
S1B21 - Finding Her Edge’den Artistik Buz Pateni şovu
8 Mayıs 2026 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde film haberlerini ve ülke soğuğuna paralel bir diziyi konuştuk.
Soğukta eliniz hiç boşta kalmasın.
Bu havalarda sevdiğiniz insanı alıp
önce buz patenine
sonra da sinemaya gitmeyi unutmayın.
İyi dinlemeler….
(00:00) giriş
(01:01) bu hafta ne izledim ?
(3:49) sinema gündemi
(22:22) Finding Her Edge
(25:46) kapanış
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda yayınlanan 21.
bölümüne hoş geldiniz.
Havanız nasıl? Hayatınızda her şey yolunda mı?
Hayat nasıl gidiyor acaba? Ve en önemlisi bu hafta hangi güzel haberleri aldınız?
Var mı acaba etrafınızda yeni bir sinema filmi çekecek arkadaşınız?
Yeni bir filmde dizide oynayacak arkadaşınız?
Set ekibinde çalışmaya başlayacak arkadaşınız?
Şayet yoksa size şunu söyleyebilirim ki çok şanslısınız.
Çünkü gerçekten çok zor bir sektör.
Fark ettiyseniz bu hafta hava hem İstanbul'da hem diğer şehirlerde çok soğuk.
Bazı şehirlere biz Mayıs ayına girerken kar yağdı.
İnanamıyorum gerçekten. Yani bu tabii ki soğuğun da getirdiği bir uyumlanma içerisine girelim dedim ben de.
Ve benim gündemimde sizinki gibi çok yoğun bir de üstte tabii ki şehirdeki soğuk olunca tadım tuzum yok derdim.
Ama Kanada dizileri bunun için var arkadaşlar.
Ama bu haftanın dizisine geçmeden önce önceliğimiz tabii ki sinema.
Öncelikle bu hafta sizin adı neler izlediniz acaba?
Ben kendi adıma Şeytan Marka Giyer 2'yi izledim.
Ondan sonra Jessica Chastain'le ilişki filmini izledim.
En sonunda ağzımdan karşı da adıyla bizle vizyona giren I See Very filmine gittim.
Çarşamba gecesi eve gidebildiğimde saat böyle gece yarısı 1-1.30 gibi falandı.
Evin yolunu bir tık zor buldum sanki ama bunun kesinlikle her anına değerdi ve gerçekten çok keyifli bir gün geçirdim.
Kurban Bayramı tatili de bu arada 9 gün olmuş.
Şimdiden planlamamı yapıyorum. Şu sonsuz izleme listemdeki bazı hedefleri tık atabilirim belki.
Hani şöyle çok uzun olanlar. Mesela bonus filmim.
Onun da, pardon dizisi.
Onun da bir arkadaşım önerdi ve gerçekten yani o bunu dinliyorsa ondan çok özür dilerim.
Benim onu kesinlikle izlemem gerekiyor.
Çifti izlersem de çok seveceğim eminim.
Ama dizi böyle sezonlar, sezonlar, sezonlar.
Hani gerçekten böyle bir dizi yokluğu çektiğimde başlayacağım.
Yani bir buçuk senedir herhangi bir yokluğa girmedim bu konuda ama.
Yani düşünün arkadaşlar kızı 1,5 senedir bekletiyorum ya.
Yemin ediyorum var ya ben iflah olmam gerçekten.
Bir de bazen arkadaşlarıma sinirleniyorum.
Ya işte niye önerdiğim şeyi izlemediniz diye.
Ben bana önerilenleri de hemen izleyemiyorum ki.
Ama ne yapayım şimdi tüketecek çok içerik var.
Yani bunun da benim ne kadar suçum olabilir?
Haksız mıyım? Bu arada bugün de sektör açısından çarpıcı bir gün aslında.
Çünkü bugün öncelikle Cansu Deren'in Portekiz'de oyuncu ile başrol oynadığı Portekiz Aşkı filmi vizyona giriyor.
Kremlin Büyücüsü filminin...
Yine bugün vizyona giriyor.
Onu da ne olduğundan size geçen haftaki bölümde bahsetmiştim.
İstanbul Film Festivali bölümümüzde.
İlk seansta koşarak gitmenizi istiyorum.
Çünkü gerçekten mükemmel bir film.
Yani iki buçuk saat olduğu için birazcık uzun gelebilir size.
Ama eminim çok keyif alacaksınız.
HBO Max'de de Polo Ailesi belgeseli çıkıyor bugün.
Müge Anlı bu olayı takip edecek kadar bir zamanım ve Müge Anlı'ya ilgim olmadığı için hiç böyle baştan sona izlenin o programda Polo Ailesi'nin ne olduğunu.
Ama benim için bu açıdan da çok iyi olacak bu belgesel.
Çünkü o dönem etrafındaki herkes bakın istisnas herkes Palo ailesi soyacı yapmaya çalışıyordu.
Ve ya o kadar inanılmaz bir olaydı ki bütün ülkede infial yaratmıştı.
Bakalım HBO Max'den nasıl bir suç belgeseli çıkmış ortaya.
Bugün My Royal Nemesis isimli Kore dizisi de başlıyor.
