
8.Bonus : One Battle After Another / Savaş Üstüne Savaş
22 Nisan 2026 · 35 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bugünkü bölümümüzde arkadaşımla Oscar ödüllü DiCaprio filmini konuştuk…Sapsarı oyuncuların çoğaldığı ve böyle güzel çekim açılarının olduğu işlerin arttığı bir sezon olsun.
Transkript
Herkese merhabalar. Vizyonda Yayında'n yeni bonus bölümüne hoş geldiniz.
Bugün yanımda bir mühendis oturuyor ve Oscar adayı olan bir filmi One Battle After Another'ı konuşacağız.
Şunu da hatırlatmak isterim size.
Bu bölüm Oscar ödül töreninden önce kaydedildi.
O yüzden umarım Savaş Üstü Savaş filmi ödülü almıştır.
Umarım almıştır. Bugün yanınızda sesini duyduğunuz gibi Semih var.
Hoş geldin. Hoş bulduk. Merhabalar.
Nasılsın? Nasıl geçiyor günler?
İyiyim. Teşekkür ederim. Senin de bildiğin gibi yoğun geçiyor iş hayatı vs.
Bu arada arkadaşlar hava şu an İstanbul'da çok soğuk ve ben bu adamı gittim Ankara'dan getirdim sizin için.
Kendisi podcast'ınız için resmen şehir değiştiriyor.
Teşekkür ederim. Rica ederim. Bu arada arkadaşlar kendisi soğuk olduğunu iddia ediyor.
Fakat İstanbul'da yaşadığı için böyle bir iddiası var.
Bence hava gayet ılık ve güzel bir hava.
11 derece. Biraz da bulutlu, neşeli bir hava var bence.
Çok Ankara konuştum galiba.
Evet. Bakın bu Ankara ile İstanbul muhabbetle kesinlikle İstanbul tutuyorum.
Ne demişler? Ankara'ya gitmenin en iyi yolu İstanbul'a dönüş yoldur diye değil mi?
Evet siz öyle diyorsunuz.
Deniz olmayan yerde yaşayamıyoruz canım üzgünüm.
Ne güzel. Şimdi bugün sizinle Savaş Üstüne Savaş filmini konuşacağız.
Siz de bizim bu güzel sohbetimizden umarım keyif alırsınız.
Öncelikle filmi nasıl buldun?
İMDB puanını es geçiyorum.
10 üzerinden kaç verirsin filme?
Ben filmi izlerken keyif aldım işin açığı.
Beni içine çeken bir film oldu.
Meramı sonuna kadar kaybetmedim diyebilirim.
Puanım da 10 üzerinden 7-8 civarı olur yani.
7,5 verebilirim. Yani benim sevdiğim türlere göre aksiyon sahnelerinin birazcık düşük kalması birazcık beni itmiş olabilir.
Yani puan düşürmüş olabilir. Ama olay örgüsü güzel.
Hikayeyi bağlaması güzel.
Herhangi bir açık kalmıyor bence.
Sonuna kadar izlediğinizde her şeyi anlamış oluyorsunuz.
Fena bir film değildi yani.
Peki sence Oscar alır mı?
Oscar alır mı?
O da güzel bir soru. Bence alamayabilir.
Diğer adayları da bilmiyorum işin açığı.
Böyle çok sallamış gibi oldum ama Oscar alır mı?
Güzel soru. Bilmiyorum.
Alamayabilir. Sen ne düşünüyorsun?
Ben almasını çok istiyorum.
Bir kere zaten rakiplerden biri Timothee Chalamet'in filmi Muhteşem Martı.
Bir kere Timothee Chalamet'i zaten sevmiyorum.
O filmde hani Oscar'ı aday olması bile bence çok...
Ütopik bir karar. Öyle söyleyeyim.
Yani çok daha iyi filmler var.
O filmden çok daha şansı yüksek olan filmler var.
Ama Timothy bu hatırlarsın belki.
iPhone 17 Pro Max rengi gibi böyle PR gününde işte tup turuncu giyindi.
Sevgilisiyle annesiyle falan poz verdi.
Belki oradan bir hatırlarsın Twitter'dan gördüğünü.
Neyse hatırlamasan da sonuçta biz şu an geçmişten geliyoruz.
İnsanlar bunu dinlerken belki de bu film en iyi film Oscar'ını almış olacak.
Ama bence DiCaprio'da yönetmeni Paul Thomas Anderson'a çok başarılıydı.
Zaten DiCaprio'nun oyunculuğuna laf etmek haddimiz değil.
Bir kere denedim. İlk Nuran'ın beni tekrar haddimi bildirerek aşağıladı.
Bir sarışınlığı laf yok.
İki de DiCaprio'ya laf yok.
Ben bunu kabul etmiyorum. Aslında geçen Mömer DiCaprio'yu ben de eleştirdim.
Sürekli bu Maxim 25 yaşındaki sevgilileriyle gündem alıyor ya.
Şimdi işte 50 yaşına girmiş. Geçen ayda bir açıklama yapmış.
Geçen ay galiba. Ya işte...
Ben artık kendi yaşımdaki insanlara sevgili olacağım.
Ve sonra işte sunucu da karşısında şaşırıyor.
Ona diyor ki ya tabii ki şaka yapıyorum.
Yok öyle bir şey. Ben ne yapayım kendi yaşımdakileri diyor.
Yani insan olarak, zihniyet olarak biraz sıkıntılı olabilir.
Ama yakışıklığına ve oyuncuna lafımız yok.
Evet, evet. Benim 25 yaşındaki sevgili muhabbetine de pek lafım olmayabilir.
Ama şöyle bakıyorum yani.
DiCaprio'nun imzası gibi bakıyorum ona.
25 yaşındaki kadınlar da DiCaprio'nun.
Yani kendilerini o yaşta terk edeceğini biliyorlardır.
İlk değil son olmayacağını da hepimiz biliyoruz değil mi?
Atıyorum ilk ikide hadi bu Tonga'ya düşüldü.
Üçüncüde de yani ablacığım belli ki 25 yaşına geldiğinde DiCaprio senden ayrılacak.
Ama şöyle son sevgisi 27 yaşında ve hala devam ediyorlar.
Evliliğe mi gider dersin? O zaman tebrik ediyorum DiCaprio'yu.
Ya da kızı tebrik etmek lazım.
Artık o büyü mü yaptı ne yaptı bilmiyoruz.
Büyü yok öyle bazı şeylere inanmıyoruz lütfen.
