
Bu bölümde bolcaaaaa sinema gündemi konuştum kalan zamanımda da The Drama filmini masaya yatırdım…Bölümü de THE PİTT övgüsüyle bitirdim.İyi Dinlemeler 🥰.
Kısımlar:
(00:00) girizgâh
(00:48) Sinema gündemi
(12:01) The Drama
(15:33) The Pitt
Transkript
Herkese merhabalar. Vizyonda yayınlanan 17.
bölümüne hoş geldiniz. Herkese iyi haftalar, iyi günler.
Nasıl geçiyor acaba Nisan ayınız?
Benimki sinemayla dolup taşıyor resmen.
Özellikle bu hafta ve önümüzdeki hafta.
Bu hafta Vizyonda ne izledim?
Soğuk Soygun filmini izledim.
Kendisi bir İspanya filmi ve gerçekten çok hoşuma gitti.
Çok farklı bir kafayla yapılmış.
Yani izlerseniz kesinlikle beğeneceğinize eminim.
Bu da buradan size bu bölümün ilk tavsiyesi olsun.
Ondan sonra yerli film olarak Perde'yi izledim.
Gerçekten çok hoşuma gitti. Tülün Özen harika oynamış.
Yani zaten televizyon dizisinde, sinemada izlemeyi çok sevdiğim bir oyuncu.
O yüzden de bu filme de kendisi çok güzel bir şekilde renk katmış.
Dün şehirde 45. İstanbul Film Festivali başladı.
Film festivali boyunca hangi filmleri izleyeceğimi artık açıklayabilirim diye düşünüyorum.
The Christophers'ı izleyeceğim, Alter Ego'yu izleyeceğim, Megadoc'u izleyeceğim, Rose of Nevada'yı izleyeceğim, Konnemara, Moda, Mother Mary...
Rose, Amerikalı Doktor, Savaş Zamanı Boşanmak ve Füze Fünye filmlerini izleyeceğim.
Ve ilk günden de festivali Atlas Lines'ında Everybody Dicks Bill Evans filmiyle açtım.
Başrolde Anders Danielson diye vardı.
Bu filmin izlenen sebebim tamamen Trier Sines'ın vazgeçilmez oyuncusu olan Danielson'ın İstanbul'a gelmesiydi.
Ama maalesef benim olduğum seansa gelmedi.
Bugün Kadıköy Sinesi'ndeki seanstan sonra söyleşi yapacakmış.
Bu oyuncu da o söyleşiye katılacakmış ve...
Şöyle bir saçmalık oldu. Geçen Cuma İKSV şöyle bir post duyurdu.
Oyuncu ile bir hafta sonra yani yarın akşam üstü 5'te festival sohbeti yapacaklarını duyurdular.
Soho House'da ücretsiz ama rezervasyon gerektiren bir etkinlikmiş.
Ben de bu postu 30 dakika sonra gördüm tabii.
Hemen başvuru yapayım dedim. Kontenjan dolmuş.
Postun altındaki yorumlara baktım.
Herkes benimle aynı fikirdeymiş.
Bazı insanlar hemen postu görüp işte başvuru yapmaya çalışmışlar.
Kontenjan ayırtmaya çalışmışlar.
Bir türlü başaramamışlar. Yani benim anladığım...
Yine İKSV kendi tanıdıklarına bu işte oyuncu ile buluşma etkinliğinin kontenjanını açmış.
Ve hiçbir şekilde bu oyuncunun hangi seansa katılacağı belirtilmediği için herkes kendine yakın seanstan bilet aldı tabii ki.
Ve yani ben de arkadaşlar şunu anlamıyorum yani çok mu zordu acaba?
Oyuncu hazır İstanbul'dayken ve bu filmin oynayacağı bütün salonlar full doluyken bu oyuncu mesela Atlas sinemasındaki seanstan sonra da söyleşi yapsaydı.
Yani bu ülkede gerçekten hiçbir şey organize edilemiyor ya ben gerçekten ondan nefret ediyorum ya.
Oyuncu burada sadece tek seansa katılacak.
Ondan sonra sınırlı sayıda insanla belli bir etkinlik çerçevesinde buluşacak.
Ondan sonra size pazar günü Norveç'e geri dönecek.
Yani sorarım size bu hak mıdır ya?
Gerçekten o kadar sinirlendim ki.
Neyse, gerçekten neyse diyorum.
Neyse, yeterince şikayet ettiğime göre beni mutlu eden güzel bir dava haberine geçebiliriz hep birlikte.
Aslında geçen Cuma'yı dava ama ben belki sonuçlanmaz ya size bundan bahsetmemiştim.
Nihayet Justin Baldo ve Black Dive davası sonuçlanmış.
Elimizdeki raporlara göre New York'taki federal bir hakim Black Darvin Justin Baldoni hakkındaki iddiaların çoğunu reddetmiş.
13 iddiadan 10 cinsel taciz, iftira ve komplo dahil olmak üzere yasal gerekçelerle reddedilmiş.
Davayı da tabii ki bu durum önemli ölçüde daraltmış.
