
S1B1 - Dizi ve Filmlere Hızlı Giriş: Aşk Tesadüfleri Sever Ve Muhteşem Yüzyıl
19 Aralık 2025 · 29 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Aşk gerçekten tesadüfleri sever mi ?
Ülkece en mutlu olduğumuz senede aşka bir manifesto, ayrılığa bir saygı duruşu, Ankara’ya vefa…
Senaryosu gerçekten yaşandı mı ?
Dünyadaki her 16 kişiden birinin izlediği, Meryem Uzerli’yi hepimize tanıtan, Halit Ergenç’in heykellerini her ülkede diktiren o efsane iş…
Hepsini ilk bölümde konuştuk.
İyi dinlemeler...
Instagram: vizyonda_yayinda.podcast
Transkript
Herkese merhabalar. Vizyonda yayınlanan ilk bölümüne hoş geldiniz.
Ben İknur, sinema-televizyon mezunuyum.
Sinema ve televizyonla ilgili dizilerle, vizyon filmleriyle ilgili içerik üreten birçok insanın aksine bu işi alaylı olarak değil, gerçekten akademik olarak yaparak bugünlere geldim ve hali hazırda sektöre çalışıyorum zaten.
Umarım beni dinlerken çok keyif alırsınız çünkü heyecanlı, güncel, eski yeni, kült, efsane işlerden bahsedeceğiz.
Bu yüzden de umarım hepiniz kendinizden birer parça bulursunuz.
Podcast'ımızın amacı ve işleyişi nasıl olacak hemen ondan bahsedeyim.
Biliyorsunuz günümüzde artık çok fazla sinemaya giden insan kalmadı.
Yani gerek ekonomik sebeplerle gerek zaman bulamadığı için daha doğrusu hepimiz farklı şekilde yoğun hayatlar yaşadığımız için.
Ama ben özellikle her hafta mutlaka sinemaya gidip en az 2-3 tane film izlemeye çalışıyorum.
Sonra ben de dedim ki ben işte bu kadar film izliyorum, işte dijitalde televizyonda yayınlanan eski yeni işleri izliyorum.
Şu an çok aktif olarak televizyon izlemesem de her halükarda yani televizyondaki bütün işleri takip ediyorum, konularını biliyorum.
Her zaman mutlaka reyettiklere dikkat ediyorum.
Hangisi bitecek, hangisi devam edecek, hangisi çok güzel onların hepsine bakıyorum.
Ve benim madem bu konuya bu kadar büyük bir...
Mesai ayırmışlığım var.
O zaman neden ben bunu bir içeriğe dönüştürmüyorum diye düşündüm ve vizyonlu yayındayı kurmaya ve bunu ilerletmeye karar verdim.
Ve şöyle ki podcast'imize her hafta mutlaka bir tane sinema filmi ve bir tane de dijital dedi televizyonlu yayınlanan eski ya da yeni fark etmez bir tane diziyi ele alacağız.
Onun dışında zaten podcast'ın açıklamasında gördüğünüz...
Sosyal medya hesaplarımdan yani Instagram ve Twitter hesaplarından da her hafta izlediklerimi, dinlediklerimi, her gün kendi önerdiğim, eskiden izlediğim ya da izlemek istediğim, hedeflediğim dizileri, filmleri hepsini sizinle paylaşacağım.
Oradan da beni takip edebilirsiniz.
Peki daha doğal bir soruyla başlayayım hemen.
Bu haftanız nasıl geçti?
Bugününüz nasıl geçiyor? Umarım benimle tanıştığınız için bu an itibaren çok güzel geçiyordur sizin için.
Öncelikle şunu söyleyeyim size.
İlk hafta için hangi filmle başlayayım diye düşündüm.
Ondan sonra günceldeki dizileri ya da filmleri hepiniz belki takip etmiyorsunuzdur, belki buna vaktiniz yoktur diye.
Öncelikle kendim için özel olan ve kült olan bir sinema filmiyle başlamak istedim.
İlk filmimizin adı Aşk Tesavüfleri Sever.
Öncelikle şunu söyleyeyim. Ben niye bunu seçtim?
Çünkü Aşk Tesafirleri Sever filmi benim sinemada izlediğim ve beni sinemanın ne olduğuna karşı ikna eden, bana bunu ilk elden gösteren ilk iş benim için.
Ve hatta kuzenlerimle Eskişehir'de Espark'ta izlemişim bunu hiç unutamıyorum.
Ve yani daha küçücüktüm.
Sinemanın beyaz perde ne olduğunu hiç bilmiyordum.
İlkokuldaydım düşündüğümde o kadar küçüktüm.
Ve ona rağmen çok etkilenmiştim ve filmin sonunda şakır şakır ağlamıştım.
Yani filmi izlerken aşk ne demek, aşk insanları nasıl etkiliyor bu konuda en ufak bir fikrim bile yoktu.
Şimdi filmle ilgili bazı teknik detayları vereyim size.
Film 2010 yılında yapıldı.
Yani 2010 yılında sette çekildi.
Ondan sonrasında 4 Şubat 2011'de vizyona girdim.
Filmin süresi 2 saat.
Yani günümüzdeki Nolan filmlerine bakarsak, Norbige Ceylan filmlerine bakarsak onlara göre kısa bile kalıyor.
Hatta günümüzdeki birçok işte romantik komedi süresine denk geliyor aslında bu filmin de süresi.
Şöyle anlatayım size. Ben filmi tamamen dolu bir salonda izledim.
Ve o yıllarda yani 2010'lu yıllarda gerçekten bizim ülkemizde çok fazla sinemaya giden, sinema vizyonunu takip eden, işte sinemada ne çıkacaksa planını buna göre yapıp hemen koşarak ilk günden ön satıştan bilet alan insanlar
var. Çok net hatırlıyorum.