Maksimum Nazar'a inanıyorum ben ya o konuda.
Hani böyle bir ne o bir kurşun döktürmeye bir nazar diye ona inanıyorum.
Tabii renkli gözlü olmamın da etkisi var.
Böyle baktığımda cıs diye nazarım da iyi o kötü.
Ama DiCaprio'ya bakıyorum maşallah ya.
Yemin ediyorum böyle çipil çipil gözleri var.
Evet DiCaprio abimiz yakışıklı.
İyi de bir oyuncu tabii ki de yani.
Bilmiyorum ben buradaki şeyi de beğendim yani karakteri de çok beğendim.
İyi de yansıtmış. Çok absürt komedi gibi olmuş değil mi?
Ben mesela filme başlarken bu kadar komik olacağını beklemiyordum.
Başka biri de oynasa mesela DiCaprio'nun karakterini böyle bir komedi olmazdı yani.
Bu çok da gülünecek bir film.
Yani olay örgüsünde gülünecek bir şey yok normal şartlar altında.
Ta ki işte o DiCaprio'nun kendi beynini yok edip de çeşitli maddeler kullanarak komik hale gelene kadar.
Yani o zaman dilimine kadar öyle bir şeyin ihtimali yok.
Başka biri de bunu veremezdi diye düşünüyorum işin açığı.
O yüzden yine takdir ettik.
Peki filmde bir sürü kadın oyuncu gördük aslında.
Hem işte DiCaprio'nun filmin başında birlikte olduğu sevgilisi, ondan sonra kızı.
Mesela kadınların yani o küçük kızla annesinin oyunculuğunu nasıl buldun?
Annesinin oyunculuğunu güzel buldum.
Özellikle şu hamileyken taradığı sahne var ya.
Evet o taradığı sahne kesinlikle çok iyiydi.
Yani konuşmaları falan da, orijinal dilinde izledim tabii ki de filmi.
İyiydi, o da bir şeyler yansıtmış.
Hem oradaki işte getto yaşamında yansıtıyor.
İşte özgür kadın imajını da çokça vurguluyor.
İzleyiciye geçiriyor. İşte anarşili geçiriyor.
Yani evet yine karakter vermek istediğini vermiş bize.
O geçti. O yüzden oyunculuğu da iyi buluyorum tabii ki de.
Kızın oyunculuğu filmin ilerleyen sahnelerine kadar o kadar da belli olmuyor bence.
O ilk başlardaki sahneler birazcık daha en azından bu açıdan değerlendirilip daha iyi hale getirilebilirdi diye düşünüyorum.
Ama anne karakterinin oyunculuğu gayet iyiydi.
Başından sonuna kadar yani filmin belli bir sahnesinden sonra çıkıyor.
O sahneye kadar hepsinde bize verilmek istenen o güçlü kadın imajı, anarşi imajı, işte getto yaşam, o konuşmalardaki çeşitli yerine göre çok iyi kullanılmış küfürler olsun.
Hepsi geçti yani bize. Ben o yüzden anne karakterini başarılı buldum.
Fakat kız çocuğu karakteri birazcık en azından filmin başlarında yaban kalmıştı.
Peki, konumuzdan çok alakası da ama Hamlet'i izledin mi ya da duydun mu?
Kesin birinden duymuşsundur.
Duydum. Duydun. Peki izleyenler beğendi mi etrafındakiler?
İzleyen de etrafında bir yok.
Ben izleyeceğim onu. Listemde var ama henüz izlemedim.
İşte bir anne oğul bir baba oğlunun hikayesi vesaire.
Orada mesela işte bir çift kendi böyle sarışın sevimli oğullarını kaybediyorlar.
Çocuk da 11 yaşında. Mesela orada işte annenin performansı Jesse Buckley oynuyor anneye.
Kadın böyle deli dehşet bağırıyor.
Tamam mı? Çok acı çekiyor işte. Çok duygusal vesaire diyorlar.
Ve mesela o kadında Şimdi işte biz bunu tabii ki geçmişte kaydettiğimiz için insanlar bunu dinlerken çoktan sonuçlar belli olmuş olacak ama mesela işte herkes yok, Jesse Buck de Oscar'ı alır diyor.
Ama bence bu filmdeki kadın rolü hani dedik ya işte hamileyken taradığı sahne.
Mesela bence o çok daha iyi bir oyuncu ama muhtemelen siyahi olduğu için alamaz değil mi?
Çünkü genelde bu akademi ödüllerinin daha böyle beyaz yansı bir politikası var ya genelde çok ses getirmediği sürece hiçbir...
Siyahi bireye o ödülü vermiyorlar.
Aslında filmimizde bu açıdan da güzel eleştiriler var.
Yani işte sistemin tepesindeki kim sorusuna da çeşitli cevaplar arıyor.
O açıdan da yani kendi Oscar alamazsa bunu da eleştirmiş diyebiliriz senin dediğin konuyla alakalı.
Olabilir evet gerçekten de o konuda bir ırkçılık var.
Buna ben de katılıyorum. Hamlet'teki o sahneyi de gördüm karşıma çıktı.
Görmüşsünüz zaten herkes paylaştı.
Evet o sahneyi gördüm. İşte izledikten sonra psikiyatriye gitmeniz gereken film şeklinde.
Asla değil ya bu arada.
Yani şöyle söyleyeyim bize rastgele bir televizyon kanalındaki akşam dizisindeki kadın oyuncularımız...
Evet arkadaki müziklerle falan onu çok daha ekstrem şekilde veriyorlar bize zaten.
Yani gerçekten. Biz Türk izleyiciler olarak o tarz duygusallıklara çok alışkınız.
Ya tamam biz de bak dram ülkesiyiz.
Biz seviyoruz. Mesela bu Hamlet filmde kulaktan kulağa bayağı bir insana yayıldı işte.
Birçok işte ya işte hani acillik oldum Allah'ım tuvalet kağıdıyla gittim ağlamaktan tuvalet kağıdını bitirdim falan.
Ya yok öyle bir şey. Bence yok yani.
Yani Hamlet filmini izlemememe rağmen sahneyi gördüm ve şunu söyleyebilirim.
Şu çok daha bence duygulu ve gerçekçiydi.
Savaş Üstüne Savaş filmindeki bizim CIA anne karakterimizin bir sahnesi var.
Vazgeçtiği, gambaz olduğu hani diğerlerinin sattığı bir sahne var.
Orada mesela hayatın ortaya koyduğu şeyin artık bittiği çarpıcılığı geçiyor ya.