Dava hala 18 Mayıs'taki bir duruşma haliyle devam edecek gibi gözüküyor.
O duruşmada ihlal, misilleme ve tacize yardım ve yataklık iddialarıyla duruşma aynı şekilde daha da böyle açılarak devam edecek.
Hukuk savaşı şimdilik Baldwin lehine sonuçlanmış gibi görünüyor ama medyada her iki isim de tabii ki bu süreçten ciddi yaraları aldı, çok ciddi itibar kaybettiler.
Mart ayındaki bir önceki duruşmada Black Live'i davanın Mayıs ayında görülmesi planlanan duruşması öncesinde davanın jüri tarafından karara bağlanması sebebini ısrar etmişti.
Ancak verilen son karara bakarsak Black'in yine yine yeniden eli boş kaldı ama dava reddedilemeyen talepler üzerinden devam edecek.
Eğer iki tarafta anlaşmazsa yeni bir mahkeme yolu açılacak.
Bu konu hakkında detaya girmiyorum bu bölümde.
Eğer konuya dair bir bilginiz yoksa bu insanlar kim bunlar neden böyle bir davanın içi neler diye merak ediyorsanız Şubat ayında çıkan 4.
bonus bölümümüzü dinleyebilirsiniz.
Orada 40 dakika boyunca geniş geniş bu konuyu anlattım size.
Geçelim diğer haberlerimize çünkü bu hafta sinema gündemi hali yoğun.
Sidney Sivin'e bir açıklama yapmış demiş ki gereksiz linç edildiğim ve aşırı cinselleştirildiğimi düşünüyorum.
Yani hani artık hani bunu böyle insan söylemeye utanır ya yani bütün...
Oynadığın dizilerde, filmlerde hepsinde itina ile hani müstehcenlik, açıklık, soyunma bütün eylemleri yaptığını düşünürsek bence yani biz seni bütün bir dünya halkı olarak az bir linçliyoruz.
Onun dışında yani geçelim diğer haberlere.
HBO Max'de yeni gelen eski yapımlar var.
Dune Part 2 gelmiş, Barbie gelmiş, After Sun ve The Substance gelmiş.
Substance'ın bizdeki adı Cevher.
Onu izleyelim zaten. Dune Part 2 çok benlik değil.
Barbie'de izledim çıktı. Sene hatta Vision Gear'da ilk gün izlemiştim.
After Sun'da hala izlemedim artık yani kendimden utanacağım bunu izlemediğim için.
Üstelik işte Canan Erçet'in şarkısı kullanılıyor, Bodrum'da çektiler.
Yani bunu hala izlememek benim ayıbım farkındayım ama yani bence After Sun beni çok üzecek diye korkup başlayamıyorum.
Ama yani bu bence evrenin bana bir işareti arkadaşlar.
Haksız mıyım? Yani kolay yoldan erişip izlemem için daha ne yapacaklar değil mi?
Belki haftayı izlerim bilinmez.
Bu arada başka ertelediğim bir şey izledim sonunda Apple TV'den.
Couch Selling yani bizdeki adıyla Suçüstü Derin Aronofsky'in filmi.
Gerçekten çok hoşuma gitti.
Austin Butler keşke benim olsaydı film boyu.
O kadar tatlıydı ki Allah'ım.
Yanlış anlamayın bunda sadece görüntüsünün etkisi yok.
Kendisi gerçekten çok başarılı bir oyuncu.
Sadece sarışın olduğu için seviyorum diye düşünüyorsanız %70 haklı olabilirsiniz.
Ama %30 da oyunculuğu çok iyi olduğu için diyorum kesinlikle.
Ondan sonra festivallerden yeni haberler gelmeye başladı.
Cannes Film Festivali'nin açılış filmi belli olduğu 79.
Cannes Film Festivali. Yönetmen Pierre Salvadori'nin imzasının olduğu.
Elektrikli Venüs filmiyle açılış yapmaya hazırlanıyor.
Salvadori'nin filmi oyuncu E.Hedra'nın sunuculuğunu yapacağı açılışlarının ardından 12 Mayıs'ta Kaan'daki Grand Theater Lumiere'de yapılacak Premier Le Feste'nin resmi başlangıcının üstlenmek için gün sayıyor.
Ve Elektrikli Venüs konu olarak neden bahsediyor derseniz 1928 yılının Paris'ine geçiyor.
Genç bir resim olan Anthony Balestier eşi öldüğünden beri galeri sahibi Armand'ı umutsuzluğa düşürecek şekilde resim yapamıyor.
Anthony'nin bir akşam bir medium aracılığıyla eşiyle iletişime geçmesiyle başlayan olaylar zinciri.
Onu Suzanlı ile yeni bir maceraya sürüklüyor.
Festival Salvador'un filmini nefis derecede gülünç bir romantik komedi olarak tanımlıyor.
Pio Marmaris'in başrolünde yer aldığı filmde ona Anais de Mossler ve Gilles Lelouch eşlik ediyor.
Festival 13-26 Mayıs sahillerine kanlı düzenlenecek.
