
2.Bonus : Çağan Irmak’tan Christopher Nolan’a ortaya karışık
28 Ocak 2026 · 32 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bonus bölüm - Bu haftaki 2.Bonus bölümümüzde çocukluk arkadaşım var.
Ortaya karışık konuştuk ama umarım sizin bölümü bitirdiğinizde bizden daha net fikriniz olur.
Çağan Irmak’ın Adile filminden Nolan’ın Tenet’ine kadar birçok şeyi konuştuk.
İyi dinlemeler hepinize 💚
Instagram: vizyondayayindapodcast
Transkript
Herkese merhabalar, Vizyon'da yayındığım ikinci bonus bölümüne hoş geldiniz.
Bugün yanımda bu kez çocukluk arkadaşım var.
Bugün Alperen'le birlikte kayıt yapacağız.
Hoş geldin Alperen. Hoş buldum İlker, nasılsın?
İyiyim, biz bayağıdır görüşemiyoruz zaten değil mi?
Kendisi çok yoğun bir insan her anlamda.
Maalesef çok doluyum, kendime vaktim yok.
Bu arada arkadaşlar gerçekten hayatımdaki en uzun süren arkadaşlığım Alperen'le birlikte diyebilirim.
Çünkü neredeyse kendinizi bildiğim bileli arkadaşınız değil mi?
Evet. Bilincimi açtığımdan beri seni tanıyorum.
Ya arkadaşlar görüyor musunuz ya?
Yani hani kız olsa ahretliyim diyeceğim öyle de bir insan yani.
Ama işte buradaki sizin bilmediğiniz yeter şu Alper'in bir de bir ikizi var.
İkisiyle de neredeyse 20 senedir tanışıyoruz değil mi?
Evet hatta buluşmaları yani ben çok dolu olunca kardeşim gidiyor.
Kardeşim çok dolu olunca ben gidiyorum.
Arkadaşlar bakın bende şöyle kötü bir alışkanlık var.
Genelde asla söz verdiğim saatte orada olamıyorum.
Evet beni 2 saat Beşiktaş'ta bekletmişliği var.
Yine de bekledim ve ondan sonra çok az trip atarak devam ettim.
Ya arkadaşlar eğer günün birinde benimle buluşacak olursanız ya da içinizden herhangi biri beni tanıyorsa size bir saat verdiysem onun üzerine en az yarım saat daha koyun benimle buluşmak için.
Çünkü yani ne yapalım İstanbul trafiği yoğun bir şey.
Haksız mıyım? Haklısın ama yarım saat az oldu.
Bence minimum 45 bir saat.
Yani ikisinden biraz daha fazla olması lazım.
Yemin ediyorum arkadaş değil düşman besliyorum ya.
Böyle bir şey olamaz arkadaşlar ya.
Burada konuşulanlar tamamen hayal ürünüdür.
Gerçek kişi ve kurumlarla hiçbir ilgisi yoktur.
Neyse. Bugün bonus bölümümüzde Alper'le ne konuşacağız?
Şimdi öncelikle şöyle söyleyeyim.
Biz aynı dönemde İstanbul'da okumaya başladık.
Sayılır değil mi? Hemen hemen.
Ve şöyle bir şey var. Alper'in sayısal olan bütün hayatına sanat getiren insanın ilk etapta ben olduğumu düşünüyorum.
Haksız mıyım? Haklısın.
Müziği çağırıyor, gidiyorum ve müziği sesli olarak anlatıyor yani.
Ben de bu konularda eksik olduğum için çok güzel yardımcı oluyor bana.
Ya işte arkadaşlar böyle de iyi bir arkadaşım yani.
Artık ne kadar donanımlı bir insan olduğumu siz düşünün.
Ayrıca kendisini de son dönemlerde birazcık aksatsak da benim yoğun çalışma hayatım yüzünden ve kendisinin yoğun ders programları ve sınavları yüzünden genelde mutlaka her sene en az 10-15 tane filme gidiyoruz değil
mi? Hemen hemen gidiyoruz herhalde.
Peki en son neyi izledik hatırlıyor musun?
En son Dant Klin miydi?
Şu Hitler Almanya'sının çöküş döneminde bir adada kalan çocuk vardı.
Fakir bir ailedeydi ve onun küçük bir hayatına kesit filmi izledik.
Sen daha iyi bilirsin. Ya arkadaşlar onun böyle anlatma bakmayın.
En son izlediğimiz şey Fatih Akın'ın filmi Amrum'u izledik birlikte.
Kasım ayıydı değil mi? Evet sanırım.
Ya evet en son işte Kasım ayında buluştuk.
Ondan sonra onu izledik.
Ondan sonra hatta ben seni birkaç bir şey çağırmıştım sanki ama senin sınavın vardı diye hatırlıyorum.
Değil mi? Evet ama aynı zamanda Adile Naşit'in filmini izlemiştik.
Aa evet ben onu da seninle izledim değil mi?
O nasıldı? O güzeldi.
Ben Adile Naşit'i maalesef çok eksik biliyormuşum.
Ben sadece babam sınıfından biliyordum.
Filmi izledikten sonra fark ettim ki kendisi çok önemli bir tiyatro oyuncusuymuş zaten en başta.
Daha sonra filmde de yaşadığı hayatı ve o yaşadığı zorlukları gördükçe daha çok etki aldım bu kadar güçlü kalabilmesine.
Hatta Hitler o da biraz fazla duygusallaştı.
Peşi de bulmaya çalıştık. Ama arkadaşlar ne yapayım yani duygularım şelale oldu ya.
Özellikle filmin spoiler vermek gibi olacak ama bir sahnesinde Adile Naşit tam sahneye çıkmak üzereyken hatta sahneye çıktıktan sonra değil mi?
Oğlunun ölümünü öğreniyor.
Ondan sonrasında işte sahnenin arkasına geçiyor bir anla ağlıyor.
Sonra oyuna devam ediyor. Doğru hatırlıyorum değil mi?
Evet doğru. Ya orada gerçekten çok duygulandım.
Ama o filmin geneline bakarsak aslında daha iyi bir Adile Naşit, daha iyi oyuncularla daha farklı bir kaslı oynanabilirdi bence.
