
S1B15 - Epstein-Eyes Wide Shut / Sevdiğim Sensin
27 Mart 2026 · 20 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Epstein tarikatına dair derinlikli bir fikir oluşturan Gözlerim Tamamen Kapalı filmiyle yerli bir iş olan Sevdiğim Sensin’i konuştum bu hafta.
İyi dinlemeler…
Kısımlar:
(00:00 - 01:26) Giriş
(01:31 - 11:05) Eyes Wide Shut
(11:05 - 17:30) Sevdiğim Sensin
(17:30 - 19:00) Kapanış
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda yayındığın 15.
bölümüne hoş geldiniz. Hepinize hayırlı cumalar şimdiden.
Umarım bayram tatili dönüşünde hepiniz uyuyabilmişsinizdir.
Çünkü ben asla uyuyamadım. Pazartesiden beri resmen zombi gibi geziyorum.
Umarım, inşallah yarınki izin günümde 12 saat uyurum arkadaşlar.
Hepinize de aynı şeyi diliyorum, temenni ediyorum, tavsiye ediyorum.
Bu haftanın filmlerine geçmeden önce bu haftanın neler olduğu hemen kısaca anlatacağım.
Siyah ödülleri açıklandı.
The Drama filminin PR'i yapıldı, premieri yapıldı.
Çok güzeldi. Yani Zendaya zaten çok güzel.
Bir de yeni evlendiği kocası da katılmış.
Gerçekten çok güzel gözüküyorlar.
Umarım evlilikleri daim olur ve umarım The Drama filmi de gerçekten bütün beklentisiyle karşılar.
Hatta bütün beklentilerin üzerine çıkar.
Çünkü ben gerçekten o filmden son derece umutluyum.
Onun dışında bu haftanın filmlerine geçmeden önce bugün İlker Çatak'ın altın ayı ödüllü filmi...
Sarı zarflar vizyona giriyor. Sinemaya gitmeyi lütfen unutmayın.
Özellikle bu hafta sonu. Çünkü birçok yerli işte ilk hafta sonu aldığı gişe hasılatı genelde bütün bir gişe hasılatına yansıyor.
Genelde nasıl başlarsa öyle devam ediyor.
Umarım çok izlenir, çok konuşulur ve hiçbir şekilde kimsenin baskı görmediği daha güzel Türkiye'de bu gibi filmler daha az yapılır ve daha adaletli, daha basın özgürlüğünün olduğu bir ülkede hep birlikte yaşamaya devam
ederiz. Umuyorum ki. Gelelim bu haftanın filmine.
Bu hafta Eyes Wide Shut konuşuyoruz.
Stanley Kubrick'in yaptığı 1999 yapım bir Hollywood filmi bu film.
Ve film Stanley Kubrick'in son filmi olma özelliğini taşıyor.
Filmi hala izlemediyseniz ve bu Epstein muhabbetine meraklıysanız kesinlikle tavsiye ederim.
Bir de şundan da bahsedeyim.
Bu Epstein davası sinema ile ilgisini iki part haline yapmayı düşünüyorum.
O yüzden önümüzdeki haftada bu konuya devam edeceğiz.
Yani gelecek bölümde ben bu konuya değineceğim.
O yüzden şimdiden hazırlıklı olun.
Önümüzdeki bölümün konusunu da şimdiden size vermiş olayım.
Bu arada... Çarşamba günkü bonus bölümümüzü dinleyenlerden çok güzel yorumlar gelmiş.
Onlara da konuya girmeye şöyle genel olarak teşekkür etmek istedim.
Umarım çok çok çok güzel bonus bölümler yaparız.
Ve umarım siz de daha çok dinleyip bana daha çok yorumlarınızı iletmeye devam edersiniz.
Bu konuda da teşekkürümü anlayan bir size yapmak istedim.
Eyes Wide Shut ile ilgili senaryostan bahsedeyim önce.
Senaryosu Fredrik, Rafael ve Kubrick birlikte yazıyorlar.
Ve kadın erkek ilişkilerini dair derinlerde yatan duyguları metaforik bir şekilde anlatıyor.
Bill Harford yani Tom Cruise ve eşi Alice Harford yani Nicole Kidman dışarıdan harika bir evlilikleri var gibi gözüken mutlu bir çift.
