
S1B13 -Emin Alper’in Kurtuluş Filminde Kürt Açılımı
14 Mart 2026 · 34 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Yoğun bir sinema gündemiyle sizi sarıp sarmalamak istedim. Emin Alper’in Kurtuluş filmini günahıyla sevabıyla anlattım size. Oscar’lardan önceki son çıkış buydu… Sırada tüm dünya sinemasını altüst edecek bir ödül töreni var… Son olarak da Tarih profesörü İlber Ortaylı’yı rahmetle anıyorum.Mekanı cennet olsun…
Sonuna kadar dinleyen herkese teşekkür ederim. Haftaya görüşmek üzere…
Kısımlar:
00:00 Haftaya Giriş
00:41 Emekçi Kadınlar Günü
01:50 Dicaprio
02:21 Renate Reinsve
02:51 Giray Altınok
04:44 Timothee Chalamet
08:33 Uğultulu Tepeler
09:32 Austin Butler
10:49 Berlinale
12:01 Paul Mescal / Oscar
12:42 Netflix & Paramount x Warner Bross
14:18 Kore dizileri
14:57 Bayram Arası
15:27 The Bride / Gelin filmi
16:59 Christian Bale
17:11 Jessie Buckley
17:38 İngiliz Kraliyeti / Epstein
19:58 SAG Ödülleri
20:49 One Battle After Another
21:10 Chris Evans
21:58 Vefat Eden Yapımcı
22:22 Uraz Kaygılaroğlu
23:11 Veliaht dizisi
23:41 Nükhet Duru
24:12 Kıvanç Tatlıtuğ :) Burcu Biricik
25:30 Emin Alper
26:06 Masumiyet Müzesi
27:48 Haftanın filmi
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda yayındığın 13.
bölümüne hoş geldiniz. Bu hafta bir gün rötarlı olarak bölümü yayına soktuk ama bunu bilerek yaptık.
Çünkü yarın Oscar'lar açıklanacak.
Yarın akşam tüm dünyada bize göre pazartesi sabaha denk geliyor.
Ve Oscar'lar açıklandıktan sonra biliyorsunuz tüm dünyadaki gündem değişiyor.
Yapılan açıklamalar değişiyor.
Bir anda yani belki de şu an yaşayan İsrail-İran savaşını bile gölgede bırakacak kadar çok şey değişiyor.
Öyle olduğu için ben son güne kadar Oscar öncesi bütün gündemi alıp sizin karşınıza getirmek istedim.
Öncelikle şundan başlayayım.
Erkekler sadece kendileri için yaşar.
Oysa kadınlar bütün bir hayattan sorumludur diyen Simone de Beauvoir'in bütün kadınlar hakkındaki bu sözünü anarak geçmiş kadınlar gününü kutluyorum.
Ve adın değil kadın yaşatın diyoruz bu senede.
Lütfen daha çok kadın öldürülmesin.
Lütfen bu kadar çok kadını koruması gereken polisler değil.
Her şeyden önce yasalar ve anayasamız olsun diyoruz.
Ve size şunu sormak istiyorum.
Haftanız nasıl geçti? Neler yaşadınız?
Neler yaptınız? Gerçi daha çarşamba günü görüşmüştük sizinle bonus bölümde ama olsun yine de ben bir sorayım.
Bu arada benim haftam sizden gelen doğum günü tebrikleriyle çok güzel geçti.
Yeni yaşımda size daha çok bölüm üretmek dileğiyle diyorum.
Ve geçen cuması şunu söylemeyi unutmuşum bölümde.
Outlander'ın 8. sezonu yani final sezonu başladı geçen hafta.
Dün akşam da ikinci bölümünü izledim.
Gerçekten çok güzeldi.
Nereden izleyebilirim derseniz bizde henüz Outlander'ın yeni sezonunu paylaşan, bunu güncelleyen bir dijital platform yok.
O yüzden malum sitelerden bulabilirsiniz.
Zaten Türkçe altyazı, İngilizce altyazı, isterseniz Fransızca altyazı her yerde bütün sitelerde var kendisi.
Bu arada madem bölüme artık girişi yaptık.
Kadınlar Günü dedik ya hani genç kadınlara verdiği değerle şöyle gözlerimizi yaşartan bir isme bakalım mı önce?
DiCaprio demiş ki artık 50 yaşına girdiği için kendi yaşındaki kadınlarla çıkmaya karar verdim.
Şaka yapıyorum ya hayal edebiliyor musunuz benim kendi yaşındaki kadınlarla çıktığımı demiş.
Yani tamam bu DiCaprio'nun sevgili tercihleri gerçekten alay konusu yapılıyor da bence çok kötü bir zihniyet bu ya.
Bunu nasıl aşacağız bilmiyorum ama biz bunu böyle alaya aldıkça olayın travmatik olması ne kadar psikolojik manyaklık noktasında olduğunu bence kesinlikle göz ardı ediyoruz diye düşünüyorum.
Onun dışında Sandra Hüller yeni bir açıklama yaptı daha dün.
O yüzden de bölümü iyi ki Cuma günü yayınlamamışım dedim.
Sandra Hüller çok ünlü bir Alman oyuncu.
İlgi alanı filminde de oynamıştı.
Bir sürü Oscar'ı var. 45-50 yaş civarında bir kadın oyuncu ve gerçekten sadece mesleğiyle öne çıkan bir kadın oyuncu.
Bir sonraki projesi rol arkadaşının...
Renate Rensby olduğunu söylemiş.
Kesinlikle iki iyi oyuncu çok yakışırlar.
Birbirlerine çok iyi uyumlanırlar ve gerçekten birlikte yapacakları şey de çok merak ettim.
Bir tane yabancı oyuncu haberi vermişken bir tane de Türk oyuncu haberi vereyim.
Giray Altınok'un kendi formatı olan Türkiye'deki uygulayısı olacak kişinin Giray olduğu format The Traitors.
Amazon Prime videodaydı.
Onu en son ki gelişmelerden sonra kanalda almış ve kendisi yayınlamaya karar vermiş.
Bu aslında bir yarışma programı.
Yani bizdeki hırsız polisin Yurt dışında da yayınlanan ve tüm dünyada çok sevilen versiyonu.
Yani bu The Traitors yarışmasının işte Alman versiyonu var, Fransız var, işte İtalyan var.
Özellikle Amerika'da çok sevilen bir yarışma programı.
Ve şöyle içinde bizde kimler var derseniz eğer, Server Poyraz'dan sade olsun Selim Bey'e kadar herkes var.
Yani Mimar Selim Bey'i de böyle bir şeyin içinde göreceğiz.
Hani ne gerek var derseniz, adam Mimar ne işi var böyle bir şeyin içinde derseniz.
