler, konuşmalar, repliklerin doğallığı.
Mesela günümüzde gerçekten bunu kaybettik bence.
O yüzden de size bunu tavsiye edebilirim.
Onun dışında kendi Kore dizilerimi izledim.
Küçük, minnoş bazılarına başladım.
Mesela Dr. On The Edge bu hafta içerisinde pazartesi, salı, final bölümleri yayınlandı ve o zaman bitti.
Belki onunla ilgili de bir bölüm yaparım eğer siz isterseniz.
Onun dışında çarşamba günü Emmy ödülleri açıklanıyor demek isterim ama aslında Emmy adaylıkları açıklanıyor.
Ödülleri henüz sıra gelmedi.
Onun dışında... Pazartesi günü 12 dev adamın maçına gittim.
Çok güzeldi ve 12 dev adam basketbolda gerçekten ülkemizde yepyeni bir çığır açıyor.
Umarım siz de herhangi bir maçına gitme fırsatı yakalarsınız.
Gerçekten bence konser, maç gibi şeylerin hani hele ki milli maçlarsa toplu yapıldığında çok daha fazla zevk verdiğini düşünüyorum.
Lütfen bir fırsat bulup gidin.
Ha bir de gidemeyeceğimiz maçlar var tabii ki.
O da Filen Sultanları'nın Japonya'daki, Osaka'daki maçları.
Onlar da çarşamba günü başladılar maçlarını.
Önce Polonya ile... Oynadık sonra bugün Amerika ile oynadık ya da oynayacağız.
Bunu hangi saatte dinliyorsunuz bilmiyorum.
Türkiye saatiyle sabah 7'de oynanmaya başladı maç.
O yüzden de umarım maç saatinde beni dinliyorsunuzdur ve beni durdurup lütfen televizyonu açın ve maçı izleyin.
Çünkü bu kadar keyifli bir şey kaçmamalı diye düşünüyorum.
Ondan sonrasında yarın Japonya ile oynayacağız.
En sonunda pazar günü yani ayın 12'sinde de Tayland'da oynayacağız.
Ondan sonrasında da VNL'de 3.
haftayı bitiriyoruz. Bunu da söylemiş olayım.
Spor gündemini. Bu şekilde atlatmış olmayı diliyorum.
Ha bu arada The Odyssey'sinde birlikte geri sayım yapıyorduk.
Geri sayım yapmaya aynı şekilde devam ediyorum.
Yaklaşık bir hafta kaldı.
Ben de arkadaşımla birlikte ön satıştan bileti aldım.
19 Temmuz pazar günü filme gidiyoruz.
Ve ben sırf bu film için arkadaşlar kalkacağım.
Böyle sabahın köründe İstanbul'un bir ucundan diğer ucuna gideceğim.
Yani aynı yakada ama hani asla şey diye düşünemiyorum.
Ya işte aynı yakada daha hızlı gidelim.
Hani Kadıköy'e gitmektense işte Avrupa yakasında başka bir yere gitmek daha kolay gibi geliyor.
Ama aslında hiç öyle değil. Gerçekten gitmeye çok üşeniyorum.
Hele ki pazar günü ama. Yani işte Nolan babamız oturmuş bir şey yapmış.
Ve bütün filmde IMAX kameraları ile çektiği için size çok önemli bir uyarım var burada.
Lütfen filmi rastgele gördüğünüz herhangi bir salonda izlemeyin.
Bakın bu dediğim çok önemli.
Çünkü IMAX kameraları dediğimiz şey çok farklı teknolojilerle, çok farklı ağırlıklarla çekilen görüntülerden oluşuyor.
Ve gerçekten o teknolojiye sahipsiz olan salonlarında bunu izlemeniz gerekiyor.
O sinema salonlarından İstanbul'da sadece 6 tane var.
O 6 tanesinde bana en yakın olanını seçtim ben yine.
Yani her yerde film vizyona giriyor evet ama filmde bir sürü işte görüntü yönetmeninin ortaya çıkarttığı harika görüntüyü tam manasıyla tam rengiyle görmek istiyorsanız lütfen gidin IMAX'da izleyin.
Bu arada halk günü olmasına rağmen Odise'nin bütün seansları neredeyse full çekiyor.
Yani ben böyle bir kalabalık daha önce ne zaman gördüm gerçekten hatırlamıyorum.
Ha gerçi şey de görmüştüm.
Bu yılın başında Hamnet vizyon yerinde gerçi...