Sence? Sen burada daha uzmansın ama ben yeterli buldum ve o duyguları da vermişler.
Sadece Hababam Sınıfı'nda neredeyse değilmemişler.
Bence belki gölgede bırakmak istemiyorlardır hayatını oraya ilgi çekerek ama azıcık gösterseler bence güzel olurmuş.
Bence de. Bu arada arkadaşlar belki bilmiyorsunuzdur bu Adile filmiyle ilgili şöyle bir şey ortaya çıkmıştı filmin hazırlık sürecinde.
İnek Şaban karakteri ve işte Hababam Sınıfı Kemal Sol Adile Naşit'in hayatında çok önemli yer tutan şeyler ve bunlarla ilgili filmin daha hazırlık sürecinde.
Batuhan adındaki bir oyuncunun oynamasına karar verilmişti Kemal Sunal'ı.
Ama biz ondan sonra filmde Kemal Sunal'ı hiç görmedik.
Fark ettin mi? Ben aradım ve göremedim.
Sadece sen sonunda sanki yanda bekliyor gibi bir şey demiştin ama ben o olduğunu düşünmüyorum.
Yani filmde yoktu. Ben oğluna eminim Adem Aşın filmi izleyenler iz anlayacaktır.
Adem Aşın'ı taşırken cenazede köşede cenazeyi böyle omzuna alan deri ceketli bir erkek gördük.
O'ydu Kemal Sunal ama...
Yani film genelde şeye odaklanmış işte Münir Oskul'la Adile Naş'ın dostluğuna, onların hastanene kadar işte birbirine destek olma, hep ondan bahsetmiş değil mi?
Evet aynı zamanda kendi kişisel zorluklarında nasıl başa çıktığını ve bazen de çıkamadığını gösterdi film.
Peki arkadaşlar tahmin edin Alperen bir mühendis olarak yani artık resmen bir mühendis diyebilirim şurada azıcık bir şey kaldı.
Yani bir sayısalcı olarak sizce neye takılmıştır filmde böyle dehşet rahatsız olmuştur?
Gidip Adile Naşit'in kocası öldükten sonra şoförüyle evlenmesine takıldı.
Arkadaşlar ben biraz şey kimsenin hayatı ve zorluklarını şey yapmıyorum.
Filmde başta ilk önce bunu gördüğümde bayağı şaşırmıştım.
Çünkü şoförüyle yani eşi ölüyor şoförü hep üçü bir aradılar.
Ama daha sonra filmde şey lanse etmeleri güzel olmuş.
Adile Naşit şoförünün fakirliğini görüyor.
Ve ondan sonra öldükten sonra ona spoiler oldu kusura bakmayın direkt girdim ama.
Öldükten sonra ona para kalsın diye evleniyor.
Şiini vurgulamaları güzel olmuş.
Ama yine de tabii ben...
filmden ve çok anlamadığım için ben böyle şeyleri çok uygun bulmuyorum.
Yine de yapılan bir sanat var ve yaşanmış bir hikaye var.
O yüzden yine de güzel belli ettiklerini düşünüyorum oradaki niyetini.
Ya arkadaşlar ben de Alper'in şunu anlatmaya çalıştım.
Bütün filmin öncesi ve sonrası.
Şimdi sonuçta bu bir kurgu hikaye.
Yani evet bu gerçek bir hayat hikayesine dayanıyor ama yani bu küçük detayları arada Çağan Irmak'ın yönetmenliğinde senaristin de çevrelemesiyle bu yazılmış bir şey.
Ve hani böyle bir durumda aslında çok da mantık aramak bence doğru değil.
Çünkü bir anne var, erken yaşta evlenmiş, oğlunu 15 yaşındayken kaybetmiş.
Yani zaten gerçek hayatta yaşamadığımız, yaşayamayacağımız şeyleri sinemada, dizide, dijital platformlarda izlediğimizde daha çok seviyoruz ve bunu izlemeyi tercih ediyoruz.
O yüzden ben de bunu etik ve ahlaki olarak sorgulanmasını saçma buldum.
Yani ben erken kadar katılmadım, bilmiyorum.
Ben de dediğimle hala arkasındayım.
Bence çok uygun olmamış kişisel ama kimsenin kişisel hayatını yargılamak tabana düşmez.
Özellikle maalesef Allah rahmet eylemiş olan biri için hani.
O yüzden yorumumu biraz daha gri alanda bırakıyorum diyeyim.
Anladım. Bu arada arkadaşlar kendisiyle şöyle bir durumumuz var.
Bizim hiç unutamadığımız bir tane film var.
Bunun hikayesini sen anlatır mısın?
Adile filmi dışında. Ya biz şöyle diyeyim yani ilk önce.
İknur. Benle birlikte bir filme gitmek istemişti.
Her zaman bunun pazarlığını yaparız yani.
Filme gidecek o zaman bana şunu al bunu al falan filan diye.
O zaman da bir iddiamız vardı hatırlamıyorum.
Yani Napolyon filmine gitmek için ilk dur bana borçlanmıştı.
Hani borçlanmak dedim hani böyle maddi olarak değil farklı şekilde.
Zar zor beni Napolyon filmine getirdi.
Ben de dolu olduğum için zar zor diyorum hani yoksa giderim ben de.
Gittik filmi izledik sohbet ettik sonra gün bitti falan filan.
Ondan sonra aradan 2-3 haftaya da bir ay geçti.
Ondan sonra ben çok yoğunlaştım. İlk nur da yoğunlaştı falan.
Sonra biz bir buluştuk. Metro'dayım çok net hatırlıyorum.
Sonra benim aklıma Napolyon filmi hakkında bir yorum geldi.
Yorumu hatırlamıyorum. Yorum şu şekilde yani.
Yorumu şu şekilde söyleyeyim. Sırama döndüm.
Dedim ki Napolyon filmi dedim.
İlk önce dedi ki. Aa evet film nasıldı dedi.
Ben. Yüzümde şey oldu böyle.
Nasıl yani bakışı.
Ve ondan sonra düşünmeye başladım da.
Gerçekten ben de gittiğini unutma ihtimalini vermedim ilk başta.
Sonra ben de biraz salağa yattım.
