
Bu hafta sinema tarafında BAFTA ödül törenindeki ırkçı çıkışı ve Bafta ödüllerinde kazananlarını,kaybedenlerini anlattım.
Dizi tarafında ise yerli bir işi masaya yatırdık,yükselen bir diziyi konuştuk.
İyi dinlemeler…Her nereden beni duyuyorsanız bu zevki sevdiklerinizle de paylaşmayı unutmayın.
Dipnot ; Haftaya Çarşamba bonus bölümümüzü dinlemeye bekliyoruz sizi.
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda Yayında'nın 12.
bölümüne hoş geldiniz.
Umarım çok güzel bir Şubat ayı geçmiştir.
Benim için harika bir ay başlamış demektir.
Ve resmen artık Mart ayına gelmiş bulunuyoruz.
Mart ayını niye bu kadar seviyorum?
Onu da hemen kısaca anlatayım size.
Mart ayı benim doğum günümün içinde olduğu ay.
Onun dışında İstiklal Marşı'nın kabulü gibi çok önemli bir gün var.
Onun dışında başka kendi kişisel hayatımda özel birçok gün Mart ayında.
Bir de tabii ki birazcık kış bitiyor, birazcık ilkbahar geliyor.
Yani seviyorum Mart ayını ya.
Yani ayın yarısı çok sıcak oluyor, yarısı çok soğuk oluyor.
E onun dışında Ramazan bayramı bitimde Mart sonuna denk gelecek.
E bu da demektir ki en azından bir hafta bile olsa işe gitmeyeceğiz, tatile çıkacağız demektir.
E ben de tabii ki tatil deyince hemen tık diye Antalya'ya kaçmayı çok seviyorum.
O yüzden de umarım siz de şimdiden tatil planlarınızı yapıyorsunuzdur.
Ama kendi adıma şunu söyleyeyim.
Yani bir televizyon kanalında çalışınca arkadaşlar gerçekten tatil planı yapmak çok zor oluyor.
Yani hangi güne uçak bileti alacağım, hangi gün izinli olurum, hangi günler yayın olur, hangi gün olmaz bunu ayarlamak gerçekten çok zor.
Yani bunu çok önceden tahmin etmeniz lazım.
O gün geldi ve bu tahmininizin doğru çıkması gerekiyor haftalık şifte göre.
Gerçekten çok zor şeyler beni bekliyor öyle diyebilirim size.
Onun dışında bugün çok...
Güzel bir gün bakın. Marta'nın güzelliğini geçtim.
Bugün ayrıca ekstra çok güzel bir gün bence.
O da neden? Bugün Emine Alper'in Kurtuluş filmi resmen vizyonda.
Umarım koşa koşa sinemaya gidersiniz.
Çok keyif alırsınız. Ve lütfen filmden sonra da filmi nasıl bulduğunuzu bana sosyal medya hesabımızdan yazın.
Çünkü gerçekten çok merak ediyorum sizin bu filmle ilgili fikirlerinizi.
Zaten ana dili Türkçe olan bir film.
Türk oyuncuları çekilen bir film.
Yani konusu bana göre bir tık ütopik, birazcık fantastik kalsa da kesinlikle pişman etmeyeceğine eminim.
Ben de ilk fırsatta gideceğim ama ne zaman giderim, hangi gün buna fırsat yaratırım bilmiyorum.
Aslında yarın izineyim, yarın gidebilirim ama yarın için podcastimle ilgili daha fantastik bir planım var.
Onu yapmam gerekiyor. Çünkü önümüzdeki hafta bonus bölümümüz var.
Onunla ilgili bazı planlamaları halletmem gerekiyor artık.
Onun dışında... Sinemaya gitmeyi unutmadığınız, atlamadığınız bir hafta olmuştur inşallah.
Ben tabii ki bu haftada gittim biliyorsunuz.
Düzenli bir sinema izleyicisi olduğumu.
Neler izlediğimi hemen size böyle bir öneri olarak sayayım.
Belki siz de gitmek istersiniz.
Aklınıza gelir ya sinemada madem bu kadar farklı, güzel isimli film var.
Acaba bunların içeriğine hangisine gitsem diye şöyle bir bakarsınız.
Ne dersiniz? Şimdi ben bu hafta dört tane film izledim.
Hem sinemada hem dijital platformda.
Biri Sinners ya da bizdeki adıyla Günahkarlar.
Bir kere bu aslında korku filmi.
Ben de korkuya çok okey bir insan değilim ama yani BAFTA'da işte diğer dünya çapında verilen ödüllerde o kadar çok adaylık, o kadar çok ödül aldı ki yani dedim ki artık benim buna gitmem lazım.
Çok bile bekledim dedim. Ondan sonra ikinci olarak geçen Cuma yanlış hatırlamıyorsam vizyona girmiş olan epik Elvis Presley konserde filminizde birazcık belgesel türünde Zaten Elvis Presley
de kendi yeğeni oynuyor o yüzden ona çok benziyor.
Zaten akrabalık bağları olduğu için bence ondaki enerji bu oyuncuya da geçmiş.
Bir yandan tabii ki bu müzik türünü çok seviyorsanız sizi kesinlikle çok içine tutacak, çok hareketli bir film bence.
Bir de tabii ki hiç görmediğimiz konser görüntülerini koymuşlar bazı konser sahnelerinde.
Bu da benim çok hoşuma gitti ama ben şunu çok sevmiyorum sanırım.
Gerçek hayatta yaşamış insanların belgeselini izlemeyi, gerçek hayatta yaşanmış olayların bir benzerini, uyarlanmış versiyonunu izlemeyi çok sevmiyorum sanırım.
Artık kendimle ilgili yavaş yavaş bunu keşfediyorum.
Onun dışında üçüncü olarak bunu Mubi'de izledim.
Baba, Anne, Kız Kardeş, Erkek Kardeş.
