
S1B29 - Culpa Mia : London / My Royal Nemesis
3 Temmuz 2026 · 33 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde İngiltere ve İspanyol Culpa Mia’lardan bahsettim size.Hangisini daha çok beğendiğinizi bana yazmayı unutmayın.
Haziran’da final yapan Kore dizimizden de bahsettim bölümde.İzlemediyseniz mutlaka tavsiye ederim onu da.
İyi dinlemeler
Kısımlar:
(00:00 - 00:09) - Giriş
(00:09 - 00:44) - İyi Dilekler
(00:45 - 6:10) - Podcastimin Amacı
(6:11 - 14:02) - Sinema Gündemi
(14:10 - 23:09) - Culpa Mia
(23:14 - 28:48) - My Royal Nemesis
(28:49 - 30:18) - The Husband
(30:19 - 31:11) - Set dedikodusu
(31:12 - 33:00) - Kapanış
Transkript
Herkese merhabalar. Vizyonda yayınlanan yeni bölümüne hoş geldiniz.
Umarım harika bir hafta geçiyorsunuzdur.
Umarım sevdiklerinizle çok güzel yaz tatili için planlar yapmışsınızdır.
Ve umarım serinlemek için de olsa sık sık sinemaya gittiğiniz bir hafta olmuştur.
Sizinle ayrı kaldığımızdan beri.
Ama sanki bu hafta çok ayrı kalmadık ya.
Çarşamba günü Mehmet Sinler'le olan bonus bölümümüz yayına girdi.
Ona çok güzel yorumlar gelmiş.
Eğer siz o bölümü atladıysanız, görmediyseniz lütfen rica ediyorum.
Eşinize, dostunuza söyleyin.
Linklerini atın ve rica ediyorum can kulağıyla dinleyin.
Çünkü çok güzel ve öğretici bir sohbet oldu bence.
Şimdi öncelikle ben her bölüme biliyorsunuz sinema gündemiyle başlıyorum.
Ama bu hafta şöyle bir farklılık yapacağız sizinle.
Bu hafta şöyle yapacağız.
Şunu fark ettim. Aslında ilk bölüm dışında bu podcast'ın amacından ya da bu podcast'ın neyi amaçladığından çok fazla size bahsetmedim.
O yüzden bu bölüme özel size aslında bundan bahsetmek istiyorum.
Bu podcast'ta her hafta...
Bir dizi ve bir filmi ele alarak, yani tabii ki bazen bazı değişiklikler olabilir, bazı şeyler daha farklı gelişebilir o haftanın gündemine göre ama genelde benim rutine bağladığım şekilde her hafta bir dizi ve bir
filmi size anlatıyorum. Genelde güncel kalmaya çalışıyorum ama bazı haftalar oluyor, biraz geçmişe dönmemiz gerekiyor.
Bazı şeylerin daha farklı şekilde yaşağını görüp bazı film festivallerini anlatıyorum size.
Ve tabii ki konseptimize sinema gündemini de ekledim.
Her hafta gündeminde...
ateşini, gündemini de, heyecanı takip etmek için artık sinema gündemini de anlatıyorum.
Bunu da söylemek istedim. Ve şundan da bahsedeyim size.
Bu podcast'ı niye yapıyorum?
Çünkü kendi bilgimi, kendi becerimi, kendi vizyonumu size de katmak için, sizden de aynı şekilde geri dönüşleri almak için, aldığım eğitimle aslında bir karşılığını size verebilmek için.
Yani maalesef sinema konuşan, sürekli işte sinema ile ilgili içerikler üreten, tüketen birçok insanın aslında sinema bölümüyle...
Akademik olarak hiçbir bağlantısı olmadığını düşündükçe gerçekten kahroluyorum.
Çünkü şöyle bir şey var.
Birçok doktor, mühendis, özellikle bilgisayar, yazılımla uğraşan birçok insan sinema ilgi alanı diye sinema üzerine içerik üretiyor.
Peki sizce bu etik ve ahlaki mi?
Yani şöyle söyleyeyim ya da mesela tıp mezunu olmayan birine siz doktorluk yaptırır mısınız?
Hayır yaptırmazsınız. Ya da mesela ben oturup burada tıp üzerine hiçbir bilgim yokken size...
tıp hakkında bir şeyler söylesem, ahkam kessem sizce hoş mu ya da bana güvenir misiniz?
Hayır. Ya aynı şekilde ben de bizim bölümü okumayan insanların, alaylı olan insanların ya evet maalesef sektöre girip işte oyuncu olanı var, yapımcı olanı var, senarist olanı var, sıklıkla yönetme olanı var ama ya en azından hani bu
işin içerik üretimi dediğimiz kısmı yani en azından dijital dünyada bunun gerçekten eğitimli insanlar tarafından yapılması gerektiğine inanıyorum.
Çünkü ya farklı podcastleri de dinliyorum.
İnsanların... Kendi podcastlerinde sizinle filmlerini anlatırken, televizyon dizilerini anlatırken öyle bir mizacı varken mesela işte iki erkek arkadaşı, 40'lı yaşlarında iki erkek podcast yapıyorlar.
İşte bu hafta sizinle filmlerini konuşalım diyorlar.
Sonra mesela bir sonraki bölümde diyorlar ki ya işte biz aslında sizinle filmlerini de konuşabiliyormuşuz o zaman konuşalım.
Yani ana motivasyonun bu olmaması gerekiyor bence.
Yani herkes kendi işini yapsa ortaya çok daha güzel içerikler çıkar, çok daha doyurucu bilgiler herkese ulaşır diye düşünüyorum.
Podbean'in yaptığı yeni bir araştırmaya göre artık podcast tüm dünyada daha yaygın.
Hele ki ülkemizde özellikle Z kuşağında artık herkes birçok şeyi izlemek yerine daha kısa sürede dinlemek üzerine hayatını devam ettiriyor.
Yani işte koşudayken, spordayken, bir iş yapıyorken, işte herhangi bir ev işi yapıyorken, ödev yapıyorken, top taşımada vs.
insanlar kısa kısa podcastler dinlemeyi daha çok tercih ediyorlar.
Ama burada da aslında benim bunun yaygınlaşmasından dolayı şöyle bir endişem var.
Bunu da size hemen ileteyim. Benim buradaki endişem aslında...
