
S1B3 - Bir Düşüşün Anatomisi - Ali Bilgin’den Yargı
2 Ocak 2026 · 39 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu hafta en çok ihtiyacımız olan kavramdan,hukuktan bahsediyoruz.
Fransız hukukunun son dönemdeki en iyi örneği olan,oyunculukta bir çıta yaratmış Sandra Hüller ve adaletin etik yanını sorgulatan bir film…Anatomy of a Fall izlerken bizi çok zor bir soru bekliyor…Hukuk’un etik sınırlarını tartışacağımız bir film…
•Hukuk konuşuyorsak ülkemizin en ünlü hukuk dizilerinden birini de konuşmazsak olmaz.
Uluslararası Emmy ödüllü Yargı’yı masaya yatırdık.Ana çevreleriyle konuştuğumuz diziyle ilgili de üstünkörü eleştirilerimi yaptım ama merak etmeyin bu kadar değil.Bu bölüme part-2 gelecektir.Çünkü hala içimde kalanlar var.
Herkese iyi dinlemeler
Instagram: vizyondayayindapodcast
Transkript
Herkese merhabalar. Vizyonda Yayın'dan 3.
bölümüne hoş geldiniz. Resmen 2026'ya girdik.
Umarım yeni seneye çok güzel girmişsinizdir.
Umarım yeni senede hepimizi çok güzel gelişmeler, çok güzel yeni sene filmleri, çok güzel yeni diziler bekliyordur.
Bu arada yılbaşı gecesini nasıl geçirdiniz diye merak ediyorum.
Lütfen yazın bana. Ben evdeydim.
Ben çok klasik girdim yeni yıla.
Çünkü bakın arkadaşlar şöyle hemen size haftalık çalışma sistemimi anlatayım.
Bu sayede siz eminim bana hak verirsiniz yılbaşını geçirme şeklimde.
Pazartesi günü tüm gün bant çektik, yılbaşı bantlarını çektik ve ben gerçekten alt reji, üst reji, işte şimdi aşağıdaki bant yayını bitirsem yukarıdakine yetişebilir miyim ya da işte aşağıdaki kaçta biter
de işten kaçta çıkabilirim diye sürekli bunun hesabını yaptım.
Gerçekten çok görücü bir gündü.
Ondan sonrası Salı, Çarşamba, Perşembe izinliydim.
Ama şöyle şimdi İstanbul'da yaşayanlar beni çok iyi anlayacaktır.
Şimdi arkadaşlar İstanbul trafiğini hepiniz biliyorsunuz.
İşte yılbaşı, dini bayram, milli bayram ya da uzun yaz tatillerinde evet İstanbul trafiği biraz azalıyor ama yani şimdi 3 günlük boşlukta da 3 günlük tatile nereye gitsem diye düşündüm.
Yani Antalya'ya gidebilirdim orada bir evimiz var ama yani gideceğim bir gün işte uçak yolculuğunda yorulacağım bir de daha öncesinde belli bir...
Rahatsızlığım olduğu için uçak yolculukları çok benlik olmuyor genelde.
Ve uçağa binip indikten sonra geldiği bir gün boyunca kulaklarım tıkalı kalıyor ve iğrenç bir his.
Yani ne yaparsam yapayım bundan kurtulamıyorum.
Bir gün Ordu Antalya'da geçirdim diyelim.
İşte sevdiklerine buluştum, gezdim, eğlendim.
Çok güzel yılbaşını kutladım.
Sonra buraya döndüm bir gün.
Bana üç günlük tatilin sonunda sadece yol yorgunluğun kalacağı için ben de dedim ki uslu uslu evimde oturayım.
Karın yağma şeklini izleyeyim.
İşte karı izleyerek güzel bir keyif yapayım dedim ki gerçekten güzel de geçti.
Umarım bütün sene bu sakinlikte, bu huzurda ve bu mutlulukta geçer hepimiz için.
Bu arada bir haftada görüşmedik sizinle.
Umarım çok güzel şeyler izlemişsinizdir.
Bana önerebileceğiniz bir dizi, film, belgesel varsa lütfen sosyal medya hesaplarımdan yazın açıklamada gördüğünüz.
Çünkü gerçekten bir hafta uzun bir süre.
Umarım siz de bu bir haftada bol bol sinemaya gitmişsinizdir.
Bol bol sevdiklerinizle ya da tek başınıza yeni ve güzel şeyler izlemişsinizdir.
Bu arada son bir hafta sosyal medya hesaplarım sizden gelen önerilerle gerçekten dolu taştı.
Çok teşekkür ederim. Yani ben de bu sayede kimler neler seviyor, nelerden hoşlanıyorsunuz, ne tür filmler, diziler izliyorsunuz, neler takip edip neleri izleme listenizde daha yukarıya koyuyorsunuz onu fark ediyorum.
Çünkü daha henüz birbirimizi tanıma aşamasındayız.
Sonuçta tanıma, tanışma bunların hepsi karşılıklı yapılan eylemler.
O yüzden de umarım birbirimizi daha iyi tanıdığımız, daha uzun...
Bölümler daha uzun günlerde görürüz hep birlikte.
Onun dışında ben de nihayet artık taşınacak bir ev buldum.
Yani bu ekonomik krizde bu kadar zamda vesaire nihayet kendime göre bir ev buldum.
Artık böyle şu anki evimizde kollama aşamasına gelerek haftaya taşınırız diye düşünüyorum.
Onu da size podcast'ten söyleyeceğim zaten.
Bakalım daha bu podcast nelere şahit olacak değil mi?
Onun dışında bir yandan da bu podcast'ta aynı hafta bir dil kursuna başlamıştım.
Ona devam ediyorum.
O da tahminim Mayıs-Haziran gibi bitecek.
diye düşünüyorum. Bakalım inşallah dil kursu bittiğinde şakır şakır konuşuyor olurum yani.
Kendimden ümitliyim, inatçıyım bu konuda.
Onun dışında henüz daha yılın başında olduğum için özellikle bu hafta televizyon sektörümüze yaprak kıpırdamıyor.
Zaten geçen hafta Benleman dizisi bitti.
Gerçekten çok üzgünüm yani.
Keşke Now TV onu bitirmeseydi.
Ama yani tabii ki kanallara da kızamıyoruz çünkü kar etmedikleri bir şey yayınlamaya devam etmelerinin ve gelirden çok gider harcamalarının özellikle yapım şirketlerinin bir mantığı yok.
O yüzden de Yapılabilecek hiçbir şey yok.
Hatta dizinin oyuncuları da sosyal medyadan yapılan Ben Leman dizisi, Disney Plus'ın yayınlansın, hashtag çalışmasına katıldılar.
Ama oradan da bir şey çıkacağını sanmıyorum ki bu dizi Disney Plus'ta yayınlansa genelde televizyon dizileri bu şekilde dijitale geçtiği başarılı olmuyor.
Yani başlasa da, başlangıçta çok izlense genelde devamı güzel gelmiyor.