Bir gün bir daha ötte Alice'in başka erkekler yakınlaşmasını gören Bill bu durumu bir yandan sinirleniyor bir yandan da dizginleyemediği garip duygular hissetmeye başlıyor.
İnsanın içindeki derin arzuların ortaya çıkışını erotizm ve gerilim unsurlarıyla anlatan Kubrick'in son işi bu film ve metaforlar ve gizli mesajlarla olağanüstü bir detaycılıkta Filmi görmüş oluruz.
Filmin neredeyse her sahnesiyle ilgili size ufak ufak tüyolar vereceğim bu arada.
Ama gerçekten filme dair öğrenilecek çok fazla detay var.
Bu arada Stanley Kubrick bu filmi teslim ettikten sonra 4 gün içinde vefat ediyor.
Ve yönetmen kendi filmini beyaz perdede göremiyor.
7 Mart 1999'da hayata gözlerini yumuyor.
Arthur Schindler, Sigmund Freud'un yakın arkadaşıydı.
Bu sebeple onun etkisi eserlerinde de kendi gösteriyor.
Konuşmaların filmde kesik kesik olması, hikayenin sanki bir rüya içinde geçiyor olması bunun en büyük göstergelerinden bir tanesi.
Film kitapla birebir ilerlemiyor.
Kitapla film arasındaki en büyük fark karakterlerin isimlerini değiştirmesi.
Karakterlerin kitaptaki isimleri Albertine ve Fridolin iken filmde William...
Bill ve Alice Harford olarak karşımıza çıkıyor.
Bunun yanı sıra kitapta kadın erkek ilişkilerinin daha bireysel bir yerden ele alındığını görüyoruz.
Film ise bu ilişkiyi gizli topluluklar ile ilişkilendirerek sunuyor.
Başta Nicole Kidman ve Tom Cruise var dedim.
Days of Thunder filminin çekimlerine tanışan çift 90 yılında evleniyorlar.
Bir kız bir erkek çocuk evlat ediniyorlar ancak 2001 yılında boşanıyorlar.
Yani 11 sene evli kalmışlar.
Filmde Bill Harford ve Alice Harford çiftini haricinde kısacak ilişkiler için kübrük ayrı bir çaba sarf ediyor.
Gelelim filmin karşımıza çıkan püf noktalarına.
Hazırsanız başlayalım. Şimdi arkadaşlar Eyes Wide Shut dediysek bu filmin önce katmanlarını incelememiz gerekiyor bence.
Film felsefi, otobiyografik, politik ve feminist katmanlı bir film.
Kubrick filmin sosyolojik katmanına odaklanmamızı istese de sahnelerde kullandığı dekorla ve repliklerle sahnelerdeki tabloların anlamlarıyla Yunan mitolojisine de göz kırpıyor bir anlamda.
İlk sahnede Alice'in bana hiç bakmıyorsun demesi ve film boyunca Bill'in gerçekten karısına hiç bakmaması.
İlk baştaki balo sahnesinde arkadaki İlluminati yıldızı bu 8 köşeli yıldızdan bahsediyorum.
Bill ve Alice sahnelerinde kırmızı tarafta duran Alice ve morg soğukluğundaki mavilikte duran Bill.
Sonra sahne sırasında bunlar yer değiştiriyorlar bunların kavga sahnelerinde.
Sonra bunların karşılıklı çok uzun bir yatak odası sahneleri var yani Hani yatak odası sahnesi değilsem sadece konuşuyorlar yaşadıkları üzerine.
Öyle hani filmde zaten ikisi arasında cinsel bir şey hiçbir zaman görmüyoruz.
Bilim bu konuşmada karşılıklı konuşmalarında omuzları gitgide çöküyor.
Kız karşısında ateşiyle yanıyor adeta.
Ve bil gitgide daha çok sürükleniyor kadınların çevresinde film boyunca.
Karakterle genel olarak baktığımızda Alice ateşli ve ateşinin karşılığını verecek birini arıyor ama bulamıyor.
Bir yandan da tabii ki bu işin devamında da eşine sadık kalmış oluyor aslında.
Bill ise tam tersi hep bir arayışta ama ne aradığını bilmiyor.
Bill'in doktor kliniğinde muayene ettiği hastalardan biri, o sahnedeki hastalardan biri Kubrick'in torunu ve torunun yanında duran da Kubrick'in kızı.
Kubrick, Bill'in arabada hayal ettiği Alice ve Denizci'nin sevişme sahnelerini sette Tom Cruise varken çekmiş.