Bence o mesela çok daha etkileyici ve gerçekçi bir sahne.
Belki öyle bir bağırış yok, belki öyle inanılmaz bir performans yok ama burada yine filmi övüyorum karakterden ziyade.
O çok daha geçti bana yani.
Çünkü insanlar şeyin farkında değiller.
Yaptıkları işlerin gerçekliği suratlarına vurduğunda ne yapacaklarını bilmiyorlar.
Özellikle böyle heyecanlı işlerde.
O yüzden bence o sahne daha iyi geçti yani.
Peki filmdeki en sevdiğin sahne?
En sevdiğim sahne filmin sonundaki sahne.
Bu işte... Tepeleri inip çıkıp arabayla işte en önde kız gibi.
Evet virashanesi. Orada da çeşitli detaylar hoşuma gitti.
İşte kızın oradaki zekası bu olayı işte yolun bir kısmında tahayyül edip nasıl yapsam diye düşünüp sonra da işte tam kod farkının olduğu yerde arabayı tuzaklayıp sonra işte tabanca bir de elleri bağlı falan.
Yani sahnede iyi dizayn edilmiş.
Herhangi bir açıkta göremedim işin açığı.
Bana sadece şey tuhaf geldi.
O sahne hani normal biz böyle sahneleri maksimum işte 30 saniye izleriz.
Aslında 30 saniye sizin için çok uzun bir şey ya.
Hani sen böyle ekrana bakarken 10 saniyede algılıyorsun zaten görüntüyü.
Devamlı hani bir şeye odaklanmamı bekliyorum ama o sahne çok uzun sürdü bence.
Yani tahminime göre hem daha uzunluğu hem daha etkileyici bence.
Ben açıkçası orada tam olarak bizi neyin aldığını da anlamadım.
Ama dediğin gibi uzun bir sahne.
Aynı yol. İşte 3 tane arabanın gidişini dediğin gibi 30 saniyeden daha uzun süre izliyoruz.
Ve izliyoruz. Zaten şaşırtıcı olan kısım da burası.
Demek ki oradaki gerilimin artışı hepimizin hoşuna gitti.
Yani ne olacağını merak etme olayı o kadar içimizde arttı ki sürekliliği kaçırmadık 30 saniyede bile.
Ben başarılı buldum o sahneyi.
Eğlendiğim sahnede şeydi herhalde hamileyken taradığı uzun uzun.
Ben şeyde çok eğlenmiştim ya bu DiCaprio'nun karakteri.
Bir milyoncu dükkanı...
gibi bir yere gidip hani orada arkadaşıyla diyor ya işte hani bizi kaçırman lazım işte benim kızımı bulmam lazım falan diyor.
Tekvando hocasıyla çarptı.
Aynen aynen. Ondan sonra işte dükkanlara giriyorlar falan.
Ben orada çok eğlendim ya. O işte tekvando hocasının o hocanın karakteri de Oscar'da aday mesela.
O da çok ilginç. Ve adam en iyi yardımcı erkek oyuncuyla aday.
Ve yine rakibi olarak Şampen'in karakteri yani yine Şampen kendisi de Oscar'da aday.
Acaba hangisi kazandı? Sence hangisi daha iyiydi?
Orada hani Şampen de Viraj sayesinde kız takip eden kız.
O adam hani sonrasında filmin sonunda yüzünü değiştirdi vs.
Ya da tekvando hocası.
Sence hangisi daha iyiydi? Evet bunu hiç düşünmemiştim.
Hangisi daha iyi gibi bir kıyasa girmemiştim.
Aslında ikisinin de çeşitli özellikleri çok hoşumuza gitti.
Mesela tekvando hocasının şöyle bir olayı vardı.
İnanılmaz bir kaos içerisinde böyle planlamış her şeyi yönetiyor.
Tıkır tıkır işliyor. Hatırladım.
Del Toro. Vallahi hatırladım ya.
Del Roy diye isim geliyor. Bu Sinir's'ın başlarıyla karıştırılmış.
Abimiz inanılmaz sakin bir şekilde süreci yönetiyor.
Zaten çoktan hazırlanmış.
Diğer ghetto üyeleriyle o kaykayı çocuklarla falan her şeyi koordinet etmiş.
Bir de bir anda böyle yukarı çıktı ya her kapıdan biri çıkmaya başlıyor falan.
Ama işte şey mesela planlamadığı bir şey var.
Kondisyonunu çok kaybetmiş olan Bob.
Bob diye filmdeki ismiyle.
Çatıdan düşeceğini kimse planlamamış.
Ama buna bile önlem alınmış mesela işte hastaneden kaçırabiliyor onu falan.
Adamın sakinliği işte ne bileyim problemleri kendi yöntemleriyle çözmesi falan çok hoşuma gitmişti.
E pratik zeka ya. Bir de hani böyle filmlerde her şeyi planladığın zaman o planı sen önceden izlemiş oluyorsun ya genelde.
O sıkıcı oluyor bence. Hani yol üstünde ben bunları zaten planlamıştım.
Evet. Daha eğlenceli bence.
Her an panik.
Ne yapacağını hiç bilmiyor.
Telefonu şarj etme sahnesi çok uzun sürüyor.
Mesela orada çok güldük.
Ben çok eğlendim orada.
Oraya giriyor oraya giriyor. Telefon şarjı yok.
Şarjı yok priz yok. Bir türlü başaramıyor işte.
Ve bu karmaşanın içerisindeyken Bob, tekvando hocasının sakinliği bence çok güzeldi.
Çünkü zaten o her şeyi planlamış, her şey onun kontrolünde olan.
Keyifliydi. Diğer komutan abimizin de albay oluyordu zannedersen bir gün sonra başlatayım falan.
Albay abimizin de yani oyunculuğu güzel.
Yani o da rolünü yansıtmayı başarmış.
Fakat orada mesela bence çeşitli şeyler var.
Teknik hatalardan dolayı ya da adamın...
Rolü öyle olduğu için duygu çok geçmiyor.
Şimdi filmin başından sonuna kadar bu adam asker.
Ve kendi içinde yaşadığı duygular da olsa biz bunu alamıyoruz.
O asker hikayenin çok büyük bir kısmında dışarıda ve bence onun çok duyguları geçmedi.
Ben alamadım en azından.
Aksine mesela birçok insanda Tekvando hocası beğendiği kadar aslında o Albay'ı da çok beğendi.
Hatta şu viraj sahnesinde adam böyle takip ediyor.
Vuruyorsun, vuruyorsun. Ölmüyor, geri geliyor.
