
9. Bonus: Selahattin Paşalı’dan Masumiyet Müzesi
6 Mayıs 2026 · 28 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde son dönemde çokça konuşulan yasak elmalara ve Orhan Pamuk’un detaylı şekilde uyarlamasını yaptığı Masumiyet Müzesi’ne değindik.
Mehra’nın da dediği gibi herkes İYİ İNSANDIR ama masum mudur ? Tartışılır.
İyi dinlemeler
Transkript
Herkese merhabalar. Vizyonda yayınlanan yeni bonus bölümüne hoş geldiniz.
Bugün arkadaşım Mehra ile son dönemde en çok konuşulan yerli dijital platform işimizi konuşacağım.
Bu hafta Masunet Müzesi konuşuyoruz.
Evet. Hayatım nasılsın?
Önce sana onu sorayım. İyiyim.
Çok teşekkür ederim. Sen nasılsın?
Ben de iyiyim. Hayatım bu kadar.
Sürüklenip gidiyoruz işte. Aynen.
Bakıyorum sen bu diziyi böyle bir yalayıp yutmuşsun.
Böyle bütün detayların hakimiyetiyle ortalığı inletmişsin dedim.
Benim de bu dizi izlemeye vaktim yok bağır dedim.
Arkadaşımla oturalım konuşalım.
İzledim ya çok sürükleyici bir diziydi.
Yani tek seferde bitirdim neredeyse.
Peki şimdi neyden başlasam sormaya.
Öncelikle beğendin mi? Ya beğendim.
Ben gayet beğendim.
Kitaba da uygun buldum. Zaten çekimlerde Orhan Pamuk sürekli müdahale etmiş.
Onu da gördüm ve sosyal medyadan okudum.
Ben bir falso veya yanlış bir yer göremedim.
Gayet de kitapla uyumlu ki kitabın içinden birçok sözler de vardı.
Benim için gayet okeydi. Ben çok keyif aldım izlerken.
Peki en sevdiğin karakter desem?
Ya kesinlikle Kemal.
Yani bunu Kemal demeyen zaten o dizinin içerisinde olmamıştır izlerken diye düşünüyorum.
Kemal'in hem yani ikiye bölünmüş durumda insanlar hem bir takıntılı tarafı hem de çok aşık olan tarafı.
Kesinlikle diziye en çok götüren figüran ben Kemal olduğunu düşünüyorum.
Diyorsun. Peki Kemal ile Füsun'un olayında.
Şimdi sen Füsun olsan Kemal'i seçer miydin yoksa ya bu adam manyak bu adamla olmaz mı derdin?
Ya şimdi şöyle Kemal'i tabii ki de seçerdim.
Çünkü Füsun için Kemal çok mantıklı bir seçim ama en başlarda başladıklarında çok yanlış başlayan bir aşk meselesi mesela.
Ki bana kalsa bu tamamen psikolojik bir sorunla alakalı.
Hani Füsun'un da bir psikolojisinde yani bir problem var.
Kemal'in zaten hayatında bir kadın varken başka bir kadına mail etmesi de büyük bir problem.
Ama başlamış ve biz bunu izlemişiz.
Güzel bir diziydi. Şimdi arkadaşlar, Mehra'yı tanımadığınız için bir altyazı geçeyim.
Kendisi bir mimar. Öyle olduğu için böyle bir hayatı mahvoluyor mesleğini yapmaya çalışırken.
Ama mesleğinde çok iyi olduğunda...
Çok teşekkür ederim. Şimdi bir mimar olarak sen dizaynı nasıl buldun?
Yani dekorlar mesela hikayenin geçtiği yıllardaki işte gördüğümüz binalar yani tamam hepsi zaten kartondan okey ama sence senin işte aldığın derslere göre işte diğer her şeye göre uygun muydu sence dönem
mimarısına? Şimdi şöyle film 1970-1980 kısmı arasında geçiyor diye okudum kitaplarda.
Aynen dizi pardon. Dizinin geçtiği yıllarda 1970'li yıllarda Tam olarak apartman yapısında, özellikle merhamet apartmanı en çok bilinen, dizinin en çok odak noktası.
Kesinlikle 1970'lerin mimarisini yansıtıyor yüksek tavanlar, ahşap döşemeler.
Şimdi dairenin orantılı ışık kullanımı, mobilyaları, aynı zamanda 1970'lerin ahşap mobilya dizaynı tamamen o dönemi yansıttığının farkındayım.
Herkes de bunun farkında olduğunu düşünüyorum, birazcık göz zevki olanların.
Çünkü hepimizin, annelerimizin döneminde şu an yaşı çıkıyor birazcık ama...
Tam olarak o zamanın kitapları, dolaplardaki o alınan sahaflardan kitaplar, işte Kemal'in annesinin topladığı Merhamet Müzesi'ndeki o abajürlerin hepsi kesinlikle
o dönemi yansıttığını düşünüyorum.
