
S1B23 - 79.Cannes Film Festivali / Off Campus
22 Mayıs 2026 · 39 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu hafta
yarın ödül töreninde kazananların duyurulmasıyla bitecek olan Cannes Film Festivali’nde yaşananları ve ünlülerimizin renklendirdiği kırmızı halı olaylarını masaya yatırdım.
Haftanın dizisi ise şu anda dünyanın en çok seyirciye ulaşan dizisi olarak seçilen Off Campus dizisi oldu.Hala izlemediyseniz Amazon Prime Video’dan izleyebilirsiniz.Lütfen 8 bölümü de izledikten sonra bana favori çiftinizi yazın.
İyi dinlemeler.
Kısımlar:
(00:00 - 00:10) - Girizgah
(00:10 - 00:59) - 19 Mayıs
(01:00 - 04:03) - Ne İzledim?
(04:04 - 23:21) - Sinema Gündemi
(23:22 - 24:58) - Siyaset
(24:59 - 26:00) - Filenin Sultanları & Voleybol
(26:07 - 36:55) - Off Campus
(36:56 - 38:48) - Kimler Geldi Kimler Geçti?
(38:49 - 39:16) - Kapanış
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda yayınlanan 23.
bölümüne hoş geldiniz.
Umarım güzel bir hafta geçiriyorsunuzdur.
Bence ülkecek bu hafta güzel bir bayram yaşadığımız için hepimiz için çok güzel geçti diye düşünüyorum.
Bu hafta 19 Mayıs Atatürk'ü anma gençlik ve spor bayramımızı kutladık.
Atamızın Samsun'a çıkışının 107.
yıllığı hepimiz için kutlu olsun.
Çok güzel, çok özel bir gün.
Umarım hepiniz sevdiklerinizi bu bayramın bütün anlam ve önemini hissederek, bütün anlam ve önemini tekrar hatırlayarak kutlamışsınızdır.
Ve umarım bütün çocuklar, bütün gençler çok eğlenmişlerdir bu bayramda.
Çünkü atamız bize bu ülkeyi bırakırken gerçekten çok zorlandı.
Bugün bizim rahat etmemiz için elinden geleni yaptı.
Ve umarım siz de atamızın bizim için yaptıklarının önemini anlayarak bu bayramı geçirmişsinizdir.
Şimdi maalesef havanın çok da güzel olmadığı bir haftadan yine size sesleniyorum.
Ya arkadaşlar farkında mısınız?
Böyle bir türlü yaz gelemedi ya.
Yani hava bu hafta yine parçalı bulutlu.
Dün de bugün de yağışlıydı.
Muhtemelen yarın da yağışlı olacak.
Yani İstanbul için hava kötü diyebilirim.
Ama Antalya için hava çok güzel diyorlar.
Bakalım önümüzdeki hafta bayram tatilinde şöyle bir gideceğim memleketime.
Bakalım nasılmış hep birlikte göreceğiz.
Peki gelelim o kritik soruma.
Siz acaba bu hafta neler izlediniz?
Kendi adıma söyleyeyim. Ben haftalık izlediğim Kore dizilerimin yeni bölümleri haricinde izlediklerimi hemen paylaşacağım sizinle.
Geçen cuma vizyona giren moda filmini bu arada hala izlemediyseniz ilk onu söyleyeyim size.
Outlander 8.
sezon 10. bölümünü yani büyük finalini yaptım kendim için geçen hafta.
Ve gerçekten çok güzeldi.
Yani gerçekten diyebileceğim hiçbir şey yok o final bölümde.
Ya ağla ağla ağla o kadar harap oldum ki size anlatamam.
Ya ama o kadar ağlamamın sonunda bir ama var ama.
Ama onu söylemeyeceğim.
Lütfen Outlander'a hiç başlamadıysanız.
Bizim ülkemizde Netflix'in hatırladığım kadarıyla 7 sezonda var.
Sadece 8. sezonu gelmedi Netflix'e.
Ama tabii Netflix herhangi bir şekilde bu dizinin bölümlerini güncellemeyi düşünmüyor.
Ama siz ne olur malum sizlerden bulun izleyin.
Çok güzel bir final yaptı ve kesinlikle kendisine yakışan tam da beklediğim gibi bir final oldu.
Ama keşke yani o kadar ağlatmadan bunu yapsardı ki.
Bakın beni bilirsiniz. Ben genelde...
Böyle ağlayacaksın, işte seni ağlatmak için bu sahneyi çektik, seni ağlatmak için bunu böyle kurguladık diye bağıran sahnelerden çok hoşlanmam.
Ama bunda gerçekten çok güzel, çok duygusal anlar vardı.
O yüzden çok hoşuma gitti. Onun dışında Berlin ve Kakımlı Kadın dizisini izledim Netflix'te.
Çıkışından kısa bir süre sonra dünya çapında bir numaralı dizi oldu Berlin.
Ve çıktığı ilk gün 21 bölgede zirveyi gördüm.
İkinci gün günde...
Dünya genelinde 44 ülkede en çok izlenen yapımı olmuş.
Yani 8 bölüm tabii ki yağ gibi aktı benim açımdan güzeldi vs.
Ama hala aklımda kalan çok kötü bir detayı var dizinin.
O da Cameron'ın Roy'a kavuşmadan ölmesi oldu.
Ve bu 2023'te çıkan ilk Berlin dizisindeki soygun kısımlarını düşünürsek bu Kakımlı Kadın serisindeki soygun kısımlarını sevmedim.
Yani çok da ilgi çekici bulmadım aslında.
İspanya'nın Sevilla şehrinde çekmişler bu kez ve şehrin mimarisi beni etkiledi açıkçası.
Ya da şöyle söyleyeyim size yani Muğla'dan ya da bizim işte Ege'deki hani güzel tarihi dokularını kurmuş şehirlerimizden çok da bir farkı yok bence.
Hani bir tek böyle işte büyük bir meydanı ve uzaktan görünen tarihi sarayları var o fark yaratıyor ama o da hani insan derler ya kime göre neye göre diye tam olarak öyle.
Başrolü Pedro Alonso var zaten onu biliyorsunuz o Berlin, Lacoste Papel'de de vardı.
Onun dışında zaten kadroyu siz yine internet üzerinden araştırarak ulaşabilirsiniz arkadaşlar.
Onun dışında bugün Vision Grand The Christopher's filmine de mutlaka gidin.
Ben İstanbul Film Festivali bölümünde izlediğimde size onu anlatmıştım o bölümde.
Kesinlikle pişman olmayacağınız, çok hoşunuza gidecek filmlerden bir tanesi olacak.
Ve yani öyle çok fazla açık saçık sahnesi de yok.
Çok fazla insanın acaba düşüren özelliği yok.
O yüzden de kesinlikle hoşunuza gideceğine eminim.
Geçelim bu haftanın sinema gündemine.
En son Bernie'den bahsetmiştim.
İlk de onunla ilgili harika bir haber geçeyim.
Legacy Depopeli yeni sezon geliyor.
Zaten korkunç bir final izlemiştik.
O yüzden de şahane oldu bence.
Ölenler geri dirilir mi?
Yoksa ölenlerin öldüğünü kabul edip onun anısını bazı sahnelerde yaşatıp yeni karakterler ekleyerek onları mı izleriz bilmiyorum.
Ama bence bu kez bu kadronun içinde bir İstanbul karakteri olması gerekiyor.
Yani Boran Kuzum gibi, Kıvanç Tatlıtuğ gibi insanları göreve davet ediyorum.