Ya artık o da Evim Şahin'in son dönemde çok böyle kendi güncellemesiyle Oldukça ses getirmiş bir mimar oldu bir anda çok ünlendi bence.
Ama şöyle bir durum var burada yani evet format çok basit yani Kanal D'nin yarışma programı yayınlaması çok güzel evet ama ben Gira'yı her yerde görmekten çok sıkıldım açıkçası çünkü gerçekten her yerde yani tamam her oyuncu her
yönetmen hani musluk akarken doldurmayı sever bunu tercih eder bunu da anlayabiliyorum.
Ama gerçekten buna gerek var mı?
Yani tamam gireğin bir işi tuttuğu işte komediyle ilgili dijital işleri, televizyon işleri vesaire hepsini gireğe vermemiz gerekiyor mu?
Ülkeye gerçekten komedyen mi yok yoksa onlara acaba alan mı açılmıyor?
Bu arada... Bu program da tüm dünyada yayınlanıyor, çok iyi, çok güzel diye beğeniliyor ama bizde hem izlenmez yani böyle bir şeyin kanalda ya da izlenmesi için hani aynı akşam hiçbir televizyon dizisinin ya da hiçbir dervi maçının falan olmaması lazım.
Yani hem bizde izlenmez, iyi reyting alamaz hem de işgüzarlar kesin rütü ararlar işte bunun içinde gayler var, işte bu Türk aile yapımızı bozuyor deyip kesin şikayet ederler.
Bu da zaten tamamen ceza alıp benim tahminim 5 bölümü bile görmeden hızlıca biter diye düşünüyorum.
Çünkü... Maalesef biz ülke olarak iyi olan şeyleri yaşatma konusunda çok da başarılı değiliz bence.
Neyse gelelim.
Yarın Oscar'lar var.
Oscar gecesi için çok heyecanlıyım.
Kimler neler giyecek? Kimler hangi ödülleri alacak?
Yani tabii ki herkesin kendine göre tahminleri vardır ama 31 yaşında Oscar alabileceğini düşünen bir insan var aramızda.
O da Yahudiliği seven, özellikle kendi mensup olduğu dinden, ülkeden de çok kendini seven birinden bahsedeceğiz.
En iyi erkek oyuncu Oscar'ını...
alabileceğini düşünüyor. Eğer daha az konuşursa belki mümkündü ama çok fazla konuşuyor bence.
En son yaptığı korkunç açıklamaya gerçekten diyecek laf yok bence ya.
Demiş ki, böyle ya da operada çalışmak istemem.
İnsanların bunu yaşatmamız lazım dediği ama kimsenin umursanadığı şeyler artık demiş.
Variety'nin paylaştığı kesitte o cümlenin tamamı da şöyle aslında.
Timothy diyor ki, bazı insanlar hızlıca eğlenmek istiyor.
Ben tam ortadayım Matthew. Bu arada Matthew dediği de Interstellar'da Timothy Şelemet baş oyunu oğlu oynarken baş oyunu erkek oyuncuyu da Matthew oynuyordu.
Onunla zaten yıllar sonra karşılıklı röportajlarında bundan bahsediyorlar.
Timothy devam ediyor. Diyor ki ben tam ortadayım Matthew.
Çünkü insanlara hayranım ve kendim de yaptım.
Bir talk show'a çıkıp hey sinema sonlarında can tutmalıyız, bu tür can tutmalıyız dedim.
Ve bir yandan da eğer insanlar Barbie gibi, Oppenheimer gibi bir şey görmek istiyorlarsa gidip görecekler.
Ve bunun için seslerini yükseltip gurur duyacaklar diye düşünüyorum.
Ve bale veya opera gibi kimsenin artık umursamadığı şeyleri canlı tutmak için çalışmak istemiyorum.
Oradaki bale ve opera insanlarına saygı duyuyorum.
İzleyici sayımda 14 sant kaybettim ama lanet olsun sebepsiz yere laf soktum şimdi.
Matthew de cevap olarak diyor ki bu laf sokma değil ne demek istediğini anlıyorum diyor.
Sonra Timothy ne kadar saçma sapan bir şey söylediğini fark edip diyor ki evet evet evet ya özür dilerim bunu bilerek yapmadım diyor.
E tabii ki bu açıklamalarda sahne sanatları dünyasında çok fazla tepki çekiyor.
Oyuncunun... Soprano bir açıklama yapıyor.
Hayal kırıklığı yaratan bir yaklaşım diyor.
Hollywood yıldızı Lee Curtis Instagram'da diyor ki neden herhangi bir sanatçı başka sanatçılara laf atıyor diyor.
Gayet mantıklı bir açıklama bence.
Bale dünyası da tabii ki bu yapılan açıklamalar çok tepki gösteriyor.
Koreograflardan biri diyor ki Bale'nin son derece canlı olduğunu ve böyle oyuncuların ağzına sakız yapılmayacağını savunuyor.
Son derece mantıklı. Bu koreografi ne diyor ki?
Eğer bir şey söylemek gerekirse yapay zekalı sinemayı çoğu kişinin fark ettiğinden daha hızlı dönüştürdüğü bir dünyada bale ve operanın aracısız insan varlığı daha az değil, daha da gerekli hale geliyor.
Umarım bir gün bu oyuncunun da yolu tiyatroya düşer diyor.
Ve aynı şekilde İngiltere Ulusal Balesi de bu konuda bir açıklama yapıyor.
Diyor ki sadece hayatta ve iyi durumda olmadığını aynı zamanda gelişti vurguluyor balenin diyor.
Yani evet şu anda çok revaçta değil ama gitgide gelişiyor.
Biz de bunun için çalışıyoruz demek istiyor aslında.
Yani çok korkunç bir açıklama bence ya.
Bu arada madem hani birinden böyle nefret ediyoruz biliyorsunuz.
Kimden nefret etmeye başlarsanız o mutlaka devamı geliyor başka açıklamalarla.
Timothee Chalamet'in özel şefi demiş ki sette bana 3 farklı kahvaltı hazırlıyor ama sadece birini yiyor.
Yani baleye, opereye laf söylemesi sivri olmayan bir sürü insan da buna sivri oldu işte.
İşçi sınıfın zengin nefretini tetiklemeyeceksiniz arkadaşlar.
Yoksa gerçekten deli gibi linç yiyorsunuz.
Yani mesela Timothee Chalamet işte tırnaklarını oca sürüp mesela Oscar'da karşımıza çıksa kimseye dönüp ya işte bu ne saçma bir hareket demez ama...
Yani insanları boş yere yormanın hiçbir gerçekçi açıklaması olamaz bence.
Adam gerçekten linç edilmek için yaşıyor gibi ya.