Yani böyle şeyler ne kadar yaygınlaşırsa aslında ünlü dediğimiz o vasıfsız influencer kitlenin de buna dahil olması bu kadar kolaylaşıyor.
Ya zaten işte Ahmet'inki dinleniyor, Mehmet'inki dinleniyor, Ayşenki dinleniyor deyip kendilerinde hani sırf işte influencer olarak Instagram'da kitlelerine güvenip podcast mecralarına girmelerini hiç doğru bulmuyorum.
Çünkü yani böyle böyle zaten hani bizde bir atasözü var ya nerede çokluk orada nokta nokta diye.
Gerçekten bu da aslında bir şekilde ona varıyor ve ben gerçekten eğitimli, bilinçli...
Yani ne yaptığını bilen, hayattan ne istediğini bilen insanların podcast'ını dinlemesini daha çok tercih ediyorum.
Ve tabii ki podcast'ın başarılı olmasını istiyorum.
Çünkü bence şöyle bir şey var.
Hayatta birçok şeyi aslında başkaları için yapıyoruz.
Çalışıyoruz. Neden? Gelecekteki kendimiz için aslında.
Vaktini emekli olmak için, huzurlu bir yaşlılık geçirmek için çocuk yapıyoruz.
Neden? Kendimiz devam ettirmek için.
Ama aslında temelde daha farklı amaçlar için.
Yaşlanınca bana baksın diye yapan var.
Ne bileyim, benden geriye bir parça kalsın diye bencilce bunu yapan var.
Ama yani bu içerik üretim dediğimiz şey, podcast dediğimiz şey gerçekten benden izler taşıdığı için ve bunu gerçekten kendimi geliştirmek, kendimi sürekli güncel tutmak için yaptığım için umarım çok başarılı olur.
Daha çok ülkede insana ulaşır ki en son bu hafta yaptığımız, Ekim'le yaptığım istatistik toplantısında gerçekten çok güzel sonuçlar çıkmış.
Yani Japonya'dan, Tayland'dan, Vietnam'dan, Amerika'dan dinleyen herkese çok teşekkür ederim.
Ben gerçekten ülkemizdeki...
Türklerin ya da dünyadaki Türklerin bu kadar sinema açlığı yaşadığını bilmiyordum.
Bu arada farkındayım. Ciddi anlamda özellikle Türk dizilerini, Türk sinema filmlerini anlattığımda daha çok dinleniyor.
Onlara da ağırlık vermeye çalışacağım.
Ama dediğim gibi dünyada sinema gündemi çok sık değişiyor.
Çok farklı değişiklikler oluyor.
O yüzden de genelde gündemi yakalamaya çalışıyorum.
Ama siz derseniz ki özellikle bu hafta şu çok gündem oldu.
Bu hafta mesela daha 17 dizisini anlat derseniz o gibi şeylere de vakit ayırabilirim.
Ama dediğim gibi tamamen...
Aslında gündemde ne varsa ve kendi sevdiğim ve beğendiğim ve kendi tecrübemle size önerebileceğim ne varsa genelde onları anlatmaya daha çok tercih ediyorum.
Ama bu tabii ki sizin isteklerinizde.
Karşıyım sizi asla kale almıyorum demek değil.
Kesinlikle her türlü isteğinizi açayım.
Instagram hesabımda zaten, Twitter hesabımda bu bölümün açıklamalar kısmında var.
Oradan bana istediğiniz gibi ulaşabilirsiniz.
Ve tabii ki geri dönüşlerinizi de bekliyorum her anlamda.
Şimdi gelelim sinema gündemine.
Bu da böyle kısa bir kamu spotuydu.
Şimdi öncelikle bu hafta yer dizilerimizde durum ne?
Muhtemelen Aşk dizisi de çok güzel gidiyor.
Gerçekten yani kitlesi arttıkça artıyor.
Ve ben de bu hafta neyi öğrendim?
Ekin Koç Antayalıymış.
Bakın her güne yeni bir bilgi.
Resmen adam hemşerim çıktı. Ve adam Muhtemelen Aşk dizisinde Adanalı bir karakteri, bir mafya babasını o kadar iyi oynuyor ki.
Yani gerçekten hayran kaldım.
Editlerinden bile çok etkilendim.
Vaktim olsa da oturup şu diziyi izlesem diye düşünüyorum ama.
İşte Ayça Ayşin Turan bence kötü bir oyuncu ya.
Burada aslında beni yiten şey de birazcık o bence.
Onun dışında biliyorsunuz Odise'ye her hafta geri sayıyoruz.
Geçen hafta da sizinle konuştuktan sonra, geçen haftaki bölümü yayınladıktan sonra arkadaşımla ön satıştan hemen biletimizi aldık Odise için.
Ve Christopher Nolan da bu Odise'nin PR sürecinde influencerlar için öngösterim yapmama kararı almış.
Takdir ediyorum çünkü gerçekten influencerlar ne izlediklerini anlıyorlar, ne duyduklarını anlıyorlar, ne Nolan'ın referanslarını anlayacak bir sinematik bilgiye sahipler sıfırlar yani.
Normal hayatta influencerlık mesleği tamamen ortadan kalksa ya da devletimiz ağır vergiler altında influencerları etse muhtemelen yarına hiçbiri kalmayacak.
Çünkü bakın şeylere çok saygı duyuyorum.
Gezi influencerları olabilir, yemek olabilir.
En güzel yemek nerede yenilir, en iyi gezi rotası neresidir.
Buna gerçekten bir emek gerekiyor.
Ama makyaj videoları çekip, kombin videoları çekip sonra da 500 bin takipçiye ulaşınca bir anda en güzel filmlerin öngösterimlerine gitmelerine gerçekten çok ayar oluyorum.
Çünkü hiçbir şey bilmiyorlar. Ne yönetmeni tanıyorlar, ne oyuncuyu tanıyorlar, ne hayatlarında sinemayla bir ortak noktalı bir sinema bilinçleri var.
Ama hepimizden önce ön göstermekte film izleyip sonra işte bu filme bayıldık deyip böyle davet, eşlik koyunca yani gerçekten hayatlarına hiçbir katkısı olmayan bir şeyde bizde aslında çok sinir etmiş oluyorlar.
O yüzden de Nolan'ın kararını çok takdir ediyorum.
Helal olsun diyorum. Onun dışında bütün ünlü ilişkileriyle yer yerinden...