Jim Jarmusch'un yeni çıkan filmi ve yani çok ilginç bir şeydi ya.
Yani bu filmle ilgili gerçekten söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum.
Size spoiler olmasın lütfen rica ediyorum gidin izleyin.
Ondan sonra hep birlikte Instagram hesabına ya da Twitter'da.
özelden bir şekilde konuşalım.
Gerekirse yüz yüze de görüşüp konuşabiliriz.
Onu da her zaman açayım. Dördüncü olarak da Kıbrıs Türküsü'nün yerli bir filmimizi izleyelim.
O da çok güzeldi. Onu Kavros'taki oyuncularla çok seviyorum ben zaten.
Genelde yerli film tarafına çok bakmıyorum çünkü ya korku filmi var ya cin filmi var ya çocuk filmleri var.
Ama bu film ta yani Şubat ayının başından beri ilk fragmanı çıktığından beri aslında benim radarımdaydı.
Ve yani gerçekten de Bu kadar doğru insanların bir araya geldiği bir işi bayağıdır izlemiyorum diyebilirim.
En azından kendi yerli sinemamızda.
Bir de şöyle bir şey tavsiye edeyim.
Lütfen hepsini ayrı ayrı izleyin.
Benim gibi hepsini aynı günde izlememenizi tavsiye ediyorum.
Çünkü bu benim için birazcık kafa karıştırıcı oldu geriye dönüp baktığımda.
Çünkü ben her filmden sonra oturup film defterime o filmi nasıl bulduğumu, filmle ilgili işte özeti, yönetmeni kim, yapımcısı kim...
İşte film herhangi bir ülkenin Oscar adayı mı ya da ne bileyim BAFTA'da adayı mı, altın kürede alacak mı almayacak mı onların hepsini film defterinin analizi olarak yazıyorum.
Öyle olunca geriye dönüp bunun analizini yapınca çok karıştım.
Ama yani benim de buna yapabileceğim bir şey yok.
Hafta içinde tek boş günüm var.
Öyle olduğu için de mecburen hepsini tek günde izlemem.
Aslında hepsi tek günde aradan çıktı benim için ama yani bu pratiği kendinize geliştirmediyseniz lütfen bu kadar çok filmi tek günde izlemeyin.
Bir tık zor olabilir bence hepiniz için.
Onun dışında bu hafta ilk kez...
Podcast'ın istatistiklerine baktım.
Resmen gururlu bir panda gibiyim ya.
Yani nereden dinliyorsunuz?
Nereden kaç kişi yatıyorsunuz?
Bunlara hiç bakmamıştım. Hani belki çok kötü bir istatistik çıkar.
Belki beni hayal kırıklığına uğratır diye buna cesaret edemiyordum.
Ama en sonunda baktım bu hafta.
Ya nerelerden dinleniyormuşum?
Resmen inanamadım ya. Yani gerçekten hepinize çok teşekkür ederim.
Çok güzel gelmiş istatistikler.
Ve yani kendim bile inanamadım açıkçası kimlerin nereden dinlediğine, kimlerin nereden bu podcast'ı hangi arkadaşlarına attığına gerçekten bayıldım.
Çok teşekkür ederim. Lütfen bu podcast'ı sevdiyseniz arkadaşlarınıza, ailenize önermeyi, onlarla paylaşmayı da unutmayın.
Olur mu? Şimdi gelelim bu hafta sizinle ne konuşacağız.
Bu hafta sinema gündeminde sizin için aslında bir film seçmedim.
Bu hafta sinema gündeminde BAFTA ödüllerini konuşacağız.
Aslında BAFTA ödülleri geçen hafta verildi ama benim geçen haftaki bölümüm...
Bir tık uzun olduğu için ya da en azından benim için içeriğinin doluluğu yeterli olduğu için ben bu haftayı bu haftaya bırakmayı tercih ettim aslında.
Hem de hani birazcık daha ödül töreni demlensin, ödül töreninden sonra tartışmalar birazcık daha şekillensin.
Kimin ne düşündüğü, yani ne giydiğinden öte ne konuştuğu, ne açıkladığı, hangi ödülleri aldığı daha da netleşsin istedim.
O yüzden bekledim aslında. Ve bu sene çok ilginç bir olayla tarihte iz bıraktı bu hafta ödül töreni.
Şöyle ki şok eden ırkçı hareket diye bir sürü böyle haber başlığı gördüm BBC'nin kendi sitesinde de.
Hemen detayını vereyim size.
Michael V. Jordan ve Dave Rolindo sahnede ödüllerini takdim ederken salona yükselen bir ırkçı hakaret törenine damga vuruyor.
Skandalın arkasındaki gerçekte herkes şaşırtıyor tabii ki.
Gecenin açılışında...
Sinners filmin başrol öncüleri ilk ödülü takdim etmek üzere sahneye çıktıklarında salondan yüksek sesle ırkçı bir hakaret duyuluyor.
Her iki aktör de duyulan kelimenin ardından kısa bir an böyle bir duraksıyorlar.
Ondan sonra profesyonelliklerini bozmadan sunumlarına devam ediyorlar.
Variety'nin haberine göre skandal sadece bu olayla sınırlı kalmıyor.
Tören boyunca BAFTA başkanı konuşurken Tourette Sendromu aktörü John Davidson kapa çeneni diye bağırdığı en iyi çocuk ve aile filmi ödülü kabul edilirken de küfrettiği duyuluyor.
Sosyal medyada hızla yayılan bu görüntüler üzerine yayıncı kuruluş BBC ve Turner'ın ev sahibi Ellen Cumming durumun perde arkasında açıklanmak zorunda kalıyor.
Gerçi sebep de evet tabii ki bu mezun için birazcık ırkçılık da var ama gerçek sebep Tourette sendromu.