Bir de yönetmen safti kardeşleri skandalından sonra üstüne bu şuursuz açıklamalar derken şimdi de bence hepimiz tahmin ederiz ki Sinir'sin yani günahkarlar filmi başlıyor.
Michael B. Jordan Oscar'a hayırlı olsun diyebiliriz diye düşünüyorum.
Hele ki şu anda dünyadaki siyasi duruma bakarsak İran-İsrail savaşı neticesi Timothy Oscar'a bu sefer de bay bay diyecek gibi duruyor.
Umarım bu kez kafayı yamaz çünkü her sene daha ütopik bir şey oluyor ve Belki daha iyi bir film yüzünden belki daha kötü de olsa Oscar jüri'sini daha çok beğendiği bir film yüzünden sürekli sürekli Timothy Oscar'a gittikçe uzak bir
noktada kalıyor ve umarım gerçekten artık Oscar ısrarına mal geçer.
Çünkü bazı şeyleri gerçekten saldığınızda o gelip sizi buluyor.
Yani Timothy'nin bu ısrar boş yere bence.
Neyse sinema demişken 10.
bölümde konuştuğumuz Oğultul Tepe'lerin dünyadaki gişe başarısına bir mercek tutalım sizinle.
Oğultul Tepe filmi bizde 13 Şubat 2020'de 22 milyon doların üzerine hasat elde etmiş.
Ve film açılış haftasının sonunda Amerika'da 34.8'e 40 milyon dolar arası gelirli gişe lideri olmuş.
Ülkemizde ise bugün vizyona göre tam 1 ay oldu ve bu 1 ayda tüm eleştirilere rağmen iyi izlenmiş bence.
Toplam 140 bin kişi Oğultul Tepe'yi izlemeye gitmiş.
Bizden de toplam 36.5 milyon gişe hasatı yapmış.
Bu arada bu filmimi de Andrea Arnold tarafından yönetilen Kaya Escodel Rio'nun oynadığı, Catherine O'Shea ve James House'un Heathcliff olarak oynadığı 2011 İngiliz gotik romantik drama filmi versiyonu var.
Onu da çok tavsiye ettiler. Yani ben daha henüz izlemedim ama Kaya Hanım çok iyi bir oyuncu bence.
Yani gerçekten Netflix'te, Blue TV'de yani kadını izlemeye her yerde bayılıyorum ya öyle diyeyim size.
Yani o kadını oynadıysa kesinlikle kötü oynamamıştır.
Yani ben de henüz izlemedim ama belki size bu şansı iyi gelen bir film olur diye size de bunu anlatmak istedim açıkçası.
Biraz daha sevdiğim Amerikan sarışınlardan bahsedelim.
Lütfen. Şimdi geldik Austin Butler'a.
Aslında ondan uzun uzun bahsedeceğim bölümlerde olacak ileride ama henüz son çıkan filmi Couch Sailing'i yani bizdeki adıyla suçüstü filmini izleyemedim.
Film 31 Ağustos'ta çıktı. Darren Aronofsky'in yönettiği filmin konusu da eski bir yıldız beyzbol oyuncusu ve barman olan bir adamın komşusunun evcil hayvanına bakarken istemeden böyle bir anda New York şehir dünyasını...
Suçlarıyla o suç dünyası da başın derne girmesi anlatıyor.
2025 yapımı bir Amerikan kara komedi.
Suç gerilim filmi kendisi.
Apple TV'ye gelmiş. Geçen gün aldım.
İnşallah bu sene bitmeden izleyebilirim diye umuyorum.
Arkadaşlar ben vizyona gelen filmleri bitip Düşler Platform dizilerini böyle hızlı hızlı izleyip bitirsem bakın bugün bile hani hedef izleme listemdeki şeyleri izlemeye başlasam gerçekten bir ömür sürer ya.
Sürekli böyle kendi listeme bir şeyler ekliyorum ve asla ama asla hani onlara dönüp ya ben bunları izlemeliyim diyemiyorum.
Hep mesela daha güncel bir şey gidip izliyorum.
Benim de gerçekten bu kötü özelliğimi kesinlikle yenmem gerekiyor.
Neyse bu genç saçtan yeni bir proje haberi gelmiş.
Kendisi Guillermo del Toro'nun Monte Cristo Conto filminde Mia Gott rolünü oynayacağı yeni bir filmde tekrar karşımıza çıkacakmış.
Yani aslında Guillermo del Toro çok güzel bir yönetmen ama Monte Cristo Conto'nun sizce çok fazla uyarlaması yapılmadı mı ya?
Bana çok fazla geliyor açıkçası.
Öyle söyleyeyim size. Bu arada madem şu bir yurt dışlarına açıldık, yakın zamanda biten ve bizim ülkemizde çok seyirler oluyor.
Cannes Sundance, Londra, Toronto, Locarno dahil birçok büyük festivalin yöneticisi ödül törenine bazı sinemacıların filmçisine destek açıklamaları yapmasının ardından antisemitik aktivistlere alan açtığı gerekçesiyle eleştirilen ve görevden alınabileceğine
dair haberler çıkan Bernay direktör Tirşat Atı'nın görevine devam etmesi için destek mektubu yayınlamış.
30'dan fazla festival yöneticisinin imzaladığı mektupta film festivallerinin farklı ve çatışan görüşlere alan açması gerektiği vurgulanarak ifade özgürlüğünün korunmasına her zamankinden daha çok önem vermemiz gerektiği belirtilmiş.
Yani böyle şeyler tüm dünyada daha çok ses geçiriyor zaten.
Bir de tüm dünya festivallerini, yani bu işte İsrail destekçisi, bu işte Filistin destekçisi vs.
böyle ayırırsanız zaten yani nerede ödüllenirseniz onun hiçbirine gitmememiz gerekir.
Bence gidilen ödül törenini provoke etmek yerine yani onu herhangi bir şekilde boykot etmek yerine gidip şikayetinizi orada kürsüde anlatmanız gerekiyor.
Mesela bununla ilgili Emine Alper'e de çok eleştiri gelmişti.
Sen neden gidiyorsun? Berna'yla işte İsrail destekçisi senin orada ne işin var gibi.
O da zaten açıklama yapıp demiş ki, aynı benim söylediğim gibi, öyle platformlarda ödülü aldığınız zaman kendinize kürsüde yer açmanız ve kürsüde değerinizi anlatmanız tüm dünyasız duyması açısından daha mantıktır demiş.
Bence de kesinlikle katılıyorum.
Bu arada 2026 Oscar töreninin sunucusu Conan O'Brien, bunu zaten biliyoruz, yarın akşam da izleyeceğiz.
Ve şöyle bir şey yaşanmış, biliyorsunuz.