Bakalım umarım çok güzel filmler çıkar ve umarım o filmleri biz en yakın zamanda ilk elden çok rahat bir şekilde izleyebiliriz.
Bu arada dünyadaki savaş tam gaz devam ederken bir de o savaştan önce de ülkesine yasak dolan bir yönetmen vardı.
Altın Palmiye ödüllü Cafer Panay'ı.
Hakkında verilen hapis cezasına rağmen ülkesi İran'a döndü.
Açıklamasında tek pasaportum ve tek vatanım var.
Onun için ölmeye gidiyorum, onun için ölmeye geldim demiş.
Panay Aralık 2025'te gıyabına çarptığı yılda bir yıllık hapis cezasını hala üzerinde taşıyor bu arada.
Bu ceza son filmi görünmez kaza üzerinden yönelsen devlete karşı propaganda suçlamasına dayanıyor.
İran'ın dönüşü de 31 Mart 2026'da Türkiye üzerinden karayoluyla yaşanan bir şey.
Hukuki süreçte... Avukatı Cafer Panay'ın cezası da tabii ki itirazda bulunmuş.
Ancak şu ana kadar cezanın iptal edilene veya bir af çıkana dair resmi bir bilgi yok.
Tutuklanma riski hala devam ediyor.
Ve umarım üzerindeki idam cezası kalkar.
Çünkü harika bir sinemacı. Gerçekten onu dünya olarak kaybetmek istemeyiz.
Buradan beni dinleyen 18-22 yaş arasındaki gençlere de güzel bir haberim var.
Netflix, Selman Nac'ın yeni dizisi Palas Pandras'a rol alacak genç yeteneği arıyor.
Ve seçmeler tüm Türkiye'ye açık.
Selman Hacer'in bu yeni dizisine sakatlık yüzülen parkeleri erken veda eden eski bir milli basketbolcunun 5 yetenekli lise öğrencisinin yaşamına dokunuşunu konu alıyor.
Bu dizi için Selman Hacer bütün ülkeden genç yetenekleri toplamak istiyor ve Netflix'te karşılığında bu işe önayak oluyor ve seçmeye seçilen gençler final turuna geçen gençler İstanbul'da kampa girecekler
ve bu bakın yaş aralarını tekrar söylüyorum 18-22 yaş ve Netflix kreatif sektör eğitimlerine son derece büyük bir hızla devam ediyor.
Son olarak da bizden bir haber verip biraz daha haberleri karma kısmına geçeceğim arkadaşlar.
Geçen hafta arka sokakların son bölümü yayınlanamadı reklam bütçesi toplanamadığı için.
Yani farkındaysanız sektör resmen can çekişiyor.
Bakalım bu akşam yayınlanabilecek mi?
Aslında doğrudan bizim alanımız olmasa da yine bir şey istenen desin yani ve bundan hepimizin şikayetçi olacağını düşünüyorum.
Şimdi ülkece 5G'ye geçtik biliyorsunuz ki.
Turkcell 5G reklamında...
Dünya cümlü basketbolcu Şak Onaylı oynatmış.
Bu reklam çekimi Türkçe'ye 90 milyon TL'ye mal olmuş deniyor arkadaşlar.
Yani 2 milyon dolar aslında bu.
Bütün döviz miktarı düşünürsek tabii şu an için diyorum.
Yani siz bunu 2 sene sonra işte 3 sene sonra ya 6 ay sonra bile dinleseniz kur çok hızlı değiştiği için bir şey diyemiyorum o konuda.
Yani arkadaşlar bu şirket o kadar parayı altyapı için harcasaydı depremde yüzlerce insan enkaz altında ölmezdi belki değil mi?
Yani internet kesip insanları resmen ölüme terk ettiler ve gerçekten yani...
Öyle saçma sapan bir şey harcamışlar ki bu kadar parayı.
Ama tabii ki merak etme ya o şekilde faturalarla zaten bize aynı hızda geri dönüş yapar.
Onun dışında artık 50 yaşına gelme hala hiçbirimizin inanamadığı Şehzade Mustafa'mız.
Şarap gibi yıllandıkça karizması artan Mehmet Günsür İbrahim Selim'e konuk olmuş.
Orada podcastımızın ilk bölümünde konuştuğumuz Muhteşem Yüzü'yle ilgili açıklamalar yapmış.
Demiş ki bir oyuncu arkadaşımızla tanıştım 20 küsur yaşlarına ve bana Muhteşem Yüzü'ne 8.
kez başladım. Peki neden dedim.
Eski Türkiye ile ilgili bir şey hissediyorum.
Onu hissetmekten, onu izlemekten hoşlanıyorum demiş.
Aynı zamanda eşinden de bahsetmiş oyuncu.
Eşimle 10 kez daha, tekrar tekrar tekrar bir kez daha evlenirim demiş.
Hem yakışıklı, hem başarılı, hem iyi bir baba, hem ideal koca.
Ne istiyorsun be adam? Topla mı Allah mı diye sana ya?
Gerçekten. Bu arada madem Mehmet Günsür'den bir iç pazara döndük, yeni bir haber vereyim size.
