
S1B19 - Mafya Dizileri Okul Saldırılarını Tetikledi Mi ?
24 Nisan 2026 · 31 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Ülkemizin bir anda gündemine oturan okul saldırılarını etkileyen unsurları konuştum.Her popüler kültür eleştirisinin ne kadar gerçekçi olduğunu da size anlattım.
Tüm yakınlarını kaybedenlere rahmet diliyorum.Başımız sağolsun.Bir daha böyle korkunç şeyler yaşamayız umarım.
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda yayınlanan 19.
bölümüne hoş geldiniz. Umarım güzel bir hafta geçiriyorsunuzdur.
Umarım hayatınızda her şey yolundadır.
Umarım ruh haliniz, sağlığınız, günlük işleriniz her şey yolundadır.
Her şey tıkırındadır. Nasılsın sorusuna atlıyorum.
Çünkü ülkece aslında hepimiz birazcık kötüyüz, moralimiz bozuk.
Geçen hafta yaşanan olayı hala atlatamadık.
Geçen hafta ne yaşandı? Belki beni yurt dışından dinleyenler bilmiyordur, görmemişlerdir, fark etmemişlerdir.
Ya da hangi olaydan bahsettiğimi kestiremiyorsunuzdur.
Hayatınızda belki daha spesifik, daha kötü şeyler yaşanmıştır ama ülkece sonra...
yaşadığımız en kötü şey önce geç hafta pazartesi günü geç hafta başında Şanlıurfa'da yaşayan okul saldırısı daha sonrasında da salı günü Karmamaraş'ta yaşayan okul saldırısı.
Öncelikle iki okul saldırısında da hayatını kaybeden bütün vefat edenlerin yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Gerçekten çok zor bir şey yaşadık.
Çok zor bir şey yaşıyoruz ve hayatımıza yepyeni bir travma eklendi.
Çünkü hiçbirimiz yani bu ülkede 80-90 yaşta gelmiş insanlar bile hayatına hiçbir zaman okula gittiğinde başına böyle bir şey geleceğini, bir yakınının başına okulda böyle bir şey geleceğini hayal edemezdi muhtemelen.
Kendi ülkesel travmalarımıza yeni bir travma ekledik aslında.
Hepimizin başı sağ olsun. Vefat edenler adına, yakınlar adına gerçekten çok üzgünüm.
Geçen... Bütün bir hafta boyunca yani o kadar dua ettim ki hem yaralanan çocuklara hem vefat eden hem öğretmeni hem öğrencileri hem de sivil memurlara gerçekten çok üzgünüm.
Ama biz bugün sizinle bunu konuşmayacağız çünkü ben ya da bu podcast ne bir haber bülteni ne de bir haber ajansı onu aposto gibi kısa dalga gibi diğer podcast'e bırakıyorum.
Biz bu hafta ne konuşacağız? Farkındaysanız son bir haftadır ülke genelinde çok tartışılan bir şey var.
Diziler gerçekten bu okul saldırılarını tetikledi mi?
Diziler gerçekten topluma kötü örnek oluyor mu?
Diziler yüzünden mi bu çocuklar bu hale geliyor?
Biz bu hafta bunu konuşacağız. Bu bölümde sinema gündemi sizin için seçtiğim bir film ya da bir dizi yer almayacak.
O yüzden bu konu bitip ne zaman ona geçeceksin derseniz bu hafta öyle bir konu işlemeyeceğim.
Yani aslında planladığım şey bu değildi bu bölümle ilgili.
Hatırlarsanız geçen haftaki bölümde...
bahsetmiştim zaten. İstanbul Film Festivali'nde bir sürü film izledim.
Haftaya sonra onu anlatacağım demiştim ama bu kadar toplumsal derecede hepimizi korkuya, endişeye sürükleyen bir olayı da anlatmadan geçmeyeyim size.
O yüzden de aslında kendi adıma birazcık manşetleri yıkmış oldum.
Ama bu konuyu atlamamamız gerekiyor bence.
Hem kendi çalıştığım sektör açısından hem ülkenin bacası, tüten dumanı dediğimiz sanayisi kadar önemli olan bir sektöründen bahsederken herkesin bu kadar çabuk bu sektörü gözden çıkartmasını, değinilmesini konuşmamız gerekiyor bence.
Nispeten diğer bölümlere göre daha kısa bir bölüm olabilir ama bu bölümden sonra kesinlikle fikirlerinizi bana sosyal medyadan yazın.
Çünkü gerçekten merak ediyorum.
Sizden çıkan fikirler ne?
Siz ne düşünüyorsunuz? Çevrenizdeki insanlar bu konuda ne düşünüyorlar?
Gerçekten merak ediyorum ve öğrenmek istiyorum.
Hazırsanız başlayalım bölümü.
Öncelikle ülkemizde ardı ardına yaşayan iki trajik okul saldırılarının ardından bir sürü insan farklı farklı fikirlerle karşımıza geldi aslında.
Bu da nedir? Yani kimisi dedi ki işte okullarda yeni haftaya başlarken işte hutbelerle ders açalım işte ve vefat eden öğrenciler adına işte farklı farklı aktiviteler yapalım işte onları analım.
Kimisi dedi ki 23 Nisan'ı iptal edelim ki iyi ki böyle bir şey yapılmadı.
Ve çarşamba günü 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutladık ve umarım devletimiz...
Var olduğu sürece kutlamaya devam ederiz.
Hepinizin geçmiş çocuk bayramı kutlu olsun.
Dünyada çocuklara bir bayram armağan eden tek lider, atamızı burada saygıyla anıyoruz.
Ve şunu unutmayın, 23 Nisan'ı hiç göremeyen çocuklar adına aslında bu bölümü yapıyoruz.
O yüzden de bu bölümde konuştuğum her şey, umarım doğru yerlere ulaşır, doğru insanlara ulaşır.
