
S1B27 - The Rookie’nin 8.Sezonu / Outlander’ın Final Sezonu
19 Haziran 2026 · 28 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde en sevdiğim dizileri anlattım size. 1.Bölümün devamı niteliğinde bir bölüm olsa da bu kez bazı farklılıklar da mevcut.
Çünkü artık sezonlar bitti.
Birinin gelecek sezonunda düğün göreceğiz
diğerinde ise komple veda ettik.
İyi dinlemeler…
Kısımlar:
(00:00) -Milletler Ligi Haftası
(01:17) - Sinemaya Gittiniz mi ?
(01:41) - Film Gündemi
(06:35) - Outlander Finali
(15:15) - The Rookie
(27:33) - Kapanış
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda Yayında'nın 27.
bölümüne hoş geldiniz.
Umarım harika bir hafta geçirmişsinizdir.
Umarım güzel bir gece uykusu uyumuşsunuzdur.
Çünkü dün akşamki bazı doğal olaylar yüzünden bazılarımızın uyuyamadığı düşünülüyor meteorologlar tarafından.
O da şuymuş, gece gerçekleşen güneş fırtınası sebebiyle birçok insan gece uyuyamamış, baş ağrısıyla cebelleşmiş ve sabah migreni varmış gibi uyanmış.
Umarım siz bugün gayet iyisinizdir.
Ben kendi adıma söyleyeyim, harika bir hafta geçirdim ve umarım sizin de haftanız bu kadar güzel geçmiştir.
Çünkü her ne kadar ülkece haftaya böyle birazcık futbol takımının yenilgisiyle başlamış olsak da neyse ki Filen Nefeleri ilk haftasında 4 maçtan 2'sini alarak 4'te 2 yaparak kendi kulvarında
bir rekor kırdı. Filen Sultanları zaten bu hafta artık Ankara etabı başladığı için çok güzel ilerledi.
O yüzden de onlara diyecek hiçbir şeyim yok.
Gördüğünüz üzere biz aslında futbol ülkesi değiliz.
Yani biz handball ülkesi bile olabiliriz ama...
Öncelikli olarak bir voleybalı ülkesiyiz.
Onların hepsini tekrar tekrar tebrik ederim.
Size de mutlaka hatırlatayım.
Lütfen milli maçın tamamını izlemeye çalışın.
Çünkü gerçekten çok büyük emek veriliyor orada.
Şimdi öncelikle şunu sorayım.
Bu hafta sinemaya gidebildiniz mi?
Gittiyseniz neler izlediniz?
Neler yaptınız? Onun dışında izleyecek bir film bulamadıysanız eğer Amazon Prime'a her yılın ardından dizisi geldi ona bakabilirsiniz.
O da güzel gözüküyor. Ben daha henüz onu izleyemedim.
Çünkü vakit bulamadım. Çünkü bitirmem gereken Kore dizilerim vardı.
Bu haftadan sonra hepsini aynı hızla dönüp çok hızlı bir şekilde başlayıp bitireceğim.
Sinema gündeminden bahsedersek geç haftadan anlatmayı unuttuğum bir haber var.
BAFTA televizyon ödüllerinde Adolfsons bütün ödülleri neredeyse silmiş süpürmüş.
Çok mutluyum. Kesinlikle bütün ödülleri hak eden bir iş ve gerçekten bu karşımıza çıktığı için bunu hayata geçirdikleri için de çok mutluyum.
Umarım böyle kafa karıştıracak, insanlar üzerine konuşmaya yetecek pedagojik formattaki işler daha da artarak...
karşımıza çıkar çünkü gerçekten farklı, özgün ve kesinlikle çığır açan bir dizi olduğunu düşünüyorum.
Onun dışında diğer haberimize bakacak olursak rekabet kurumu dijital platformlardaki münhasırlık döneminin sona erdiğini açıklamış.
Platformlar oyuncu ve yapımcılarla sadece benimle çalışacaksın şart içen sözleşmeler yapamayacakmış.
Yani şimdi şöyle baktığınızda aslında yani dört tane büyük dijital platformu düşünün işte Amazon Prime Video, Disney+, HBO Max ve Netflix bunların aslında Sabit oyuncular olsa da o oyuncuları biz bir tek orada görmediğimiz
için bu genelde daha kaşesi düşük oyuncularla yapılan bir şey olabilir.
Yani hani o oyuncunun platforma ihtiyacı vardır, platformun o oyuncuya ihtiyacı vardır.
Böyle bir durumda evet yani sadece bölümle çalışacaksın, şartlı sözleşmeler yapılabilir ama yani bu ülkede birçok dijital platform oyuncusunun aynı zamanda çok ünlü televizyon oyuncuları olduğunu düşündüğümüzde zaten yani bir işte Kıvanç Tatlıtuğ, bir Serenay Sarıkaya
'ya bu anlaşmayı siz yaptıramazsınız.
Yani onun da kendine göre bir anlaşmanın istedikleri vardır, beklentileri vardır.
Öyle olduğu için de... Bu bana çok uygulanabilir bir şey gibi gelmemişti zaten.
Ama tabii ki bu şartın kaldırması, bu şartın dayatıldığı oyuncuların olduğunu düşünce de mantıklı olmuş bence.
Onun dışında The Night Agent artık final sezonunu çekiyorlar ve hayranlarına veda etmeden önce istediklerini verecekmiş.
Peter Sutherland ve Rose Larkin yeniden birlikte.