Ve yani bugüne nazaran o günlerde daha çok sinemaya gittiğimiz için sinemanın birlikte yapılan kültürel bir aktivite olduğunu daha iyi hissediyordunuz.
Bugünlerde de... Ben mesela sinemaya son 2-3 aydır genelde halk günlerine gidiyorum.
Mesela gittiğimde bütün salonlar dolu oluyor ve çok mutlu oluyorum.
Ama tabii ki halk günü olayına kadar gerçekten mesela Christopher Nolan filmi geliyordu, Barbie geldi, Oppenheimer geldi.
Genelde hepsinin salonu boştu bir şekilde.
Mesela ilk hafta herkes birbirine anlatıp ay bu çok güzel, harika dediği şeylerde evet bir dolluk oluyordu ama ondan sonrasındaki haftalara çok hızlı boşalıyordu.
Yani o yüzden de bu halk günü bence çok iyi oldu.
Onu da buradan bir duyurmuş olayım.
Belki bilmeyenleriniz vardır. Aralık ayının sonuna kadar.
Yani önümüzdeki 10 gün içerisinde yanlış hatırlamıyorsam bir ya da iki tane çarşamba günü var sene bitene kadar.
Hatta bu senenin son günü de çarşamba değil mi?
Evet doğru hatırlıyorum. 31 Aralık günü, yılın son günü çarşamba günü, halk günü.
31 Aralık günü bitmiş olacak yeni yılda bir halk günü planlanmıyor henüz bakanlık tarafından.
İnşallah bunu yapmaya devam ederler.
Çünkü bence daha çok insan sinemaya gitmesi gerekiyor.
Genç yeteneklerin...
Kendi projelerini yazma aşamasında olan senarist adaylarının, sanat yönetmenlerinin, görüntü yönetmenlerinin daha çok dünyada olan işleri izlemesi gerekiyor.
Ben hala sinemanın gücüne inanan insanlardanım.
Öyle bir durumum var maalesef.
Bunun için yapacak hiçbir şey yok. Dijital platformlar evet çok güzel, çok heyecanlı, çok hızlı.
İzleyebiliyoruz, her yerde izleyebiliyoruz.
Kolay bitiriyoruz ama... Yani kesinlikle her zaman ben sinemanın, beyaz perden, işte sevdiğim biriyle veya tek başına sadece andan keyif almak için ve sadece kafanı dağıtmak için bile karşındaki ekrana odaklanıp
o evrene girip onu izlemenin önemli olduğunu düşünüyorum.
Neyse filmimize dönecek olursak Aşk Tesafirleri sever filminin yönetmeni Ömer Faruk Sorak.
Kendisi klip, reklam ve görüntü yönetmeninden gelme birçok müzik klibini çekmiş kendisi.
1980 ve 1995 yılları arasında TRT'de kameraman olarak çalışmış.
Yani yolu bir şekilde TRT'den geçen herkese gerçekten çok büyük saygım var.
Çünkü gerçekten çalışmayı çok istediğim ve...
Gerçekten yayın politikasını merakla beklediğim, gerçekten takip ettiğim bir kanal.
Her şeyin ötesinde devlet kanalı zaten.
Köydeki evde de çekiyor, yurt dışında da ayarlayıp izleyebiliyorsunuz.
O yüzden de yaptığı şey ve tarihimizdeki TRT'nin kuruluş aşamalarına bakınca umarım bir gün ben de orada çalışabilirim diyorum.
Onun dışında yönetmen Amar Farkus olarak neler çekmiş onu nerelerde hatırlıyoruz.
Eminim bu 3-4 film arasında izlediğiniz vardır.
Geriye doğru sayarsak 2010 yılında Yahşi Batı'nın yönetmeni, 2004 yılında Gora'nın yönetmeni, 2001 yılında da Vizonte'nin yönetmeni olarak sinemaya bir film sokmuş kendisi.
Onun için birçok müzik klibi çekmiş.
İşte Hande Yener'in Kırmızı klibini çekmiş 2004'te.
Yine aynı senede Gülşen'in Off Off klibini çekmiş.
2006'da Serdar Öteç'in klibini çekmiş böyle bir sürü aslında çok sevdiğimiz çok kült olan klip yönetmeni kendisi.
Onun dışında Ömer Farkus olarak sevdiğim bir sözü var.
Türk insanı televizyonda drama sinemada komediyi daha çok seviyor demiş.
Gerçekten öyle sanırım ya.
Yani televizyonda en çok reyting alan işlere baktığımızda hepsi böyle başroldeki kadının ağlayarak kendi yerlere attığı işte bir anne dramının bir çocuk dramının yaşandığı işte bir boşanma aşamasında olan bir kadının yaşadığı zorlukları
anlatan böyle sürekli hani Ali'ye kıvamlı bir dramla ilerleyen diziler.
Ama mesela sinemada da işte Recep İvedik çok izleniyor.
Onun işte Eyvah Eyvah çok izlendi.
Yani gerçekten de haklı belki de.
Onun işte Ömer Farkus olarak güncelde şu anda aktif vizyona girecek işi var mı diye sizin için baktım.
Disco filmi yani bir cansızlık ve komedi türündeki filmi 1 Ocak'ta vizyonlanmış.
Onda Girey Altınok'ta Kerem Özdoğan oynuyormuş.
Yani bu Prens ekibindekiler.
Belki yakın zamanda sinemaya gittiyseniz filmin oyuncusu reklam olarak fragmanları gösteriyorlar ya orada görmüşsünüzdür.
Yani çok benim tarzım değil çünkü Girey Altınok'u komik bulmuyorum.