Ya da televizyondaki o her açıdan ulaştığı kitleye genelde dijitale ulaşamıyor.
Bu da ciddi bir sıkıntı. Öyle olduğu için de yani bunu yapsalar bile oyuncular hem düzenli para kazanmazlar hem bir devamlılığı olmaz hem de ne kadar eleştirsek de televizyonun ne kadar uzun olmayacağı için
bölümler o keyfi o televizyon dizisine aldığımız keyfi dijital işlerde en azından yerli işlerde alamıyoruz öyle söyleyeyim size.
Tabii bunun dünyada birçok istisnası var ama neyse biz televizyona geri dönersek yine bu hafta dizilerin yeni bölümleri yok ve bu yüzden tabii ki içerik üreticileri de tüketicileri de Ne üretsek ya da ne izlesek
ne tüketsek diye bakıyorlar. O yüzden ben de size bu hafta kendi izlemeye başladığım bir şey öneriyim.
Okan Yalap'ın başrolünde olduğu Kasaba dizisine başladım Netflix'te.
8 bölüm zaten çok hızlı akan, çok rahat sizi böyle alıp sürükleyen bir dizi.
Yani tavsiye ederim ben daha bitirmedim ama şimdiden bana açıkçası umut vaat ediyor.
Yani sürükleyici, kendini izleten ve güzel mesajlar veren ve tabii ki iyi oyunculuklarla bizi donatan güzel bir yerli iş olmuş bence.
Yani böyle tabii ki güzel yerleştiri görünce de insan bir gururlanmıyor değil ya.
Vallahi gördüğüm herkese önermek istiyorum şu anda.
Çünkü gerçekten iyi yerleştiri hem televizyonda hem dijitalde hem sinemada gerçekten çok ihtiyacımız var.
Çünkü dünyada televizyonda, sinemada, dijital platformların içinde gerçekten hem içerik satın almada hem de o içerikleri tüm dünyaya satmada, ihracat yapmada gerçekten çok iyiyiz.
O yüzden de bunu değerlendirmemiz gerekiyor ve daha çok iş yapmamız ve daha çok işi yurt dışındaki ülkelere satmamız gerekiyor bence.
Çünkü ne yaparsak yapalım bu bizim endüstrimiz ve bu aslında bazılarımız önemsiz görüyor.
Ya işte bir tane televizyon dizisi de bir tanesinin filmi ne olacak ki deniyor.
Ama hayır yani hiçbir şey sadece gözüktüğü şey değil aslında.
Hepsi kocaman bir bütünün parçası.
Ve belki de ülkemizde Turizm Bakanlığı'nın bile yapamadığı kadar iyi bir PR'e bir tane Muhteşem Yüzyıl dizisi, bir tane Karisevda dizisi, bir tane Yargı dizisi yapıyor.
Yani bunu maalesef göz ardı edemeyiz.
O yüzden de çok güçlü bir sektörümüz olmak zorunda.
Çünkü öbür türlü her şeyi kendi akışına bırakırsak yani şu an olduğu gibi davranırsak gerçekten ülkemize bu şekilde turist çekemeyiz.
Tabii ki gelen turistin de nitelikli olması gerekiyor ama bu başka bir konu.
Ama siz beni anladınız bence.
Bu haftanın filmine geçmeden önce şey de söyleyeyim.
Sinemada iki gün önce Sentimental Value'yu izledim.
Nihayet gerçekten çok merak ediyordum.
Yani o kadar heyecanlıydım ki onu izlene kadar.
Onu izledikten sonra da fikirlerimi sosyal medya hesabından paylaştım.
Görmüşsünüzdür zaten diye düşünüyorum.
Ama yani o kadar ilginç ve o kadar değişik bir filmi kesinlikle böyle bir ara metinde anlatmak istemiyorum.
Onun için ayrı bir bölüm yapmak istiyorum.
O yüzden belki gelecek haftalarda belki bu...
Ay bitmeden ya da önümüzdeki ay mutlaka onunla ilgili bir bölüm kaydetmek istiyorum.
Siz de bu arada lütfen izleyin onu.
Lütfen sinemada vizyondan kalkmadan gidin bir bakın.
Hoşunuza giden bir yeri olursa lütfen not edin bana da haber verin.
Onu burada podcastta hep birlikte konuşalım istiyorum sizinle.
O yüzden şimdilik sadece izlediğimin bilgisini verip geçiyorum.
Şimdi gelelim bu haftanın filmine.
Bu bölümde hukuk, adalet ve suç temalı işlere bakacağız sizinle birlikte.
Hazırsanız başlıyorum.
Bu bölümün filmi... Oscar ödüllü en iyi orijinal senaryo dalında Oscar almış bir filmi konuşuyoruz hep birlikte.
Anatomy of a Fall yani bizdeki adıyla Bir Düşün Anatomisi.
Filmin süresi 2,5 saat.
Filmin dili hem İngilizce hem yer yer Almanca hem de Fransızca ve eminim filmi bugüne kadar izlemediyseniz bile kesinlikle duymuşsunuzdur.
Film 2023 yapım bir Fransız hukuk draması ve filmin imdb ponu 7.6.
Bu arada IMDb puanını da söylüyorum ama yani açıkçası ben izlediğim şeyler de geldi.
İzledikten sonra filmle ilgili detaylara bakarken IMDb puanına bakıyorum.
Yani IMDb puanını baz alıp işte IMDb puanı hangisinin en yüksekse onu izleyeyim gibi bir seçim asla yapmıyorum.
Çünkü arkadaşlar eninde sonunda sinema dediğimiz şey öznel bir şey.
Yani sinemaya bakış açımız, sinemanın bize kattığı şeyler bir filmden, bir içerikten ya da o içeriğe bakış açımız vs.
bunların... hepsinden beklediğim şeyler aslında çok farklı.
Yani onu çok melankolik bir dönemde izlerim, hiç beğenmem.
Çok mutlu olduğum bir dönemde o filmi, o diziyi izlerim, çok beğenebilirim.
Yani bunlar çok özel şeyler olduğu için.
Sonuçta IMDb puanında o puanı veren belki 50 kişinin puanları oluşturuyor.
O yüzden de ben mesela IMDb puanın 2-3 olduğu tonlarca romantik komedi izledim.
Ama baktığınızda çok keyif aldım, çok eğlendim, gerçekten bayıldım.
Yani o yüzden de başkalarının fikirlerine bu kadar önem vermemeliyiz bence.
O yüzden mutlaka... Benim önerdiğim şeyler de mutlaka kendiniz izleyin, kendiniz bir fikriniz oluşsun.
Ve tabii ki ondan sonra hep birlikte oturup konuşalım iyi yanlarını, kötü yanlarını.
Yani ben burada bunu anlatırken tamamen teknik detaylar dışında tamamen kendi fikirlerimi, kendi filme bakışımı anlatıyorum.
Yani ben bunu böyle buldum diye siz de bunu böyle bulmak zorunda değilsiniz.