BBC tarafından yapılan açıklamada bu rahatsız edici ifadeleri kasıtlı bir sağları değil.
Tourette sendromuna sahip John Davidson.
İstemsiz sözel tiklerinden kaynaklandığı belirtiliyor.
Kanal sözcüsü demiş ki bazı izleyiciler toran sırasında ağır ve saldırgan bir dil.
Öyle bir kelime duymuş olabilir.
Bu durum Tourette sendromu ile ilişkili istemsiz tiklerden kaynaklanmaktır ve kasıtlı değildir.
Duyulan sözlerden dolayı özür dileriz ifadesini kullanmış.
Tourette sendromu ne size onu da söyleyeyim.
Ani tekrarlayıcı sesler veya hareketler tikler çıkar tıbbi bir durumdur.
Şaşırtıcı bir istatistik olarak bu sendroma sahip kişilerin sadece onunla birinde koproleli.
adı verilen uygunsuz dilin istemsizce kullanılması görülmektedir.
Olayın en dikkat çekici yanı ise Gece'de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazar Robert Aramay'un John Davis'in hayattan anlatan Iceware filmindeki rolüyle bu başarıya ulaşmış olması.
Sunca Ellen Cummings salonundaki Galler Prensesi ve Prensesi dahil yani Prens William ve Prenses Kate de dahil tüm konuklara sendromun yaşamsal bir engeli olduğunu ve bu tiklerin kontrol edilemez olduğunu hatırlatarak saygı ve anlayış
çağrısına bulundu. Şimdi bu noktaya kadar her şey normal değil mi?
Ama arkadaşlar şöyle yayıncılıkta muhtemelen birçoğunuzun bilmediği bir şey var aslında.
O da dilek. Yani bizdeki tam Türkçe karşılığı bip demek.
Şimdi her canlı yayında yani hani televizyonda çoğumuzun beğenip izlemediği canlı yayınlarda bile yani işte Müge Anlı'da, Esra Erol'da, Zuhal Topal'da tabii ki eski Zuhal Topal'dan bahsediyorum.
Şu anki mesela Yemekteyiz bant ama yani canlı çekilen her işte siz onu kanalda, stüdyoda çekildiği anda duymuyorsunuz.
Siz onu izlerken kanalda çekildiği süreyle televizyonunuza geldiği zaman arasında totalde tam 10 saniye fark var.
O 10 saniye zamanında 3 saniyesi Bipçin o yayının başında oturup biplemesi için kalan 7 saniyede tamamen uydu hızından kaynaklanan bir şey.
Yani BBC burada özür diliyor ama ortada şöyle bir şey var.
Bu BBC'nin aslında sansür eksikliği.
Yani böyle bir şey evet yaşanmış olabilir, duyulabilir.
Ama bunun canlı yayına gitmesi de çok büyük bir canlı yayın faciası demek.
Ve BBC bu BAFTA ödül törenini yayınlayana kadar da arada 2 saat bir zaman geçmiş.
Yani 2 saat içerisinde onu kurguda silebilirlerdi, atabilirlerdi.
Ama bunun tam tersi şekilde konuşulmasına, o zenci kelimesine, o ırkçı kelimenin duyulmasına müsaade etmiş oluyorlar.
Ve bu durumda ya işte özür dileriz öyle bir şey duyulmuş ama onu tamamen hastalıklı bir birey söylemiş.
Hani onun aslında bizimle alakası yok.
O gerçekten işte... Zeynci kelimesini gerçek anlamıyla kullanmada aslında hasta demeye getiriyorlar ama ondan sonra John Davidson'a demişler ki sen bu kelimeyi yanlışlıkla kullandın biz biliyoruz hadi özür dile demişler.
O da kesinlikle özür dilemeyi reddetmiş burada.
Bu da ne demektir? O aslında bunu içinden gelerek söylüyor ama hepimizde olan içimizden o küfre etme, o kötü söz söyleme isteği bu Tourette sendromu yüzden dışarıya vuruyor ve bunun sesi dile getiriyor.
Ama kendisi zaten böyle düşündüğü için bu konuda bir özür ihtiyacı hissetmemiş.
Böyle olduğu için de yani ne yapılabilir ki arkadaşlar haksız mıyım yani hani BBC burada kendi sansür mekanizmasını düzenlesi kontrol etmesi gerekiyordu ki koskoca BBC'de bu işin önüne geçecek bir sürü insan vardır ama
bazen kanallar bunu bilinçli yapıyorlar yani gerçekten de onun konuşulmasını onun ön plan çıkmasını bütün törenin belki de önüne geçmesini istiyorlar.
Ve belki de BBC'nin de siyahi insanlara karşı duruşu tam da hani zenci diyerek onları ötekileştirmektir.
Belki bu da buna çıkıyor değil mi?
Yani aslında niyet okursak bambaşka şeyler de işin içine katılabilir bence.
Haksız mıyım yani? O yüzden de orada Dileci'nin o kelimeyi biplediğine eminim.
Ya da o sorun da biplenmesi gerekiyor.
denilmesi gerekiyordu BIP'ciye.
Ama eğer BIP'ciye hayır gerek yok bunun BIP'lenmesi istemiyorum dediyse yönetmen, yönetmenin de böyle bir direktif verildiyse buna yapılabilecek bir şey yok.
Yani oradaki BIP'ciniz ya da Dileyic'in bununla bir suçu yok.
Yani onlar sonuçta emir komuta zincirinde çalışan insanlar.
Yani o rejinin başında yönetmen varsa, yönetmenin de başında kanal yönetimi, teknik müdür vs.
varsa... Yani hiçbir şekilde öyle bir kelimenin aradan kaçmaması gerekiyordu.
O yüzden bu bence de bir canlı yayın kazası değil.
Bu tamamen BBC'nin siyahi insanlara bakış açısının bir sonucu diye düşünüyorum.