Eylül'ün Lize Kandemir, Ay Yapım'ın yeni sezonu için hazırladığı Başkalarının Hayatı televizyon dizisine başrol olacakmış.
Gece konusu hamdında yaşayan ve yeri bursa kazandığı üniversiteye başlanan Hülya'nın başkanının hayatına özenmesi konu alacak dizi.
Yani gerçekten bu kızı burada görmesek belki unuturduk ama illa gözümüze gözümüze sokacaklar değil mi?
Ne gerek var buna yani? Geçelim yerli filmlerimizden iki tane büyük güzel haberimize.
Ragıp Türk'ün yönettiği Taş ve Tüy, Jonju Uluslararası Film Festivali'nde yarışacak Pınar Yorgancıoğlu imzalı, Karanlıkta Islık Çalanlar ise San Francisco Uluslararası Film Festivali'nde yarışacakmış ve...
Netflix'in The Adventures of Cliff Booth iş için ödediği ücretler ortaya çıkmış.
20 milyon dolar Quentin Tarantino'ya ödemiş.
40 milyon dolar Brad Pitt'e.
20 milyon dolar yine Dave Fincher'a ödemiş.
Yani inanılmaz rakamlar ya.
Yani şu adamlara şu rakamları verene kadar.
Yani o kadar güzel ve devam etmeyin işi var ki Netflix'in.
O parayı onlara yatırsalar arkadaşlar neler çıkar biliyorsunuz değil mi?
Neyse. Bu arada şundan bahsetmedim.
A24'ün en büyük gişe hasatı yapan ve hafta sonları en çok...
Ve en yüksek gişe hastalığı yapan filmleri ortaya çıkmış.
March Supreme 17,7 milyon dolarla zirvede.
The Drama 14,4 milyon dolar.
Ondan sonra işte iç savaş, kalıtsal ve materyalsiz filmleri geliyor.
Ve umarım yani daha çok sinemaya gidilir, daha çok film daha çok seyirciye ulaşır ve daha çok gişe hastalığı görürüz bundan sonra.
Devil Wears Prada 2 yani bizdeki adıyla şeytan marka yerin görkemli final fragmanı gelmiş ve karakter afişleri gelmiş.
Lady Gaga ve Doshi'nin film için hazırladığı orijinal şarkı Runway eşliğinde yayınlanan fragman, en lisançısın dergiye dönüştüğü patlak veren büyük skandal ve ikonik karakterlerin yeni hallerini bize gösteriyor.
2006 yapımı kült klasiğin devam filmi olan Şeytan Markı Ger 2 için final fragmanındaki en büyük sürpriz Lady Gaga ve Doshi'nin film için özel olarak kaydettiği Runway adlı şarkının ilk kez duyulması oldu.
Bu arada yeni fragmandan da bir söz viral olma yoluna gidiyor.
Yaktığım köprüler yolumu aydınlatsın sözü.
Bakalım ya umarım gerçekten ilk film kadar güzel olur.
Benim hiç umudum yok aslında ama bakalım hep birlikte göreceğiz.
Şimdi geçen bu haftanın filmi ne?
Bu haftanın filmi geçen hafta vizyona giren The Drama.
The Drama ile ilgili BBC'nin şöyle bir haber başlığı var.
2026'nın ilk büyük tartışma başlatan filmi olacak.
BBC'ye göre film kusursuz olmasa da etkisi güçlü.
Risk alma cesareti etkileyici ve film teknik olarak çok iyi.
2026'nın ilk büyük sınav tartışmasını başlatacak.
Yapım olabilir. Eleştiride de filmin zaman zaman karakterlerinin yerine rahatsız edici ama komik sahneleri yaslandığı bu nedenle anlatın yüzeyde kaldığı vurgulanıyor.
Ve The Drama filmi yurt içi ilk gösterim günde 6,4 milyon dolar hasılat elde etmiş Amerika'da.
Bu A24 filmleri arası açılış günde elde edilen en büyük üçüncü hasılatı temsil ediyor.
Zendaya'da The Drama premierlerinden birinde Edward Cullen'ın tişörtü giymiş ve gerçekten o kadar çok ergen fanın gözleri yaşlı bir şekilde onu izlediğini gördüm ki inanamadım.
Ülkemizdeki hasılatına bakarsak henüz bugün bu film vizyona gireli daha bir hafta olduğu için henüz gişe rakamları çıkmadı.
Ama ben bileti ararken salonlar hep doluydu.
Yani bizden de kötü bir rakam çıkacağını sanmıyorum ama bir hamlet kadar izlenmez tabii ki.
Gelelim filmle ilgili benim fikirlerime.
Yani arkadaşlar A24 öyle bir PR yaptı ki gerçekten beklentim çok büyüktü.
Ama şöyle söyleyeyim size Zendaya'nın geliniği ne kadar güzelse filmin fragmanı ne kadar göz alıcıysa film o kadar boştu.
Yani tam bir balondu. Zendaya'nın karakteri Emma'nın sırrını bambaşka bir şey sanmış beni.
Daha derinlikli, daha böyle çarpıcı, daha çok böyle ses getirecek, daha ütopik bir şey sanmıştım.
