
Bu bölümde Emre ile Odyssey’in tüm yönlerini konuşmaya çalıştık.Bu kadar uzun bir filme kısa bir bölüm olamazdı zaten.
Tüm dünyada sinemaya gitme alışkanlığını geri getiren Nolan’a sonsuz teşekkürler.
İyi dinlemeler.
Transkript
Evet arkadaşlar bugün bu haftaki bonus bölümümüzde ne konuşuyoruz da Odise'yi konuşuyoruz.
Ama uzun bir bölüm olacağını şimdiden söyleyeyim.
O yüzden biz uzun uzun konuşacağız ama biz bu bölümü sizin için iki ayrı parta böleceğiz.
Yani iki hafta sonraki bölümde de hala Nolan'ın ve Odise'nin etkisinin geçmeyeceğini düşünecek.
İki hafta sonraki yeni bonus bölümde de bu konuştuğumuz bölümün ikinci partını siz dinliyor olacaksınız.
Onun da bilgilenmesini baştan yapayım.
Bugün Emre ile birlikteyiz.
Şimdi öncelikle hoş geldin Emre.
Hoş bulduk Hikmet. Nasıl? İyiyim.
Gayet mutlu ve huzurlu bir gün.
Bu arada arkadaşlar biz bunu pazar günü kaydediyoruz ve bugün an itibariyle Filenin Sultanları VNL şampiyonluğu elde etti ve Milletler Ligi'nde şampiyon olduk.
Gerçekten çok mutluyum.
Ya Odise'yi izlerken bu kadar tatmin olmamıştım.
Öyle söyleyeyim. Ağzın kulaklarında zaten.
Çok fena yani nabzım hiç düşmüyor.
Harika bir gün. Bu arada sizin bunu dinlediğiniz gün yani ilk çıktığı gün hemen dinlerseniz bugün Filenin Efe'lerinde Türkiye saatiyle sabah 10'da Slovenya ile çeyrek final maçı var.
Eğer izlemezseniz üzülürüm, rica ediyorum.
Her branşta ülkemizi destekleyelim.
Futbolda desteklediğiniz bir şey olmadı.
Bari voleybola geçelim değil mi?
Katılıyorum. Bence bir sponsorluk gelir buradan.
Keşke. Ne diyoruz?
Biz bir... Ekibiz.
Hayır. Neyiz? Voleybolu.
Nasıl? Ekip değil miyiz abi?
Ekibiz. Tabii ki.
Şimdi öncelikle Emre, sen de bu sektöre çalışıyorsun.
Bize birazcık teknik olarak ne yaptığından bahseder misin?
Kısaltımı DIT diye geçiyor.
Türkçesi de görüntü teknisyeni olarak geçiyorum ben.
Profesyonel bir sette yaptığım işler birden fazla öncelikle görüntü aktarımı ile ilgileniyorum.
İkinci olarak da görüntüdeki ışık kaynaklarının değerlerini ayarlayabilen kişilerden biri benim.
Yönetmen ve görüntü yönetmenden sonra tabii ki de.
Bu hiyerarşi hiç değişmiyor.
Bir sahne kurulduğu zaman kamera yerleştiriliyor.
Kamerada hangi ayarlarda çekilecekse.
Günümüzde hani...
Bir Nolan olmasa da Türkiye'de kullanılan kamerada fena değil.
Araya Alex 35 piyasada çok yaygın artık.
Ve 35'te Open Gate özelliğiyle beraber, RAW'la beraber çok güzel işler de biz de çekebiliyoruz.
Bunun ayarlanması, ondan sonra yönetmenin istediği kadrajı ayarlanması, ondan sonra sahne devamlılıktaki ışıktaki kontrollerinin sağlanması.
Bir de profesyonel renk yapıyoruz orada.
Renklerimizi yapıyoruz. Bazen de live özelliğiyle çekilirken onları sağlıyoruz.
Tabii bu işinden işine değişiyor.
Türkiye'de vakit nakit olduğu için sen de biliyorsun yıkılır sektörden dolayı biraz.
Hepimiz için öyle. Ondan dolayı biraz şey tabii hani ne istediklerine bağlı olarak değişiyor bunlar.