Adam gerçek hayattaki karısının sevişmesini izliyor gerçekten sette.
Bu da ister istemez oyuncunun da ötesine bir gerçekçilik, bir kıskançlık yaratıyor.
Bill'in yolda yürüdüğü sahnede ise onu sataşan gençlerin üzerinde Yale Üniversitesi'nin siviti var.
O üniversite Amerikan oligarşisine eleman yetişen.
bir üniversite. Aslında burada da ondan bahsediyor.
Ve o sahnede Bill homofobik olmakla birazcık daha kadınlardan uzak durmakla suçlansa da filmin geneline baktığımızda bilim bastırmış bir eşcinsel olduğunu fark edebiliriz aslında.
Bill hayat kadını Domino ile tanıştıktan sonra şehvet dolu kırmızı bir apartman kapısının önüne geliyor bu ikili ve bu da bir mesaj aslında.
Tarihteki en kötü ikinci öpüşme sahnesi bu arada sahnenin devamında Domino ve Bill'e ait.
İlkin zaten biliyorsunuz İbrahim Tatlıses'in Hülya Avşar'ı.
Öptüğümü desem iğrenç sahne işte.
Bu arada sonra ortaya çıkacak gibi hayat kadını Domino aslında HIV pozitif.
O yıllarda tüm dünyada HIV pozitif hastalığı eşcinsel hastalığı olarak bilinirdi.
Bill tam sevişme aşamasını geçecekken karısı arıyor ve çıkması gerekiyor.
Buna sinemada ilahi tarihsel müdahale deniyor.
Yani karısının müdahalesini Bill herhangi bir aldatma işlemine giremeden odadan çıkmış oluyor zaten.
Devamında Bill Nick'in çalıştığı Sonata Cafe'yi ilk yerine merdivenlerden inerken Duvarlar ve dekorlar kıpkırmızı fark ettiyseniz.
Yani artık Bill cehennemin kapısından geçiyor.
Ve merdiven bitiminde aşağıda Bill piyano çalan Nick'e bakarken yani arkadaşın Nick'e bakarken televizyonda Amerikan futbolu var.
Yani bu aslında maçoluğa bir vurgu.
Sonata kafede Bill ve Nick'in hayat üzerine konuştuğu sahende arkadaki kübriktir.
Ama aslında kübrik değil. Şöyle anlatayım.
Kübrik kameo yapmaz yani kendisine çok benzeyen birini bulur ve birçok filmde figüran olarak oraya koyar.
Ama birçok insan ilk izlenince orada oturan kişinin Kübrik olduğunu düşünür.
Ama aslında orada Kübrik'in figüranı vardır.
O kafeshanesini ilk Billy şeytan duruşu ve bakışıyla baştan çıkarmıştır aslında.
Yani hani böyle o gizli tarikattan bahseder ama ya yine de sen bu işe karışmamalısın, sen gelmemelisin vs.
der. Ama tabii ki bir yandan adamın aklını çeler aslında.
Ve patron arayıp Nick'e şifreyi söylerken...
Bir peçeteyi tutar ve şifreli kağıt nickten birinin eline geçer.
Ne ker ne kar istemiyor gibi gözükse de aslında tüm tarikatın detaylarını ve içeri giriş taktiğini hızlıca bile vermiş olur.
Bu arada o tarikat şifresi de neydi?
Fidelio. Fidelio ne demek?
Sadakat demek. Sonrasında Bill'in kostüm dükkanına geldiği anı görüyoruz.
Onu sürekli demir parmaklıklar arkasında görüyoruz bu sahnede.
Yani Kodes'e giriyor aslında Bill aşama aşama.
Ondan sonra kostümcü Mish'in ergen kızını iki adamla bastığı sahne Kubrick'in Lolita filmine göndermedir bu arada.
Bunu hiç izlerken fark ettiniz mi bilmiyorum ama.
Bu arada Baykuş İmparatorluğu kitabı Epstein faciasını yaşayan bir kadın.
Hikayesi Bill Clinton, Hillary Clinton detayları da mevcut ama o kadar korkunç bir kitap ki kimse birbirine tavsiye etmiyor ama ben buradan size tavsiye etmiş olayım.
Bunu da okumasını...
Tavsiye eden çok fazla insan var bir yandan.