Peki ya sen böyle iç dizaynı çok seven bir insan olarak böyle hani...
En sevdiğin şey böyle bir mekanı çizip tasarlamak olduğu için.
Sen olsan hangi dizayn değiştirirdin?
Ya ben hangi dizayn değiştirdim diye soracak olursanız aslında ben bir şeye dokunmamayı tercih ederdim.
Çünkü bana göre her şey çok reiterliydi.
Hani biraz daha dokunmak bir şeylerin fazlasına gitmek olurdu ve tazeliğini bozardı gibi geliyor bana.
Çünkü gerçekten hani çok yalın, sade ve o zamanın dönemine göre ben tebrik ediyorum ekibi.
Dizayn edildiğini düşünüyorum iç mekanın ve dış mekanlarda da kullanılan şeylerin.
Peki sence bu dizinin ikinci sezonu olmalı mıydı?
Olmalıysa neden olmalıydı?
Ya şimdi şöyle ben bunu da sosyal medyadan okudum.
Tabii doğruluk payı var mıdır yok mudur bilmiyorum.
Orhan Pamuk'un ikinci sezonun çekilmemesi adı altında ilk sezonun imzasını atarken böyle bir maddede koydurduğunu duydum ki bence çok mantıklı.
Çünkü genelde maalesef ki hani Türk...
yapımlarında Netflix dizisinin ikinci sezonu çekildiği zaman ya çok iyi bir performans çıkıyor ya ilk sezonun maalesef ki çok bozuyorlar.
Hani izleyiciler diyor ki ilk sezonla ikinci sezonun alakası yok.
Aynı duyguyu vermiyor.
Ben kesinlikle ilk sezonda yeterli olduğunu düşünüyorum ve ikinci sezonda gerek olmadığını düşünüyorum.
Şimdi bilmeyen dinleyicilerimizin şu bilgiyi de vereyim.
Orhan Povuk 2019'da Mansiyon Müzesi'nin haklarını Hollywood'daki bir şirkete satıyor.
Ancak senaryodaki büyük değişiklikler.
Orhan Ponuk tarafından beğenilmeyince şirkete dava açıyor ve 2022'de kazanıyor.
Ondan sonrasında ay yapımlı bu Netflix işini yapıyor.
Bahsettiği işte farklılık da Füsun'un hamile bırakılması.
Mesela sence bu hikayede Füsun'un hamile bırakılması gerek olan bir şey mi?
Uyarlarken. Hayır bence kesinlikle gerek yok ya.
Bir de şöyle bir durum var.
Orhan Ponuk demiş ki Masumiyet Müzesi'nde kuyrukta yoluştu.
Bu kadar ilgi beklemiyordum demiş.
Peki sen gittin mi acaba Beyoğlu'ndaki bu müzeye?
Ya ben Beyoğlu'ndaki müzeye gitmedim.
Açık konuşmak gerekirse gitmek isterim.
Ama giden arkadaşlarıma konuştuğuma göre özellikle ilk katı ve devamı kitapla çok benzer olduğunu, filmle de çok zaten dediğim gibi o abajürleri, armatürlerin hepsini kullanmışlar.
Hani filmi izleyen bir insanın müziğin içinde de gezdiğini aynı zamanda duydum.
Gitmek ister miyim? Yakın zamanda gitmek isterim ama tabii ki de dizi bittikten sonra çok bir akın akın gitme süreci oldu.
Çok kalabalıkta o süreçte gidemedim ama şu an sakinlediğini düşünüyorum.
Şu anda gitmeyi düşünüyorum, evet.
Peki dizdeki replikler sende gerçekçi miydi yoksa çok fazla dönemin ruhuna uygun olsun diye böyle daha hani tarihi kelimeler mi sıkıştırılmıştı nostaljik?
Tarihi kelimeler sıkıştırıldığını düşünmüyorum.
O zamanın uygun olarak konuşulduğunu düşünüyorum ben.
Dediğim gibi ben diziyi beğendiğim için bir fazlalık herhangi bir noktada görmedim.
Gayet okeydi. Peki sen olsan başrol çifti yine bu ikili mi seçerdin?
Başrol çifti yakıştırdın mı?
Ben yakıştırdım bu arada.
Rizge'nin hayır uyumadığını ya da çok toy kaldıklarını falan söylediler ama bence Füsun karakterine böyle bir toy karakter lazımdı.
Hani 18 yaşlarındaki o heyecanı, hiçbir şeyi bilmeyişi, her şey bir anda atlayışı.
Kemal'in de tam olarak o yaşlarda nişanlanma süreci, onun verdiği bir baskı, zaten aralarındaki o tutku.
Ben çok yansıttığını, yaşlarında çok okey olduğunu.