Robert Pattinson'un karakteri Charlie bu sırrı duyunca böyle ayıldı, bayıldı.
Yani Charlie'cim hayatım sen prenses erkek misin?
Yani niye ayılıp bayılıyorsun değil mi?
Yani konuyu size anlatmaya direkt yorumlamaya geçtim.
Tabii de konusundan da bahsedeyim.
Emma Harford yani Zendaya'nın karakteri ve Robert Pattinson'un karakteri Charlie Thompson dışarıdan bakınla kusursuz görünen bir çift.
Londra'da müze müdürü. olan Charlie ve Amerika'nın güneyinden gelip bir kitapçıda çalışan Emma yani bir aslında editör olarak çalışıyor.
Böyle gözünüzde kütüphane canlanmasın.
Hem derin bir aşkla birbirine bağlılar hem de evli kazarındalar.
Düğünlerin sayılı günler kaldı ancak beklenmedik bir gelişme tüm planları alt üst ediyor.
Yaklaşan törenin gölgesine ortaya çıkan gerçekler ikisini de ilişkilerini yeniden sorgulamaya zorlar.
Aşkları güçlü fakat artık yüzleşmeye gereken soru şu.
Birlikte kurdukları gelecek gerçekten düşündükleri kadar sağlam mı?
Şimdi arkadaşlar yani filmin süresini düşünürsek bu senaryoya göre ideal bir süresi vardı.
Bir buçuk saattir. Ama senaryo korkunç olduğu için yani neyse ki bu eziyeti daha fazla uzatmamışlar dedim.
Yani böyle güzel bir partilerin en güzel sahneleri böyle flashback şeklinde vermişler.
Hızlı hızlı yemişler. O kadar canımı sıktı ki bu durum.
Yani kafası karıştığı için gergenlikten ertesi gün evleneceği, nişanlısını aldatan Charlie ve finalde ona affeyen Emma ne alakaydı gerçekten?
İzlerken şunu düşündüm. Ben buna niye zaman ayırdım ki şu an dedim.
Umarım bu ikiliyi daha güzel işlerde daha doğru senaryolarda izleriz ve umarım bu partnerlikleri devam eder.
Çünkü bu sene içinde de birlikte oynadıkları farklı zamanlar çıkacak filmleri var.
Filmin IMDb puanı 7.5 onun üzerinden.
Yani bir de mesela şunu anlamıyorum ya madem hani işin içine bu kadar dahil olduk.
Zendaya'ya o kadar güzel gelinlik giydirip onu nasıl o gelinlikle salınmasını bize izletmezsiniz ya.
Üstüne uzun turuncu bir mont giydirmişler bir de.
Ay yemin ediyorum fenalık geldi bu filmden bana ya.
Gerçekten ben bunu anlatmak falan istemiyorum.
Gerçekten o kadar kötü ve o kadar bomboştu ki.
Yani hele böyle BBC'nin yorumunu işte 2026'ın çok çarpıcı, çok tartışma yaratacak filmi.
Abi yani bu yıl bu kadar kötü bir sinema yılı mı olacak?
Yani biz bir tek oturup bu filmi tartışacağız.
Tam bir böyle çok hızlı patlayan bir balondu ya öyle diyeyim size.
Neyse hemen bu haftanın dizisine geçiyorum.
Gerçekten böyle çığlıklar atacağım yani dayanamıyorum.
Şimdi... Gelelim bu haftanın dizisine.
Geçen hafta ben aslında bu konuya pas atmıştım.
Bazılarınız Instagram'dan bana yazdı.
Bazılarınız anlatacağım diziyi bulamamışlar.
Bu haftasında The Pit konuşacağız.
Yani benim bayramda iki günde totalde 26 bölüm izleyip bitirdiğim o iş arkadaşlar.
Ve dikkatinizi çekiyorum hiçbir kısmına hiçbir noktasına asla atlamadım.
The Pit bir acil dizisi.
Acil tıp doktorlarını anlatıyor ve onların işte acil yaşadığı kötü olayları, korkunç şeyleri anlatıyor.
Ve size şundan bahsedeyim.
Noah Wilde dizinin hem yapımcısı hem yönetmeni hem senaristi yani böyle hani adam bildiğiniz bu işi böyle baştan yaratmış ve bütün kadroyu kendisi kurmuş.
Sette telefon kullanmak yasak.
Telefonları setin girişine topluyorlarmış ve sette baya böyle kitap köşeleri varmış.
Herkes oturup kitap okuyormuş. Sırf senaryo sızmasın ve insanların odak noktası kaymasın diye.
The Pit şöyle bir şeydir.
Robbie diye bir acil tıp doktor var.
Hikayede Noah Wilde'ın oynadığı başroldeki ve bütün olaylar aslında onun etrafında gerçekleşiyor.
Dizide bir mesai saatini yani totalde biz 15 saati diyeyim.
15 saati 15 bölüm olarak geziyoruz.
Yani her bölüm dizide 1 saat geçiyor.
Mesela dizideki bazı olayları diyoruz ki ya bu olay çok uzamadı mı?