Ama izlemek isteyenler için, sizler için küçük bir hatırlatma yapmış olayım.
Onun dışında bu filmin konusunu açıkça sarfleri severim.
Filmin hikayesini yazan Ömer Farku Sorak'ın eşi İpek Sorak'ın doğum gününde 1 Eylül 1977 yılında aynı hastanede doğan Deniz ve Özgür'ün dünyaya gelişiyle başlıyor aslında.
Sonrasında 30 yıl boyunca bunların birbirlerine nasıl teğet geçtiklerini görüyoruz.
Sonunda da Özgür'ün resim sergisiyle kendi çocukluk fotoğrafıyla karşılaşıyor Deniz.
Ve bu sayede de İstanbul'a yolları kesişiyor.
Filmde 80'li, 90'lı ve 2000'li yılları görüyoruz ve bu yıllar değişen evler, arabalar, mekanlar, işte karakterlerin dönüşümü, saç kesimi, kullandığı aksesuarlar vs.
Burada gerçekten bence en büyük iş sanat yönetmenine düşüyor.
Sanat yönetmeni Hakan Yarkın'a da gerçekten kocaman bir alkış bence.
Çünkü sanat yönetmenliği bizim ülkemizde çok basit bir işmiş gibi çok...
kolay yapılabilir, herkes yapabileceği bir işmiş gibi görünüyor ama gerçekten öyle değil ve yani sanat yönetmeni dediğiniz şey mesela işte tarihi dizilerde, dönem dizilerinde mesela işte öyle bir geçer zamanki olsun, onun dışında
bu işte Kuruluş Osman, Diriliş Ertuğrul vs.
bu dizilerin hepsinde. Etrafınızda gördüğünüz bütün aksesuarlar, mekanlar, kostümler.
Kostüm kısmı tabii ki dizinin kostüm bölümünde ama onun dışında görüp görebileceğiniz birçok detay.
80'ler 90'lar dizilerinde evlerde olan televizyonlar, sandalyeler, masalar bunların hepsi aslında sanat yönetmeninin işi.
O dekoru o şekilde döneme uygun kurmak zorunda.
Birbirinin teğet geçtiği otobüsler, işte aynı dükkanın içine alışveriş yapıp biri girerken biri çıkan işte karakterlerin olduğu dükkanı inşa etmek bunların hepsi gerçekten çok zor ve yani gerçekten büyük bir sabır gerekiyor.
Sanat yönetmeni her ne kadar detaycı bir insan olsam da benim bile yaparken çok sıkılacağım bir iş bence.
Gerçekten çok zor çünkü. Onun dışında filmin...
En ünlü sahnesi Deniz'in Özgür'e sen bugüne kadar neredeydin dediği sahne.
Filmin afişinde yazan söz ise şudur.
Bazen ilk görüşte bilirsin.
O insan senin kaderindir. Bazen bir ömür ararsın bulunmaz diye bir güzel bir anekdot yazıyor afişte.
Belki dikkatinizi çekmemiştir diye söyleyeyim dedim.
Gerçekten filmde çok fazla benim sevdiğim replik var.
Onlardan bir tanesi de bana gelmeyişin bana ne kadar çok benzediğin içindir diye gerçekten çok hoş.
Onun dışında filmin konusuyla...
Devam edecek olursak Deniz ve Özgür İstanbul'la birbirlerini gördükten sonra çok hızlı bir şekilde aşık olurlar.
Çünkü ikisi de aslında birbirinin kalbine çok aşinadır.
Filmin sonu ise onu unutulmaz kılan yegane unsur bence.
Filmin sonunu söylemeyeyim bu birazcık spoiler olur ama lütfen izleyenler filmle ilgili görüşlerini bana...
Podcast'ın açıklamasındaki sosyal medya hesaplarından yazsın konuşalım değerlendirelim.
Belki filmin sonu öyle değil de böyle olsaydı daha güzel olurdu diyeceğiniz bir sonu vardır.
O yüzden fikirleri sizden dinlemek için sabırsızlanıyorum.
Belki bu arada filmle ilgili anlatmadığım bir şey vardır.
Siz de bana bunu söylemek istersiniz.
Belki atladığım bilmediğim bir şey vardır.
Bunu bana iletirseniz ben de podcast bölümüne story olarak tweet olarak buna ekleme yapmayı çok isterim.
Bunu da söylemiş olayım size. Filmin hikayesinin ilham kaynağı ne pek?
Yani bu hikayelerden çıkmış.
Sadece basit bir romantik komedi mi?
Şöyle, filmin hikayesi Ömer Faruk Sorak'la eşinin birlikteliklerine ortaya çıkan bir şey aslında.
İpek Sorak'la Ömer Faruk Sorak aynı doktor tarafından dünyaya getirilmişler.
Bu arada aralarında 12 yaş var.
Filmle ilgili Ömer Faruk...
Soran söylediği bence güzel bir söz.
Kaybetme duygusu var olduğu sürece aşk canlı kalır diyor.
Bu arada filmle ilgili bu podcast'ın ilk bölümüne hazırlanırken küçük bir araştırma yaptım.
O dönemde nasıl röportajlar vermişler, hangi demeçler, neler söylemişler diyeyim.
Mesela bir röportajlarında diyorlar ki ikimiz de karı koca Ankara'da olduğumuz için Ankara'da doğup büyümüş insanlar olarak şehrimize vefamızı gösterdik diyor.
Hatta filmin senarisi Nurhan Evrenşit de Ankaralıymış ve Bu 3 Ankaralı yani tabii ki ekipteki bilinen Ankaralılar bunlar.
3 Ankaralı doğup büyüdükleri mekanlarda, sokaklarda, kafelerde yazıp çekmişler filmi.
Filmde çekim yapılan mekanlardan bir tanesi Belçim Bilgi'nde olduğu ev.