Ve kadının da adamın da işi çok kaldırdığını düşünüyorum ki ben Kemal karakterine başka birini yakıştırıyor muyum diye de bunu çok düşündüm.
Bir ara acaba dedim hani dizilerde en çok Türk oyuncularımızdan bu tutkuyu Çağatay Uluso yansıtabiliyor.
Ama uyar mıydı?
Bence uymazdı. Çünkü o duygusal kavramı hani Selahattin Paşa'lı kadar net verebileceğini ben düşünmüyorum.
O yüzden ben Füsun karakterini de Kemal karakterini de oynayan insanların çok yakıştığını düşünüyorum.
Ben bu arada dizi izleyeme rağmen bir insanın çok yakıştığını düşünüyorum.
Kemal'in nişanlısı olan karakter Sibel miydi?
Sibel, evet. Sibel'i oynayan oyuncuyu çok seviyorum ya.
Onu çok çok naif, çok kibar, çok zarif bir karakterdi.
Ve onun için de gerçekten seçilen oyuncu da çok harfiyle oynamıştı.
Harikaydı bence. Diyorsun.
Ben bayağı beğendim ya.
İnsanları çok bağdaşlaştırdım beraber oynadıkları oyunla.
Hani bir falso olan...
Bir şey yoktu ta sadece benim izlerken çok sinir oldum.
Füsun'un annesiydi.
O da hiç kızını karakterle alakalı değil.
Oyuncu zaten kesinlikle çok iyi oynamış ama kızını bir insan uyarır diye düşünüyorum.
Birazcık bir korur ama tabii onu da seyircilerin kendi şeyine veriyorum.
Yorumuna veriyorum. Şimdi bu iş dünya çapında çok fazla izlendi.
İşte Norveç'te, Danimarka'da, Amerika'da çok fazla.
Seyirci buldu. İşte çok fazla insan derken bu Türkler gerçekten bu dizi işinde çok iyiler dediler.
İyi de Allah. Sonuçta dizilerimizin satılma rakamlarını düşündüğümüz zaman dünyada Amerika'dan sonra ikinciyiz.
Tabii ki. Yani bu bir gururdur.
Kesinlikle. Şimdi bu mantıkla bakarsak Orhan Pamuk'un senin okuduğun ve film olmasını isteyen başka bir kitabı var mı?
Buna yanıt vermek için...
Yani biraz kendimi açıkça konuşmak gerekirse bilgisiz buluyorum.
Çünkü benim alanım dediğim gibi sayısal bir alan.
Daha edebiyata yönelmemiş biriyim.
Ama komple toparlayarak şöyle söyleyeyim.
Bence arkadaşlarımla konuştuğum üzere de böyle bir dizinin bizim dizi kategorimize çok ihtiyacı varmış.
Aynı zamanda kitabı bu şekilde izlemek de çok pahalı biçilmez bir şeydi.
Ben yine bunu tercih ederdim diye söylüyorum.
Diyorsun peki tercihler demişken ya şu rolü bu oyuncu hiç olmamış onun yerine işte ben işte Sibel yerine mesela işte Füsun yerine başkasını seçerim dediğim bir karakterde bir oyuncu var mı?
Yani dediğim gibi az önce bahsettiğim işte Kemal karakterini herkes çok fazla hani çok beğenen de var tabii %80'lik bir kısmı böyle.
Beğenmeyip çok fazla duygusal kalmış işte role uymamış diye yazan sosyal medyada insanlar da var.
Ben bunu okuduğumda düşündüğümde hani dedim kim oynar kim oynar mesela bu karakter.
Çünkü bence dizinin en önemli karakteri Kemal yani ona odaklanmak gerekiyor.
Yani dediğim gibi Çağatay Ulusoy'u düşündüm.
Hani tutkulu bir aşk konusunda beyefendinin bilmeyen yoktur.
Ama o duygusal anlamda verebilir miydi diye hayır.
Füsun açısından da dediğim gibi yani o toy karakteri bence de o kadının oynaması gerekiyordu.
Başka birine verdiğin zaman illa bir...
Profesyonelliğini katacaktı ki olması gereken tabii ki de o kadınla profesyonel oynayan Füsun'un karakteri de.
Ama Füsun bence çok uymuş.
O toy karaktere de, o toy fiziki özellikler, duygusal bağlar bence çok okey.
Ben değiştirmezdim kimseyi diye düşünüyorum.
Diyorsun. Peki en başta dedin ya işte Orhan Ponk sürekli setteymiş diye.
Evet. Şimdi bütün set sürecinde hep sahnenin böyle bir köşesinde oturmuş.
Müdahale etmiş. Ha müdahale etmiş demişken işte onu soracağım.
Senin bu müdahaleyi hissettiğin ve ya kesin bu adam o sahneye müdahale etti.