Onun dışında Outlander finalde önceki son bölümü bugün geliyor.
Çünkü geçen hafta Outlander'ın 8'i izledik.
9. bölümü yayınlanmadı.
Neden yayınlanmadığını kimse hiçbir şekilde anlamadı.
Yayıncı kurucu Starz dedi ki biz bir hafta ara vereceğiz buna ve yayınlamayacağız.
Öyle olduğu için de artık 9.
bölümü bu hafta izleyeceğiz. 10.
bölümü de haftaya Cuma izleyeceğiz ve dizi 8 sezonlarına bu muhteşem iş bitmiş olacak.
Bakalım o da nasıl bir final yapacak çok merak ediyorum.
Yarın da Netflix'in 10.
yıl etkinliğine katılacağım. O da bence çok güzel geçecek.
Çünkü farklı şeylerde Netflix bu etkinliği yaptı ve gerçekten birçok insan çok keyif alarak ayrılmışlar.
Ben de gerçekten neler yaşayacağım çok merak ediyorum.
Neyse, açılışı yaptığıma göre geçen hafta o kadar çok film anlattım ki size.
Bu hafta film seçmedim.
Film seçmediğim için de film anlatmayacağım demek değil tabii ki bu.
Bu hafta sizinle geçen hafta yapamadığımız sinema gündemini yapacağım.
Hazırsanız sinema gündeminden başlayalım.
Şimdi öncelikle bir festivalle başlıyorum.
Venedik Uluslararası Film Festivali 2-12 Eylül arasında bu sene İtalya'nın Venedik kentindeki Lido Odası'na düzenlenecek.
Jüri başkanı Maggie Glenhall olmuş, en son The Bride'ın yönetmeni ve yapımcısı olmuştu.
Onun dışında Eddie Redmayne The Day of Jekyll dizisinin ikinci sezon setinde Budapest'te de görüntülenmiş ve gerçekten o dizinin ne hale geldiğini çok merak ediyorum çünkü harika bir kadrosu vardı.
İzlemediyseniz izleyin. İlk sezonu yanlış hatırlamıyorsam 10 bölümlü.
İkinci sezonda yani benim tahminim yine 8-10 bölüm arasında çıkacak.
Ama şöyle malum sizlerden izleyebilirsiniz.
Çünkü henüz bizim ülkemizde bu dizinin bir yayıncı kuruluşu yok.
Yani resmi bir platformda parasını ödeyerek izleyebileceğiniz bir nokta değil henüz bu dizi.
Ama kesinlikle izlemelisiniz. Çok eğlenceli, çok keyifli ve gerçekten akıcı olan bir macera gerilim dizisiydi diyebilirim sizin için.
Onun dışında Hollywood'da yılın en çok konuşulacak sahnesi ortaya çıkmış.
Anne Hathaway ile Dakota Johnson'ın başrolünde yer aldığı Variety uyarlaması.
Variety filminden fragman yayınlanmış.
Fragmanı damga vuran bu ikilinin öpüşme sahnesi kısa sürede sosyal medyada herkesin tartıştığı bir şey haline gelmiş.
Yani ben oturdum izledim beni çok da etkilemedi aslında ya da bilmiyorum hani belki bu tür izlemeyi sevenleri etkiler ama beni etkiledi.
İki kadın oyuncu da çok başarılı ama iki kadın oyuncuyu birlikte öpüşürken görmek bende bir şey uyandırmadı.
Yani bilmiyorum hani bunu...
Sosyal medyada kim bu kadar çok konuştu ama benim açımdan çok dikkat çeken bir şey olmadı.
Ama muhtemelen dizinin bütün PR sürecine, bütün basın gösterimlerine hep bu sahne ve bu sahnenin etrafından gelecek sorularla oyuncuların karşısına gelecek.
O yüzden de bir şey diyemiyorum ama umarım bu filmin içerisinde sadece iki kadın öpüşmesi değil de daha çarpıcı şeyler vardır.
Geçen bölümde bahsettiğim Füze Fünye filminde İstanbul sahnelerinin sarı efekt basıldığı için sosyal medyada İstanbul'un ne kadar güzel olduğu paylaşıldı bu hafta boyu.
Ve başrol edildiği T.O.C.M'si de tabii ki açıklama yapmak zorunda kaldı.
Çünkü ülke olarak birçok şeyde kötü olsak bile en iyi olduğumuz şey sosyal medya ve istediğimiz konularda doğru bir kamuoyu oluşturmak.
Yani ülkenin birçok şeyleri laf atabilirsiniz.
İşte birçok özelliğimizi, birçok kültürel yönümüzü beğenmiyor olabilirsiniz.
Ama ülkemizde kesinlikle kimsenin kötüleyemeyeceği bir şey var.
O da ne biliyor musunuz? İstanbul'daki boğazımızın, denizimizin rengi, güzelliği ve İstanbul'un bir şehir olarak aslında ne kadar temiz oldu.
Yani havalimanları kıyasında bile işte Sabiha Gökçen'le yurtdışılık bir havalimanı kıyaslanda Sabiha Gökçen çok daha temiz, çok daha düzgün gözüküyor.