Dedim ki ben filme gittim.
Ve yanında da biri vardı falan çekiyorum.
Sonra hala anlamadı.
Ondan sonra konuşmaya devam ettikçe sonra ben kendime gömmeye başladım.
Sen ki eminim çok salak biriyle gitmişsindir falan diye gömmeye başladım.
İdnur da düşünüyor kiminle gittiğini falan.
Sonra ben kendime gömmeye devam ettikten sonra artık abartmaya başladım.
Hakaret olarak değil belli etme olarak abartmaya başladım.
En sonunda fark etti ve bu 5 dakika falan sürdü.
Daha sonra ikimiz de bir kahkaha atmaya başladık.
İdnur ben Napolyon filmini izlediğini unutmuş tamamen.
Ya hatta arkadaşlar şöyle bir şey söyledim.
Bir noktada birlikte gidelim mi dedim filme ya.
Yani gerçekten toparlanamaya hiçbir tarafı yok.
Ama ne yapayım. Şimdi işte okuldaki arkadaşlarım ve iş yerindeki arkadaşlarım ve ailemle sürekli sinemaya gidiyorum ya.
Yani benim için sinema bir sabit takdite ve devamına gittiğim insanlar hep değişiyor aslında.
Böyle olduğu için de onunla gittiğimi unutmuşum ama.
Yani filmi aslında konuşmak istiyorum da Alper'in filmi izlediğini hatırlamıyorum.
Öyle bir saçmalık yaşandı. O yüzden de filmi çok net hatırlamıyoruz galiba ama.
Filmle ilgili bu metro diyaloğunu asla unutamıyoruz değil mi?
Asla unutamam bu diyaloğu.
Yani gerçekten tam yanındaki zorla çağırdığın insanı unutmam bana çok komik gelmişti.
Yani arkadaşlar şu sesini duyduğunuz adamı da gerçekten yani neredeyse şantajla getiriyorum sinema salonuna.
Diyorum ki bak buradan sonra yemek yeriz diyorum.
Buradan sonra hani bu kez benim istediğimi yapalım.
Buradan çıkışı senin istenin yaparız diyorum.
Yani bu nasıl bir hayat ya?
Yemin ediyorum yani inşaatta boy yapan ustalar...
Usta başlarını ikna etmek için benim kadar uğraşmıyorlardır değil mi?
Sarı kola versen yeterli gibi bir filmaj var ama aynen evet haklısın.
Ah arkadaşlar ah yani gerçekten erkekler çok zor ikna alıyorlar.
Bir de kendisi sayısalcı olduğu için daha analitik bir zeka sahip yorumlamak yerine.
Öyle olduğu için böyle her filmde daha değişik bir yere takılıyor.
Değil mi canım? Evet mesela ben bu rastgele bir konu açayım.
Mesela senle birlikte Open Eyebar filmine de gitmiştik hatırlarsan.
Yani umarım hatırlıyorsunuz.
Ona Berke de gelmişti ama.
Yok hayır Berke sevgilisiyle gitmişti.
Berke benim ikizim. Berke sevgilisiyle gitmişti biz seninle gitmiştik.
Antalya'da hatta Migros'ta gitmiş olmamız lazım.
Filmi izlemiştik ve filmi izlerken...
Aa evet filmin çıkışında Berke ile karşılaşmıştık değil mi?
Yok ben de Berke'yi hatırlamıyorum orada.
Eee? Sonra filmi izlerken ben sayısalcıyım ve atom altı parçacıklar işte fisyon vesaire.
Bunlar benim daha çok ilgimi çekiyor ama film Nolan bence harika bir iş koymuş.
Oyuncular da Kilimorfi falan çok güzel oymuş.
Orada ben film izlerken ama atom bombasının yapılışına ve bilimsel olaylarına hani tamam maden mühendisliği okuyorum, inşaat mühendisliği okuyorum ama işte fiziğe de ilgim var, başka şeylere de ilgim var.
Filmin okusunları benim çok ilgimi çekmiş.
Özellikle yani burada sayısalcı arkadaşlar anlayacaktır ama fisyon bombasından füzyon bombası yapıyorlar.
Yani böyle normal atom bombasından hidrojen bombasının teorisini vermeleri falan benim çok hoşuma gitmişler.
Aynı zamanda İlk Dur aynı filmden daha çok sanatsal kamera açıları, renkler, ses kullanımı, Nolan'ın filmi baştan sonundan oynatması ona dikkat etmişlerdi.
Ben de dikkat ettim ama o kadar dikkat etmedim şimdi yalan yok İlk Dur'un o zamanlık alanı.
Ama benim için farklı bir perspektifken İlk Dur için farklı bir perspektifti.
Ve çıkışta bunları konuşmak da güzeldi bence.
Bu arada o filmle ilgili biz o gün Berke'yle de karşılaştık Migros'a ve benim için hiç unutmuyorum.
Hatırlıyor musun ya girişteki...
Ya insan kardeşini unutur mu ya?
Neyse arkadaşlar o filmle ilgili Berke'yle izleyelim biz diye hatırlıyorum üçümüz ama neyse.
Neyse arkadaşlar. Ondan sonrasında şöyle bir şey söylemişti Berke yanlış hatırlamıyorsam.
İnşallah sen değilsindir onu söyleyen.
Şimdi arkadaşlar ikiz olunca ben onları 20 senedir ayırt edebiliyorum.
Ama söyledikleri kafamda hani ikisi de aynı şeyleri söyleyebilirmiş gibi.
Çünkü ikisi de sayısalcı.
Yani tek isimleri farklı gibi diyebilirim.
Yanlış mıyım? Doğru.
Şimdi. Arkadaşlar o filmle ilgili ikisinden biri bana şey demişti.
Filmde işte her şey çok güzel ama sistematik olarak teknik bir hata var.
Çünkü filmin orijinalinde daha doğrusu filmin senaryosunda Oppenheimer atom bombasını yapıyor yapıyor yapıyor.
Sonrasında filmde atom bombası yaptığını anlıyor ama gerçek hayatta filmin aksine en başından beri atom bombası yaptığını ve bunun ne kadar tehlikeli olduğunu biliyor demişti.