Gerçekten Hamlet'te böyle dehşet bir kalabalık vardı.
Bir de şimdi Odisey'de var. Ve şöyle diyeyim size halkımız gerçekten çok merak ediyor yani ortaya ne çıkacağını.
O yüzden de ben de kesinlikle size bilet almanızı öneriyorum.
Ama lütfen bir IMAX sineması seçin ve lütfen bir IMAX salonda izleyin.
Hem mümkünse tabii ki tek başınıza gitmeyin.
Bu sıcaklarda güzel bir arkadaş, güzel bir sevdiğiniz insanla gidin.
Ve lütfen filmden sonra oturun aşama aşama filmin kritiğini yapın ve merak etmeyin.
Biz de onu Ağustos ayının ilk...
Bonus bölümünde yani benim tahminim 12 Ağustos bölümü gibi ama eğer yetişirse 29 Temmuz'daki bonus bölümünde de olabilir de Odise bölümü mutlaka yapacağım.
Yani onu asla atlamayacağım.
Hatta filmi de Nolan hayranı bir arkadaşımla izleyeceğim ve gerçekten ondan nasıl yorumlar çıkacağını merak ediyorum.
Çünkü filmle ilgili işte tarihi açıdan doğru muydu, kostümleri doğru muydu diye çok fazla şey tartışılıyor.
Bakalım hep birlikte göreceğiz nasıl bir şey çıkmış ortaya.
Hah! Bir de haftanın filmine geçmeden önce size bir konuda küçük bir bilgilendirme yapmam gerekiyor arkadaşlar.
Artık sinema gündemini kendi podcast bölümlerimden kaldırıyorum.
Çünkü bölüm çok uzuyor, sizin dikkatiniz dağılıyor.
Asıl konuya gelene kadar birazcık sanki benden, sesimden, işte odan uzaklaşıyor bence.
O yüzden de artık sinema gündeminde paylaştığım, işte size anlattığım detay şekilde verdiğim haberleri podcast'ı Instagram hesabımda ve Twitter hesabımda paylaşayım diyorum.
Ha bu arada kendi podcast'ımın da Instagram hesabımda...
bir şekilde kullanmaya çalışacağım vakit buldukça lütfen oradan da gidin.
Beni hala takip etmiyorsanız edin.
Kendi bu podcast ile ilgili sosyal medya hesaplarım bu bölümün açıklama kısmında var.
Oradan da ulaşabilirsiniz. Geçelim haftanın filmi ne?
Şimdi haftanın filminde ben size ne anlatacağım biliyor musunuz?
Geçen hafta kardeşimle izlediğim Minyonlar'ı anlatacağım.
Neden Minyonlar derseniz bir kere öncelikle animasyonlarla ilgili eğer ön yargılarınız varsa mutlaka O oyun yargılarınızı bir kenara bırakıyorsunuz ve koşarak sinemaya gidip bu animasyonu izliyorsunuz.
Ha bu arada oyuncak hikayesi bölümü yaptım ama oyuncak hikayesi 5'i hala izleyemedim.
Çünkü kardeşimle izlemek istiyorum. Onun da boş vakti yok, benim de boş vaktim yok.
Birbirimize denk gelemiyoruz ama her halükarda ben onu bir şekilde yani dijital platforma...
düştüğünde de olabilir. Mutlaka izleyeceğim.
Siz lütfen iki animasyonda iki köklü ve seyircisi olan animasyonda sinemadayken, vizyonlarken mutlaka yayında olan, vizyonda olan şeyleri lütfen gidin izleyin ve lütfen sinemada izleyin bunu.
Rica ediyorum. Gelelim Minyonlara.
Neden Minyonları seçtim? Çünkü gerçekten bence film çok güzeldi.
Size de kesinlikle tavsiye ederim.
Gerçekten müthişti bence.
Minyonlarla ilgili küçük biraz bilgi vereyim size hemen.
Bazı teknik bilgileri. Filmin ana yönetmeni Piera Coffin kendisi aynı zamanda Minyonların ikonik sesini de 2010'dan beri yapan biri.
Yarımcı yönetmeni olarak ise Patrick Delek.
görev alıyor. Dünya çapında ne kadar izlen, ne kadar hasılat yaptı onu söyleyeyim size.
Film henüz yeni vizyon girdiği için aslında kesin toplam bir seyirci sayısı ve net bir hasılat rakamı belli değil.