Yani bunların hepsini düşünürsek de tabii ki yabancı fanlarda, ülkemizi gezip ondan sonrasında kendi ülkesine dönmüş turistler de işte bir Londra'da çekilmiş fotoğrafları ve İstanbul Boğazı'nın önünde, İstanbul'daki
denizin önünde çektikleri fotoğrafları paylaştılar ve gerçekten İstanbul'un ne kadar berrak ve tertemiz bir suya sahip olduğu da ortada.
Tabii ki Theo James açıklama yapmak zorunda kaldım.
Ne dediğinde söylemeden geçmek olmaz.
Demiş ki İstanbul'da harika vakit geçirdik çok da güzel bir şehirdi demiş.
Yani kardeşim madem öyle o sahneyi neden o dekorla o karanlıkta çektiniz?
O filmde daha vizyona girmemiş bu tartışmalar yapılırken bugün vizyona giriyor.
Yani asıl linci siz bundan sonra görün Theo James ve Aaron Taylor Johnson.
Gerçekten inanılmaz bir linç geliyor ve kesinlikle son noktasına kadar hak ediyorsunuz.
Ya arkadaşlar ne diyebilirim ki hak ettiler yani beter olsunlar.
Bazı insanlara da acımamak gerekiyor diye düşünüyorum.
Onların kurgulcusu, onların yönetmeni bizim dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan en çok nüfusa sahip şehrimizi kötülerken onun böyle en saçma sapan yerlerinde en tuhaf açılarla İstanbul'u çekerken hiç
geri durmuşlar mı? Durmamışlar.
Biz niye onları eleştirirken ağzımızı sıkı tutalım?
Ne gerek var buna yani? Neyse ben bu filmden başka bir diziye geçeceğim.
The Crown dizisini izlediniz mi bilmiyorum ama...
Kraliçe Elizabeth'in işte tahta çıktığı ilk günden sonraki dönemlerdeki taht sürecini, son dönemlerde İngiltere'nin yaşadığı olayları ve devamındaki işte Prens filmine Kate Middleton'ın evine kadar
giden bir süreci anlatıyor ve en sonunda ölümüyle bitiyor The Crown serisi.
Crown serisinin yenidesi geliyormuş.
Kraliçe Victoria'nın 1901'deki ölümünden Kraliçe 2.
Elizabeth'in 1947'deki düğününe kadar olan dönemi kapsayacakmış.
Yani umarım The Crown'un kendisi kadar başarılı bir spin-offı olur bu işte.
Umarım Tarihi, noktaları, dekorları, oyuncuları, yapımcıyı, yönetmeni, kurgucuyu çok güzel seçerler.
Ve umarım ortaya gerçekten The Crown'u izlerken aldığımız keyif kadar güzel, keyifli bir proje çıkar.
Onun dışında Venedik Film Festivali ile başladım.
Şimdi de sıra Venedik Bienniali'nde.
Venedik Bienniali'ne Rusya ve İsrail'in katılımıyla ilgili tartışmalar çıktı.
Ve tartışmalar üzerine festivali günler kala Bienniali'nin jürisi toplu olarak istifa etmiş.
İşte bakın ben böyle yani omurgalı insanlara bayılıyorum.
Kendi adıma onu söyleyebilirim.
Yani gerçekten ne isteyenebilen yaptığı şeyin arkasında duran ve bunu gerçekten büyük bir asillik içerisinde büyük bir kararlılıkla yapan insanlara bayılıyorum.
Helal olsun. Netflix demişken The Night Agent'dan bir haber geldi.
4. sezonu için dizi yenilenmişti hatırlıyorsunuz.
4. sezon onayını almıştı ki dünyada aslında çok da fazla bir izlenmeye ulaşmaması da rağmen 4.
sezon onayını almıştı. Hatta 3.
sezonunda 2. bölümün yanlış hatırlamıyorsam ülkemizde çekildi.
İstanbul'da Beşiktaş Stadyumunda çekildi ve devamında işte...
Farklı noktalarda yani İstanbul'un farklı yerlerinde işte Eminönü'de, Haliç'te oradaki çekimlerde görüp ve çok güzeldi.
Yani İstanbul'un nasıl bir şehir olduğunu merak eden eğer yabancı arkadaşlarınız varsa, turistler varsa açın The Night Agent'ın ikinci bölümünü izletin.
Gerçekten bayılacağına eminim.
O da dördüncü sezonuyla yenilenmiş dedim.
Netflix demiş ki artık dördüncü sezonu bu dizinin son sezonu olacak ve dördüncü sezonuyla biz bu diziyi bitireceğiz demiş.
Ve benim merak ettiğim de şu bu...
Dizideki gece ajanı Peter Sutherland karakterinin ilk sezonlarda Rose diye bir sevgilisi vardı.
Yani sevdiği kadın vardı. Sonra işte araya mesafeler girdi, ajanlık muhabbetleri girdi.
Bunlar kavuşamadılar. Üçüncü sezonda Rose yoktu.
Hatta dizinin fanları, izleyicileri diyor ki Rose olmadığı için bu sezon çok sıkıcı, bu sezon bu kadar az izleniyor.