Belki yanlış hatırlamıyorsam.
Öyle bir şey var mıydı filmde hatırlıyor musun?
Ben hatırlamıyorum. Film izleyenleri de bayağı oldu.
O yüzden böyle bir yorum kesin olarak yapmayayım yani.
Onu burada almayayım.
O zaman belki söylemiştir.
Aynen. Dinleyeceğimizi yanlış yöne yönlendirmeyelim.
Ama o filmde hatırlıyor musun?
Oppenheimer'ın eşi vardı. Emily Blunt oynuyordu.
Kadının hiçbir repliği yoktu.
Bir tek kadın o filmden sonra Oscar aldı.
En iyi kadın oyuncu Oscar'ı ve sadece Oppenheimer'ı mahkemeye veren adamın elini sıkmadığı sahnede...
Kadını gördüğüm için o sahne sayesinde Oscar aldı.
Hatırlıyor musun onun oyunculuğunu?
Oyunculuğunu hatırlıyorum. Hatta yarının sınırında oynayan kadın karakter.
O Primer'ın ikinci eşiydi, sağlıklı olan eşiydi zihinsel olarak.
Aynen. Onun çok bir sahnesi yoktu.
Hatta şu an senden duyduğum kadarıyla bu ödülü almasına biraz şaşırdım.
Çünkü diğer oyuncu kadın rolünü alacaksa bence başka biri falan alması gerekiyordu.
Çünkü dediğin gibi çok bir repliği ve çok bir sahnesi yok.
O sahne etkileyici diye elini sıkmaması.
Open Eye Mara yapılanları. Open Eye Mara belki kendisi hatırlamıyor ama eşinin bunu fark etmesi ve bilmesi bence baya güzel bir detay.
Ama bunun için bir ödül olması garip.
Peki en son izlediğin Türk dizisini sorsam.
Dijital olur, televizyon dizisi olur.
Ya da yakın zamanda herhangi bir televizyonu açıp herhangi bir şey izledin mi?
Ya ben televizyon çok izlemiyorum.
Çünkü hem çok doluyum hem de televizyonum yok.
Yurtta kalıyorum vesaire. Hatta televizyonum olunca da bir tek...
şey, Gumball falan açıyorum.
Cartoon Network açıyorum evde ses olsun diye.
Ama en son izlediğim dizi Veliaht diye bir dizi var.
Hatta aynı oyuncuyu şeyde de görmüştük.
Adnan Ağaçlı'nın filminde de görmüştük.
Sen bunu nereden biliyorsun falan demiştim bana.
Veliaht dizisinin fragmanını izlemiştim ve vay be demiştim.
Kısmı işte böyle Instagram'da görürsün yani böyle.
Bir kısım için izlersin. O sırada da yine çıkmıştı.
Açıp onu izlemiştim birkaç bölüm.
Hoşuma gitmişti ama biraz daha Türk dizisi şeyini alınca hani orada da yine aynı şekilde.
Kadının eşi var. İzleyenler bilecektir.
Ama gidiyor. Hani başka birine hani ve başka biri de ona uygun olmayan biri gerçekten.
Ondan etkileniyor. Hani ben sonunda bilmiyorum.
Sadece etkilenmese falan hani yine dediğim gibi bana çok uymuyor.
Bana saçma geliyor. Ben birazdan mantıksal bir insanım.
Karşındaki insanın da sana bir şeyler katması lazım.
Ve hayatımda da bu şekilde hani sevgilim var diyeyim hani.
Ve orada yine o dizi patladı.
En azından ve bu gibi sahneler yüzünden.
O yüzden onu da izlemiyorum artık. Ya arkadaşlar gerçekten hani Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ürettiği bir yapı elemanı gibi karşımda oturuyor ya.
Böyle bir insan olamaz yemin ediyorum.
Yani hani bunun devamında şey olarak devam edecek.
İşte kendi sevgilimle en yakın arkadaşıyla sevgili olmam.
İşte kız arkadaşlarımla aynı ortaya girmem.
Yani ben korkuyorum artık bu insanın bu etik ahlak seviyesinden.
Haksız mıyım? Bence haksızsın.
Çünkü Diyanet İşleri de gibi değil.
Kendime ait düşüncelerim var ve onları savunuyorum o kadar.
Hmm diyorsunuz.
Bu arada Veliaht dizisiyle ilgili de şöyle bir şey söyleyeyim.
O kızın o dizide evli olduğu yani resmen birlikte olduğu adam küçükken travmalar yaşamış ve herhangi bir duygusal bağ olmadığı kendi erkek kardeşi hapiste güvenle kalsın diye evlendiği
bir adam. Sonra onun karşısına çıkan da kim?
Gerçekten aşık olduğu ve aynı maddi şeylerde skalada olan bir adam.
Çünkü kızın evlendiği adamın babası gayet zengin Esenler Otogarı'na sahibi.
Tamam ama yanlış kişiden bahsediyorsun.
Onu da biliyorum. Onu anlıyorum bak gerçekten.
O benim için sorun değil. Benimki adama bir tane kızı vardı.
Mali işlerle ilgileniyordu. O saçı böyle okul tıraşı.
Okul müdürün kafasının ucukları olur ya.
Onunla eşiyken gidiyor.
O otogarın sahibinin kardeşinin oğluna.
Kardeş dediğim hani üvey kardeşin oğluna.
Şey oynuyordu hatta. İsmini bilmiyorum.
Sen derya ile şey diyorsun.
Evet evet. Ay neydi adımladı ya unuttum.
Derya, karakterin adını valla komple unuttum.
Erkek karakterini. Ya Çukur'da Bartolu'yu oynayan adam diyor işte arkadaşlar ya.
Bak orada da mevzuda ben kesinlikle akraba evliliğine öyle bir aile içi ensesi ilişkiye çok karşıyım.
Çünkü dediğim mantıkla öyle anlaşılıyor.
Ama şöyle bir durum var.
Orada hikaye daha sonra işte izleyenler tarafından TV'si de düştükçe ben gördüm.
Üvey kardeşim neymiş ya arada bir akrabalık yokmuş.
Ama yani tabii ki işte hani genelde her dizide görürüz ya kadın çok.