Yani siz olsanız hani siz ya BBC özür dedi işte abartmayalım mı dersiniz bir siyahi birey olsanız.
Yoksa yani bu kesinlikle çok saçma sapan bir şey değil.
Asla yaşanmaması gerekiyor muydu dersiniz.
Neyse gelelim ödüllere.
Oscar adaylarıyla esas sorunun arasına o kadar zaman girdi ki bu sene.
Hani filmlerin yarışta olduğunu bile unuttuk bence.
Ama bu hafta sağ olsun müthiş sürprizlerle yetişti.
Kadın oyuncu da ödülü kim aldı?
Hepimizin beklediği bir ismi aldı aslında.
En iyi kadın oyuncu gece katılan İngiltere prensesi Kate'in izleyerek övgülerini ilettiği Hamlet'in başşulü İrlandalı aktör Jesse Buckley kazandı.
Hem de Jesse Buckley ödülünü başarılı oyuncu ve aynı zamanda İrlandalı aktörü olan Cillian Murphy vermiş oldu.
Ve ödül konuşmasında Jesse Buckley ödülü kızına ithaf edince ben orada anladım zaten evli ve çocuk doğumunu.
Yani bu kadar başarılı, bu kadar ünlü bir oyuncunun nasıl evli ve çocuk doğumunu hiçbirimiz bilmeyiz.
Ben bunu da asla anlamadım ama.
Yani bu arada arkadaşlar bu İrlandalıların alçak gönüllü ve gizemlilik oranlarının tam tersi olmasını da konuşmalıyız ya.
Yani inanılmaz bir şey.
Yani ne kadar alçak gönüllü insanlar olurlarsa olsunlar bir o kadar da çok gizemliler.
Gerçekten inanılmaz. Erkek oyuncuda ise çok ilginç bir şey yaşandı.
Ödülü almak için takları atan Timothée Chalamet'i kurul seçmedi.
Onun yerine 25 yıldır ilk kez Oscar'a bile aday olmamış birine Robert Aramaya'ya gittiler ödül için.
Ve Timothée Chalamet'in de çok da güçlü bir favori olmadığını görmüş olduk aslında.
Ve sene en gişede beğenilen yapımlarından Martü Supreme yani bizdeki adıyla Muhteşem Martü 11 kategoride aday göstermesine rağmen geceden tek bir ödül kazanamadı.
Film bu sonuçta BAFTA tarihindeki en çok kaybetme rekorunu egale etti ve artık en çok kaybeden film Muhteşem Martü filmi oldu.
Bir kere benim Robert Aramayo'dan hiç haberim yoktu, öyle söyleyeyim size.
Yani öyle bir film var mı, yani öyle bir film nerede çekildi, ne ara yapıldı da en ufak fikrim yoktu.
Ama tabii ki size anlatacağım diye filmle ilgili detaylı araştırmamı da yaptım ama film sanırım gerçekten de izlenmesi gereken filmlerden bir tanesi.
Ice Way film, 2025 yapımı Torch Syndrome'un ani başlangıcıyla hayatı geri dönmez bir şekilde değişen İskoç bir adamın olağanüstü yolculuğunu anlatıyormuş.
Zeki, komik ve futbol tutkunu bir genç olan 15 yaşındaki John Davidson hayatı Tourette sendromunun doktorlar tarafından tanık olunmasıyla mahvoluyor ve doktorlar bu sendromu başta hiç anlamıyorlar ama
ondan sonra ortaya çıkıyor.
1983'te kontrol edilemeyen ses ve fiziksel tikler geliştirilince görünüşte alt üst oluyor.
Ailesi de dahil olmak üzere etrafındaki dünya tarafından dışanını hisseden John yıllarca süren görceli bir izolasyon geçiriyor.
Kaygı ve utangaçlığına sürükleniyor ve tabii ki yalnızlığın yükü altına eziliyor.
Artık 20'li yaşların sonlarında olan John yakın zamanda önümüzün kanser testi konan eski bir okul arkadaşının ciddi ailesi Dottie ile tanıştığında her şey değişiyor.
Aralarında bir bağ oluşuyor.
Beklenmedik olduğu kadar da hayat değiştirici bir bağ ortaya çıkıyor.
Dottie'nin güçlü teşviki ve sarsılmaz desteğiyle John aidiyet, amaç ve özgüvenin kendisi için en önemli şey olduğunu keşfediyor.
Bir kere film İngiltere'de yani Birleşik Krallık'ta 10 Ekim 2025'te vizyona girmiş yönetmeni Kirk Jones.
Ama Türkiye vizyon takviminde yer almayan bir film.
Ben muhtemelen bu filmi bu yüzden bilmiyorum.
Ve yani o kadar başarılı bir film olduğundan bahsediyor ki bütün BAFTA ekibi, bütün film izleyenler.
Hani nihayet artık hani Timo Çişeleme dışında da şu sektörde birileri görülüyor gibi bir yorumda bulundular.
Ama bilmiyorum yani gerçekten film çok iyidir mutlaka izleyin diyemeyeceğim.
Çünkü henüz kendim izlemedim.
Çünkü gerçekten benim bunun varlığından haberim yoktu.
Bu arada film dünya çapında yaklaşık 8.2 milyon dolar gişe hastalığı elde etmiş.
Yani tüm dünyada çok izlenmiş ama yani artık son rağmde sinema endüstrimizde bir sürü dağıtımcı firma var.
Bir sürü dağıtımcı farklı ülkelerden film getiriyor.
Yani İrlanda'daki çok izlenmeyen bir film bile gidip sinemada izledim ben geçen hafta.
Ama bu film nasıl hala gelmemiş çok ilginç.
Yani muhtemelen bizim dağıtımcılar bunu bizim ülkemize almaya değer görmediler herhalde.
Yani izlenmez diye muhtemelen.