Çünkü hani olayın daha da derine inmek isterseniz, daha korkunç detaylara hakim olmak isterseniz, buna psikolojiniz yetiyorsa bunu da okumalısınız bence.
Ondan sonra Milch demiştik.
Milch'in kızı Bill'e nasıl bir pelerin alması gerektiğini söyler.
Demek ki bu da ne demektir?
Bu kız bu tarkahati biliyor.
Yani vaktiyle oraya pazarlanmış aslında.
Bill devamlı köprüden geçerek tarkahatın ormanın içindeki evine doğru gidiyor.
Neden köprü? Çünkü büyük bir aşamaya geçiyor aslında hayatında Bill.
Yani o köprü aslında sadece fiziki olan bir köprü değildir.
Mental olarak da Bill o köprüyü geçer ve hayatında başka bir aşama noktasına gelir artık.
Köpten geçerken bile sürekli Bill karısının denizciyle sevişmesini hayal ediyor.
Yani yeni başlangıçlara doğru gidiyor demektir.
Orman derin bir karanlık bu arada.
Sürekli bir karanlığın içine giden bir taksi görüyoruz.
Birin geldiği malikane gerçekte Rothschild hanedanını yaptırdı.
Bir malikane bu ailenin adı Epstein belgelerinde de geçiyor.
Hatta bu hafta bu konuda güncel bir gelişme oldu.
Rothschild ailesine ait banka ilk kez Amerikan hükümeti tarafından arandı ve ilk kez dünyanın sayılı zenginlerinden dünya yönettiği söylenen bir ailendi.
Epstein olayları yüzden ok kanının altına gidebildiğini, yani olayın bu kadar karmaşık ve bu ailenin de bu kadar Epstein olaylarının içinde olduğunu aslında resmi belgeli bir şekilde görmüş olduk uygulamada da.
Sonrasında Bill oraya taksili geliyor yani bu da aslında oraya ait olmanı gösteriyor.
Bill içeri girince satanist bir ayine şahit oluyor ve içeride gördüğümüz törende fahişeleri kimliksizleştiren bir şey aslında.
Hepsinin yüzünde maskeler var çünkü.
Çalan müzik satanist bir müzik, satanist bir parça.
Bu arada... Bill'in yüzündeki maske de öylesine bir maske değil.
Ryan O'Neill yüzünden modellenmiş bir maske var.
Bill de Nick'in gözleri tamamen kapalı piyano çalarken yani Eyes Wide Shut Türkçesiyle gözleri tamamen kapalı.
Şöyle Bill Lindon filminde oynamış aslında Ryan O'Neill.
O da bir kübrik filmi. O filmin konusunda hepsini fatlamaya çalışan birini anlatır.
Tıpkı bu filmdeki Bill gibi aslında.
Balkonda olanlar kimler bilemeyiz ama Bill'e tepeden bakar hepsi.
Şöyle de bir şey yaşanır arkadaşlar.
Bir görevi tarafından yakalandığında ve taksi bekleten siz misiniz dediğinde çalan müzik gecenin yabancısı parçasıdır.
Filmde hep aynı müzikal tema devam eder.
Film suç ve cezanın devam eden temasını gözler önüne serer aslında.
Bir büyük salonun tekrar çağrılığında korkunç maskerle karşılanır.
Filmdeki diyaloglar farkındaysanız çok yapaydır.
Herkes papağan gibi konuşur.
Sen beni sevdiğini mi söylüyorsun?
Evet ben seni sevdiğimi söylüyorum.
Bu gibi karşılıklı hep aynı birbirinin sorusunu aynı soruyu cevaba çevirerek aslında cevap verilir.
Bir de şöyle bir şey var. Bilo oranın hamisiyle yüzleşirken arkadaki temalar masonluğu anlatır.
Ve böylece ben de filmin yarısını size anlatmış oldum.
Yani filmin ilk 1 saat 26 dakikasındaki analizim bu şekilde arkadaşlar.
Devamını da size belki sonraki bölümlerde yaparım ama daha çok detaya girmek istemiyorum.
Çünkü sizi sıkmaktan korkuyorum.
Eğer zaten film izlemediyseniz bu benim anlattıklarım bile size aslında bir tık sıkıcı gelmiş olabilir.
Çünkü bayağı sahne sahne. Size hepsini anlattım.
Şimdi geçelim dizi tarafına.