Keşke o sahne farklı olsaydı dediğim bir sahne var mı aklına gelen?
Öyle bir sahne var mı?
Şimdi şöyle düşüneyim.
Ben şeylere özellikle çok müdahale edildiğini düşünüyorum.
Hani ilk bölümlere değil de son bölümlerde artık...
Kemal'in Sibel'i bırakıp Füsun'u aramaya başladığı zamanlardaki sahnelerine ben müdahale edildiğini düşünüyorum.
Çünkü kötü anlamda bir müdahale değil, kesinlikle daha iyi bir anlamda.
Ben duyguyu bu kadar net verebilen bir sahne görmedim.
Orası harikaydı.
Özellikle Füsun'un yanında yeni evlendiği bir adam çıkıyor.
Sen izlemedin diye biliyorum.
Kesinlikle izlemen lazım. Şu an izlemediğin için birazcık şeye girdim, sıkıntıya girdim ama izlesen kesin bunun dedikodu bölümüne girerdim.
Ben öyle düşünüyorum.
Mesela o adam çıktığında ben çok sinir oldum.
Keşke hiç o adam olmasaydı diye düşündüm.
Ama müdahale ettiği taraflara kesinlikle daha duygunun verilmesi gerektiğini söylediğini düşünüyorum ben.
Çok okeydi benim için.
Diyorsun. Şimdi Orhan Pamuk demiş ki bütün Orta Doğulu erkeklerin kafalarındaki pisliklerden bende de var.
Evet dinledim ona.
Aynen Zeynep Hanım'ı seçmemizden memnunum demiş ama şimdi onu dinlediğimizde sanki böyle çok zorlu bir hayattan bugünlere gelmiş gibi falan kendi lanse ediyor işte Orta Doğulu erkekler falan.
Hay bu ki? Yani Nişantaşı'nda işte o dönemin en iyi apartmanına doğmuş, hep burjuvaymış, hayatta hiç çalışma derdi olmamış bir yazarımız.
Doğru. Cihangir'deki evinde herkes paylaştı zaten.
Gördüm, gördüm. O fotoğrafı ben de gördüm ya.
O nasıl bir ev yani. Herkesin hayali olan bir ev abi.
O evde senden de yazar oluruz ya.
Boş ver sayısal. Tobi canım, böyle bir şey olabilir.
Yani mesela hani bunları düşünce aslında birazcık sanki böyle hani ben de Halktan'ın tarafına oynamıyor muyum sence de?
Biraz. Yani o röportajdaki o kısmı birazcık şov tarafı olarak geldi bana da.
Son olarak bununla ilgili başka önemli bir şey soracağım sana.
Bir insanın başka fırsatları olmasına rağmen onları reddedip sürekli aynı kişiyle sevişmek istemesine bu mutluluk verici duyguya aşk denirdi diye bir replik var.
Sosyalde de bu diziyle ilgili çok dönüyor.
Senin en sevdiğin replik desem, öyle aklına kalan, çok vurucu, aynı işte benim yaşadıklarımı anlatıyor dediğin var mı bir replik?
Ya aklımda en çok kalan replik şu.
En son cümlesi ve müzenin giriş cümlesi olan söz.
Hayatımın en mutlu anlarıymış olan o söz.
Tam olarak hatırlamıyorum onu.
Ya bu bir kere yani psikolojik açıdan çok incelenmesi gereken bir söz.
Özellikle diziyi izleyerek, kitabı okuyarak.
Çünkü benim hayatımın en mutlu anıymış diyorsun.
Karşındaki Füsun'un hayatı bitti kızın.
Ya kendi açından diyorsun ki benim en mutlu anımmış.
Bir tek odak sende mi yani mesela?
Onu düşünmek lazım. Ben kendim dedim ki ya Sibel'in hayatı karanmadı.
Kadın arkadaşıyla, ortak arkadaşları ile evlendi.
Bir hayat kurdu. Denk geldiler hatta son bölümlerde kızıyla falan.
Ama yani en mutlu anıymış diyorsun da Füsun mutlu değil.
Sibel bu hikayede mutlu değil.
Kemal'in annesi bile mutlu değil yani.
Nasıl en mutlu anınmış deyip sadece kendine odaklanabiliyorsun?
Bu çok büyük bir sıkıntı yani bence.
Yani işte bu da aslında onun bir aşk değil takıntı olduğunu gösteriyor.
Yani hani kime göre aşk, kime göre takıntı.
Takıntı da bence aşkın bir katmanı diyorum ben.
Tabii canım. Biraz romantik bakıyorsun.
Tabii öyle de bakmak lazım.
Ya bu arada son soru dedim ama aklına bir de şey geldi.
Ben bu kitabın diziye çevirerek fazla uzatıldığını düşünüyorum.
Bence filme çekseler yeterliydi.
Sence? Hangi versiyon daha iyi?