Neyse devam edeyim. Bu film dünya premierini Cannes Film Festivali'nde altın palmiyenin sahibi olan Hitchcockvari bir mahkeme filmi olarak yapıyor.
Ve film aslında bir evliliğin dinamiklerini mercek altına yatırıyor ve izlediğimiz şey aslında bir psikolojik gerilim.
Yani hem bir suç draması hem bir hukuk draması yani hepsinin karması aslında.
Ve film 2023 ve 2024 yıllarında gerçekten herkes en çok izlenenler, en çok tavsiye edilenler listesindeydi.
O yüzden de... Yani filmi izlemediyseniz bile görmemiş olma ihtimaliniz yok bence.
Çünkü eğer sinema ile ilgili hesaplar takip ediyorsanız, eğer çevrenizde az buçuk sinema ile ilgili insanlar varsa kesinlikle biliyorlardır ya da size anlatmışlardır diye düşünüyorum.
Filmin yola çıktığı fikri anlatayım.
Film birinin özel hayatı bir başkasının cehennemdir fikrinden yola çıkarak aslında hikayesini diziyor.
Ve film şöyle başlıyor.
İki tane kadın birbiriyle konuşmasıyla başlıyor.
Gözünüzü birazcık betimleyeyim nasıl bir şey olduğunu anlatayım.
O iki kadının konuştuğu yer Fransız alplerinde insanlıktan uzak kırsalı bir dağ evi.
O kadar güzel bir ev ki bu arada.
Yani filmin o başlangıç sekansındaki o ev genel planındaki o çekim açıları o kadar güzel ki.
Yani kesinlikle tam bir kış filmi.
Yılbaşı neşesinde olmasa da kesinlikle kışın izlenmesi gereken bir şey.
Çünkü yazın izlerseniz bir tık üşüyebilirsiniz ama gerçekten kışın o filmin açılış sekansında gördüğünüz o karların ortasındaki Evi fark edince diyorsunuz ki ya ben bu karlara basmalıyım, bu karlar ne kadar güzel, hiç
ellenmemiş diyorsunuz. O seviyede güzel bir film açıldı sekansı.
Ve film şöyle başlıyor.
Fransız Alplerindeki kulübede kocası ve görme engelli oğluyla birlikte yaşayan Alman yazar Sandra var.
Kocasının adı Samuel ve 11 yaşındaki oğlu görme engelli ve ismi Daniel.
Ve bunlar tabii ki bulundukları yer şekliyle de izole bir yaşam sürüyorlar aslında.
Sandra'nın da konuştuğu kadın yarı otomiyografik romanlar üzerine tez yazan Zoe adlı bir yüksek lisans öğrencisi.
Yani yüksek lisans öğrencisi kadına gelip diyor ki işte ben bir yüksek lisans tezi yazacağım.
Siz de çok iyi kitapları çok satan bir yazarsınız.
Birlikte bir röportaj kaydedelim mi diyorlar ve ortaya kayıt cihazını koyup konuşmaya başlıyorlar.
Ondan sonrasında kadının kocası üst katta oğluyla birlikte ve kadının kocası bir anda üst kattan işte Alman bir tane müzik grubunun enstrümantal bir cover'ını çalmaya başlıyor.
Kadın önce hiç bozuntuya vermiyor.
İşte röportaj yaptığı kızdan öpüyor.
Ya işte eşim biraz böyledir falan deyip durumu kurtarmaya çalışıyor.
Sohbete devam etmeye çalışıyor.
Ama yukarıdaki müzik sesi asla kesilmiyor.
Bir noktadan sonra kadın diyor ki biz bunu keselim, biz buna başka bir gün devam edelim diyor.
Öyle olunca Zoe evden çıkıyor.
Devamında şöyle oluyor. Tabii ki yani kadın röportajı devam etmek istese de kocası yüzden bir türlü yapandığı için otomatik olarak sinirleniyor.
Devamında da bu Evdeki görme engelli 11 yaşındaki oğulları deneyen rehber köpeli Snoop'la birlikte ormana doğru yürüyüşe çıkıyor.
Ve bu arada ne oluyor?
Evde kocası Samuel ve Sandra yalnız kalıyorlar.
Ondan sonra oğlu işte yürüyüşünü tamamlıyor köpeğiyle.
Sonra eve geri dönüyor. Ve eve giderken ayağı bir şeye çarpıyor.
Şimdi şöyle düşünün. Şöyle anlatayım sahneyi.
Normal... Koşullarda bile 11 yaşındaki bir çocuğun bir ceset bulmasını hayal edin.
Sonra bu çocuğun bir de görme engelli olduğunu hayal edin.
Ve çocuk görme engelli haliyle önünde bir şey olduğunu fark ediyor.
Dokuna dokuna babası olduğunu anlıyor.
Bir noktadan sonra babasının ceset olduğunu fark edip annesini çağırıyor.
Ve bu sayede bir anda resmen bir cinayetin ortasına kalmış oluyor anne ile oğlu.
Tabii ki cinayet mi, bir intihar mı yoksa adam ayağa kayıp yukarıdan aşağıya mı düştü bunu bilmiyoruz.
Ve ondan sonrasında...
Tabii ki filmin devamında soruşturma başlıyor.
Soruşturma sonucunda da ölüm nedeni intihar mı kaza mı olduğu bir türlü kesinleşmiyor.
Öyle olunca tabii ki o an evdeki tek kişi olan Sandra cinayet suçlarında tutuklanıyor.
Koca Samuel'in ölümünü sorgulandığı mahkeme sürecini izliyoruz.
Aslında ben bu filmi bu yüzden seçtim size.
Ve bu mahkeme sürecinde çiftin çalkantılığı ilişkilerinin derinliğine inen rahatsız edici bir sorgulama süreci izliyoruz.
Fransız mahkemelerinde bizdekinden farklı olarak jüri sistemi var.
Frans mahkeelerindeki hakimin yanında oturan savcılar Sandra'nın karşısına geçip senin kocanla böyle bir ilişkin varmış, senin kocanla aranda düzenli bir özel hayatın, düzenli bir devam
eden sevgi ilişkisi yokmuş, senin eşcinsel olduğunu düşünüyor deyip kadını suçlamaya başlıyorlar.
Ve tabii ki bu kadın için, o an mahkeme salonundaki herkes için ve izleyen bir seyirci için aslında rahatsız edici ve gerçekten tatsız bir psikolojik baskı yolculuğuna dönüşüyor.
Ve şöyle bir durum var.
Normalde genelde bu tip filmlerde şey bekleriz.
Mesela filmin yarısı baştaki düşme sahnesi ve çocuğun cesedi bulması olur.
Ondan sonra kalan yarısı mahkeme sahneleri olur diye bekleriz.
Daha doğrusu bize endüstri, dünyadaki sinema şekillendiren yönetmenler, kurgucular bize hep bunu alıştırırlar aslında.
Ama bu filmde böyle olmuyor.
Filmin sadece belki de ilk 10-15 dakikası bu düşme olayını...
Ve cesedi bulmayı anlatıyor.
Devamın yani filmin %80'i mahkeme sahneleriyle geçiyor.