Çünkü gerçekten bilinçli ve aklı başında insanlarla bunu tartışmak, bunu konuşmak istiyorum.
Çünkü bu gerçekten çok önemli bir konu.
Şimdi arkadaşlar farkındaysanız ülkemizde son yıllarda tör dizilere kadar sık ve hızlı bir şekilde artan tek dizi türü mafya dizileri aslında.
İşte her akşam her ulusal kanalda tarihi dizileri olsun işte mafya dizileri olsun ve bunların çoğunda da racon kesildiğini düşünürsek bunlar gitgide artıyor.
Sosyal medyada raconlardan caps'ler yapıyorlar ve aslında bu şöyle bir tehlikeyi doğuruyor.
Yani belki normal zamanda hani içindeki oyuncular kaliteli olmadığı için ya da sizin hiç seyretmediğiniz bir kanalda o dizi gösterildiği için...
Belki hiç karşınıza çıkmayacak bir şey sosyal medya sayesinde önünüze düşüyor.
Ve şimdi bu okul saldırıları da aslında insanlarla şunu tetikledi.
Ya işte bizim ülkemizde çok fazla mafya dizisi var.
Bu da işte çocukları çok etkiliyor.
O yüzden çocuklar gidip silaha sarılıyorlar.
İşte böyle katliamlar yapıyorlar.
Şimdi hem bu okul saldırıları özelinde hem de sonlandaki bu mafya dizilerin artması özelinde bir şey söylemek istiyorum.
Farkındaysanız o yaş grubu genelde televizyon izlemeyen bir kitle.
Yani örgütlendiği yerlere de bakarsanız genelde Telegram gibi, Discord gibi...
Farklı dijital platformları tercih ediyorlar.
Bunun için Instagram'ı bile kullansalar.
Bu aslında o yaş grubundaki ergenlerin ya da çocukların ne kadar televizyondan uzak olduğunu gösteriyor.
Ve halkımızda şöyle bir eğilim var bence.
Bence insanlar tek başına bir şeyleri değiştiremeyecekleri için...
Ve bu ülke 24 senedir aynı insanlar tarafından aynı hükümet tarafından yönetildiği için biz madem onları değiştiremiyoruz o zaman değiştirebileceğimiz bir şeye bütün öfkemizi sinirimizi yöneltelim onu değiştirmeye çalışalım onu yok etmeye
çalışalım deyip dizi sektörünü ateşe atıyorlar.
Ama şöyle bir şey var bakın bu ülkede freelance çalışan ve kayıtlı sigortalı çalışanları topladığın zaman neredeyse resmi verilere göre 16 milyon insan sadece bu sektör çalışıyor bu ülkede.
Ve yani çoğu insan şey gibi düşünüyor ya işte biz diziyi...
Habe olarak izliyoruz, boşlamamızı izliyoruz, işte televizyon açıyoruz, arka ses olarak dönüyor.
Evet bu insanlara bu işte diziler, filmler, bu endüstri totaliyle hani böyle çok da önemli bir şey değil gibi geliyor.
İşte çok da büyük bir sektör değilmiş gibi geliyor.
Ama hayır biz dünya açısından çok ciddi bir dizi ihracatı yapan ülkeyiz.
Yani dünyada bu kadar turizmimiz ve ön planındaysak işte bu kadar Antalya, İstanbul'a turist geliyorsa bunda dizilerimizin de çok etkisi var.
Yani biz işte küçümsüyoruz, işte bizim dize genelde Arapları satıyorlar hani.
işte hep Arap dünyası bizim dizileri alıyor diyoruz da o dizileri sonuçta belli bir maddiyat karşılığında alıyorlar.
Yani ve şöyle bir şey var.
Mesela bizim dizilerde işte bulurlu olarak izlediğimiz o tarihi dizilerdeki kılıç sahneleri işte ya da mafya dizilerindeki bizim görmediğimiz silah sahneleri yurt dışı satışlarında uzun uzun hani bizim bulurlu izlediğimiz sahnelerde bulur kaldırılarak
ya da işte o mafya dizilerinde bizim görmediğimiz silah sahnelerinin çekilmiş uzun versiyonları konarak bölüm değiştirilerek aslında yurt dışına satılıyor ve bundan gerçekten ciddi bir kaynak sağlanıyor ülkemize ve gerçekten bunu söylemek çok basit bakın.
Ya işte diziler yüzden bu hale geldik.
Dizileri bitirelim, kapatalım.
İşte dizilerde sansürü daha çok arttıralım.
Ya arkadaşlar farkında mısınız?
Bizim izlediğimiz şeyler zaten son derece sansürlü ve son derece kısıtlı konuda aslında dizi içeriğine sahibiz.
Yani dünyada neler yapılıyor işte eşcinsel hikayeleri, LGBT hikayeleri tam bu toplumda çalışmaz belki ama yani siz şey mi zannediyorsunuz ülkece ya da buna tepki gösterirken?
Ya işte biz mafya dizilerini kaldıralım ya da işte dizilerdeki silah sahanelerini azaltalım.
İşte bir anda çocuklar, gençler bilinçlenecek.
Bir anda işte yedi numara gibi, işte iki aile gibi bir anda böyle ailesini seven, toplumu faydalı diziler ortaya çıkacak mı sanıyorsunuz?
Hayır. Emin olun yok edilen ya da kaldırılan şey...
Yerine her zaman daha kötüsü gelir.
Hani biz deriz ya böyle bir şeylerden bahsederken.
Ya işte daha kötüsü olamaz en kötü noktadayız işte en kötü şeyi yaşıyoruz.
Hani bunu kaldırsak her şey bir çık bunu yok edersek her şey düzelecek.
Bakın kötünün her zaman daha kötüsü vardır.
Yani tahmin dahi edemeyeceğiniz noktaya ulaşabilir.
