
S1B26 - Toy Story 5 / Palu Ailesi Belgeseli
13 Haziran 2026 · 38 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde influencarların hayatımızı nasıl işgal ettiğini ve ses sanatçılarının işsizliğini temel alarak 19 Haziran’da (haftaya cuma) çıkacak Oyuncak Hikayesi 5’i değerlendirdim.
Dizi kısmında da 3 bölümlük Palu Ailesi : Karanlık Sarmal belgeselinin eksiklerini ve değindiği noktaları anlattım.
İyi dinlemeler….
Kısımlar:
(00:00) - Giriş
(00:40) - Neler İzledim ?
(01:25)- Sinema Gündemi
(15:31)- Oyuncak Hikayesi 5
(24:53) - Palu Ailesi
(36:40) - Münevver Karabulut Belgeseli
(37:17) - Kapanış
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda yayınlanan yeni bölümüne hoş geldiniz.
Umarım harika bir hafta geçiriyorsunuzdur.
Umarım hafta sonunuz için harika planlar yapmışsınızdır.
Ve sizinle dün değil bugün...
Görüşebildiğim için, buluşabildiğim için üzgünüm.
Bu hafta küçük bir gecikme yaşadık ama sıcak yaz günlerinde yokluğumu aradıysanız eğer geçmiş bölümlerimizi ve eğer dinlemedikleriniz varsa umarım onları dinlemişsinizdir.
Dünkü bölüm yokluğunda.
Herkese harika bir cumartesi günden tekrar merhabalar.
Umarım keyfiniz yerindedir.
Umarım bu hafta ve...
Geçtiğimiz hafta sonu bol bol sinemaya gitmişsinizdir.
Umarım harika şeyler izlemişsinizdir.
Ben neye başladım? Hemen onu söyleyeyim.
Crazy Love dizisine başladım.
Kendisi bir K-drama yani bir koli dizisi.
Disney Plus'ta izlemeye başladım.
Onun dışında Netflix'te Jennifer Lopez'in yeni işinden birkaç şey söyleyeyim hemen size.
Benim çok hoşuma gitti ve gerçekten beğendim.
Ama bazı insanlar çok beğenmemişler.
Yani niye bu? İşte bu kadar yavaş diyen var.
İşte konusu çok saçma diyen var.
Ama arkadaşlar yani zaten şarkıcıların...
oyunculuk yapmasından da ortaya çıkan şeyler geldi.
Çok da sinematik, çok da sansal şeyler olmuyorlar.
Yani şöyle bir izleyin, bir bakın.
Hoşunuza giderse Jennifer Lopez'in diğer çektiği işlere de bakın mutlaka.
Yani benim hoşuma gitti. Kendi adıma öyle söyleyeyim.
Size tavsiye ederim. Güzel, kolay, akan bir iş olmuş bence.
Onun dışında çok kısa bir sınav gündemi yapacağım.
Sınavda neler oluyor? Ondan bahsedeyim hemen.
63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali.
Tarihi belli olmuş. 24 ve 31 Ekim arasında yapılacak Antalya'da.
Umarım bu sene Can Prenet'e gidip Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'ne katılabilirim.
Katılamasam da uzaktan bütün kazanan filmleri, içerikleri, gideni geleni, bütün gösterilen uluslararası filmleri, dünya premierini yapan filmlerin hepsini mutlaka takip edeceğim.
Size bundan bahsedeceğim. Unutursam da lütfen hatırlatın bana.
Ekim'in son haftası ya da biz konuşana kadar Kasım'ın ilk haftası olabilir.
Ama umarım festival ekibinin başına hiçbir şey gelmez.
Umarım Altın Portakal Film Festivali isim değiştirmeden, onu yapan kadro değişmeden sağ sayım festivali başlıyor.
ve bitirirler. Çünkü ülkemizdeki en eski film festivallerinden bir tanesi ve gerçekten ülkemize katma değer açısından çok fazla şey katıyor.
Dünyadaki birçok sinemacı hem bu kadar güzel bir şehre gelerek şehre bir turizm getirisi sağlıyorlar hem de filmleriyle kültür sanatımıza ve özellikle Antaylılara çok şey katıyorlar diye düşünüyorum.
Bu arada normalde Altın Portakal Film Festivali önceki yıllarda yani daha doğrusu benim hayatta olduğum son 20-25 seneyi düşünürsek genelde benim hatırladığım hep Ağustos'ta Eylül başı gibi Eylül'ün 2.
Haftası gibi hep o aralıkta yapılırdı.
Şimdi muhtemelen hava Antalya'da Ekim sonuna kadar soğumadı.
Birazcık daha serinlikte yapalım diye.
Ekim sonuna ertelemişler bu kez festival tarihini.
Umarım çok güzel bir şekilde geçer ve umarım başının sonuna illaki bir yerine gidip yetişebilirim, gidip yakalayabilirim.
Bir hafta sonu da olsa mutlaka buna gitmek istiyorum.
Onun dışında bu çarşamba başlayan bir festivalden bahsetmek istiyorum size.
Yine Antalya'm, yine memleketim.
Görüyorsunuz arkadaşlar yani sanatımızla, sanatçımızla, tiyatromuzla, sinemamızla, festivallerimizle.
Yani biz bu ülkeye daha ne yapalım?
Atamız boşluğun demiş Antalya dünyanın en güzel yeridir diye.
Hatta tam Antalya'ya girerken dağların üstünde onun sözü yazar.
Eğer Antalya'ya gittiyseniz ve bunu görmediyseniz kepezden şehre doğru inerken böyle yavaş yavaş o virajları dönerken şöyle bir kafanızı kaldırıp özellikle gece yolculuk ediyorsanız...
dağlara doğru bakın. Çok güzel bir manzaradır.
Size tavsiye ederim. E yani Antalya'da olunca bu haberi vermem gerekiyordu.
Bu hafta çarşamba günü 5.
Kaş Uluslararası Film Festivali başladı ve Kaş bir rüya temasıyla tekrardan perde açtı.
Açılış filmi olarak da Sentimental Value yani manevi değer filmi izlendi ve festivalin jürisinde de Hasibe Eren bulunuyor.
Son gün ise Antifelos Antik Tiyatrosu'nda Türkiye-Avustralya Dünya Kupası maçı izlenebilecek.
Bu arada Dünya Kupası maçların birçoğu da 6'da 7'de maçlar yurt dışına...
Yani çok isterim ülkemin futbol takımının çok başarılı olmasını, herkesi ezip kırıp geçmesini ama şimdi arkadaşlar ortada şöyle bir durum var.
Yani bu ülkeyi tanıyorsanız biz genelde hangi konuda çok büyük abartılı kutlamalar yaparsak, hangi konuda böyle bütün enerjimizi, sinerjimizi birleştirsek genelde böyle o şey tam böyle oluyormuş gibi olup olmuyor.
Şimdi işte milli takımın böyle toplarla, işte konvoylarla işte havalimanına gidişini, işte oradaki kutlamaları vesaire görünce de hem ki yani biz kesin hani ilk...
Eleme maçında elenir döneriz dedim.
Bakalım haftaya size gelişmelerini haberdar edeceğim.
Yani keşke ülkemizde başka türlü şeylere de bu kadar fazla yatırım yapılsa.