Oynatan Jack Belordu var sırada.
Jack Belordu Kissing About filminden utanını açıklamış.
Kissing About yani öpüşme kabini filmi.
Eurofuel dizisinden sonra herkes beni sokakta tanımaya başladı.
Bir gün Los Angeles'a sıradan bir kafeye gittim.
Kasadaki kız siparişim alırken bana bakıp aman tanrım dedi.
Ben de tam her zamanki gibi teşekkür edecekken kız heyecanla arkaya bağırdı.
Hey millet buraya bakın öpüşme kabini filmindeki o çocuk gelmiş dedi.
Nefret ettiğim ve kariyerimde artık anılmak istediğim o eski gençlik filmimle beni tanıdı demiş.
Yani bir kere o gençlik filmi bence çok güzel, çok eğlenceydi ve tam da bir gençlik işiydi.
Ve o olmasa mümkün noktaya gelemeyeceğini düşünce bence insanın da birazcık kendi kariyerine saygısının olması gerekiyor.
Yani kendi kariyerine saygısını yitirdiğini düşündüğüm bir isim var.
Bütün İsrail'e karşı duruşuyla alkışı alsa da şu son yaptığıyla beni çok ürküttü.
Kate Hudson ve Javier Bardem başrolüleri paylaştıkları Helluant Paris romantik komedi filminin öpüşme sahnesini çekerken görüntülenmişler.
E tabii ki yani caddenin ortasında öpüşme sahnesi çekersiniz.
Millet de telefonu kaldırır çeker.
Yani normal insanlar birleştiğinde kadar aşık çiftler diye çekip TikTok gibi platformları düşürüyorlar.
Hele ki iki ünlü oyuncuyu görünce yani çekilmeleri bunun internete sızması çok normal.
Ama arkadaşlar öpüşme sahnesini gördüm ya Javier Bardem gerçekten çaptan düşmüş.
Hiç yakıştıramadım. Gerçekten çok kötüydü yani.
Gerçekten onu sonuna kadar ayıplıyorum öyle diyeyim size.
Onun dışında dayanılmaz çekim 9 Eylül'ü Prime Video'ya geliyormuş.
Bu işinle çok heyecanlıyım. Ama Prime Video'ya gelen başka bir şey daha var.
Yani aslında tabii ki Eylül ayında gelecek ama ben gerçekten onun heyecanına şimdiden kapıldım.
Onun adı da ne biliyor musunuz?
Aşk Hipotezi. 23 Eylül'de Prime Video'da premierini yapacak ve kesinlikle çok başarılı bir kitap uyarlaması olduğunu düşünüyorum.
Fragmanına bayıldım. Umarım bir an önce de gelir.
Başka gelecek olan şey Maxon Hall.
Final sezonu Aralık'ta geliyormuş ve ikinci sezonu çok insanın beğenmediğini düşünürsek aslında bakalım ilk sezonun güzelliğinin de üzerine çıkabilecek mi son sezon?
Gerçekten heyecanla bekliyorum ben de oradan ne çıkacağını.
Başka bir yeni sezonu tekrardan güncellenen bir iş var.
Aslında geçen bölümü bahsetmiştim.
Her yılın ardından dizisi ikinci sezon için yenilenmiş.
Devam kitabı altın bir yaza dayanıyor ikinci sezon.
Ve Charlie Florek'in aşk hikayesine odaklanacakmış.
Gerçekten de heyecan verici değil mi ama?
Valla ben beğendim. Gerçekten Charlie Florek de yakışıklı mı?
Ben beğendim. Vallahi oluru var.
Ama bence asla oluru olmayacak film.
Timothee Chalamet ve Selena Gomez'i buluştan...
Not Alone filmi ve gerçekten o filmden ilk poster gelmiş ama öyle bir ikilik ne mana anladınız mı?
Kim bunları niye izlesin ben anlamıyorum ama tabii ki Şeremet yine böyle Oscar istiyorum, Emmy istiyorum gibi triplere girebilir o yüzden de yani şimdiden kendisine iyi tripler dilemek istiyorum çünkü gerçekten yine alamayacak gibi
geliyor bana. Ama gerçekten başarılı bulduğum bir cast var.
Kristen Stewart ve Wagner Mauro.
Bu ikisi Flash of the Gods çekimlerinde buluşmuş.
Film şundan bahsediyor.
80'lerin Los Angeles Gece Hayatına, Evli Bir Çift bu ikisi şiddet ve gerçeküstü bir dünyaya sürükleniyorlarmış bir anda.
Yani içinde evlilik varsa, bir de o evlilik böyle yavaş yavaş, yokuş aşağı gidiyorsa biliyorsunuz benim uzmanlık alanım kesinlikle bu.
Bir de uzmanlık alanım olabileceğini düşündüğüm bir iş var.
Yani aslında bir dil var, o da Proud.
Yani Proud dizisinin ana dili Lehçe.
Bizde HBO Max'de yayınlanan bir dizi kendisi ve bu Proud dizisinde işte...
Bir adam elinde bebekte sürekli farklı farklı engellerle uğraşıyor.
Farklı farklı sorunlarla uğraşıyor.
Yani böyle seviyorum ya. Genç erkeklerin kucağında güzel güzel sempatik sempatik bebekler.
Ha bu arada bebek demişken sapsarı olduğu için birazcık eleştirsem de yani bebeksi yüzü kaybolsa da yine de Edis'imiz Michael filminde Michael Jackson canlanan Jaffer Jackson ile bir araya
gelmiş. Milan Moda Haftası'nda.
Yani Edis'ciğim sana sarı olmak hiç gitti mi Allah aşkına?
Yani zaten sarıları sevmiyorum.
Hani daha doğrusu sevmiyorum dediğim sonradan sarı olan insanları sevmiyorum.
Yani şu sana hiç gitmiş mi ya?
Neyse biz Edis'in coverlarından devam ediyoruz.
Tipini boş veriyoruz. Ama tipini asla boş veremeyeceğim bir isim var.
Söyleyeyim mi? Tom Holland.
Tom Holland Another Round'un yönetmeni Thomas Winterberg'de bir proje geliştirildiğini açıklamış.
Ayrıca Another Round'un Amerika'nın uyarlaması içinde çalışmalar devam ediyormuş.
Yapımcılar tanıdığımız isimler aslında.
Leonard DiCaprio, yönetmen de Chris Rock.