Ve daha çok töre dizisine ihtiyacımız var mı sizce?
Yani bu ülkede işte abisinin karısıyla kardeşinin karısıyla evlendirilen diziler dehşet izleniyor.
Yani baktığınızda dört kişiden iki tanesi...
hani yol üstüne çevirdiğinizde bu dizilerden izliyor ve yani sizce bu silah kadar riskli değil mi?
Yani sizce bu insanları akraba evliliğine işte ensest ilişkiye özendiren ve bunu meşrulaştıran normalleştiren bir şey değil mi?
Yani bizim ülkece tek sorunumuz mafya dizileri mi?
Ki bakın bence de yani belli bir kitleyi silah karşı son derece meşrulaştırıyor son derece o saldırgan konulara karşı yatkınlığı arttırıyor olabilir evet ama yani biz burada eğer çocuklardan Hatta
ergen bir yaş grubundan bahsediyorsak emin olun bunlar sosyal medyadan daha çok etkileniyorlar.
Ya da işte sırf etkileşim çabasına girmek için daha saldırgan içerikler üretme sosyal medya sayesinde başlıyorlar.
Yani bu çok derin bir konu ve yani tutun ki mafya dizilerini bitirdiniz yerine işte bir sürü töre dizisi geldi.
Yani bütün ülkedeki bütün gençlerdeki saldırganlık ya da bütün dünyadaki işte okul saldırıları bitecek mi zannediyorsunuz?
Öyle olsa zaten Amerika'da bunun önüne geçerler.
Amerika genelde bunun önüne.
Hatta biz işte bu okul...
saldırılana kadar ne diyorduk? Hani işte tüm dünya artık biraz Türkiye'leşiyor.
Hani tüm dünyanın işte siyaseti, ekonomisi tüm dünyanın işte ofansif mizi artık resmen hani Türkiye'ye dön diyorduk.
Ama bakın bu olayda neyi anladık?
Türkiye Amerikanlaştı.
Yani bunu en son Turgut Özal'ın bu ülkeye Amerikan mallarını sokmasında bu tartışmayı yaşamıştık.
Ama bakın geldiğimiz noktada korkunç şeyler yaşadık ve en son hatta vizyona giren The Drama filminde onunla ilgili yaptığım bölümde ne demiştim size?
Gerçekten diziyi beğenmedim çünkü çok suni bir sorun demiştim.
Ama bu sorunun aslında bizim ülkemizde yaşanmadığı için bana Sony'yi geldiğini fark ettim.
Ve bu yaşananlardan sonra ben mesela tekrar ötüp The Drama filmini izleyemem.
Çünkü gerçekten o kadar travmatik ki.
Bence hala o film kötü.
Çünkü hala o filmin altı boş, senaryo güçlü değil.
Hala filmde gerçekten yaşanan bir sorunu değil.
Hani olmuş... değil de olabilme ihtimali olan bir şey üzerinden bir senaryo ilerletiyorlar.
Bence hala kötü film ama bu yaşananlardan sonra özellikle o filmi gidip izleyenler dehşet travmatik olmuşlar.
Bunu Twitter'da da fark ettim.
Gerçekten yani eğer o filmin o yanını hiç bilmeden gidip izliyorsanız sizi çok kötü şeyler bekliyor filmde baştan söyleyeyim.
Çünkü gerçekten yani artık yepyeni bir travmamız var ve bu travmamız yüzünden hani tıpkı depremde, selde işte tıpkı diğer doğal afetlerde yaşadığımız gibi bundan sonra da birçok insan tekrar psikolog seanslarına başlamış
diye duydum. Ve gerçekten bu hafta birçok veli çocuklarını okula gönderirken ciddi sorunlar yaşadı.
Kendi kardeşim de 5.
sınıfta 11 yaşında ve biz ona mesela o geçen hafta sadece pazartesi günü okula...
Salı günü öğretmenler grev kararı almıştı.
Ondan sonrasındaki günlerde zaten o okul saldırısı olunca o yüzden okula gidilmedi.
Ben mesela kardeşime o okul saldırılarından bahsetmedim.
Çünkü arkadaşlar psikolojik olarak bir çocuğa bunu anlatabilmenin kolay ya da anlaşılabilir bir yolu yok.
Çünkü biz çocuk eğitirken hep neden bahsediyoruz bir insanı eğitirken?
İşte okul güvende bir noktadır.
Okula gidip eğitim alırsın.
İşte okulda bilinçlenirsin. Ama okulda böyle bir şey yaşadıktan sonra çocuk okula da güvenemeyecekse nereye güvenecek ki ev dışında?
Yani bu insanları, toplumu çok hızlı bir şekilde güvensiz eğiten bir şey.
Bir de tabii ki hazır bu dizilerden bahsetmişken biliyorsunuz.
diziler reklam aralarından para kazanır.
Yani reklam kuşaklarından. Hatırlarsanız geç hafta neyden bahsetmiştim?
Kıskanmak dizisi reklam bütçesi toplanamadığı için son bölümünü yayınlayamamıştı mesela.
Bu mantıkla düşünürsek işte bu kadar çok toplumla infial, bu kadar çok ciddi bir tepki yaratınca işte mafya dizileri belli devlet bankaları ve özel bankalar dediler ki işte şiddet varsa reklam yok
dediler ve biz artık işte mafya dizilerinin reklam aralarında sponsor olmayacağız, onlara reklam vermeyeceğiz dediler.
Bundan sonra da Şöyle bir şey yaşandı.
Konuya ilişkin bir açıklama yaptı Televizyon Yayıncıları Derneği ve dedi ki Unutulmamalıdır ki televizyon kanallarımız ülkemize yatırım ve istihdam sağlamaktadır.
İstekliklere göre Türkiye'ye en güvenilir mecra hala televizyondur.
Türkiye'ye değer katan ve...