Şu ana kadar açıklanan rakamlarda ise dünya genelinde ilk geniş vizyon hafta sonunda 121,4 milyon dolar hasılat elde ediyor.
Daha önce bazı uluslararası pazarlardaki erken gösterimlerden de 38 milyon dolar kazanmış.
Böylece ilk günlerdeki toplam küresel hasılatı yaklaşık 160 milyon dolar seviyesine gelmiş.
ücretsiz ise yaklaşık 85 milyon dolar olarak açıklanmış.
Şöyle bir durum var. Kaç kişinin izleyeni net olarak bilmiyoruz.
Çünkü stüdyolar dünya çapında resmi seyirci sayısı açıklamıyorlar.
Bu nedenle kesin izleyici sayısı bilinmiyor.
Halsat üzerinden tahmin edebiliriz tabii ki ama ülkelere göre bilet fiyatları çok değiştiği için güvenilir tek bir sayı vermem size mümkün değil.
Önceki Mion filmlerinden farklı olarak bu filmde ne anlatılıyor?
Hollywood merkezi bir hikaye anlatılıyor.
Mionlar ilk kez film yıldızı olmaya çalışıyorlar ve ben bayıldım.
Çünkü Mionların...
Kendi çektiği işte o setteki yönetmen Fransızdı.
Ve bilmiyorum eğer izlediyseniz filmi.
Oradaki yönetmen rolündeki adam Ratatouille filmindeki aşçıya da benzemiyor mu?
Yani aynı tipleme, aynı konuşma tarzı değil mi?
Böyle Fransız aksamlı Türkçe konuşuyor.
Çünkü ben ülkemizdeki ses sanatçılarını onurlandırmak için bu animasyonu Türkçe dublajı izledim.
Ve gerçekten çok keyif aldım.
Ama tabii ki Minyonların birçok sahnede Türkçe konuşmuyorlardı.
Onu beklemeyin. Ama kesinlikle diğer karakterlerin Türkçe konuşması seslenmeye...
bayılım gerçekten. Hangi stüdyo yaptıysa kesinlikle ellerine sağlık.
Onun dışında diğer filmlerden farklı olarak canavar filmi unsurları eklenmiş.
Hikaye klasik guruya yardım temasından çıkıp dev yaratıklar ve dünya çapındaki kaoslara odaklanmış.
Daha fazla aksiyon ve felaket komedisi var yani canavarlarla mücadele filmin ana çatışmasını oluşturuyor.
Şimdi Minyonlar kendi kötü adamlarını kaybettikten sonra bu filmde kendilerine yeni kötü karakterler, canavarları arıyorlar.
Bu arada buldukları insanlar sonra o insanların başlarını Getirdikleri şeyler vs.
derken gerçekten çok komikti.
Bakın yetişkin bir insan olarak ben gerçekten çok eğlendim.
Ve sizin de ne kadar eğleneceğinizi tahmin ettiğim için lütfen gidin izleyin rica ediyorum.
Bu arada seride ilk kez Hollywood'un film endüstrisi doğrudan mizah konusu yapılıyor.
Yani normalde Hollywood Amerikan işini çok fazla karşımda çıkarken genelde övülerek çıkarttılar ya işte Hollywood sineması bütün sinemayı var etti.
İşte Hollywood sinemanın kökleri denir mesela.
Ama bunların aslında tebenine baktığımızda Hollywood birçok insanın da çok kötü...
kolları sürükleyen çok kötü önyargılar yaratan da bir endüstri aslında.
Bu filmde de buna dikkat çekiliyor aslında.
Ve Gur'un hikayesinden ziyade yani ana bu Minyonların başındaki kötü adam kötü adamdan ziyade Minyonlar tamamen başrolüye yer alıyorlar aslında.
Ama şöyle bir durum var.
Film gişede ilk hafta sonunda zirveye çıkmasına rağmen dünya çapındaki gişeden bahsediyorum.
Minyon Çılgın Hırsız serisinin ABD'deki en düşük açılış hastalığını yapmış.
Buna rağmen önümüzdeki haftalarda uluslararası performans sayesinde kar geçmiş.
bekleniyormuş filmin. Ülkemize ne kadar izlendiğine bakarsak ülkemizde 2 Temmuz'da vizyona girdi ve ilk hafta son performansında da 70 neredeyse 75 bin seyirciye ulaştı.
Yaklaşık 30 milyon TL'de gişe hastalığı yaptı ilk hafta sonunda.