Ve keşke futbolda ülkemizdeki yüzme sporu kadar, handball kadar, tenis kadar, mesela takım spor olarak voleybolu kadar başarılı olsa değil mi?
Voleybol demişken onu da söyleyeyim hemen.
Ayy ondan da nasıl mutluyum anlatamam size.
Şimdi arkadaşlar her yaz voleybolu milletlerle yaşanıyor ya.
Bu seneki milletler liginde de ilk hafta.
Da da Brezilya'daydı.
Ülkemizin takımı Filen Sultanları ama genç takımımız gitti ve 4 maçtan ikisini kazanıp geri döndüler.
Önümüzdeki çarşamba hem bizim boğulmuş bölümümüz çıkacak hem de Filen Sultanları'nın as kadrosu yani büyük ve deneyimli oyuncuları Ankara'da Belçika ile maç oynayacak ve gerçekten ben de bunu bizzat gidip
Ankara'da izlemek isterdim.
Ama zaten Avrupa Şampiyonası için Eylül'de İstanbul'a gelecekler için milli takımımızı Eylül'de kendi şehrimde izlemeyi tercih ederim.
Ama Antalya'da olanlarınız varsa...
hala bilet almadıysanız kesinlikle tavsiye ederim.
Çok güzel bir aktivite. Ve Filin Sultanları'nı da büyük kadrosunda izleyeceğim için gerçekten çok heyecanlıyım.
İnşallah bütün maçları da kazanırlar.
Zaten ilk hafta iki tane maç kaybettiğimiz için başka maç kaybetme şansımız yok diye düşünüyorum.
Neyse bu kadar spor yeter. Sizi çok spora boğdum değil mi ya?
Pardon. Kusura bakmayın.
Onun dışında geçen gün Renata Rensife'den bahsetmiştim.
Kendisi Cannes Film Festivali'ne dördüncü kez gitti ve ilk kez ayak bastı.
2021 yılında Dünya'nın En Kötü İnsanı performansıyla festivalden en iyi kadın oyuncu ödülüyle gelmişti.
Kısa bir ara sonrası 2024 yılında Armant ile festivale tekrar gidiyor.
Bu sefer de film kamera doğru kazanıyor.
Yani en iyi ilk İlk film ödülü ve bunu alıp dönüyor.
Geçen yıl başrolünde olduğu Sentimental Value yani manevi değer filmi.
Festivalin en büyük ikinci ödülü Grand Prix kazanıyor.
Bu yıl başrolünü Sebastian Asselin ile paylaştığı Fjord'da gidiyor.
Cannes Film Festivali'ne ve festivalden en büyük ödülü olan Palme d'Or'la dönüyor.
Ayrıca bunlar olurken başrolünde olduğu diğer 2026 filmi Backrooms'da gişede ülkemizde hala rekor kırmaya devam ediyor.
Yani bu durumda Renate Rensves'i olan her girdiği, her gittiği ödül töreninde, festivalde en büyük ödülü...
Bu oyuncu, bu kadın oyuncu, bu harika oyunculuğuyla bunu garanti eder diyebilir miyiz sizce?
Yani şu size saydığım istatistiklere bakarsak bence diyebiliriz.
Yani tesadüf olamayacak kadar ciddi bir başarısı var.
Gelelim Sidney Sivini'ye.
Yine böyle abuksuzluk bir açıklama yapmış bence.
Şimdi kendisinin Şeytan Marka Giyer 2'deki sahneleri çıkartılmıştı.
Bununla ilgili bir açıklama yapılmamıştı.
Europya dizisindeki müstehcan sahneleriyle ilgili de açmış ağzını yummuş gözünü.
Demiş ki, insanlar benim bu sahneleri çekmem için zorlandığımı düşünüyor.
Tam aksi. Bazı sahneleri senaryodan çıkarmak ya da yumuşatmak isteyen yönetmendi.
Yani ben o sahnelerin daha da fazlasını çekmek isterdim demek istemiş kendisi.
Yani ben anlamadım hani biz daha bu hanımefendinin neresini görmeliyiz yani.
Çünkü hani bilimun bütün vücudundaki müstehcen yerleri aşama aşama gördüğümüzü düşünüyorum.
Hani zaten bu kadın sahnelerinden bir tık sonrası artık pornoya doğru gidiyor.
Yani ne amaçladığını, ne yapmak istediğini, kendisinden nasıl bir kariyer yaratmak istediğini gerçekten bilmiyorum.
Ama ne diyeyim ya Allah hepimize sabır versin.
Çünkü gerçekten zor ve sıkıntılı bir kadın.
Değil mi arkadaşlar? Yani hani siz böyle kadına diyorsunuz ki ya işte o saniye bebek bezi takacaksın, emzik takacaksın.
Okey oluyor yani. Onun neyi temsil ettiğini, orada bir kadın olarak bir kadına bunları giydirmek istendiği aslında burada ne amaçlandı anlayamayacak kadar saf değil.
Salak desek hiç değil zaten.
Ama niye böyle bir yaklaşım var gerçekten bilmiyorum.
Bu arada ben geçen hafta sonu Mubin Anababa Günü etkinliğine gittim.
Böyle kendimle ilgili işte güzel güzel şeyler umut ediyordum.
Yani işte bir sürü film afişi bulurum işte bir sürü...
Bir sürü film dizi ajandası bulurum diyordum.
Ama hiçbir şey bulamadım biliyor musunuz?
Hiç benlik şeyler yoktu. Ayrıca çok pahalıydı.
Buradan da kendilerine böyle bir tavsiyede bulunayım.
Hani bir sürü markayı toplayıp böyle kermeskin bir şey yapıyorlar.
Arkadaşlar gerçekten çok pahalı.
Yani bir yerde görseniz hani gidin gezin illaki hoşunuza giden bir şey vardır.
Ama hani böyle birazcık işte elbiselerin, yazlık çantaların işte üstüne film afişinin basıldığı bez çantaların olduğu standları da vardı.
Ve gerçekten hiç hoşuma gitmedi.
Onun için de boş yere Yenikapı'daki İdo İskilesi'ne gittiğimde kaldım resmen.
Gerçekten benim için uzaktı ve yani bir yarım günüm maalesef yemiş oldu.
Bundan dolayı da çok mutsuzum.
Bu arada... Dua Lipa'mızla evlendi.
Kendisi Palermo'da gerçekten çok güzel bir beyaz elbise giyerek harika bir düğün yaptı.
Ve bu düğüne İtalya'daki bu kutlamalara Shakira ve Adele de gelmiş.
Yani ben sana ne diyeyim artık?
Yani daha sen hani kimi toplayıp düğün yapacaksın zaten değil mi arkadaşlar?
Değil mi? Ve şöyle bir şey yaşanmış.
Palermo'daki düğünden oradaki çevre halkı, yerel halk rahatsız olmuş.
Ve Dua Lipa'dan insanları sesini kesmek için evinde oturan ve gürültüden rahatsız olan insanları benim anladığım kişi başı 5000 sterlin ödeme yapmış.
Düğün için iki şehir meydanın kapatılması da tabii ki halkın tepkisini çekmiş.
Bazı vatandaşlar durumu grafitilerle protesto etmiş hatta.
Palermo kimsenin kiralayabileceği şahsi mal değildir diye.