Film mi dizi mi? Ben bunu gelmeden düşündüm bu soruyu.
Film izleseydin yok ya.
Hani dizi olması çok şey.
Heyecanlandıran bir şey. Hadi bir sonraki bölüme geçelim.
Acaba bir sonraki bölümde ne olacak?
Ben bunu söyledim şahsen.
Kesinlikle ben diziye daha fitim.
Filmden nazaran. Çünkü filme oturuyorsun.
Hani iki saat olacağını kafada kodlamışsın.
Sonunu şey yapamıyorsun.
Düşünemiyorsun. Ama dizide sürekli şeysin.
Hani sonraki bölümde ne olacak? Ay bu ne zaman bitiyor?
Ben bunu merak ederek izledim mesela.
Ve tek oturuşta izledim hepsini.
Dizi bence daha sürükleyiciydi benim düşüncem.
Yani şimdi diziyi izlemek ve filmi izlemek mi desen hani vaktim değerli olduğu için bir sürü şey izlediğim için benim için film daha iyidir.
Hani böyle hap gibi böyle tekte başlayacağım bitireceğim.
Yani ben hatta şey mesela seri filmler olduğuna bile sıkılıyorum bazen.
Filmde ben de sıkılıyorum bu arada seri filmde ya.
Yani düşünsene şöyle hani ne o işte arka arkaya böyle üç tane film izledin çok sıkıcı ya.
Ama mesela burada konuşurken şey diyebiliyoruz atıyorum ki hani ikinci bölümdeki ya da ilk bölümdeki o çantayı gördüğü yer atıyorum.
Beşinci bölümdeki işte Kemal'in şu hareketi mesela konuşurken daha rahat telaffuz ediliyor bence.
Hani bölüm bölüm konuşmak aynı zamanda bölüm bölüm incelemek ki her bölümün kendine ait bir işlediği konu var.
Bence bölüm bölüm olması daha mantıklı geldiğini düşünüyorum.
Diyorsun. Şimdi asıl son anda tartışılan konuya geleceğim.
En heyecanlısı. Aynen.
Şimdi heyecan demişken biliyorsun bir filmde bir dizide heyecan ne yaratır?
Her zaman için partnerlerin, başrollerin sahneleri.
Sence bu ikili aldatma dedikodularına sebep olacak kadar başroller iyi mi öpüşler, iyi miydi sahneleri?
Şimdi ben bunu başıma bir şey gelmeyecekse açık açık kendi düşüncelerimi konuşmak istiyorum.
Çok tutukluydu. Yani ben izlerken Dedim ki yani gerçekten bunlar gerçek hayattan bir çift.
Çünkü Kemal'in çok tutkulu öpmesi, arzulayarak kadına bakması.
Zaten Fisun'un her seferinde sadece o sevişme sahnelerinde ve sevişme ihtiyacında Kemal'i araması zaten her şeyin cevabını veriyor bence.
Diyorsun. Yani fazla fazla tutkuluydu ve tamam hani işin o noktasına baktığımızda tamam seyircilere çok iyi geçti ama içeride bir fazlalık var.
Ya bir sıkıntı var orada çünkü sadece tek dizi siz değilsiniz.
Başka diziler de ve başka sevişme zamanları da oluyor.
Hani tebrik ediyorum.
Prodüksiyon iyiydi diyorsun. İyiydi diyorum ben.
Şimdi belki bilmeyen dinleyicilerimiz vardır.
Şimdi arkadaşlar ülkede...
İki üç haftadır sadece Selahattin Paşa'nın evliliğinin durumunu böyle aşama aşama aşama takipteyiz yani.
Şimdi tabii ki bizim podcastımızın konusu sinema ya.
Adamın hani özel hayatı evlilik hayatı değil ama ben burada şuna özellikle değinmek istiyorum.
Biraz da dedikodu diyorum. Yani hani biraz da gossip bacım.
Şimdi orada şey işte bu eşiyle işte önce fotoğrafları sildiler sonra işte Mansuriyet Müzesi'yle ilgili postları kaldırdı adam vesaire.
Şimdi olayların tamamına bakarsak bence bu iş bütünüyle bir...
PR. Neden biliyor musun?
Ya da önce senin fikrini sorayım.
Sence olayların gelişme şekline bakarsak doğal bir akış görüyor musun?
Atıyorum Allah korusun başına gelmez de geldi.
Kocan oyuncu işte seni aldattı mesela.
Yani gözünün yaşına bakmaz bitirirsin.
Bu kadar olay olmaz ya haftaları yayılacak kadar.
Ya zaten bu kadar haftaları yayılmasının sebebi çiftin sessiz kalması.
Bence. Ve bunu bilerek yaptılar.
Ve çok büyük bir yani işin içinde tabii ki de doğruyu biz bilemiyoruz ama haksızlık payı var.