Onun dışında bu arada basite indirgeyerek anlatıyorum.
Sorun olur mu bilmiyorum ama. Yok yok yani herkesi anlayabileceği şekilde.
Yani şey Türkçesi arkadaşlarımda dediği gibi copy paste yapıyorum.
Kopyalı yapıştır. Ama aslında böyle değil.
Çünkü çok ciddi bir sorumluluğumuz var.
Görüntü kaybı olduğu anda ya da bir frame hatasında.
Bütün ihale bize kalıyor.
Ve bu çok ciddi bir problem.
O an oradaki hatayı tek fark edebilecek insan belki de benim.
Çünkü bu görüntüleri alıyorum.
Çektikten sonra bunları işliyorum.
Bir hata varsa ya da bir kusur bunu gidip söylemek zorundayım hoca.
Eğer orada onu fark edemezsem bu masada fark edilirse bir hafta belki 10 gün sonra belki hani bir gün bir sonuna bile olsa o setin tekrardan okurulması çok zor bir şey.
O anı tekrardan yaşanması ve onun tamamen tekrardan çekilmesi demek bu da çok ciddi bir masal.
Türkiye'de özellikle bunların hiçbir şeyi yok.
Hani toleransı.
Yurt dışında da yok bu arada.
Türkiye olarak tek endekslememek lazım ama.
Hani bu iş olarak ele aldığımızda kolay görünen birazcık da psikolojinin iyi olması gerektiği bir iş.
Sektörde daha öncesinde çünkü şöyle şeyler de var.
Öyle bir şey ki bir hatana bütün kariyerin yanıyor.
Yani şey oluyorsun mesela bir projede bir şeyin eksik olması ya da bir sıkıntı yaşanması demek.
Görüntünün olmaması demek olduğu için yani şey diyorlar işi patlattığın işin o yapımcı diyor ki bununla çalışmayın.
O yöneten diyor ki bununla çalışmayın.
O görüntü yönetmeni ya da set arasında dedikodu olduğu için çalışmayın deniliyor ve bye bye happiness.
Şimdi bu kadar güzel ve detaylı bir iş yapıyorsun.
Aynı zamanda tabii ki sektör için kritik bir iş.
Bir yandan da tüm dünya için son derece kritik bir film konuşacağız bugün The Odyssey.
Şimdi öncelikle filme 10 üzerinden kaç veriyorsun?
Oradan başlayayım. Teknik olarak mı soruyoruz yoksa?
Önce herhangi bir izlemiş halktan biri gibi söyle ondan sonra teknik olarak söyle.
Ya ben önce 10 üzerinden 10.
Yani sahneleri olsun, geçişleri olsun, sesler, dinamik, hissiyat, yaşam.
Teknik olarak? Teknik olarak da şimdi şöyle.
O da 10 üzerinden 10 derim ama kıstığım yerler de var bu arada hani şeyden dolayı kısıyorum.
Kısamıyorum daha doğrusu hani bu kadar imkanda olmamalı diye düşünüyorum birazcık.
Hani sinema dediğimiz şey emektir ya.
Abi bu kadar kolay her şey halledilmemeli gibi düşünüyorum bir yandan da.
Çünkü bizim Türkiye'deki şartları da karşılaşıyorum.
Hani birazcık da içimin burukluğu da var bu konuda yalan da söylemeyeyim hani şey olarak.
Yani öyle bir adamsın ki önceki filmlerinde bu teknolojiyle tanışıyorsun.
Ve yavaş yavaş her filmini de üstüne koyarak süresini arttırıyor burada IMAX süresini.
Ve en sonunda IMAX'e öyle bir teklife gidiyorsun ki adamlar sana hayır diyemiyor.
Peki o zaman şu kritik soruyu soracağım herkes bu ara bunu tartışırken.
Filmi IMAX bir salonda mı izledin?
Filmi normal bir perdede izlesen sence nasıl bir fark yaratırdı izleme deneyimi olarak?
Şimdi şöyle bunu sosyal medyada da videoları çok döndü.
35 milimetre.