Yani kötü bir şey çıkmaz aslında ortaya.
Ama Tom Holland'ın boyu keşke bir tık daha uzun olsa ya.
Bunu bence sadece ben demiyorum.
Yani karısı Zendaya'da diyordur.
Çünkü karısı ondan böyle bir tık daha uzun ya.
Özellikle topuklu giydiğinde. Ha bu arada Spiderman öngösterimlerindeki Zendaya'nın kostümünü ben bir gördüm.
Aman tanrım gerçekten kadın çok güzel ya.
Yani o güzellikte yani hani bir Tom Holland değildi.
Hani belki Jake Ballard'e daha mı çok yakışırdı Zendaya bilmiyorum.
Hani boy post endam olarak böyle fizik olarak.
Ama yani işte gönül bu.
Herkese konuyor değil mi? Benim gönlümün asla konmadığı bir iş var.
Pularibbas. Bu işle ilgili Vince Gilligan bu dizinin ikinci sezonunu büyük oranda yazdıklarını açıklamış.
Demiş ki yazarlığımla beraber bölümlerin büyük bölümünü yazdık.
Yeni sezonu bir an önce çekmeye ve herkesin izlemesini dört gözle bekliyoruz demiş.
Yeni sezonun 2027 sonu 2028 başında gelmesi bekleniyormuş.
Yani şimdi şöyle bir düşünüyorum.
Gerçekten bu işin yeni sezonlarına ihtiyacı var mı?
Bilemiyorum, kestiremiyorum.
Ama şimdi ortada şöyle bir şey var.
Gerçekten dünya çapında çok sevildi ve...
hani gerçekten yaşadığımız evrenin kaybolduğu alternatif bir evrende yaşadığımız gibi bir senaryoda gerçekten insanların dikkatini çekiyor.
Ya sanırım bu komplo teorileri sadece bizim ülkemizde hani akşam kuşakların değil de gerçekten tüm dünyada kabul gören şeyler bence ya.
Yani ve farkındaysanız tüm Avrupa'da hava yanıyorken bizim ülkemizde gerçekten hava aslında o kadar da sıcak değil henüz.
Ama yani bakıldığında mesela işte insanlar artık şey diyor bu Amerikan-İran savaşından sonra işte Dış güçler bizim bulutlarımızı çalıyordu.
Şimdi bütün Avrupa yanarken biz o kadar sıcakta değiliz diyorlardı.
Yani insan şöyle bir düşünüyor. Acaba gerçekten bu mahalle kıra tanelerindeki dayılar haklı mı ya?
Yani gerçekten hani iklimde yönetiyor olabilirler mi diye de şöyle bir düşünmedim değil.
Ama tabii ki her şey mümkün.
O yüzden de imkansız yok diye düşünüyorum.
Onun dışında bakıyorum.
Anlatmam gereken bir şey...
Yok ya yok. Yok.
Evet haftanın filmine geçebiliriz bence.
Hadi gelin orada buluşalım. Şimdi...
Kapaktaki haftanın filmini görünce muhtemelen birazcık kafanız karışmış olabilir.
Çünkü elimizde iki tane Kulpamia var.
Birincisi İspanyol versiyonu yani orijinal versiyon.
Mercedes Ronan kitabından uyarlanan ilk versiyon.
İkincisi ise yani bugün benim anlatacağım ise İngiltere'de çekilmiş olan, İngiltere yapımı olan Kulpamia.
Yani İngiltere adıyla Kulpamia London.
Şimdi öncelikle şunu soracağım size.
Orijinal ilk kitap uyarlamasını izlediniz mi acaba?
Yani İspanyol versiyonu olan.
Kendi adıma söyleyeyim ben onu izledim ve hani bu İngiltere versiyonu mu olan yoksa İspanya versiyonu mu olan daha iyi derseniz bence kesinlikle orijinali yani İspanyol versiyonu olan daha güzeldi.
Çünkü bir kere hani bir filmin iki farklı ülkede ya da farklı karakterlerle farklı oyuncularla uyarlaması yapılıyorsa her zaman ilk yapılan daha çok akılda kalıyor bence.
Ama tabii ki size kalmış yani kimisi hani İngilizler izlerinde belki İngiltere versiyonu kendine daha yakın bulur.
İşte İspanyollar izlerinde İspanyol versiyonu kendine daha yakın bulur ama ne olursa olsun.
Bence bizim ülkemizde bu tarz bir şey çekilse bizim genç oyuncularımızda çok eğlenceli bir şey ortaya çıkabilir.
Ama tabii ki sekse palitesi işte aynı şekilde hani üvey kardeşlerin birbirine aşık olması detayı bize ne kadar linçlenir ne kadar beğenilir o kısmını kestiremiyorum.
Ama ya bu ülkede uzak şehir izleniyorsa bence hepsi kendi çapında beğenilebilir.
Üstelik hani bunda gerçekten akraba bile değiller.
Üvey kardeşler birbirine aşık oluyorlar.
Kitabın filme çekilmiş hikayesini size geniş geniş anlatayım diye böyle bir düşündüm ama zaten biliyorsunuzdur diye çok kısa keseceğim.
Şimdi size şöyle kısaca bir hikaye anlatmam gerekirse.
Zengi bir babamız var.
Bu hikayedeki zengin babamız adı William.
William gidiyor. Kendi oğlu işte Nick'in annesi ölmüş.
Ve işte bunlar baba oğlu birlikte yaşayan erkek grubu.
Ondan sonrasında da baba gidip başka bir kadınla evleniyor.
Kadın işte zengin kocasının evine taşınıyor.
Ondan sonra bu kadın bir de Noah diye bir kızı var.
Noah da evin içine geliyor ve Nick ile Noah aralarında 5 yaş olan bir ikili.
Ondan sonra bunlar işte ilk filmde birbirlerine aşık oldular.
Kulpa Mia'da. Ondan sonra Your Fault London yani bizim hatamız dediğimiz kısımda da aslında bu ilişkilerinin devam ettiği ikinci filmdeyiz.
Zaten üçüncü filmde bu seri bitiyor.
Yani orijinalindeki gibi yaparlarsa eğer.
Zaten kitap uyarlamasına göre gittikleri için muhtemelen bir sonraki filmde bitecek hikaye.
Ve şöyle aslında ilk filmde kızımız 18 yaşındaydı.