Varsa ortada olmayan bir şey Füsun karakterine çok fazla yüründü.
Üzerine yüründü kızın yani.
Bir kadın olarak yani başka bir kadının üzerine bu kadar yürünmesine sessiz kalınması benim açımdan çok yanlış bir davranış yani.
Ya şöyle benim orada aslında fikrim senden daha farklı çünkü hani evet feministlik açısından doğru yani işte Hafsa Sencak Tusan'ın da adı geçti hatta.
Tabii ben de bir şey söyleyeceğim şunu bana göre.
Şey mesela işte hani baktığında ortada işte iki kadın var bir adam var adamın karısını düşün ortada üç kadın var falan hikaye kadınlarla dolu vesaire ama şimdi baktığında aslında olayı daha...
Hani maddi daha böyle çıkarcı bir açıdan bakarsan eğer.
Ya olaydan aslında Lizge de çok iyi PR yaptı.
Hafsa da çok iyi PR yaptı.
Kubilay bile bir noktasında çok iyi PR yaptı yani.
Tabii tabii. Hani olaya öyle bakarsan aslında hani onların menajerleri yalanlama yapabilirdi.
Hani bizim oyuncumuzun böyle bir şeyle alakası yoktur diye yapmadı.
Ya benim demeye çalıştığım şey hani çok büyük bir çıkıp kesinlikle yalan demese bile.
Ya hareketleri kesinlikle kızın üzerine yürünmesi gereken hareketlermiş gibi sosyal medyaya.
Lance ettiği için ben bundan kaynaklı kesinlikle hayır diyorum.
Çünkü gerçekten sosyal medya kitlesi çok korkunç bir kitle.
Aynı zamanda korkunç olması da bir çok güçlü bir kitle olması.
Doğru. Yani en ufak yaptığın bir harekette çok yanlış anlaşılabilir, çok doğru da anlaşılabilir.
Mesela yaptığı bu en ufak belki bir postu kaldırmak, bir şeylerde sessiz kalmak çok büyük bir tepkiye sebep verdi.
Ama şimdi insanların da o işin şöyle izgi edan etme sebebi belli yani.
Bir tane... Ben bir röportajdan, bir röportajını dinledim onların.
İşte orada Lizge Aşkçesi artistler de öyle sinirli bir şekilde.
Çok cüretkar, çok cüretkar konuşması.
Selahattin'in orada bir sus pus kalması.
Kadının hani bekliyorum diyor.
Ben böyle bir aşkın olduğunu biliyorum da bekliyorum diyor.
Ama bekliyorum derken bir içeriden söylüyor kadın bunu.
Yani ben bunu izledim.
Çok tutkulu, çok cüretkar olarak konuşması.
Selahattin'in sessiz kalması Lara'nın da sessiz kalması filmlerdeki tutku sahnesi insanlar bunu birleştirince diyor ki Allah Allah bir şey mi var acaba?
Diyor ben bile dedim yani mesela.
Ben olaya Hafsa'nın girmesine daha çok şaşırmıştım ama gerçekten yani neler neler oldu.
Şimdi işte en son ne oldu sonuçta?
Geriye ne kaldı bak evliler devam ediyor yani.
En son bir post bir şey mi paylaşmış Lara şöyle yüzüğünü göstererek.
Hani sustu sustu pat diye ortaya çıktı.
Şimdi de insanlar mesela şey diyor niye bu kadar sussun?
Ya Piyara için ben de bak bunu anlamıyorum.
İnsanlar olayda hani basının medyanın gücünü hiç görmüyorlar ya.
Mesela bu beni her zaman çok sinir ediyor insanlar bu cahillikleri.
Şey diyor ya işte hani madem öyle bir şey yok.
Hani madem işte sizin evliliğinizde bunlardan bağımsız sorunlar vardı.
Niye hani bu kadınların adını ortaya attınız diyorlar da.
Yani bu işten herkes karlı çıktı.
Lara'nın takipçisi arttı.
Doğru reklamın iyisi kötüsü yoktur demiş büyüklerimiz.
Aynen öyle. İşin o noktasına baktığımızda doğru herkes karlı çıktı.
Yani bir de hani şey değil ki bu atıyorum hani böyle Angelina Jolie Brad Pitt değil ki aslında normalde hani evliliklerini övmek dışında hani ikisinin de hani çift olarak bir varlığını hiçbir zaman görmedik.
Hani Selahattin ne zaman çıksa işte karımı seviyorum işte çok güzel bir aile babasıyım.
Hani o şekilde bunu lanse etti ya bence onları o da patlattı.
Çünkü bu kadar çok bir şey ön plana çıkartırsan bu da insanlar tepki yaratıyor ya bir noktada.
Yani ben hani Selahattin Paşalı'nın yani aktif oynayan bir oyuncu zaten.