Güçlü olunca erkeği genelde bir tık daha ezik seçiyor.
Çünkü öbür türlü Angelina Jolie ile Brad Pitt evliliği gibi bir şey izlemek zorunda kalıyoruz.
Ve o da tabii ki bir noktadan sonra hikaye ilerletmiyor.
O yüzden bir taraf zayıf bir taraf daha güçlü olunca daha rahat oluyor değil mi?
Ya öyle de işte bu bir yayın olunca ve nasıl diyeyim insanlar maalesef televizyondan etkileniyor.
Ben hala bunu savunuyorum. Keşke televizyonlarımızda daha sağlıklı şeyler görebilsek.
Yani özellikle rötük sansürü bazı şeylere uygulanıyor.
Bunlar güzel. Ama bence bazı şeylere daha...
şey olması lazım. Bazı şeylerden kısıp bazı şeylere daha izin vermeyebilir.
En azından belli saatten sonra yatılabilir diye düşünüyorum.
Peki sence bu televizyon dizileri genelde Rütük Prime Time olarak 23.45'i belirliyor.
Ondan sonrasında mesela prezervatif reklamları yayınlanmaya başlıyor.
Çocukların yattığı ve hani artık o an televizyonda izlediğimiz dizide son reklama girdiği için insanlar televizyonu kapattıkları için yani nispeten izleyici sayısı %20'ye falan düşüyor.
Sence televizyon dizileri de 23.45'den sonrasında mı alınmalı?
Şimdi ben de bu konuyu iyi düşündüm bu arada.
O yüzden tam kesinlikle fikrim yok.
Aslında aileler sorumlu olduğu sürece çok bir sorun yaratmaması gerekiyor.
Eğitimin arttırması gerekiyor.
Yani böyle bir yetişkin insanın bunu izleyip etkilenmemesi gereken bir seviyeye gelmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Öyle olursa sorun yok.
Her saatte yayınlanabilir. Ama öyle olmadığında belli saatten daha sonra yayınlarsa daha iyi olur şahset fikrim.
Bu arada arkadaşlar kendimde bir erkek kardeşim olduğu için bu eşref rühadesinden etkilenip okulda böyle işte ben eşref tekim, ben işte eşref tek gibi yürüyeceğim vs.
Koridorda böyle karne günü yürüyen çocuklar gördüm.
Şok oldum ya. Çağatay Ulusal'ın bir oyuncu olarak kariyerine, adli olaylarına bakarsak örnek alacak hiçbir tarafı yok.
Hele Eşref Tek. Yani diziye derinlemesi hakim değilim ama diziyle ilgili şöyle bir durum var.
En sonunda bir mafya hikayesi.
Kötülerden alıp iyilere veren Robin Hood gibi bir adam.
Onun özenilecek bir yanı yok.
Bence onun yerine mesela bütün çocuklarımız keşke Aziz Sancar'a örnek alsa değil mi?
Evet bence de. Peki sana şöyle bir şey soracağım.
Son olarak. Belki şey biliyorsundur Sevil Atasoy adli tıpçı hatta kanıt dizisine ara ara böyle bütün davalarını açsa onun fikrini alıyordu sahne sahne belli sahnelerde.
Sence mühendislerine o şekilde dizileri filmleri yapılmalı mı?
Ya da yapılsa sence nasıl olur?
Yani izlenmez mi? Çok mu izlenir?
Çünkü biz genelde televizyonda şeye daha çok alışığız ya işte hemşire dizileri, doktor dizileri, asker dizileri ya da işte mafya dizileri, töre dizileri.
Yani sence mühendisleri anlatan bir meslek dizisi olsa nasıl olur?
Ben bunun konuya iki yerden gireyim.
Birinci olarak normal televizyon dizilerinde mühendislik kısımları hiç gerçekçi gözükmüyor.
Oradan rastgele iki kodu yazarak hiç kimseye ekleyemez.
Yazılımla da uğraşıyorum. Bu çok daha zor ve karmaşık bir işlem ve bu kadar basit göstermeleri o işi bilen insanların hem kahkaha atmasına hem de onları düşman dinmesine yol açıyor bence.
Onun haricinde dediğim gibi bilimsel gerçekliklere dayanan diziler de var yurt dışında.
Hatta Doctor Who dizisini biliyorsunuz.
Hatta yerli yapım neydi Ali?
Doctor Who dizisini direkt Türkçe'ye çevirmiş ve Türkçe.
Mucize Doktor mu? Yok.
Hekimoğlu'ydu sanırım. Aa evet olabilir.
Hekimoğlu olabilir. Hekimoğlu neredeyse birebir yani replik replik çevirmiş bir dizi.
Bence ama güzel çevirmiş.
Oyuncu da çok güzel oynayılmış. Timuçin Esen oynuyor orada.
Başhekim değildi ama onun yanındaki başhekimde bir kadın da hatta orada.
Neydi? Paramparça da oynayan kadın arkadaşlar ya.
Ya Ertan Saban'ın eşi kadının adını unuttum.
Ebru bir şey kadınladı.
Neyse yani Ertan Saban'ı bilenleri anlamıştır zaten.
Onun eşi. Mesela o arada çok güçlü bir başhekim canlandırıyordu ama ben dediğin yurt dışındaki yapımı izlemediğim için o konuda emin değilim.
Ya ben de Dr. Oğuz'u daha çok izledim.
Hatta hekimoğlu'nun devamı gelmedi.
Keşke gelseydi ben hem Dr.
Oğuz izlemiş biri olarak hem de onu izliyordum yani gerçekten.
Dr. Oğuz'un da şöyle bir olayı var.
Tam hatırlamıyorum ama işte özel hastalar geliyor.
Hasta oldukları bilinmiyor. Bu doktor da geliyor onları teşhis ediyor.
Ondan sonra tedavi uyguluyor.
Tabi bu... Dizi ana olayı bu.
Her bölüme böyle böyle geçiyor. Ama bu diziyi o kadar iyi danışmanlarla yapmışlar ki.
Dizi gerçekten çok gerçekçi verilere dayanıyor.
Ve çok gerçekçi sonuçlara dayanıyor.
Hatta şöyle bir bilgi okumuştum.