Ama yani Kıvanç için böyle bir işte yan rol olmak artık kariyerinde çok isteyeceği bir şey değil.
Ama prestij açısından kesinlikle Boran Kuzum'un yapması gereken bir şey bence.
Onun dışında geçen bölümde size anlattığım bir koridorsi vardı.
Perfect Crown ya da bizdeki adıyla Mükemmel Taç.
O final yaptı. Final bölümüyle ilgili de bir sürü eleştiri aldı.
Ben de tabii ki hani final bölümün eleştiri olan kısmın değil de kendi açımdan yapacağım eleştiriyi sorarsanız bence daha güzel bir finali olabilirdi.
O konuda tabii ki benimle aynı düşünen insanlar var ama daha fazla eleştiri gelen ve benim aslında anlam vermediğim başka bir şey çıktı ortaya.
Ve o eleştiri bana son derece akıl almaz geldi.
O da şu, dizinin final bölümünde Prens Ian'ın tahta çıkarken tarihsel çarpıtma ve kültürel bağlam eksiklikleri nedeniyle Koreli izleyicilerle bazı sivil grupların tepkisini çekiyor olsanlar.
Hatta gelen eleştiriler ve boykot çağrıları üzerine...
Bu Mükemmel Taç dizisinin oyuncuları ve yapım ekibi yaşayan bu tartışmalar için özür dilemek zorunda kalıyor.
Asıl gerekçe de anayasal monarşiye sahip bir Kore krallığını anlatan dizide tahta çıkma sahnesinde kullanılan unsurların Çin tarihine ait olması ve devletin Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı bir beylik gibi gözükmesiymiş.
Yani benim burada saçma bulduğum şey ne aslında biliyor musunuz?
Oyuncuların bunu ciddiye alıp açıklama yapması çok amatörce bence.
Yani buna gerekli açıklama yapması gereken merci her zaman için yapım şirketidir veya yapımcıdır.
Hadi yönetmen ve senarist de buna dahil ol diyelim.
Onlar da bir noktada sorumlu. Yani başroller neden dizi zaten çekilip bitmişken, endişeleyecekleri hiçbir şey yokken seyirci boykotuna korkup...
İşte Koremizi kötü gösteriyorlar işte Koremizin imajını mahvediyorlar diyen insanları seyircilere ciddiye alıyorlar ki.
Bir de yani şöyle bir durum var hani aklı başında hiç mi acaba menajerleri yok ya da iletişim danışmanları yok?
İşte arkadaşlar her hani arkası sağlam olanı her ismi yapmış insanı da kendisine menajer ya da iletişim danışmanı olarak tutmanız gerektiğinin çok güzel bir göstergesi bu işte bence.
Yani ve hani iki başlı oyuncusu da en az 10 senedir sektördeler hem şarkıcılık yapıyorlar hem oyunculuk yapıyorlar yani toy olma ihtimalleri de yok ki.
Ve oyuncular yaptıkları açıklamada bir de üstüne özür dilemişler.
Yani o kadar akıl almaz bir şey ki kendi açımdan.
Yani bu konudaki gelen sorumlu dizinin tarih danışmanı olan profesör ve o kullanılan dekorların hangi döneme, hangi millete ait olduğunu bilmeyen yönetmen ve dekorcu bence.
Ki yani bize gelene kadar çok fazla işlemden geçtiğini düşünürsek zaten bu dizinin.
kurguda, renkte, sesle illaki bir yerde o sahnelerde kullanılan şeylerin yanlış olduğunu anlamaları ya da fark etmeleri gerekirdi bence.
Yani demek ki ben bundan şunu anlıyorum.
Set ekibi kendi tarihini, kültürünü bilmiyormuş yani.
Koca ekip de bunu bilen, kendi geçmişine hakim olan bir kişi bile yokmuş yani.
Ne diyebilirim ki? Neyse bu dizide böylece bitti.
Yani umarım siz de diziyi baştan sona izlersiniz ve benim anlattığım şeyler yerine diziyle ilgili daha güzel yorumlarım yani geçen bölümdeki yorumlarım aklınıza kalır.
Çünkü gerçekten güzel bir dizi bence.
Kore'den böyle birazcık daha bize doğru kayalım mı ne dersiniz?
Malum artık sezon sonuna geliyoruz.
Dizilerinde final ve sezon finali tarihleri de belli oldu.
Bu hafta yani bugün Kızcık Şerbet sezon finali yapıyor.
Haftaya pazartesi Uzakşehir sezon finali yapıyor.
Uzakşehir ile ilgili de çarşamba günkü bonus bölümümüzü umarım dinlemişsinizdir.
Çok eğlenceli bir bölüm oldu. 4 Haziran Perşembe Sevdiğim Sensin sezon finali yapıyor.
6 Haziran Cumartesi Gönüldağ.
7 Haziran Pazar'da teşkilat bitiriyor.
10 Haziran'da da Eşref Rüya final yapması bekleniyor.
Ama tabii ki bu şimdilik açıklanan tarihler.
Belki bundan sonraki zamanlarda reklam bütçelerini toplayamazlarsa diye.
Hani bu saydığım tarihler ya da saydığım diziler daha erken sezon finali ya da final yapabilir.
Bunu da kesinlikle net bir tarih olarak önünüze koymuyorum.
Değişebilir yani. Yeraltın bu hafta aynen sezon finali yapmasına çok şaşırdım.
Ama reklam yerleri toplamak artık çok çok zor olduğu için.
Ratingler yüksekken, ratingler tavanlarken sezonu kapatmak bence daha akıllıca zaten.
Ama işte Füryan Ansız'ın final kararı beni hafif bir sarstı.
Yalan söyleyemeyeceğim o konuda. Yani yapım şirketi de açıklama yapmış final kararını açıklarken.
Biz tadına bırakalım istedik demişler de.
Yani bence bu kez olaylar bu kadar basit değil.
Kimisi diyor ki işte Denet Özdemir dizideki rolleri azaldığı için, dizideki sahneleri azaldığı için diziden ayrılmak istedi.
Dizide olumsuz devam edemeyeceği için final yaptı diyor.
Kimisi diyor ki işte Çağatay aksiyon sahneleri azaldığı için.
Diziden çıkmak istedi ve dizi o yüzden final yaptı diyorlar.
Yani reytingler yeri alttan sonra ikinci olan bir dizi bitirmesi çok da kılıcı değil ama yani muhtemelen reklam gelirleri ve kazanılan parayla oyuncuların giderleri çok yüksek olduğu için bitirmek yapımcı için maddi olarak daha
karlı gibi gözüktü.
Şimdi madem ülkemizden bahsediyoruz.
Ülkemize yapılan yeni bir araştırmaya göre platformlara güven bitmiş.
Yani 13 ila 28 yaşlarındaki kullanıcıların %59'u tek bir yapım için abonelik alıp sonrasını iptal ediyor.
Z kuşağındaki dijital platform sadakati de filan sona erdi diyorlar.
Gençler bir dizinin en son bölümünün yayınlandığı gün o diziyi izleyip bitiriyorlar.
Ondan sonra da bu dijital platformun üyeliğinden çıkıyorlar diyorlar.
Yani kendi adıma söyleyeyim bu benim için çok geçerli bir şey değil ya.
Ben de aslında hani kuşak olarak, yıl olarak Z kuşağı sayılıyorum ama.
Hani bende şöyle bir mantık var.
Biliyorum çok ekonomik bir mantık değil ama.