Birkaç hafta böyle bir film, bir dizi, bir film, bir dizi gibi gidiyorduk.
Ama bu gerçekten tamamen sürekli araya gelen Oscarlar, ondan sonrasında bazı sinema gündemleri vs.
derken bir türlü kendi konseptimizi...
Yakalayamamıştık. Bu hafta tekrar kendi konseptimize dönüyoruz.
Ve bu haftanın dizisi olarak size neyi seçtim?
Hazır mısınız? Bu hafta sevdiğim sensin konuşuyoruz.
Şimdi arkadaşlar bu dizi koca bir şaka olsa keşke ama maalesef değil.
Bir yanda anlaşmalı evlilik konsepti olduğu için reytingte AB kategorisine hitap ediyor.
Diğer yandan köylü kız üstüne dram yarattığı için kesinlikle toteli kendisine hapsediyor dizi.
Dizinin konusunu hemen anlatayım size.
Eğer hiç haberiniz yoksa hiç televizyonda görmediyseniz bunu da anlatmam gerekiyor bence.
Askerli son haftasında deprem olunca köy halkına yardıma giden İstanbullu bir Erkan'ımız var hikayenin içerisinde.
Ve o köyden hiç dışarı çıkmamış Dicle var.
Bu ikisi tanışıyorlar köyde ve daha sonrasında ikisinin hayatları değişiyor.
Dicle'nin Erkan'la evliliğinden sonra İstanbul'a uzanan yolculuğu bütün izleyicileri dizinin başında topluyordu diyebiliriz aslında.
Erkan'ın ailesi, Aldur ailesi askerden dönmesi bekledikleri oğullarının geleceğini planlarken Erkan'ın hayatını kurtarmak için evlendiği Dicle ile birlikte köşke gelmesi tüm ev halkını şok ediyor tabii ki.
Büyükşehre alışmaya çalışan Dicle'nin masumiyetini, Erkan'ın hayran bakışlarıyla onun izlemesine her hafta 140 dakika gerçekten sabırla yazan, anlatan, çeken herkese helal olsun.
Yani bence izlemesi bile çok görücü ki ben biliyorsunuz hani bütün bir diziyi işte iki buçuk saatin televizyonuna izleyecek ne vaktim var ne öyle bir mentalim var.
O yüzden de banttan, YouTube'dan hızlı sarmayı izleyip geçiyorum.
Dizinin birazcık teknik yanlarına bakalım bence.
Dizinin yapımı ise Ay Yapım.
Bu senaryonun hikayesi Coşkun Irmak'a ait.
Senaryosu Yeşim Aslan'a ait.
Yönetmen de Gökçen Usta yapıyor.
Başrolülerde Helin Kandemir ve Aytaç Şaşmaz var.
Bence Helin Kandemir çok güzel oynuyor.
Aytaç yani çok aynı.
Anlatabiliyor muyum? Daha önce yaz dizilerinde oynadığı oyunculuğuyla oynuyor.
Ve tamamen abisi İsmail Ege Şaşmaz'ın ünlü olmasından.
nemalanan bir oyuncu bence.
Ya abisi Aytac'dan daha yetenekli ama abisi daha çok böyle TRT tabii platformdaki işlere kaydığı için bu taraftaki hani popüler kültür işleri de hep Aytac'a kalıyor.
Yani dizi, film, art house, bağımsız filmler fark etmek için.
İşte bu ikiliye birlikte baktığımızda aslında kötü bir ikili değiller bence.
Ama neyse amasını biraz daha anlatayım.
Kadro'da başka kimler var?
Hüseyin Ahmet Danyal var. Zaten çok başarılı bir oyuncu.
Ona diyecek hiçbir şey yok. Esra Ronabar var.
Deniz Işın var, Özlem Conker var, Cihat Süvariyoğlu, Umutcan Utebay, Nihan Büyükağaç ve Barış Baktaş var.
Daha birçok insan aslında kadrona da onları merak ederseniz siz zaten online'dan, internetten bakabilirsiniz.
Dizinin kadrosundaki bence en kötü oyunculuk, bakın demin Aytaç'tan bahsettim ama Aytaç yani bu kişinin yanında gerçekten devede kulak kalıyor.
Dizideki en kötü oyunculuk Barış Falan'ın eşi olarak da bilinen Esra Ronabar'a ait.
Neden? Onu da hemen kısaca anlatayım size.