Paul Mescal bu Oscar ödüllerine hiçbir dalda adaylık alamadı.
Ve ona da birazcık teselli ikramiyesi gibi toranda sunucu değil ödül takdim eden isimlerden biri olarak sahneye çıkmasını teklif etmişler.
O da kabul etmiş. Yani bir kategorinin ödülünü açıklayan oyunculardan biri olacak.
Ama yani Paul Mescal'in de 50-55 yaşında olmadığını düşünürsek bence ona karşı yapılmış büyük bir ayıp.
Jesse Buckley kendisiyle birlikte ödül alan ya da kendisiyle birlikte o filmde oynayan herkesi onur ettiyse bence Paul Mescal de kesinlikle bir şekilde katılmalıydı o ödül törenine ödül alan kişi olarak diye düşünüyorum.
Şimdi gelelim Netflix'in Warner Bros.
ve Paramount arasındaki çekişmesinde konuşulan paralara.
Şimdi Netflix'in Warner Bros.
satın almak için imza aşamasında olduğunu biliyorduk ama Paramount en son öyle bir teklif yapmış ki Netflix demiş ki biz o rakamlara çıkamayız, o rakamlara çıkılmaz demiş.
Ve sonuçta Paramount kazanmış.
Netflix, Warner Bros. satın alma yarışından çekilmiş.
Warner Bros. Paramount'un son teklifini daha cazip bulup Netflix'ten yeni bir teklifte bulmalarını istemiş.
Ama Netflix yeni bir teklif yapmamış.
Paramount, Warner Bros'un sahip olduğu tüm kanal ve stüdyoları Warner Bros.
arasındaki anlaşmanın bir parçası olarak HBO Max ve Paramount tek bir yayın uygulaması altına birleşecek.
Paramount açıklama yapmış demiş ki, Warner Bros.
satın aldıktan sonra yılda en az 30 film yayınlayacağız demiş.
E zaten Netflix de demiştim size demin.
Teklif yükseltmeyeceğini açıklamış.
Paramount, Warner Bros. satın almak üzere.
Ve şöyle bir şey var Paramount 110 milyar dolar satış için 2.8 milyar dolar Netflix anlaşmasının fesi için ödeyecek.
Yani aslında şöyle Netflix'in Warner Bros'u alması demek bir noktada sinemayı bitirecek endişesiyle insanların yaklaştığı bir şeydi.
O yüzden çok sıcak bakılan bir şey değildi.
Ama şöyle Paramount'ta hani sütten çıkmak kaşık değil.
Paramount'un da Trump'a çok yakın olduğu biliniyor.
Paramount'un sahibinin olduğunu...
Trump'ın baş danışmanı olması bekleniyor vesaire.
Yani hani evet Netflix almasın tabii ki Warner Bros.
Sinema yok olmasın ama diğer tarafta da bütün Warner Bros'un içeriklerinin, bütün filmlerin, dizilerin hepsinin telif hakkının Trump yalnız bir insanın geçmesi çok kötü bir şey.
Yani uygulanabilecek sansürleri, yapılma aşaması da olup bir anda ertelenebilecek film senaryolarını düşündüğünüz zaman aslında yani burada ikisinin de durumu çok kötü.
Yani bence ikisi dışında daha art house işler yapan bir yönetmen ya da yapımcının alması çok daha iyi olabilirdi.
Bu arada ülkemizde en çok izleyen tür olan romantik komedi dizilerinin sahibi olan ülke Güney Kore hakkında yeni bir haber çıkmış.
Kore dizilerini izleyen kadınların hayalperest olduğu ve kendi dünyalarında yaşadıkları öne sürülüyormuş.
Sonra raporlar Kore dizilerini düzenli olarak izleyen bazı kadınların daha hayalperest bir zihinsel yapıya sahip olabildiğini gösteriyor ve bu izleyicilerin kurgusal dünyalara daha kolay daldığı ve duygusal olarak hikayelerle güçlü
bağlar kurduğu belirtiliyormuş. Uzmanlar bu Kore dizilerinin kaçış ihtiyacı.
romantik beklentiler ve yoğun hayal gücüyle ilişkili olabileceğini iddia etmişler.
Ve bunu ifade etmişler. Mantıklı.
Yani ben de Korecesi izlerken ülkeyle alakalı bir şey düşünmediğim için beni de açıkçası çok rahatlatıyor.
Bu arada önümüzdeki hafta Ramazan bayramı.
Hepimizin Ramazan bayramı şimdiden mübarek olsun arkadaşlar.
Ve tabii ki bizim ülkede her bayramda, her dini bayramda olduğu gibi bu haftada artık diziler Ramazan bayramı arasına giriyorlar ve...
Muhtemelen bir hafta belki özellikle cuma cumartesi dizilerin iki hafta yayın arası vermesi gündemde.
Önümüzdeki hafta birçok dizi yeni bölümüyle ekrana gelmeyecek.
Bunu da buradan söylemiş olayım. Hani sonra aman tanrım işte ben o diziyi izleyecektim.
Gelecek bölümü çok merak ediyordum.
Niye yok demeyin. Yani hepsi aslında belli bir plan çerçevesinde kurulan şeyler.
Bu arada The Bride yani gelin filmi bizde geçen cuma vizyona girdi.
Nasıl diyeyim? Filmi izledim ama size anlatacak bir noktaya henüz gelememiştim.
Ama film tüm dünyada gişeye çakıldı.
Christian Bale ve Jack Gyllenhaal gibi iki de starın olduğu The Bride filmi, yani gelin filme 7 milyon dolarlık şahsatıyla açılış yaptığı 90 milyon dolarlık bütçesiyle filmin 2026 yılının en çok zarar
eden yapımı olması bekleniyor ki takvim olarak baktığımızda aslında henüz daha yılın başındayız.
Ve şöyle ki The Bride, Maggie Gyllenhaal'ın yönettiği Jesse Buck ve Christian Bale'li...
Frank Cash'ten uyarlaması. Eleştiriler karışık aslında.
Bazı feminiz temalarını cesur bulurken diğerleri tonu çok dağınık, ağır ve tutarsız buluyor aslında filmi.
Ve izleyiciler çok farklı şeyler izlemişler ve 90 milyon dolarlık bütçe karşına açılır sadece 7 milyon dolar.
Bu yüzden gişede batmış. Dünya gişesi böyleyken bizde bir haftada ne kadar izlenmiş diye bakalım.
Bizde sadece 8.316 kişi gidip bu filmi izlemiş ve bizden toplam yaptığı hasat sadece 2.5 milyon TL.
Bence bir film için çok kötü bir açılış ama Yani ben gerçekten çok heyecanla gittim, çok zevk alarak gittim, izledim.