Tıpçılar mesela sen ben doktoruz.
Açıyoruz. Son 10 dakikaya kadar izliyoruz.
Ama son 10 dakikayı izlemiyoruz. Son 10 dakikada hangi hastalık olduğunu söylüyorlar.
Ve ondan sonra biz bunu tahmin etmeye çalışıyoruz bir hafta boyunca.
Gelecek hafta yeni bölüm geldiğinde.
Önceki bölümün son 10 dakikasını izliyoruz.
Ve tahminimiz doğru mu diye bakıyoruz.
Hatta yani bunun yarışması falan yapılıyormuş.
Daha sonra dizinin yapımcısı da bunu fark ettikten sonra gelecek bölümlerin başına önceki bölümde hangi hastalık olduğunu falan diye ekleme yapmış.
Yani dünya çapında böyle doktorlar kendi arasında bulmaca gibi dizinin bölümlerini inceliyorlarmış.
O kadar gerçekçi yapılmış bir şey.
Bir de şey var. Dr.
Rose karakterimiz aslında Sherlock Holmes'un ana karakteri.
Sherlock Holmes aslında bir doktordan esinlenmiş ve dava çözmesiyle, hasta davalarının çözmesiyle oluşmuş.
O yüzden... Sherlock Holmes karakterini orijinale döndürdü diye de bir söylem de var.
Ve ben bu diziyi seviyorum.
Dünya çapında da sevilen bir dizi bence.
Öyle düşünüyorum. Ratinglerine falan bakabilirsin daha sonra.
O yüzden ben böyle dizileri seviyorum ama Hekimoğlu iptal olduğuna göre Türkiye'de çok tutmamış demek ki.
Diyorsun. Ya şöyle bence bu ülkede doktorlardan itibaren yani biz küçükken hatırlarsın.
Onu her yaz tekrarlarını izleye izleye artık bıktım yani.
Geçen sene falan bir kenarıya bıraktım.
Ama şöyle bir şey var şimdi.
Belki bilmiyorsundur diye seninle daha önce bunu konuşmadık çünkü.
Şimdi mesela bizim sektörümüzdeki birçok yönetmen, birçok yapımcı aslında hepsi mühendislikten gelmiyor mesela.
Hatta işte siyasetçi olarak Süleyman Demiral'de mesela İTÜ mevzu, hatta İTÜ'yü 3 yıla bitirmesiyle biliniyor.
Sence mühendislerden iyi yönetme olur mu?
Yani daha analitik bakıyorsunuz, daha sistematik şekilde her şeyi, bütün riskleri hesaplıyorsunuz.
Sence yani belki senden, belki çevrendeki insanlardan ya bu insanlar çok iyi bir sinema gözü var, bundan kesin ileride bir sanatçı, bir sinemacı olacak dediğin biri var mı?
Sence sizin sinemaya bakışınız bizden nasıl ayrışıyor, nasıl farklı?
Ya bir mühendis olmak için gerçekçi düşünmek lazım ama şöyle bir şey var.
Bir mühendis konuya dışarıdan bakıp çok farklı senaryolardan görebilmesi gerekiyor.
Yani sadece mühendislik okumuş, sadece ders çalışmış birinden çok iyi bir yönetmen olmasını beklemem.
Ama bunu sadece sayısal için konuşuyorum.
Sözerler zaten çok güzel yapıyor bence bunu ve örneklerini görüyoruz.
O yüzden onlara değinmiyorum şu an. Sayısal biri kendini sosyal alanlarda geliştirdiyse ve o objektif bakma özelliğinin başka şeyleri de uyarlayabiliyorsa bence yine iyi bir yönetmen, iyi bir senarist
olabilir. Ama bunun için kendini daha çok geliştirmesi lazım.
Yani sadece mühendislik yapıyor olmaması lazım.
Bunun yanında bu özelliklerini kendine bağdaştırması gerekiyor ve hayatına uygulaması gerektiğini düşünüyorum.
Peki sana mühendislikten gelen bir yönetmen söyleyeyim.
Ozan Açık'tan. Kendisi bir tane yol filmi çekiyor ve yol filminde sadece biz o tren rayları üzerine giden treni görüyoruz.
Ve o trende sadece tek mekanda geçiyor ve sadece iki kişinin ve o trenin raylarının gidiş sesini duyuyoruz.
Sen olsan yani bir tren filmi çeksen işte tramvay filmi, metro filmi çeksen bunu nasıl çekersin?
Ya şu an çok aynı sordum o yüzden çok bilmiyorum ama daha deminki dediğin çekim tarzı benim hoşuma gitti.
Çünkü... Hani bazı şeyleri sabit tutup diğer şeyleri çok iyi işlendikten sonra bence güzel bir şey çıkabilir.
Hatta dediğim filmin o tabii ben onu daha sonra bakayım.
Filmin adı Yarına Tek Bilet diye yanlış hatırlamıyorsam öyle de güzel bir adı var.
Bu arada arkadaşlar bakın mühendis çocuktan olmaz demeyin.
Oluyor yani böyle elinden tutup zorla sinemaya götürürseniz onların içinden de birer sınavcı çıkabiliyor bence.
Ne düşünüyorsun? Yani gittiğimiz yerleri bana anlatman bana güzel şeyler katıyor.
Biraz açılıyorum oranlara doğru ama ben yine sayısalıma döneyim ya.
Ben bilimini seviyorum. Hayatıma renk katıyor.
Çok seviyorum aslında ekranında film ekmeği ve bilen biri olunca ona sormayı da seviyorum.
Çünkü meraklı bir insanım.
O yüzden mühendislik okuyorum kendimce diyeyim.
Güzel bir renk katıyor. Ama ben paramı dediğim gibi mühendislikten kazanmayı tercih ederim.
Ya arkadaşlar beni sürekli zorbalıyor ya.
Yani böyle sevimli, tatlı, minnoş konuştu.
Bakmayın sürekli sözelci olduğum için yadırganıyorum.
Lütfen sözelciler sesinizi çıkartın böyle zorba sayısalcıya karşı.
Yanlış mıyım? Yine zorbalayayım mı seni?
Hayır. Küçük güzel olamadım.