Onun dışında en iyi film dahil 6 ödül alarak geceye damgasını vuran film One Battle After Another oldu.
Bizdeki adıyla Savaş Üstüne Savaş.
En iyi yardımcı oyuncu kategorisinde Savaş Üstüne Savaş filminin etkili isimlerinden Şampan ve Sinners'ın oyuncularına Wunmi Masuka ödüllerine kavuşmuş oldular.
Sinners da 3 ödülle bitirdi geceyi.
13'de aldı adayı oldu ama 3 ödülle bitirdi desem daha doğru galiba.
Bu arada Avrupa Film Akademisi'nin yere gösterdiremediği Sentimental Beryu filminde yani manevi değerinde bir ödülle geceden ayrıldığını görüyoruz.
Ve tabii ki Oscar'a giderken en çok akademiye etkileyecek ödül törenlerinden, oyuncular birliğinden çıkan sonuçlar tabii ki bir şekilde hepimize etkiledi.
Hepimize ilginç hisler uyandırdı.
Bu arada geceye katılan Prens Vivian'a da Hamlet izledim diye sorulmuş.
O da demiş ki şu aralar şu sıralar kafam hiç sakin değil olunca izlerim demiş.
O da muhtemelen kendi amcası yüzden ama gerçekten...
Yani İngiltere kraliyet ailesinin olmanın da bir bedeli yok mu arkadaşlar?
Bence kesinlikle var yani ona da yapacak bir şey yok artık.
Onun dışında diğer ödüllere bakarsak yani şöyle size bahsedebileceğim ne var diye bakıyorum.
Yani temel olarak bu aslında ya.
Ha şundan bahsetmem gerekiyor.
Robert Aramayo'nun ödül konuşması onunla aynı kategoride aday olan Ethan Hawke'a da atıf yaparak demiş ki Bunu milyon kez söylemişimdir ama okullarken Ethan Hawke okula gelip bizimle konuşmuştu oyunculuk okulunda ve bir oyuncu olarak uzun soluklu
bir kariyer üzerine harika bir konuşma yapmıştı.
enstrümanını korumaktan ve kendine zarar veren davranışlardan kaçınmaktan bahsetmişti.
O odadaki herkes üzerinde büyük bir etkisi olmuştu.
Bu yüzden bu akşam seninle aynı kategoride olmak inanılmaz teşekkür ederim demiş.
Ethan Hawke da demiş ki bu kazanmaktan bile daha güzel.
Bence müthiş bir şey ya.
Yani bir oyuncu için kendi yetiştirdiği, kendi el verdiği insanların bu kadar başarılı olduğunu görmek harika bir şey olsa gerek diye düşünüyorum.
Umarım... Böyle artık hani hep magazin sayesinde, hep ikili ilişkilerle, bir şekilde torpille ait olduğu dini grup ya da ait olduğu siyasi görüş sayesinde sürekli önümüze çıkan oyuncuları değil
de artık gerçekten yeni yüzleri görürüz.
Mesela Love Story'nin erkek başrolü gibi.
O da 38 yaşında ilk kez keşfediliyor ama gerçekten 38 yaşına kadar her oda işine gidiyor, herkesle konuşuyor, bir sürü network ediniyor.
Ama hani bazen böyle ne kadar çalışırsak çalışalım olmaz ya.
Yani o adamın da başına bence tam olarak bu geliyor.
Ama şimdi o kadar ünlü ki yani muhtemelen hani Amerika'nın billboardlarının yarısında sadece o adamın fotoğrafları, o adamın dergi çekimleri var öyle söyleyeyim size.
Yani bazen gerçekten olmuyor olmuyor ama gerçekten doğru zamanda o ün, o şöhret, o istediğimiz şey gelip bizi buluyor sanırım ya.
Açıkçası olaya böyle bakıyorum bir noktada.
Neyse gelelim bu haftanın dizisine.
Ama bu haftanın dizisine gelmeden önce yine sinema ile ilgili size bahsetmek isteyen birkaç bir şey var.
Nuri Bir Gece'nin yeni filminin başrolü Pınar Denizoğlu ve film bu yaz İstanbul'da ve Ege'de çekilecekmiş karışık olarak Nuri Bir Gece'nin yaz mevsiminde geçen ilk filmi olacak eğer planlamalar doğru giderse.
Şöyle Variety'nin haberine göre bu film bir baba kız hikayesi olacakmış.
Bizim basına göre de kadın ağırlıklı bir hikaye olacakmış.
Ama eninde sonunda tabii ki Pınar Deniz'e bir erkek partner gerekiyor bence.
Bakalım umarım kendisi kadar iyi bir oyuncu ile partner olurlar göreceğiz.
Ama yani zaten film bu yaz çekseler bile bizim o filmi izlememize en az bir sene var bence.
Cannes Film Festivali'nde dünya premierini yapacak şekilde kurgusu bitip hazırlanacakmış.
Yani Nürbir Gece ilan için hızlı bir çekim süreci ve kurgu süreci olacak.
Genelde o çünkü bir seneye yaymayı daha çok seviyor.
Ama bakalım göreceğiz.
Bu arada Verayet'in Türk filmleri üzerine bir yazısı var.
Orada özellikle bu Bernal'deki başarılarımızdan sonra şöyle bir makale yayınlamışlar.
Ve demişler ki tüm zorluklara rağmen Türk sineması uluslararası konumunu yükseltmeye hazırlanıyor.
Uluslararası alanda daha güçlü olacak demiş.
Bakalım umarım gerçekten Verayet'in dediğinde...
Kıyasla çok daha güçlü oluruz ve bunu çok daha kısa zamanda başarırız.
Umarım hepimiz için tabii ki.
Şimdi gelelim gelelim gelelim dizi olarak bu hafta sizinle ne konuşacağım?