Evet yani tam olarak anlattığı gibi.
Şimdi şöyle biz...
Sen IMAX'de izledin.
Ben IMAX'de izledim tabii ki de ama Türkiye'nin IMAX'iyle Nolan'ın dediği IMAX arası da açılı bir fark var yani.
Böyle bir şey ki yani onunla dediğiyle benim izlediğim IMAX arasında da IMAX'de izleyip de IMAX'i izleyenin arasındaki fark gibi bir şey var şu anda.
Bir de öyle bir şekilde çekmiş ki dünyadaki sadece 40 sinema tam onu istedi.
41 pardon. 41 kere maşallah.
Dünyada sadece 41 sinema onun istediği gibi gösterebiliyor ve yani onun istediği IMAX'den bizim ülkemizde yok.
Yani bizim IMAX'e gittiklerimiz bilhassa IMAX değil.
Biz çakmalıyız ya.
Ya hem öyle hem de ben IMAX makinelerini üreten şirketin CEO'sunu dinledim.
Adam demiş ki biz son 50 yıldır yeni bir IMAX makinesi üretmedik.
Ve şöyle bir şey yaşanmış.
Şimdi bizim ülke...
Talep olmadı bu konuda çünkü bu kadar büyük.
Ya hem öyle hem de bizim ülkemizde Ankara'daki bir tane AVM sinemasında IMAX parçaları varmış bu arada Nolan'ın istediği gibi.
Ondan sonra bu parçalar 4 sene önce Londra'ya gidiyor ve Londra'da bugün hani Eylül ayına kadar bu filmin biletleri bitmiş ya o salon.
O salon bu Türkiye'den giden parçalarla oluşturan IMAX'da açılıyor.
Çok saçma mesela değil mi? Bizde muhtemelen ya bu işe yaramaz bunu ne yapacağız diye gönderdiler.
Ama adam orada onunla yepyeni bir sinema açtı.
İşte yani... Bizde daha demin dediğim olaylardan biri de o mesela.
İmkan olduğunda da bunu değerlendirecek adam yok.
Vizyon yok. Evet. Bir yandan o da var.
Bir de şöyle de bir şey var aslında.
Türkleri de bu konuda tebrik etmek lazım bir konuda da.
Şimdi Prens dizisine buradan bir giriş yapacağım.
Prens dizisinde mesela kullanılan teknoloji de yani adamlar ufak sahneleri kullanmak için bir ekran yapıyorlar.
Hani adamlar gidip dizi yolunu çekiyor mesela.
Ve şey mesela bunu yapan teknoloji firması şey diyor.
Biz size mühendis olacağız diyor.
Onlar size nasıl kullanılacağını anlatacak diyor.
Pandemi patlıyor. Adamlar pandemiden dolayı gelemediği için 4-5 tane Türk bir araya giriyor.
Programı nasıl kullanılır? Ve bir sezon dizi çekiyor yani.
Hatta devamı da geliyor. Bu da ne sayesinde?
Şayet mesela freelance bir iş olsa bunu böyle yapamazlar.
Platform işi olduğu için bu böyle.
Platform işi olduğu için. Bir de şimdi şöyle bir şey var.
MGX denilen bir stüdyo var.
Türkiye'de de bu gelişiyor. Adamlar orada mesela ekibi canavar gibi çalışıyor.
Ve bu hani yapmak istendiği için bence yapılıyor.
Ama Ankara'daki olayda ben şey düşünüyorum.
Şimdi bir mücevheri ustasına götürürsen değerini biçer.
Bizde öyle bir şey olmadığı için.
Yüksek ihtimalle onu bilerek alan adamla onu veren adam aynı kişi değildir bile mesela.
Muhtemelen. Biraz şey gibi hani biz de dünyada en büyük bor kaynağına sahibiz %71'li.
Ama işte işlemeden satıyoruz.
Sonra bizi işleyip geri satıyorlar gibi aslında.
Bir de şey şimdi IMAX'den bahsettik.
Bu IMAX kameraları nasıl bir şey?
Bize birazcık bunu anlatır mısın?
Yani nasıl çektiler bunu? Çok güzel bir soruya değindim.