Yani benim gerçekten bu kadar kötü eleştirilerim yok ya.
Bu arada şeyi öğrendim çok şaşırdım.
Kırışçın Bey filmin çekimleri arasında sette herkes çığlık terapisi yaptırıyormuş.
Ya abicim ne gerek var böyle şeylere ya Allah aşkına.
Yani sen git karavanına işte makyaj seni süslesin, makyajını yapsın sonra çık sahrende oyna.
Bir de bunun videoları var inanamazsınız.
Yani gerçekten hani korkunç mu desem, akıl alıcı mı desem gerçekten ne diyeceğimi bilemiyorum.
Hazır gelin filminden bahsetmişken Kırışçın Bey...
Bale'den yeni bir proje haberi geldi.
Christian Bale Heat 2 filminde yer alacağını doğruladı.
Ve Heat 2 filminde de DiCaprio ile birlikte oynayacaklar.
Ve bu ikiliyi ilk defa birlikte izleyeceğiz.
Gerçekten iki iyi oyuncu da ortaya ne çıkacak çok merak ediyorum.
Partilere Jesse Wark'tan gelen haberlere de şöyle bir bakalım mı?
Jesse Wark de... Neler kazanmış?
Hemen sıralayayım. Eleştirmenleri seçim ödülünü kazandı.
Altın Küre'yi kazandı. Bafta'yı kazandı.
Aktör-aktris ödüllerini kazandı.
Oscar'ı da alırsa bunu başarılan ilk kadın oyuncu olacak.
Cillian Murphy de henüz birlikte çalışmadı.
Ancak çalışmayı en çok istediği aktrisin adını açıkladı.
Cillian Murphy demiş ki, evet o da İrlandalı.
Kendisi Jesse Buckley demiş. Bu arada Netflix'ten bahsetmiştim ya az önce.
Böyle bir satış muhabbetleri geçti.
Sonra Netflix Warner Bros'u satın almaktan vazgeçti dedim.
Netflix bu ara sanırım Netflix Meghan Markle ile yaptığı ortaklığı sonlandırmış.
Eşiyle birlikte yani prensiyle birlikte 2020 yılında İngiltere Kraliyet Ailesi'ne ayrıldıktan sonra Netflix ile 100 milyon dolarlık bir anlaşma imzalamışlardı.
İlk belgeselleri rekor kışsa da sonraki iki yapımları başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
Netflix de demiş ki yani madem hani Siz bize iyi bir izlenilirlik sağlamıyorsunuz o zaman hani biz de bu anlaşmayı iptal ediyoruz demiş ki çok mantıklı.
Yani hani daha ne kadar biz bu kraliyet ailesi yaşanan korkunç şeylerin belgesellerini izleyeceğiz değil mi?
Yani bakın gerçekten içeride böyle yaşanmış olabilir ama yani dışarıdan baktığınızda çok stabil bir hava çizen bir aile ya öyle diyeyim size.
Bu arada madem İngiltere kraliyet ailesinden bahsettik o ailede öyle korkunç biri bütün gerçekliğiyle medyaya döküldü ki.
Meghan ve Harry'nin saçmalıkları gerçekten akla bile gelmiyor bence.
Andrew'un skandalı dizi ve film yapımcılarının ilgisini çekmiş gibi görünüyor ve birçok haber kanalında paylaştığına göre hazırlıklar başlamış.
The Crown dizisine yeni sezonlar eklemeyi de düşünüyorlarmış.
Haberin detayında Hollywood eski prensin talihsizliğinin sinematik bir maaş gününü...
Dönüştürme yarışında Netflix, Amazon ve Disney ile Andrew Mountbatten-Winson çöküşü hakkında bir film yapmak için bütün stüdyolar birbiriyle yarışıyormuş.
Disney stüdyostaki bir kaynak Daily Mail'e şunları söylemiş.
Bu hikayeyi bize getirmek isteyen senaristlerle...
Bir senaryo bombardımanına tutuldu.
Hollywood'da bir Enderil filmi çıkaran ilk stüdyo olma yarışı devam ediyor demiş.
Bakalım yani gerçekten yanına değil de bütün olayları tüm çıplak dili anlatacak insanlara ihtiyacımız var bence.
Madem İngiltere kraliyet ailesinden bahsediyoruz.
İngiltere ile aynı dilin konuşulduğu Amerika'ya bir geçelim bence artık.
Üçüncü sezonu bizde 19 Şubat 2026'da çıkan The Night Agent'ta bir şeyler oluyor.
Şöyle dizinin izlenme oranları tekrar düştü ve ilk haftasını sadece 8.3 milyon izleyiciye ulaştı.
İlk sezon 20.6 milyon izleyici, ikinci sezon ise 13.9 milyon izleyiciyle bitmişti ama üçüncü sezon çok az bir izleyiciye ulaşmış.
Ama dizinin yine de dördüncü sezonu çıkmış ve dördüncü sezonun California'da LA'da geçeceği düşünülüyormuş.
Ve hem California'da hem LA'da geçecek.
California'da da dizinin ilk iki sezonda olan...
Başroldaki gece ajanımızın partneri olan Rose'un hikayesine geri dönecekler muhtemelen.
Çünkü reytinglerin bu kadar düşmesi demek insanların bu hikayede bir kadın partner, bir aşk ilişkisi, bir romantizm aradığını gösteriyor bence.
Geçelim SAG ödüllerine.
SAG nedir? The Actor Awards eski adıyla Amerika Birleşik Devletleri'nde her yıl aktörler sendikası SAG-AFRA tarafından verilen bir film ve televizyon ödülü.
Amerika Birleşik Devletleri'nde aktör olarak çalışmak için SAG'a üye olmak gerekiyor.
1 Mart 2026'da ödül alanlara bakalım en son SAG'da.
Bu arada SAG ödüllerine niye girdik?
Çünkü genelde SAG ödüllerinde bir başarı sağlayan birçok aktör, yönetmen, film genelde Oscar için de güçlü bir aday olarak gözüküyor.
Michael B. Jordan, Sinner's En İyi Erkek Oyuncu'yu almış.
Yine Sinners'da en iyi oyuncu kadrosu var.
Amy Madigan en iyi yardımcı kadın oyuncuyu almış.
Owen Cooper Adolescence'la en iyi erkek oyuncuyu almış.
Ama minidizi veya televizyon filmlerinde en iyi erkek oyuncuyu almış.
Onun dışında Carrie Russell ödülü almış.
Champagne ödülü almış. En iyi kadın oyuncu Jesse Buckley.
Yani aşağı yukarı zaten herkesin Oscar'da hani bunlar kesin ödül alır dediği kişilere salgılı ödül vermiş açıkçası.