Oğlan üniversitede okuyordu.
İkinci filmde oğlan üniversite mezunu olduğu kız üniversiteyi Oxford'da kazanmış.
Bu London kısmından bahsediyorum.
Ondan sonra üçüncü filmde de zaten her şey yerli yerine oturacak.
Bu çiftimiz evlenecekler ve işte oğulları olacak.
Şimdi bir kere ben bu hikayeyi izlerken birçok insan dedi ki işte orijinal versiyonu yani İspanyol versiyonuna göre bu çift daha uyumlu, bu çiftin oyunculukları daha iyi dedi.
Katılmıyorum buna ama insanların böyle düşünmesi için ortada haklı bir sebep var.
O da ne biliyor musunuz?
İlk filmde yani daha doğrusu orijinal versiyonda İspanyol versiyondaki oyuncular gerçek hayatta önce işte çok iyi arkadaşlar zaten birbirlerini 12 yaşından beri tanıyan oyunculardı.
Ondan sonrasında farklı farklı işlerde oynayıp hep yolları kesişiyor.
Çok iyi arkadaşlar. Sonra bu Kulpamiya serisiyle birlikte sevgili oluyorlar.
Ondan sonra ilk filmde sevgililer sahneleri çok güzel, çok böyle tertemiz geçiyor karşıya.
Gerçekten hani iki ağaçlığın sahnelerini izliyorsunuz.
Ondan sonra ikinci filmde bu çiftin arası bozuluyor gerçek hayatta.
Ve bu başrolü oyuncuları farklı insanlarla sevgili oluyorlar.
Ama ondan sonra işte gerçek hayatta başrolü erkeğimiz kızı bildiğiniz sette mobbing uyguluyor.
İşte kızla tak sahneye çekmek istemiyor.
Kızla yakınlaşma sahnelerinde işte kızdan geri duruyor.
Kız da sonuçta bayılmıyor ama eninde sonunda bu bir iş karşısında bir sözleşme yaptılar ve oynamaları gerekiyor.
Ve yani filmin Kulpamiya lansmanında İspanyol versiyonu gerçekten bir araya bile çok zor geliyorlar.
Yani hani markalar işte dergiler sürekli onlar çekim yapmak istiyorlar.
Mesela birlikte çift çekimlerinde hani olabildiğince birbirlerine mesafeliler vesaire.
O yüzden aslında hani bu filmleri aynı an takip eden ergen fan kitlesi için hani kötü bir deneyim olduğu için ve şey tabii ki yani dünyada...
Bu sektörle ilgilenen aslında birçok insan hiçbir şey hani sadece ya kız güzel işte oğlan yakışıklı o zaman bunlar güzel çift olur deyip izlemiyorlar.
Genelde herkes arkasında set anılarını, sette yaşananları merak ettiği için de ya olayı aslında sadece işte ya birbirine çok yakışan bir ikili bunlar işte kesin sevgili olmuştur deyip hani öyle bir varsını bulup geçmiyorlar.
Yani dedik dedik ettikleri için de bu birazcık tabii ki izlenilen şeyin kalitesini bozuyor.
Eşitleyenleri var, kendine göre yakıştıranları var vs.
bu aslında olayları çok değiştiriyor bir noktada.
Öyle olduğu için insanlar diyorlar ki işte bu Your Faultland'ın yani Kulpamya'nın İngiltere versiyonu daha iyi, daha çok yakışmış çift diyorlar.
Çünkü gerçek hayatta İngiltere versiyonundaki başrol oyuncularının kendi sevgilileri, kendi hayatları var.
Ve yani sadece birlikte iyi arkadaşlar.
Ya da biz öyle biliyoruz. Bilmiyorum detayını.
Henüz ortada çıkmış bir şey yok bunlarla ilgili.
Ama şimdi şöyle bir şey oldu biliyor musunuz?
Ben şimdi Apple TV'nin Buccaneers diye bir dizisi vardı.
İşte İngiltere'nin aristokratlarını anlatan bir diziydi.
Orada da mecburi... İşte anlaşmalı evlilik gibi bir şey vardı vesaire.
İzledim o da çok güzeldi.
Neyse ondan sonra ben onu izlerken ben de onu geçen yaz izledim galiba sanırım.
Yani daha ortada podcast'ım yokken onu izlemiştim.
Yoksa kesin onu da anlatırım ama o dizinin ikinci sezonu gelsin.
İki sezonu birlikte anlatmayı düşünüyorum size.
Şimdi ben onu izlerken kel kel mi dedim ki orada yan rolde işte bu Your Fault London yani bu Kulpamya'nın İngiltere versiyonundaki başrol erkek oyuncu varmış.
Ama oyuncu izlerken orada dedim ki ya dedim ben bunu nereden tanıyorum hani.
şey imdb'den açtım böyle filmografisine baktım yani diyorum Allah Allah ben bu adamı bir yerde gördüm hani Koreliler olsa o kadar hani nerede görmüştüm işine giremiyorum çünkü kesinlikle yani hepsi birbirine benziyor ya da işte Çinlilerde
ama hani işin içinden işte İngiliz bir oyuncu olunca diyorum ki yani bu adam ben bunu nerede gördüm falan filan böyle düşün düşün düşün düşün en sonunda buldum adam gerçek hayatta esmer arkadaşlar bu dizide sarışın ve ben bu adamın
daha gerçek hayatta esmer mi sarışın olduğunu bilmeyen ilk filmde Yani Kulpa Mia London'ın ilk filminde ben bu karakteri sevmemiştim tamam mı?
Bir de tabii ki orijinalindeki karakteri, orijinalindeki Nick karakterini İspanyol oyuncunun oynadığını daha çok sevdiğim şey o oyunculuğu.
Bu bana geçmemişti. Sonra kenken ben dedim ki ben bu adamı niye sevmiyorum dedim.
Sonra bir baktım ki adam esmermiş.
Bakın görüyorsunuz yani sarışın turnusolu gibi bir insanım.
Yani bunu bana bir tek şey yutturabildi.
Off Campus'taki... Dean karakterini oynayan Stephen Cain'i yutturabildi.
O adam da zaten orijinalinde kumralmış.
Adamın saçlarını sarıya boyamışlar.
Hafif bir sarılık katmışlar sadece.
O da yani artık o kadar da insanlık hali ama bu adam gerçekten yani çok böyle marslık gibi bir sarı olmuş.