Şimdi öncekiler çok hantal, büyük ve traktör gibi bir ses çıkartıyordu.
Ya ben hiç birebir şahit olmadım bu arada IMAX kamerasını kullanma deneyimini bırak.
Hani olduğu ortamda da olamadım daha henüz.
Yanına söyleyemem şimdi. Türkiye'de de olan kişi var mıdır?
Düşünürüm. Sanmıyorum ya çok eski bir teknoloji değil mi zaten?
Ya eski bir teknoloji ama kullanılıyor hani hala.
Ama şöyle ağır çok ses çıkartıyor yani.
Evet ve bunun için ciddi bir ekip gerekiyor.
Peki Nolan bunu nasıl yapmış?
Nolan bunu rica üstüne yenisini yaptırıyor.
Yani özel bir kabin yaptırıyor onun dışında örnek veriyorum.
3 dakika sadece kayıt olabiliyor mesela.
Ya onunla ilgili Tom Holt şey anlatmış ya.
Çekimi 3 dakikada bir kesiyordu.
Ben de sorun bende zannettim.
Meğer IMAX kameraları 3 dakikada bir bitiyormuştu.
Bir de bir şey söyleyeceğim. Sektörle alakalı ben Focus Puller'ın yorumunu okudum mesela.
Hani yurt dışındaki. Adamlar şey diyor hani bu işin tabii ki de profesyonellerinden bazıları.
Yani bu işin Focus Puller'ını düşünsenize bir de diyor.
Akıllı olan bir şey değil ya.
Yani şey hata şansın yok diyor.
Zaten diyor hani filmin süresi belli diyor içindeki.
Yani 70 filmle çekiyorsun diyor ve hani negatifler vesaire hani nasıl olacak?
Hani orada diyor ya benden dolayı tekrar alıyoruz.
Ondan dolayı değil. Düşünsene bir de tam yaptığında ondan dolayı şey focus puller'dan dolayı ama.
Ya ama muhtemelen adam hani ne olur bu riske girmeyecek insanlarla çalışmıştır ve zaten deli dehşet bir bütçe harcandı.
Yani hem çekim süresi hem...
Hazırlık, prova. Aynen.
Oyuncuların giderleri, kaşeleri.
Bunların hepsi hem çok masraflı hem de takvim olarak nasıl denk getirdi?
Ben buna çok şaşırıyorum. Abi 5 ülke.
Evet. Bu arada bak.
Ülke demişken buna çok iyi değindin.
Neden bizle çekilmediğini ben hala çözebilmiş değilim.
Yani Fas'ın çölünü de çekiyorsun.
Gerçekten hikayenin geçtiği Çanakkale'ye hiç uğramıyorsun bile yani.
Nolan gibi birinden beklenmeyen bir hamle.
Bu birincisi. Ben bekledim bu arada.
Bununla ilgili ilk haberler çıktığında Türkiye'de Karadeniz'de falan çekilecekten bir dönem.
Hatta derler ki çok iyi manzara.
Bu kadar şeyi yansıtmayı seven bir adamın buraya gelmemesine şaşırdım.
Ha evet. Yani çünkü CGI istemiyorsun, VFX istemiyorsun.
Bir şey istemiyorsun abi gerçekçi olsun diyorsun.
Ona göre tarih takvimi ayarlıyorsun.
Ama olayın geçtiği yere gelmiyorsun.
Ya bilmiyorum ama ben hala takvim ayarları muhabbetinde bu kadar çok başrol oynayan, bu kadar çok işte aynı yıl içinde 8 tane filmi, 10 tane dizisi olan oyuncuyu sen nasıl setle denk getirdin?
Abi hepsi Oscar'lık ya.
Hepsi Oscar bir de yani. Hepsi Oscar'lık da değil.
Oscar oyuncularının hepsini nasıl oraya kadar topladın?
Ve şey var şimdi mesela.
İlginç komik olaylar da var mesela.
Şey düşünsene şimdi Nolan'ın filmine gidiyorsun.
Oscar'lık oyuncusun. Adam da Oscar'lık film çekiyor zaten.