Bence halkın tepkisi çok haklı ama bu tepkiyi umarım 5 bin sterlin ödemeyi aldıktan sonra göstermişlerdir.
Ama yani günümüzdeki fiyatla düşünürsek bu Dua Lipa ve Column Turner düğünü yaklaşık 62 milyon TL'ye mal olmuş.
Dua Lipa 26 farklı kıyafet giymiş ve düğün için 17.
yüzyıldan kalma bir villa.
Yani gerçekten hayatın keyfini yaşamak bu olsa gerek ya.
Yani takdir etmeyeyim de ne yapayım siz söyleyin.
Onun dışında Tribaka Film Festivali başladı.
Dün akşam Taxi Driver filmin 50.
yıl dönümünün şefine 25.
Tribaka Film Festivali'nde bunun anması yapıldı.
Ve kutlamaya filmin yönetmeni Martin Scorsese ve filmin oyuncu Robert De Niro ve Jodie Foster katıldı.
Ve böyle işte 1976 yılıyla 2026 yılına alt alta koyup böyle kolaj yapmışlar.
Bayıldım ya gerçekten. Ya insanlar yaşlansa da güzel anılar bırakarak...
güzel insanlar birleştirerek yaşlanması çok güzel bir şey bence.
Mesela Sidney Sidney'in yaşlılığını düşünün.
O kadın yaşlandığı yanında kim kalacak?
Kendini bu kadar seks objesi haline getirirse ondan geriye nasıl bir anı, nasıl bir kariyer kalacak?
Ben gerçekten merak ediyorum. Onun dışında benim çok katıldığım bir konu var.
Şöyle ki Şampan bir açıklama yapmış.
Demiş ki selfie'den nefret ediyorum.
Hiç kimse hiçbir koşulda hiç kimseyle selfie çekmemeli.
Bu hem size hem de diğerlerine zarar verici, ruh emici bir şey.
Bir büyük anne ve 6 yaşındaki felçli torunu tek...
Kendisi sandalyeyle yanıma gelse bile net bir şekilde hayır demiş.
Şimdi bunu birçok insan hiç anlamamıştı.
Ya sen ne kadar egoistsin, ne kadar işte kabasın, öyle şey olur mu?
Sen sonuçta bir ünlüsün, fotoğraf çekinmen gerekiyor vesaire demiş.
Ama arkadaşlar bence yaşadığımız toplumda şunu anlamamız gerekiyor.
Herkes selfie çekmeyi sevmek zorunda değil.
Ya da şey mesela böyle kalabalık bir yerde yürüdüğünüzü düşün.
Mesela işte İstiklal Caddesi'nde işte bütün Arap turistlerin elinde, bütün işte Avrupalı turistlerin elinde kamera var ve işte caddeyi çekerken siz de çekiyor mesela.
Bu beni çok rahatsız ediyor. diyor. Çünkü ben kimsenin galerisinde kimsenin fotoğrafında, storiesinde o an yani işte Yemenli bir turistin işte faslı bir kişinin hani o anki Instagram canlı yayının içinde olmak istemiyorum ve bu benim kişisel
olarak en doğal hakkım diye düşünüyorum.
Ayrıca kendi adıma şunu söyleyeyim.
Umarım konuda siz de bana katılırsınız.
Selfie çeken insanları dışarıdan hiç gördünüz mü?
Bence çok salakça gözüküyorlar.
Yani ben de zorunda kalmazsam hani bir oyuncu ile selfie çektirmiyorsam ya da işte bir doğum gününde hani eşimle, dostumla, ailemle fotoğraf çektirmiyorsam Genelde hani böyle işte bir arkadaşımla buluşunca hemen işte bir kahve story'si atayım.
Hemen işte bir çiçek alıp hemen bir çiçekle kelime çekip story atayım vesaire.
Öyle bir insan değilim ya. Bunu da hiç sevmiyorum.
Ve gerçekten insanlar selfie çekerken dışarıdan çok abesle iştigal gözüküyorlar bence.
Çünkü yani o kadar şapşal, o kadar böyle hani normalde kendi zekalarına yakışmayacak hareketlerde bulunuyorlar ki.
Yani bundan bahsettiğim işte dil çıkarmak, işte dudak bükmek gibi şeyler değil.
Yani işte çok böyle tiki canlı bir şekilde poz veriyor.
İşte boynunu eğiyor ne bileyim.
işte konuluğu farklı bir hareket yapıyor vesaire.
Yani baktığınızda mesela belki o kişi sallıyorum işte Koç Üniversitesi'nin makine mühendisliği bölümü mezunu mesela diyorum.
Ya da işte ODTÜ'de sallıyorum işte ODTÜ tarih mezunu.
Hani akademik alanında çok başarılı ya da hani kendi hayatında işte kariyerinde çok başarılı bir işte akademisyen, profesör vesaire.
Hani bir sürü farklı mesele düşün.
İşte doktor, avukat hiç fark etmez ama yani insanlar...
Gerçekten kamera karşısında bambaşka insanlara dönüşüyorlar ya.
Yani kendim çektiğim, kanalda çektiğim bant yayınlarını da görüyorum.
Bakıyorsunuz işte mesela İstanbul'un en iyi avukatı.
Adam işte o programa çıkmak için para vermiş mesela.
İşte iki program başına yani 20-30 bin liradan bahsediyoruz.
Adam sadece 30 dakika hani sunucunun karşısına çıkıp konuşup mesleğini anlatmak için ya da belli bir konuda konuşmak için para ödüyor.
Ama mesela bant yayınına bir giriyoruz.
Karşımızdaki insan konuşamıyor.
Ya diyor ki işte ben ne söyleyeceğimi unuttum.
Bir saniye kağıtlarıma bakayım. Bir saniye işte tam anlayamadım ne söylediğinizi.
Başta alır mısınız vs. İnanamıyorum.
Ben gerçekten zeki insanların zekalarını düşürdüğüne kaybettiğine inanıyorum.
Bu sosyal medya, bu sürekli görülme, çekilme, sürekli karşımızdaki insanın bizi güzel görme.
alakalı çabamız yüzünden.
Bilmiyorum siz katılır mısınız bana.
O yüzden de champagne'e çok katılıyorum.
Ama tabii ki hani champagne karşısındaki hayran olsam ve onu yani belki onun hayatında bir kez görme şansı olan bir insan olsam yani ben de tabii ki o adamın bu huyuna gıcık olurdum.
Ama yani zaten hani adam da genel olarak çok böyle sevecen gelin sarılın gelin öpüşelim gelin işte birbirimizin belini tutup fotoğraf çekelim diye bir imaj çizmediği için.
Ya adam düşünün ki hani Oscar'da alma ihtimali olan törene bile gelmedi.
Yani onun yerine kalktı ve Ukrayna'ya gitti.
Yani böyle bir adamdan da hani bu açıklamalar hiç şaşırtıcı değil bence.
Onun dışında üzücü bir haberim var ve bu üzücü haberle bitireceğim sinema gündemini.
İran'da mahkeme İdvaz Cazdan Eksad'ın filminin altın palmiye ödülü yönetmeni Cafer Panaye'ye verilen bir yıllık hapis cezasına onamış maalesef.