Film şu anda ülkemizde sinema gişesinde haftanın bir numarası ama vizyonda hala farklı filmler olduğu için yeni yeni filmler geldiği için henüz bu rakamlar net değil.
O yüzden net bir Türkiye hastalığı veremiyorum size.
Ama kesinlikle şu konuda çok netim size karşı arkadaşlar.
Lütfen gidin izleyin ve ne olur izledikten sonra bana yazın.
Emin olun ailenize, sevdiklerinize çok keyif alacaksınız.
Bir kere kurgusu çok güzel.
Gerçekten size hayal kırıklığına uğratmıyor çünkü net bir beklentiyle gitmiyorsunuz.
Hani eğer çok ciddi bir Minyonlar fanı değilseniz.
Onun dışında gerçekten sizin kendinizi geliştirmenizi sağlayacaksa farklı perspektifler açacak sahneleri var.
Çok şaşırdığım bazı nüansları var ve bu Minyonlar serisi 1927 yılında geçiyor ve Minyonlar bir şekilde zengin oluyorlar.
Ve işte Amerika'nın güzelliklerini Los Angeles'ın New York'u görüyoruz 1927 yılında.
Ve tabii ki bu da ister iseniz aslında animasyon olsa da hayali ve tarihi bir dekor demek.
Ve gerçekten onu da çok iyi yaratmışlar.
Gerçekten takdir ettim yani.
Ha bir de şöyle bir şey var. Biliyorsunuz 1927'de bu olaylar yaşanırken yaşadığımız dünyada 1929'da dünya ekonomik buhranı var.
Ya da mesela filmde şöyle çok hoşuma giden bir nüans oldu.
Bakalım siz onu kendiniz izlerinize yakalayacak mısınız?
Filmde milyonlar kendi parmaklarını yere basıyorlar.
Böyle balçık gibi gri bir nasıl diyeyim hani gri yapışkan bir madde düşünün jel gibi yere basıyorlar.
Ondan sonra diyorlar ki aa işte bizim burada izimiz çıktı.
Demek ki bizim izimiz. burada yüzyıllarca kalacak diyorlar.
Bu aslında neye işaret diye şöyle bir düşünseniz bence bulursunuz.
Son dönemde çok fazla gündemde olan Hollywood yıldızlarının isimlerinin yer aldığı ve yıldızlarının olduğu sokak.
Ve bence çok güzel bir Mizahla bunu anlatmışlar ve bakın bu olaya mesela işte David Beckham yapınca insanlara çok fantastik geliyor.
İşte ne bileyim Emily Blunt yapınca insanlara çok etkileniyor.
Diyor ki ya bu bugüne kadar yok muydu zaten o kadar iyi bir oyuncunun işte bugüne kadar olmaması hata diyorlar.
Ama ya aslında yapılan şey tamamen parayla o yıldızın olduğu yerde kendi adınızın durması için orayı kiralamak temelde baktığınızda.
E böyle oldu işte tabii ki minyonlar bunu yapınca çok komik ve hani insanın gerçekten yüzüne çarpan bir gerçeği fark ediyoruz hep birlikte.
O yüzden... bende şans vermelisiniz diye düşünüyorum.
Şimdi gelelim Haftanın dizisine.
Haftanın dizisinde bizi ne bekliyor biliyor musunuz?
Haftanın dizisinin adını söylesem mi bilmiyorum çünkü ben bu adı okuyamıyorum ya.
Yani fonetik olarak bizim dilimize hiç uygun bir isim değil.
Ve yani hani tonlarca İngiliz ismi varken niye bu ismi seçmişler?
Niye bu isimde bir dizi yapmışlar?
Gerçekten ben anlamıyorum arkadaşlar.
Ya anlayan biri gelsin.
Ne diyeyim ki yani? Ya arkadaşlar şöyle ki size bu Haftanın dizisinin adını okuyarak gerçekten eziyet etmek istemiyorum kulaklarınıza.
Zaten başlıkta yazdık. Zaten ben böyle bir parçalara ayırdığım için de şu an neden bahsettiğimi anlamışsınızdır diye düşünüyorum.
Şimdi öncelikle bu dizinin hikayesinden bahsedeyim ben size isterseniz.
Hikaye şu. Yoksullaşan ve ailesini kurtarmak isteyen kızımız Servet ile dikkat çeken münzevi ve yaralı ruhlu bir Dük ile yani Adam ile birbirlerini görmeden evleniyorlar.