Onun dışında bu arada...
Dün hangi film tekrar vizyona girdi?
Savaş Üstüne Savaş filmi.
Oscar'ları iki gün kala herkese bu ödülün ne kadar hak ettiğini kanıtlayacak seviyede yüksek bir açılış yaparak ilk günün itibariyle çok izlenerek tekrar vizyonda.
Umarım gerçekten en iyi film, en iyi erkek oyuncu, en iyi kadın oyuncu hepsini Savaş Üstüne Savaş filmine verirler.
Yurt dışından son haberimiz ise şu.
Selena Gomez'e geçmişte Chris Evans'ın mesajı altta ortaya çıkmış.
Chris Evans... Selena Gomez'e kalple el imajı satmış.
Yani gerçekten. Selena'cığım.
Tamam arkadaşlar. Burası sinemaya dahil değil de.
Şimdi bunlarla iki oyuncu olduğu için bu konuyu da aldım gündeme.
Yani Selena'cığım. Şimdi Allah aşkına bir düşünelim ya.
Yani süpermanlar kapında bekliyor.
Diğer bütün güzel rolleri oynamış birçok erkek oyuncuyla arkadaşsın.
Sıkı fıkı dostsun vesaire.
Bu kadar adamla birlikteyken.
Bu kadar çok çevrende yakışıklı taş gibi insan varken.
Gitsin o adamla mı evlendin ya?
Yani tamam. Hani zevkler renkler tartışılmaz.
Yani sen gerçekten o kocayı ne yapıyorsun ya?
Neyse. Yani gerçekten onlar boşanana kadar evliliklerin en büyük nasıl diyeyim?
Hatredin en büyük nefret besleniyorsa kesinlikle benim.
Öyle söyleyeyim size. Yerli haberlere geçersek de üzücü bir olayla başlayalım istemezdim ama başımız sağ olsun.
Mustafa Sönmez'i kaybetmişiz.
Kendisi 31 yaşındaydı.
Bir süredir kanser tedavisi görüyordu.
Allah rahmet eylesin. Diliyoruz hep birlikte.
Bu sene 76. Berlin Film Festivali'nde altınayı...
Ödülü kazanan Sarı Zarflar filmin ortak yapımcı arasındaydı.
Aynı zamanda ortak yapımcısıydı.
Allah rahmet eylesin. Ne diyelim inşallah gittiği yerde huzur bulur.
Madem yerlere döndük ya akıl veren herkes bitti.
Gerçekten biz bir de gidip Uras kaygıları olunan akıl alacağız herhalde.
Şöyle bir açıklama yapmış. Demiş ki bir haber gördüm.
17 yaşındaki birinin 70 tabakası var.
Nasıl oluyor bu? Emzik çalarak başlaması gerekiyor suç hayatı.
69-70 suçtan sonra ıslah olma kim karar veriyor?
Sadece diziler suçu özlendiriyor demek biraz hafife kaçmak oluyor demiş.
Bakın haklı olduğu bir nokta var ama bu adamın eski sevgilisiyle kesik kadın bedenleriyle olan bir fotoğrafı var.
Böyle kanlar içinde bir fotoğraf.
Yani gerçekten o fotoğraftan sonra hala ağzına çıkıp nasıl konuşabiliyor ben gerçekten inanamıyorum ya.
Yani hani düşünüyorum düşünüyorum diyorum ki insanın birazcık kendi geçmişine, kendi paylaştıklarına, paylaşmadıklarına yaşadığı hayata bir bakması gerekiyor diye düşünüyorum.
Uğur Hanım sen rica ediyorum sadece oyunculuk yap.
Mafya babasını oyna. Devamlı biz hallederiz ya.
Yani gerçekten akıl almak için son insan bile değilsin.
Bu arada... Veliaht dizisinden 11.
bölümünü bahsetmiştik bekleyen haber geldi.
Ondan da maalesef haftaya final yapıyor.
Yani keşke bitmeseydi.
Güzel bir işti. Güzel kurgulanan, güzel oynanan, güzel yazılan bir işti.
Ama bizim ülkede zaten güzel şeylerin genelde ömrü kısa oluyor.
Sonra 2-3 sene sonra herkes böyle TV sırada paylaşıp aa işte arkadaşlar böyle bir dizi buldum işte YouTube'da siz bunu izlediniz mi ne kadar kaliteli diziymiş vesaire diyorlar.
Ama hani dizi bittikten sonra bunun bir anlamı yok ki.
Önemli olan dizi devam ederken bunun kıymetini bilebilmek, onu devam ettirebilmek diye düşünüyorum.
Bu arada yani ülkemizin en cilvi kadın şarkıcılarından biri.
Nukhet Duru'yu da bölüme dahil ettim.
Çünkü orada da uluslararası bir şey yaşanıyor.
Nukhet Duru demiş ki The Weeknd Off'ın şarkısında benim şarkımın kulağının içinde sürekli para gönderiyor.
Oradan hani evde dururken bayağı iyi para kazandım demiş.
The Weeknd de bu tweet'i anıtlayıp benim için bir zevk diye paylaşımı yapmış.
Bu arada ben gerçekten o şarkının içinde Türkçe bir şeyler kenken duydum ama sonra dedim ki yani herhalde hani ben böyle %90 Türkçe konuştuğum için bana öyle geliyor diye düşünmüştüm.
Öyle değilmiş. Gerçekten içinde Türkçe ezgiler varmış.
Gelelim ülkemizin en ünlü tek sarışınına Kıvanç Tatlıtuğ.
Kendisi en son Disney Plus'ın işi olan Bozdağ filmin çekeceği 8 bölümlük ajandisiyle anlaşmıştı.
Partiler içinde Pınar Denizli adı geçiyordu.
Yönetmen de Hilal Sarı olacak demişti.
Hatta Kıvanç bölüm başı 4 milyon alacaktı.
Ama önce Pınar Deniz Nur bir gece ilan filmini kabul etti ve bu Disney Plus işine benim zamanım yok dedi ve projeden.
Aslında tabii ki haftaya sete çıkmayı planlıyorlardı ama bu şekilde yağan oldu tabii ki.
Yani Kıvanç'ın partneri olması için Burcu Biricik'e teklif götürdüler.
O da reddetmiş ki bence çok yakışırlardı.
Ama şöyle bir baktığınızda yani işin içinde haftalık 2,5-3 milyon kazanmak varken ve Kıvanç'la karşılıklı partner olmak varken sizce neden oyuncular bu teklifi kabul etmiyorlar?
Bence Bozdağ film yüzünden yani.