Panaye geçen yıl Aralık ayında İran devletine karşı propaganda faaliyetlerine bulunduğu gerekçesiyle gıyabına bir yıl hapis cezasına mahkum edilmişti.
Ve bu ceza karşısında itiraz yolu açıkmış bağımsız film muhabiri ve diğer kaynaklara göre Panaye'nin avukatı...
Mustafa Nilip geçen pazar günü Tahran'da düzenlediği basın toplantısında mahkemenin yönetmeninin itirazını reddetme kararını duyurdu.
Ve Panay'ın avukatı demiş ki bu ceza 20 gün içinde Tahran il temiz mahkemesine itiraz edebiliriz demiş.
Panay'ı It Was Just An Accident ile En İyi Uluslararası Uzun Metraş film kategorisine Fransa'nın aday olarak adaylık aşamasına geldiği 98.
Akademi Ödülleri töreninden kısa bir süre sonra Mart ayı sonunda İran'a dönmüştü.
Panay daha önce de İran'ı yöneten hükümetin çöküşünün kaçınılmaz olduğunu ancak zaman...
anlamasını tahmin edilemez olduğunu söylemiş ve şundan bahsetmişti.
Rejim %100 çökecek.
Tarih boyunca diktatörlük hükümetlerinin başına gelen de her zaman bu olmuştur demişti.
Umarım bir an önce özgürlüğüne kavuşur çünkü dünyada yani parayla bile satın alınamayacak kadar özel, önemli ve gerçekten hani insanın nefes almasına katkı sağlayan en önemli şey biliyorsunuz ki özgürlük.
Hepimiz her anlamda özgür olmalıyız.
Yani bu bahsettiğimden sadece hani dört duvar arasında olmayı anlamayın lütfen.
Yani özgürlük Özgür bir düşünce, özgür ve özgün bir medya, özgür bir televizyonculuk, özgür bir sinema bunların hepsi aslında aynı şeyden geçiyor.
Yani başta kafamızın içine özgür olmamız gerekiyor.
Hiçbir şekilde ne başkasına ne kendimize hiçbir koşulda sansür uygulamamamız gerekiyor.
Umarım ülkemizde de bu tip tutsaklıklar en yakın zamanda son bulur.
Evet sinema gündemi bu kadardı.
Şimdi gelelim afişteki bu haftanın filmine bu hafta önce ne konuşacağız?
Gelin film tarafına geçelim.
Şimdi gelelim film kısmına.
Bugün size Toy Story 5'i anlatacağım.
Bu cumartesi gününde, güzel bir cumartesi gününde.
Şunu hatırlatmak isterim ki haftaya cuma eğer bir aksilik olmazsa oyuncak hikayesi 5 vizyonda olacak ve hepinize şimdiden tavsiye ederim.
Ben açıkçası bilim kurgu çok sevmiyorum, korku sineması çok ilgi alanım değil ama kesinlikle animasyon izlemeye bayılırım.
Bence zaten animasyon izlemenin bir yaşı, bir kategorisi, bir standardı yok.
Her animasyon, her çizgi dünya kendi içinde çok farklı ve çok eğlenceli.
bence. Hatta en son size söylememiştim galiba.
İki hafta önce kardeşimle Varol Yaşaroğlu'nun süper bir film filmine gittim ve gerçekten çok hoşuma gitti.
Umarım siz de yakın zamanda bir animasyon gitmişsinizdir ya da umarım yakın zamanda dijital platformlarda bir animasyon bulup izlemişsinizdir.
Şimdi oyuncak hikayesini bilmeniz yoktur diye düşünüyorum.
Disney ve Pixar tarafından üretilen popüler Bir animasyon serisi kendisi ve 5.
devam filmi geliyor. Bu filmde ana tema yani bu çıkacak 5.
filmde günümüz çocuklarının geleneksel oyuncaklar yerine tablet ve akıllı telefon gibi elektronik cihazlara olan bağımlılığı.
Yani farkındaysanız artık günümüzde çocuklarımız işte kardeşlerimiz, eşimiz, dostumuz, kuzenimiz, yeğenimiz öyle bir noktaya geldi ki hepimiz birer bağımlıyız bence.
Yani bağımlılık illa sigaraya, alkole karşı olmak zorunda değil ki tekrar uyarıyorum bunlar sağlığa zararlıdır.
Tüketmeyin ve hiçbir şekilde maruz kalmayın.
Pasif içmeyin. İçici ya da pasif kullanıcı olmayın.
Şimdi bu Toy Story 5'te de şöyle bir şey yaşanıyor.
Daha önceki filmlerdeki karakterlerimiz bir anda işte yüksek teknolojili farklı farklı sistemlerin içine düşüyor aslında.
Ve şöyle ki işte birinin tableti oluyor, birinin oyuncağı oluyor.
Ondan sonrası da işte teknolojinin yarattığı tehlikelerle baş başa kalıyorlar.
Yönetmen serinin eski filmlerine de imzası olan Pixar'ın kıdemli ismi Andrew Stanton oluyor.
Yarımcı yönetmen de Kenny Harris yürütüyor.
Bu filmlerde de bazı sesler geri dönüyor orijinalinde.
Tom Hanks. Timmy'nin John Kisak ve Tony Hale gibi ikonik isimler karakterlerine yeniden ses verecekler.
Bazı yeni karakterler katıldı.
Akıllı tablet olarak ya da farklı oyuncak hikayesindeki karakterlere destek olacak yardımcı roller de göreceğiz.
Onun dışında şimdi ben bu hafta seni niye Toy Story'yi seçtim biliyor musunuz?
Çünkü ben Toy Story 5'in yani oyuncak hikayesi 5'in yakın zamanda vizyona gireceğini bilmiyordum.
Ben bunu bir link sayesinde öğrendim.
O da nasıl oldu? Şunu fark ettim.
Şöyle bir haber çıktı ve insanlar bunun üzerinden...
bir anda Twitter'da konuşmaya başladılar.
O da şu, Oyuncak Hikayesi 5'in içindeki ana karakterleri yine bizde dublaj sanatçıları, ses sanatçıları onları seslendirip Türkçe dublaja çevirmişler.
Ancak yan rolleri birçoğumuzun çok sevdiği, birçoğumuzun hiç hoşlanmadığı, benim gibi insanları da görmemek için engellediği, neredeyse bütün hayatını influencerlardan arındırdığı bu dönemde.
Bazı yan karakterleri influencerlar oynayacakmış.
Ben ise hatta şöyle bazı yan karakterleri seslendirecek influencerları da hemen açıklayayım.
Mösyö Taha, Ezgi Zorba, Ceyhun Kağan Karakaş yani Madrigal'in solisti.
Onun eşi Tuğba Yılmaz, Anıl Çetinkaya, Özüm Yıldızeli, Emre Uzunboy.
Şimdi bunların bazılarını tanımıyor olabilirsiniz.
Tanımanıza gerekmiyor. Şimdi burada birçok insanın aslında karşı çıktığı şey şu.
Şimdi arkadaşlar farkında değilseniz ya da yakın zamanda ya da işte çocukluğunuzda gençliğinizde hiçbir...
şekilde animasyonu izlemediyseniz size şunun altını çizmek istiyorum.