Ya söyle tamam. Mikrofonu böyle tutmaktansa ikimize bakacak şekilde tutsak daha güzel olur bence sistemin.
Arkadaşlar gördüğünüz üzere yani etraftaki her şeye dair bir fikri var ya.
Kendisine gittim Defne Kayalarını aniden diye bir filmine götürdüm.
Kadın koku alamıyor diye.
Gerçekten başımın etiniydi ve sonrasındaki söyleşe kalmadı.
Düşünün o kadar sevmedi.
Ya orada benim bir işim çıkmıştı.
Ben dansla da ilgileniyorum. Dansa gitmem gerekiyordu.
Filmin sonuna kadar kalmıştım neredeyse diye hatırlıyorum ama sonunda çıkmak zorunda kalmıştım.
Keşke orada olsaydım ama. Çünkü filmin sonunda ne olduğunu bilmiyoruz.
Kadın hasta mı? Kadın ölüyor mu?
Çünkü kadın koku alamıyor.
Ondan sonra doktora gidiyor ama test yaptırmayı tercih etmiyor.
Çünkü tedavi edilemez bir hastalığı varsa bunu öğrenmek istemiyor.
Ama film boyunca onun hayatındaki hisleri görüyoruz.
Bu da çok güzel. Ama filmin ben bir yere bağlanmasını bekliyorum.
Benim kafam... Soru işaretleri kalabilir elbet.
Onları bana bırakabilir. Nolan bence bunu Inception'da falan harika yapıyor.
Inception filminde sonunda şeyi döndürüyor.
Unuttum ismini. Zaman makinesi mi?
Yok ya küçük topaç gibi bir şey var.
Topaç çok yerel oldu ama bir şey döndürüyor.
O son sakar dönerse rüya oluyordu vesaire.
Onu tam kurulu hatırlamıyorum.
Öyle açık bırakıyor yani. Rüyada mı gerçekte mi bilmiyorsun.
Güzel bu. Ama bu dediğim filmde sonu gerçekten hani biz birinin hayatındaki depresif diyeceğim artık ne olduğunu bilmediği bir dönemde yaptıklarını görüyoruz.
Ama sonunda hasta mı ölüyor mu bilmiyoruz.
O süreç boyunca kurduğu hani kör adam vardı orada biliyorsun.
O insanla olan ilişkisinin devamını bilmiyoruz.
Bence o adamı da yarı yolda bırakıyor.
O adamla da çok yakışmamışlar.
Bu arada arkadaşlar adamın adı Öner Erkan.
Daha önce Çukur Desi'nde de oynayan hatta Çukur Desi'nde karakteri Selim eşcinsem değil bir türlü anlaşılmayan karakter.
Oyuncu çok iyi bir de üstüne oyuncu görme engeli taklidi yapıyor.
Harika oynamış değil mi? Mesela onların bir öpüşme sahnesi vardı değil mi yanlış hatırlamıyorsam?
Öyle bir şey miydi? Sarılma mıydı?
O tarz bir şeydi işte. Bence oyuncu gerçekten çok iyi oynamış.
Ve zaten daha filmin ismini bilmiyorum ama.
Aniden. Yok hayır başka bir filmde de oyunculuğunu görmüştüm.
Ve çok iyi oynamıştı. Bu filmleri de görmek çok güzeldi ve çok güzel yakışmışlar.
Zaten yakınlaştıkları sahne de çok güzeldi.
Ama ondan sonra o kadının oradan çıkıp gitmesi ve daha sonra onunla diyalog kurduğunu bilmiyoruz.
Ne yaptı bilmiyoruz. Hani çok havada kaldı yani.
Film sallıyorum 2 saatse o kadar insan bağlantısı kurdu.
O kadar gelişirdi. Bazılarını yarı yolda bıraktı.
Hani biliyorsun eşiyle uzaklaştı.
Hani bak burada eşi yorumunu yapmayacağım hiç.
Ama finalde ne olduğunu hatırlıyor musun?
Gidip kadın balıkçıyla öpüştü.
Ondan sonra eşcinsel olduğunu anladı falan.
Öyle bitmişti onun sonu. Ama tabii ki kadın balıkçı ondan sonra mesela o koku alamayan kadına mı yola devam etti?
Yoksa başka bir yere mi bağlandı?
O bile bence meçhul. Ben filmin sonunu unutmuşum.
Tam sonunda yoktum ben.
Ama yine bence bir yerde bağlanmıyor.
Çünkü o kadar gelişirdiğin karakterleri bence bir yerde kullanmak gerekiyor.
Bak bu benim bakıcım. Sen daha iyi biliyorsun.
Her seferinde bunu diyorum. Kesinlikle katılıyorum ya.
Bence çünkü böyle filmler beni çok yarım kalmış hissettiriyor.
Bu arada sen benimle Tenet filminde konuşmak istemiştin.
Arkadaşlar benim Tenet'le ilgili yapmak istediğim bir bölüm var.
O zaman konuşuruz seninle de. Tenet filmiyle ilgili ön bir eleştiri yapayım.
O filmde sevmediğim böyle nadir birkaç şey var.
Onlardan bir tanesi filmin müzikleri.
Nolan'ın Hans Zimmer'la çalışmadığı tek film o ve müzikleri ve o filmin sesi çok yüksek.
Ben bunu 5 yıldızlı bir sınavda izlerim ve gerçekten yani çıktığımda böyle resmen savaştan çıkmış gibi başım ağrıyordu.
Öyle diyeyim size. Sen Tenet filmini ne söyleyeceksin?
Bir ön girizgah olsun. Ya ben Tenet filmini arkadaşımla yurtta izlemiştim.
Arkadaşım da elektrik mühendisliği okuyordu ve biz filmi bilimsel açıdan nasıl bir filmi hiç bilmeden açtık biz.
Nolan'ın filmi güzel diye açtık.
Ondan sonra fark ettik filmde bir şeyler oluyor ve daha sonra mantığı kendimize tutmaya çalıştık.
Filmi durduruyoruz. Burada bir şey donmuş nasıl olabilir diye tersten düşünmeye çalışıyoruz.
Oradaki entropi meseleleri vs.
zaten izleyenler daha çok biliyordu.