Bu arada yönetmeye şey de sormuş.
Hani bu senaryo için Belçim ve Mehmet Günsür dışında başka birilerini düşündünüz mü?
Hani oyuncu seçmeleri yaparken başkalarıyla çalıştınız mı diye.
Onlar demişler ki Belçim Bilgi ve Mehmet Günsür ilk tercihimizde hikaye onların üzerine kuruldu zaten.
Onların gençlik anılarını filme kattık aslında.
Mehmet Günsür zaten kendi hayatında da müzikle ilgileniyormuş.
Belçim Bilgi'nde oyuncu olmak için çok eskiden işte Ankara Sanat'a başvurmuş ve...
Audition'da kendisi soruyorlar işte hayatla kaybettiğin en değerli şey nedir diye.
Belçin Bey'in de diyor ki hazine kutum diyor.
Bu sahne birebir olarak Deniz ve Özgür'ün sahnesi olarak filmde.
yer almış bir replik ve kocaman bir sahneye dönüşmüş.
Onun dışında Ömer Farkusoyka diyorlar ki filmden beklentiniz nedir?
O da diyor ki filmden beklentim filme karı koca olarak yatırdığımız 3 milyon doları geri almak diyor.
Peki film ülke genelinde ne kadar izlenmiş diye bakıyoruz.
O dönem 2011 rakamlarıyla 2 milyon 433 bin kişi tarafından izlenmiş.
Yani gişe hasatı olarak bakarsak yaklaşık 22 milyon 751 bin TL yapıyor.
2011 kurulu hesaplarsak da yaklaşık 14 milyon dolar yapıyor.
Şöyle bir kabaca hesap yaparsak kendi beklentisinin neredeyse 5 katı oranında filmden kar etmiş durumda.
O da amacına ulaşmış ve bence Türk sinema tarihinde çok güzel, etkileyici olabilecek bir iş ortaya çıkarmışlar.
Onun dışında şöyle bir şey, bu Ömer Farkus olarakın çektiği ilk aş filmi.
Onun dışında yönetmeni demişler ki tamam 3 milyon doları geri almak istiyorsun sen filmden kar etmek için peki gişedeki beklentiniz ne demişler.
O demiş ki 1,5 milyon kişinin izlemesi demiş.
Filmi totalde neredeyse 2,5 milyon kişi izlemiş.
Bence o dönem için çok güzel bir şey.
Ama mesela şimdiki sinema yönetmenlerine, sinemaya iş yapan yönetmenlere, senaristlere, oyunculara sorsak mesela hiçbiri ya işte ben öyle bir film yapacağım ki işte 5 milyon kişi hasatı yapacak, 2 milyon insan izleyecek.
İşte bunu hedefliyorum diyemez mesela.
Çünkü günümüzde gerçekten artık 2010'lardaki kadar çok insan sinemaya gitmiyor maalesef.
Bu da gerçekten ciddi bir durum.
Onun dışında dizideki...
Özgür karakteri bir fotoğrafçı.
Peki burada fotoğrafçı olarak kimden esinlenmişler?
Yani evet kendi hikayeleri Ömer Farksorak'la İpek Sorak'ın kendi hikayeleri filmin başlangıç hikayesi ama devamındaki esinlenmeler kimden?
Özgür karakteri filmde fotoğrafçı.
Peki fotoğrafçı olarak kimden esinlenmişler?
Mehmet Turgut'tan esinlenmişler.
Onun tüm çocukluk ve gençlik anılarını hikayeye katmışlar.
Zaten Mehmet Turgut da filmin fotoğraflarını çekiyor kendisi filmin fotoğrafçısı olarak.
Onun dışında filmin müziklerini kim yapıyor?
Ozan Çolakoğlu yapıyor. Ozan Çolakoğlu'nun film için yaptığı bestler de Pırak Senfoni Orkestrası tarafından çalınıyor.
Onun dışında filmde çalan müziklerden bahsedeyim birazcık.
İşte Aşk Tesafileri Sever isimli bir şarkı Müslüm Gürses tarafından seslendiriliyor.
Eylül Akşamı diye bir parça Mehmet Günsur direkt kendi sesiyle sahnede söylüyor zaten.
Onun dışında Demir Demir Kanı Zaferlerin şarkısı çalıyor yine ki onu da çaldığı sahne gerçekten çok güzel.
O ev, o sahne, o sahnedeki müzikle uyum o kadar iyi ki yani gerçekten yönetmenin müzik zevkinin ne kadar iyi olduğunu da burada görüp anlıyoruz.
Onun dışında yine Yazı Bekleriz şarkısı yine bir tek bu film için beslenmiş.
Hatta ondan sonra 2012 yılında bu film için, 2011 yılında bu filmin içinde bu şarkı çaldıktan sonra 2012 yılında bu şarkının klibinde yine Ömer Farkus olarak muhtemelen...
Bu şarkıyı söyleyen gruba bir hediye, bir güzel bir anı olarak kendisi çekmek istiyor.
Bence çok ince bir düşünce.
Onun işte nefes bile almadan parçası çalıyor.
Şebnem Ferah'ın Hoşçakal parçası o kadar güzel ki.
Yani filmin final sahnesinde çalıyor ve tabii ki kapanış jenerinde yine o şarkıyı duyuyoruz.
Başrollerimizden bahsetmem ama filmdeki oyuncu kadrosundan bahsetmem.
Hemen ondan da bahsedeyim.
Filmin kadrosunda Deniz rolüyle başrolü Belçin Begim var.
Özgür karakteriyle Mehmet Günsü var.