Hani biz işte hemli manevrası ülkesiyiz işte biz voleybol ülkesiyiz biz futbol ülkesi olamasak da futbolcularla övünmekte dünyanın bir numarası olan bir ülkeyiz ama Biz gerçekten bir influencer cenneti olma
yolunda da emin adımlarla ilerliyoruz.
Ve biz gerçekten bakın tekrar altını çiziyorum.
Biz dublajda iyi bir ülkeyiz.
Yani tabii ki Türkiye'deki filmleri dublajda izleyin demiyorum.
Çünkü işte bir aşk filmini dublajda izleyince bütün duygu kayboluyor.
Bir korku filmini dublajda izleyince işte orada oyuncunun yaptığı mimik, o ses tonundaki vurgu kayboluyor.
Doğru. Ama ülkemizde mesela dublajiyle en çok sevdiğimiz şey bence bu zevri dublajları.
Ki onun dublajlarını yapanlar aslında ünlü kişiler.
Ama bu konuda kendi geliştirmiş, eğitim almış kişiler ve biz bazı karakterleri bu zevklerinde dinlerken hep o insanları sesinden dinlemeye alışıyoruz.
Ve bu insanlar gerçekten profesyonel olarak dublaj işini yapan ses sanatçıları.
Ve ortada şöyle bir şey var.
Ben neden size Toy Story'i anlatıyorum bu hafta?
Şimdi öncelikle birçoğumuz eminim ki sosyal medyanın bir noktasında hep influencerlara maruz kalıyoruz.
Peki sizce influencerlara maruz kalmamız onların daha eğitimli bir noktaya doğru gitmesini mi sağlıyor?
kendi geliştirmesini mi sağlıyor?
Bence hayır. Bakın çok takipçi olan influencerlara bakın genelde ya evli çocuklu kadınlar ve hesabını büyütmeye çalışan kadınlar genelde çocuklarını içerek tüketilisi haline getiriyorlar ve genelde çocuklarını kendi içeriklerinin
merkezine koyuyorlar. Ya da işte rastgele bir lisenin mezunu işte hani işte üniversitede işletme okumuş ya da çok anlamsız hiçbir ülkede karşılığı olmayan işte su ürünleri bölümüne okumuş biri bir anda mesela
influencer da işte Amazon Prime'ın sponsoruna bir yanlışı bir bakıyorsunuz New York'ta, bir bakıyorsunuz Los Angeles'ta.
Yani diyorsunuz ki ya bu kişi hani akademik olarak hani hiçbir yeterli yok.
Baktığınızda İngilizce bile konuşamıyor.
Ama işte bakıyorsunuz 550 bin işte ya da 1 milyon, 1,5 milyon takipçisi var.
Buradaki en büyük ölçü de bu insanların hani biz onları ayıplarken ilk etapta kimse fark etmiyorken belki de bu işe 10 sene önce başlamaları.
Yani ben de mesela buna itiraz ediyorum.
Çünkü nasıl yapay zekam birçok insanın işini yok edecekse, nasıl yapay zekam birçok deneyimli ve...
eğitimli insanı işsiz bırakacaksa influencerlar da aynı şekilde.
Yani bu ülkede Allah aşkına dublaj sanatçıları mı bitti?
Ses sanatçıları işi mi bıraktı?
Yani bu ülkede gerçekten bu alanın akademik olarak işte üniversitesini okumuş, ondan sonrasında bu alanda hani işte ekstra hani para vermiş, kendini işte geliştirmek için harika hocalardan ders almış müthiş dublaj sanatçılarımız
var. O insanlara çok büyük saygısızlık bu.
Ha burada Disney'in tabii ki savunması ne diye bakıyorsunuz?
Şöyle ki burada Disney diyor ki bu bizim yerel pazarlama stratejimiz diyor ve işte sosyal...
medya fenomenleri ve tiktokerlerin seslendirme yapmasını biz tercih ettik ve sosyal medyada iyi ya da kötü bir şekilde tartışma konusu oldu ve bizim amacımıza ulaşmamızı sağladı bunlar diyor.
Ama yani bu doğru mu sizce?
Yani bunun etik olması ya da bunun yapılabilir olması bunun doğru olduğunu mu gösteriyor?
Yani bunu daha doğrusu etik demeyeyim hani bunun yapılabilir olması sizce bunun ahlaki açıdan, profesyonel açıdan doğru olduğunu mu gösteriyor?
Bence hayır ve gerçekten yani o kadar yazık ki yani biz dublaj ülkesiydik sanırım yavaş yavaş bunu da...
Çünkü ben gerçekten Mösyö Ta'nın sesini duymak istemiyorum.
Ya da Madrigal'in soyisinin buradaki sesini duymak istemiyorum.
Çünkü ben oraya temelde onun için gitmiyorum.
Ve ben gerçekten influencerlara maruz kalmaktan çok sıkıldım.
Yani gidiyorum işte kitap okuma uygulamasına para veriyorum.
Orada influencerların sesini duyuyorum.
İşte mesela yine aynı şekilde işte telefonuma şarkı indiriyorum.
Bir bakıyorum işte bir influencerla cover yapmışlar o şarkı.
Yani ben onlarla o kadar sıkıldım ki.
Ve gerçekten yani hani onların mesela o kimliğini devlet alsa ya da işte bir...
anda dese ki hani işte atıyorum influencer olmanın ön şartı şudur, şudur, şudur dese emin olun ülkeye ki influencer sayısı bir anda muhtemelen 10-15 kişiye düşecek.
Yani gerçekten marketing eğitimi alıp gerçekten kendi mesleği olan insanlar, influencerların içinde o kadar az ki.
Ya da şeye mesela bakıyorsunuz işte harika meslekleri olan insanlar işte emekli olduktan sonra işte o mesleklerini hani halka yararlı olacak şekilde kamu yararı için bir Instagram hesabına dönüştürmüşler.
İşte sanat tarihçileri ne bileyim hani popüler tarihçilerimiz onlara asla karşılayayım.
Onlar gerçekten Gerçekten kendi tecrübelerini aktarıyorlar.
Bu gruba asla lafım yok.
Ama benim burada asıl gıcık olduğum grup gerçekten hiçbir şey anlatmayan ve sürekli sürekli uygulamaların ve markaların linklerini veren kişiler.
Ve umarım Disney bu kararından bir an önce döner.
Çünkü gerçekten ülkedeki dubler sanatçılarının yerine kendinizi bir koysanız da yani siz bu işin eğitimini alıyorsunuz, bu işe para döküyorsunuz, bu işe emek veriyorsunuz.
Ondan sonra bir tane hani tamamen takipçi sayısıyla olduğu yere gelmiş bir kişi sizin işinizi elinizden alıyor.
Bakın yapay zekadan bile bahsettim.
bilmiyorum. Yani henüz o aşamada bile değiliz.
Muhtemelen ileride dublaj sanatçıların da mesleği zaten yapay zeka sanatçısına yavaş yavaş kaybolacak.
Ama işte burada da sesin gücünün aslında ne demek olduğunu anlıyoruz.
Bu sayede de hiçbir yapay zekanın insan sesi kadar keyif vermeyeceğini algılamış oluyoruz.
Bu arada Martin Scorsese'de yapay zeka ile ilgili bir açıklama yapmış.
Hazır onu da değmişken ondan da bahsedeyim.
Demiş ki yapay zeka karşı değilim ona da kucak açmalıyız.