Denetlenen köklü televizyon kanalları yerine denetimsiz ve şeffaf olmayan sosyal medya ve zararlı içeriğe sahip dijital oyun platformları gibi mecralara yönlenilmesi bu tarz mecralardaki zararlı içerikleri daha da arttıracaktır demiş.
Doğru çünkü bir şeyden ne kadar çok para kazanırsanız o kadar çok konuda hangi nokta etkileşim geçiyorsa ona yönelirsiniz.
Yani burada gidip bu bankaların hani sanki hiç yapmıyorlarmış gibi bundan sonrasında işte biz...
şiddet içermeyen şeylere reklam vereceğiz demesi de aslında bir kurtuluş noktası değil farkındaysanız ve gerçekten emin olun mesela şunu tartışıyoruz ülkece ya işte bu ülkede televizyon biter mi?
Emin olun bu ülkede televizyon asla bitmeyecek.
Çünkü neden? Televizyon her zaman yüzyıllardır ya da bu ülke için söyleyeyim bu ülke özelinde yüzyıldır hayatımızda önce siyah beyaz başladı ondan sonra renkli yayına geçtik ve Televizyon dediğimiz şey her zaman siyasetin,
sanatın, kültürün halka ulaşma yoldur ve şöyle bir durum var.
Televizyonun yok olacağını düşünüyor bazı insanlar.
Ya işte artık televizyon izleyen kalmadı.
İşte 60-70 yaşındaki dedelerimiz bile işte Halk TV'yi artık evindeki akıl televizyondan, YouTube'dan açıp izliyor ya da işte Nevşin Mengü, Fatih Portakal vesaire.
Bakın bunlar tercih edebilir şeyler.
Bunda bir sıkıntı yok. Zaten bunların hepsi izleyiciye bir seçenek sunmak için yaşanan şeyler.
Ama şimdi burada önemli bir nokta var.
Televizyon neden yok olmaz? Çünkü televizyon her zaman orta sınıfa hitap eden bir şey ve şöyle bir şey var.
Mesela bir eve taşındığınızda aklınıza o eve...
ilk ne almak gelir? Yani işte eski elinizden getirdiğiniz eşyalarınızı işte yatak odasına yatağınızı koydunuz.
Ondan sonra sauna gittiniz.
İşte koltuklarınızı koydunuz.
İşte gittiğiniz mutfak dolaplarını yerleştirdiniz.
Bardak, tavak vs. Sonra şöyle bir eve baktığınızda böyle bir şeyin eksikliğini hissedersiniz.
Yani Ocak ayında taşındığım için ben de biliyorum bunu.
Çok net yaşadım yani. Ya bu evde bir şey yok.
Hani böyle büyük bir şey eksik gibi.
Hani işte koltuk mu eksik, masa mı eksik diye bakarken aa dersiniz benim bu eve televizyon almam lazım.
Televizyon eksik dersiniz. Bakın izleyip izlememeniz burada Kıstası aldığımız şey değil.
Televizyon en kötü hani işte yemek yaparken işte bir şeyle uğraşırken siz mesela ne bileyim puzzle yaparken işte işinizle ilgili bir rapor yazarken vesaire arkada ses olarak dönsün diye bile hani o evde hani artı bir kişinin
varlığı gibidir televizyon.
O yüzden de televizyonun ölmeyeceği çok net.
Ve mesela Rütük bu olaydan sonra ne yaptı?
İşte birçok televizyon kanalına fiili olarak ultimatom verdi.
İşte eski... yeni bütün dizilerinizde, tekrar yayınladığınız dizilerde, primetime, akşam kuşağına koyduğunuz dizilerde şiddet sahnelerini azaltacaksınız dendi.
Ve işte yıllardır yayınlanan Kurtlar Valisi, Arka Sokaklar hepsinin içinden işte silah sahneleri çıkartıldı.
Bakın arkadaşlar bu ülkede 2006 yılından beri Arka Sokaklar yayınlanıyor.
Yani neredeyse benimle yaşıt dizi.
Öyle diyeyim size. Ya aramızda sadece 2-3 yaş var o dizinin sezon sayısıyla.
Ve şöyle yani bu ülkede gerçekten böyle şeyler insanları tetikleseydi emin olun Kurtlar Valisi yüzünden herkesin ya o dizi izleyen ve 10 bin valideki dizileri izleyen herkesin gidip bir okula saldırması gerekirdi.
Öyle bir şey yaşanmadığı için demek ki buradaki 2000'li yıllarla 2020'li yıllar arasındaki fark ne?
Eğitim, bilinç. Bakın şöyle bir şeyden bahsedeyim size.
Mesela hiç bu konuda detaya girmek istemiyorum ama mesela okul saldırılarını yapan çocuk, o büyük infiale sebep olan saldırının baş karmağını olan o çocuk, o genç ya da işte adı ne derseniz deyin kimse...
suça sürüklenmiş çocuk diyor ama yani bir katil için o ifadeyi kullanmak istemiyorum aslında.
Mesela o çocuk o gencin annesi öğretmen babası emniyet müdürü ya da emniyet başmüşveti.
Şöyle bir şey net değil o haberlerde.
Yani baktığınızda son derece eğitimli bir ailenin çocuğu son derece hani işte okulunu okumuş, hayatta belli bir yere gelmiş devlet memuru olan bir anne babanın çocuğu.
Yani baktığında hani bunu gidip böyle bir sokak çocuğunun yapmasından bahsetseydik eğer evet gerçekten işte dizlerden etkilenmiştir, gördüğü şeyi meşrulaştırmıştır o yüzden.
bu hale geldik diyebilirdik. Ama bakın bu değil.
Yani bahsettiğimiz şeyde ki baş kahraman son derece eğitimli bir anne babanın oğlu.
Hatta çocuk psikoloğa götürüyorlar.