Şöyle ki ilk iki sezonda bu çift zaten birlikteydi.
İşte kadın kendi korumasına aşık oluyordu.
O korumada bir aslında gece ajanıydı vesaire.
Rose Johnland'dan oyuncu 4.
ve son sezonda rolüne geri dönüyormuş.
Deadline. Özel haberi umarım çok keyif alarak çekerler sezonu.
Ve gerçekten bu ikiliyi sevdiğim için umarım çok güzel bir şekilde bitirirler bu serüveni.
Onun dışında David Beckham'ın artık Hollywood sokağında bir yıldızı var.
Yani hem çok ünlü bir aile hem medyatik bir aile.
Mesela David Beckham'ı oyuncu zanneden, onun işte şarkıcı olduğunu, ne bileyim sahne performansı yaptığını düşünen o kadar çok insan varmış ki.
Ben geçenler bununla ilgili bir anket gördüm.
Ne alaka dersiniz? Çünkü...
Aile olarak magazin anlamında o kadar gözümüzün önündeler ki ne yaptıklarını, nereye gittiklerini, ne giydiklerini, bir sonraki adımların ne olduğunu biliyoruz.
Adam gerçekten kendine çok başarılı bir medyatik imaj yarattı ve bunu da sonuna kadar arkasında duruyor.
Tebrik etmek lazım. Onun dışında Disclosure Day geçen çarşamba vizyona girdi biliyorsunuz ki.
Ondan sonrasında şöyle bir şey yaşandı.
Henüz bizdeki izlenme rakamları ortaya çıkmadı.
Ama dünya genelinde bakarsak Disclosure'da ya da bizdeki adıyla ifşa günü dünya çapında vizyondaki ilk hafta sonunda yaklaşık 92,9 milyon dolar hal satı elde etmiş.
Bunun 44 milyon doları Amerika ve Kanada, 48,9 milyon doları da uluslararası pazarlardan gelmiş.
Yaklaşık ilk hafta sonunda 8-10 milyon arasında seyirciye ulaştığı tahmin ediliyor.
Bu bir Steven Spielberg orijinal hikayesi olduğu için de.
bazı rekorlara imza atılmış.
Steven Spielberg'ün orijinal hikayeye dayanan filmler arasındaki en iyi açılışlardan birisinin yaptığı bu film.
Spielberg'ün 2008'den bu yana en güçlü açılış hafta sonlarından biri olarak kayda geçti.
En iyi, en güçlü ve en fazla gişe hasılatına ulaştığı rakam olarak aslında.
Spielberg'ün son yıllardaki en büyük küresel açılışını gerçekleştirdiği açıldığı hafta sonunda Amerika gişesinin bir numarası oldu kendisi.
Zaten filmin başrolünde Joshua Connor ve Emily Blunt var.
Bu ikisi bir çift. Ve hikayesinden de hemen bahsedeyim size.
Hikayenin merkezinde aslında iki karakter arasındaki güçlü bir bağ anlatılıyor.
Emily Blunt'ın canlandırdığı karakter bir televizyon metorluğu.
Joshua Connor'ın karakteri ise hükümetin uzaylılarla ilgili gizli dosyalarını ortaya çıkarmaya çalışan bir siber güvenlik uzmanı.
Hikaye boyunca sürekli yolları kesişiyor, birlikte hareket ediyorlar.
Ancak film ağırlıklı olarak böyle bir bilim kurgu ve gizem teması üzerine kurulu.
Klasik anlamda bir romantik aşk filmi değilmiş yani.
Aralarında duygusal bir yakınlaşma olsa da filmin ana oda uzaylı gerçeğinin ortaya çıkması.
Ve bu gidişle film olumlu yorumlarını korusayar 300 ila 400 milyon dolar dünya hasılatına ulaşabilecek potansiyele sahip görünüyor.
Ama bunun için tabii ki ikinci haftadaki düşüş oranları da belirleyici olacak.
Şimdi böyle bir durumda Disclosure Day'e gitmelisiniz?
Yani şu an farkındaysanız böyle bir uzaylı sineması, korku sineması daha çok öne çıkmış durumda.
İşte Backrooms'la Obsession'la.
Yani tercih edebilirsiniz. İlginç olabilir.
Bir yandan da artık bugüne itibariyle Nolan'ın odiseyini bir aydan daha az bir süre kaldı.
Bunu da geri sayımlı sizinle yapmak istiyorum.
Bölüm bölüm. Çünkü gerçekten çok heyecanlıyım ortaya ne çıktığına dair.
Çünkü ben hem tarihi drama, tarihi kurgu çok seviyorum.
Hem Nolan'ın dünyasında bunu nasıl yarattığını görmek için gerçekten çok heyecanlıyım.
Hem de kadronluk insanlara bakınca gerçekten birbirleriyle nasıl uyumlu anılar.
Ben filmde bunu gerçekten çok merak ediyorum.
Bakalım karşımda nasıl bir şey çıkacak.
Şimdi... Gelelim bu haftanın konuşacağımız içeriklerine.
Bu hafta iki tane dizi konuşacağız.
Bu bölüm aslında 6. bölümün devamının niteliğinde.
6. bölümü gidip dinleyebilirsiniz.
İlk bunu dinleyip daha sonrasında 6.
bölüme gidip daha detaylı bir bilgiye ulaşabilirsiniz.
Ben bu bölümü kaydederken sizin 6.
bölümü dinlediğinizi düşünerek, bunu hesaba katarak aslında bu bölümü kaydediyorum.