İşte yüzünü değiştirip geri geliyor falan.
Ben mesela o en son yüz değiştirdiği sayende o makyaja şok olmuştum.
Çok iyi değil miydi? Makyaj çok iyiydi.
Sanki gerçekten kaza yapmış gibi duruyor.
Bir de ama şöyle bir durum var.
Suratına pompalıydı, mermi yedi.
Bayağı da yakın mesafeydi.
Mesela sen gerçekçi buldun mu?
Hayır, asla bulmadım. Öyle bir kazadan sağ çıkamazsınız arkadaşlar.
Böyle şeyler denemeyin. Bu da bir uyarı olsun.
Ama şey güzeldi mesela.
Gazla zehirlemesi, işte görünmeyen, kokusuz falan bir gazla zehirlenmesi.
O son sahnede o güzeldi.
Bir de aslında dur bir dakika ya sanki abimizin biraz hakkını yemişim gibi geldi bana da şu an.
Değil mi? Şöyle bir geriye doğru düşününce.
Evet evet birazcık filmi tekrar kafamın içinde izleyince bir şeyleri fark ettim.
Bir şeyi de çok güzel yansıtmışlar.
Bir işte neydi Noel bir şeyleri teşkilatı tarzı bir ekipleri vardı.
İşte bu üstün beyazların kurduğu organizasyon.
Oraya olan bağlılığı için mesela kendi kızını öldürüyor falan.
Öldüremese de deniyor. İşte bir kiralık katile veriyor falan.
Orada da bir duygusal bağlılığı yansıtmışlar.
Bir psikopatlığı da yansıtmışlar.
O da güzeldi yani. Onu da aldık.
Peki bu filmle ilgili işte bu yüzyılın en politik filmlerinden biri diye bir yorum var.
Katılıyor musun? Yani sence anarşiyi, politikayı ya da anlatmak istediği eleştiri ne kadar yansıtıyor?
Bence anlatabilmiş.
Ama şöyle ne ya hani filmde karakterler mi daha çok ön plandaydı yoksa politik görüş mü ya da ikisi birlikte miydi sence?
Yani bence ikisi de ön plandaydı ya.
Başrolden düşünürsek karakterler ön planda ama yani hikayenin kalanında fikir daha ön planda diyebilirim.
Sonuçta filmde hiç o anarşi havası kopmuyor mesela.
Hala örgütle işte French...
75 falan. O sonuna kadar devam ediyor yani.
Hep işte gettolardan bahsediyorlar.
Ara ara ileri geri yapıyorlar.
Los Angeles, Miami hiçbiri görmüyoruz.
Sadece işte Mexico sınırı bilmem ne.
Bunların kendi gettosu. Sadece oraları görüyoruz.
O yüzden fikirden kopmamışız bence.
Peki. Birazcık devamına dikkat ettim diye bir şey soracağım.
DiCaprio'nun işte kızım dediği kız.
Sence gerçekten Albay'ın kızı mıydı yoksa adamın kendi kızı mıydı?
Albay'ın kızı. Öyle mi diyorsun?
Devamına dikkat ettik mi bilmiyorum.
DNA testi öyle söylemiyor muydu?
Ben öyle hatırlıyorum. Taşınabilir DNA testi.
Eğer zaten Albay'ın kızı olarak bakarsak müthiş bir şey yapıyor DiCaprio.
O kıza işte 15-16 sene kendisi bakıyor, büyütüyor, arkasından gidiyor, telefonu şarj etmeye çalışsın bir şekilde kıza ulaşıyor.
Ama kendi kızıysa ve...
Orada işte hani şeyden de bahsediliyor ya işte çalışan anne evde çocukla kalan baba.
Mesela o da çok ilginç bir rol değişikliği ama adam mesela kadın ortadan kaybolduktan sonra bayağı kızıyla hayatını kapatmış.
Kuaför böyle fanusta yaşıyor.
Zaten kadının ortadan kaybolma sebebi de birazcık o.
Yani kendi kızını kıskanıyor ve gidiyor tarzında bir durum var.
Bu çok tuhaf değil mi ya?
Genelde çünkü sinemada şey deri hani...
Anneler onu çok kutsaldırır.
Anneler kızları için. Baba gider genelde terk eder falan.
Hatta o yüzden geldiği erkeklerden nefret ederiz.
Evet. Burada anne gidiyor.
Aslında orada mesela kadının annesi DiCaprio'ya uyarısını da yapıyor.
Benim kızım koşuyor sen sadece yürüyorsun falan gibi bir uyarısı var orada.
Benim kız olmaz siz olamazsınız diyor ama.
Öyle bir durum var. Çünkü orada bir devrimci var tamam mı?
Ve dediği gibi annesinin koşuyor.
Devrimci bir aileden geliyoruz diye söylüyor zaten.
Öyle yanan bir ruh var orada değil mi? Aynen öyle. O bir ateş yani.
Sönmeyecek, devam edecek. Çok az sonra sönüyor işin açığı.
Ama işte orada da başka bir çarpıcılık var yani.
Bir anda yakalanıyorsun. İşle istediğin gibi gitmiyor.
Güvenlik görevlisini vuruyorsun falan filan.
Ve yani ya ömrünün geri kalanını Amerika'da hapiste çürüteceksin ya da kendine yeni bir hayat kuracaksın.
Seçenekler çok az yani. Ama mesela sen ben olsak geride çocuğumuzu bırakır mıyız?
Soru işareti şu an.
İçindeki devrimci ruh ağır geldi.
Ben öyle bir ruhum olduğunu iddia etmiyorum.
İlla ki vardır. Bence bende var da yanlış bir yüzyılda yaşıyorum.
Bak beni 70'lerde düşüneceksin.
Evet sen anarşi kraliçesi olurdun o zaman.
Bu ablamızla rolleri değişmeye bir aday olabilirdin.
Ya ama şey mesela burada ablamız şeyini de çok ekmeğini yiyor bence.
Şimdi hikaye anlatım geriye böyle hep hani işte siyahiler, ötekileştirilen insanlar.
Bunu da söylemeyi sevmiyorum ama şimdi kadın hani hikaye temelde oradan başlıyor ya aslında.
Kadını hani siyahi bir kadın oyuncu seçmenin zaten ana noktası o yani.
Evet. Hani onun işte ırkçılıktan başlatıyor konuyu zaten.
Ondan sonra işte alt sınıf insan işte üst ırk vesaire oradan giriyor muhabbete.
Sonra olay bir anarşiye dönüyor ya.