Psikolog diyor ki bu çocuğun tedavi edilmesi lazım.
Babası çocuğu poligona götürüyor.
Şimdi bu noktada aileleri nasıl bilinçlendirebiliriz?
Yani 45-50 yaşına gelmiş ebeveynlerimize, 55-60 yaşına gelmiş büyüklerimize hiçbirimiz bilinçlendiremeyiz.
Çünkü o artık yani ilkokul mezunu, lise mezunu, üniversite mezunu hiç fark etmez.
Belli bir hayat tecrübesiyle o yaşa gelmiş artık.
Yani o hani artık işlenmiş bir tahta.
Onun üzerine tekrar bir şey yazmak çok zor, çok meşakkatli gerçekten çok zaman alacak bir şey ama bizim burada toplumun en çok korunması gereken bireylerine en çok dikkate alması gereken yaş grubunu bilinçlendirmemiz
gerekiyor. Bunu da mafya dizilerini kaldırarak yapamayız.
Farkındayım. Mafya dizileri çok zararlı, çok tehlikeli.
Evet şiddeti işte kadının erkeğin şiddetini, erkeğin kadının şiddetini, işte babaların kızının şiddetini meşrulaştırıyor.
Farkındayım. Ama yani yine de bütün mafya dizilerini kaldırsanız da iki gün sonra bu tekrar yaşanabilir ki umarım aslında Asla yaşanmaz bir daha.
Çünkü gerçekten çok korkutucu.
Yani ben olay yaşandığından beri şunu düşünüyorum.
Ben kardeşim bundan nasıl koruyacağım?
Çünkü hani biz eskiden ya da bu olay yaşandığına kadar geç haftaya kadar ben bir kadın olarak işte sokakta yalnız başıma yürümekten korkardım.
İşte anne babalar işte benim kızım akşama ve geç geliyorsa başına bir şey gelecek mi acaba?
İşte aman kızım taksiye biniyorsa işte bir arayayım hep irtibatta olalım vesaire diyen insanlar da.
Ama artık hayatımıza yepyeni bir korku eklendi.
Bakın daha ben bu haftanın başında pazartesi günü sabah...
İşe gelirken otobüse gelirken hemen yanımdaki kadın kızıyla konuşuyordu.
Kız da okula gitmek istemiyordu.
Kadın da otobüsün içine bağır bağır telefon konuşmasını diyordu.
Kızım hani kalk bu okula gideceksin yoksa ben senin yerine gidip o okula devamsızlık sildirmem.
Müdürüne de seni şikayet ederim okula gelmen diye.
Devamsızlıktan sınıfta kalırsın o yüzden okula gitmen gerekiyor diyordu.
Bakın artık bu noktaya geldik.
Yani veliler çocuklarını okula gitmek için zorluyor ve...
Yani gerçekten hani bununla herhangi bir şekilde önünü alma imkanımız yok.
Neden? Yani burada veliler de haksız değil ama öğrenciler de haksız değil.
Yani böyle bir şey siz 10 yaşında, 15 yaşında bir haberde gördüğünüzü bir tahmin etsenize.
Yani ben şu anki bilincimle bile çok ürküyorum yani bir okuldan, bir okulun içinde yaşanabileceklerden.
Yani o çocukların, o okulun pencerelerinden atlama görüntülerini kafamdan silip atamıyorum yani ve...
O kadar kötü bir şey yaşadık ki.
Yani bu kadar kötülükten sonra da gerçekten çocukların okula ısınmaması çok doğal ama yani bu nokta şunu unutuyoruz farkındaysanız.
Hayat devam ediyor yani. O olay yaşandığı günde hepimiz işe gidiyorduk, okula gidiyorduk.
O günden sonra da birçok insan yani belki hani büyük şehirlerde değil ama işte mesela Kayseri'de, Konya'da birçok insan daha kırsal, daha doğuda birçok öğrenci okula gitmeye devam etti.
Çünkü hayat böyle bakın ne olursa olsun yaşamaya devam ediyoruz.
Günlük rutinimizi bozamıyoruz yani.
gerek maddi sebeplerle gerek psikolojik bir noktadan zaten günlük rutinimizi bozmamamız gerekiyor ki hayat her şeye rağmen devam edebildiği noktada zaten hepimiz için daha sağlıklı bir yere geliyor.
Bu bölümde birazcık böyle kişisel gelişim podcastı gibi oldu ama bunu kesinlikle konuşmamız gerekiyordu bence.
Bakın burada 2000'li yıllarla 2020'li yıllar arasındaki farktan bahsettim ya size.
En önemli fark ne biliyor musunuz?
Alınan eğitimin kalitesi.
Ben hayatımda hiçbir zaman okula gidersen başıma ne gelir diye bunu asla düşünmedim.
Biz o zaman... O zaman çok mu kaliteli eğitim alıyorduk bundan 10-15 sene önce?
Hayır ama yani birbirimize daha çok güveniyorduk.
Sosyal medya bu kadar hayatımızın içinde değildi.
Çocuklar için bu kadar dış uyarıcı yoktu.
Ve yani mafya dizileri belki bugünkünden daha fazlaydı.
Evet dizi süreleri kısaydı ama yani gerçekten dizilerden öğrendiğimiz ya da dizilerin bize öğrettiği şey çok daha farklıydı.
Ve bakın şöyle bir şey var yani her ne kadar dehşet eleştirsem de Rütü.
Yani Rütü'nün en azından çok net uyguladığı bir sansür var.
Mesela bu gündüz kuşağı programlarında işte çocuk eğer...
Yani 18 yaşın altındaki birey diyeyim.
Eğer kayıp değilse ya da ölü değilse rütün belli bir bulur seviyesi kuralı var.