Yani ya işte platformla ilgili yeni bir şey çıkarsa ya herkesin konuştuğu bir şey ben izlememiş olursam hemen oturup izleyebilmeliyim diye mutlaka hepsine aboneliğim var arkadaşlar.
Yani bir tek iki tane platformu satın almadım.
Onların da içine gerçekten izlenilebilir bir şey olmanı bildiğim için.
Yani etrafımdaki arkadaşlarımdan baktım.
Hani onlarda hani var ama kullanmıyoruz diyorlar.
Öyle olduğu için de. Ya en azından hani paramı ona harcamaktansa giderim bir festival filmini sinemada izlerim diye düşünüp bir tek o çok da bilinmeyen iki tane platforma abone olmam.
Onun dışında bütün platformlara aboneyim.
Hatta şey ya o konuda da bence iyi bir arkadaş olduğumu düşünüyorum.
Çünkü bütün şifrelerimi arkadaşlarımla paylaşırım.
Yani kim neyi izlemek istiyorsa hiç kimseye emeği saygı adına malum siteleri düşürmeden kendi şifremi veriyorum.
Diyorum ki canım arkadaşım açıp benden izleyebilirsin diyorum.
Bakın ne kadar da yüce gönüllüyüm.
Yani benim şu yaptığımı yemin ediyorum bir ol güven şu ülke için yapmıyor bence.
Haksız mıyım? Haksız mıyım siz söyleyin lütfen.
Bu arada biraz magazin takip ediyorsanız bizim ünlüler bir haftadır kanı komşu kapısı belledi.
Yani herkes sanki filmiyle gitmiş gibi ya da böyle bireysel bir adaylık almış gibi, bireysel bir ödül alacakmış gibi kırmızı alıdı.
Boy gösteriyorlar. Peki bu ne kadar doğru?
O da TV'nin geçen hafta çıkan haberinden bir yanıtı yapmak istiyorum size.
Türkiye'yi temsil eden filmler hakkında yapılan bazı açıklamalar festival algısının düşündüğü gibi olmadığı şeklinde yorumlara neden oldu diye bir haber yapmışlar.
Bu haberde de genel olarak şundan bahsediyor.
Bizdeki giden bütünler sürekli işte bazı magazin gazetecileri haber yaparken diyorlar işte Türkiye'yi temsil etme işte kana gitti.
İşte bu dizi ekibi Türkiye'nin görünümünü kılmak için işte kana gitti diye.
Arkadaşlar bakın bu böyle değil.
birçok markayla ünlüler anlaşıyorlar.
Çünkü markaların görünür olabilmesi, markaların insanlara ulaşması, insanların o markaların ürünleri satın alması için onu sevdikleri insanın üstüne görüp o sevdikleri ünlüye de güvenip o markayı almaları gerekiyor.
O yüzden de markalar oyuncular için hem bir prestij hem de ya işte ben Cannes Film Festivali'nde geçen ay kandı aydım işte çok güzel, çok prestijli bir gün diye hani sırf hava atmaları için bile birçok ünlü gidip çok iyi markalarla
anlaşıyorlar ve o markalar o ünlülerin.
Hani gidip mesela bir takım markası, bir mücevher markası sırf o ününü kanda bulundum diyebilsin diye mesela işte kendi yüzüğünü, kolyesini gidip o ünün üzerine takıyor.
Ünün de basında bir şekilde yer alıyor.
Bu sayede kendi markasının haberi çıkmış oluyor aslında.
Ama burada sektör temsilcileri şöyle bir şeyden bahsediyorlar Oda TV'nin haberine göre.
Buraya gelen hani işte Türkiye'yi temsil etmeye gittik, Türkiye'den geldik diye kan kırmızı halasına giden ünlülerimizin birçoğunun neredeyse hiçbir filme bilet almadan sadece Kırmızıalı'da yürüyüp ondan sonrasında gerisin
geri ülkemize döndüğün haberlerini almış sektör temsilcileri ve bu gerçekten hiç şaşırtıcı değil.
Çünkü ülkemizde bile yan rolde oynayan, kimsenin tanımadığı toplasanız 100-150 bin takipçisi olan yeni nesil influencerdan Dönme ünlü olan birçok insan için bile hani diyoruz ya onun orada ne işi var?
Hani oyuncu desen değil, başarılı desen değil.
Hani iyi bir oyuncu olmayı bırak iyi bir influencer bile değil.
Bu insanın ne işi var Khan Kırmızı Halı'sına diyoruz.
Ama yani baktığınızda hani gitmiş orada iki salınmış, iki dönmüş.
İşte Han Erçin paylaştığı fotoğraflardaki gibi kimse ona bakmıyor ama işte bakın ben Khan'lıyım diye hashtag atıp paylaşıyor.
Sonra işte bütün uluslararası fanları da diyor ki ya işte bizim oyunumuz ne kadar prestijli.
İşte Khan'dan özel davet almıştı.
Vatan, millet, Sakarya, ülkemizi orada temsil ediyor, helal olsun falan diyorlar ama tabii ki öyle bir şey yok.
Yani öyle olduğu için de hani bizim o çok vizyonlu, çok fazla böyle sanki Cannes Film Festivali ile ilgili bilgisi varmış gibi dolanan ünlülerimizin aslında hiçbir konuda bilgi sahibi olmadığı ortada.
Bu arada şöyle bir durum da var.
Cannes Film Festivali ve Marché du Film kapsamında Türkiye sınıfısının uluslararası görünümünü arttırmak.
ortak yapım imkanlarını geliştirmek ve Türk film endüstrisinin dünyasının sektörüyle temaslarını güçlendirmek amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı bir Türkiye standı kurdu Kandı.
Ve bu Türkiye standı gün boyunca sevilen oyuncular yer aldı.
Onlar da Engin Altan Düz Yatan, Engin Akgürek, Ozan Akbaba, Can Ercindoruk, Özge Gürel ve Dilan Çiçek Deniz oldu.
Kandı bu arada çok güzel söyleşiler de yapıldı.
Tabii ki filmiyle orada olan ekipler için söylüyorum bunu.
Kim vardı? Hemen sonu söyleyeyim.
Adam Driver vardı, Sandra Hüller vardı, onun dışında Javier Bardem vardı, Renata Rainsby vardı, Sebastian Stan vardı.
Hepsi tabii ki filmleriyle oradaydı ama bir de şöyle bir şeyden bahsettim az önce size.
Madem kana girdik, ünlüler için de kana girerken bazı kurallar var.
Bir kere erkeklerde siyah ve sumakin giymek zorunlu.
Kadınlarda tuvalet ve topuklu giymek zorunlu.
Kırmızı alın akışını bozduğu için, insanların yürüyüşünü yavaşlattığı için selfie çekmek yasak, dakik olmak zorundasınız.
Transparan, kuyruklu ve büyük elbise giymek kesinlikle yasak.
Kanın bu kadar kuralı olunca gelmek bazı insanlara zor gelmiş olabilir.
Mesela Jacob Elordi.
Kendisine 2026 Cannes Film Festivali için jürilik teklif edilmiş ve ana yarışma jürisine dahil edilmiş.
Frankenstein'ın tabii ki ayak sesleri bunlar.
Ancak genç aktör demiş ki ya benim ayağım kırık ben katılamayacağım festivalden çekilmek zorundayım demişti.
Çok üzgün olduğunu belirtmiş festival yönetimine.
Ama bir haftadır her yerde sevgisi ve bacanağıyla havaydı.