Çok fazla yanında kadınlar geliyor gidiyor oyuncu.
Ben şahsen kıskanırdım ve illa bir kadın olarak tepki verirsin ama Lara'nın bu kadar her konuda çok geri planda kalması bana göre çok saçma geliyor.
Birazcık yanında durursun tutarsın adamı çünkü yanında oyuncular var bak bir diziyi izle.
Kadın cüretkar taze bir kan derim ben buna.
Hani bir şey yaparsın bir varlığını belli edersin.
Çok sonra varlığını belli et.
Ama dediğim gibi tabii bu da işin reklam bölümü.
Yani bir de... Şöyle bir durum var ya hani genelde böyle işte bir tarafın no name bir tarafın ünlü olduğu ilişkilerde hep böyle oluyor ya işte kadın da erkek de hep arka destekleyici görüyoruz.
Bir de zaten evliler hani kadın zaten hani resmi olarak da.
Çocuğu var. Aynen. Almış artık çıkmış yolunda.
Hani ya ne yapacak bir saatten sonra.
Ama yani ben yine bir yapamazdım.
Yine bir kıskanırdım gibi geliyor yani sonuçta.
Ya bir de şimdi işte son iddialara göre bunların işte barışmasında Lara'nın bir koşulu varmış.
Yazın artık çalışmayacaksın.
Haliyle tatil yapacağız diyormuş ama.
Yani sonuçta hani kışın kazandıkları parayı da yani Selahattin'in ya da harcadıkları parayı Selahattin'in yazın çalışması sayesinde kazanıyorlardı yani.
İşin bir de böyle bir tarafı var. Çünkü kadın influencer yani.
Temelde aslında hani işte çok saygın bir meslek çok işte.
Gelir getiren bir meslek diyemeyiz bence.
Hani influencerla yani başıma bir şey gelmeyecekse çok desteklediğim bir hatta meslek gördüğüm bir şey değil benim açımdan.
Bir PR yani bence influencerlıkta.
Ama şunu da belirtmek lazım.
Selahattin olmasaydı biz o kadını nereden öğrenecektik?
Ben kadını tanımıyorum.
Kadının ne meslek yaptığını ya da nereden mezun olduğunu da bilmiyorum.
Ama hani burada ana faktör de Selahattin Paşalı.
Yani dikkat etmek lazım diyorum ben.
Dinleyiciler de ona göre bence benim dediğimi anlayacağını düşünüyorum.
Bence bence beni de anlayacaklar.
Çünkü az buçuk yani sosyal medya kullanan işte basını medyayı bunun ne kadar güçlü olabileceğini bilen herkes için.
Yani bunun niye böyle olduğunu anlamak aslında zor değil.
Bence kesinlikle. Ya bir de ortada şöyle bir olay var tabii.
Yani şimdi mesela sen menajer olsan, sen bu çiftin ikisinden birinin menajeri olsan.
Yani sen hani işte kalk hemen olayın önünü alalım der misin?
Ben olsam demem. Çünkü her kriz bir kazanç demektir.
Ya demem ama dediğim gibi tekrar ediyorum bu kadar da sessiz kalma.
Yani neredeyse bir ay oldu ya düşün.
Yani hani insanlar da dedikodunun da bir tadı vardır derler ya.
Hani insanlar da bayıldı artık konuda.
Hani Twitter'da mesela şey dönüyor.
Herkes her kafadan bir şey çıktığı için bir tadı kalmadı olayın.
Hani birazcık bir info verseniz, bir sessiz kalmayıp bir hareket alsanız biz de ona göre düşüncelerimizi yönlendirsek.
Çünkü her kafadan bir ses çıktı bir aylık bir süreçte.
Ve bu da bence bilgi kirliliğine sebep oldu yani.
Çok güzel şeyler de var, çok kötü şeyler de var.
Niye bu kadar kötü olmasına izin verdiniz mesela?
Ya o da aslında onların hani birazcık hem Selahattin hani evet nereden baksan 10 senedir biz onu aktif görüyoruz.
Aşk 101'den daha öncesi de var aslında daha küçük oynadı ama...
Yani baktığında hani daha Toyya mesela.
Hani bir Halit Ergenç mesela bunu yapmaz.
Çünkü adamın hani böyle bir çizdiği bir imaj var.
Zaten eşi de oyuncu.
İşte hani aile babası çok iyi oyuncu.
Hani sen o adamın hiçbir zaman evliliğiyle ilgili açıklama yaptığını duymazsın mesela.
Adamlar ki işim bu, gücüm bu.
Mehmet Gülsür mesela adam şey 21 senedir evliymiş.
Dün baktım. Adamın 3 tane çocuğu var ama karısı İtalyan bir yönetmen.
Hem de hani 3 çocuğunu da işte İtalya'da büyütüyor.