Şimdi bu haftanın dizisine geçmeden önce geç hafta yaşanan bir fiyaskoya gerçekten benim değinmem gerekiyor.
Şimdi arkadaşlar geç hafta TRT taşıyacak bu dizisinin saatinde 12 dev adamın Sırbistan'da maçı vardı.
Hem de dünya şampiyonası Avrupa elemesi maçı.
Ve o yüzden tabi ki devlet kanalı Primetime DC ile milli maçı yayınladı.
Ama bu ergen fanlar arası öyle bir tepki yarattı ki hayatımda bu kadar salakça bir tepki görmemiştim sosyal medyada.
Bakın bahanelerini de söylüyorum size.
İşte neden TRT Spor veya TRT Spor Yıldız varken ana kanalı yani direkt TRT yayınlıyor bu maçı.
İşte o maç asla o dizi kadar reyting alamaz vs.
vs. Yani şimdi milli maç yayınlarken hiçbir yayıncı kuruluş hiçbir zaman reyting kaygısı gütmez.
Böyle bir mantık yok. Bu arada ben o maçı da izledim yani basketbol hiç alanım olmamasına rağmen ve ben gerçekten çok keyif aldım ki gerçekten basketbol fanı olan insanlardan kanalın aldığı reytingi hayal bile edemiyorum.
Ama bu sosyal medya olayı gerçekten insanlar genel bir zeka düşüklüğü yarattı bence ya.
Yani evet hepimiz ergen olduk, hepimiz diziyi takip ettik, diziler sevdik, filmler sevdik, dizi fanı olduk da bu kadar değil ya.
Bazıları TRT'nin kanal bile binaları önünden geçerken arabayla son ses dizi müziğini çalıp öyle geçmiş ya.
İşte bunu bir de Twitter'a atmışlar, siz hak ettiniz, beter olun diye.
Kimisi işte izleyici temsilcilerini aramış telefonla, işte sayıp sövüp bir şeylerin değişeceğini ummuş falan.
Yani koskoca devlet kanalı, yani gerçekten bundan incinmiş ve etkilenmiş olabilir mi?
Yani gerçekten böyle 15 yaş kitlesi bir şeyler istediği, sizce yani koskoca insanlar, koskoca resmi bir kurum, yani neredeyse cumhuriyetle yaşı kanal, sizce bundan etkilenir mi ya?
Yani gerçekten inanılmaz bir saçmalık.
Bu arada Sırbistan'a karşı kazandığım için ekstra mutlu oldum.
Hafta başında Sırbistan bizde oynadığı İstanbul'da el sahibiydik.
O maç da çok güzeldi bence.
Neyse yeterince beyinsiz ergeni zorbaladığıma göre bu haftanın dizisine geçebilirim diye düşünüyorum.
Ama yani arkadaşlar ne yapayım şimdi bazı insanlar da zorbalanmayı hak ediyor ya.
Yani onların seviyesine inmemeye çalışırım ama gerçekten bazıları bir tık zor ya.
Neyse geçelim bu hafta ne konuşacağız.
Bu hafta Bensin'in Yeraltı dizisini konuşacağım.
Her çarşamba Fox'da ya da yeni adıyla NAV'da yayınlanan bir dizi.
E tabi siz bunu dinleyene kadar artık hani böyle seneler sonra dinlersiniz Ozan'a kadar Nav'ın adı ne olur yani Fock mu olur işte Jock mu olur ne olur bilmiyorum.
Çünkü her sene bu lisans değiştirme muhabbetinden sürekli ismi değişiyor kanal.
Ona da bir çözüm bulmaları gerekiyor ama yani Fock zaten Amerikan bir sahibe sahip olan kanalı olduğu için yani sürekli ismi değiştirmesi aslında bir nokta normal.
Ama işte bunu resmiyette halletmeleri gerekiyor artık.
Neyse yeraltı dizisinin konusunu söyleyeyim size.
Ailesinin katilini öldürerek intikamını alan Haydar Ali cezaevine düştü.
Kendini Türkiye'nin en tehlikeli yeraltı kartellerinden birinin ortasında ve en zeki adamlarından Bozo'nun yanında buluyor.
Ancak asıl ölümcül yüzleşme 3 yıl sonra özgürlüğüne kavuştuna başlıyor.
Haydar Ali'nin hala unutamadığı kadın olan Ceylan.
Artık onun en yakındaki adam olan Bozo'nun karısı olarak Haydar Ali'nin karşısına çıkıyor.
Dizinin bu hafta 6. bölümü yayınlandı.
Bu arada bu çarşambanın da olayı nedir ya?
Her kanalda bir mafya dizisi var o akşam.
Bu da narko mafya dizisi. Aslında Eto'dan, Çukur'dan, İçeride'den bence çok da bir farkı yok.
Ha bu arada dizinin en büyük fanı Devlet Bahçeli çıktı.
Başrol karakterlerinden Bozo'yu canlandıran oyuncuyu aramış.
Bayağı Uras Kaygıları onun. Ve yani tebrik etmişti.
Başarınızı devamını diliyorum.
İşte ben de size bir hediye göndermek isterim diye.
Ama gerçekten o an Uraz'ın tepkisini bir düşünsenize.
Bir hayal edin yani. Tek repo gününüzde, tek izin gününüzde evde uyuyorsunuz.
İşte atıyorum salı çarşamba artık hangi günse.
Bir anda böyle sabah 9'da bir telefon sesiyle uyanıyorsunuz.
Böyle sinirle açıyorsunuz telefonu.
Alo ben Devlet Bahçe diye biri konuşuyor.
O kadar gerçek dışı, o kadar ütopik geliyor ki bana.
Herhalde ben bir arkadaşım eşek şakası yapıyor zannedip yüzüne kapatırdım telefonu.
O umarım kapatmamıştır yani.
Çok saçma çünkü. Ha bu arada diziyle ilgili spoiler vermem gerekirse.