Bakalım son sezonda Peter Rose'u bulabilecek mi?
Tekrar hayatta geri getirebilecek mi?
Şimdi geçiyoruz kaybolan bir Oscar hikayesine.
Yanlış duymadınız, yanlış söylemedim.
Gerçekten kaybolmuş bir Oscar heykelcinden bahsediyorum.
Bu sene 98. Oscar ödüllerinde Bay Hiç Kimse Putin'e karşı belgesel filmiyle en iyi belgesel dalında Oscar ödülünü kazanan Rus bir yönetmenimiz var bu hikayede.
Bu Rus yönetmen Pavel Talenkin'in Oscar ödülü ABD'de John F.
Kennedy Havalimanı'nda silah olarak kullanılabilir olarak değerlendiriliyor ve kabine alınmayarak bagaja yönlendiriliyor.
Ancak uçuş sonrasında o Oscar heykelci ortadan kayboluyor.
O da neden? Tarankin aktarına göre güvenlik görevlileri Oscar heykelini potansiyel risk taşıyan bir nesne olarak görmüşler.
Ve siz bunu silah olarak kullanabilirsiniz deyip kabin içine alınmasına, kabin bagajına yapılmasına izin vermemiş oradaki yetkililer.
Bunun üzerine de ödül zorunlu olarak bagaj sürecinden yönlendirilmiş.
Yani bagaj tarafına verilmiş.
Daha önce aynı ödülle defalarca seyahat ettiğini belirten Tarankin bu kez yaşanan şaşırtıcı olduğunu söylemiş.
Frankfurt'ta ortaya çıktı ki heykeli ortada yok.
Tabi ki bunun üzerine Rus yönetmen de Frankfurt'a varında Oscar heykelci de kendisine teslim edilmeyince ödülün uçuş sırasında kargo bölümünde taşınması planlanmasına rağmen varış noktasında ortadan kaybolduğu
anlaşılınca tabi ki bu konuda davacı olacağını belirtmiş.
Sürece dair olan Lufthansa yaşanan kayıptan dolayı üzüntü duyduklarını belirterek kapsamlı bir inceleme başlattıklarını söylemiş.
Bagaj takip numarasına rağmen heykelinizle henüz ulaşılamamış.
Bu arada Talanki'nin yer aldığı Bay Hiçkimse Putin'e karşı belgeselde Rusya'da hükümete yönelik olumsuz tutumları teşvik ettiği gerekçesiyle yasaklanmış.
Yönetmen Oscar konuşmasında savaşların sona ermesi çağrısı yaparak uluslararası kamuoyuna dikkat çekmişti.
Yani arkadaşlar çok inanılmaz bir şey bu ya.
Yani düşünsenize hani siz uğraşıyorsunuz işte sponsor buluyorsunuz bir belgesel yapıyorsunuz ki muhalif.
Kişiliğinizi tanıyorsunuz ve yaptığınız belgesel de son derece muhalif.
Hatta kendi ülkenizde sizi yöneten insanlar tarafından yasaklanıyorsun yaptığınız iş ama bir yandan dünyanın öbür ucunda dünyanın en prestijli sinema ödülünü Oscar kazanıyorsunuz.
Ondan sonra günlük hayatınız aynı şekilde devam ederken herhangi bir uçuş sırasında yani tamamen işgüzar bir güvenlik görevlisinin olaya el atmasıyla bir anda Oscar'a geldiğiniz ortadan kayboluyor.
İşte bu yüzden de arkadaşlar...
olabildiğince çok şeyinizi ya da değerli şeyinizi bence kabin bagajına almanız gerekiyor.
Tabii ki toplam kilogram sınırını aşmadığı sürece.
Çünkü ben de bazen uçak yolculuklarında diyorum ki ben bunu niye kabin bagajına aldım, niye ben onu sırt çantama koydum, keşke bağlının içine koyup bagaja verseydim, keşke bavullarla taşınsaydım diyorum.
Ama ondan sonra o kadar çok... Çevremdeki insanların hani bize göre çok da değerli olmayan ama hani işte onun için mesela vefat eden annesinin işte hırkası ya da mesela işte kendisi uzakta olan babasının onu hatıra bıraktığı bir şey yani
hani uçuş yetkilileri ya da işte uçuş şirketleri tarafından önemsi görülen ama bizim için önemli olan o kadar çok şey kayboldu ki etrafımdaki insanların da o yüzden de yani hani hele ki ben böyle Oscar kazanmışım mümkün sonu hiçbir yere vermezdim
ama tabii ki bu Rus yönetmen de mecbur kalmış bir noktada ya yani güvenlik görevlisi.
hani hayır ben onu silah olarak kullanmayacağım demiştir tabii ki adam ama yani sonuçta güvenlik yarısı uçuş kuralları gereği eninde sonunda hani hem ağırlığı aştığı için muhtemelen hem de hani sert ve saf altından yapılan bir şey olduğu için Oscar yani
muhtemelen çok da ağır bir şey oldu işte hani siz bunu birinin kafasına fırlatırsınız işte hostes yaralanabilir yolcular bir kavga sırasında yanlışlıkla birbirinizi yaralayabilirsiniz vesaire diyerek sakinleştirmiş muhtemelen.