Yani o mesela Müge Anlı gibi gündüz kuşağı programlarında benim çocuğum kayboldu, benim çocuğum kaçırıldı dediğinde gördüğünüz fotoğraf genelde hep bulurlu bir fotoğraf oluyor.
Ve bu neden yaşanıyor? Rütük çocukları burada korumak istiyor.
Yani bu aslında kötü bir şey değil.
Zaten çocukların son derece korunması gerekiyor.
Sadece hangi durumlarda yüzü açılıyor o kayıp çocukların?
Eğer polise bildirdiyseniz galiba ve basına medyaya çıktıysa ancak o zaman gözü açıyor.
açılıyor çocukların. Ve ya ortada şöyle de bir durum var aslında.
Mesela birçok insan öfkesini işte dizilere yöneltti ya.
Ya arkadaşlar dizilerden bu kadar etkileniyorsak bizim hayatımızda bir şeyler eksik demektir zaten.
Yani eğitimimiz eksik demektir.
Ekonomik olarak sıkıntıdayız demektir.
Gerçekten izleyecek hiçbir şey bulamayıp televizyona yönelmişiz demektir.
Ki bakın ya bu ülkede yıllarca Kurtlar Vadisi izlendi.
Hep de örneği aynı şey üstünden veriyorum ama ya Kurtlar Vadisi işte eşkıya dünya hükümdar olmaz gibi dizileri hani minvallerini düşünün siz kafanıza.
Öyle örnekleyin. Yani onu izleyen hiçbir yetişkin, erişkin bir birey de eline silah alıp herhangi bir yere gidip taramadı.
Anlatabiliyor muyum? Yani burada aslında o çocukların nasıl bilinçleneceğini, o çocukların nasıl doğru eğitim vereceğini konuşmalıyız.
Ama ilk olarak tabii ki ülkemizde en hızlı bu olayı çözecek şey ne?
Sansür. O zaman gidip sansür uygulayalım dediler.
Bakın Rütük zaten son derece yeterli ve hatta haddinden fazla sansür uyguluyor bence dizilere.
O da niye? Dizilerde mesela hiç fark ettiniz mi bilmiyorum.
öpüşme kuralı denen bir şey var.
Şimdi sahneler farklı açılardan çekiliyor.
Mesela bir öpüşme sahnesini düşün.
En son hangi zamanda, hangi dönemde bir öpüşme sahnesini çok yakından izlediniz ya da böyle işte doya doya ya işte başrol çift bir öpüştü Allah'ım işte televizyon dizisi böyle bir öpüşme görmedi dediniz.
Yakın zamanda demiş olamazsınız.
Yok çünkü. Çünkü Rütük şöyle bir kural getirdi.
Televizyon dizilerini çekerken kameraların belli çekim açıları var.
Amors plan, plonje açı, genel plan, Amerikan plan, farklı planlar var.
Bu çekimler yapılırken sağ ve sol plandan o öpüşme farklı açılardan çekiliyor ya, sağ ve sol plandan maksimum iki plan toplamı 6 saniye bir öpüşmeyi verebiliyorsunuz.
O da iki farklı açı kullanırsınız.
Tek bir açıdan bir öpüşmeyi vermek istiyorsanız, genelde bizim ülkeye sonlandıkları bütün kurgulucular sırf sansüre takılmamak için, rütükten ceza almamak için genelde...
Yani böyle genel plandan böyle oyuncuları hani en uzak noktadan işte uzaydan çekiyormuş gibi bir öpüşme sahnesi izletiyor.
Hatta işte onları sonra fanlar yakıştırıyor gifini yapıyor vesaire.
Yani yaklaştırıyorlar sahneyi işte kurgu programlarıyla vesaire ama ne olursa olsun yani biz o sahnelerin hepsini çok uzaktan ve sansürlü izliyoruz.
Yani bu ülkede hani biz ahlakı ya da ne bileyim işte edebi işte bütün toplumun bir ahlakını korumaya sadece bir öpüşmeyi indirgiyoruz ya.
Aslında farkındaysanız dizilere baktığınızda çok da farklı türleri görmüyoruz.
Yani işte tövbe dizileri var bir mafya dizileri var hani üçüncü bir seçenek yok gibi bir şey öyle söyleyeyim size.
Yani mesela bir bilim kurgu bir işte komedi dizisi mesela bu tip şeyleri görmüyoruz artık.
Mesela 2000'lerle bugünlerin en büyük farklarından bir tanesi de o bence.
Eskiden çok daha detaylıydı.
Bütün dizi türleri çok daha farklı şeyler izliyorduk.
En kötü bu tutmazsa başka bir dizi yaparız deyip yapımcılar en azından deniyordu.
Ama artık ülkeye ki enflasyonun öyle bir noktaya geldi ki yapımcılar da artık denen mi yeni tutmayanı bir daha başka oyuncu ile başka bir kanalda başka bir temali denemiyorlar.
Çünkü diyorlar ki ben onu zaten geçen sezon yaptım tutmadı.
Yurt dışı satışı da yok. Bizden kimse gelip bilim kurgu hikayesi satın almıyor.
O yüzden ben... ne yapayım? Polise yapayım, mafya yapayım.
Bakın ülkemizde polise ve mafya dizilerinin sınırlarına baktığımızda aslında son derece kısıtlı bir sınırda iş yapıyorlar ve yani Eğer gerçekten bilinçli bir gözle onları izlerseniz gerçekten çok fazla silah sahnesi
görmezsiniz bizim dizilerde.
Ne olur mesela bizim dizilerde çatışma sahnelerinde bile birincisi zaten kan bulurlanıyor.
İkincisi de ortada şöyle bir şey var.
Çatışma sahnelerinde genelde biz mesela mafya babasının birine ateş ettiğini değil o ateş edilen kişinin vurulduğunu görüyoruz.
Ve zaten oradaki hani kan da VFX sürecine yani görsel efekt sürecine masa başına atılan bir şey olduğu için yani biz...