Tatil görüntüleri düşüyor.
Yani çok da dürüst olamamış bence.
Ha bu arada bu ödül töreninden başka büyük bir ödül törenine geçmek istiyorum izninizle.
Çünkü orada gerçekten yeni bir haber var.
Conan O'Brien 2027 Oscar ödüllerinin sunucusu olarak açıklanmış.
Böylece ünlü komedyen Oscar törenini üst üste üçüncü kez sunmuş olacak.
14 Mart 2027'de yapılacakmış 2027 yılındaki tören.
Ve sunucuyu şimdiden beri demek bence harika oldu.
Akademi CEO'su ve Akademi Başkanı ortak bir açıklama yapmışlar.
Konunun zekası ve mizahıyla kutlamaya mükemmel bir şekilde liderlik etmesini dört gözle bekliyoruz demişler.
Emmy ödüllü canlı televizyon etkinliği yapımcıları ise konu O'Brien ile Oscar töreninde üçüncü kez bir araya gelmek gerçekten çok özel.
Herkesin sevdiği o kendine özgü mizah anlayışını tüm gösteriye yansıyan gerçek bir sıcaklık ve cömertlikle birleştiriyor.
O gerçek bir yaratıcı ortak tamamen güvendiğimiz ve...
Hem sahne arkasında hem de sahneye tüm süreci gerçekten eğlenceli hale getiren biri.
Bunu birlikte geliştirmeye devam ettiğimiz için son derece minnettarız demiş.
Yani ben bu haberi kendi adıma çok sevindim.
Çünkü gerçekten Conan O'Brien'i çok seviyorum.
Esprileri dışında bütün kendi kariyeri...
Hep stabil bir yaşam sürmesi.
Yani bir de hani tip olarak da çok sempatik yani.
Mesela hani oraya işte bir siyahi koysanız beyazlar tepki gösterir.
Beyazları çok uzun süre tuttuğunuz zaman işte siyahiler tepki gösteriyorlar.
Biz yeterince temsil edilmiyoruz diye.
Ama mesela Conan O'Brien herkesin bir şekilde böyle beğenisini, herkesin bir şekilde taktiğini kazanmış bir insan.
O yüzden de onun orada olması bence hepimiz açısından çok güzel bir şey.
Bu arada Oscar'a geçtim diye Cannes Film Festivali'ni bitirmedim.
Cannes Film Festivali'nde tüm özgüveniyle, Javier Bardem filmiyle ve açıklamalarıyla hepimizin karşısına çıktı ve gerçekten beni mest etti.
Yani birazcık yaşlanmış olabilir ama bu ünlü erkek oyuncumuz The Belowed filmiyle festivalde ilk gösterimden sonra tam 7 dakika ayakta alkışlanmış.
Yönetmeni Sorogoyan imzalı film festivalin ana yarışma bölümünde gösterilmiş.
Gösterim sonrası salonda uzun süre alkışlanan Javier Bardem oyuncu kadrosundaki isimlere bütün arkadaşlarına tek tek sarılmış ve oyuncunun kan direktörüyle samimi görüntüler vermesine dikkat çekmiş.
Peki bu film neyi anlatıyor?
Bu film bir baba kız hikayesini anlatıyor.
Javier Bardem uzun süredir görüşmediği kızına yeni filmde rol veren ünlü bir yönetmeni canlandırıyor.
Sanki bu birazcık yönetmenlik noktasına geldiğimizde böyle birazcık sentimental value yani manevi değer filminin senaryosuna benzemiş.
Yani hani bence bu yönetmen bu hikayeden ilham aldığını yakında açıklar diye düşünüyorum.
Çünkü son derece yani beklendik bir senaryo olmuş diye çok da farklı değil.
Victoria Luengo'nun hayat verdiği genç oyuncu karakteriyle yeniden yakınlaşmaya çalışan baba kız ilişkisi geçmişteki sorunların yeniden açığa çıkmasına sebep oluyor.
Yani karışık ama kesinlikle Javier Bardem'i pişman etmeyeceğine eminim.
İlk sahneleri birbirlerini tanımadan çekmişler.
Filmin çekimleri geçen yıl İspanya'nın çok daha kırsal bir bölgesinde gerçekleştiriliyor.
Yapım ekibi karakterler arasındaki mesafeyi daha gerçekçi yansıtabilmek için Javier Bardem ve Victor Luengo'nun ilk sahnelerini birbirleriyle tanışmadan çektiğini açıklamış.
Ve Javier Bardem'de çok derin bir kan geçmişi var.
Genelde birçok gittiği filmde en iyi erkek oyuncu ödülünde sahibi olmuş.
Ve Javier Bardem kanla daha önce jüri üyesi olarak da görev almış.
Oyuncu kısa süre önce verdiği bir röportajda festivalde hem büyük övgüler alan hem de sert eleştirilerle karşılanan filmlerde yer aldığını söylemiş ve kesinlikle insanların da şu anki filmini bir an önce sinemada gidip izlemesini
umuyorum diye bir açıklama da yapmış.
Başka bir diğer dikkat çeken kan gösterimi de Sebastian Stan ve Renata Rensvein başrolülerin paylaştığı Fjord filmi.
Kan premierinde 10 dakika ayakta alkışlanmış yönetmen Christian Mungi imzalı aile draması da çok beğenilmiş.
Bu yapımın konusu ise katı dini değerlere sahip Ruman bir ailenin Norveç'te yeni bir hayat kurma sürecini konu alıyor.
Ancak çocuklara yönelik istismar şüphesi sonrası devlet devreye giriyor ve ailenin yaşamı alt üst oluyormuş.
Gösterim sonunda salon uzun süre ayakta alkışlarken Sebastian Stan ile Renato Renzi'nin duygusal anılar yaşadığı videolarda gözüküyor zaten.
Yönetmen Christian Mungi de sahne de yaptığı konuşmada kanın bir film için en önemli sınavlardan biri olduğunu söylemiş.
Filmde Sebastian Stan Norveç'te eşiyle birlikte uzak bir köye taşınan Rümen bir babayı canlandırıyor.
Ailen komşularıyla kurduğu yakın ilişki zamanla kasaba çapında büyüyen bir soruşturma merkezine dönüşüyor.
E tabii ki bu işin yönetmeni de son derece ödüllü bir yönetmen.
Kan'ın en sevdiği isimlerden filmin dağıtım haklarında kan gösteriminden önce Neon satın almış zaten.
Şirket son yıllarda Parazit Titan ve Anatomy of a Fall gibi altın parmağı kazanan yapımlarla da öne çıkmış.
Yani bu bir Neon filmi olacak.
Neon filmde genelde dünyanın birçok ülkesinde çok iyi firmalarla birlikte bir dağıtım çalışması yürüttüğü için bakalım güzel bir gişe.
hasatı elde edecek gibi duruyor.
Bu arada Cannes'da film festivali aynı anda çekilen bir şey var.
The White Lotus'un yeni sezon çekimleri Cannes'da tüm hızıyla devam ediyor.
Bunu da size söylemiş olayım. Şimdi dünya çapındaki diğer haberlere bakalım mı?
Martin Scorsese yapımcılığındaki yeni Netflix dizisi The Roman'ın başrolü Oscar Isaac olmuş.
Dizide Las Vegas'ın kasino dünyasına geçen karanlık bir güç savaşının konu olacak.
Bakalım Scorsese'den ne gelecek?
En az Scorsese kadar günümüzde büyük ve ünlü bir yönetimi olan Nolan'dan Yeni bir şey öğrendik.