Bu kadar uzun süren mahkeme sahneleri sonunda Sandra 11 yaşındaki görme engelli oğlunun ifadesiyle beraat ediyor, tahliye ediliyor.
Ancak davanın gerçekleri hala tam olarak netleşmiyor.
Ve bu da tabii ki Samuel'in nasıl öldüğünü belirsizleştiriyor.
Yani bu hepimiz için belirsiz hale geliyor.
Şimdi filmde beni etkilen birçok sahne oldu ama öncelikle filmde sinir olduğum yanlardan bahsediğim size iki tane var.
Birincisi... Filmi 32.927 kişi izliyor arkadaşlar ve bu rakam sadece bizim ülkemizde izlenen.
Ve bu kadar insanın tamamının işte hukukçu, avukat, savcı, hakim olduğunu muhtemelen yapımcı da, yönetmen de, oyuncular da beklemiyordur diye düşünüyorum.
Bu kadar yani neredeyse 33.000 insan izliyor bu filmi sadece bizim ülkemizde ve farklı mesleklerdeki bir sürü izleyici için bu kadar mahkeme sahneleri çok uzun bence.
Yani 2,5 saatlik filmin %80'i mahkeme sahnesiydi ve...
Ben bir de filmi arasız bir salonla izlemiştim ve benim gerçekten uykumu getirdi.
Hatta bir noktadan sonra Çin işgenresine döndü.
Savcı Sandra'yı suçluyor, Sandra avukatıyla bazı yerler sessiz kalıyor, bazı yerlerde savunma yapıyor.
Bir de tabii Sandra savunma yapmak için Fransızcayı ya da Almancayı tercih etmiyor.
Kendi dili Almanca olmasına rağmen İngilizce savunma yapmak istiyor.
Bu da aslında Sandra gerçekten kocasını evdeki üst kattan aşağı attıysa yalanını gizlemek için sonuçta farklı bir dilde konuştuğumuzda, ana dilimizde konuşmadığımızda o dilde zorlanıyor muyuz?
Yoksa gerçekten doğruyu mu söylüyoruz?
Bunu Mahkeme'nin ve Jules'in anlaması aslında bir tık daha zorlaşıyor.
Bu yüzden de Sandra'nın da burada katil olabileceği ama...
hapse girmek için haberim yoktu, duymadım, görmedim deyip bunu yalanlamaya çalıştı ve tutuklanmadan kurtulmaya çalıştığı da düşünülüyor.
Evet, bu da bir mantık. Doğru.
Ama gerçekten yani filmin mahkeme sahneleri çok uzun ya.
Yani akıl almayacak seviyede uzun.
Bunu izleyince anlayacaksınız.
Gelelim filmin ikinci sevmediğim yanına.
Aslında demin bahsettim. Film kesin bir noktaya varmadan bitiyor ve şimdi şöyle düşünün.
Biraz empati yapın. Bunu izleyen 33 bin insanla ve benimle.
Yani filmi izliyorsunuz.
Film 2,5 saat. Filmin...
2 saat 15 dakikası belki mahkeme sahnelerine geçiyor ve böyle merakla bekliyorsunuz.
İşte çok iyi yazılmış, çok iyi oynanmış, harika bir yönetmenlik, mükemmel görüntüsü yönetmenliği.
Yani her şey süper. Hani bir yere bağlanacak diye böyle her sahneleri düşünüyorsunuz.
Kesin kadın yaptı, hayır.
İşte kesin adam kendisi düştü, hayır adam psikolojik sorunlarından intihar etti vs.
Bir sürü seçenek olabilir burada.
Her şey mümkün. Ve bekliyorsunuz, kafanıza bir sürü ihtimal kuruyorsunuz.
Ve sonuçta hiçbir yere bağlanmıyor.
Sonuçta bu babayı kim itti?
Kendi mi düştü? Ayağım kaydı, intihar mı etti bunu asla bilmiyoruz.
Ve asla bilemeyeceğimiz bir yere hiçbir şekilde varmayan filmlerden de bu yüzden nefret ediyorum.
İşte bu da ciddi bir sorun bence.
Yani kesin bir noktaya varmayacaksa, bana net bir son vermeyecekse o film.
Ben bu izlediğim zamanı kesinlikle bir zaman kaybı olarak görüyorum.
Yani çünkü ben o kadar zamanda mesela bir kitabı yarılayabilirdim ya da mesela benzeri bir şekilde.
İşte o kitabı yaralamasam da mesela bir dijital platformda bir dizinin en azından ilk sezonunu bitirebilirdim.
Ya da 4-5 bölüm izleyebilirdim.
Yani ben bunu izlesem gerçekten bir yere varması gerekiyordu.
Ve tabii ki filmin sonunda eğer bir yere varmış olsaydı işte film izlediğim arkadaşımla ya bu film keşke oraya değil buraya bağlansaydı daha iyi olurdu.
Ya da bence işte ben filmin başında babanın kendisinin düştüğünü tasarlamıştım kafamda.
Ama eğer işte adam aşağıya oğlu itmiş gibi bir...
Hani fikir yürütebilirdim yani tartışmayı daha sağlıklı bir yerden yapardık ama böyle bir durumda ne oldu?
Yani herkes filmden çıkınca bana göre filmin sonunda bu oldu dedi.
Ya da diğeri de hayır bana göre filmin sonunda şu oldu dedi.
Yani hiçbir yere bağlanmadım.
Onun dışında filmle ilgili birazcık oynayanlarla ilgili bilgi vereyim.
Başroldeki Sandra Hüller 47 yaşında bir Alman oyuncu.
Bugüne kadar Alman, Avusturya, Amerikan, İngiliz ve Fransız filmlerinde rol almış.
Yani birçok dil bildiğini söylememe bile gerek yok zaten.
Ben de mesela böyle donanımlı insanlar, birçok diyebilen insanlara bayılıyorum.
Yani kendi her açıdan donatmış magazin haberleriyle, estetik haberleriyle değil de genelde sadece yaptığı işte gündem olduğu da zaten kariyerinden çokça belli diye düşünüyorum.
Onun dışında bu oyuncunun ismini ya da yüzünü nerede hatırlıyorum diye düşünüyor olabilirsiniz bugünden afişe baktıysanız eğer.
Bu oyuncu yine 2023 yılında çıkan, tabii bizim 2024'te izlediğimiz bir holocaust drama filmi olan The Zone of Interest filminde.
Yani bizdeki adıyla ilgi alanı...
filminde oynamıştı. Orada başrolü ve gerçekten bu kadın için 2023 altın bir seneydi bence.
Bu arada o filmi de izlemediyseniz tavsiye ederim.
Onu da belki ilerleyen bölümler detaylı konuşabiliriz.
Ama lütfen yani sansürilerin birçok işini izleyen gerçekten pişman etmeyecek bir oyunculukla karşınıza çıkıyor.
Onun dışında filmdeki başrolündeki kadın oyuncu Hart genelde diğer oyuncuların tamamı Fransız hatta filmin yönetmeni Justin Triet de Fransız bir kadın senarisi ve editor.