O yüzden de bu uçuşta da adamın Oscar'ı kaybolmuş.
Şimdi bu adamın kaybolan Oscar'ını kim telafi edecek ya?
Yani gerçekten düşünüyorum düşünüyorum bir mantık da bulamıyorum.
Yani düşünsenize hani siz böyle bir olay yaşadınız Oscar işte akademisi başvurunuz.
Denediniz ki işte ben Oscar'cımı kaybettim bana yenisini verin.
Yani Oscar jürisi de muhtemelen böyle bir şey kabul etmez ama yani bu konuda da adamın mağduriyeti nasıl giderecekler acaba ya?
Ben şu an bunu da merak ettim açıkçası.
Neyse. Geçelim rekabet kurumundan yeni bir düzenlemeye.
Rekabet kurumun dizi ve film sektörüne yapacağı köklü düzenlemeler ortaya çıkmış.
Rekabet kurumun kast ajanslarından, dijital platformlara, sinema salonlarından, müzik servislerine kadar geniş bir alanda düzenleme yapılacağını açıklamış.
Film ve dizi sektörüne yapılacak birkaç düzenlemeyi de şöyle sıralayayım ben size.
Tekerleşme kırılacak, kast ajansıyla menajerlik hizmetleri aynı çatı altında olamayacak, yapım ve dağıtım faaliyetleri ayrılacak, platformların yeni yapımcı ve oyuncularla çalışması teşvik edilecek.
iş bulamayan oyuncuların çalışması teşvik edilecek aslında özetle.
Yani siz şimdi böyle bir ülkede bunun gerçekten hayata geçirilebileceğini düşünüyor musunuz?
Tabii ki yani bir kurum için hani önemli olan kuralları belirlemek ve sınırları koymaktır.
Ondan sonra bunu uygulayıp uygulamamak ya da bunu hangi arka ya da ara noktalardan geçerek uygulayıp hangi kurallara takılacağını bulmak bu tamamen yapımcıların ya da işte yönetmenlerin ya da işte yapım şirketi yöneticilerinin
vereceği bir karar. Ama yani bizim ülkeye bunun da bir çözümünü bulurlar ya.
Çünkü Ülkede o kadar derin bir tekerleşme var ki, bunun da en büyük örneği Ayşe Barım'dı.
O kanında hapse düşene kadar bir gün önce vezirdi, ertesi gün bir anda rezil oldu gibi bir şey oldu.
Yani bu tekerleşmenin kırılması keşke mümkün olsa, keşke bunu kurum kendi aracılığıyla yapabilse ama bu mümkün değil.
Bunun için ülkeye ki önce ekonomik durumu düzeltmek gerekiyor bence.
Neyse, bu hafta hatırlarsanız size bölümün başında demiştim ki Şeytan Marka Giyer 2'yi izledim.
Onunla birkaç haber aldım size.
Bu arada ondan da haftaya bahsedeceğim çünkü onu da haftaya bırakmamın bir sebebi var.
Neden? Çünkü oradan gelecek haberler ve benim eleştirisini beklediğim bazı sinema yazarları var ve hani o filmle ilgili ne düşündüğümü aslında daha çok yeni izlediğim için henüz kafamda oturtamadım.
Yani biraz daha bir şeyler okumam, bir şeyler izlemem gerekiyor o filmle ilgili.
Bir de tabii ki 2006'daki ilk filme dönüp tekrar bir izlemem gerekiyor.
Yani ya bu iki filmin ortak noktası neydi, hangi sahne, yıllar önceki hangi sahneye referans vermiş diye.
Ama tabii ki ben size bunu önümüzdeki hafta anlatacağım diye siz de bu filmin haberlerinden mahrum bırakmayayım istedim.
Şimdi arkadaşlar bu Şeytan Marka Giyer 2 filmi henüz daha vizyona girmeden çıkan bir haber vardı.
Önce ondan başlayayım. Sidney Sirin en son European'ın yeni sezonunda oynayacaktı.
Onunla ilgili işte fragmanlar çıktı.
O fragmanda onun olduğu bir sahnede işte bebek bezi taktı, işte ağzında emzik olduğu görülüyordu.
Bu yüzden çok tepki çekmişti.
Ondan sonrasında da tepki tabii ki küresel bir tepkiye dönüştü ve ünlü oyuncunun Sidney Sivin'in Şeytan Marka Giyer 2'deki rolü iptal edildi.
Filmin yapımcıları da olayla ilgili herhangi bir açıklama yapmadılar.
Sivin de bu konuyla ilgili herhangi bir artı ya da eksi yönde kendi savunmak ya da film ekibini haklı görmek yönünde herhangi bir açıklama yapmadı.
Yani bir anda vardı bir anda yok oldu.
Aslında tabii ki böyle bir şey...
kolay kolay yapılamaz. Yani sonuçta oyuncular belli bir sözleşme çerçevesinde o işte oynuyorlar.
Belli bir ücret alıyorlar. Yani eğer hani siz böyle tamamen tartışmalar üzerine bir oyuncu kendi filminizden çıkartıyorsanız da bunun bir sebebini sunmak zorundasınız.