Anlatabiliyor muyum? Hem ten rengi esmer, kulpamiye landının içinde hem saçları sarı.
Yani bakıyorsunuz güneşte hani esmer ama böyle saçlarını hani ışık vurduruyorlar işte.
Farklı işte görüntü yönetmeyle muhtemelen böyle bir Işığın kırılması gibi bir etki yaratmaya çalışmışlar.
Bir bakıyorsunuz adamın gölgesi.
Adam sapsarı. O kadar böyle gıcık etti ki beni.
Ama şey konusunu çok sevdim.
Replik olarak filmin içinde bir saniyede adam kızı kıskanıyor.
Diyor ki senin Oxford'daki arkadaşın benim yerimi almaya çalışıyor.
Bizim ayrılmamızı bekliyor.
Tetikte bekliyor. Seni benimle almaya çalışıyor.
Kız da bir anda dönüp diyor ki sen benim sahibim değilsin.
Bizim öyle bir ilişkimiz yok diyor.
Adam da orada dönüp diyor ki İşte ben senin sahibin olmadığını biliyorum ama sen benimsin diyor.
Hatta ondan sonra işte birlikte oluyorlar, sevişiyorlar vs.
Ondan sonra birbirlerinin bileklerine you are mine yani sen benimsin diye yazıyorlar.
Onu zaten son filmde onu daha detaylı bir şekilde o dövmeyi göreceğiz.
Ve gerçekten çok hoş bir sahneydi.
Yani aslında hem feministliğin sınırlarında hem maçoluğun sınırlarında bir sahneydi.
Ama benim hoşuma gitti. Ve gerçekten de anlatmak istediğini güzel anlatmış.
Ve çift olarak da bence gayet uyumlu var.
Yani kesinlikle şans verilebilir.
Ve IMDb puanı da 10 üzerinden 6.1 çıkmış.
Onun dışında bölümleri olmadığı için yani bir film olduğu için çok hızlı tüketeceğinizi düşünüyorum.
Çok güzel akıyor. Yani yarış arabalarını işte yarışmayı yasa dışı şeyleri birazcık seviyorsanız kesinlikle hoşunuza gider diye düşünüyorum.
Ha bana kalırsa yani hani ilk film mi yoksa işte İspanyol uyarlamı mı yoksa işte Londra uyarlaması mı yani İngiltere uyarlaması mı derseniz.
Bana karısı kesinlikle İspanyol uyarlaması.
Çünkü oradaki Nick ve Noah benim için daha çok böyle kitabı yansıtan bir şeydi.
Ama yani bir de tabii ki bir iş hani bir ilk orijinalini yapmak var.
Orijinalini uyarlamak var. Bir de ikincisini yapmak var.
Yani her zaman gerçekten gelen gideni aratıyor sanırım ya.
Ama yani umarım böyle şeyler bizim ülkemizde de yapılır.
Hani bir de Türk versiyonunu çekeriz.
Çünkü farkındaysanız artık son yıllarda gerçekten...
Gençlik dizilerin izleyici kitlesi arttı.
İnsanlar artık böyle ekranda cıvıl cıvıl ışıl ışıl böyle ateşli gençler izlemek istiyorlar.
Yani öyle şey hani 40 yaşına gelmiş adamla 20 yaşındaki kızın partner olup birbirine aşık olması gibi detaylar artık kimseyi televizyonun başına da sinemanın başına da çekmiyor bence.
Böyle yani bunu da tavsiye ederim size.
Bu arada ben aslında bu filmi geçen hafta anlatacaktım ama izle böyle sesli mesaj direkt en son çıkan içerik olduğu için önce onu anlatmak istedim sonra mecburen.
Bunu anlattım. Umarım keyif almışsınızdır bu filmi anlatımla.
Daha fazlasını istiyorsanız lütfen istediğiniz, anlatmamı istediğiniz dizileri, filmleri lütfen bana sosyal medyadan yazın.
Şimdi hazırsanız geçelim haftanın dizisine.
Evet. Haftanın dizisinde bu hafta bir Kore dizimiz var.
Yeni bitti. O yüzden hemen anlatmak istiyorum.
Daha finalinin dumanı üstündeyken.
Bu hafta size My Royal Nemesis'i anlatacağım.
Yani benim kraliyet düşmanım diye de çevirebilirsiniz.
Kendisi Netflix'te olan bir dizi ve Kesinlikle bölümleriyle son derece sürükleyici.
IMDB puanı 10 üzerinden 7.7.
Yani tekrar söylüyorum daha önce defalarca söylediğim gibi IMDB puanı üzerinden lütfen filmlere şans verip vermeme ihtimalinizi düşürmeyin ya da yükseltmeyin ya da dizilere.
Çünkü gerçekten herkesin beğenisi farklı.
Neden? Zira sinema kişiye özel son derece özel bir şey.
Aynı şekilde televizyon dizileri de işte bağımsız.
Sinema filmleri de o yüzden lütfen rica ediyorum başkasının aklıyla ya o beğenmemiş de Ayşe beğenmemiş Fatma beğenmemiş ben de kesin beğenmem deyip şans verme onları es geçmeyin lütfen.
Çünkü emin olun başkalarına basit gelen şeyler başkalarına ya öf çok da sıktı bu beni denilen şeyler emin olun sizi daha çok eğlendirebilir o yüzden de lütfen onlara şans ve fırsat verin.
Şimdi My Royal Nemesis'teki olay ne biliyor musunuz?
Klasik her Kore dizisinde olduğu gibi bu hikayemizde bir CEO var ve CEO bir anda günün birinde çat diye hayatını...
düşen bir kadına aşık oluyor.
Ondan sonra kadın da ona aşık oluyor ama kadın Joseon hanedandan günümüze ışınlanıyor ve kadın bir anda kendini işte 11.
yüzyıldayken 21. yüzyılda buluyor.
Bir kere burada kadına ilgili o kadar çok şeyleştirisi yapıldı ki özellikle Kore'de netizenler dediğimiz böyle her şeyden nefret eden bir grup var.
İşte kadına dediler ki çok kötü oyuncu bu kadın her yerde işte yan rolde oynuyordu.
Bizim dizimizde işte neden bu kadar yakışıklı bir oyuncu ile başrol oynadı?
Kim bu kadını başrol yaptı?
İşte kötü oynuyor. Fiziği kötü.