Şimdi Esra Ronabar oğlunu fakir gelene kaptırmak istemeyen anneyi oynuyor.
Ama aslında oynayamıyor.
Yani onu izlerken o kadar acı çekiyorum ki ben o kadın sahnelerinde.
Bu oyuncu daha 47 yaşında.
Uzun süredir de tabi ki dizlerden teklif gelmeyen bir oyuncu olduğu için bu teklife hemen atladı oyuncu da muhtemelen.
Yani bu da tabi ki neye yol açıyor?
Bu sayede abartı makyajıyla 27 yaşındaki Erkan karakterinin yani muhtemelen 55-60'lı yaşlardaki annesini oynuyor.
Yani o kadar kötü ki gerçekten arkadaşlar çok yapay ya.
Yani düşünüyorum, düşünüyorum.
Yani hani bu kadının kendi isteğiyle bu rolü bu kadar kötü oynayabileceğine inanamıyorum.
Ya hadi bu kadın kötü oynuyor.
Yani bu işin de yönetmeni aslında kötü bir yönetmen değildir Gökçön Usta.
Yani neden hani bu işe bir el atmıyor?
Ya canım öyle oynama, böyle bakma.
Bu arada karşımıza gelen tabii ki kurgulanmış sahneler.
Ya acaba bu dizinin ham sahnelerini izleyen kurgucu ne haldedir?
Ya adam bileklerini kesti kendini.
Böyle jiletler altına eminim çünkü gerçekten çok zor bir şey yapıyor ve emin olun hani karşımıza oyuncunu beğenmediğimiz insanlar doğalında daha da kötü oynuyor.
Çünkü bizim karşımıza kurgulanmış, editlenmiş halde geliyor bütün diziler, bütün filmler.
Yani gerçeğini düşünemiyorum bile öyle söyleyeyim size.
Dizinin sosyal medya yansımalarına bakarsak yani gerçekten çok komik şeyler yaşanıyor, çok komik tweetler dönüyor.
Bakın diziyi böyle sitcom olarak izlerseniz gerçekten mükemmel bir şey.
Şöyle ki dizide her hafta Dicle aslında yeni bir şey öğreniyor.
İlk hafta köylü kızı olduğu için hayatına hiç yürüyen merdivene binemeyen bir Dicle görmüştük.
İkinci hafta okuma yazma öğrenmesini izledik.
Sonraki hafta çileyi ilk kez tadan bir kız gördük.
Geçen hafta asansörü kullanmayı çözdü.
Ya böyle şey gibi ya hani Ayşegül tatilde kitapları gibi böyle her hafta dizide bir keşif yapıyor.
Her hafta böyle kendi hayatta yeni bir aşamaya geçiyor Dicle ama hani o yeni bir aşamada genelde şey oluyor.
Yani nasıl anlatayım size hani böyle yavaş yavaş hani bir bebek gibi böyle önce emeklemeyi öğreniyor sonra yürümeyi öğreniyor.
Öyle aşama aşama gidiyor. Çok tuhaf bir karakter bence.
Yani işte böyle bakın ya diziyi hani acaba kategori olarak sitcom olarak mı kategori yapsalardı.
Yani bence çok mantıklı. Yani diziye çünkü gerçek anlamıyla hani böyle bütün dramasını yaşayacağım bütün benliğimle diziyi izleyeceğim derseniz gerçekten yani çok basat bir iş gibi gözüküyor.
Ama yani yine de işte ülkemize bir şekilde kendini izletiyor.
Ve ben ne yapıyorum? Sadece Dicle ve Erkan'ın sahnelerini izleyerek 30 dakikada bölümü paket ediyorum.
Çünkü başka türlü kendimi Civan'a maruz bırakmam lazım.
O hır boyunda ben hiçbir şekilde dayanamıyorum.
Civan karakterini Barış Baktaş oynuyor.
Yani yok arkadaşlar yok yani gerçekten...
Günlük diziden primetime'a geçen oyunculara baktığımızda gerçekten çok daha kötülerini gördüm diyordum.
Ama Civan gerçekten başka bir skala.
Ha bu arada diziyi de bu kadar hem övdüm hem yerdim ama kesinlikle size tavsiye ediyorum.
Kafa dağıtıp gülmeye kesinlikle birebir bir dizi.
Ama şöyle bir sıkıntısı var.
Kadın şiddet sahneleri var. Çünkü Dicle'nin korkunç bir abisi var.