Yani mücvir sebep deyip bu işin içinden çıkansın.
Sonuçta hani şu an neyse ki aktif bir covid yok, aktif bir virüs yok, ne bileyim deprem yok, sal yok.
Yani sen bu kadını neden bir anda filmden çıkarıyorsun?
Bunun açıklamasının yapılması gerekiyordu bence.
Yani hadi hani filmin Yapımcılara bununla ilgili bir şey söyleyemedi.
En azından Sidney Sin'in menajerine çıkıp bu konuyla ilgili bir açıklama yapması gerekirdi bence.
Ama tabii ki henüz bir açıklama görmeyelim.
Ama film daha yeni vizyona girdi sayılır.
Yani daha önümüzde uzun bir PR süreci var.
O yüzden de bakalım. Yani göreceğiz bu konuyla ilgili herhangi bir açıklama gelirse de sizinle paylaşacağım.
Bu filmin sevilen oyuncuları Anne Hattie ve Emily Blunt ve Meryl Streep.
Üçüncü filmi hangi koşulda çekmeyi kabul ederdi?
Sorusunu cevaplamışlar. Emily Blunt demiş ki iyi bir senaryo olması lazım.
NHTV demiş ki tüm kadronun kabul etmesi lazım.
Meryl Streep de çok daha gerçekçi bir cevap vermiş bence.
Hepimizin hayatta olması lazım demiş.
Çünkü NHTV 43 yaşında Emily Blunt da aynı şekilde ama Meryl Streep 76 yaşında.
Yani arkadaşlar bir 20 sene sonrasını muhtemelen kadın göremeyecek o yüzden de son derece öngörülü bir açıklama yapmış bence.
Bir de Emily Blunt demişken ona bir röportajını işinden nefret eden kadınlar için bir tavsiyeniz var mı diye bir soru sorulmuş.
O da demiş ki sadece gerçekten yapmak istediğiniz bir şey bulun para kazanmasanız bile sevdiğiniz sürece mutlu olacaksınız demiş.
Yani bence çok talihsiz bir açıklama olmuş ve kadında zaten dehşet bir linç yemiş bu yüzden.
Çünkü yani günümüzde o kadar çok insan sevmediği işi yapıp hiç hak etmediği paralar için tamamen hayatını devam ettirebilmek için işte faturalarını ödemek için çocuklarıyla ailesini geçindirebilmek için çalışıyor ki.
Yani onlara karşı da geçip böyle hani çok üstlenici bir tavırla ya işte para kazanmasanız da sevdiğiniz bir iş olması sizin için daha önemli diye açıklama yapmak.
Yani bilmiyorum bence fazla şuursuzca olmuş ama tabii ki oyuncunun kendi takdiri.
Yani bunun karşısındaki fikirde olanlar da kadını tabii ki linç edecekler.
Ne seviye bu major Emily Blunt'ın bu lincini önleyebilir bilmiyorum ama bakalım hep birlikte göreceğiz.
Ve Christopher Nolan'ın 17 Temmuz'da vizyona girecek Odyssey filminden yeni fragman geldi.
O kadar merak ediyorum ki bu filmin hangi tartışmalara yol açacağını.
Çünkü o kadar çok böyle ya işte bu dekorlar, bu konuşma tarzı, bu işte oyuncular, olaylar hani gerçek olaya uygun değil diyen tarihçiler var ki.
Yani inanamazsınız. Kimi insanla diyor ki ya ben her şeyi okuyayım da bu kadro, bu hikaye olmamış diyor.
Bir de arkadaşlar işin içinde öyle bir şey var ki.
Ya arkadaşlar bir de hani işin içinde öyle bir şey var ki.
Hani insanlar her şeyi beğendiriniz diyelim bu kez de diyorlarken bu film neden dolanacak ya da bu filmi biz mesela niye Temmuz'un ortasında o sıcakta sinema salonuna gidip izlemek zorunda kalıyoruz diyorlar.
Yani insanlar gerçekten çoğunlukla bir şey beğendiremiyorsunuz ya bu konuda gerçekten yapacak hiçbir şey yok yani.
Son olarak bizden bir haberle bu sinema gündemini bitireceğim.
Bizde sabah gazetesten şöyle bir haber çıkmış.
Dizilerdeki maliyet krizi sektörü köşeye sıkıştırdı.
Yapımcılar... Bütçeyi ayarlamakta çok zorlanıyorlar.
Bölüm başı 20-30 milyon TL olan maliyetler için kanallar artık yapımcılardan bütçeyi 15 ya da 18 milyon TL arasında indirmelerini talep etmiş.
Yapımcılarsa oyunculardan ücretlerini indirim yapmalarını istemiş.
Şimdi arkadaşlar gerçekçi olalım.
O oyuncuların yerinde olduğunuzu bir düşünün.
Yani siz bir ayda o diziden mesela 16 milyon kazanabiliyorken ya tamam işte benim kaşıma aylık totalde 4 haftada işte 10 milyonu indiririm ben buna okeyim der misiniz?
Ben olsam demem. Gerçekçi yönüne odaklanalım kimse bunu söylemez.