Yoksa Burcu Biricik ve Kıvanç iki sarı çok yakışırlar bence ama Burcu Biricik'in muhalif duruşu ve Bozdağ filmin bütün bir gücüyle, bütün PR ve bütün basın gücüyle devletimizin hükümetini
sonuna kadar desteklemesi yüzden bence bu işe bulaşmak istemedim.
Ayrıca Burcu Biricik de Emine Alper'in HBO Max'da yayınlanacak İnsanlar dizisinin başlığı olmuş, proje tasarımını Hakan Bonomo yapmış ve Milay Ezengin'in yazdığı 8 bölümlük dizi etkileyici bir sınıf çatışması hikayesini konu alıyormuş.
Yani bizim ökeki yönetmenler galiba bu sınıf çatışması olayına girmeyi seviyorlar.
Bundan keyif alıyorlar. Ne diyeyim?
Emine Alper demişken gelelim bu haftanın filmine.
Kurtuluş'u geçen cumartesi izledim ve size anlatmak için tam bir hafta bekledim.
Gerçekten çatlayacağım artık. PR döneminde olduğu için film Emine Alper bu ara gerçekten bakanlardan çok röportaj veriyor öyle diyeyim size.
Onlardan birine bakacağız şimdi.
T24'e verdiği röportaj demiş ki hapistekileri düşündükçe kahroluyorum.
Çiğdem'den bahsedelim, Tayfun'dan bahsedelim, Can'dan bahsedelim, Osman Kavala'dan bahsedelim, İmamoğlu'ndan ve arkadaşlarından bahsedelim.
Öyle bir hale gelip ki Berlin Film Festivali'nde kürsüde kimden bahsedeceğimizi bilemez durumdayız demiş.
Gerçekten öyle yani ülkeyeki hale bakınca gerçekten denilebilecek hiçbir şey yok diye düşünüyorum.
Bu arada ben size Masumiyet Müzesi'nden bahsetmedim.
Onu es geçtim çünkü daha kendim de izlerdim ama Masumiyet Müzesi ile ilgili dünya çapında çok fazla...
izlendiğine dair haberler çıkıyor.
Masumet Müzesi'nin Türkiye dışında en çok izlenmeye ulaştığı ülkeler açıklanmış.
Sırbistan, Hırvatistan, Bulgaristan, Romanya, Honduras ve Meksika'da çok izlenmiş.
Norveç varlık fonosiyosu da açıklama yapmış.
Demiş ki en sevdiğim kitap olan Masumet Müzesi'nin Netflix'e dizisi gelmiş.
Tam da hepimizin ihtiyacı olan duygular.
Güzel, sakin ve romantik demiş.
Yani arkadaşlar bu ham hayatı yaşayan Akdeniz'e aşık bir zenginin globalde erişebileceği izleyici kitlesini tahmin dahi edemezsiniz.
O yüzden bu kadar çok izlenmesine hiç şaşırmadım.
Ama tabii ki filmle ilgili farklı eleştiriler var.
Film diyorum diziyle ilgili.
Orhan Pamuk da demiş ki yani Cihangir'deki evin mağazası ortaya çıktı.
Yani ne ev ya. Gerçekten yani Denizli 01'e bayıldım gerçekten.
Ve ona da şey demişler.
Tolstoy şurada otursaydı Anna Karen'in en az 5000 sayfası olur demişler.
Gerçekten öyle ya. O kadar güzel bir ev.
Orada sadece oturup yazmak, oturup bir şeyler dinlemek istersiniz.
Yani işte böyle hani hep toplumun üst kesimlerinde yer almış insanların da işte hep böyle acıtlı hikayeler yazması da bence birazcık kendi hayatlarındaki sıkıntıdan kaynaklanan bir şey ya.
Neyse. Gelelim bu haftanın filmine.
Çok uzun anlattım değil mi sinema gündemini?
Ama bakın yarın Oscar'lar var ve Oscar'lardan sonra tüm gündem iyi ya da kötü şekilde değişecek.
Yani biz yarın bu saatlerde yani tabii siz bunu kaçta dinlediğinizi bilmiyorum ama Pazar akşamı yani o hak etti, bu hak etmedi, keşke o alsaydı, keşke o hiç aday olmasaydı dediğimiz şeyler göreceğiz, öyle
açıklamalar dinleyeceğiz vs.
O yüzden benim bu sınav gündemini bu hafta bitirmem gerekiyordu.
Gelelim Kurtuluş filmine.
Emine Alper açıklama yapmış, demiş ki Türkiye'yi kurtarmaya çalışırken dünya Türkiye'ye leşiyor.
Gerçekten çok doğru. Kurtuluş filminin konusu yıllar önce terk etmek zorunda kaldıkları köylerine geri dönen bezarlarıyla bölgede hakimiyet kuran kurucu Hazeran aşireti arasındaki toprak anlaşmazlığı ve tırman iktidar mücadelesini konu
alıyor. Hikaye bu arada gerçek bir katliama dayanıyormuş.
2009 yılında Mardin'in Bilge Köyü'nde yaşayan Bilge Köyü katliamını baz alıyormuş hikaye.
Bu Bilge Köyü katliamını da şöyle anlatayım.
Köy kurucusu Mehmet Çevre.
tarafından 4 Mayıs 2009'da Mardin'in Mazıdağ ilçesine bağlı bir geyik önünde en az 44 kişinin öldüğü bir nişan töreninde yapılmış bir katliam.
Saldırı en az 2 maskeli saldırgan tarafından el bombaları ve otomatik silahlar kullanılarak gerçekleştiriliyor.
Kurbanların yüzleri fiziksel olarak tanınmayacak bir hale geliyor ve Reuters saldırının Türkiye'nin modern tarihindeki sivillere yönelik en kötü saldırılardan biri olduğunu bildirmiş.
Bu saldırıyı yapan, bu katliamı yapan kişi demiş ki asla pişman değilim ben namus için gözümü kırpmam babamı bile öldürdüm demiş ve tarih kendimden yararlanarak Suçunu hafifletmiş ve gerçekten adamın da tabii
ki asla haklı göstermiyorum.
Ama adamın da hani bu katliamı yaparken baz aldığı şey işte o köyün asili benim karım yasak ilişki yaşamış.
Benim çocuklarımdan birisi o karşı köyün işte şeyhi mantıya gidip saldırmış.
Gerçekten yapılan DNA testlerinde adamın en büyük çocuğunun o karşı maalesef ki.
Şöyle ki burada aslında tartışılan şey o silahları o koruyucuya devlet verdi.
Soykırıma bu katliama izin ver demiş yıllardır köy halkı ama böyle bir şey mümkün değil.
Yani devlet hani bir korucuya silah verirken bir zabıta ve polise cebine işte beynine silah takarken git katliam yap diye bunu vermiyor.