Adam sadece Türkiye'ye hani işte...
İbrahim Selim çekimi için geliyor, işte Netflix işi için geliyor vesaire.
Hani her zaman da işte o işle ilgili PR sürecini, işte basın günlerini tamamlayıp İtalya'ya geri dönüyor mesela.
Hani o adamlar şeyi duymazsın.
Ya işte eşime bayılıyorum, işte harika bir evliliğimiz var falan.
Adam bunu söyleme gereği hissetmiyor çünkü.
Zaten neyin ne olduğunu görüyoruz diyorsun.
Yani bacım. Yani. Ve sonunda açıklama yapanlara bakarsan mesela evliliğiyle ilgili işte.
Hep böyle hani ön plana çıkmaya çalışan insanlar ya da tam tersi bir şey kötü giderken toplamaya çalışan insanlar.
Ama bir de şöyle bir şey var birazcık daha konunun başına dönersek.
Bu kadar detaydan magazincilerin nasıl haberi oldu?
Yani bu olay medyaya nasıl düştü?
Kim düşürdü? Evet bunu insanlar düşünüyor.
Ben de düşündüm yani. Çünkü çok içeriden bir bilgi geliyormuş gibi bilgiler geliyor.
Yani bir de şey şimdi normalde hani bu...
Olaylar işte hep dedikodu olarak çıkar.
Yani her böyle ateşli sevişme sahnesi çeken çift arasında çıkar bu işte.
İki taraf evlidir. Tabii ki. Burası Türkiye maalesef ki kabul etmiyor bu tarz şeyleri.
Ya aslında bir sanat yapıyorlar ama.
Tabii ki bir sanat. Yani baktığında sinema bir sanat temelde ama.
Ya şöyle hani mesela böyle birçok çiftçi bunlar çıkıyor ama ondan sonra işte onlar hani kendilerini geri çekiyorlar.
Birlikte görüntü vermiyorlar.
Sonra işte PR süreci bitiyor. Millet de diyor ki biz işte kafamıza büyütmüşüz bunu diyor.
Ama bu kez tam tersi oldu.
Önce dedikodu çıktı sonra videolar çıktı doğrulandı.
Sonra işte bu evli çift kendini geri çekti.
Yani kimisi de diyor ki bu olayları magazine düşüren Selahattin Neşi'ydi diyorlar.
Bence mantıklı. Ya bana son işte zamanlarda attığı o post işte o yüzüğünü göstermesi sonradan bir anda postları geri getirmesi falan.
Ya bana tamam kadının belki niyeti temizdir şimdi şey iyi bir insandır iyidir eminim ki.
O kadar iyiyse hayrat yaptırsın çeşme yaptırsın.
İyidir ben şimdi başıma bir şey gelmesin ama ben biraz kadında bazı hareketlerinde diyeyim hadi küçülteyim.
Bir sinsilik sezdim yani.
Bir yapaylık, bir sahteyik. Bir yapaylık, bir sinsilik sezdim yani.
Direkt cümle olarak, kelime olarak sinsilik söyleyebilirim.
Birazcık bir sinsilik sezdim yani.
Bir planlanmış hareket ettiğini düşünüyorum ben.
Özellikle hani her şeyi köşeye koyduğunda kadının hareketleri planlanmış olduğunu düşünüyorum ben.
Yani zekice oyunu kurdu ve dağıttı.
Kızın üzerine yürüttü. Mesela ben hani kafada kuruyorum, atıyorum, senaryo yazıyorum.
Fisun üzerine, Lizge'nin üzerine yürüttü.
Hiç kimse bir şey olmadı.
Bir anda eş taklidi geri çıktı.
Şey tabii hani bu kadar olaya bakınca da aslında yani tabii ki evli çiftlerin kendi arasında yaşadıkları şey bizi ilgilendirmez ama yani işin bir sinemayı etkileyen bir dijital platform tarafından yapılan bir dizi olduğunu
düşünürsek. Doğru.
Aslında endüstriye her şey hizmet ediyor bir noktada.
Doğru evet öyle düşünürsek.
Ne diyelim Selahattin'de emeğine sağlık.
Herkese mutluluklar diliyorum ben.
Herkes çok mutlu olsun. Herkes iyidir eminim ki.
Bence de. Hayatım geldiğin için çok teşekkür ederim.
Ben çok teşekkür ediyorum beni konuk ettiğin için.
Ay ne demek. İnşallah daha güzel ve daha başarılı, daha çok dünya çapında izleyen işleri konuştuğumuz bölümlerimiz de olur değil mi?
İnşallah. Ben de temennim o yönde.
Sayın dinleyicilerimiz çok teşekkür ederim.
Bu bölümü buraya kadar dinlediğiniz için Cuma günkü haftalık bölümünü de hatırlatıyorum.
Sizi seviyorum. Cuma günü görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