Bu filmi Karakoca birlikte yazıyorlar ve filmin senarisinin %80'ini genelde kadın olan taraf.
Yani filmin yönetmeni yapıyor ve zaten izleriniz kavga sahnelerinde bunu çok net anlarsınız diye düşünüyorum.
Zaten filmi izlerken özellikle Karakoca kavga sahnelerinde o işi size çok net almışsınızdır diye düşünüyorum.
Onun dışında filmin yönetmeni Justin Triet, Akademi ödüllü, BAFTA ödüllü, Palme d'Or ödüllü ve Üç Sezar ödüllü bir yönetmen.
Aynı zamanda iki altın küre ödülle dahil olmak üzere bu filmle birlikte çok fazla ödülü aldı ve dört farklı kategoride Oscar'a aday göstermişti.
En iyi orijinal senaryoyla Oscar ödülünü de kazandılar bu film sayesinde.
Ve bu uzun metrajlı film Justin Triet'i Oscar kazanan ilk Fransız kadın senarist yaptı.
2021'de verilen ödülden sonra bu ödüle layık görülen ikinci Fransız kadın film yapımcısı yaptı Justin Triet'i ve Fransız sinemasının filminiz yeni dalgasının.
bir parçası haline getirdi aslında hem filmi hem yönetmeni.
Onun dışında filmle ilgili muhtemelen en çok gördüğünüz şey ya da karşınıza çıkan filmle ilgili en çok hatırladığınız şey 96.
Akademi Ödülleri'nde. Film tabii ki Oscar'a aday gösterince film ekibiyle birlikte oraya 11 yaşındaki görmen geldiği Daniel'in rehber köpeğini canlandıran yani Snoop Dogg'u canlandıran köpek Messi geliyor ve
alkışlarla konukların yanına oturuyor.
Ondan sonra film en iyi orijinal senaryodanında Oscar aldıktan sonra da köpeğin patileriyle alkış yaptığını görüyoruz.
Bu bayağı Twitter'da olay olmuştu.
Herkes ne kadar iyi eğitilmiş bir köpek, ne kadar insan dostu bir köpek, ne kadar hayvansever bir ekip demişti.
Ama ondan sonra ortaya çok üzücü bir şey çıktı bence.
Orada aslında köpeğin patilerini vurmadığı, köpeğin önünde yere yatan bir performans sanatçısının ellerine maket iki tane pati alıp onları birbirine vurduğu ortaya çıktı.
Ve gerçekten dünya açısından çok hayal kırıklığı yaratan bir bilgi oldu.
Keşke bunu hiç öğrenmeseydik ama.
Bir anlamda tabii ki ikonik bir an oldu.
Umarım bu şekilde kedilerin, köpeklerin, kuşların daha çok filmlerde, dizilerde yer aldığı içerikler ve öyle seneler izleriz.
yeni yılın ilk dizisine sizin için ne seçtim biliyor musunuz?
Madem hukuk, adalet, suç temalı bir bölüm yapıyoruz dedim.
O yerli işi konuşman olmaz dedim.
Kendisi uluslararası emin ödüllü bir dizi ve gerçekten benim her aşamasını takip ettiğim konusuna, içeriğine, bütün teknik ekibine hakim olduğum en net ve en yakın zamanlı iş olabilir diye düşünüyorum.
Öncelikle kısaca konusundan bahsedeyim size.
Zaten ismini tahmin etmişsinizdir diye düşünüyorum.
Bir cinayet vakasıyla yolları keseceğin Ilgaz ve Ceylin katili bulma yoluna birlikte hareket etmek zorunda kalıyorlar ve bu durum ikisinin de hayatında geri dönsüz bir kırılma noktası yaratıyor.
Şimdi dizinin ismi Yargı.
Dizide ılgaz karakteri bir cumhuriyet savcısı Ceylin'de sınır tanımaz avukat hanım.
Öyle anlatayım size. Dizi tam 3 sezon sürdü.
İlk bölümü 19 Eylül 2021'de yayınlandı.
Son bölümü final bölümü yani 95.
bölümde 26 Mayıs 2024'de bitti.
Yani takribi neredeyse 3 sene sürdü diyebiliriz aslında.
Dizinin senaristi Sema Ergenekon birçok popüler işten onu hatırlıyorsunuzdur.
Dizinin yönetmenleri Pablo olarak bilinen Ali Bilgin ve Beste Kasapoğulları.
Ve Beste Kasapoğulları diziye yardımcı yönetmen olarak başlamıştı aslında.
Ama 20. bölümden itibaren o da...
jenerikte yönetmen title'ı almış oldu.
Dizi öncelikle nasıl bir şey?
Size birazcık bundan bahsedeyim.
Dizi Kasım 2023'de Uluslararası Emmy ödülünün sahibi oldu ve bu tabii ki ülkemiz ve sektörümüz adına çok büyük bir gurur bence.
Dizin Kadrosunda Pınar Nezve ve Kaan Urgancıoğlu birlikte rol aldılar ve bu ikilinin bu dizi ikinci işiydi.
Onları ilk kez 2020'de pandemi döneminde Netflix'te çıkan Aşk 101'de izlemiştik.
Ve tabii ki pandemi döneminde herkes evde olduğu için bence bu Aşk 101 için de büyük bir şanslı.
Belki şu anda yayına girse herkese ulaşamayacak, herkesin izleyemeyeceği bir şey.
O dönem herkes evde olduğu için çok fazla...
Merak ve fark yaratmıştı.
Çok fazla insanı çekmişti.
Bu ikiliyi de ilk kez o zaman birlikte izlemiştik.
O dönemden yargının başladığı güne kadar gerçekten merakla takip ettim ikisini.
2021'in başında yargının ilk adı rekabetli ve aslında iki avukatın aşkını anlatacaktı.
Ve şöyle bir şeydi aslında. İki avukat birlikte cinayet ve suç davalarını alacaklardı.
Ondan sonra birbirleriyle çatışarak o davaları kazanmaya çalışacaklardı.
Ve tabii ki bu süreçte birbirlerine aşık olacaklardı.
Aslında kağıt üstünde bugün bile işleyecek bir şey ama ondan sonrasında bir şeyler oldu.
Bu muhtemelen yapımcının da yönetmenin de çok içine sinmedi.
Kağıt üstünde iyi dursa da bunun sezonlarca devamlılığını sağlamak hele ki Türk dizilerine gerçekten çok zor.
Çünkü her bölüm nereden baksanız arkadaşlar 2 saat 20 dakika yani çok fazla.
140 dakika dizi gerçekten çok uzun.
Hem yazmak için hem oynamak için hem çekmek için hem kurgulamak için gerçekten çok uzun bir.
Tabii ki dizi 2021'in Temmuz ayında tekrar karşımıza çıktı.
Ben gerçekten üzülmüştüm dizi rafa kalkınca.
Ha dedim bunu artık 2-3 sene yapmazlar dedim ama ondan sonra neyse ki yapmaya karar verdiler.