Yeterince zayıf değil, yeterince işte güzel ağlayamıyor, güzel bayılamıyor, güzel öpüşemiyor.
Yani ben anlamadım ne istediklerini ama bence yani bizim ülkemizdeki birçok oyuncudan, birçok başrol oyuncusundan çok daha yetenekliydi.
Buradaki başrol kızımız. Bu arada arkadaşlar ben size bu dizinin İngilizce ismini söyledim.
Ama Korece ismini ya da başrollerini merak edenler varsa rica ediyorum araştırıp baksın.
Çünkü ben gerçekten bunları okuma zahmetine girmiyorum.
Çünkü çok zor okunuşları var.
Ama şunu söyleyebilirim size.
Kesinlikle izlediğiniz şey sizi...
Çok eğlendirip mutlu edecek.
Sadece benim bu Kore işlerine genel bir sıkıntım var.
O da Koreliler reenkarnasyona inanıyorlar.
Yani ölümden önceki ve ölümden sonraki yaşama.
Ya aslında birçok dizide şunu görüyoruz.
İşte replik olarak olabilir, hayali olarak olabilir.
Böyle işte zamanda ileri geri gitme.
Yani hani Kore dizilerinden böyle zamanda ileri geri gitme olayını bir çıkartın.
Yemin ediyorum geriye sadece anlaşmalı evlilik dizileri kalır herhalde.
Çünkü gerçekten ya adamlar bütün endüstriyi bunun üzerine kurmuş gibi bir şeyler.
Ya adamlara hani despot bir yönetici gelse bugün dese ki ya kardeşim reenkarnasyon yoktur, ben işte bireysel olarak inanmıyorum, cumhurbaşkanı olarak, halk olarak siz inanmayacaksınız dediği anda muhtemelen yani en önce
dizi endüstrisi çöker. Çünkü gerçekten bu konu üzerine yani hem araştırma yapıyorlar hem bunu kanıtlamaya çalışıyorlar böyle umarsızca ama yüzyıllardır bununla ilgili Koreli akademisyenler araştırma yapıyorlar.
Ben anlamadım yani ne bulmaya çalıştıklarını ama hani şey gibi biraz bizde şey olayına çok inanılır ya işte büyümü var, işte baltinaç, işte nazar değer vesaire.
Bakın böyle şeylere inanmanın gerçekten bir mantığı yok.
Böyle şeylere inanarak sadece dolandırıcılara ve bence astrolojilere para yediriyorsunuz.
O da tamamen çöpe giden bir şey.
Ya astrolojiye tabii ki kendi burcunuzu bilin, yükseleninizi bilin ama yani öyle astrolojik olarak bana en uyumlu eş, bana en uyumlu sevgili hangi burçtan olmalı falan yok.
İşte doğum haritası vesaire.
Lütfen öyle saçmalıklara inanmayın.
Yani hiçbirimiz Hazal Kaya değiliz.
Hiçbirimiz de yani... Kendi doğumumuzu, yok işte kendi düğün günümüzü, nişanımızı bilmem neyimizi asyolojiye göre ayarlamayalım.
Böyle saçmalıklar yapmayı rica ediyorum.
Lütfen. Neyse bu diziye geri dönecek olursak da bu dizideki başrol oyuncusu daha önceki işlerde de başrol erkek oyuncusundan bahsediyorum.
Demin bahsettiğim başrol kadındı.
Bu işteki başrol erkek oyuncusu diğer dizilerinde yan rolde oynamış çok yetenekli böyle ikonik karakterler çıkartan bir oyuncuydu.
Yani bu aslında iki yan rolde sürekli iş bulabilen oyuncuların sonunda birlikte başrol oynamasına çok mutlu oldum.
Bu dizi 8 Mayıs'ta başladı ve geçtiğimiz haftalarda bitti.
Gerçekten yani rejisinden, senaryosuna, kostümlerine kadar ben çok sevdim.
Çok eğlenceli bir işte. Sadece içime sinmeyen tek bir şey var bu diziyle ilgili.
Sürekli işte tam başrol çift mutlu olacak.
İşte tam birbirlerine kavuşacaklar dizinin içerisinde.
Sürekli işte kız diyor ki işte bana geldiğim zamandan haber geldi.
İşte ben geldiğim zamanla geri dönmek zorundayım.
Olduğum zaman 11. yüzyıla geri dönmezsem işte burada sevdiğim adam ölecek vs.
Yani bu bana hani o kadar böyle yapay bir tartışma, yapay bir çatışma gibi geliyor ki ya hadi ablacım hadi ya diyorum gerçekten ya o kadar böyle bir anlamı yok ki benim için.
Çünkü ya adamlarda hani ölülerini gömme mantığı bile yok.
Yani Japonların, Korelilerin inandığı inançlar ya da tanrılar, dinler diyeyim yani ölülerini yakıyorlar ve böyle bir kavanozun içine koyup anıt evlerinde yani bizim...
Nasıl anlatayım size hani biz de biz ölülerimizi gömeriz ya mezarları vardır toprak altına gömeriz hani orada huzurla yattıklarını düşünürüz manevi olarak dini olarak adamlarda böyle bir şey yok ölülerini yakıyorlar kavanozlara koyuyorlar
ondan sonra ana odalarında onları saklayıp önlerine fotoğraflarını koyuyorlar ve biz nasıl mezarlık ziyareti yapıyorsak adamlar da anıt evlerine gidip işte kendi atıyorum annelerinin babalarının külleri önünde durup işte dua edip hani işte sana
geldim. İşte baksana kız arkadaşımı getirdim diye sahneler çekip ondan sonra da ibadetlerini öyle yapıp dağılıyorlar.
Yani aslında çok anlayabildiğim bir kültür değil.
Ama yani hani karşılıklı sevgi saygı çerçevesinde onlar nasıl Türk dizilerini seviyorsa biz de ülke olarak Kore dizilerini seviyoruz.
Hatta size şöyle bir şey söyleyeceğim.
Söyleyeyim mi? Bakın söyle dediğinizde duyar gibiyim.
Vallahi söyleyeceğim tutamayacağım kendimi.
Yarın ne başlıyor biliyor musunuz?
Söyleyeyim mi? Yarın The Hazmint dizisi başlıyor.
Bu dizi cumartesi pazar akşamları yayınlanacak.
İşte yarın 4 Temmuz'da başlıyor.