Bunları biliyoruz zaten. Onun dışında dizide başka Hüseyin Avni Danyalı oynuyor, Şebnem Sönmez oynuyor, Ayda Aksel, Altan Erkekli gibi değerli oyuncular oynuyor.
Filmdeki konuk oyuncular da yine başroldeki oyuncu kadrosu kadar yetenekli bence.
Yılmaz Guru da Cansel Elçin, Ayşe Arman, Arif Keskiner oynuyor.
Onun dışında daha yeni jenerasyonundan tanıdığımız isimler de var.
Deniz karakterinin yani o...
Başrol'deki kadının küçük halini yani 7 yaşındaki halini Asen'e keskince oynuyor.
Belki sonradan da Evrim Akın olaylarını hatırlarsınız.
O Mehmet Günsür'ün yani Özgün'ün 14 yaşı halinde Batuhan Karacakaya oynuyor.
Aşk-ı Memnu'dan hatırlarsınız ya da Sorari'ye de katılmıştı.
Oradan da hatırlarsınız. Filmde organ bağışının önemi de anlatılmakta.
Çünkü filmin final sahnesinde buna benzer bir şeyler oluyor ama söylemeyeceğim.
Lütfen oturup izleyin. Gerçekten çok güzel akıyor.
Ve filmin Ankara'daki sahnelerinde oranın Ankara olduğu o kadar belli ki.
Mesela İstanbul'un böyle gerçekten iç ısıtan, insanı pozitifliğe iten, gülüşü andıran bir güneşi vardır ya.
Gerçekten böyle insanın içine kelebekler uçuşturan.
Ama mesela Ankara daha soğuktur.
Hatta birçok insan işte Almanya gibi der.
Yaz-kış çok fazla böyle gerçekten insan için sıkacak kadar bulutlu bir havası vardır.
Gerçekten Ankara sahneleri çok belli ama çeken ekip de %80 Ankaralı olduğu için gerçekten Ankara'ya olan sevgileri sahnelerde çok belli.
Mesela İstanbul sahneleri ilk kez bir filmde birazcık daha soğuk ve mesafeli kalıyor ama Ankara sahneleri gerçekten sanki sizin evinizin arka sokağında bu hikaye yaşanıyormuş kadar sıcak kalıyor bence.
Onun dışında filmin ilk yurtdışı ödülünü yine filmin yayınlandığı yıl 2011'de Ekim ayında İsviçre'de yapılan.
Lucerne Uluslararası Film Festivali'nde en iyi film ödülünü kazanarak alıyor.
Ve film bu sayede hem çok izleniyor hem sonraki nesillere de böyle güzel bir aşk filmi olarak kalıyor.
Ama mesela Ömer Farkus Orak'ın çektiği ilk aşk filmi değil ama kendisi bunu çoğu zaman böyle tanımlamıyor.
Yani diyor ki bu içinde aşkın da olduğu bir hayat hikayesi.
Bu aslında hepimizden bir şeyler barındıran bir öykü diyor.
Mesela Ömer Farkus Orak'ın kariyerine sinematografisinde geldiği birçok insan işte Gore'yi, Vizontele'yi daha çok öne çıkartıyor.
Onlar daha çok insana ulaşmıştır.
Daha karışık bir kitleye ve...
nispeten herkese hitap ettiği düşünülür.
Ama bence bu böyle değil.
Bence herkese hitap etmesinin yanında bazı filmlerine gerçekten özel bir kitleye hitap etmesi gerekir.
Gerçekten yani o filme herkese konuşmak yerine gerçekten bilgi birikimi olan insanlarla konuşmak bence çok daha önemlidir.
Şimdi ilk bölüm için birazcık fazla filmi anlattım biliyorum.
Ama umarım benim filme karşı sevgimi, işte filme bağlılığımı görünce umarım size bir izleme isteği uyandırmışımdır.
gelelim podcast'ımızın ilk dizisine.
Aslında çok fazla sevdiğim televizyon dizisi var.
Dijitalde yayınlanan diziler var.
Eski yeni birçok dizi var ama ilk bölümümüz için ben de kült efsane olmuş bir şey seçmek istedim.
O da Muhteşem Yüzyıl.
Eminim aranızda Muhteşem Yüzyıl'ı izlemeyen yoktur.
Ama şayet hani herkes izliyor diye izleme hevesim kaçtı derseniz de kesinlikle şu an onu izlemek için çok doğru bir dönem bence.
Çünkü şu an birçok insan için hani artık o dizinin ne kadar iyi bir dizi olduğu Farkına varılmış durumda ve artık birçok insan onu abartmıyor.
Zaten herkes bu diziyi izlemişti.
Bunun ne kadar güzel olduğunu biliyordur diye olaya bakıyor.
Dizi ise anlatmadan önce diziyle ilgili önemli bir istatistik paylaşmak istiyorum.
Bu güncel bir istatistik.
Yani nispeten 19 Kasım itibariyle muhteşem özü yarım milyardan fazla izleyiciye ulaşmış durumda.
140'dan fazla ülkeye satılan, 40'dan fazla dile çevrilen bu yapım televizyon tarihinin en geniş küresel erişimlerinden birini imza atmış.
Yani dünyadaki her 16 kişiden biri bu diziyi izlemiş durumda.
Bu satış da ülkemizin dizi ihracatı.
Yani kendi televizyon dizilerimizi yurt dışına satma anlamında hangi noktada olduğumuzu gösteriyor.
Bence bu çok büyük bir başarı. Yani biz bazen işte burun kıvırıyoruz.
Ya işte Türk dizisi, işte televizyon dizisi.
Ya işte bunları kim izliyor?
İşte bunun konusu çok saçma.
İşte burada oynayan oyuncular hiç yakışmamış bunlar.