Bu hani artık bitsin işte.
Ya da ne bileyim hani işte bir trafik kazası geliyor, bir patlama geliyor.
Mesela Amerika'daki işte 4 Temmuz bayramında bir sürü olay yaşanıyor.
Ve diyoruz ki hani bu işte elini kolunu bacağını kesenler artık dursun diyoruz.
Hani sezonun ilk bölümünden son bölümüne kadar yani biz 6 ay boyunca belki de dizinin yayınlandığı süre boyunca tek bir gün izliyoruz.
O yüzden de yani bize bazı noktalar sıkıcı geliyor ama oyunculukları, senaryosu gerçekten bayıldım.
Zaten 2 hafta sonra da kendi sezon finali yapacak.
Aslında şunu düşündüm ya acaba ben bölümü 2 hafta sonra mı anlatsam bu sezon bitince dedim.
Ama yani zaten sezonun aşağı yukarı nasıl gittiği belli.
Noah Weil kesinlikle bu diziyle ilgili herhangi bir aşk meşk ya da işte şip olaylarını insanlara sokmamak istiyor ama...
Yani diziyi hani izleyen herkesin tıpçı olmadığını düşünürsek yani insanların da diziye tutunması için böyle güzel, tatlı, hoş şeylere ihtiyacı var.
Öyle olduğu için de benim bu noktada hoş bulduğum tek bir ikili var.
O da Langdon ve Mel. Langdon çok tatlı bir karakter.
Gözleri mavi mavi.
Yani dünyası böyle deniz gibi masmavi.
Gerçekten çok tatlı, çok yakışıklı bir adam.
Mel de sarışın ve insanlar işte içini görebilen daha nazik, daha tontiş, daha böyle...
Hani narin bir karakter.
Yani o karakterden nasıl bir doktor çıkmış bilmiyorum ama oradaki diğer karakterleri düşünürsek aslında yani böyle doktorları da halkın, toplumun, bütün dünyanın ihtiyacı olabileceğini görüyoruz.
Ve The Pit'le ilgili harika bir araştırma yapan Yasemin'e teşekkür ederim buradan.
Yani gerçekten bu bölümün The Pit tarafında, editorial tarafında o tek başına üstlenmiş olabilir.
Ona da çok teşekkür ederim. Hatta ya o bununla ilgili böyle haberleri neredeyse iki haftadır toplayıp bana atıyor.
Gerçekten yani ona desteği için ekstra ekstra teşekkür ederim.
Şimdi The Pit nasıl bir şey biliyor musunuz arkadaşlar?
HBO Max tıp drama dizisi ve Ocak 2025'de yayına giriyor.
Ve başrolde dediğim gibi Noah Wilde yer alıyor.
Dizinin formatı şu şekilde. Her sezon 15 bölüm, 15 saatlik bir vardiya.
Her sezon ilk bölüm sabah 7'de başlıyor.
Son bölümün sezon finali gece 10'da bitiyor.
Yani doktorların ne kadar zor bir iş yaptığını gözler önüne seriyor.
Ve dizinin içerisinde eşcinsel karakterler var, siyahi karakterler var.
Onun dışında Noel kendisi zaten bir Yahudi.
Yahudi ile ilgili bazı sahneler var.
Hatta işte bir sahnede işte bu hastaya en iyi giden şey İsrail sargısıdır.
Hani bir tıp yöntemi sanırım o.
İşte İsrail sargısı yapalım diyorlar vesaire.
Onun dışında dizide Hristiyan karakterler var.
Müslüman. İki tane türbanlı hemşiremiz var hikayenin içinde.
Yani olabildiğince kapsayıcı olmaya çalışmış.
Ve yani Yahudi'nden de asla utanmayan bir adam.
Yani hele ki şu dönemde. Ama yani tabii ki dünyada bu hani savaş desteklediği anlamına gelmiyor.
Sadece hani karakter olarak...
Yahudi'nin öne çıkarmaya gerek var mıydı bilmiyorum.
Yani ben bir dizi yapsam yani bu kadar benim merkezimde olduğum bir dizi yapsam kendimi o hikayenin içerisine hani işte Müslümanlığımı öne çıkartacak şekilde ben koymazdım.
Ama tabii ki tercih meselesi onda bir şey diyemiyorum.
Şimdi rakamlarla bu dizi nasıl gidiyor hemen sonundan bahsedeyim.
Bölüm başına yaklaşık ortalama 16,2 milyon yani TOTO'ya vursak yuvarlarsak 20 milyon global izleyiciye ulaşıyor.
HBO Max tarihinin en çok izleyen üçüncü dizisi.
Ve dizinin ödülleri 5 Emmy ödülü aldı.
Bir altın küre ve bir eleştirmenler seçimi ödüllerinde en iyi drama ödülünün sahibi oldu.
Yani 5 Emmy, Emmy'ler için mükemmel bir başarı.
Ama şimdi bazı insanlar da şunu düşünüyor.
Tabii ki bu adam işte Yahudi olduğu için böyle dünyada ciddi bir Yahudi lobisi var.