Yani Dicle'nin iki abisi var.
Biri Civan. Civan o kadar sert değil DJ'ye karşı ama diğer büyük abisi gerçekten DJ'ye karşı son derece şiddetvari şekilde konuşuyor.
Kız mesela uzun etek giymiş diyor ki bileklerin açıkta kalmış sen nasıl kızsın diyor vs.
O kadına şiddet sahnelerinin kesinlikle azalarak yok olması halinde diziyi daha çok insanın izleyeceğini düşünüyorum.
Ama bu halde bile her perşembe akşam reytinglerde birinci oluyor.
O yüzden de kesinlikle ve kesinlikle yani diziyle ilgili daha böyle feminist bir tarafa doğru ilerlerse dizi daha çok insana...
ulaşacağını düşünüyorum ve umarım bu kadın aşı desenleri artık gerçekten bütün dizilerimizden yok olur.
Çünkü gerçekten ülke sinemasının, ülke televizyonunun köydeki Ayşe teyzenin, Fatma teyzenin Ali abin daha çok şiddet sayesinde izlemesini istemiyorum.
Buna gerçekten ihtiyacımız yok.
Çünkü şiddet böyle böyle normalleşiyor.
Yani biz onu ne kadar çok insanların önüne farklı klasmanlarda, farklı şekillerde koyarsak o şiddet o kadar çok yaşanılabilir ve dayanılabilir bir şey haline geliyor.
Halbuki hiçbirimiz şiddete hak etmiyoruz.
Hiçbirimiz herhangi bir şekilde bir partner, bir anne baba, bir çocuk şiddetine uğramamamız gerekiyor.
O yüzden lütfen hayatınızda eğer herhangi bir noktada Herhangi bir zorbalığa maruz kalıyorsanız bakın zorbalık şiddet her zaman fiziksel bir şey değildir.
Yani psikolojik olabilir, sosyal medya üzerinden yaşayabilir, teknolojik bir şiddetten bahsediyoruz artık günümüzde.
Ve umarım yani artık hepsi azalarak yok olur çünkü hiçbirine gerçekten tahammülümüzün olmaması gerekiyor.
Özellikle artık bu bitirdiğimiz ayda biz neyi geride bıraktık?
8 Mart Kadınlar Günü'nü.
8 Mart Emekçi Kadınlar Günü'nüz tekrar hepimizin kutlu olsun.
Kıl payı kurtulan bir kadın.
Bu haberleri üst üste vereceğiz.
Çünkü birini görmeyen diğerini görsün.
Diğerini duymayan öbürünü fark etsin diye.
Duymadım, görmedim, bilmiyorum olmasın.
Biz kadınlar ölmezden gelemiyoruz ne yazık ki.
Siz de görmezden gelemeyin diye.
Duyduk duymadık demeyin.
Türkiye'de kadınlar ölüyor.
Üstelik öyle birer ikişer değil, sanki bir savaştaymışçasına onlarca, yüzlerce.
Oysa farkında mısınız? Bir kadını ortadan ikiye bölerseniz yarısı annedir, yarısı çocuk.
Ve bir kadını katlederseniz hem bir anne hem bir çocuğu katlediyorsunuz.
Yani sizi adam edebilecek her şey, her şeyiniz.
İşte bu yüzden bu toplum bu konuda bir türlü adam olamıyor.
Bugünkü bölümün sonuna geldik.
Herkese çok teşekkür ederim.
Çarşamba günkü bonus bölümde size tekrar hatırlatayım.
Eğer dinlemediyseniz onu da mutlaka dinleyin.
O da çok eğlenceli bir bölümdü.
Onu da harika bir arkadaşımla kaydettik.
Çünkü o zaman bölümün sonuna geldik diyebilirim.
Diğer bölümlere göre neredeyse yarı yarıya kısa bir bölüm oldu.
Ama daha çıtır çerez bir bölüm olduğu için daha çok insana ulaşacağını düşünüyorum.
Daha hızlı ve daha...
zevk alarak dinleyeceğiniz bir bölüm olacağını düşünüyorum.
O zaman hepinize iyi haftalar, hayırlı cumalar.
Sizi çok seviyorum. Haftaya cuma yeni bölümümüze görüşmek üzere.
Bölümle ilgili fikirlerinizi bana sosyal medyadan yazmayı unutmayın lütfen.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