Nolan'da Odyssey müziklerini yapan Ludwig'e müzikleri yaparken orkestri kullanmamasını söylemiş.
O zamanlar orkestri olmadığını söyledi.
Bu hem bir zorluktu hem de benzersiz bir şey yaratmak için bir fırsat demiş bu bestecide.
Yani Nolan'cım hani yapılan eleştirilere bakarsak aslında hani antik Yunan'da bizim filmde göreceğimiz birçok dekor hiç yokmuş, hiç kullanılmamış ama sen bunu bir şekilde kullanıyorsun.
Sanki birazcık... böyle antik günahında o dönemde olan ve olmayan şeyler böyle birazcık kişisel tercihe kalmış gibi ama bilemiyorum.
Onun dışında Boran Kuzum'un kazdusuna yer aldığı Big Mistakes 2.
sezon onayı almış. Bunu da hala izlemedim, izleyeceğim ama izlersem ve editlerde beğendiğim kadar bu diziyi beğenmezsem diye birazcık korkuyorum.
Umarım siz izlemişsinizdir ve çok beğenmişsinizdir.
İzlediyseniz lütfen bana spoiler vermeyin çünkü gerçekten merak ediyorum Boran Kuzum'un nasıl bir şeyi ortaya çıkarttığını.
Seth Rogen'ın yapay zeka içeriklerini ciddi alanlarla ilgili bir açıklaması olmuş.
Demiş ki, yapay zeka ile yapılan videolar sonrası Hollywood Mahfol deniliyor.
Ama bunlar hayatımda gördüğüm en aptalca şeyler.
Ayrıca yapay zeka ile senaryo yazdırıyorsanız belki de bu işi yapmamalısınız demiş.
Yani kralımız yine konuşmuş görüyorsunuz.
Adam haklı. Ben de bunu anlamıyorum.
Mesela Instagram'da, Twitter'da karşımda çıkan içeriklere şöyle bir bakın arkadaşlar.
Mesela en ünlü filmlerin en ünlü sahnelerini...
paylaşırlarken altındaki açıklamayı bildiğiniz yapay zeka.
Bir de hani hepimiz okuduğumuz şeylerde birazcık bile beynimizi kullanıyorsak hani o yazılan şeyin Türkçe'yi iyi bilen ve ana dili gibi konuşan birinden çıkmayacağını biliyoruz ve anlıyoruz zaten.
Yani insanlar artık her şeye o kadar üşeniyorlar ki.
Yani ben hani haber metnini yazdığım hep işte haber metnini işte VTR'leri yapay zeka yazdıran insanlar tanıyorum ya.
Yani gerçekten yapay zekanın günümüze geldiği nokta çok korkunç bence.
Bir de şu var. Bunu size söylememişim diye hatırlıyorum.
Umarım geçen hafta bu haberi vermemişimdir.
Çünkü bu haberi hem sevindim hem şaşırdım.
O yüzden de birden fazla kez söylemiş olabilirim.
Onun için şimdiden özür dilerim.
Cehenneme mahkum bir kanun kaçağıyla kayıp ruhların acımasız çoban arasında bir aşk filizleniyor.
Ve bu aşkın filizlenmesine kim rol oynuyor biliyor musunuz?
Paul Mescal ve Jesse Buckley.
Ve bu sayede Hamlet'ten sonra yeniden bir araya geliyorlar.
İkili bu filmde başrolüleri paylaşacak.
Filmin ismi var ama henüz kodada olduğu için onu size vermeyeyim.
Filmin ismi netleşince onu da size duyururum zaten.
Onun dışında Larry David ve Barack Obama HBO için 7 bölümlük bir mini komedi dizisi hazırlamışlar.
Her bölüm Amerikan tarihinin farklı dönemlerine odaklanan skeçlerden oluşuyormuş.
Amerikan rüyasının ilkeleri, yaşam, özgürlük ve mutluluğu arayış.
Dizinin ismi yaşamleri ve mutsuzluğu arayış.
Yani bilmiyorum. Hani böyle bir şeye gerek var mıydı?
Yani tartışılır ama Barack Obama diğer Amerikan başkanlarına göre daha halkçı, daha insani, daha standart bir hayat sürdüğünü genelde iddia ediyor.
O yüzden de muhtemelen hani sıradan bir Amerikanın gözüne işte Amerika nasıl gözüküyor, işte Amerikan rüyası ne demek muhtemelen onu anlatacaklar, onu satacaklar.
Fena fikir değil ama hani buna gerek var mıydı işte o birazcık tartışılır.
Bir de buna gerek var mı dediğim başka bir haberim var.
Benedict Cumberbatch kavgaya tutuşmuş Londra sokaklarına.
Yani ben videoyu gördüm anlayamadım ilk etapta.
Ve şey ya adam o kadar gergin ki.
Hani kendisi benim izlediğim videonun hani o kısmında kendisi ayakta işte bisikletli.
Bir sürü işte bisikletliliği bir sürü sözlü kavgaya giriyor.
İşte ondan sonrası adamın Londra sokaklarının sesi yankılanıyor vesaire.
Yani bir anda tansiyonu çıkmış falan.
Gerçekten konuyu merak ettim ama ya onunla ilgili bir detay bulamadım.
Hani Benedict Cumberbatch'in herhangi bir açıklaması yok.
O yüzden bir şey de diyemiyorum yani.
Şu sebeple olmuştur. Sonrasında olay çözülmüştür diyemiyorum.
Kadar kısmet yani. Onun dışında...
E bu kadar ya. Vallahi derin bir sinema gündemi yaptım diye düşünüyorum.
Ve bu sayede neyi yedim biliyor musunuz?
Haftanın filmini yedim. Vallahi arkadaşlar şu an ya haftanın filmini yedim bayağı.
Çünkü sinema gündemi o kadar uzun sürdü ki farkındaysanız iki bölümdür yapmıyorum.
Bakın iki bölümde dünya karar konu birikmiş.
Gerçekten yani ben bu sinema takip etmeyi seviyorum.
Yani bir siyaseti bir de sinemayı hayatımdan çıkartırsanız gerçekten benden geriye bir şey kalmaz.
Hani birçok insan der ya işte hayatımdan işte futbol çıkartırsanız bir şey kalmaz.
İşte hayatımdan ne bileyim işte tenisi çıkartırsanız bir şey kalmaz.
Benim için de o ikili o başroller kesinlikle yani sevdiklerim dışında kesinlikle sinema ve siyaset.
Ya arkadaşlar 19 Mayıs gösterisinde.
Bu hafta ne oldu biliyor musunuz?
Yayın sırasında önümüzdeki yayına bakarken bir yandan da önümüzde 12'li bir ekran düşün.
Her ekranda farklı bir kanal çıkışı var.
Yani bizim diğer televizyon kanallarındaki yayını görebilmemiz için.
Yani yayınları takip edebilmemiz açısından.
Sonra Dehali İha Anıtkabir'e giden gençlik bakanın kortejini çekiyordu.
Ondan sonra herkes diyor ki ya bunların arkasındakiler kim diye.
Size yemin ederim isim isim saydım ya.
Yani gerçekten bundan bir haz alıyorum.
Ama bu neden biliyor musunuz? Hep dedem yüzünden.
Bu adamla ben... Yani 6 yaşımdan beri mitingleri izliyorum.
Ben Deniz Baykal'ın yaptığı mitingleri hatırlıyorum ya.