Yani hani şey mesela belki atıyorum o kadın oyunculuğu hani Hamlet'teki Jesse Buck'la kadar iyi değil.
Ama hani bu tarafta daha gerçek bir sorunu anlatılıyor.
Diğer taraf tamamen dramatik bence Hamlet filmi.
Gerçek muhatabı anlatıyor.
Olayın işte duyguları bize geçiren kısmı orası zaten.
Ya işte burada da bence şeyi sorgulamamız gerekiyor.
Yani hikaye anlatımı sence Oscar gibi bir ödül töreninde daha ön planda olur yoksa tamamen popüler kültür?
İşte kapakta, vitrinde DiCaprio'nun olması mı?
Yani sen akademi üyesi olsan, bu filmi izledin, bu filme oy vereceksin, oy verdiğin filmi Oscar'a alacak.
Sence en iyi film ödümü mü verirsin?
En iyi erkek oyuncuyu mu verirsin?
Yoksa en iyi kadın oyuncuyu mu verirsin?
Ya da hepsini birden mi verirsin?
Ben DiCaprio olduğu için en iyi erkek oyunu verebilirim.
Ama DiCaprio olduğu için. Evet.
Kapağa alındık. En iyi filmi verebilirim.
En iyi kadın oyuncuyu verir miyim?
Ben de şüpheliyim. Vermeyebilirim.
Peki en iyi kurguyu? Özellikle o viraj sayesi için.
En iyi kurguyu da verebilirim ya.
En iyi kurgu da. Yönetmenlik ve kurguyu alır bence ya.
Kesinlikle o sahnede ben etkilendim ya.
Hoşuma gitti. Ya bir de şey mesela, ya o kadar çok farklı yasandan şey duydum ki.
Mesela işte izleyen doktor da viraj sahnesi beğenmişti.
Sen mühendis olarak beğenmişsin.
İşte ben de mesela televizyonun çalışanı insan olarak beğendim.
Anladın mı? Hani farklı kesimlere aynı şeyi sunuyor ve herkes farklı bir şansla beğeniyor sahneyi ya.
Bu çok ilginç değil mi? Evet, kesinlikle ilginç.
Bir de yani çekim o kadar pürüzsüz de değil mesela.
Az önce de söylemiştim sana kayıptan önce.
Öyle olması istenmiş tabii ki de.
Ve yani hepsi ayrı ayrı gerçekçi ve etkileyici geldi.
Gerçekten... Demek ki orada kurguda bizim göremediğimiz ve hepimizi içine alan bir fark var.
Neyse yapmaya devam edin arkadaşlar.
Ben bayağı beğendim yani.
Demek ki ikimiz de PTF filmlerini seviyoruz.
O yönetmenin bütün filmlerini izlesek beğeniriz belki.
Çünkü bu ilk izlenim PTF filmiydi ve gerçekten ben beğendim.
Adamın diğer işlerini izlemem gerekiyor bence.
Aksiyonu bu kadar iyi yapan bir yönetmen sence aşk filmi çekse ya da aşk filmlerini konuşsak sence onu da beğenir miydik?
Çünkü yönetmenin tarzını artık gördük, anladık.
Bence onları severdik. Beğenebilirdik.
Çünkü filmdeki sadece aksiyon değil, diğer sahnelerdeki duyguları da fazlasıyla aldık.
İşte yani şunu da aldık.
Yani Ku Klux Klan'a benzeyen bir örgüte, üye olma derdinde her şeyini feda etmeye hazır bir adamın da duygusunu aldık.
İşte devrim ateşiyle yanıp tutuşan bir kadının da duygusunu aldık.
İşte ona bu açıdan yetemeyecek ama aslında fena da olmayan bir babanın da işte...
Kızım da. Yani hepsinin duygusu bize geçti.
Ben duygusunun yani ne bileyim işte Tekvando hocasının duygusu geçmedi.
Onda gerek yoktu zaten. Hikayeyle alakası yok.
Yani bu kilisedeki işte kızı götüren kadın var ya onun bile işte gözyaşlarını gördük.
Duygusu bir kısmen geçti.
O yüzden bu adamın aşk filmleri de izlenir mi?
Bence evet. Ya ben orada kız dedin ya kilise muhabbetine.
Ya ben bu işte çiftin yani DiCaprio'nun kızına şeyde çok ayar oldum.
Bu okuldaki arkadaşları birlikte Onun babasının kurallarını deliyor.
İçimden de salak mısın sen? Ne yapıyorsun yani?
İşte babası gitme diyor, gidiyor.
Telefon alma diyor, alıyor falan.
Ne yapıyorsun yani? Bence çok yanlış.
Yani şimdi önce bir annesine bak.
O da mesela hükümetin kurallarını deliyor, geçiyor falan.
Anneden almıştık. Devrimci kafasıyla bak.
Öyle bir durum var. Bir de 16 yaşında bir ergenden bahsediyoruz.
Öyle de bir durum var. Tabii ki de kuralları tanımayacaklar.
Yani DiCaprio bile olsan çocuğa söz geçiremiyorsun değil mi?
Aynen öyle. Ama ben orada şeye bayıldım ya.
Fark ettiysen DiCaprio bütün bir filmde aynı şeyi giydi.
Üstüne o aynı kırmızı ceket ve sürekli elinde bir şarj kablosu.
Sürekli diyorum ki nereye takacağım?
Ya da o lanet olası tüfek kılıfı.
Tüfeği son sahnelere kadar göremedik.
Elinde onunla koşturup duruyor.
Ama çatıdan düşmesi hanesi çok iyi.
Elektroşok tabancası ile vurulma sahnesi çok iyiydi.
Ben yani neşelendim oralarda.
Tabii ki de DiCaprio'nun ölmesini falan istemiyorum ama.
Güldük yani. Komikti.
Ya bir de şey mesela normalde DiCaprio'nun ayarındaki işte oyuncular Brad Pitt, Tom Cruise hani onun kadar sektörde geçmiş olan insanlar şey ister ya hani işte başrolü bensem hep işte havalı durmalıyım, hep harika durmalıyım.
DiCaprio'nun hiç öyle bir derni yoktu.
Belki de uzun zamandır kendi filmografisine yaptığı en başarılı işti bence.
Ne olabilir? Ya mesela DiCaprio şey filminde de adını unuttum.
Göktaş'ın bize geldiği film vardı ya.
Genç bir kızla oynadı. Titanik değil mi ya?
Titanik değil ya hayır. Hangisi?