O yüzden de yani kafanız karışırsa diye, aklınız kalırsa diye 6.
bölümde anlattıklarımın böyle minik bir tekrarını yaparak başlayayım.
Bu bölümde neden bahsedeceğiz?
Outlander ve The Rocky dizilerinin final ve sezon finallerinden bahsedeceğiz.
Outlander'daki hikaye 1900'lü yıllarda bir hemşire zamanla yolculuk yaparak 1700'lere geliyor ve oradaki İskoç savaşçısı aşık oluyor.
The Rocky'de aslında bizim Arka Sokaklar gibi bir polisiye dizisi.
Outlander'la ortak yönleri hem dizi olmaları hem de ikisinde 8'in sezonlarının şu anda hala bitmiş olması aslında.
The Rocky'de bir polisiye dizisi.
Ve içinde de sevdiğim bir çift var.
Onu merkeze alarak aslında The Rocky'i de anlatmış olacağım size.
Şöyle ki önce Outlander'dan başlayayım.
8 sezonun sonunda 10 kitaplık bir kitap serisinin uyarlaması nihayet final yaptı.
Öncelikle şunu söyleyeyim.
The Outlander'ın herhangi bir kısmını izlemediyseniz nereden başlayayım derseniz kesinlikle ilk sezondan başlamalısınız.
Çünkü gerçekten çok etkileyici.
İnsanı kesinlikle içine alan ve gerçekten...
İzlediğinizde insanı mutlu edecek, huzur verecek ve gerçek aşkın ne olduğunu aslında size tüm çıplaklığıyla anlatacak bir senaryosu var.
Ve bence hala ilk sezonun üzerine hiçbir sezon çıkabilmiş değil o dizinin içerisinde.
Finali nasıldı? Finalini anlatayım size.
Çünkü 8'in sezonu ülkemize sadece malum sitelere düştü.
Netflix güncellemek gibi bir gerek hissetmiyor sanırım.
Netflix'te şu an 7'in sezonuna kadar var Outlander.
Mesela ben bunu birçok Netflix işinden bahsederken söylüyorum da arkadaşlar.
Netflix sadece Kore dizilerini ya da işte kimler geldi kimler geçti gibi orijinal yapımların yeni sezonlarını güncellemek için mi var?
Yani oradaki içerik takibini kim yapıyorsa gerçekten yani 8.
sezonu geldi hadi hafta hafta yayınlamak istemediler diyelim ki bunu yapmaları gerekiyor.
Yani onu kataloğa aldılarsa onu telifine aldılarsa.
Yani hadi bunu 8.
sezon bitince bütün sezonu birlikte yayınlayalım desinler.
8. sezonu hala hazırda final sezonunu güncellemiş değil Netflix.
Ben buna çok sinirleniyorum ya.
Yani düşünsenize bu işlerle ilgilenen koca bir departman var Netflix'te ve buna asla bakmıyorlar.
Yani birçok dizinin işte mesela 3.
sezonuna kadar var. Mesela o dizi 5.
6. sezonda final yapmış ama o sezonların devamı yok mesela.
Sonra kenkenlerini o dizi ya bu zaten bitmiş diye katalogdan kaldırıyorlar.
O kadar ayar alıyorum ki bakın düzenli olarak da takip ediyorum.
Asla hiçbir şekilde sezon takibi yapmıyorlar.
Sıfır yani. Ben kimler geldi, kimler geçti, yeni sezonu görmesem de olur.
Anladınız mı? O kadar böyle sinemadan, o kadar böyle hani endüstriden uzak bir iş ki o.
Yani onu güncellemek yerine bunu güncelleyin mesela.
Daha dünya çapında size izleyici getirecek, daha çok Türkiye'de dikkatinizi çekecek şeyleri güncelleyin.
Ama maalesef ki bunu dinleyen, buna önem veren insan yok.
Neyse ben dize geri dönecek olursam kendi adıma söyleyeyim.
Finali aslında çok böyle beni tatmin eden bir final değildi ya.
Çünkü şöyle ki finalinde...
Jamie öldü gibi gösterdiler.
Ondan sonra böyle hafif bir işte eski sahneleri gördük bir flashback oldu.
Ondan sonrasında Claire'ın saçları tamamen bembeyaz oldu ve bu sayede işte yüce bir bilge bir güce ulaştı.
Ondan sonrasında kocasını diriltti.
Karı koca hayatlarını yaşamaya devam ettiler.
Şimdi kardeşim madem öyle yani final bölümü 1 saat 10 dakika aydı.
O 1 saat 10 dakikam 1 saatte beni niye ağlattınız?
Duygularımla oynamaya ne hakkınız var?
Arkadaşlar görüyorsunuz.
Yani... Bu ülkede yaşamak zor değil diyorlar ama bence bu dünyada yaşamak temeliyle çok zor bir şey ya.
Gerçekten çok zorlanıyorum.
Çünkü gerçekten çok güzel bir final bölümüydü bence ve hani o finale yakışacak şey gerçekten Jaime'nin ölmesiydi bence tam da o noktada.
Öyle olduğu için de yani orada işte Jaime ölmedi ondan sonra Claire hem kendisini hem kocasını diriltti.
Ya aslında tabii ki bunun da bir temeli var.
Dizinin altın sezonunda bir tane bilge bir karakter Claire'e gelip yani başrol kadın karakterimiz Hemşire'ye gelip demişti ki saçlarını tamamen beyazlayınca işte kimsenin öngöremeyeceği bir yüceliğe, bir bilgeliğe ulaşacaksın demişti.