O yüzden de bu talebin karşılanmayacağı net ama yapımcılar da diyor ki oyunculara siz bu talebi kabul etmezseniz bundan sonra 10 milyonu 20 milyonu bırakın 1 milyon bile kazanamayacaksınız çünkü sektör
olarak bu ekonomide enflasyon yüzden dizi üretemeyecek hale geleceğiz diyorlar.
Ve tabii ki bölüm başı kazançlar da ortaya çıkmış.
İsim isim bildiğim rakamlarda ama listeyi görünce insan daha da inanamıyor ya.
Yani öyle bir durum ki düşünsenize hani bir işte çalışıyorsunuz.
Her hafta bir ev bir araba parası kazanıyorsunuz.
Yani gerçekten inanılmaz ya.
Ve şu önümdeki listeye bakınca gerçekten o kadar çok asla bu paraları hak etmeyen oyuncu var ki.
Ya da şöyle yani belki de onlar normal alıyorlar.
Yani biz halk olarak az kazanıyoruz.
Bu da bir seçenek. Hani bizim toplumda şey var işte devlet memurları çok kazanıyor.
İşte öğretmenler, doktorlar. Yani onlar aslında insanın çalışma şartlarına göre fazla kazanıyorlar.
Ve toplum geneli insani çalışma şartlarında insani mesai saatlerinde çalışmadığı için az kazanıyor ve yaptığı işten mutlu olmuyor aslında.
Mesela Kenan Mirzalıoğlu haftalık 4,5 milyon kazanıyor abi dizisinden.
Afrah Sarıçoğlu da onunla birlikte oynuyor ama o 2,5 milyon kazanıyor mesela.
Çağatay Ulusoy eşref rüyadan 3,5 milyon TL kazanıyor haftalık.
Demet Özdemir aynı işten Çağatay'la birlikte oynarken 2 milyon kazanıyor.
Uras Kaygıdaroğlu yer altından 1,5 milyon kazanıyor.
Devrim Özkan onunla birlikte oynayıp 1 milyon kazanıyor.
Denizcan Aktaş bu ikiliyle birlikte oynayıp 1.2 milyon kazanıyormuş.
Ozan Akbaba Uzakşehir'den 1.5 milyon kazanıyor.
Sinem Ünsal 1 milyon kazanıyor.
Mert Ramazan demiş 2,5 milyon kazanıyor.
Melis Sezen 1,5 milyon kazanıyor.
Tolga Sarıtaş teşkilattan 1,2 milyon kazanıyor.
Rabia Soltuk da onunla birlikte oynuyor.
600 bin kazanıyor. Sıla Türkoğlu 1 milyon kazanıyor.
Ama zaten onun da dizisi bitti.
O da dizi tutturma konusunda sıkıntı yaşıyor.
Şimdi arkadaşlar ünlülerde şöyle bir sıkıntı var.
Yani bu sorunun sıkıntı kendilerine değmediği sürece asla ilgilenmiyorlar.
Yani bir okulda bir saldırma olmuş.
İşte ülke şehit mi vermiş.
Ne bileyim hani bir sel mi olmuş.
Bir yerde bir deprem mi olmuş. Sosyal medyada ince yiyenekler genelde hani o depremle ilgili üzgünüz diye bile story atıp bir tepki göstermiyorlar.
Ama bakın ilk kez olay İbre onlara döndü.
Bu noktada yani gerçekten onların alacağı kararı merak ediyorum.
Yani hiçbir konuda birleşmeyen ünlülerimiz bir anda kendi ücretleri, kendi paralarını karşı bir anda böyle işte hayır hani bu enflasyonun suçlusu biz değiliz.
O yüzden ücretlerde indirime gitmeyeceğiz diye toplu bir basın açıklaması, toplu bir mektup da karşımıza çıkartabilirler.
O yüzden de bekleyip göreceğiz.
Şimdi geçelim haftanın dizisine.
Şimdi arkadaşlar bu haftanın dizisi ülke genelindeki suya uygun olsun istedim.
Bu hafta Kanada'nın kış sporları kadar ünlü olan buz dansı dizilerinden birini anlatacağım size.
Dizimizin adı Finding Her Age.
Bunu benimle birlikte keşfetmeye acaba hazır mısınız?
Ben çok hazırım ve sizi anlatmak için dört gözle bekliyorum.
Adriana ve Bride'ın buz pateni yaparak hızlıca önümüzden geçerken biz de onları şöyle bir tanıyalım mı?
Öncelikle dizinin konusundan bahsedeyim size.
Dizide zor durumda olan Russo-Bus pateni hanedanın varisleri olan 3 kız kardeşin hikayesini anlatıyor aslında temelde.
Ortanca kız kardeş olan 17 yaşındaki Adriana yeni partneri Bryden ile dünya şampiyonusuna hazırlanırken ilk aşkı ve eski partneri yani bir önceki sevgilisi Freddy'e karşı da hala yoğun duygular besliyor.
Maddiye sıkıntı içindeki Russo-Bus pistini ayakta tutmak için sponsorluk bulmak istiyor Adriana ve babası.