Bozo ve Ceylan evliler ama neden evliler bilmiyoruz.
Ne zaman evlenirler onu hiç bilmiyoruz.
Ama Ceylan eski sevgilisi Haydar Ali hala aşık Bozo ile evli olmasına rağmen.
Bozo Haydar Ali'yi kız kardeşi Sultan ile nişanlıyor.
Sultan da kuzeni Ferhat ile sevgiliydi.
Bu arada o ikili de çok yakışan bir ikili bence olmuşlar yani ki ben biliyorsunuz esmer sevmem.
Çok yakışan bir ikili olmuşlar ama arkadaşlar yani kuzen aşkı ya.
Vallahi dünyada insan mı kalmadı Allah aşkına.
Bir de başka bir erkek kardeşimiz var.
Erkek kardeşinin adı da Paşa.
O da narkotik bir sevgiliye sahip.
Narkotik polisiyle niye sevgili olur bir mafya babasının kardeşi derseniz.
İşin ironisi orada muhtemelen.
Şöyle bir bakıyorsunuz Paşa'nın etrafına.
Onun etrafında dört tane kadın.
Haydar Ali'nin kız kardeşi Melek de Paşa'yı seviyor.
Ondan sonra Paşa'nın işte üvey annesinin kızı Yıldız da Paşa'ya aşık.
Bir de adamın Beşik kertmesi geldi.
Biz sizi Neo Beşik'teyken kerttik şimdi eğleneceksiniz diye.
Mardin'den bir de kız geldi.
Ne oldu? Yani bir anda böyle hani bir esmeri dört tane kadın düştü falan yani çok tuhaf.
Ama yani nasıl oluyorsa fark ettiyseniz ya herkes de bu adama aşık.
Yani işte ben de bu Türk dizilerinin bu muhabbeti anlamıyorum ya.
Bu arada böyle dediğime bakmayın gerçekten hikayede kadınlar çok güçlü, erkekler çok güçlü.
Hani sadece böyle erkekler silah çekip işte hani ya seni vuracağım ya da işte bana doğruyu söyleyeceksin gibi bir tavırla gezmiyorlar ama.
Yani niyeyse böyle bir kadınlar yani anlamıyorum ya böyle tek işleri aşk meşkmiş gibi oyunculuklar görüyoruz.
Bakın senaryo böyle değil oyunculuklar böyle.
Onun dışında dizinin oyuncularından Sümeyye Aydın oyunculuğu çok kötü.
Yani o kızı sektörün başında Serenay Sarıkaya'ya benziyor diye bela ettiler gerçekten.
Yani en azından hani evet Serenay belki çok farklı bir tip değil ama en azından iyi oynuyor.
Ama Sümeyye gerçekten... Aman yarabbim yani arkadaşlar her hafta dizi mutlaka Sümeyye'nin bir sahnesiyle Twitter'da işte Instagram'da linç yiyor ve Sümeyye belki de şu diziden bölüm başı 500 bin alıyordur.
Yani hani Sümeyye'ye milyon verdiklerine inanmak istemiyorum bu kadar kötü bir oyunculukla.
Ama yani 500 bin bile alsa bakın bir ayda bu kız bu kadar kötü bir oyunculukla bu diziden 2 milyon kazanıyor.
Yani bence insanlık adında çok kötü bir şey bu.
Yani Devrim Özkan var Ceylan rolünde.
Yani Devrim Özkan çok kötü değil ama bence...
Denizcan Aktaş'ta Uras Kaygılar olduğu iyi iki tane karakter çıkarmışlar.
Ve tabii ki genel hikayede onların üstüne olduğu için yani Devrim'in oyunculuğu çok göze batmıyor aslında.
Mesela Sümeyye ile karşılıklı sahnelerinde Devrim'de hiçbir sorun yok.
Ama mesela Devrim'i işte erkeklerle olan sahnelerinde izlediğinizde gerçekten diyorsunuz ki hani karşıda böyle iki tane iyi erkek oyuncu var sen neden bu kadar basatsın diyorsunuz.
Ha bu arada Denizcan'la bence Devrim daha uyumlu çünkü Devrim karakteri Ceylan bir böyle dizide kocası Uraz'la hani sahnelerinde bakıyoruz.
Yani çok yakışıyor gibi değiller bence ama Haydar Ali ile Ceylan sahnelerinde yani Deniz Can ile Devrim bence daha iyi bir ikiller.
Onun dışında Burak Sevinç de bu dizinin kadrosunda bence onun adına üzücü bir şey bu.
Neden derseniz çünkü gerçekten kariyeri can çekişiyor bence.
Yani hele ki Sözlülüs'ünde bu kadar karizmatik bir karakteri oynayıp bu kadar çok insanın dikkatini çekmişken yani hele ki bir yan roldeyken.
Ama gerçekten ya o günden bugüne ya adam bu dizide resmen yine yan rolü olmayı kabul etmiş ya.
Yani işte iyi oyuncular da bazen kendisine doğru teklif gelmenin de mecburen çalışmak zorunda oldukları için böyle şeyleri kabul ediyorlar ya.
Yani ben de buna üzülüyorum işte.
Rating olarak bakarsak Eşref Rüya'yı artık başlarından beri her hafta gerisine bırakan bir dizi oldu Yeraltı.
Ve her hafta mutlaka her çarşamba birinci oluyor.
Mekanlar baktığınızda hani çok da böyle devasa yıllar köşkler yok.
Bir tane sadece ana bina var.
O da şey yani işte nasıl diyeyim zemin katında mafya sahneleri çekiliyor.
İşte ikinci katında böyle aile yemek masası sahneleri çekiliyor.
En üst katta da oda sahneleri çekiliyor.
O da böyle dışarıdan baktığınızda hani bir böyle uzak şehirdeki köşk konak hissi yaratmadığı için bence gayet sade ve halk işi diyebiliriz.