O yüzden bu kadar ödülü aldı.
Yani bunun Yahudiliği yüzünden değil de gerçekten dizinin başarısı yüzünden olduğunu düşünen nadir insanlardan ama gerçekten çok başarılı bir dizi.
Yani kesinlikle tavsiye ederim. Her bölüm bir saat ve gerçekten o bir saati dolu dolu izliyorsunuz.
Ve dizi genelde tek mekanda geçiyor.
Hep böyle acil tıp noktasını görüyorsunuz.
Ara ara işte o ağacın kapısındaki bekleme odasında oradaki karmaşaları görüyorsunuz.
Ve gerçekten yani Amerika'nın sağlık sistemine bakınca bizimki yine iyi diyorsunuz en azından.
Ama yani ne açıdan bakarsak bakalım dünyada sağlık sektörü gerçekten çok korkunç noktaya ulaşıyor.
Ve şöyle de bir durum var.
Bu dizinin üretim sürecinde dizinin temelleri nasıl atılıyor?
2020 yılında Nova ile gelen mesajlarla başlıyor.
Pandemisi sırasında zor şartlar çalışan sağlık çalışanların teşekkür ve dertli ama mesajları Noah Wiley'e ulaştırılıyor ve Wilde, Jamil ve Wells ekibine güncel sağlık krizlerini ve dezenformasyonunu ele alan yeni bir dizi yapmaya itiyor.
Başlangıçta R dizisinin devamlı tenini planlayan dizi, R'in yaratıcısı Michael Cretton'un mirasçıları ile teyif konusunda anlaşma sağlamayınca proje rafa kaldırılıyor ve HBO Max yayın platformu Noah Wilde ekibiyle birlikte başvuruyor.
Oynadığı bir tıp drama dizisi.
Ve devamında da yapılan görüşmeler sonucu ekip 2023 sonbaharında Amerika Yazarlar Birliği grevinin sona ermesinden sonra The Pit stresini yapmaya yani daha doğrusu süreci başlatmaya hazır bir
hale geliyorlar. Öyle söyleyeyim size.
Ondan sonra yani dizide şöyle bir mantık var.
Her sezon stajyerler var, internler var, uzman doktorlar var, kıdemli asistanlar var.
Ve bu hikayenin içerisinde aslında birçoğumuzun hiç fark etmeyeceği hemşireler.
Böyle bir hikayenin içerisinde çok fazla ön planda ve ben bundan dolayı da çok mutluyum.
Ve mesela oyuncuların diziyle ilgili söyleşilere baktığın zaman hepsi işte ciddi bir ekonomik krizin içindeyken, biri ev kredisi ödüyorken, biri işte neredeyse sokaklara düşecek hale gelmişken, biri işte mesela 5-6
yıldır sektörde hiçbir iş bulamıyorken bu iş teklifi onlara geliyor ve hepsi de bundan dehşet mutlu oluyor.
Ve yani bunları düşünürsek de gerçekten dizi birçok insanın hayatına çok ciddi şekilde dokunuyor.
Ve umarım... Yani daha çok izleyiciye ulaşır ve daha çok insanın karşısına çıkar ve yani dizide kesinlikle hani böyle oyunculuklar çok iyi, mekan zaten çok güzel dizayn ediliyor vs.
Ama yani bu dizinin Oscar'lara katılma şansı olsa hangi dağda Oscar almasını isterdin derseniz kesinlikle en iyi makyajda Oscar almasını çok isterim çünkü muhteşem yapılıyor.
Yani hani kurgusu, işte görsel efekt kısmı, ondan sonrasında işte...
Makyaj kısımları sette gerçekten mükemmel gözüküyor.
Gerçekten bazı sahnelerde ekrana bakamadım.
Benim burada tek bir anlamadım.
Tek bir eleştireceğim küçük bir nokta olabilir.
O da şu arkadaşlar. Şimdi normalde bizim dizilerde hep işte böyle bütün hasta yakınları mesela işte sizin eşiniz dostunuz işte bir dizi hayal edin.
İşte o dizi sayesinde işte eşiniz dostunuz sevgiliniz işte ayrıca kaldırıyor hastaneye.
Belli bir noktadan sonra kapılar kapanıyor.
Hemşireler sizi tutuyor. Buraya giremezsiniz işte burada şimdi.
Doktor operasyon yapacak işte ameliyat alanı vesaire vesaire diye değil mi?
Şimdi burada bir saçmalık var.
Yani orada mesela işte bir kadının kocası işte sallıyorum balkondan düşmüş de bir kadının sevgilisi işte bıçaklanmış mesela.
Hasta yakını asla o acil odasının içerisine asla müdahale odasının içinden çıkarmıyorlar.
Ben yani gerçekten böyle düşünüp düşünüp şok oluyorum.
Orada şey mesela adam böyle beynine girmişler işte adam beynini deliyorlar matkapla öyle hasta yakını diyor ki ah.
İşte kocacığım diyor keşke senin daha çok yanında olsaydın falan.
Allah işte orada o kadar hemşire var ya.