Aynı sene içinde 2021 Şubat'ta rafa kalkmıştı rekabet.
2021 Temmuz'da da yargı adıyla tekrar gündeme geldi dizi.
Bu kez dizinin hikayesi birazcık değişti aslında.
Bir savcı ve bir avukatın...
Aynı cinayet üzerinden başlayan aşıklarını ve tabii ki olayları görmüş olduk.
Tabii ki dizi boyunca başka cinayetler de işlendi, başka cesetler de ortaya çıktı, başka katiller de ortaya çıktı ve hepsini bir şekilde yakalamış oldular.
Dizinin müziklerini Tolga Işıklı yaptı.
Yani Tolga Işıklı'yı da artık anlatmama gerek yok.
Mecezilerin müziklerini yaptı.
Zaten ülkedeki belki de kendini tanıttığı en önemli iş Aşk-ı Memnu'ydu.
Onun da müziklerini yapmıştı. Yaprak Döküm'ün de müziklerini yapmıştı.
Yani kesinlikle bizim ülkemizin Hans Zimmer'ı olabilir.
Kendisi yaptığı işte kesinlikle çok başarılı.
Şimdi diziye gelirsek. Dizi birinci sezonda gerçekten çok hızlı başladı ve bir kadın cinayetiyle başladı.
Dizinin başlangıç noktası Ceylin kız kardeşi İnci'nin Ve bunda birinci şüpheli olarak savcımız, sayın savcımızın kardeşi İnci'nin cinayetinde baş şüpheli olması aslında.
Ondan sonra bu ikili böyle tanıştı diyemem.
Çünkü bu ikili zaten birbirlerini uzun süredir tanıyorlarmış.
Neredeyse bir, bir buçuk senedir olay öncesinde.
Onu da birinci sezonun sonlarına doğru olan bir bölümde bu ikili nasıl tanıştı diye izledik aslında.
Yani hala mesela bana sorarsanız dizinin ilk bölümü.
Kesinlikle yayınlanan bütün bölümlerden hatta bence final bölümünden bile daha iyiydi.
İlk sezon zaten bütün sezonların en iyisiydi bence.
Hatta benim tüm dizide en çok şaşırdığım sahne kesinlikle ilk sezondaki 6.
bölümün sonundaki sahne. Biliyorsunuz arkadaşlar benim en sevdiğim şey nedir?
Kesinlikle anlaşmalı evliliktir.
6. bölümün sonunda Savcı Pars Ceylin'i ifadeye çağırıyor.
İşte sen yasa dışı bir şeye karışmışsın senin ifadeni almamız lazım diye.
Ondan sonra Ceylin ile Ilgaz iki ayrı...
Taraf olarak ifadeye gelmeye gerekiyor ancak ikisi birlikte geliyor.
Hatta işte savcı diyor ki ikisinin ifadesini alacak Pars savcı.
Şimdi sizin birlikte gelmenize şaşırdım işte Ceylin bu olay nasıl oldu anlatsana diyor.
Sonra Ceylin'e anlatmadan Ilgaz hemen lafa giriyor ve diyor ki Ceylin benim birinci derecenin akrabam olduğu için ifade veremez diyor.
Tabi o anda benim aklıma tonlarca şey geldi tamam mı?
Ya işte acaba dedim hani bunlar birbirlerini boşa düşürmek için ifade verirken hani...
Geçmişe yönelik bir akrabalık mı buldular, bir çözüm mü buldular vs.
Sonra bir anda sayı savcımız dedi ki, Ceylin Hanım eşim olur kendisi dedi.
Ya Allah aşkına yani şöyle hani aşağıya bir darat darat Kurtlar Vadisi müziği koymak istiyorum arkadaşlar.
Yani şu dizinin kesinlikle top olarak beni şaşırttığı an odur ya.
Ondan daha iyisi gelemez.
O gün bu diziyi izlediğim ve o Twitter'da o tweetler okuduğum için kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum.
Yani izlediğiniz şeyin bu kadar şaşırtması ve bu kadar eğlendirmesi en azından Türk dizileri için çok beklenen bir şey değildir.
Çünkü genelde bir noktada hepsi klişeye kaçar ama gerçekten çok güzeldi.
Yani anlatamam size. O sahnedeki o ilk izlediğim andaki heyecanımı hala sesinde hissediyorsunuzdur muhtemelen.
Çünkü gerçekten çok seviyorum o sahneyi.
Ondan sonra işte evlilik cüzdanını Pars savcımın önüne koyup odadan çıktılar.
Gerçekten çok havalı, çok fiyakalı bir sahneydi.
Hem 6. bölüm sonu hem 7.
bölüm başı gerçekten çok iyiydi.
Harbiden sosyal medya yıkılmıştı.
Ondan sonrasında dizi ikinci sezonda bu çiftin daha düzenli ve daha sağlıklı bir hayatı geçmesiyle bir tık daha tek düzeliğe girdi gibi düşünebiliriz.
Ama yine de kötü bir ikinci sezon değildi bence.
İkinci sezon sonunda işte aslında olay şeyden başladı.
İşte Ilgaz'ı sen mi öldürdün Ceylin'e başladı.
Ama aslında olay tam da böyle devam etmedi.
O noktaya nasıl geldiler diye biz bölümlerce bunu gördük aslında.
Sonra tabii ki Ilgaz'ın ölmediğini...
İkinci sezon finalini de anlamış olduk.
Böyle de bir durum var ki bence çok saçma bir olay örgüsüydü.
Üçüncü sezonun başlasına itibaren gayet güzel bir e-mail başladı.
Zaten çiftin bir kızı vardı.
Sonra kızların kaçırılıp onlardan alındığını öğrenmiş olduk.
Ondan sonrasında çok güzel olaylar çözüldü vs.
Dizi 74. bölümü burada çektiler.
Setten sonra New York'a Emmy ödülünü almaya gittiler.
Çok güzel bir beş gündür. Gerçekten yani çok güzel içerikler çıktı.
O dönem kesin karşınıza çıkmıştır.
Çok güzel bir PR oldu bence bütün dizi içinde.
Ondan sonrasında havalimanında ekip New York'tan döndüğü klasik basına haber vermişler.
Basın röportaj yaptı. Orada da senariste dördüncü sezon soruldu.
Üçüncü sezonu emeği aldıysanız artık daha da böyle alevlenerek, yükselerek daha da böyle güçlü senaryolarla dördüncü sezonu devam edersiniz demeden de.
O da belki neden olmasın, bekleyip göreceğiz dedi.
Ondan sonrası...
tamamen bir çöküş oldu arkadaşlar.
Sonrası çok kötüydü gerçekten. Yani 74.
bölümü burada çektiler.
Zaten dilset de genelde stoplu gittiği için biz 72'yiz derken onlar 74'ü çekip New York'a gittiler.
Yani elde iki tane stop bölümü vardı.
Ama gerçekten o eldeki stop bölümler bittikten sonra yani New York dönüşü senarisi korkunç bölümler yazdı.