Yani hepsinin sonunda ve başında bütün amaç genelde halkı korumak oluyor.
Yani sen hani bir noktadan sonra o silahı verdikten sonra hani o silahı kullanma yetisi olan birinin ne yapacağını kestiremezsin ki.
Yani bunda devletin ne kadar suçu var tartışılır.
Öyle diyeyim size. Neyse ben bu filmle ilgili diğer şeylere geçeyim isterseniz.
Gerçek hikaye olduğunu atladıktan sonra.
Film 2026 Berlin Ailesi'nde Gümüş Evdülü kazandı.
Filmin kadrosunda başrolü de Can Ercindur oynuyor.
Mesut rolünde çok güzel oynamış.
Ben bayıldım. Berkay Ateş Yılmaz rolünde oynuyor.
Feyyaz Duman o Hazeranların şeyhine oynuyor.
Ferit karakterine o da çok yakışmış.
Naz Göktan Fatma rolüne oynuyor.
Ve Özlem Taş da Can Ercindur'un oynadığı Mesut rolünün eşini canlandıran Gülsüm rolünde diyeyim.
Film ülkemize ne kadar gişe aldı hemen söyleyeyim size.
İlk haftada 7.870 kişi izlemiş.
Sadece ilk haftada 2.5 milyon gişe hastalığı yapmış filmde.
Filmin üstüne durduğu ve eleştirikleri şeyler koruculuk sistemi, din ve korku.
Filmin oyuncu kadrosu bence kesinlikle sorunsuz, çok güzeldi.
Yani kurgusu, hele müzikleri.
Müziklerini kim yapmış özellikle baktım.
Christian Werberg diye biri yapmış ve bu kişi Hollandalı.
Ve şöyle bir şey yaşanmış.
Bu arada mekanları da anlatayım hemen.
Mekanlar Batman'daki taş evlerde çekiyorlar ve farklı köylerdeki farklı yerlerde yapılan çekimleri birleştirmişler.
Aslında o köyler filmde gördüğünüz gibi karşılıklı duran köyler değiller.
Zaten Batman, Mardin, Divler'in yakın yerler, ikisinde taş evler var.
O yüzden çok da aslında şaşırtıcı olmamış bunun için Batman'ı seçmeleri.
Emine Alper'in dediğine göre gerçekten bayağı aramışlar mekanları.
Kurgu'yu Özcan Vardar yapmış.
Filmi Hollanda'da birleştirmişler.
2024 Eylül gibi çekmeye başlamışlar.
2025 Ocak gibi bitirmişler çekimleri.
Bazı sahillerde kış soğuğu biraz zorlamış.
Filmin katliamı anlatıp anlatmadığı sorumlu.
İnanılmaz ancak karakterler ve hikayenin gelişimi büyük ölçüde Kurgu'ydu demiş.
Filmin mahallinde bir köyde geçti ve karakterlerin Kürtçe konuştuğunu ifade eden yönetmen, Türkiye esnasında Kürtlerin yaşadığı bölgeyi anlatan birçok yapımda Kürtçenin görünmez kılığını belirterek ben bu dili görünmez kılmak istemedim demiş.
Evet, işte benim filmle ilgili en net eleştirim bu.
Şimdi repliklerde cümleye Türkçe başlasa da karakterler o cümle Kürtçe devam ediyor.
Filmde ısrarla yıllarca o Kürt ailenin...
Korucularla şehri korudan bahsediliyor.
Bazı sahnelerde jandarma gelip Kürtlerin şeyini istiyorsun işte.
O senin mühidinden sen onu bul getir bize biz aramayalım diye kendi yakalayabilecekken.
Biz hep devlet ne dediyse onu yaptık diyor filmde karakterler ve bunun diyerek devletçi bir yazımı anlatım mevcut.
Öyle ki devletten ayrı bir özel bölge gibi kendi adetleri, kendi dilleri, yöntemleri var gibi gösteriyor bu kö.
Bakın böyle bir şey kabul edilemez.
Bunu meşru hale getirirsek ve bu kabul gören bir şey haline gelirse tahmin dahi edemeyeceğimiz...
noktalara varırız. Anayasa ne diyor?
Bu ülkenin resmi değil Türkçe, toprak parçası olmayan hiçbir topluluğun devleti ve dili olamaz ki filmde anlatıldığı gibi Kürt-Türk el ele gibi bir durum da yok o topraklarda.
Yani yıllarca biz şehit verdik o topraklara ve hala veriyoruz.
Yani terör neden bitmiyor? Bu aşiretler onları oralarda beslediği için.
Hele bir replik var ya o kadar gerçek dışı bir şekilde söylenmiş ki gerçekten dinlerken çok sinir oldum.
Şey diyor işte Kürtlerin şeyi biz yıllarca işte koruculuk yaparken şehit verdik boşuna mıydı diyor.
Yani gerçekten arkadaşlar deneyecek çok şey var da yani gerçekten siz anladınız beni ya.
Yani keşke o dil gerçekten görünmez olsaydı ya da illa böyle gerçek bir hikaye anlatılma niyeti varsa Türkiye'de katliamdan, kaostan, çatışmadan bol bir şey yok.
Başka bir şey seçilebilirdi. Yani ırkçılıkta ırkçılık, ülkemdeki askeri polisi sevmeyen, bayramda saygı duymayan hiçbir azınlık grubun görünür olmasını ve öne çıkmasını istemiyorum.
Ama işe, yani sinematik açıdan bakarsak bunların hepsinin dışında akıcı, sinematografik olarak güzel ve iyi oyunculuklar dolu bir işti bence.
Mutlaka sinemada izleyin ve eleştirmek için veya fikirlerinizi belirtmek için beni mutlaka bulun.
Bu arada şöyle de bir şey yaşandım.
Bu hafta normalde size bir tane dizi anlatacak ama sinema gündemi ve kurtuluş filmi o kadar çok ve uzun uzun anlatılması gereken bir şey ki kesinlikle kısa geçmek isterdim.
O yüzden bu hafta size bir dizi anlatmadım.
Ama size haftaya anlatmak istediğim reytinglerle birinci olan bir Türk dizimiz var.
Yani ben onu izlemeyi ne olursa olsun seviyorum.
O dizi her ne kadar eleştirilse de bakalım o diziyle ilgili bir tahminiyorum diyeyim.
Sizden gelecekte tüm önerileri açayım açıkçası.
İyi dinlemeler. Buraya kadar dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Sinemayla kalın. Ve haftaya görüşürüz.
Umarım bu haftaki bonus bölümde izleyip dinleyip çok keyif almışsınızdır.
Sizi seviyorum. Haftaya yeni bölümde sizi sinemayla ve yeni Oscar bölümüyle kucaklamak dileğiyle.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