Evet bunu gördük. Buna referans vermişler zaten final kısmında.
Hani o sahneyi flashback yaparak ama yani hani derseniz ki ya işte hani beğendin mi?
Ben beğenmedim. Kendi adıma söyleyeyim.
Çünkü daha iyi olabilirdi.
O senaryodan daha iyileri çıkabilirdi.
Bu arada Diana Gabaldon Outlander kitap serisinden uyarlanan bir dizi olduğu için o kitap serisine devamı gelecekmiş ama bir noktada tabii ki kitaplı diziye ayırmaları gerekiyordu.
Çünkü kitap serisi yani belki 15 yılda devam edebilir ama hani Gossip Girl gibi.
Bunu da böyle sezonlarca uzatmanın bir manası yok.
Bir nokta bitmesi gerekiyordu.
Ben tabii ki her sevdiğim işte yaptığım gibi oyuncuların röportajlarına baktım.
Ondan sonrası da söyleşilerine baktım.
Oyuncuların yani Jamie'yi oynayan Sam Huynh'le Claire'i oynayan işte Catherine'e Barth'ın Kendi işte podyumdaki görüntülerine baktım.
Nasıl seyircilerine dizinin lansmanında veda ettiklerine baktım.
Çok güzeldi. Gerçekten çok güzel bir ikili ya.
Yani bu ikiliye gerçekten diyebilecek hiçbir şeyim yok.
Yani o kadar güzel bir uyum, o kadar böyle birbirlerine kenetlenmiş durumda olarken birbirleriyle ilgili söyledikleri şeylere zaten bayılıyorum.
Yani evet bunların hepsi temelde baktığımızda PR ama görüntü olarak çok güzel gözüküyorlar.
Ve şöyle işte bazı söyleşilerde Kate Seme diyor ki işte Benden kurtulamayacaksın ömür boyu diyor.
İşte Sam de diyor ki memnuniyetle neyse ki gibi bir şey söylüyor.
Gerçekten çok güzeldi. İkili olarak çok güzeller zaten.
Umarım yakın zamanda günümüzde geçen bir romantik komedi yaparlar.
Çünkü gerçekten izleyici olarak biz bunu görmeyi kesinlikle hak ediyoruz.
Ve umarım daha fazlasına sahip oluruz tabii ki.
Outlander böyle bitti ve önümüzdeki sezonları da olmayacak.
Ama Outlander ile ilgili şunu söyleyebilirim.
bütün bir seriyi anlatan kısa bir film yapmayı düşünüyorlarmış aslında.
Yani filmde yine muhtemelen aynı karakterler olur ama buna gerek var mı?
Yani Endüstri'de aslında baktığımızda bir sürü insan için bunu söyleyebilirim bence.
Yani baktığınızda işte bir sürü işte güzel giden diziden sonra film çıkıyor ya da filmi bazen 2-3 bölümlük diziye çevirip hani işte biz filmi böyle çektik deyip hani bir set belgeseli gibi şeyler yapabiliyorlar.
Ama buna gerek var mı? Yani bence gerek yok.
Sen zaten 8 sezonluk harika bir iş yapmışsın.
Gayet güzel. Bütün hayranlarına veda etmişsin.
Evet senin de birazcık dinlenmeye ihtiyacın var oyuncu olarak.
Yani böyle bir şeyin filmini yapmaya gerek yok bence.
Bir de şimdi 8 sezondan bahsediyoruz arkadaşlar.
Koca bir 8 sezondaki giren çıkan ölen dirilen karakterleri düşündüğümüz zaman.
Yani sen o hani 2 saatlik filmin içerisine her 5 dakikaya bir yeni karakter mi sokacaksın?
Yani bir de niye film yapasın zaten?
Yani tamam paranızı da kazandınız kardeşim.
Hani yapımcılar olarak birazcık gözünüz doysun.
Yani tüm dünyaya bunu sattınız.
Telif haklarını aldınız. Yani her ayrı ülkede.
Bir sürü farklı platform zaten bunun yayın hakları satın aldı.
Siz buradan ömür boyu para kazanmaya devam edeceksiniz.
Yani bu filmi yapmaya hala ne gerek var?
Yani tamam işte fanları saygı işte izleyeceğimize daha da güzel bir veda edelim vs.
E tamam bu filmi de yaptınız diye filmden sonra ne var?
Şu Outlander'ı nasıl çektik diye kitap mı yazacaksınız?
Podcast mı kaydedeceksiniz?
Ki Outlander olmasa da dizide Jamie'yi oynayan Sam Hu'nun gerçekten kendi de kitabını çıkarttı.
Bu arada o adamla gerçekten çok saygı duyuyorum.
İnanılmaz üretken bir insan.
Bakın arkadaşlar adamı takip ediyorum.
Ya adamı takip ederken ben yoruluyorum.
Adam zaten İskoç kökenli olduğu için adam işte kendi viskesini çıkardı.
Ondan sonrası kendi seyahat kitabını yazdı.
Ondan sonrası sürekli söyleşilere katılıyor.
Bir yandan sektör girdiğinden beri hayalini kurduğu bir tiyatro oyunu varmış.
Onu yapıyor. Yani diyorum ki abi sen bunların hepsine nasıl yetişiyorsun?