75, 76, 77 korkunçtu yani.
Anlatmaya kelimelerim yetmiyor.
O kadar kötüydü. Ondan sonrasında Bence dizinin en kötü yanı dizinin senaristinin eşini canlandırdığı karakter Eren komiserinin kızının toplu tacize uğraması.
Ve bu sosyal medyada çok fazla dikkat çekti.
Yani bu kadar feminist bir yerden yazılan dizi, bir kadın senaristinin yazdığı dizi.
Hani genç bir polis memurunun başına bunun gelmesine nasıl müsaade edebilir diye.
Ha bu arada senaristisi ne yaptı derseniz?
Zehra arkasına bakmadı, asla özür dilemedi, asla yaptığından geri dönmedi.
Yani tabii ki ona sorsak eminim.
Kendi yaptığı şeyin hala arkasındadır.
Hatta şey dedi yani ben bunu yazdım da siz benim bu konuyu nasıl bağlayacağımı biliyor musunuz?
Gibi bir yerden konuyu savundu.
Peki ondan sonra ne oldu biliyor musunuz?
O daha komikti zaten. Kız toplu tacize uğradı.
Ondan sonra 8 bölüm hastanede yattı.
Yani her bölüm artık şey yani 8 bölümler 2 aylık bir bölüm skalası arkadaşlar.
8 bölümde şöyle bir şey.
Yani 2 ay boyunca her hastane sahnesinde uzun uzun sahneler yazmış.
Bir de bir önceki size anlattım bu hukuk.
Filmi gibi bunda da sürekli bir hastane, hastane, sürekli bir hastanede bir koşturma.
Yani artık şey mesela işte Ilgazlı Ceylin suçları belirliyorlar.
İşte biri ifadesi alıyor, biri tutukluyor vesaire.
Hastaneye götürüyor işte sağlık kontrolü için.
Orada kaçan hastalar falan görürken artık bütün olay da tek meke hastanede geçiyor gibiydi.
Ondan sonrası da finali 3 bölüm kalı bu toplu tarzı uğrayan kız.
Herhalde bir ya da iki kere...
psikolojik seans sahnesi gördük.
Ondan sonra sevgilisine evlilik teklifi aldı.
Finalden bir bölüm önce de evlendirdi.
Farkındaysanız çok çarpıcı bir gerçekten çok inanılmaz bir örnekle toplu taciz senaryosunu kapatmış oldu değil mi?
Fark ettiniz değil mi? Çok çığır açıcı yani.
Hayallerimizin ötesinde bir bölümdü.
Öyle diyeyim size. Şok oldum yani.
Ve hani o diziyi izlediğim için işte övündüğüm arkadaşlarım beni yadırganınca hani dönüp Ya hayır işte siz o konuyu öyle laflar ettiniz ama bakın o konuyu böyle güzel ve doğru bir yere bağladı bile diyemedim biliyor musunuz?
Korkunçtu. Rabbim hepimizi böyle insanlardan böyle korkunç senaristlerden korusun arkadaşlar.
Öyle diyeyim size yani. Onun dışında bir noktadan sonra zaten sezon sonunda final planlıyorlardı.
Ve finalde çok güzel bir organizasyonla gerçekten Hollywood filmlerinin lansmanı gibi basın toplantıları basın gösterimleri gibi harika bir şekilde yaptılar.
Ve gerçekten şahaneydi.
O final organizasyonuna gittim.
Neyse ki İstanbul'da yaptıkları için gerçekten çok güzel bir geceydi.
Uzun zamandır herhalde aşkımın imnudan beri hiçbir yapım şirketi ve hiçbir ekip bu kadar iyi bir organizasyon yapıp böyle iyi bir PR'e dönüşecek bir gece organize etmemişler.
Gerçekten çok güzeldi. Onun dışında filmin yönetmenlerinden bahsetmezsem olmaz.
Pablo olarak bilinen Ali Bilgin gerçekten dizinin mekanlarını, müziklerini, kurgusunu mutlaka her şeyinde kendi parmağı olmasıyla biliniyor zaten diğer işlerinde de.
Bu işte de öyleydi. Gerçekten ben dizinin yayınlandığı dönem ve sonrasında bu yönetmenin söylesine gittim.
Gerçekten her aşamasında ne kadar uğraştım.
Ondan dinlediğim için gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki gerçekten...
Keşke her yönetmen bu kadar yaptığı işe hakim olsa ve bu kadar yaptığı işin arkasında durabilse.
Onun dışında dizinin diğer yönetmeni Beste Kasapoğulları'nda çok güzel detaylı çekimleri var.
Çok güzel drone çekim yaptırıyor vs.
Yani gerçekten işe incelik katan şey de budur ya aslında.
O filmi ya da o diziyi Ali de çeker, Veli de çeker, Ayşe de çeker, Fatma da çeker.
Ama onu bu iki kişinin bu kadar iyi yapmasının sebebi aslında işe incelikle yaklaşmaları bence.
Gelelim senariste. Senariste söyleyecek çok şeyim var.
Hazır mısınız buna? Gerçekten.
Şimdi öncelikle senaristi zaten Karaparaşk dizisinden ya da ülkeye töre dizisini benimseten Osula dizisinin senaristliğini yapmasından belki hatırlıyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Kendisinin kocası kendi ağzı işlerin tamamında ne hikmetse oynuyor ve hepsinde polis rolünde.
Yani... Bir de her seferinde kocası işte sürekli böyle bu durum tartışıldığı için işte torpil mi var, ayrımcılık mı var dendiğinde kendisi kocası sürekli diyor ki işte ben kocana torpil yapmadım.
Kocası diyor ki işte ben hani o işi eşim de yazsa mutlaka o karakter için o değişimi verdim.
Ya arkadaşlar Türkiye'de yaşıyoruz hani hiçbir sektör hele ki bizim çalıştığımız ve ekmek yediğimiz bu sektör bu kadar etik, bu kadar doğurucu Davut, bu kadar kurallara bağlı bir şekilde ilerleyen.
bir sektör, böyle bir endüstri değil.
Zaten bunu beklemiyoruz ama bu kadar da kör gözüne değnek de yapılmaması gerekiyor bence.
Çünkü eğer bir dizide yan karakter sahneleri, başrol karakterleri geçtim, başrol çiftin baş başa sahnelerinden bile fazlaysa orada bir torpil, orada bir ayrımcılık olduğu nettir bence.
Bunu tartışmaya bile gerek yok.
Öyle söyleyeyim size. Yani kocasının da kişisel algılamasını söyleyeyim ama kocasının da herhalde gençlik hayali polisi olmakmış ve Gerçekten olamamış sanırım.
Hep içinde ukde kalmış. Çünkü oynadığı her rolde adam bir şekilde hep polis.
Yani hani şey mesela işte zengine oynamıyor, fakire oynamıyor.
İşte mesela çöpçüye oynamıyor, çok yakışıklı CEO'ya oynamıyor.