İşte hangi arzın talebi de bunlar?
Niye sürekli sürekli çekiliyor diyoruz.
Ama aslında gerçekten onu izlemek isteyen...
Dünya çapında birçok insanın takip ettiği bir dizi sektörümüz var.
Bu da böyle bir durum. Onun dışında Amerika ve İngiltere'den sonra en fazla dizi ihracatı olan ülke konumundayız.
Tüm dünya sırası 3. sıradayız.
Forbes Türkiye İhracat Şampiyonu yerli dizileri açıkladı ve ihracat listesine baktığımız zaman satış rakamları 600 bin...
Doları bulan dizilerimiz bile var öyle söyleyeyim size.
Ve bu rakamın içinde muhteşem dizinin satışları hala önemli bir paya sahip.
Yani hala dünyada bu dizinin satılmadığı neredeyse 50-55 tane kabile devleti kaldı.
Muhtemelen onlara satacağız bunu yani.
Çünkü gerçekten dizi çok fazla dile çevrildi.
Bu sayede işte Halil Tergenç, Meryem Uzer, Tüm Dünya çok seviliyorlar.
Halil Tergenç sanki muhteşem yüzünü dün çekmiş gibi hala yurt dışına gittiğinde dehşet bir sevgi seriyle karşılaşıyor.
Yani çok iyi bir oyuncu olarak değerinin bilinmesi bence çok güzel ve çok önemli bir şey.
Bence her oyuncunun hayal ettiği bir şey.
Bu dizinin konusu ne diye bakarsak zaten biliyorsunuzdur da bir hatırlatayım diye dedim.
Konusu Osmanlı İmparatorluğu'nun Padişah Birin Süleyman ya da bilinen adıyla Kaan Sultan Süleyman'ın hayatını, Hürrem Sultan'la olan ilişkisini.
ve siyasi kararlarıyla verdiği askeri mücadelelerin işlendiği bir tarihi dizi.
Dizinin ilk bölümü 5 Ocak 2011'de yayınlandı.
Final bölümü ise 11 Haziran 2014'te yayınlandı.
Dizinin ilk 3 sezonunu Taylan Biraderler.
Yani Yağmur Taylan ve Doğru Taylan çekiyorlar.
Son sezonunda da Yağız Alp Akaylı'nda Mert Baykal birlikte çekiyorlar diziyi.
Onun dışında senaristi ilk 11 bölüm Merlok Kay.
Merlok Kay'ı zaten birçok eski ve kült işin senaristi olarak biliyorsunuzdur.
Ondan sonra... 11. bölümden sonra Meral Okay vefat edince ilk 2-3 bölüm onun stokta yazdığı, hali hazırda hani evinde yazıp bıraktığı senaryolarıyla devam ediyor.
Ondan sonrasında Yılmaz Şahin Muhteşem Rüzulu yazmaya devam ediyor.
Dizi 3,5 milyon TL bütçesiyle Türk televizyon tarihinin en pahalı dizi projesidir.
Bu da böyle bir durum. Dizin yapımcısı kim?
Timur Savcı yani Tims yapım yapıyor diziyi.
Dizi ilk yayın tarihinden önceki 5 aylık zamanda 2100 metrekare alanı bir...
Platonun kurulmasıyla hazırlıklara başlıyor ve 30 kişilik bir heykeltraş ve ressam grubu dizide gördüğümüz Topkapı Sarayı, Topkapı Sarayı'nın harem kısmı, işte Adalet Kulesi bunların hepsini bu 30 kişilik bir heykeltraş ve ressam
grubu birebir kopyalarını yapıyorlar, çiziyorlar ve bu da Muhteşem Müzik Platosu'na inşa ediliyor.
Dizinin sürelerine bakarsak her bölüm 120 dakika arası yani 1,5-2 saat arası aslında.
Ve yani her bölüm o kadar akıcık yani mesela bazı bölümler gerçekten yarım saatte bitiyor gibi geliyor.
Bu arada ben hala yemek yerken işte mesela Metro Marmara'da giderken hani sırf ses olsun diye bile telefonu da açıp mutlaka izliyorum.
Ve yani gerçekten şey belki bu bir anksiyete belirtisi onu da bilmiyorum ama gerçekten yani beni çok rahatlatıyor.
Hani kendimi daha güvenli alanda kalmamı sağlıyor.
Çünkü yani yeni bir dizi açacağız işte izleyeceğiz belki beğenmeyeceğiz zaman kaybolacak ama Muhteşem Yüzü'de böyle bir risk yok emin olabilirsiniz buna yani.
Oyuncu kadrosunda kimler var diye bakıyoruz.
Kanuni rolünde Halit Ergenç var.
Hatta Halit Ergenç geçtiğimiz günlerde bir sohbet programına katıldığında orada diyor ki bir karakteri 27 yaşından alıp ölümüne kadar götürmek her oyuncuya nasip olmaz.
Gerçekten Sultan Süleyman'ı oynamayı çok sevdim diyor.
Gerçekten bence kariyerindeki en iyi oyunculuk kanunuydu.
Hatta adamın heykelleri, büsleri yapıldı.
Birçok Arap ülkesinde, birçok İslam ülkesinde.
Gerçekten Osmanlı'yı, tarihimizi o kadar çok seviyorlar ki yani diziye karşı o kadar bir bağlılıkları var ki gerçek kanuni haliter gençmiş gibi adamın her yeri büslerini diktiler.
Hürrem rolünde ilk 3 sezonda Meryem Uzaylı oynuyor ancak sonra bir anda tükenmişlik sendromu yaşıyorum deyip diziye bırakıp Almanya'ya gidince dizinin son sezonunda Hürrem'i yaşlandırıyorlar ve...
usta oyuncu Valide Perçin oynuyor.