Bir de bunların yanında işte dizi ekibiyle hala böyle ara ara Outlander'la ilgili söyleşilere katılıyor işte.
forumlara katılıyor, panellere katılıyor.
Orada tabii ki yani kendi fanlarını da hani o içkiyi, o viskiyi satabilmesi için mutlaka hani orada bir işte Outlander'la ilgili farklı bir şey söylemesi gerekiyor ki bakın işte hani beni dinlemeye gelecekler, şu an beni dinleyenler işte arkadaki standdan da benim
içkilerimi alabilirler diye bunu reklamını yapabilmesi gerekiyor.
Yani tabii ki oyuncu adına kendi kariyerinin zirvesi oldu bu iş.
Çünkü onun dışına geldi romantik komedilerde işte daha çok böyle bağımsız filmler yerine tamamen hani işte vizyona yapılan ya da işte platformlara yapılan kısa sürede çekilip kısa sürede tüketilebilen işlerde oynadığı Samhain.
Kate de genelde festival filmlerinde ve gerçekten seçerek partnerlerini oynayan bir oyuncu.
Öyle olduğu için de Kate ile çok farklı bir tarzları var aslında.
O yüzden bu iki insan nasıl aynı tarza buluşup bunu yaklaşık 13-14 sene sürdürdüler ben gerçekten şaşırıyorum ama çok güzel bir partner.
Kesinlikle daha da çok ekmeğini yemeliyiz bence.
Ama artık birazcık sanki Outlander evreninden koparsak mı hem oyuncuları hem sizi değil mi?
Şimdi gelelim bu haftanın ikinci anlatacağım dizisine.
İkinci dizi The Rocky.
Yani bizdeki adıyla Çaylak.
Onun da ilk altı sezonu Netflix'te var ama son iki sezonu güncelleme gereği duymuyorlar.
Gerçekten ne halt ettiklerini ben bilmiyorum.
Yani ne yapacaklarını böyle çeyizlerini mi kaldıracaklar, yastık altı mı yapacaklar o sezonları ben anladım.
Ha siz tabii ki diğer iki sezonu malum sizler de izleyebilirsiniz.
Ben de orada izliyorum. Gayet de keyif alıyorum.
Yani Netflix ödediğim paranın karşılığını hiçbir şekilde alamıyorum.
Öyle diyeyim size yani. Neyse The Rookie dizisi aslında temelinde 45 yaşında bir adamın bir anda polis olmaya karar vermesini anlatıyor.
Ve ondan sonrasında da işte bu adam sezonlar geçtikçe yavaş yavaş işte çaylak olarak Amerikan sisteminde önce polise adım atıyorsunuz.
Ondan sonra işte çaylaklar eğitim memurlarına dönüşüyor.
Eğitim memurları ondan sonrasında işte devriye amiri oluyor ya da işte kendi görev komutanı.
Ondan sonra işte böyle artı artı devam ediyor aslında rütbeleri.
Biz de burada Tim ve Lucy diye bir çifte takipteyiz sizinle.
Eğer çifti bilmiyorsanız, izlemediyseniz diziyi mutlaka izleyin derim size.
Ve dizinin içerisinde bir sürü farklı çift var.
Ama Tim ve Lucy'nin farkı dizideki bazı çiftler işte ilk sezondan evlenenler.
Bazı hemen ilk sezonda işte nişanı yaptılar.
Hemen işte 15 bölümde çocuğu da yaptılar.
Bazıları işte evlenmeden çocuk yaptı.
Evlenmeye mecbur kaldı vs.
Yani böyle hani hepsi çok klişe.
Tim ve Lucy böyle içlerinde açan bir gül gibi.
Adeta Osmanlı'nın lale bahçeleri gibi de bir çift ya.
Yemin ediyorum böyle baktıkça içim açılıyor.
Neden? Bakın bir sebebi de Tim'in sarışın olması.
Yani Tim'i oynayan oyuncu Erik gerçek hayatta 50 yaşında olabilir.
Karakter 45 yaşında olabilir.
Ama arkadaşlar sarışınlar böyledir.
Her daim değerlidir. Olaya böyle yaklaşın rica ediyorum.
Yani Lucy de sarışın olmasa da Lucy'nin gerçekten net bir tipi yok.
Yani dizi boyunca işte itfaiyeciyle çıktı.
Adam Burak Özçelik kadar esmerdi.
Ondan sonrası bir savcı yardımcısıyla çıktı.
Adam böyle bir seçkin Özdemir beyazlığındaydı.
Sonra işte Tim'le birlikte böyle bir...
ekstra böyle bir güneş gibi parlıyor adam.
Ya helal olsun. Bacım böyle kendi pazarını herkese açmış.
Herkese açık. Herkesi böyle bütün bir seveceğiniyle kucaklayan da bir adam yani.
Pardon bir kadın. Gerçekten takdir ettim Lucy'i de.
Neyse onlar şimdi 8.
sezonun başında bir kere sezona barışarak başlamışlardı zaten.
Sezona gün batımında başladılar.
Gün batımında bitirdiler. Bu arada 8.
sezon finalinde de olay olarak onların kaçırılmasıyla bitti.
Yani sezon aslında onlarla başladık.
Onlarla bitirdik. Bu da aslında sezonun Ve dizinin önemli ve sevilen çiftin kim olduğunu çok net gösteren bir şey bence.
Onun dışında 8.
sezonda onların sahneleri nasıldı?
Lucy gitti Tim'in evine taşındı.
Bütün düzenini Tim'e göre ayarladı.