Hani bir şeyi yakarsan tersten alırsan dondurmuş oluyorsun gibi gibi.
Filmde bir gariplik olunca durdurup burada bu neyden olmuş olabilir diye düşünüyorduk.
Ondan sonra kesin burada bir olay oldu bunu daha sonra bahsedecek diyorduk.
Ve gerçekten de bahsediyorduk.
Biz filmi yaklaşık ekstra yani sallarım 2,5 saatte film 3,5 saatte falan bitirdik.
Ama çok tatmin olarak bitirdik.
Benim o filmle ilgili kafama hiç takılmayan ama geçen hafta kafama takılan bir şey var.
Bizim kanalda çalışan yönetmenlerden bir tanesi böyle sinema üzerine konuşurken dedi ki ya ben Tenet filminin yarısının sonrasını izleyemiyorum.
Hani adam üç kez o noktaya gelmiş.
Ondan sonrasını izleyemiyor.
Çünkü orada böyle bir cam var.
Camdan döyünce zaman değişiyor.
Ben bunun hangi teoriye ait olduğunu anlayamadığım için devam edemiyorum diyor adam mesela.
Yani tamam mantıken. Mesela ben o noktaya...
kafa yormuyorum. Çünkü benim işte onun böyle evrendeki işte dünyadaki geçen zamanla hani çok bir alakam yok.
Ben tamamen böyle daha kendi güvenli noktamda kalıyorum.
Ama şey tabii senin ona yorumun çok daha farklıdır kesin.
Evet. Hatta daha komik bir şey söyleyeyim film hakkında.
Filmi tersden oynatırsanız filmi yine izleyebiliyorsunuz.
Çünkü filmin sahnelerinin yarısı tersden olduğu için filmi tersden oynatınca o ters sahneler düz ödeniyor.
Düz sahneler ters ödeniyor. Ve yine mantıklı bir şeye ilişki ödeyebilirim.
Bakmak lazım. Ama böyle ilginç bir bilgi var.
Allah Allah. Ben onu hiç tersten oynatmamışım.
Çünkü arkadaşlar Nolan filmleri çok uzun.
Ya Oppenheimer'ı tersten bile izlemeyi bir hayal etsenize.
Yani hiç izlemeyi denedin mi sen tersten?
Tersteni bırak. İki, üç kere izlediğim bir tek.
Yani tek tük filmler var sadece.
Şu an o filmlisini söylemeyeceğim.
Çünkü belki Nolan yapmamıştır diye düşünüyorum.
Bir anda rezil olmayayım. Ama yani gerçekten uzunlar ve güzeller ama.
Sen o filmleri benimle izledin.
Benimle izlesen hatırlardım. Diye düşünüyorum.
Bu arada Nolan'ın yazın filmi çıkıyor.
16 Temmuz'da.
Gidiyor muyuz? 16 Temmuz'da stajım olmazsa maalesef ki gideriz.
Arkadaşlar böyle insanı yoğun arkadaşlar olunca insan ne yapacağını şaşırıyor ya.
Yemin ediyorum şu adamın yüzünü görmek için görüntülü aramaya geçeceğim artık değil mi?
Evet ama bak şimdi yarın benim finallerim bitiyor.
Bir gün sonra stajım başlıyor.
Ondan sonra stajım bittiğinde okul başlayacak.
Benim ara dönemim bile yok. Kendime vaktim bile yok.
Ben ne yapayım? Ya arkadaşlar bugün de içi de okuyan sayısalca üzüldük.
Ne diyeyim çok zekiler. İleride çok para kazanacaklar ama paralarını yiyecek vakitleri olmayacak.
İşte bunun gariplerime de yazık ya.
Neyse arkadaşlar. Bugünlük bonus bölüm bu kadardı.
Önümüzdeki haftanın bölümünde tekrar görüşmek üzere diyorum.
Bu arada bu cuma da bu haftanın bölümü çıkacak.
Bakalım iki hafta sonra bonus bölümünde kimi ağırlayacağım ben de merak ediyorum.
Henüz onu planlamadım çünkü. Bakalım bu kez sizi nasıl değişik bir tiple buluşturacağım.
Belki Burçin'le bir bölüm yaparız.
Ne dersin? Olabilir onu sorarız müsaitse olur.
Yani bakalım biraz da sevgilinin fikirlerini alalım.
Bence o seninle aynı film zevkine sahip değildir ne dersin?
Başka olduğumuz fikirler de var ama aynı olduğumuz fikirler de var.
O yüzden onu sorup öğrenmek lazım.
İşte arkadaşlar sinemada böyle özel bir şey.
Neyse bu noktaya kadar dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Birazcık uzun bir bölüm olmuş olabilir.
Ama bu soğuk günlerde umarım sohbetimiz sizin içinizi ısıtmıştır.
Sizi seviyorum. Bu cuma günkü bölümde tekrar görüşmek üzere.
Ayrıca ekstra dipnot bu bölümü donarak çekiyoruz.
Çünkü sessiz bir yer bulmakta zorlandık.
Yine de bulduk. Harikaydı.
Ve İbnül'e beni davet ettiği için teşekkür ederim.
İyi günler. Ben teşekkür ederim canım arkadaşım.
İnşallah dostluğumuzun 25.
35. yıllarında kutlarız değil mi?
İnşallah. Umarım daha çok görüştüğümüz bölümleri de kaydederiz.
Yani bu bölümün bir part ikisi part üçü olmasın mı?
Bence güzel olur ama belki ben de sıkmam umarım yani öyle değil mi?
Yok ya sen sıkmazsın da belki benden özenip kendi podcast'ını yapmaya karar verirsin.
Ne dersin? Ben yaparsam bilmiyorum.
Günlük hayat vlog tarzı yaparım ama o yüzden bilmiyorum.
Olabilir aslında. Arkadaşlar bakın burada beyefendi lütfen söz versin.
Podcast'ın ilk konuğu ben olmak istiyorum.
Söz mü? Yaparsam söz.
İşte bakın bu noktada bile insanı kararsız bırakıyor ya.
Arkadaşlar siz siz olun. Her türlü kararsız insandan uzak durun.
Sizi seviyorum. Bu cuma günkü bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