Yani böyle bir şey olamaz ve aklımdan silemiyorum da.
İnanılmaz bir şey ya. Böyle bir haz böyle bir şey yok.
Mesela hayatta en sevdiğim şey tabi ki sadece belli partilerin grup toplantılarını izlemekti.
Bu da böyle bir haz yani. Mesela bana derseniz ki işte atıyorum farklı fikirdeki yönetmenlere söylesin yoksa grup toplantılarım diye grup toplantıları derim.
Çünkü niye biliyor musunuz arkadaşlar? Söyleşileri zaten kayıt altında da sonradan izleyebiliyoruz ama grup toplantılarından çıkacak manşetlerin gizemini kaçıramam.
Ah bu da benim gerçekten guilty pleasure'ım.
Başka bir gilt pleasure'm daha var bu arada.
Haftanın dizisine geçmeden önce bunu da bir anlatmak istiyorum.
Kusura bakmayın böldüm ama. Şöyle bir şey yaşandı biliyorsunuz ki benim en büyük hazdım spor dalı olarak kesinlikle voleybol.
Ve voleybolda milli takım sezonu başlıyor.
Çok heyecanlıyım. Gerçekten milli takım danisi için, santrali için gerçekten çok heyecanlıyım.
Çok güzel bir yaz olacak. Çünkü her yaz yapılan VNL yani Milletler Ligi bu yaz ikinci haftasında Ankara'da olacak.
Hem kadınlarda hem erkeklerde ikinci haftayı aldık.
milli takımlar bazında.
Bir de 2023'de Avrupa Şampiyonu olduğum için Ağustos sonu Eylül başı Avrupa Şampiyonası da İstanbul olacak.
O kadar merak ediyorum ki ne olacağını.
Gerçekten biletler satışı çıktığında iyi ki ilk başta almamışım.
Çünkü sonradan Ankara'da yapılacağı açıklandı.
O yüzden de Ankara'da olan herkese Filen Sultanları'nı ve Filen Efe'lerini izlemeye davet ediyorum.
Buradan bunu da duyurmuş olayım. Ve kulüpler sezonunda da İtalya'nın Imaco takımına karşı kazanan Vakıf Bank'ı da kutluyorum.
Çok güzel bir maçtı, çok keyif aldım.
Ve önümüzdeki sene kesinlikle kulüp sezonunda tüm azmini takip edeceğime emin olabilirsiniz.
Evet, reklamlar bitti.
Şimdi geçelim haftanın dizisine.
Şimdi, bu haftanın dizisi tüm Twitter time'ımı ele geçiren off-campus dizisi.
Dizimizin konusunu anlatayım önce size.
Çok kısa bir şekilde anlatacağım.
Alaycı ve hokeyden nefret eden bir müzik öğrencisiyle Briar Üniversitesi'nin çapkın yıldız hokey oyuncusunun beklenmedik aşkını anlatıyor.
İlk sezonu geçen çarşamba yani ayın 13'üne yayına girdi.
Şu anda Amazon Prime Video'da 45 ülkede en çok izlenen dizi konumunda.
Bu platformdaki bir yapımın şimdiye kadarki en iyi sonucu.
Kadroyu saymama gerek yok zaten ona siz de ulaşabilirsiniz.
İlk sezonu 8 bölüm sürdü ve çok güzel aktı bence.
L.A. Kennedy'in Off Campus kitap serisine dayanmaktadır.
Yani bu dizi aslında bir kitap uyarlaması.
O yüzden de kitapları önden okuyanlar daha şanslı bu seride.
Ama ben tabii ki Wetbed hikayelerini okumadığım için genelde bu diziye karşı öyle bir hazırlığım yoktu.
Ve gerçekten hayatıma bomba gibi düştü.
Çünkü gerçekten böyle renkli, bir sürü insanın rol aldığı böyle...
hani her karakterin başka bir şeyi vaat ettiği gençlik dizilerini özlemişiz ya.
Yani hani mesela anne babalarımızın işte gençliğinde friends vardı, ofis vardı, onun gibi birçok işte mesela Türk yapımı olarak düşünün işte 2003'te kampüs sistem vesaire vardı ama yani bizim gençliğimiz böyle çok sanki böyle bir
kuru, bir yavan geçiyor gibi hissediyorum.
Yani herkes istediği şeye ulaşıyor ama kimse ulaştığı şeyden mutlu olmuyor gibi geliyor bana bazen.
Bu arada geçen bölüm ben bu dizi izleyiminden bahsetmiştim size.
Size çok tavsiye etmiştim.
Tavsiye ederken dedim ki içinde çok ateşli bir şiit var dedim.
Ama o sözüm bir tık yanlış anlaşılmış galiba.
Çünkü hepiniz bu ateşli çifti başrol çifti olan Hannah ve Garrett sanmışsınız.
Ama onlar değildi. İşte ben böyle ters köşe yaparım.
Çünkü onlar değil. Ay onlar çok sıkıcı ya.
Yemin ediyorum yani. Gerçekten böyle dizi anlatırken de yani böyle bir Seda Sena dönüşüyor gibi hissediyorum ama.
Ya arkadaşlar sizce ben, ben, bakın ben.
Kendi adımı benim birazcık tanıyorsanız bunu anlamışsınızdır.
Sizce ben iki tarafta esmer olan ve arasında bu kadar yaş farkı olan bir çifti sever miyim?
Farklı tür yaş farklarına okeyim ama bu çift açısına okey değilim.
Bu arada bu çifte sevmeni değil, başrol çifte sevdim ama çok klişe yani.
Hani tamam klişeler her zaman tutar, klişelere de ihtiyaç var ama bu kadar değil ya.
Şimdi ben kimi sevdim onu anlatacağım size.
Hazır mısınız? Bunu böyle geniş geniş geniş anlatacağım.
Yani keşke telif sorunu olmasa da böyle bu kısmı Jennifer Lopez şarkılarını böyle sırayla döşeyebilsem.
Gerçekten çok isterim ama maalesef arkadaşlar.
Telif sorunu gerçekten çok ciddi bir sorun ve bunu nasıl aşacağımı da bilmiyorum yani.
Şimdi yan çiftimiz böyle sapsarı oğlumuz Dean ve Ellie'den bahsedeceğim size.
Zaten başrol çift çok düz ve sıradan şekilde hızlıca birbirine aşık oldular.
Yani hatta bu çiftin, başrol çiftin birbirine aşık olurken ki yaşadıkları kötü şeyleri de kitabın aksine diziden çıkartmışlar.
Onları birebir uyarlamamışlar.
Yani kitabın hatalarını aslında diziyle örtmüşler gibi de diyebiliriz.
Yani o başlığı çifte merak uyandıracak bir şey yok.
Ve çifte oldular. 5 kitap boyunca da birbirlerine aşık kalıyorlarmış kitaplara göre.
O zaman muhtemelen 5 sezon...
boyunca da birbirlerine işte inişli çıkışlı olsa hep aşık olacaklar vesaire.
Yani çok bir olan yok orada. Asıl hikaye Ellie.
Yani J-Lo görünümlü Ellie'de ve gerçekte kumral olan.
Bakın bu kısım bence çok önemli.
Gerçekte kumral olan dizide sarışın gördüğümüz Dean'de.