Tim de ondan sonrası görev komutanı oldu.
Yani bizdeki işte arka sokaklarda şu Rıza Baba gibi bir şey oldu.
Kendi ekibinin başı oldu yani.
Ondan sonrası işte Lucy ile bazı bölümler çok fazla sahneleri vardı.
Bazı bölümler neredeyse hiç birlikte hani devreye çıkmadılar.
Biri merkezde, emniyette, karakolda işte.
kendi idari bölgesini yönetti.
Diğeri sokaklardaydı.
Onun dışında bu sezon Lucy'nin ilk kez böyle aile kurmak istediğini, çocuk yapmak istediğini fark ettik.
Gerçekten güzel bir sezondu.
Bu arada bu çiftin sevgili olması 5 sezon sürdüğü için şöyle bir şeyden bahsedeceğim size.
5 sezon süren bir çift seri bölümünde bence artık bu çiftin hayatı kendisi bir düzene girdi.
Çünkü sezona Tim'le Lucy'nin ayrılıktan sonra barışması ve Lucy'nin Tim'in evine taşınmasıyla başlamıştık.
Artık önümüzdeki sezona geçerken bu sezon evlilik teklifiyle bitirdik ve artık önümüzdeki sezonda muhtemelen düğün göreceğiz.
Sonraki sezonda inşallah 10.
sezonla yeni alınca. Yani şöyle güzel bir bebek haberi, hatta bebeklerle ilgili haberler alabileceğimizi düşünüyorum.
Umarım çok keyifli olur o sezonlarda.
Çünkü gerçekten adım adım gidiyorlar.
Şu anda ABC'nin en çok izlenen dizilerinden bir tanesi.
Ama şöyle bir durum var. Yayın takviminde bir sıkıntı var.
Çünkü ABC şimdi bu diziye evet 9.
sezonla yeni var. Çünkü çok yüksek reytingleri aldı.
Ama 9. sezon onayını verirken 9.
sezonu ne zaman yayınlayacağı sonraki haftalarda güncelledi.
O da tahminen önümüzdekisi bu zamanlara denk geliyor.
O da bence çok geç olacak. Çünkü hani yılın yarısında neredeyse bir buçuk yıl sonra hani insanları ya bakın işte 9.
sezonda çektik işte karşınızda hadi izleyin demek de birazcık hani insanları zekasıyla alay eden bir şey bence.
Çünkü gerçekten hani insanlar hem geçmiş sezonu unutmuş oluyorlar hem oyuncuların onu çekmesinin üzerinden çok zaman geçiyor.
aslında bir şekilde güncelliğini kaybediyor.
Onun dışında yani şunu da söylemem gerekiyordu.
Rocky gibi bir işte ben Amerika'nın ya da işte sonuçta orada bir LAPD anlatılıyor.
İşte Los Angeles polis teşkilatının hayatını anlatıyor aslında.
Oradaki insanların başından geçen olaylar vesaire.
Öyle bir durumda Los Angeles'ın sorunlarını daha çok görmek isterdim.
Ama onun dışında yani ilk sezonlara baktığın zaman genelde sadece işte Los Angeles'ın ne kadar böyle fakirlerin yaşadığı bir yeri olduğu, ne kadar ciddi sorunların olduğundan genelde hep böyle işte bir hırsızlıkla, bir işte çocuk
kaçırma hali vs. bunun üzerinden bahsediyorlar.
Bence daha derin olabilir.
Yani LAPD'ye hiç katılmamış, Los Angeles'a hiç gitmemiş insanlar için daha öğretici olabilirler.
Ama onun dışında dizide gerçekten rahatsız olduğum bir şey var Tim Ferriss dışında.
O da Bailey. Bailey kim?
Ana karakter Nolan'ımızın.
Aynı zamanda dizinin yapımcısının Nolan'ı oynayan oyuncu.
Nolan'ımızın eşi.
Şimdi arkadaşlar bir karakter düşünün.
Diziye şey olarak başlıyor, itfaiyeci olarak başlıyor.
Ondan sonra sıkışılan yerde bir anda Çekke'ye gönderiliyor sezonun ilk bölümündeki sahnelerde.
Çekke'de görüyoruz. Niye?
Aslında o itfaiyeci gizli servisler, CIA'den, FBI'den bununla ilgili eğitim almış.
O yüzden onu Çekke'de görüyoruz.
Ondan sonra geri geliyor, burada bir sağlıkçılık vazifesini yapmaya başlıyor.
Yani hemşire olmaya başlıyor.
Ondan sonra ciddi sahnelerde ekibe yarama geliyor, operasyonların içinde oluyor.
Ya abla bir dur. Allah aşkına bir dur ya.
Seni gören Mehmet Şimşek senin üstünden neyin vergisini alacağına şaşırıyor.
Öyle de bir karakter. Yemin ederim yani.
Hani kadın ne yapıyor? Niye bunu yapıyor?
Niye bu kadar çok böyle mesleğe kendini adıyor?
Ben anlayabilmiş değilim açıkçası.
Çünkü ortada şöyle bir sıkıntı var.
Karakterin mesleği net değil.
Ve ya oyuncuyu böyle her sahneye sokmak için o kadar uğraşıyorlar ki.
En son sezon finalindeki işte kaçakçıları yapılan bir gece çekilen bir gemi operasyonunun içindeydi.
İşte orada kocasıyla cilve yaşıyorlar falan.
Ya abla yemin ediyorum ben senden çok sıkıldım ya.