Onun işte Mahidevran rolünde dizinin tamamında Nurfettioğlu oynuyor.
Bence o da ezilen kadın işte ikinci plana atılmış kadın çok iyi oynadı.
Kendi adıma söyleyeyim gerçekten yani bir noktada Mahidevran'a üzüldüm ama ondan sonra işleyiş gereği ya buna da müstahak beter olsun dediğim noktalar da oldu tabii ki.
Onun işte Şehzade Mustafa rolünde Mehmet Günsur vardı.
Tabii ki Şehzade Mustafa dizinin Son sezonda boğduruluyor.
Bu arada arkadaşlar gerçekten film ve dizi Mehmet Günsür işlerinden oluşuyor ama bunu bilerek yapmadım.
Yani bu tamamen tesavvuf denk geldi.
Ne yapayım yani Mehmet Günsür de hep çok iyi işlerde oynamış ve kendine çok iyi bir kariyer inşa etmiş.
Yani bu da benim suçum değil artık. Onun dışında Valide Ayşe Afsız Sultan rönüde yani Kanun'un annesi rönüde Nebahat Çehre oynuyor.
Ama burada birçok insanın bilmediği bir şey var.
Onu da söyleyeyim size. Nebahat Çehre görüntüsüyle oynuyor.
Ancak Nebahat Çehre'nin sesi değil o bizim Hafsa Sultan'ın, Valide Sultan'ın sesi olarak duyduğumuz ses.
O dubler sanatçısı Gülen Karaman'ın sesi.
O seslendiriyor Nebahat Çehre'nin söylediği replikleri.
Çünkü Nebahat Çehre'nin kendi sesi çok da hacılız ve hani role uymuyor diye.
Hatta sonraki işte Aşk-ı Memnu'da da yine Nebahat Çehre'nin hani artık o görüntüsüyle o ses uyuştuğu için artık Aşk-ı Memnu'da da onu Gülen Karaman seslendiriyor.
Onun dışında dizide Kanuni'nin biricik dostunu Pargalı'yı Makbul İbrahim Paşa'ya Okan Yalabık oynuyor.
Hatta Makbul İbrahim Paşa önce de Maktul İbrahim Paşa olarak alınıyor ve tarihte de dizide de mezarı asla bilinmiyor.
Çünkü bir rivayete göre Kanuni Matrakçı Nasuh Efendi'ye işte Maktul İbrahim Paşa'nın naaşını veriyor ve bunu öyle bir yere göm ki ne ben bileyim ne başkaları diyor.
Yani belki o dönem kendini korumak için belki İbrahim Paşa'nın cesedine zarar gelmesini her şey olabilir ama gerçekten...
böyle bir önlem alınıyor. Onun dışında dizide Sümbül Ağa olarak Selim Bayraktar oynuyor.
Çok iyi bir tiyatrocu. Gerçekten izlemekten çok büyük keyif alıyorum ki Sümbül Ağa gibi bir karakteri 4 sezon boyunca yani bunu dizideki zamana bakarsak neredeyse 50 yıllık bir zamana bunu yayıp böyle bu kadar güzel aşama aşama işte
ilk gençliğinden yaşlanan noktaya karşı taşımak gerçekten çok zor.
Belli bir aralıkta Güla olarak Engin Günay'ın oynuyor.
Onu belki Avrupa yakası Burhan'dan da hatırlarsınız.
Hatice Sultan rolünde Selma Ergeç oynuyor.
Kendisi Almancı bir aileye doğmuş ama geçmişe doğru bakarsak köklere gerçekten Osmanlı'ya dayanıyormuş.
Ben ondan çok şaşırmıştım. Yanlış hatırlamıyorsam amcası 2.
Abdülmüt döneminde taray katibi miymiş?
Öyle bir muhabbet var ama net değil yani.
Onun dışında Mihrimah Sultan rolü de sonraki sezonlarda küçük Mihrimah büyüyünce Pelin Karahan oynuyor.
Onun eşi Rüstem Paşa'ya Ozan Güven oynuyor.
Ozan Güven'in yaptığı şeyleri asla tasvip etmiyorum ama gerçekten Rüstem çok iyi oynamış.
Herkes bu işin sonunda tıpkı Mahide Eran'dan nefret ettiği gibi aynı şekilde Rüstem'den nefret etti.
Onun dışında Şehzade Semeng'in Engin Öztürk oynuyor.
Şehzade Beyazı'sı Aras Bulut İğnem'le oynuyor.
Hepsinin çıkış yaptığı işlerden bir tanesi bu aslında.
Şehzade Cihangir'i Tolga Sarıtaş'a oynuyor.
Malko Çoğlu'nu Burak Özçiğit'e oynuyor.
Sadece belli bir aralıkta gördüğümüz ara karakterlerden, konuk oyunculardan bir tanesi.
Firuze Hatun rolünde Cansu Zeyra oynuyor.
Gerçekten yani Cansu Zeyra gibi soğuk ve yüzünü nispeten mimiksiz bir kadına gerçekten Firuze çok yakışmıştı.
Çok da iyi oynamıştı yani. Onun dışında şuna bakıyoruz, dizinin müziklerini kim yapıyor diye.
Fahir Atakoğlu, Aytekin Ataş ve Soner Akalın yapıyor dizinin müziklerini.
Ve gerçekten efsaneleşen şeyler var.
Benim Muhteşem Yüzyıl'la ilgili en sevdiğim şeylerden bir tanesi Şehzadelerin Yemin Töreni.
Gerçekten ben ki tarihe karşı her zaman özel bir ilgim vardır.