Şimdi bir kere arkadaşlar belki bir sarışın turnu solo olarak yani o Dean'i oynayan Stephen King nasıl gerçekte esmerle kumralarası bir saç rengi tonunda olduğunu ve kendimi bunu nasıl anlamadığını
çok merak etmişim. Ondan sonra dedim ki ya bu adam gerçekten bu adam bu sarışınlıkla beni o kadar büyüledik yani gerçekte isterse hani böyle sapsarı değil de hani direkt böyle esmer olsun hiç umurumda değildi.
Hem düşün o kadar doğru bir tonmuş.
Gerçekten kuaförü tebrik etmekten çok güzel boyamış.
Yani o saçlarını böyle bir ellerime daldırmak istedim yani ne yalan söyleyeyim.
Vallahi istedim. Neden ben Ellie ve Dean'e etkilendim?
Çünkü Hannah ve Garrett'ın aksine birbirlerine aşık oldular ama Dean bunu Ellie'ye yani Ceylo'muza itiraf etti ama Ceylo bunu Dean'e itiraf etmedi.
Daha doğrusu bunu kabullendi ama henüz itiraf etme aşamasına gelmedi.
Bir de şimdi size yaş farkından bahsetmişim.
Onunla açıklayayım. Başrol çiftinin arasında 9 yaş fark var.
O 9 yaşta nasıl Hanay'ı oynayan oyuncuyu gidip 19 yaşına seçmişler, Gerrit'i oynayan oyuncuyu gidip 28 yaşına seçmişler.
Şimdi, kast direktörleri kitabı okuyup kitaptaki görünümlerine, hani betimlemelerine göre oyuncuları seçmişlerdir.
Mutlaka Elle Kennedy'nin de bunda bir rolü vardı illa ki.
Ama şimdi şöyle bir benim...
Anlamadığım nokta var. Şimdi bu kas seçimlerini yaparken tüm dünyadan oyuncu arıyorlar.
Tüm sektörden, tüm Hollywood'dan farklı farklı oyuncularla görüşüyorlar.
Şimdi bu hikaye bir üniversiteye geçtiği için yani 20-25 yaş aralığında hiçbir şekilde böyle kalıplı, kaslı, hani boyu hafif uzun olan fit ve hani iyi oyuncu olan bir erkek oyuncu ve 23-25 yaşlarında güzel
hafif balık etli ama hani çok da kilolu olmayan bir kadın oyuncu yok muydu?
Çünkü kitapta Garrett'ın sevdiği kadın tipi olarak Gerrit Hanna'yı tarif ederken şöyle diyormuş.
Ben zaten çok öyle kara kuru işte çok böyle hani bir deri bir kemik kızar hoşlanmam diyormuş.
Bunun üzerine gidip zaten muhtemelen bu Hanna ile anlaştılar.
Hanna'yı oynayan oyuncu ile anlaştılar.
Ama koca dünyada gerçekten 19 yaşında kız dışında başka insan yok muydu diye ben bunu gerçekten anlamıyorum.
Ama bu beni bağlamıyor yani.
Çünkü niye? Benim çiftimin arasında sadece 2 yaş var.
J.Lo gibi olan Ellie 26 yaşında sapsarı olduğuna inandığım ama sonra kumralla esmer arası bir şey çıkan Dean yaşı da oyuncunun yaşı da 28.
Ve şöyle bir durum var başrol çifte bu çift kimya testini yani böyle birbirlerine ne kadar uyumlu olacaklar testini zoom üzerinden yapmışlar.
Yani bu da yeni mod oldu ama benim çok desteklediğim bir şey değil ya öyle söyleyeyim size.
Yani neden böyle bir şey yapalım ki hani oyuncuları...
bir araya getirmek varken. Muhtemelen iki oyuncudan bir tanesi yurt dışındaydı.
Başka bir iş için dönemediler vesaire.
O tip bir şey oldu ama yani ne gerek?
Bir de öyle bir durum var. Bu arada J-Lo'da yani Jennifer Lopez'le gerçek hayatta dizideki Dean ve Ellie'nin tanıştığı dans sahnesinde arka planda Jennifer Lopez'in On The Floor şarkısı çalıyor.
Onun eşine dans ediyorlar. Ve Jennifer Lopez de bu dans sahnesini anımsayıp Twitter'dan cevap vermiş.
Ben çok mutlu oldum. Oyuncuları hayal bile edemiyorum yani.
Bir de Dizinin kadrosunda bir Türk yapımcı var, Ceylin Karagöz adında.
Onu da buradan tebrik edelim. Gerçekten çok büyük bir başarı.
Umarım onu daha güzel yerlerde yapımcı, uygulayıcı yapımcı, ana yapımcı olarak görmeye devam ederiz.
Bir de diğer rolündeki Stephen diziyeniz dahil olmuş biliyor musunuz?
Sizin için bu kulis bilgisini de öğrendim.
Hazır mısınız? Bu oyuncunun nişanlısı kitapları okumuş.
Demiş ki işte canım nişanlım sen bu roya çok iyi gidersin demiş.
Sonra Stephen'a kitapları vermiş.
Stephen'a kitapları okuyup rol için seçmeye katılmış.
O da işini vermiş. Ve bunun sonucunda seçilmiş.
Valla ben kızı helal olsun diyeyim.
Yani benim böyle hani sarışın kumral esmer saç rengi hiç fark etmeksizin böyle yakışıklı bir nişanlım olsa bunu böyle genç kızların fanların önüne atar mıydım bilmiyorum ama.
Kız güvenmiş helal olsun. Zaten bu çifte 14 yıldır birliktelermiş.
Yani şu anda ikisinin de 27-28 olduğunu düşünürseniz liseden beri birliktelermiş.
Helal olsun ne aşıklar var.
Böyle şeylere çok özeniyorum bu arada ya.
Yani gerçekten hani hayatın kadın ya da hayatın erkeni, hayatın aşkını çok erken bulmuş insanlar.
Genelde hayatta birçok noktada da hani çok şanslı, çok böyle öne açık insanlar oluyorlar kariyer anlamında da.
Yani ne diyeyim helal olsun.
Bu arada bütün bir dizi kadrosu o kadar çok tanındılar ki bir anda.
Şöyle bir şey oldu. Diziden önceki gün takipçileri 20.000 iken bütün kadronun şu anda hepsinin en az 1.000.000.
Bakın başlığın şu an takipçi sayısı 1.500.000'den bahsediyorum.
Zaten yan rollerde böyle 700-800.000 civarında gerçekten çok güzel bir kariyer sıçraması oldu hepsi için.
Ve şöyle devam edecekmiş aslında dize.
Her sezonda ayrı bir çifte odaklanması bekleniyormuş.
İkinci sezon çekimleri de bugün başlıyor.
İnşallah harika bir sezonu olur.
Kesinlikle hepinize tavsiye ederim.
Ve tabii ki dünya çapında bir dizi bu kadar izleyince haliyle dünya çapında bir sürü beklenti oluyor.
Her ülke kendi tarihinden, kendi aşk kodlarından bir şeyleri dizide görmek istiyor.
Umarım ikinci sezon hepimizin bütün beklentilerini karşılar.
Ve umarım artık... Fanlar da kendi arasında tartışmaya bırakır.
Bu arada ben size şunu da söyleyeyim.
Ben normalde işte dizide hani ilk 3 bölüm hatta ilk 4 bölüm değil 5.
bölümden sonra din ve elinin hikayesi başlıyor da.
Mesela ilk 4 bölümde bu işte Hena ve Gerrit birbirine aşık olurken hiç şeyi sorgulamamıştım.
Ya bunlar kaç yaşında işte aralarında ne kadar yaş fark var.
Genelde zaten sorgulamayı tercih etmem.