Bu arada resmen Temmuz ayına girdik.
Onun da farkındayım. 4 Temmuz'da başlıyor.
Ne zaman bitecek? Hemen takvime bakıyorum.
Bakıyorum 1 Ağustos'ta değil.
8'inde mi bitiyordu ya bu dizi?
Kaçında bitiyordu? Bakın vallahi unutuyorum.
9'unda da bitmiyormuş. Tahmin yürütüyorum.
Bayağı da gidiyormuş ya. Bu dizi kaç bölüm ki?
Muhtemelen 16 bölüm falandır diye düşünüyorum ya.
Bu dizi... Baktım 5 Eylül 12'sine yoktur bence ya.
Yok 12'sine de var. Allah Allah ilginç.
Yani şey işte yarın da Husband dizisi başlıyor.
O da bir Kore dizisi. Ben de tabii ki hemen onu ilk bölümde izlemeye başlayacağım.
Onda da konu şu. Boşanmak üzere olan bir çift kadın bir anda kaçırılıyor.
Ve adam da işte karısı tam boşanma aşamasına gelmişken işte hadi boşanalım diyor.
Kadın kabul etmiyor. Ben senin de yeni yapmak zorunda mıyım vesaire diyor.
Fragmanını gördüm çünkü. Ama ondan sonra kadın kaçırılıyor.
Kadın kendisini kaçırtanın...
boşanmak üzere olduğu kocasının olduğunu düşünüyor.
Kocası hani karısının kendisine tuzak kurmak, nafaka almak için kendisini kaçırttığını düşünüyor ama en sonunda işte karı koca birbirlerini bulmaya çalışıyorlar.
Adam işte kaçırılan karısını bulmaya çalışıyor vesaire.
Yani güzel. Ben o hani boşanmak üzere olan sonradan evliliğini kurtaran çiftlerin de hikayeleri seviyorum açıkçası.
Yani beni kendine bağlıyor diyeyim.
Öyle anlatayım. Ve My Royal Nemesis de çok güzel bir şekilde biten bir diziydi ve gerçekten çok içimesindi.
O yüzden de sitede bunu tavsiye etmek istedim.
Özellikle finaldeki sahneleri çok tatlıydı.
Ay bu arada bir saniye bakın bir dedikodu vermem lazım hemen bitirmeden.
Başlıyor kadın oyuncusu işte en son hani final setine işte olan fotoğrafları post atarken bunlar finalde bir sahnede hangi sahne olduğunu söylemeyeceğim.
Çok spoiler olur. Bir sahnede öpüşüyorlar.
O öpüşme sahnesinde kadın oyuncu post atmış.
Kendi sevgisi varken. Millet de diyor ki hani Koreliler böyle her şeyi çok kapalı yaşıyorlar ya.
Acaba bu dizi çifti Sonunda sevgili mi oluyor?
Çünkü bizim ülkemizde de sevgiliysen, nişanlıysan, evliysen genelde bir tane işinle ilgili post atarken bir sürü sarılma sahnesi atarsın, bir sürü karşılıklı kamera arkası görüntüsü atarsın ama gidip öpüşme sahnesinde
fotoğrafını atmazsın.
Bilmiyorum. Burada bir kahpelik olabilir.
Ben bunu bir sezdim. Bakın siz bu dedikodunun peşinden bir gidin diyorum.
Bu haftalık bölümü kapatıyorum.
Bence iyi bile konuştum ya.
Vallahi bana da helal olsun. İyi konuştum.
Ha bu arada bu hafta ne var?
Bakın size tekrar söylüyorum.
Bu hafta ne var biliyor musunuz?
Ya aslında bu hafta değil önümüzdeki başlayacağımız haftada.
Pazartesi 12 Dev Adam'ın İsviçre elemelerine gidiyorum.
Onun için çok heyecanlıyım. Çünkü hayatımda ilk kez basketbol maçına gideceğim.
Gerçekten Alperen Şengün'ü can canlı görmeyi çok istiyorum.
Çünkü ne kadar uzunlukta. Gerçekten yani 2 metre 15 santim mi?
Harbiden çok merak ediyorum. Onun dışında bir de şeye başladım ben.
Hemen dizinin adını söyleyeyim bitirmeden.
See You At Work Tomorrow.
Ona başladım. O da bir Kore dizisi.
O da pazartesi salı yayınlanıyor.
Ve kesinlikle de çok da eğlenceli bir dizi.
O da yeni başladı. Onu da size tavsiye ederim hemen.
Başka başka başka başka.
Haftaya ne var? Hemen söylüyorum.
Haftaya çarşamba yani 8 Temmuz'da Filenin Sultanları'nın polonya maçı var.
Önümüzdeki hafta zaten full Filenin Sultanları haftası.
Geçen hafta ve bu hafta Filenin Efeleri haftası.
Çok güzel bitirdiler ikinci haftayı.
Gerçekten çok seviyorum onları izlemeyi.
Size tavsiye ederim. Lütfen voleybolumuzu her branşta, her cinsiyette destekleyin.
Çünkü biz bir voleybol ülkesiyiz.
Gerçi bu da böyle bir marka reklamı gibi oldu ama ne yapalım.
Yani slogan bu ve gerçekten de tam bir voleybol ülkesiyiz.
Futbolun yaşattığı hezimeti yaşatmayacaklarını da eminiz diye düşünüyorum.
Neyse sizi seviyorum.
Haftaya görüşmek üzere.
Eğer dinlemediyseniz bu hafta çarşamba günkü bonus bölümümüzde lütfen geriye dönüp dinleyin.
Bakın istatistiklere bakacağım.
Dinlediğiniz ve dinlemediğiniz bütün dakikalara bakacağım.
Bakalım kimler nerede bölümü kapatmış, açmış.
Kimler hangi kısmı daha çok dinlemiş.
Bunların hepsine istatistik çıkartacağım kendime.
Arkanızdayım yani takipteyim.
Vallahi öyle hani bölüme tıklayıp sonra kapatmayın.
Gerçekten peşinizdeyim. Evet sizi seviyorum.
Haftaya görüşmek üzere.
Haftaya cuma sizinle burada buluşmak için çok heyecanlıyım.
Şimdiden tabii ki hayırlı cumalar.
Siz bunu cuma günü dinliyorsanız eğer.
Sizi seviyorum. Çüss.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