Yani ilkokul 4. sınıftan beri herkes aşk romanları yok, menekşek okulu mektuplar falan diye kitaplar okurken ben her zaman İlbi Ortay'ın, Halil İnalcı'nın tarih kitaplarını okuyordum ve gerçekten...
Çok severim yani. Türk tarihi, özellikle Osmanlı tarihi, Osmanlı İmparatorluğu'nun aile, hukuk, savaşlar, padişahların hayatı, harem vs.
Hepsini o kadar severim ki.
Muhteşem Rüzgar benim için gerçekten bulunmaz bir nimet, önü açık bir vaha niteliğindeydi.
Gerçekten çok güzeldi. Umarım siz de izlersiniz.
Zaten bir kere başladıktan sonra eminim ikinci, üçüncü tekrar da dönersiniz.
Çünkü gerçekten o oyunculukları bizim televizyonda izlememiz...
gerçekten mesela bugün başarılamayacak bir şey bence.
Çünkü bugün işte oyuncular bölüm başı çok daha fazla kaşe istiyorlar.
Çok daha ütopik fiyatları geliyor.
Yani bu kadar iyi bir kadroyu mesela bugün oluştuk.
Aynı kadroyu bir dijital proje, bir dijital dizi, film ya da vizyon filmi çekemezsiniz mesela.
Zamanları uymaz. İşte istedikleri kaşelere yapımcı okey olmaz.
Onun dışında işte hepsinin başka devam eden bir işi vardır.
Sözleşmeleri yüzünden bugün buna benzer bir şey çekilemez, yapamazlar.
O yüzden bizim bunu bu kadar...
Komplike bir işi bu kadar güzel bir şekilde ve akıcı bir şekilde televizyonda doğru senaristle doğru yönetmenlerle izlememiz gerçekten bir nimet.
Umarım herkes bunun farkındadır diye düşünüyorum.
Zaten Muhteşem Rüzgar'ı izlemeyen yoktur da.
Yani yine de şimdi benim de bu diziye karşı sevgimi gördükten sonra artık bir oturup izlersiniz canım.
Bu arada sosyal medyadan bana mutlaka yazın.
Mesela Muhteşem Rüzgar'ın sizce en sevdiğiniz sahnesine ve o sahneyi siz niye seviyorsunuz?
Bu arada şunu da söyleyeyim.
Muhteşem Yüzyıl'da işte birçok olaya bu gerçekten yaşandı mı böyle bir şey olmadı işte abartıyorlar vesaire diye o dönem daha Twitter'ın yeni yeni ülkede çok kullanılmaya başlandığı zamandı.
Ve gerçekten yani sosyal medya bu o dönemde çok tartışıldı.
Ha bu arada dizinin tarih danışmanları var ama yani hani işte biliyorsunuz bizim halkımız şeyi sever yani.
Kurgu şeylere inanmak konusunda gerçekten üstümüze yoktur.
Ama şöyle yani bu sonuçta evet bir tarihi dizi ama yani tarihte sadece olayların ana hatlarını biliyoruz.
Ancak bu dizide aradaki olayları, sahneleri, replikleri her şey aslında bir kurmaca.
Yani bir tarihi kurgu dizisi aslında.
Olaya böyle baktığımızda da yani bazı şeylerin hani o kadar böyle abartılı, o kadar yüksek ya da o kadar üzücü olduğunu düşünmüyorum.
Hani bizim dizide izlediğimiz kadar.
Belki işte askeri noktada...
fazlası yoktur, eksiği vardır ama benzer bir şekilde haremdeki olaylar vs.
yani bizzat bu şekilde yaşanmamış olabilir ama yani harem ortamının nasıl bir ortamı olduğunu bize bence birebir şekilde anlatan bir dizi.
Yani sonraki yıllarda işte Muhteşem Yüzük Kösem çıktı işte ondan sonra Kösem serisinin devamı geldi vs.
ama geldi hepsi reyting kurbanı olup final yaptı ama bu dizi gerçekten 4 sezon çok iyi dayandı bence.
Hatta dizi o dönemde yayınlarken annem benim izlememe izin vermemişti.
Ya sen küçüksün kötü etkileriniz falan diye ama tabii ki ben sonra oturup izledim.
Yani bir şeyi kafasına koyan bir insanı ne kadar engelleyebilirsiniz arkadaşlar Allah aşkına yani.
Neyse, bugünlük benden bu kadar.
Umarım beni dinlediğiniz için çok keyif almışsınızdır.
Bu noktaya kadar sıkılmadan, kapatmadan geldiyseniz çok mutlu olurum.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu bölümle ilgili görüşlerinizi sosyal medya hesaplarından yazabilirsiniz.
Onun dışında önümüzdeki hafta hangi diziyi, hangi filmi konuşmamı istediğinizde yazın.
Onu da listeye sıraya alırım.
Onu da artık önümüzdeki seneye kaldık.
Önümüzdeki sene konuşuruz bir şekilde.
Önümüzdeki hafta olmasa da bir sonraki hafta yani seneye mutlaka onları da konuşuruz.
Onun dışında... Şeyi asla bilemezsiniz.
Bakalım önümüzdeki hafta ne anlatacağım.
Belki çok sevdiğiniz bir sinema filmini anlatacağım.
Belki hiç bilmediğiniz bir dijital diziyi anlatacağım.
Gerçekten sürprizlerle dolu.
Yani koskoca bir Hollywood var önümüzde.
Koskoca bir televizyon sektörü var.
Koskoca bir dijital platform geçmişi var.
Hem dizilerin hem filmlerin.
Değil mi? Bilemezsiniz. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Haftaya görüşmek üzere. Sizi seviyorum.
Umarım çok güzel bir gün, çok güzel bir hafta geçirirsiniz.
Hayırlı cumalar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