Hiç yoksa en azından ne bileyim kapıdaki güvenliğe söyleyin.
Kadını ya da işte çoluğu çocuğu anneye babaya bir içeriden çıkarsın ya.
Gerçekten korkunç yani. Ve şeye mesela bu hani bir eksiklik mi yoksa ne bileyim.
Hani bunu bilerek mi tercih ediyorlar gerçekten bilmiyorum.
Ama beni çok rahatsız ediyor. Orada mesela doktorun gerçekten odaklanıp yapması gereken bir şey var.
O arada mesela hasta yakını. Adam işte karısının etrafına dönüyor işte keşke karımı bugün işe giderken evde bırakmasaydım falan diye.
Ya bir çıkarın şu insanları değil mi?
Yani ben gerçekten bunu anlamıyorum çünkü bana çok saçma geliyor.
Yani daha doğrusu benim alışık olmadığım bir şey ve etik olarak da doğru ya da gerçekçi gelmiyor bana öyle söyleyeyim size.
Yani o yüzden de bence kesinlikle bu konunun düzeltilmesi gerekiyor.
Onun dışında dizide...
Bir sürü farklı aile içi ilişki var, bir sürü insanı tetikleyen nokta var.
İşte en son Ice ajanların gelip bir hemşireyi tutuklaması çok fazla göze batmıştı, çok güzel dikkat çekmişti.
Bu arada dizinin en sevdiğim yanı hep acilde geçiyor ve acilde mesela sağlık sistemindeki bütün aksaklıklara neredeyse değiniyorlar, Amerika'nın içindeki aksaklıklara.
Onun dışında her türlü...
Ötekileştirmiş gruba değiniyorlar.
Her türlü işte gözden kaçacak işte cinsiyet değişimi ameliyatına ya da ne bileyim daha küçük operasyonuna bile bir şekilde değinip mutlaka bir çözüm buluyorlar.
Öyle anlatayım size. Ya onun dışında dizinin arka plan hemşehrilerinin bir kısmında gerçek sağlık personelleri yer alıyor.
Ve ya bu beni gerçekten çok etkilemişti.
Hatta oyuncu kadrosunda hep gördüğümüz doktorlardan bir tanesi gerçek hayatta da doktor.
Ondan sonra onunla işte bir yapımcının keşfetmesiyle oyuncu oluyor.
Yani hem oyunculuğu hem doktorluğu aynı anda yürütüyor.
Ama o kişi yani Samira karakteri onun 3.
sezonda olmayacağı öngörülüyor şimdiden.
Bakalım yani siz bunu ne zaman dinlersiniz bilmiyorum ama umarım 3.
sezonda o karakter mutlaka bu dizinin içinde yer alır.
Çünkü bu diziye gerçekten renk katan karakterlerden bir tanesi diye düşünüyorum açıkçası.
2. sezonun yayından bir gün önce 3.
sezon için yenilendiği duyurulmuş Noah Wilde demiş ki bu dizi sonsuza kadar sürebilir.
Büyük değişimlere gerek yok sırada insanların günlük hayatını izlemek yeterince büyüleyici demiş.
Umarım uzun süre çok yüksek reytinglerle devam eder.
Ve bu bölüm bu kadar. Buraya kadar dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Umarım bu haftadaki yenici bonus bölümümüzü de dinlemişsinizdir.
O da Epstein adası ile ilgili, Jeffrey Epstein ile ilgili birazcık sinematik yöne odaklanan bir bölümdü.
Ve artık Epstein olayını resmen kapattım arkadaşlar.
Ona bir daha geri dönmeyi düşünmüyorum.
Tabi bu olayla ilgili daha fantastik belgeler ortaya çıkarsa, daha ilginç şeyler gün yüzüne çıkarsa o zaman belki de dönebilirim.
Ama şu an için Epstein olayını kapattım.
Çünkü zaten Epstein ile ilgili 3 bölüm yaptım.
Bence yeter diye düşünüyorum.
Sizle çok sıkmak istemiyorum.
Ve... Yani bu bölümü yapsam mı, işte bu bölümü anlatsam, haftaya mı anlatsam diye düşündüğüm sarı zarfları önümüzdeki hafta anlatacağım.
Gerçekten onu anlatmak için o kadar heyecanlıyım ki.
İlker Çatal'ın oturdum bütün röportajlarını tek tek tek tek izledim yani öyle söyleyeyim size.
Sizin için bütün manşetleri topladım.
Ve bu arada filmle ilgili çok ilginç yorumlar da dinledim.
Çok ilginç bakış açıları da edindim.
Hepsini size toplayıp geniş bir çerçevede sunacağım.
Ama önümüzdeki haftanın dizisini şimdilik gizli tutuyorum.
Önümüzdeki hafta çok güzel.
Böyle fıkır fıkır mı desem?
Böyle ateşli mi desem müthiş bir İspanyol dizisini konuşacağız.
Ve böyle birazcık kaçakçılık, birazcık böyle mafetik olaylara girmek istiyorsanız önümüzdeki haftaki bölüm tam sizlik olacak.
Onu da şimdiden söyleyeyim. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