Zaten hani onun çok kısıtlı bir tarafını görüyoruz.
Ki genelde bizim ülkede zaten mafya dizilerinde sevilen şey nedir?
Genelde o mafyanın gidip birini tehdit etmesi, racon kesmesidir.
Yani biz öyle hani Brezilya dizilerindeki gibi her köşe başında birini vuran diziler izlemiyoruz aslında.
Ama işte burada asıl nokta ne?
Halk müdahale edebileceğini düşündüğü şey ilk etapta saldırıyor.
Yani tamam mafya dizilerini kaldıralım bence kaldırılması gerekiyor.
Ama yani mafya dizilerini kaldırmak ülkedeki şiddete dair yatkınlığı giderecek mi?
Ya da bunu azaltacak mı sizce?
Biz bunu ancak nasıl gidereceğiz? Eğitimle, öğretimle, sosyal medyadaki içeriklerin düzenlenmesiyle mesela işte bu okul saldırısındaki kişinin işte örgütlendiği yerlere bakın mesela işte Telegram gibi Discord
gibi yerler bakın bunların yasaklanması da bir şey çözmüyor.
Çünkü artık yani bu ülkede hepimizin cep telefonunda VPN uygulamaları var yani çünkü sürekli ülkede herhangi bir olayla ilgili haber almayalım diye işte bantlar altına gidiliyor sürekli işte internet kısıtlanıyor ve böyle bir durumda hani hepimiz
diyoruz ki ya tamam hani yine işte internet kesmişler.
biz işte VPN uygulamasıyla bağlayalım diyoruz.
Bakın bunu hepimiz yapsak da illegal bir şey yapıyoruz ama artık bunu yapmaya alıştık çünkü sürekli her olayda işte Instagram'ın fişini kesiyorlar, çekiyorlar ya da işte Twitter'ın fişini çekiyorlar işte siyasi olaylarda, tutuklamalarda
işte belediye baskınlarında vesaire ama yani farkındaysanız bu hiçbirimize gitmemiz gereken noktan alıkoymuyor.
Emin olun yani şiddeti uygulamak isteyen insan için de hani eğer onu kafasına koyduysa onun önüne geçmenin herhangi bir yolu yoktur.
Ancak o insanı bilinçlendirirsek yani o insanı bunun kötü ya da işte suç olduğuna ikna edersek bu yaşanabilir.
Yani siz hani işte gençler, ergenler suça bulaşmasın diye gidin işte Instagram'ı kapatın.
E ne olacak? Twitter'a geçerler.
Twitter'ı kapatın. Ne olacak? Telegram'a geçerler.
Telegram'ı kapatın. WhatsApp'a geçerler.
Yani bunun herhangi bir şekilde önüne geçmenin kolay ya da net bir yolu yok.
Bu tamamen yıllar içinde.
Bu eğitim birike birik.
Yani yeni nesillerde bunun ancak meyvesini alabileceğimiz bir şey.
O yüzden de mafya dizilerinden bugün siz o şiddet sahnelerini çıkarttınız mesela.
çıkartın ki çıkartacaklar da zaten birçok dizi geç hafta yeni bölümünü yayınlamadı bu olaylar yüzünden hatta o konuda gerçekten benim en sinir olduğum insan Kim biliyor musunuz?
Demet Özdemir. Yani o da niye?
Gerçekten korkunç bir tweet attı ve öyle bir linçlandı ki kesinlikle sonuna kadar hak etti bence.
O da tweetini neyden bahsetmiş?
Bu Eşref Rüya'nın son bölümü yayınlanmadı ya.
O da onunla ilgili demiş ki işte linç kampanyalarınızı iki dakika durdurun.
Asıl önemli olan ne? Onu hepimiz biliyoruz.
Yazık size. Sizin adınıza bemut aldım demiş.
Yani gerçekten böyle hani ünlüler kendilerini gerçekten şu toplumda bir söz sahibi zannediyorlar ya.
Bu da bizim ülkede gerçekten insanların bilinçsizliğinden ve kimi başrolü koydu.
Yardımcılıklarından kaynaklı bir şey gerçekten çok tehlikeli ve çok yanlış ama işte hani insanlar artık öyle bir noktaya geldik gerçekten aklı başında konuşan sakin biriyle kavga etmeden hakaret etmeyen konuşan insanı artık böyle toplumu
yönlendiren kamu insanı olarak algılıyorlar ve bu çok tehlikeli ve bu neden kaynaklanıyor.
Tamamen eğitimsizlikten.
Bakın bu ülkede her sene Bihter Ziyagil'in ölüm yıldönümünü kutluyoruz.
Her sene Kurtlar Vadisi'ndeki ölen karakter için işte lokmalar dağıtılıyor, cenaze töreni düzenlenmiş.
Karakterin adını şimdi hatırlamıyorum da yani bu ülke kurgusal karakterliğe bu kadar bel bağlıyor.
Yani dizilerden etkilenmesi çok da tuhaf değil ama bakın burada bahsettiğim şey hani diziler etkilemiyor işte dizileri niye bu kadar tepki gösteriyor gibi bir nokta değil.
Asla yanlış anlamayın.
Kesinlikle dizileri... İnsanların karşısına bu kadar çok şiddet koydukça bu kadar çok insanların karşısına o şiddet farklı farklı yollar çıkarttıkça işte babalar kızını dövüyor, anneler oğullarını işte yüceltiyorlar.
Aynı şekilde işte dedeler torunlarına diyorlar ki işte sana köyden bir kız buldum bununla evleneceksin soyumuzun devamı için bize varis doğuracaksın falan.
Sanki hani ülke böyle koca bir aşire tarafından yönetiliyormuş gibi bir mizacımız var.
Yurt dışında bizim dizilerimizi izleyen insanlar için ya asla böyle yaşamıyoruz ve asla böyle bir toplumsal hayatımız yok ama.