Ve ondan sonrasında zamanla Dük'ün ürkütücü mal hikayesinin ardındaki...
Gerçek adama ulaşmaya çalışıyor kızımız ve gelişen tehlikelerle birlikte eşini korumak için çabalıyor.
Şimdi ilginç olan şey şu.
Ben size neden bu diziyi seçtim?
Çünkü gerçekten bence geri planda kaldı ve birçok insana ulaşmasını istiyorum.
Dünya çapında gerçekten izleyip beğenilmesini istiyorum ki...
Nihayet artık böyle birazcık off campus etkisiyle geçmeye başladığı için özellikle bir cırtında böyle yavaş yavaş albenisini yitirdiği için insanlar artık böyle şeylerinde olduğunu fark ettiler diye düşünüyorum.
Bu dizinin diğer dizilerden bir farkı var.
4 bölümden oluşuyor. Ülkemizde resmi bir dijital platformu yok.
Öyle olduğu için de malum sizlerden bulup izleyebilirsiniz diye düşünüyorum.
Yani 4 bölüm demek total 4 saat demek.
Mesela bir pazar günü öğleden sonranızı bu diziye ayırsanız çok hızlı bitirirsiniz diye düşünüyorum.
İngiliz tarihi dramalarını seviyorsanız işte İngiltere'deki kırsaldaki böyle büyük kaleleri, şatoları, surları izlemeyi seviyorsanız kesinlikle bu dizi son noktasına kadar size hitap edecektir diye düşünüyorum.
Başörülerimiz Rain Bale ile Jake Storm'ın ve kesinlikle birbirlerine çok yakışmışlar ve Gerçekten başlığındaki erkek oyuncuyla dizide canlandırdığı Duke yani Adam'la bir alakası yok.
Oyuncunun inanamadım yani oyuncunun hani merak ettim çünkü gerçek hayatta bu adam nasıl gözüküyor ki dedim.
Çünkü dizide kendisi sakallı ve gerçekten hani tamamen rolüne bürünmüş işte çok karamsar çok böyle hani insanın içini ezen bir sessizlikle bir kalenin içinde kocaman bir kalenin içinde tek başına yaşıyor aslında.
Ve böyle olduğu için hani insan gerçekten merak ediyor yani bu kadar iyi bir oyuncu gerçek hayatta nasıl gözüküyor?
Hani sakalsız işte üstünde dönem kıyafeti.
yokken diye baktım. Alakaları bile yok.
Ve gerçekten böyle oyunculuklara daha çok hasta oluyorum.
Yani böyle insanlar daha çok karşıma çıkar.
Daha çok karşımıza çıkar umarım.
Çünkü gerçekten işini hakkıyla yapan insanı hepimiz özlüyoruz bence ya.
Çünkü bence temelde bütün sektörde şöyle bir sıkıntı var yani Özellikle kendi ülkemiz için söylüyorum.
Herkes çok güzel olmaya, çok yakışıklı olmaya, sesin çok güzel olmasına, kaslarının çok güzel gözükmesine o kadar odaklı ki.
Aslında ne kadar oynayamadığını, ne kadar güzel gözükeyim derken, ne kadar avam gözüktüğünü, ne kadar kendi yarattığı personelinin, yarattığı kişiliğin üstüne ne kadar sakil
durduğunu o kadar fark etmiyor ki.
Her sahnede ağlasa da güzel gözüksün.
Doğum yaparken bir doğum sahnesiyle güzel gözüksün.
İşte yok efendim kaçırma sahnesine güzel gözüksün.
Mutlaka bütün karakterlerimiz akşam yatarken makyaj yatsın.
Bütün kızlarımız sabah kalkarken saçlar maşalı kalksın.
Ya bir de desin ki yani kardeşim hani biz günlük hayatta böyle yaşamıyoruz.
Biz bunu neden bu şekilde insanlara lanse ediyoruz desin.
Ama tabii bizim halkımızda, bizim teknik ekiplerimizde nerede öyle bir psikoloji, nerede öyle bir zaman, nerede öyle bir ince düşünce demek istiyorum açıkçası.
Şimdi bu dizi IMDB'de 7.6 almış.
10 üzerinden bu sene daha...
Yeni çıkmış bir dizi ve ikinci sezonu ile ilgili de henüz net değil.