Eğer ben hani bir oyuncu ile ilgili bir işte partnerlik ilişkisi ile ilgili hani onu sorgulama noktasına gittiysem yani ya fanı olmuşumdur ya çok beğenmişimdir ya da hiç beğenmemişimdir.
Hani eleştirmek için bakarım ama bunda şöyle bir şey oldu.
Ben işte fanların şey demesinden bunu keşfettim.
Şimdi Hena ve Gerrit çiftinde sevişme sahneleri var.
Tabii ki gayet normal bir gençlik işi.
Dean ve Ellie'nin de var. Şimdi Dean ve Ellie de üniversitede hikaye gereği Hannah ve Garrett'ta.
Ama Hannah'nın karakteri biraz daha böyle nasıl diyeyim hani mutasıp, muhafazakar, kendi halinde, dersinde, işinde, gücünde.
Hani okula giden boş zamanlarında işte kafede, barda çalışan kız rolünde olduğu için daha masum.
Ellie böyle daha dışa dönüp vesaire.
Yani o yüzden mi bilmiyorum ama fanların demesinden ben şey yordum bunu.
Yani onların yorumları bu şekilde aslında.
Bilmiyorum siz nasıl düşünürsünüz ama.
Şimdi fanlar diyor ki Hannah ve Gert'in sahnelerinin, ya onların sevişme sahneleri daha çok böyle hani sadece böyle kafayı gördüğümüz, sadece işte nefes seslerini duyduğumuz, gölgelerini gördüğümüz sevişme sahnelerinden oluşuyor.
Ama hani Dean ve Ellen'inkini işte merdivende görüyoruz.
İşte kanepede çıplaklar vesaire.
Hani onların üstüne hiç yorgan yastık, ne bileyim hani yakın çekim yok.
Onların hep genel planda işte çok seksi görüyoruz.
Hani Hannah ve Gert de işte başrol çifte niye bu kadar yok?
Hani işte Hannah'ya gidip 19 yaşında seçtikleri için mi diyorlar ama.
Bilmiyorum yani belki de hani tamamen kitabın yazarının tercihi böyledir.
Ya da atıyorum mesela oyuncu bu dizinin sözleşmesi imzalarken öyle tercih etmiştir.
Bilmiyoruz ama o noktaya gelene kadar zaten hani diziyle ilgili o kadar çok işlenecek konu var ki.
Belki de mesela bir sonraki sezon Hannah karakteri daha çok açıldıkça onların sevişme sahneleri de daha farklı değişecek.
Yani bu tamamen karakterlerin yaşadığı aşkın da bir temsili olabilir.
Yani Dean ve Ellen hani bu hikayede böyle her işte olur ya böyle hep yan karakteri daha çok seversiniz.
Karakter daha ikoniktir, işte mafya babasıdır ne bileyim işte aile babasıdır, işte daha çapkın olan taraftır.
Ama hani ve sürekli işte yan karakterlerin sahilleri artar.
Neden? Çünkü onlar daha çok seviliyordur, daha çok halkla karşılık buluyordur.
Ama şey tabii ki yani yine dünya genelinde din ve elinin hani bir yan çift olarak başta çiften daha çok sevenleri olduğunu inkar edemez.
Niye biliyor musunuz arkadaşlar? O benim sarışın...
Zannedip esmer kumral arası bir şey çıkan Stephen Cain'in editleri yemin ediyorum size her uzvunun editini gördüm ya.
Böyle bir şey olamaz. Bakın asla abartmıyorum.
Bir kere o çiftin sadece böyle ayaklarının göründüğü planlarda editler yapmışlar.
Bir kere işte merdiven sahnelerinden, bir kere ev sahnelerinden.
Yani dedim ki hani kardeşim ben de aynı 8 bölümü izledim siz de.
Yani bu nedir böyle dedim ama insanlar da haklı arkadaşlar.
Bu devirde bakın yakışan bir çift.
Orası birbirine tutmuş bir çift bulmak o kadar zor ki.
Ve gerçekten bayıldım. Ben bu masadayım kardeşim artık.
Ben bu noktadayım. Yani vallahi diyebileceğim bir şey yok.
Bu bölüm bayağı uzun olmuş.
O zaman bu bölümlük benden bu kadar diyelim mi?
Haftaya Cuma yeni haftalık bölümümüze görüşmek üzere.
24. bölümde. Ve lütfen haftaya Cuma'ya kadar sinemaya gitmeye devam edin.
Sinemada çok güzel şeyler var.
Eğer hala izlemediyseniz The Drama hala vizyonda.
Onun dışında Şeytan Marka Giyer 2 hala vizyonda.
Bu arada Haftanın filmini anlatacaktım anlatamadım.
Maalesef çenem düştü gerçekten.
Yani sinema gündemini mi uzun yapıyorum yoksa Haftanın filmini mi çok böyle anlatmak istemiyorum onu daha keşfederim ama onu kendi keşfettim ama o konuda sizinle bilgilendireceğim mutlaka.
Ve lütfen kimler geldi kimler geçti 3.
sezondan da uzak durun zira arkadaşlar onu da başladım yani.
3 bölümü 3 günde izleyin.
Benim için çok uzun bir süre.
Ben genelde mesela 8 bölümü maksimum 1-1,5 günde bitiririm ya.
Hani çok fazla işte iş yerinde işim yoksa çok fazla hani işte planım yoksa arkadaşımla, eşimle, dostumla buluşmayacaksam genelde çok hızlı bitiririm ama yani sadece Serena'yı görüyorum.
Sadece işte hani oradan oraya gidiyorlar.
Bodrum'dan İstanbul'dan İstanbul'dan yurt dışı vs.
Hep böyle bir tatil modundalar ama hani dizide konu yok.
Hani dizide konu ne diyorsun mesela?
Sıfır yani. O yüzden de lütfen o diziden uzak durun.
Yani bakın genelde birçok izlediğim şey tavsiye ederim ama bunu gerçekten tavsiye etmiyorum.
Ben yani kimler geldi kimler gelişti.
Üçüncü sezon gelmeden beri sezonu hala bitiremedim.
Tek seferde bitirenlerin de muhtemelen ya çok boş vakti vardı ya da hani çok büyük serenay nefretçisi olduklarını düşünüyorum.
Çünkü gerçekten akmıyor. Ben hayatımda bu kadar akmayan bir şey görmedim ya.
Veya Netflix ona gerçekten bir sezon daha onu verirse kendime ne yaparım bilmiyorum ya.
Şimdi de dördüncü sezonla ilgili işte bir şeyler dönüyor.
Diyorum ki Allah'ım diyorum ne olur hani istemiyorum.
hani gerçekten böyle hıdır ellerinizle dilek dileyip böyle saksının altına mı gömsem?
Ne yapsam sizce ya? Çünkü gerçekten bu kadar olmayan bir şey olamaz ya.
Yemin ediyorum Allah da bana sabır verse hızlı bitireyim yani.
Çünkü gerçekten daha izlemem gereken çok fazla şey var ve yaz sezonu geliyor.
Yani Amazon Prime'den yeni kitap uyarlamaları, yeni yaz aşıkları böyle üstüme üstüme koşar adım geliyor ki zaten milli takım sezonu başlıyor.
Yani izlemem gereken çok fazla voleybol maçı var.
Eğer İstanbul'daysanız haber verin.
Buluşalım, birlikte gidelim maçlara, birlikte izleyelim.
Onu da her zaman için açım. Sizi seviyorum.
Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