Ya arkadaşlar aslına bakıldığında evet şiddet meşrulaşıyor yani her açıdan şiddet meşrulaşıyor ama yani bu buradaki tek kıstas değil yani o bankalar o işte şirketler dizileri reklam arasında sponsor olmayınca
ve diziler bu işten yapımcılar kanallar para kazanamadığı için yayından kalktığı zaman bir sürü insan işsiz kalacak.
Bakın yani işin gittiği yer hep aynı aslında hep aynı ekonomik noktadan besleniyor bütün sorunlar.
Haksız mıyım? Yani bu noktada ben de bu sektöre çalışan bir insan olarak şunu demek istiyorum.
Arkadaşlar taş mı yiyelim ya?
Yani bizim de bu sektör çalışmamız gerekiyor.
Bu sektörün evet daha iyi bir noktaya gitmesi gerekiyor.
Doğru ama burada suçlu olarak ilan edilecek kişi diziler değil.
Yani bunu bu noktaya getiren yöneticiler, bunu hiçbir şekilde sorumluluk olarak kendisine almayan işte başkanlar, işte bakanlar.
Biz bu noktaya bir günde gelmedik bakın.
Bu diziler bir anda mafya dizilerine, bir anda tör dizilerine dönüşmedi.
Yani ekrandan komedi dizilerini çekince, bilim kurguyu çekince, aile dizilerini işte birbirini sev...
Ben bir kadın ve bir erkeğin hikayesini çekince geriye bunlar kaldı.
Ve emin olun mafya dizilerini çekince yerine daha kötüleri gelecek.
Umarım tabii ki bu tür olaylar bir daha yaşanmaz.
Ama tutun ki yaşandı.
O zaman diziler de olmalı farz edin.
O zaman neyi suçlayacağız? Yani bakın bu ülkede gerçekten suçlanacak doğru insanı hepimiz biliyoruz.
Ama onu değiştiremeyeceğimiz için.
Diyoruz ki ya biz hani ona dokunamıyoruz.
O değişmiyor. Biz hani onu değiştirmiyoruz.
O zaman dizileri değiştirelim. O zaman filmleri değiştirelim.
Bakın böyle böyle zaten Türk sınırsında son dönemde işte Recep İvedik tutuyor diye.
Sadece Recep İvedik üretiliyor ya da işte korku filmleri üretiliyor, gişe yapıyor diye ya da işte çocuklar için çocuk filmleri üretiliyor.
Ve böyle böyle mesela Çağınır Maksinans dediğimiz şey resmen kayboldu.
Yani Zeki Demirkubuz'un anlattığı mesela kader hikayesi işte masumiyet mesela bugün anlatsanız belki o...
rakamlara ulaşamaz işe de.
O kadar popüler olamaz. Anlıyor musunuz?
Yani bir şeye ne kadar çok sansür koyarsanız onun yerine gelecek şey aslında o kadar tehlikeli, o kadar riskli olan bir şey.
Ama tabii ki umarım yani en yakın zamanda ülkemizde her şey düzene girer.
Çünkü ülkeyi şöyle bir replik duydum en son izlediğim filmde.
Çok doğru. Ülkeyi yönetenleri sevmemeniz, ülkeyi de sevmemenizi gerektirmez.
Ülkenizi sevip ülkenizi yönetenleri sevmiyor olabilirsiniz ve ikisi aynı anda mümkün olabilir diye bir replikti.
Gerçekten. çok güzeldi. Bunun detayını tabii ben size önümüzdeki hafta İstanbul Film Festivali bölümünde anlatacağım ama bu konuya da kesinlikle değinmek istedim.
Bu konudaki tek suçlu, tek sorumlu mafya dizileri, onların senaristleri, onların yönetmenleri, onların kurgucuları değil.
Çünkü halk bunu talep ediyor.
O yüzden biz bu noktadayız.
O yüzden de halkın bu şiddetten, bu büyük bir infiale sürükleyen insanları bu tür olayların yaşanmaması için, halkımın uzaklaşması için insanların önce bilinçlenmesi, eğitim alması gerekiyor.
Öbür türlü zaten yıllar...
Her de Kurt Darvaz izleyen herkes mafya olurdu.
Öyle bir şey yaşanmadığı için.
O yüzden lütfen kendimize doğru günah keçileri seçelim.
Doğru insanları sorumlu tutalım.
Çünkü unutmayın her zaman halk hepsinden daha güçlüdür.
Ve o yüzden de hepimizin ortak tepkisine ihtiyacımız var.
Bu tip sorunların bir daha yaşanmaması için.
Çocuklarımızın bir daha böyle bir tehlikede kalmaması için.
Umarım bir daha asla böyle bir şey yaşanmaz.
Konuda Amerikanlaşmak işte teknoloji açısından, tarım açısından, eğitim açısından ya da işte adalet, polislik sistemi açısından belki mantıklı olabilir, belki bazılarına göre doğru gelebilir ama bizim genetik kodlarımızda bu olmadığı
için yani Amerika'nın da bu tip toplumsal infiale sebep olan işte okul saldırıları gibi korkunç özelliklerini almamamız gerekiyor bence.
Bayağı uzun konuştum bence ya.
Bence bu bölüm bu kadar yeter diye düşünüyorum arkadaşlar.
Bunu da konuşmadan geçmeyeyim istedim.
Çünkü bu olay nasıl ülkenin arşivlerine girdiyse kendi podcastımın arşivinde de bu konuda bir bölüm kaydolsun, bu konuda bir bölüm dursun istedim.
Umarım hepimiz en kısa zamanda bu travmayı atlatırız ve umarım bu tür travmaları tetikleyecek daha kötü travmalar eklenmez kendi listemize ve daha kötü şeyler yaşamayız.
Sizi seviyorum. Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