Ya tamam biz ona da kucak açalım.
İşte siyahi ya da işte Afro Amerikan diyeyim.
Hani o insan grubuna da kucak açalım.
E biz zaten şey her şekilde işte korkunç kurucuları da zaten kucak açıyoruz.
Yani bunun sonu yok ki. Yani en azından bir şeyleri de hani sen Martin Scorsese olarak bir şeylerin de karşısında dururken insanlar da işte benim hani hayal ettiğim ve arkasından gidebileceğim fikirlerini takip edebileceğim o fikirdeki insan diyebilsin
sana. Yani tamam her şeye kucak açalım.
Bundan daha kolay bir şey yok ki zaten.
Önemli olan bir duruş sergileyip ona karşı olmak.
Ama Martin Scorsese de muhtemelen sıradaki filmlere yapımcısı olduğu sıradaki işleri için böyle bir açıklama yapıyordur.
Ki kendisi de maliyeti düşürmek için yapay zeka başvurmuş demektir.
Bakalım bunu sonraki işlerinde anlayacağız.
Yani Toy Story ile ilgili de söyleyeceğim şey bu arkadaşlar.
Bu arada bence Toy Story'nin de 4.sünden sonra 5.sine ihtiyaç yoktu.
4.sü zaten seriyi bitiren bir film diye düşünüyorum.
Ama umarım... Bu influencer saçmalığından bir an önce dönerler, dönmezlerse zaten o insanları bu seslendirmeyi yaptırmış Disney.
Umarım onlarla sonra bir daha böyle bir tartışmaya girmezler.
Çünkü bir şey ne kadar çok karşımıza çıkarsa o kadar çok meşrulaşıyor, o kadar çok normalleşiyor ve ben bunu da sevmiyorum.
O yüzden umarım böyle bir saçmalığı bir daha yapmazlar.
Şimdi gelelim o çok konuşulan belgesele.
Hadi gelin dizi tarafına geçelim.
Evet, gelelim dizi tarafına.
Bu hafta HBO Max ve Fine ortak yapımı olan Polo Ailesi Karanlık Sarmalı belgeselini anlatacağım size.
Bu belgeseli neden dizi tarafına aldım?
Çünkü kendisi 3 bölümlük bir belgesel ve yönetmeni Melih Aslan aynı zamanda kendisi kurguculuğunda yapmış.
Tabii ki belgeselin içine çok sevdiğim bir yönetmenimin eşi de yer alıyor.
Ben onu görünce çok şaşırıyorum çünkü bundan hiç haberim yoktu ya.
Adamı neredeyse her gün görüyorum ama ne o bize söyledi ne biz onu sorduk hani hiç aklımıza gelmedi.
Ben bir anda böyle ismini ve yüzünü görünce aa dedim.
İşte bu kanında buradaymış deyip öyle şaşırmıştım.
Onu da söyleyeyim. Şimdi öncelikle şundan bahsedeyim.
Polo ailesi olayını biliyor musunuz?
Müge Anlı'da olayı 2018 zamanlarında takip ettiniz mi acaba?
Ben açıkçası kendi adıma söylüyorum ki takip etmedim.
Çünkü gündüz kuşağından olabildiğince uzak duruyorum.
Yani önüme çok spesifik bir şey düşmezse gerçekten bakmıyorum, ilgilenmiyorum.
Kim ne yaşıyor? Kim kocasıyla boşanıyor?
Kim karısını kimlerle aldatıyor?
Yani arkadaşlar baktığınızda o kadar çok böyle ibretlik aman tanrım diyeceğiniz hikaye var ki.
Ama kendi adıma... söyleyeyim.
Kendi beynim bunlarla yormuyorum.
Onun yerine böyle 8 tane Çin dizisi izleyeyim.
Ya Han Çinçon konuşsunlar kulağımda.
Emin olun. günlük diziler kadar ya da işte gündüz kuşağı programları kadar beni yormuyor.
Şimdi ekip belgeselin hazırlık sürecinde binlerce sayfalık soruşturma evrakının mahkeme kayıtlarını ve resmi raporları inceleyerek 8 ay aşkın bir araştırmacıya gazetecilik faaliyeti yürütmüşler.
Peki Palo ailesi gerçekten bu belgeselde anlatıldığı gibi mi?
Şimdi öncelikle şundan bahsedeyim.
Birçok insan belgeselin yetersiz olduğunu düşünüyor ama benim gibi Palo ailesi olayını hiç bilmeyen ya da çok böyle azını bilen insanlar için son derece açıklayıcı olmuş bence.
ailesinin bugün ne noktada olduğunu, o soruşturmanın bugün ne noktada olduğunu bence açıklayamıyor.
Öncelikle şundan bahsediğim bazı insanlara demiş ki bu hikayede bir anlatıcı, bir dış ses yoktu demiş.
Ama yönetmen demiş ki bu bilinçli bir tercihti ve benim amacım da zaten hikayeyi birinin ağzından anlatıyormuş gibi göstermek değil, bizzat hani bu işin tanıkları tarafından anlatılmasıydı demiş.
Onun dışında bazıları demiş ki Medyascope'un eleştirilerine göre belgesel müganın 2018'deki yayınlarında anlatılanların ötesine geçememiş davanın hukuki detayları...
Aile üyelerinin bugünkü yaşamları.
Yani Emin Oster ve Ayşe Melek'in şu an ne yaptığı gibi bu konular hakkında hiçbiri yeni araştırmacı gazetecilik verisi sunamamıştır demiş.
Şimdi ortada şöyle bir durum var.
Evet belgesel Müge An'ın programlarının ötesine geçememiş olabilir.
Ama zaten Netflix'teki belgesellerine baktığınızda genelde birçoğu net bir sonla bitmiyor zaten.
Yani evet oradaki karakter bir ceza alıyor ya da işte hani aniden işte o olayın içindeki herkes birbirini öldürüyor bir şeyler yaşanıyor.
Ama onun sonunda mesela işte izle...
diyor ki işte burada sanık 8 yıl cezaya çarptırılmıştır diyor.
Ve mesela o belgesel 2020 yılında yapılmış.
Netflix ya da diğer yerlerde izlediğim her belgesel için sonunda bakıyorum.
Hani o belgeseli bitirdikten sonra.
Ya acaba bugün bu insanlar ne halde diye bakıyorum.
Kimisi hapisten kaçmış oluyor.
Kimisi işte hapishanede kendi canını kıymış oluyor.
Kimisi işte intihar etmiş oluyor vesaire.
Bir sürü bir sürü seçenek var.
Kimisi işte hapishanenin içinde başka insanları öldürmüş olabiliyor.
Yani hiçbir zaman bir belgesel birebir günceli yakalayamaz zaten.
Genelde belgesellerin amacı yaşanan olayı.
En başından itibaren tüm detaylara girmeyen konunun kısa ve öz bir özetini çıkarmak.
Yani biz burada bence belgeselin anlamını bilmiyoruz.
Onun dışında şöyle bir durum var.
Yapısal eksiklikler demiş kimse.
Yani Müge Anlı ve Arşiv Görüntülerinin olmaması.
Çünkü olayı Türkiye'nin gündemine taşıyan, günün önüne çıkartan program Müge Anlı ile Tatlısar programıydı.