Bu bir tane göktaşı geliyor dünyaya yaklaşıyor yaklaşıyor falan.
Evet sen devam et. O filmde de mesela inanılmaz işte o James Bond imajını falan çizmemişti.
Aslında orada da beğenilmişti.
Haliyle burada da tekrarlamış gibi gördüm ben.
Diyorsun. Don't Look Up.
Evet Don't Look Up. O filmde de böyle bir imaj vardı.
Orada da işte birazcık. Ama şey zaten ya.
Yıkık bir adamdı. Hani öyle.
popüler bir tip değildi.
Burada da öyle. Burada hadi biraz daha iyi.
Orada mesela tamamen işte bir profesör oynuyor falan filan.
Klasik matematikçi gibi duran bir karakter.
Burada en azından işte mesela o telefon sahnesini hatırla.
En sonunda ulaşıyorlar falan.
Yeni bir şifre uyduruyorlar ve biliyor falan.
Saçmalama diyor. O bir savaş kahramanı.
Adamın bir mazisi var. Şifre mi aklına geldi?
O yüzden mi biliyorsun? Ama şey ya.
Kahverengi ve tümüşsüz. Ben orada ne o kilisede kadın böyle kızı kurtarmaya çalışıyor.
Sonra işte o kadının annesiyle alakası vesaire çıkıyor.
Öyle bir muhabbet var ya orada. O da mesela beni çok şaşırttı ya.
Yani evet hani kadına böyle bir tuhaflık seziyorsun.
Yani sürekli işte kızı korumaya çalışıyor.
İşte diyor ki buraya gidelim diyor. Babam buraya gelecek şöyle yapalım vesaire.
Ama yani tuhaf bir şekilde mesela kadın tedirgin ediyor insanı.
Değil mi? İzlerken böyle bir.
Evet. Bir çoğaltılık var demişsiniz.
Acaba ablada da mı bir şey çıkacak yani onu da bekliyorsun.
Ben şey düşündüm ya.
Satmıyor da mesela filmin sonunu çok ilginç.
Çok fesat olarak şey düşündüm.
Acaba dedim hani bu da DiCaprio'nun eski aşkı falan mıydı dedim.
Acaba çocuk oradan mıydı?
Çünkü şey mesela filmde şey görmek ya evet kadın hamileydi ama o çocuk o çocuk mu?
O nasıl doğurdu?
Anladın mı? Bunun detayları yok ya.
Zaman altta nasıl oldu? Bir anda kadın ortadan kayboldu, çocuk büyüdü vesaire hani her şey çıkabilirdi.
Hamileyken tarıyordu. Sonra yatakta DiCaprio kendisi ve minik kızları tarzında gördük.
Şey kısmı güzeldi bence.
Bu filmin başında da hani kadın daha böyle alev alev yanan bir kadın daha en başta kampta oldukları sahne var.
Gece yarısı. Evet. Harekatı çıkıyorlar.
Aynen. DiCaprio orada bile onun karakteri şey korkuyor.
Tabii çok tatlı. Böyle yapsak.
Çok tatlı ya.
Ben bayıldım gerçekten. O sırada bir kadının işte bombaları düşüyorlar ve kaçıyor.
Lütfen bombalar patlarken sevişelim talebi ve bunu 36 kere falan galiba dile getiriyor.
Ahmet Kaya mısınız siz ya?
Bombalar yağarken şehri biz sevişirdik sürekli diye tövbe estağfurullah.
Gerçekten ekstrem seksi olabilirdi.
Bilmiyorum ben tercih edebilirdim.
Yani ben daha sakin olmasını tercih ederim her bakımdan.
Ama şey tabii ki öyle bir şey yapsa gerçekten ikonik sahnelerden biri olabilirdi ya.
Düşünsene. Herhalde patlıyor.
Türkiye'de de popüler olurdu ya o sahne.
Arkada Ahmet Kaya editleriyle Instagram'ımızı ele geçirirdi.
Uzun uzun izlerdik diye düşünüyorum.
Valla Ahmet Kaya editleri deyince Beybakan'ın tek muhteşem yüzü Şesel Mustafa'nın idam sahnesine iten editler geliyor ya.
Yemin ederim o kadar çok insan o diziye başlattı ki ve hala da böyle millet dönüp dönüp izliyor ya.
Ya ben biraz yemek yerken tutup izliyorum onu ya.
Bazı diziler kaldı, gitmeyecek.
Ömür boyu izleyeceğiz. Belki yeni gelenleri bizim kadar alamayacak bilmiyorum.
Yani işte Z kuşağının sonrasını falan.
Ama biz bilmiyorum 50 yaşımızda da açıp bir muhteşem yüzyıl izleyecek gibiyiz başlarına sonra.
En azından ben Kurtlar Vadisi'ne 4-5 kere bu muameleyi yaptım.
Kurtlar Valisi deme bana ya.
Her televizyona açtığımda mutlaka bir kanalda görüyorum ya.
Hiç sekmiyor. Özellikle de?
Özellikle de bizim çalıştığımız kanalda.
Aynen seviyoruz. Döndür döndür Kurtlar Valisi veriyoruz ve çok da izleniyor değil mi?
Evet izleniyor. Yani hataya mal olmayan programlarımızdan bir tanesi diyebilirim.
En ufak bir ya bazen bir sahne kesildiği için seyirci tarafından aralım.
Bu sahneyi neden kestiniz?
Gibi böyle. yoğun eleştirilere maruz kalabiliyoruz.
Çünkü gürültü ki abicim kesmek zorundayız o sahneyi yani.
Öyle bir durum yok. İşte burada doğrultuyla Türkiye'ye insanlar yazsa Kurtlar Vadisi'ni değil.
Onun yayınlandığı yıllar Türkiye'yi özlüyor bence.
Kesinlikle öyle. Doğru mu? Kesinlikle katılıyorum.
Yani hem o Türkiye'yi hem de işte geçmişi özlüyorlar aslında.
Mesela Kurtlar Vadisi'nin ilk iki sezonu diğer sezonlarından çok daha fazla beğeniliyor.
O şey değil mi? İlk 99 ve muhabbeti.
Aslında yani şey ilk 99 değil 86 mı öyle bir şey ama.
Öyle mi? 43. bölüme kadar mı, 45.
bölüme kadar mı ne? Orası daha çok seviliyor.
Asıl sebebi de mesela şeymiş, böyle bir araştırıyorlar bakıyorlar falan.
Sigara sahneleri. Sigara mı?
Evet. Yani çok daha samimi geliyor bize o sigara sahneleri mesela.