Ama şöyle ki Historical Romance'dan uyarlanan Yunan mitolojisindeki Hades ve Persephone efsanesinin 1800'lerin İngiltere'sine yani Regency dönemine uyarlandığı bir min dizi olduğu için aslında
ikinci sezonu gelecek mi diye ortada net bir fikir yok.
Ama dünya çapında çok sevildi.
Öyle olduğu için gel edebilir, gelme edebilir.
Ama umarım gelir ve daha çok insanın bu ulaşır demek istiyorum açıkçası.
İkinci sezon daha netleşmiş değil.
Ama şimdi dünya çapında da hani...
İnsanlar böyle her sezon artık Bridgerton'da hani aynı kadronun içindeki insanlara farklı farklı aşkları çıkmasından da bence bir tık sıkıldı.
Bir de sezonların arasında çok uzun zaman var.
Bir de mesela ben Bridgerton'da neyi izlemek istiyorum?
O ailedeki küçük kızın hikayesini izlemek istiyorum.
Aslında tabii ki o kız artık küçük değil de.
Yani Bridgerton ailesindeki Eloise'nin hikayesini izlemek istiyorum.
Şimdi Bridgerton'da sıradaki sezonu yani önümüzdeki senede Francesca ve eşcinsel sevgisi yani ölen kocasının işte akrabasıyla aşk yaşayacak.
Yani iki kadının aşkını izlemek de bana gerçekten bakın şey demiyorum.
Yani yapılmamalı izlenme öyle asla demiyorum.
Ben izlemeyi tercih etmiyorum.
Bu tamamen benim kendi şahsi fikrim.
Öyle olduğu için de yani gerçekten ruhum sıkılıyor.
O yüzden de bir sonraki sezon birbirisini izlemek istemiyorum.
Yani hani böyle bir yokluk döneminde de gerçekten İngiltere'nin kırsalındaki o mecburi evlilik hikayelerini seven bir insan olarak da böyle küçük ama gerçekten izlenmeye değer işlerde...
benim harbiden gözlerimi yaşartıyor.
Beni çok mutlu ediyor. Size tavsiye ediyorum farklı şeyleri her zaman arayın.
Her zaman bulmaya çalışın. Çünkü gerçekten bir diziyi sevmiyorsak onu bitirmeye uğraşmamamız gerekiyor bence.
Çünkü zamanımız kıymetli.
Ömür dediğimiz şey bir kere geliyoruz.
Hayat bir gün o da bugün diyoruz.
O yüzden de kendimizi hiçbir şeye zorlamalıyız bence.
Ama kendi fikrime soruyorsanız eğer ben illa başladığım şeyi bitirmeye çalışırım.
Şimdiye kadar bıraktığım bakın yarım bıraktığım tek dizi Taxation onun da sebebi gerçekten akmıyordu.
Yani her bölüm böyle bir saat ve ben onu izlerken HBO Max'deydi.
Hala oradan bilmiyorum. Birinci sezon sekizinci bölümde kaldım yanlış hatırlamıyorsam.
Yani yine böyle kafamın hani gerçekten böyle bomboş olduğu böyle tamamen sıkıntıdan boş duvarlara baktığım bir günde mutlaka ben ona başlayabilirim.
Ben yani çünkü bir şeyleri...
yarım bırakmayı sevmem arkada bırakmayı sevmem geride kalsınlar hiç istemem öyle olduğu için de mutlaka ona döneceğim ama gerçekten o kadar sıkıcıydı ki yani bakın dayanamadım bile ama yani tabii ki onun dışında hani dünya
çapında işte atıyorum mesela bir nur bir gece eylem filmi size sıkıcı geliyorsa bırakın arkadaşlar emin olun hani kendinizi zorlayacağınız kadar önemli ve güzel ve sizi gerçekten çarpacak kadar eğlenceli,
keyifli o kadar sarçak bir şey olmayabilir onun içinde.
Romantik komediler mecburi anlaşmalı evlilik işleri için söylemiyorum ama özellikle hani imza yönetmenlerin büyük işleri mesela.
Mesela işte Kubrick, Spielberg ne bileyim işte Almodovar.
Bunların filmlerini izlerken kendinizi bu kadar zorlamayın bence.
Çünkü herkesin sinefili olmasına gerek yok.
Herkes aynı türü sevmek zorunda değil.
Mesela ben artık insanların işte korku filmi sevmesine de, bilim kurgu sevmesine de ne bileyim dram sevmesine saygı duyuyorum çünkü o kadar Farklı insanın o kadar farklı tercihleri var ki.