Ama şöyle bir şey yaşanmış.
Yönetmen işte Müge Anlı'ya başvurmuş.
HBO Max'le birlikte muhtemelen kapısına gitmişlerdir.
Müge Anlı projede yer almak istememiş ve televizyon kanalı Arşiv Görüntülerini vermemiş.
Şimdi böyle bir durumda tabii ki vermeme hakları var.
Çünkü hepsi telifli.
Max bunun tabii ki telifini ödeyebilecek bir bütçeye sahip ama muhtemelen bunun sadece kendilerinde olması istemişler bu arşivin.
Ve tabii ki şöyle bir durum var.
Bu hala hukuki olarak devam eden bir dava.
Hala bu bir süreç olduğu için.
Yani bu konuyla ilgili de hani arşiv kayıtları zaten Adalet Bakanı da zaten mahkemelerimizde hani biz şu anda hukuki bir sürecin içinde olduğumuz için o kayıtları alamayız da demiş olabilirler.
Bahanedir, gerçektir onu bilemem ama böyle bir hakları var.
Ve işte kimse demiş ki ya bu belgeselde kilit figürler yoktu yani.
Dede Harun Pal'ın ve ana fail Tuncer Ustahil'in güncel röportajları yok.
O belgeselde gördüğümüz röportajlarda yani Tuncer'in sözleri dublaj okumuş.
Yani eksik bir anlatı demişler.
Ama tabii ki bu da tartışılır bir şey bence.
Çünkü bir kere yani hali hazırda hapiste olan biri için ya da Harun Pal'ın işte zamanında hapse girip çıkmış.
Yani o insanlar için şu an işte onları hani Adalet Bakanlığı'ndan izin alarak kamera karşısına geçip güncel bir röportajlarını almak gerçekten resmi olarak çok zor.
Bunun işlemlerini yapmak, bunu halletmek, bunu...
çözmek gerçekten çok zor.
Yani bazı insanlara bu böyle ya işte koskoca HBO Max hani Adalet Bakanı'ndan bir tane izni alamamış mı dersiniz ama arkadaşlar bu gerçekten çok zor.
Bakın en basit kendi örnek vereyim.
Kendim belki bunu daha önceki bölümlerde söylemişimdir hatırlamıyorum şu anda.
Kendim bitirme projem için Tarihi Yarımada çekim yapacaktım ve işte Tarihi Yarımada'ki yerleri sinematik olarak böyle aşama aşama anlatmam gerekiyordu.
Öyle bir bitirme projesi seçmiştim kendi belgesel olarak.
Ve işte Süleymaniye Camisi'nden, Sultanahmet'ten, Topkapı Seri'nden bunların hepsinin içinde...
Çekim yapmak için izin almanız gerekiyor.
Yani bu bahsettiğim gerçekten profesyonel bir kameramanla ve sizin de eşinize yani iki kişi orada gidip çekim yapmanız için devletin farklı kurumlarına size izin vermesi gerekiyor.
Ama o kadar tuhaf ki mesela Sultanahmet Camisi Diyanet İşçileri Bakanlığı'na bağlı, Topkapı Sarayı Müzeler Müdürü'ne bağlı, Ayasofya'nın çekim yapmak istediği orası başka bir yere bağlı, Sultanahmet Meydanı'na çekim yapmak istiyorsunuz orası mesela valiliğe
bağlı. Yani o kadar farklı yerlerden izin almanız gerekiyor ki ve mesela aldığınız izinle bunu çok net belirtmeniz gerekiyor.
İşte o dilekçeyi yazarken. Yani işte ben mesela saldırıyorum işte 13 Haziran.
Yani bugünden itibaren düşünün işte 13 Haziran'da çekim yapmak için izin istiyorum.
Çekim işte 3 saat sürecektir.
Çekimimde şu bölgeleri şu hızda işte şu ekipmanlar çekeceğim deyip böyle her şeyi aşama aşama bunları belirtmeniz gerekiyor.
Karşınızdaki memur tabii ki kameranın şeklini bilmiyor.
Çoğu zaman genelde sizin o işi neden yapacağınız, neden çekim yapacağınızı resmileştirmeniz gerekiyor vs.
Yani bunların hepsi gerçekten çok uzun işlemler ve muhtemelen hani bu kadar uzun aşama...
malı bir sürü olayın tanıklarına işte İsa'yı ve Fatih'i kamera karşısına geçene kadar bile hani akla karayı seçen yönetmen için bunları halletmek ekstra zor olmuştur ve hani belgeselin en azından şu an bulunduğumuz güncelliğini
kaybetmemesi açısından bir an önce belgeseli hani kurgulayıp bitirelim diye muhtemelen yönetmen de bunlarla uğraşmamıştır ya da işte HBO Max tarafı.
Aslında bunlar tabii ki uğraşılması gereken şeyler.
Çünkü hani dünya çapında bu tip yapılan belgesellerde genelde polislerin üzerindeki vücut kameralarının görüntülerini bile kullanıyorlar ama biz maalesef bunlara erişim sağladık.
Ve şimdi ortada şöyle bir şey var tabii ki.
Bu kadar şey eksik oldu işte insanlar diyor ki bu güzel değildi, bu şöyle, bu böyle.
Şimdi arkadaşlar bu olayı hiç bilmeyen insanlara bunun anlatıldığını düşünün.
Yani şey mesela bizim de bir aile dostumuz, kadın kendisi akademisyen ve şakır şakır Fransızca konuşan Galatasaray Üniversitesi'ni okumuş, orada yüksek lisans yapmış biri.
Yani o seviyede söyleyeyim akademik seviyesini.
Ve kadın tam bir Müge Anlı fanı ve bu olayı yaşandığı zaman da izlemişti.
Hatta yani gece uyurken işte ya da şu anda hali hazırda da akademisyen olduğu için işte.
İşte üniversite öğrencilerinin yazılılarını okurken arka planda televizyonda Müge Anlı'yı açıyor mesela.
Ya onun sesiyle yazılı okuyor.
İşte onun sesiyle uyuyakalıyor.
Bundan huzur buluyor kadın.
Öyle bir kadın. Ve şey mesela bu kadının adı...
şöyle bir durum var. İşte ben tabii ki işte bu belgeseli izledikten sonra hemen onu aradım.
Ya dedim ki hani ben izlemiyorum sen benden daha hakimsin konuyu sen anlat.
Değil mi? O da bana eksikleri tek tek anlattı.
Ve ya onun anlattıklarına bakınca evet belgesel gerçekten eksik.
Ama işin bir de işte resmi ve hukuki tarafları var.
Bunları da aşamazsınız ve böyle bir noktada da şimdi şöyle de bir sorun var ortada.
İşte belgeselde sürekli yapay zeka kullanılıyor.
Onun dışında sadece bir tane hani sesli sözlü müzik kullanılıyor.
Onun dışında hepsi fon müziği zaten.
Telif yemesin. diye. E şey tabii ki yani uzman görüşlerin dağılımı, kurguda yılların dağılımı vesaire bunlar çok farklı.
İşte bir 2018'e gidiyorsunuz, bir 2021'e sonra tekrar dönüyorsunuz.
İşte 2009'da tekrar körfeze koca eline dönüyorsunuz vesaire.
O açıdan karışık bir kurgu.