Sigara sahneleri bittikten sonra insanların birazcık o diziye olan hevesleri de kaçıyor.
Böyle bir durum var. Peki oradaki mantığı doğru buluyor musun?
İşte derin bir devlet vardır, devlet her yerimizdedir falan muhabbet.
Mesela aslında bu filmde de benzer şeyler anlatmış.
Herkes bunu anlatıyorsa bence bunun da bir aslı astarı var.
Görüyoruz işte mesela Epstein davasını, dosyaları falan.
Evet bilmediğimiz, bizim üstümüzde olan, bizi yönetmeye çok hevesli birileri var.
Bir de hadi biz de bir sistem eleştirisi yapalım.
Kapitalizm bunu yapmaya çok müsait bir sistem arkadaşlar.
Yani işte ariyi beyaz ırkı yükseltelim ve kalanlarını köle gibi ezelim.
Evet bunu yapabileceğiniz en iyi sistem kapitalizm bence.
Herkesi ekonomik olarak köleleştirdikten sonra parası olan sınıfı da yukarılarda bir yere koyarsınız.
Ve bunları da en yukarıdaki dizayn edebilir.
Çünkü en çok parası olan. Bütün yasalardan muaf.
En güçlü. Ya bunu her yerde göremiyoruz arkadaşlar.
Türkiye'de de böyle değil mi? Amerika'da da, Avrupa'da da böyle değil mi?
Bilmiyorum yani. Kaç tane hapse giren dolar milyarderi gördünüz?
Duydunuz. Veya işte App Store'in dosyalarını görüyorsunuz.
İnanılmaz suçlar işlenmiş.
Ve ortada bir şey yok yani.
Ne oldu şimdi? BGS hapse mi girecek?
Hayır. Hiçbir şey olmayacak kimseye.
Ya şey zaten bunların çoğu geçmişe dönüyor.
Suç yani zaten ne ya siyasetle yönetimle alakalı olanlar işte bu İngiliz kraliyet ailesinin oğlu Prens Andrew mesela bütün işte kraliyet görevleri geri alındı işte saraydan kovuldu işte artık daha sivil bir hayatta
yaşıyor vesaire. Fakat bugün devam etmediğini bana kimse inandıramaz.
Tabii canım. Demek ki böyle bir talep var arkadaşlar.
İşte bizi daha yukarıdan yönettiğini düşündüğümüz var ya da yok olduğuna tam olarak kanıtlarımızın olmadığı ama bence olan insanların demek ki farklı talepleri var.
Artık bizim aldığımız dünya zevkleri onlara yetmiyor.
Başka şeyler arzuluyorlar. Ve böyle bir talep varsa emin olun bunun arzı vardır.
Çünkü en güçlüler onlar. Ama yani bazen diyoruz ya işte bu izlememiz filmlerde ya bu ne kadar saçma bir film.
Bu işte hangi arzın talebi diyoruz ya yani böyle baktığımızda.
Demek ki dünyada gerçekten ellik parayla ne yapacağını bilemeyen %10'luk bir kesim böyle şeyleri sarıyor.
Ve bu da aslında sinemaya da yön veren bir şey.
Çünkü artık ödül törenlerinde, kürsülerde deniliyor.
Özellikle Epstein olayına hiç katılmayan insanlar.
Biz bu ödülü senelerdir burada yapılan lobicilik yüzünden alamıyoruz.
Bu insanların yer tutması yüzünden.
Aslında mesela DiCaprio kadar ünlü birçok insanın da Epstein dostlarında bir sürü satır satır şeyleri var.
Verileri var. İşte mesela adam sürekli 25 yaşın altında sevgili yapıyor.
Neden? Ya bu sence sağlıklı bir zihin mi?
Yok değil tabii ki değil. Ya bilmiyorum.
Sen mesela bunları söyleyince benim aklımda yine o meşhur Ricky Gervais eleştirisi geldi.
İşte hepiniz hepsinin arkadaşınızız biliyorum gibi.
İngiliz komedyen var ya. Afterlife dizisinin başrolü.
Orada mesela bence yapılabilir en ağır ve açık eleştiri ilk yapanlardan biriydi.
Hangi yılda yapmış? Ben onu sensin bilmiyorum.
Ben de hatırlamıyorum. 2010'lar mı?
Acaba. Tamam hatırlamıyorum da sanki 2020'ler gibiydi.
Çünkü Afterlife çıktıktan bir yıl sonra yaptı.
2020'lerdir. Orada mesela çok güzel eleştirdi.
Hiçbirimiz aslında o an anlamadık.
Bu Epstein olayları, o dosyalar ortaya çıktıktan sonra herkes böyle çat çat Vicky Gurr'ı paylaşmaya başladı.
Orada adamın söyledikleri daha manalı geldi.
Yani ben mesela işte İngiliz laksanıyla konuşuyoruz zaten.
Dile de çok hakim değilim. Birilerinden bahsediyor.
İsimler veriyor. Salondaki herkes çok iyi anlayıp gülüyor.
Ve sen de yani şey Çok insight yok galiba deyip gülüyorsun yani o milletten değilsin.
Sonrasında evet gerçekten bu verilere birazcık bakıp tekrar dinledikten sonra diyorsun ki evet sanat dünyasında da bu insanların hakimiyeti birçok ünlünün hakkını yemiş.
Her şakada bir gerçeklik payı vardır diyorsun.
Evet. Her komplo teorisine de bir gerçeklik payı var.
Bir tane komplo teorisi programı var mesela şimdi ismini vermeyeceğim.
Çok şey yani mesela izliyorsun programı.
Bunlar kafayı yemiş diyorsun.
Bunlar kesinlikle uzaktan bakıp bunlar kafayı yemiş diyorsun.
Ama şey yani.
%90'ı gerçekten kafayı yemiş ütopik şeyler.
%10'un gerçek olma ihtimali var.
%1'i kesin gerçek. Ama hangi %1 işte?
Ama biz işte o %1'i hep kaçırıp durduğumuzda bize çok ekstrem gelmeye başlıyor.
Bilmem. Bundan 10 yıl önce bana da sorsam işte böyle Epstein gibi bir olay gerçek mi falan derdim ki bunlar kimden?
Yusuf Güney'den mi duydunuz bunları derdim yani.
Onu rüyasına mı gidip görmüş?
Evet. Ama Yusuf Güney'in haklı çıktığını tarih bize gösterdi.
Biz de gidelim utanalım, kendi eleştirimizi yapalım yani.