Yani kimseye dönüp de şey diyemiyorsunuz.
Ya işte Allah işte hani bilim kurgu filmleri de hani bir türden mi sayılıyor artık?
Zaten bilgisayarda hazırlanıyor diyemiyorsunuz.
Bakın ben bunu bireysel olarak düşünüyorum ama kimseye bunu dayatamayacağımız için farklı şeyleri her zaman aramak gerekiyor diye düşünüyorum.
Ama anladığım kadarıyla Non da bu en son çıkaracağı filmde yani önümüzdeki hafta çıkacak Odyssey filminde bilim kurgudan birazcık daha uzaklaşıp tarihten Yunan mitolojisinden bazı anlar önümüze sürüyor.
O yüzden de ortaya ne çıkacağını merak ediyorum.
Bu diziye geri dönersek bunu da size tabii ki tavsiye ediyorum.
Kardeşim oturun izleyin.
Yani şöyle bir hani sıcaktan piştiğiniz bir gün şöyle soğuk İngiliz kırsalı hepimize iyi gelir diye düşünüyorum.
Ve tabii ki önerilerime güveniyorsanız size şunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Ben bu diziye bir gün gece yarısı çok net hatırlıyorum.
Geçen aydı galiba. Şöyle bir şey oldu.
Gece yarısı izleyecek bir şey arıyordum.
Ertesi günün izliğinde olduğum için.
Buna başladım. Ondan sonra ben buna gece 1'de başladım.
Sabaha karşı 5'te bitirdim.
Ondan sonra güneş doyuyordu zaten.
Direkt yattım. ama hiç başından kalkamadım.
Son derece sürükleyici ve son derece akıcıydı.
Rica ediyorum siz de büyük bir sabırla izleyin ve lütfen izledikten sonra bana fikirlerinizi mutlaka sosyal medya hesaplarından yazın.
Bunu da size böyle anlatmış oldum.
Ve bu haftalık benden bu kadar.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Haftaya... harika bir bölümle daha karşısına çıkmayı umuyorum.
Eğer tatildeyseniz, yazlıktaysanız ya da henüz benim gibi yıllık izinize çıkmadıysanız ya da ailenizle birlikte deniz kenarında harika bir tatil yapıyorsanız hepinizin keyfinin bol olmasını
diliyorum. Tatile çıkmak için benim gibi bekleyenler de birazcık daha sabredin.
Ağustos'a gelince bence hepimiz böyle iplerimizi koparırcasına tatillere, deniz kıyılarına gideceğiz diye düşünüyorum.
Sizi seviyorum. Haftaya görüşmek üzere demeden önce haftaya Bir bonus bölümümüz olduğunu da hatırlatayım.
Ve çok keyifli bir bonus bölümü çektik.
Onu da daha dün kaydettik.
Ve gerçekten çok keyifli oldu.
Hatta sonlarına doğru o mu bu mu gibi küçük bir oyunda oynadık konuğumla.
Bakalım. Keyif alacağınızı umuyorum ya.
Yani şöyle birazcık İtalya, birazcık işte böyle esmerler, birazcık kumrallar.
Yani dünya çapında yakışıklılar da var.
Hani esmer diyorum ama işte ne yapacaksınız?
Her güzelinde bir kusuru var.
Neyse tamam. Ay yeter tamam.
Herkese hayırlı cumalar diliyorum.
Buna eğer cuma günü dinliyorsanız.
Umarım olduğunuz yerde hava çok güzeldir.
Çünkü gerçekten şöyle ılık bir rüzgara...
ve iyi bir romantik komediye her zaman ihtiyacımız var.
Önümüzdeki hafta çarşamba gününe gelene kadar lütfen sinemaya gidin.
Bakın sinema salonları soğuk.
Her türlü aktivite için, serinlemek için, romantik anlar yaşamak için sinema salonları kadar ideal yerler yok.
O yüzden lütfen gidin. Koşa koşa sinemaya gidin.
Zaten herkes böyle dışarıda vakit geçirdiği için ya da işte tatil gittiği için sinema salonları şu anda ekstra boş.
O yüzden gidelim. Birazcık da sanata, kültüre ne bileyim birazcık da beyaz perdeye para kazandıralım değil mi?
Sizi seviyorum. Haftaya görüşmek üzere.
Haftaya çarşamba yeni bonus bölümde görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