Gerçekten böyle beyliği alıp böyle dizinin dışına bırakasım var ya.
O kadar sıkılıyorum ki. Ve şey yani hani oyuncunun diğer oyuncularla arasıyı işte yönetmenler arasıyı, ekipler arasıyı yani hani böyle biriyle kavga edip onu diziden çıkarma ihtimalleri de yok.
Anlıyor musunuz? Yani böyle yakamıza yapıştı gitmiyor.
Yemin ederim gitmiyor ya.
Hani böyle istemediğinizde evde biten elti gibi bir şey kadın.
O kadar sinir oldum ki ya.
Yemin ediyorum kadına sahneye böyle o kadar hızlı sarıyorum ki ya.
Hani bazen Tim ve Lucy'nin sahnelerinde atlıyorum.
Çok sinir geldi bana kadından.
Yemin ederim. Yani bu kadar sinir bozucu, bu kadar insanın gıcığına giden bir karakter daha olamaz.
Öyle söyleyeyim size. Ve yani hikaye en ufak katkısı yok.
İşte bunlar Nolan'la işte birbirlerini tanıdılar.
İşte biz bir sezon işte Bailey'nin eski kocası geldi.
Onunla sahneleri izledik Nolan'la.
Ondan sonrasında işte kendi çocuk yapma hevesini izledik.
Ya sen 45 yaşında bir kadınsın.
Senin partnerin dediğin adam 50 yaşında Nolan karakteri.
Ve adamın zaten 25'li yaşlarda oğlu var.
Seninle niye çocuk yapsın? Hadi diyelim ne yaptınız ki yapamadılar.
Yani senaryo göre tüp bebek yapamıyorlarmış.
Bailey'in sağlık sorunları varmış bilmem ne.
Bunları nereden biliyorum? Biz bunları böyle koca bir sezon izledik yani.
Neyimize gerekse. Gerçekten karakter gelişimi, hikaye katkısı sıfır bu karakterin.
Öyle diyeyim size. O kadar nefret ediyorum.
Şöyle bir şey var bu mevzuda da.
Şimdi biz Nolan ve Bailey ile ilgili bu kadar çok şeyi neden izliyoruz?
Çünkü Nolan baş karakter. İşte bunlara da hani başrol çift gibi bir imaj yükledi Alex'i.
Yani dizinin böyle senaristi, yapımcısı, yönetmeni olan tek bir kişi olan Alex'i.
Ve ortaya tabii ki şöyle bir şey çıktı.
Şimdi bunların işte başrol çift olarak tatlı olması gerekiyor.
Birbirlerini işte sevdirmeleri ve birbirlerini ne o işte sevmeleri gerekiyor vesaire.
Hani senar göre üzerlerine böyle bir yükümlülük var.
Ama yani dizide hangi çifti severseniz sevin.
Yani Eylül çifti sevin, Boşanmış'ı sevin, 3 çocuklu çifti sevin hiç fark etmiyor.
Yani hepsinin sahillerinde Bayley'i bir köşeye görüyoruz işte.
Mesela Angela ile Westley sahnesi var yani Lopez ile Westley.
Mesela o çifte işte evli iki tane çocukları var.
Mesela tam böyle işte Lopez ile Westley yakınlaşacaklar.
Karı koca olarak aa işte karıcım kocacım bugün senin işte mesaeledeyken çok özledin diye sarılacaklar.
Bir anda Bayley arıyor. Bir anda Bayley kaçırılıyor.
Bir köşede Bayley mahsur kalıyor.
Ya ablacım bir düş yakamızdan yemin ediyorum ya.
Vallahi bıktım. Neyse ki ya artık şey çok uzun süredir Tim ve Lucy dizinin içinde olduğu için artık Nolan karakterini oynayan oyuncu bile.
O bile diyor ki işte Chanford'u çok seviyoruz.
Tim ve Lucy'nin şip ismi Chanford.
İşte Chanford'u çok seviyoruz. Umarım bir sonraki sezonlarına çokça mutlu olurlar diyor.
Umarım. Yani Bayley'den uzak bir sezon ne güzel olur hepimiz için ama arkadaşlar bir de şimdi şöyle bir şey var.
Bir başlıyor. Çiftin birbirine yakışması gerekiyor.
Oyunculukların birbirine denk olması gerekiyor.
Hikaye bir katkıları olması gerekiyor.
Yani kim izlemek ister 45-50 yaş çiftini Allah aşkına ya.
Yani bir hareketleri yok, bir olayları yok.
Hayatına olabilecek yeni bir şey yok.
Size katabilecekleri bir şey yok.
Hani ne verim alabileceğiz ki bundan değil mi?
Bir de ortada böyle bir sorun var gerçekten.
Neyse umarım yeni sezonda Tim ve Lucy'yi daha çok birlikte görürüz.
Bu arada sezon onların kaçırılmasıyla bitti.
Nasıl kaçırdılar? Tim Lucy'ye evlilik teklifi etti ve ondan sonra ise sahilde yanlarından bir kadınla erkek bir çift geçiyordu.
İşte onlarda bu çift bizi tebrik edecek zaten hep teşekkür ederiz falan dediler.
Sonra bizimkilerin boğazına bir anda iğne saplanıverdi.
Ah dedim ah siz bunu yapmayacaktınız dedim.
Ve bir anda hık diye bunlar kaçırılıverdi.
O sahne de tam yere düşerken işte Tim Lucy'ye elini uzatıyor.