Çok kötü ya. Gerçekten Yusuf Güney'in haklı çıkabildiği bir evrende yaşıyoruz ve bu da bize denk geldi.
Evet. Bak şöyle düşün, Mehmet Akif Ersin'le 21.
yüzyıl versiyonunda çok kötü şeyler yaşandı.
O yüzden gerçekten bizden neler bekliyor acaba ya?
Korkunç bence. Dünyanın gittiği yer hepsinden daha kötü.
Katılıyorum. Acaba biz burada kendi yerimizi nasıl alacağız?
Onu da bir sormak lazım. Bilmiyorum ya ama dünyada yani ses getiren şeyler yapmak istiyorum ya kendi adıma.
Sinema olarak, işte televizyon, dizi, film olarak.
Yani farkındaysan tüm dünyaya böyle çok fazla yayılan ve hani çok çarpıcı işler yapan Türk yok.
Yani olsa da atıyorum mesela işte en son Boran Kuz'un bir tane Amerika dizisine audition veriyor adam.
İngilizce audition aslında o karakter Yahudi.
Boran Kuz'un audition'ı herkes ikna ettikten sonra.
Adamın üstünden şeye karar veriyorlar.
Biz bu karakteri Yahudi'den Türkiye'ye çevirelim.
Boran Kuz'un isim önerisi bulunuyor.
Benim adım Yusuf olsun diyor.
Ve resmen bütün akışı değiştiriyor.
Ama bu tip başarılarla arkası gelebildiği sürece anlamlı.
Mesela Aras Bulut gitti Nicole Kidman'la birlikte bir dizide oynadı.
Zaten PR'ını da illa ki görmüşsün.
Bu galoya hatta eşiyle birlikte katıldı.
Herkese Türkiye'nin gururu falan.
Ama onlar bir tane. Yani gerçekten yurt dışına açılan...
Tek yönetmenimizin Noyubi Geceli olması ya da Emin Erpen olması bence yeter değil ya.
Artması gerekiyor. Katılıyorum.
Sende de yani o şeyi görüyorum.
Genç yaşta kendi programını yapmaya başladın.
Gerçekten sanat için bir şeyler yapma kaygısı taşıyan bir insansın.
Çok yürekten tebrik ediyorum seni.
İnşallah seni ülkenin geleceğinde güzel yerlerde göreceğiz.
İşte dünya sahnesinde göreceğiz inşallah.
Umarım. Yani bunu yürekte istiyorum.
Benim zannedersem konumlanacağım nokta biraz daha farklı olacak.
Sen daha sayısal noktada daha böyle analitik konularda daha iyisin.
Ben işte dünyanın katledilmesine yardımcı olurken sen de bunu sinematik bir dilde insanlara bakın neler yapıyorlar gibi anlatacaksın gibi duruyor.
Bakalım kaderimiz nasıl olacak?
Her kaos da bir noktada zaten şey getiriyor ya yani bütün korkunç olaylar bir şekilde sinema yansımadığı sürece daha geniş kitlelere ulaşamıyor.
Yani iyi ya da kötü, yanlı, objektif hiç fark etmiyor.
Her halükarda yıllarca ne yazık nazi kampların işte Hem iyi tarafını hem kötü tarafını anlatan kimisi gitti Nazi kampların içini anlattı.
Mesela 2023'te İlgi Alanı diye bir film çıktı.
Nazi kampına direkt yapışık olan bir evde Nazi kampının komutanıyla ailesinin yaşamını izledik sadece.
Hep böyle film boyunca arkadan çığlıklar geliyor.
Dibindeki böyle Nazi kampında. Mesela La Vita Bella'yı hatırlar mısın?
İzlemiş miydin? O da mesela kesikleri tavsiye ederim.
Çok da kürt bir filmdir. Benzer bir şey anlatıyor.
Yine işte çizgili pijamalı çocuk muydu?
Öyle oydu zannedersen filmin Türkçedeki ismi.
Yine benzer. İşte bir Nazi komutanının çocuğu yandaki kampla iletişim kurmaya başlıyor.
Oradaki kendi yaşıtıyla arkadaş oluyor.
Ve sonra hepsinin idam edileceği gün araya bizimkinin çocuğu da kaynıyor Nazi komutanının.
Bunu uzatarak anlatmış.
Güzel bir filmdi mesela. Bizi oraları çok geçirdiler.
İşte mesela orada da sinemanın şeyini görüyoruz.
Manipülasyon etkisini de görüyoruz.
Şu an mesela Nazi kampıyla alakalı fikir olmayan insan kaldı mı dünyada?
Yok kalmadı. Bence de.
Afrika'ya da git illa biliyorlardır.
Yani kabile devleti ateş yakarken bile bir şekilde oraya bile ulaşmışlardı bence.
Şu fikir hepimize geçti bence.
Dediğin gibi Afrika'da ateş yakan adam bile şunu düşünüyor.
Diyor ki ulan Yahudilere de ne işkence ettiler.
Hitler hepsini yaktı falan diyor.
Abicim senede dün Fransızlar mızrakla öldürdü.
Hatta silahla falan uğraşmadılar.
Havadan pal attılar birbirinizi öldürün diye.
Sen ama bununla ilgilenmiyorsun mesela çünkü yeterince sinematik olmadı.
Bir tane film yapıldı. Nazilerle alakalı 50 tane yapıldı.
Herkes yavrulara daha çok üzülüyor.
Harbiki mesela biz de gidip işte Madımak Katliam'ın filmini yapsak neler olur değil mi?
Bunu bir de mesela Dünya Sanitesi'nin işte Cannes'da, Oscar'da, Berlin'de bir şekilde göz önüne çıkarabilsek.
Belki de Novi Gece'nin lanse ettiği gibi ülke tek sorunun doğuda yaşayanlar olmadığını anlayan insanlar değil mi?
Aynen öyle. Buna katılıyorum.
Neyse geldiğin için teşekkür ederim.
Uzun ve güzel bir bölüm oldu.
Sonunu söylemek istediğin bir şey var mı?
Yok teşekkür ederim. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu cuma günkü bölümde görüşmek üzere.
Hepinizi seviyorum. Ve Semih'ten memnun kaldıysanız sosyal medya hesaplarımdan bana ulaşın.
Bakalım bir daha bölüm kaydetmek için tekrar.
Bu kez benim Ankara'ya gitmem gerekebilir ama bunu mutlaka başaracağız.
Buraya kadar sabrettiğiniz için sağ olun.
Görüşmek üzere. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