Ama yani işin uzmanları, insanları duymamız açısından bu konuda onların fikirlerini almamız açısından çok güzel olmuş.
Ve şey tabii ki yani bu belgeselin yurt dışından izleneceğini düşünürseniz yani bu konuyu hiç bilmeyen insanlara bir şey anlatmak açısından güzel.
Ama yani bizim ülkemizde hani biz meraklı insanlar da Belgeselde daha böyle farklı mekanları, olayın direkt yaşandığı yerleri görmemiz güzel olabilirdi.
Onun yerine biz sürekli şeyi izliyoruz.
İşte biz belgesel sürekli duvarda asılı duaları görüyoruz.
Sürekli işte iğneler görüyoruz.
Sürekli paslı ve yüzü gözükmeyen figüran oyuncuları görüyoruz vs.
Yani bunun yerine gerçekten hani yapay zekaya başvurulmadan gerçekten hani bir set bir dekor oluşturulmuş.
Yani mesela İsa ile Fatih'i kamera karşısına geçirdiyseniz o evi de zaten deha görüntülemiş olayların ilk yaşandığı evleri.
Mesela İsa ile Fatih oraları götürüp o insanlara onları anlattırabilirdiniz ve şöyle bir durum var bence.
Belgeselin en büyük eksiği bu.
Şimdi genelde belgesellerin yanlı olmaması gerekir.
Her izlediğimiz belgeseldeki olayı biz genelde hiç bilmeyerek izlediğimizi düşünürsek tarafsız olduğunu düşünerek belgeselleri izleriz.
Ama Netflix belgeselleri de, diğer belgeseller de, dünya çapındaki bütün işte BBC, bütün aklınıza gelen işte Doğu Çevreli belgeselleri vs.
bunların birçoğası taraflı.
Yani biz öyle hissetmesek de hani o ülkelerdeki insanlar için, olayı yaşayan insanlar için, birinci tanıklar için bunlar gerçekten taraflı şeyler aslında.
Ve böyle baktığımızda da yani aile tamam...
Tamamen suçsuz, hep kötü şeylere maruz kalmış, zavallı insanlar gibi gösteriliyorlar ama yani tamam işte kimisi çocuktu, kimisi işte erkekti ama güçsüzdü, kimi kadın korkuyordu bu hikaye içindeki aile üyelerinde.
Ama sonuçta ortada bir sürü cinayet var, bir sürü işte suça yardım ve yataklı ki aile üyeleri var ki yani aileye bu kadar mazlum, mazbut işte hep hani etken değil de edilgen insan olarak göstermek bence hani bu belgeselin
en büyük sıkıntısı bu. Ama tabii ki hani geleceğe bir not düşmek açısından geçmişe dönüp...
Baktığımızda ya bu ülke neler yaşanıyormuş da hani kimseye dönüp bu insanlara bakmamış.
Hani bu ailenin işte 4 tane çocuğu var, 5 tane torunu var.
Bunlar hangi okula gidiyorlar?
Bunlar nerede yaşıyorlar? Bunlar işte bir arabanın ortasında ormanlık alanda işte sıkış tepiş işte 4 kişilik arabada 11 kişiyi yaşamışlar.
Yani bunu nasıl kimse görmemiş diye geriye dönüp baktığımızda bence her izleyenin kendisine düşenin yapmadığını gösteren çok.
önemli belirtiler var. Bu da zaten yarı eleştirel, yarı tarihi, yarı adli, yarı psikolojik bir şey olmuş.
Ama gerçekten izlerken insanların manipülasyonun ne noktaya, hangi kısma gelebileceğini anlıyorsunuz.
Ama ben burada yönetmeni de anlıyorum bir açıdan.
Neden derseniz çünkü yönetmenin elinde arşiv görüntüleri yok.
Kamera görüntüleri yok. Yani kullanabileceği Deha Nihan'ın verdiği görüntüleri zaten kullanmış.
Onlar zaten kamuya açık veriler.
Yani onların hepsinin de olmadığını düşünürsek yani bu yönetmen de yapabileceğinin en iyisini yapmış.
Yani dekor, oyun, Oyuncular, oyuncuların sakalları, genel görünümleri hepsi zaten karakterlere uygun.
Ve gerçekten izlerken kanım dondu.
Hatta ben bunu izledikten sonra gerçekten YouTube'a girip Müge An'ın o dönemki videoların içeriklerine bakmak istedim.
Ama ben bulamadım. Muhtemelen çoğunu ya Türkiye'ye kısıtladılar ya da artık Cookie bir olay olduğu için YouTube'dan kaldırdılar.
Bilmiyorum. Ama karşıma çıkarsa mutlaka izlemek istiyorum.
Çünkü bu olay bu kadar değilmiş.
Zaten bizim aile dostumuz da bana öyle anlattı.
Yani detaylarını anlatınca demkendi.
Oh neler var. varmışlar.
Ama arkadaşlar şimdi hani belgeseliniz genelde 3 ya da 4 bölüm olduğunu düşünürsek birçok belgesel yani zaten 3 bölümde yapabileceğiniz en iyisini yapmış.
Sadece bence kurguda paralel kurgu tercih etmeliydi.
Yani böyle karma bir kurgu yapınca işte geri gidiyorsun, ileri gidiyorsun yani hani onu izleyen insanlar belki yemek yerken izliyorlar.
Belki işte ailecek hani akşam izleyecek bir şey bulamayıp izliyorlar.
Yani sıradan insanın kafasını dağıtması için fazla karışık bir kurgu yapılmış bence.
Ama yönetmenin de bütün ekibinde eline yemeğine sağlık.
Umarım ülkeye ki diğer belgesellere de bu kadar kısa ve öz olur.
Yakında da Münevver Karavut belgeseli çıkacak diye biliyorum.
Gerçi onda bazı hukuki sorunlar oldu.
İşte belgeseli yaparken aileden izin almamışlar.
Ailenin rızası, onayını almamışlar.
Gerçi ona nasıl yaptıklarını hala anlamadım.
Benimle ilgili işte ailemle ilgili bir belgesel yapıyorsanız o kişiden nasıl hiçbir izin almazsınız ve bu kişinin ona hiç rahatsız olmadan hayatta devam edeceğini düşünürsünüz.
Ben gerçekten bunu hiç anlamadım ama neyse bir şey demiyorum.
Umarım onu da bir önce çıkar.
Çünkü gerçekten o da benim çocukluğumun travmasıydı.
Yani gerçekten inanılmaz bir hikayeydi o da.
Ve umarım hiçbir...
yanda olmadan son derece objektif bir şekilde anlatılır.
Evet bu bölümde bu kadardı.
Buraya kadar dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Cumartesi gününe kadar beklettiğim için çok üzgünüm.
Haftaya çarşamba bonus bölümümüz var ve üniversitedeki akademisyen hocamla çok güzel bir bölüm çektik diye düşünüyorum.
Umarım keyif alırsınız dinleyeceğiniz bölümden ve umarım bu bölümleri dinledikten sonra bana sosyal medyadan, instagramdan, twitterdan da geri dönüşü yapmayı unutmazsınız.
Çünkü ben gerçekten geri dönüşlerinizle son derece motive oluyorum.
Seviyorum. Çarşamba günü bonus bölümünde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