Ya aslında dışarı bakımında bu iş çok fazla erkek işi gibi duruyor ama kadınlar da güçlü yazılıyor.
Yani tavsiye edebilirim aslında izleyebilirlik açısından.
Bölümler de akıcı ama benim bunun bütün bölümlerini daha doğrusu ben bu diziye 4.
bölümde resmen yayınla aynı anda başlamaya karar verdim.
Öyle olduğu için 4 bölümü YouTube'da izledim.
Ben o 4 bölümü bir hafta zor bitirdim biliyor musunuz?
Çünkü 4 bölümü toplanırsa 10 saate yakın bir bölüm süresi ediyor.
Gerçekten. Bence çok uzun.
Ama yani ben sabırla oturdum izledim.
Bir de işte bazen hani Evde temizlik yaparken ne bileyim işte yemek yaparken vesaire arkaya döndüğü için hani bir noktadan sonra zaten Türk dizisi hani bütün sahnelerini de birebir izlemenize gerek yok olayları karakterleri çözdükten
sonra diye düşünüyorum. Onun dışında stylingle ilgili bazıları demiş ki yani bu kadınları kim giydiriyor böyle işte her hafta dizide sürekli böbrek ameliyatı olacaklarmış gibi hani sürekli bir karın dekoltesi hani sürekli bir...
İşte bacak dekoltesi izliyoruz bu ne böyle demiş ama ben gayet sevdiğim stylingleri bence çok başarılı.
Yani zaten erkekler çok bir seçenek yok.
Erkeklerin çoğunluğu zaten hani hep takım elbise ya da işte tişört gömlek o şekil geziyorlar ama kadınlar gerçekten kötü oyuncu olsaydı bence gayet güzel giyiniyorlar diye düşünüyorum.
Onun dışında her şeyi de söyleyeyim.
Şip açısından hani hangi çifti beğeniyorum derseniz bence Paşa ile Melek çok iyi olabilir bu dizide.
Şöyle tabii ki gerçek hayatta oyuncular arasında 10 yaş var ama hikayede melek böyle daha 20'li yaşlarında paşa da böyle hani 22-23 yaşında yani hikayede çok sırıtmaz bence.
Ama dediğim gibi yani onların yolu alması için böyle bir yan karakteri olarak paşanın bütün hikayesindeki 3 kadını kenarıya çekilip meydanın meleğe kalması lazım falan yani.
O yüzden hani diziyi şu an bıraksam böyle bir 50.
bölümde izlemeye başlasam önümüzdeki sene falan yani.
Daha iyi olur gibi geldi bana bilmiyorum ama yani bu dizi kesinlikle bence bir şekilde sezon sonunu getirir.
Çünkü reytingleri gayet iyi gidiyor.
Onun dışında başka kimi sayabilirim?
Bir kere oyunculuk olarak diğerlerinden çok daha genç olmasına rağmen Melek ve Paşa güzel olur dedim ya.
Melek karakterinde Ülkü İlal Çiftçi diye bir kız oynuyor.
Çok iyi bir oyuncu bence.
O da 18 yaşında ama yani yaşlarının çok çok üstüne bir oyunculuk sergiliyor.
Onun dışında Emir Benderlioğlu kadrodam.
Sunay Kurtuluş diye bir...
Oyuncu var ilk kez gördüm ama gerçekten esmer olmasına hemen gözlerinden kurtarıyor.
Gerçekten böyle sevimli, sempatik bir hal var.
O yüzden de sevdim oyuncu olun diyebilirim.
Ha bir de tabii ki istihbaratçı rolünde Mehmet Yılmazak oynuyor.
O da yani en son ki kaotik olaylarından sonra bir şekilde adam sürekli erkek olduğu için sektörde iş bulabiliyor.
İyi oyuncu ama iyi bir insan mı?
Orası tarçı, orası onu tanıyanların bilebileceği bir şey.
Onun dışında bu dizinin yapım şirketi, medya yapım yapımcısı Fatih Aksoy zaten.
Kızılcık Şerbet'in yapımcısı aynı zamanda.
Yönetmeni Murat Öztürk.
Senaryosu da aslında bir kadına ait ama senaryosu ile ilgili bazı tabii ki sıkıntılar var.
Onları da zaman içinde çözecektir diye düşünüyorum.
Yani dizinin türü dram ama bence yer yer romantik komediye bile benzediği yerler oluyor diye düşünüyorum.
Onun dışında böyle. Ay arkadaşlar ne anlattım değil mi ya?
Vallahi gerçekten iyi de konuştum ha.
Vallahi kendimi takdir ediyorum.
İnsanın da bu ara ara kendini sevmesi, kendine şefkat göstermesi gerekiyor değil mi?
Çünkü sonuçta hepimizin hayatları zor ama beni kafa dağıtmak için bile dinliyorsanız kesinlikle bundan çok mutlu olurum.
Çünkü demek ki sesim size huzur veriyor demektir.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Sizi çok seviyorum.
Bunu da tekrar söyleyeyim. Bir de...
Şöyle bir şeyden bahsedeceğim size.
Eğer siz bana bir film seçtiyseniz bilim, kurgu, fantastik ve korku dışında bakın tırnak içinde söylüyorum dışında her türlü öneriyi sosyal medya hesabından yazabilirsiniz.
Umarım önümüzdeki hafta 5.
bonus bölümle tekrar buluşabiliriz.
Çünkü gerçekten güzel bir bonus bölümü kaydedeceğiz gibi duruyor.
Yani henüz bonus bölümü kaydetmedik ama umarım çok seversiniz, çok keyif alırsınız ve umarım daha çok arkadaşınızla paylaşırsınız, daha çok insan dinler ve daha...
küresel ve global bir hale gelebiliriz.
Sizi seviyorum. Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