İşte Lucy tekten işte eliyle onu tutmaya çalışıyor vs.
Mesela o kısım doğaçlamaymış.
Çünkü hani oyuncular yönetmende biz böyle bir şey yapsak nasıl olur diye konuşmuşlar.
Yönetmen de buna tamam demiş.
Öyle olduğu için de ortaya çok güzel bir sahne çıkmış.
Günbatım'da da evlilik teklifi gerçekten çok hoştu.
Ve Tim'in Lucy'ye evlilik teklifi etme olayı totalde yaklaşık 3 bölüme yayılmış bir olaydı.
Bundan da çok mutluyum. Çünkü hani bölüm başında...
evlenmeye karar verdim. Bölüm ortasında yüzük buldum.
Şimdi niye evleneceğimi ya da ne zaman evlenmek istediğimi herkese söyledim.
Ondan sonra bölüm sonunda evlilik teklifi ettim dese bu kadar güzel olmazdı.
O yüzden de Alex'e buradan da bir teşekkürler.
Gerçekten güzel yazmış. Hatta şey Alex'e işte bununla ilgili şey soruyorlar.
Hani siz buna ne zaman karar verdiniz?
Hani neden bu çifti böyle bitirdiniz?
Ya Alex de şey diyor ya ben aslında bu çiften direkt evlilik teklifiyle bitirebilirdim.
Ama diyor ya o zaman hani bunun bir heyecanı, bunun bir aksiyonu kalmaz diyor.
Biz sonuçta bir polise diziyiz.
Ona yakışır bir şekilde sezon kapatmak isterim diyor.
Çok da doğru düşünmüş. Bu arada ben de Tim'i oynayan oyuncunun yani Eric'in söyleşlerini dinliyorum.
İtalya'daki bir söyleşisine bir fan ona bir soru soruyor panelde.
Diyor ki siz Tim'in Lucy'ye verdiği yüzüğü nasıl buldunuz?
Beğendiniz mi? Siz mi seçtiniz?
diyor. Alex'e şöyle bir şey yapmış.
Yüzük seçme sahnesi. O da çok güzel bir sahneydi.
Lucy'le niye evlenmek istiyorsun?
Lucy'ye olan aşkını anlat ben de sana ona göre bir yüzük seçeyim diyor kuyumcu evlerine gelip.
Ondan sonra Tim de işte Lucy'nin niye sevdiğini anlatıyor.
İşte ona nasıl bir yüzük seçmek istediğini anlatıyor vesaire.
Evet bunların hep senaryo da var.
Ama Alex'i Tim'e demiş ki yani Tim'i oynayan Eric'e.
İşte ben hani işte bu çiftin yüzüğünü hani tek taşını seçmedim.
İşte senin önüne bir tane hani böyle geniş bir işte yüzük kutusu getireceğiz.
Sen onun içinden hangisini seçersen.
O bu çiftin nişan yüzüğü olacak diyor.
İşte Tim oynayan Eric de gidip oradaki en çirkin yüzüğü seçiyor.
Çünkü bence yüzük çok çirkin.
Yani tamam Tim'cim hani sen de asgari ücretle çalışan bir insan olmasan da senin de kendine göre borcun var, harcın var işte.
West'i kadar zengin değilsin, varlık fonun yok bilmem ne de.
O yüzük nedir Allah aşkına ya?
Yani böyle yüzüğü ışığa doğru tuttuğunuzda yüzüğün tek taşı kayboluyor.
Öyle de bir yüzük yani. Gerçekten hiç hoşlanmadım ama.
Umarım yüzüğü değiştirirler ya da ne bileyim işte...
Tim'le Lucy kaçırdıktan sonra işte Lucy yeni sezonda hafızasını kaybeder ve biz bu evlilik teklifini ve biz bu yüzüğü bir daha buluruz, bir daha izleriz.
Başka bir yüzükle bir daha teklif alırız umarım.
Yani ama bir yandan da hani fanların tepkisine baktım.
Herkes yüzüğü çok ince fikirli, çok güzel, çok hoş bulmuş.
Yani kendi adıma söyleyeyim zevksizsiniz ey Amerikanlar.
Gerçekten çok kötü. Çok çok çok kötü yani.
Ne o 24 karat olur, 25 karat olur onların hepsi okeyim de.
Yani gerçekten cücük kadar yüzük neymiş vintage'mış işte daha önceki...
Yüzün eski sahibi olan çift 50 yıl evli kalmış.
Yani bunlar tabii ki hoş şeyler ama hani günümüzde böyle bu kadar materyalist bir dünyada da çok da hani insanların okey olacağı bir şey değil bence ama tabii ki zevkler ve renkler tartışılmaz diyorum.
Ve o bayağı da konuşmuşum ya.
O zaman bölümü burada bitiriyorum.
Sizi seviyorum. Çarşamba günkü bonus bölümümüzü dinlemediyseniz lütfen dinleyin.
Son derece sinematik, son derece akademik, yer yer tartışmaya kaçan bir bonus bölümdü.
Umarım... Dinleyenler de keyif almıştır dinlediklerinden.
Önümüzdeki hafta bonus bölümümüz yok.
Önümüzdeki hafta Cuma günkü bölümde görüşmek üzere.
Önümüzdeki hafta boyunca Filene Sultanların maçlarına da bakmayı unutmayın.
Filene Nefelerin maçları da var.
Sizi seviyorum. Sporla kalın, sağlıkla kalın ve en önemlisi sinemayla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