Ama hep böyle bir halk adamı, halkın dilinden anlayan bir polis kardeşimiz.
Hep hakkın savunucusu.
Yani bu biraz yormadı mı ya?
Yani şunu mesela Çağatay Ulusoy yapsa, şunu mesela Burak Deniz oynasa herkes der ki işte rolünde tekrar düştü.
Ama hem... Bu oyuncu geç ünlü olduğu için hem de gerçekten sürekli sürekli aynı rollerde oynadığı için artık insanlar kafalarında o adamı polis olarak kodladılar.
Onlara göre o adam gerçekten bir Hüsnü Çoban gibi, Oduncu Mesut gibi hep o polis karakterinin içinde yaşıyor herhalde.
Anlamadım yani. Ve gerçekten umarım artık bu ikili birlikte oynamaya devam etmez demek istiyorum.
Ve şey yani Neo artık bu adam lütfen karısının yazdığı işlerde oynamasın.
Başka türlü gerçekten sektörde var olabilmiş mi?
Eserlerce karısının yazmadığı birçok işlerde oynamış.
Oradan devam etsin diye sürekli bu ikilinin birlikte çalışması yönelik bir inat var.
Onu da anlamıyorum. Gelelim başrollerimize.
Pınar ve Kaan'ı birlikte izlemeyi çok seviyorum.
Yani mesela beni biliyorsunuz ben sarışın severim.
Yani bir sarışını bir esmer, bir sarışını bir kumral, iki sarışın benim için vazgeçilmezdir.
Ama şimdi şey de inkar edemeyiz arkadaşlar.
Esmerler birbirine yakışıyor.
Yani buna bir şey yapamayız. Anlatabiliyor muyum?
Hani yakışıklılar, güzeller birlikte güzel hani gerçekten esmer güzeli gibi bir çifte ortaya çıkıyor.
Ve gerçekten çok güzel gözüküyorlar.
E tabii ki yani 5 yıldır partner oldukları için de...
Otomatik olarak artık karşıdakinin yapacağı doğaçlamayı bilip ona göre oynuyorsun.
İşte karşıdakinin yapacağı şakayı biliyorsun.
Karşındakinin işte bir repliği unuttuysa mesela bir sahnede elini beline koyuyorsa sen o sahneye devam ediyorsun.
Yani bunlar zamanla kazanan alışkanlıklar ve yani bir noktadan sonra zaten senaristin de yönetmenin de kurgucunun da işini çok kolaylaştıran şeyler.
Çünkü karşılık doğaçlama yaptıklarında senin de o sahneyi hem senarist olarak hem yönetmen olarak hem de kurgucun masa başında o sahneyi birbirine bağlaması daha da kolaylaşıyor bence.
Başroller... Dizinin final sezonunda işte birbirlerine story atarak 2028'de görüşmek üzere dediler.
Bakalım dizi bitmeden önceki son röportajlarında da Pınar işte daha iyisi olamazdı seninle oynadığım her anı mutlulukla hatırlayacağım.
İyi ki vardın dedi. Kaan da bir sonraki projemize kadar dedi.
Bakalım yani 2028'de bu güzel ikiliyi tekrar izleyebilecek miyiz?
Göreceğiz ama bu ikili şimdiye kadar bir Netflix dizisi bir televizyon dizisi yaptılar ve ikisinde de hem televizyonda hem dijitalde başarılı olduklarını kanıtladılar.
Benim dileğim bu ikiliyi 2028'de birlikte mümkünse bir bağımsız filmde.
Olmuyorsa da yani eğer tabii ki o yıla kadar bu platformun işte HBO Max'in ilk ve son dizisi aynı başarıyla devam ederse ilk ve son dizisini 6.
sezonunda birlikte oynamalarını gerçekten çok isterim.
Bu da tabii ki benden geleceği böyle bir temenni dilek olsun.
Umarım günün birinde bu bölümü dönüp bu bölümü tekrar size karşı alıntılayıp bakın ben demiştim ben bunu istemiştim burada tam olarak bundan bahsetmiştim diyebilirim.
Bu arada şunu da atlamadan söyleyeyim.
Bu dizinin yönetmeni Pavlo'nun daha önce çektiği işleri mutlaka biliyorsunuzdur.
Medcezlerin yönetmeni, Cesur ve Güzel'in yönetmeni.
20 dakika gibi kısa süren ama çok orijinal bir senaryosu olan ve iyi oyuncuların oynadığı bir dizinin de yönetmeni aynı zamanda.
Film olarak da Deli Bal filmini Çağatay Ulusoy'dan dolayı...
Mutlaka görmüşsünüzdür. Deli Bal filminde yönetmeni aynı zamanda.
Yani çok başarılı bir yönetmen.
Gerçekten hani bir işte birlikte çalışmak istediğim yönetmenlerden.
Çünkü hem hızlı çekiyor hem organizasyonu iyi hem oyuncuları yönetmek konusunda çok iyi.
Çünkü gerçekten birçok işte dünyacılığın yönetmen şeyden bahsediyor ya.
Oyuncular çocuk gibi de gerçekten pış pışlanmaları gerekir.
Onları da sürekli sürekli pış pışlarsanız da işi bir noktadan sonra yapamaz hale gelirsiniz diyorlar.
O yüzden de oyuncu yönetimi bir yönetmen için hem kadın hem erkek yönetmen için çok önemli şeyler bence.
Yani bu Pavlo ve Beste Kasapoğlu'yla birlikte iyi bir ikili oldular.
Hatta kendi kariyerlerinin şu an en kötü dizisini çekiyorlar bence, Sahtekarlar dizisini.
O dizideki sorun da yani...
Aynı ekip, aynı set ekibi, aynı kurgucu, aynı yönetmenler çekiyor.
Hatta geçen haftaya kadar aynı senarisi yazıyordu.
Ama yargının verdiği o sosyal medya etkilişini, o patlama etkisini yaratmadığı için dizi reytinglerde oran olarak ikinci olsa da gerçekten istedikleri patlamayı, istedikleri etkiyi yaratmadığı için mesela
dizinin senarisi Sema diziyi bırakıp gitti.
Yani diziyi başka bir senarisi devretti.
Umarım bir an önce Pallu ve Beste Kasapoğulları'nın da birlikte çektiği güzel bir film.
daha çarpıcı bir dijital dizi ya da film izleriz onların elinden.
Çünkü gerçekten birbirini iyi anlayan, birbirinin dilinden gerçekten iyi şeyler çıkartabilen iki yönetmen.
O yüzden de bunu da söylemiş olayım.
Umarım hafta yine burada buluşuruz.
Buraya kadar beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bu konuştuklarımla ilgili farklı bir fikriniz varsa, bana eklemek istediğiniz bir şeyler varsa mutlaka açıklamadaki sosyal medya hesaplarından bana ulaşın.
Gerçekten mesajlarınızı bekliyorum.
Çünkü sizden de benim bilmediğim bir şeyler mutlaka çıkacaktır diye düşünüyorum.
Haftaya görüşürüz o zaman sizi seviyorum görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