Ve bu amaçla da Adriana partneri Bryden'a buz dışına sevgiliymiş gibi.
davranmayı teklif ediyor ve Bryden de bunu kabul ediyor.
Ondan sonra da kızın hayatı karmaşıklaşıyor tabii ki.
Peki kadroda kimler var?
Adrienne'ın rolünde Madeleine Case var.
Bryden'ın rolünde sapsarı, harika gözleriyle Kayle Ambrose'ik var.
Freddy'in rolünde Olly Atkins var.
Ondan sonra siz de kadroyu da zaten araştırırsanız ulaşabilirsiniz.
Filmin bizdeki adı kendi sınırlarını bulmak.
Bu, pardon dizinin, bu dizinin yönetmenliği Shane Sarif yapıyor ve Jacqueline People da ona yardımcı yönetmenlik yapıyor.
Jennifer LeCouper'in romanından uyarlanan bir dizi bu aslında ve kanada yapımı olan bu dizi çoktan ikinci sezon onayını aldı.
Dizi tam 81 ülkede 12 milyonun üzerinde izlenmeye ulaştı daha şimdiden.
22 Ocak'ta yayına girdiğini düşünürsek bence çok iyi bir seyirci rakamı olmuş.
Ve en son Netflix böyle güzel bir dizi yaptığında o dizinin ikinci sezonu gelmemişti.
O dizinin adı Spinning Out.
Gerçekten çok güzeldi ve...
Yani 12. sezonu gelmeyince onu iptal ettiklerini öğrendiğimde çok üzülmüştüm.
O yüzden de bu gençlik dizisi bana ilaç gibi geldi aslında.
Dizinin değindiği konular neler diye şöyle bir bakarsak.
Aile mirası ve sorumluluğa değiniyor.
Aşk üçgeni ve karmaşık duygular var işin içinde.
E tabii ki işin içinde bir buz pateni olunca, bir paten okulu olunca tabii ki baskı ve beklentiler de artıyor.
Yas ve iyileşme var, hırs ve disiplin var.
Diziyi Kanada'nın Ontario eyaletinde farklı farklı kasabalarda çekmişler.
Ve bazı bölümlerinde Paris...
Şehrinde çekiyorlar çünkü sezon finali bölümü Paris'te.
Yani dizi aslında temelde bir kızın hangi erkeği seçeceği üzerine kurulu.
Acaba Adriana küçücük Bryden mi yoksa eski partneri Freddie mi seçecek peki sezon sonunda?
Bunun cevabını almak için 8 bölümü izlemeye zaman ayırmanız gerekecek.
Ama ikinci sezon Adriana'nın savaşmaya hazırdır umarım repliğiyle bitiyor.
Yani ben bu erkekler arasında Freddie mi Bryden mi hangi taraftasın derseniz ben bu erkekler arasında tabii ki sarışın Bryden'den yanayım.
Ayrıca Adrian'la Bridie'nin arasındaki o tutku bence çok iyi hissediliyor.
Hatta ima edilen şey eğer doğruysa bu ikili ilk kez birlikte buz patini yapmadan önce, yani birlikte buz dansı yapmadan önce, yarışmadan önceki gece birlikte de oluyorlar.
Ama muhtemelen kız 17 yaşında olduğu için bunu göstermiyorlar.
Ya da hani öyle ima etmek isteyip bizi aslında bu tuzağda düşürmek istiyor olabilirler.
Bir kere Adrian'a, Freddie'yle buz üstüne uyumlu hareket edemeyeceğini anlayacak bence kini sezonda.
Ama tabii ki Bride'ın, Adria'nın bıraktığı yerde mi olacak?
Şüpheli. Umarım bu diziyi zevkime güvenip izlersiniz.
Yani ben zaten buz pateni izlemeyi çok severdim.
Yani bu dizi biraz onun üstüne gelmiş gibi oldu.
Bir de tabii ki İstanbul'da hava çok soğuk.
Yani Mayıs ayına giriyoruz. Hala ülkenin bazı yerlerinde kar yağıyor.
Bazı yerlerin don vurmuş.
İnanamıyorum gerçekten ya.
Yani İstanbul'da sürekli soğuk.
Yani umarım artık bu haftadan sonra, bugünden sonra havalar gitgide daha çok ısınır.
Çünkü yani bu kadar hızlı soğumanın ve bu kadar...
Uzun soğuk havaların muhtemelen çok hızlı bir şekilde sıcak havaya dönüşü olacak.
O yüzden de yani lütfen hasta olmadan bu ayı da bu haftayı da bitirin.
Sizden rica ediyorum. Çünkü beni sağlıklı bir şekilde sapasağlam dinlemenizi istiyorum.
Yani böyle. Ben size bembeyaz bir aşk sundum bu hafta.
O yüzden de size tabii ki bu diziden sonra iyi seyirler diliyorum.
Ve bu bölümlük benden buraya kadar.
Çarşamba günkü bonus bölümümüzü hala dinlemediyseniz eğer bu bölümden o bölüme geçebilirsiniz.
Haftaya cuma şöyle buralara uğramayı unutmayın olur mu?
İyi dinlemeler. Sizi seviyorum.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