İstediğin gibi de gidemiyorsun mesela.
Hani o kadar süreçte mesela.
Şey makarası çok dönmüş.
Uktarlık giyemezsin ak.
Evet onları yasaklamış ya.
Ya orada var ya değil mi yani.
Bir de onu çekerken NHTV hamileymiş galiba.
Kadın da topuklu giymemesi lazım.
Sen kadına diyorsun ki hani git tak uynaları yürü diyorsun yani.
Ne yapacak bu kadın? Çok tuhaf ya.
Sandalye yok sette.
Ya sandalyen sana ne zararı var?
Duygusunu kaybetmemesini istiyor.
Yaşamasını istiyor onun da. Onu da anlıyorum ama.
Ya o sanki biraz artık yönetmenin nefrete dönüşüyor yani.
Şeyi de var mesela şimdi.
Öyle bir şey yapıyorsun ki şimdi.
Öyle de bir adamsın yani.
Şimdi adam dedi ki cinsiyetçiliğim girdi.
Onu da bilemedim şimdi özür dilerim ama.
Yok ya yani öyle bir yönetmensin ki demek istedim.
Evet yani öyle bir yönetmensin ki istediğini yapabiliyorsun.
İstediğini diyebiliyorsun. Yani bu çok önemli bir şey bence.
Yani şey var mesela.
Bir şey dediğinde hani insanlar düşünür ya.
O dediğinde düşünmüyor insanlar yapıyor.
Ya ben onunla şeye şok olmuşum.
Odyssey'den Bounce'da Emily Blunt bu Oppenheimer'ın senaryosunu kabul ederken önce imza atıyor sonra senaryoyu alıyor.
Evet işte. Yani hani parada anlaşıyorsun atıyorum.
Adamsa hani böyle tek cümlelik diyor ki işte Oppenheimer'ın karısını sen oynayacaksın.
Hani ne bunun detayı anladın mı?
Üç sahnen mi var bir tane mi var?
Hatta işte kadının da oradaki bir bakışıyla Oscar adayı olmuştu ya.
Onun öyle bir hikayesi var Oppenheimer'ın da.
Yani. Nasıl bir özgüven bu?
İşte abi. Yani bilmiyorum çok etkileyim kendi adımı.
Bir de ben size şey soracağım.
Şimdi hikayeyi zaten biz dinleyenler mutlaka izlemişlerdir diye düşünüyorum.
Çünkü spoiler ile konuşacağız ve yani eğer hala gitmediyseniz gidip izleyin bence.
Çünkü kesin spoiler yersiniz.
Ama onlara da hak vermek lazım.
Şeyden dolayı yer yok abi.
Sen kaç seansla gittin?
11 seansıydı.
10.45 miydi? 11.45 miydi?
Sen aramıştın işte tam giriyor.
Hani içeride bekliyordum artık yani şey.
Bir de İdnur bana dedi ki Bakırköy'dekine git dedi.
Ben de Kadıköy'de oturuyorum.
Dün de çalışıyordum. Dedim ki anne nasıl gideyim?
Arkadaşlar İstanbul'da... Gece iki buçukta elöl koltuğu veriyorlar IMAX'de.
Ve düşün gece iki buçuk seansı dolu.
Sabah dört seansı dolu.
Altı seansı dolu ya.
Altı. Sabah altı.
Bu çok iyi bir olay bu arada yani.
Bunu yapabilmek de ayrı bir olay.
Ve düşün hani İstanbul gibi bir büyük şehir metropolden bahsediyoruz.
O saatte ne metro var ne metrobüs var.
Gelen nasıl gelecek, giden nasıl gidecek.
Yani film 3 saat arasıyla falan 3,5 saatte giriş çıkışı.
Bir de o saatte mesela şey hani gidiyorsun.
Hani gece akşam yemeğini yedin hadi filme gidiyoruz dedin.
Abi acıkıyorsun ediyorsun.
Yani nasıl döneceğim?
Gittin geldin bilmiyorum ama.
Şey soracağım sana. Tom Holt işte bu filmin basın turunda işte karakteriniz kaç yaşında, kaç yaşa göre oynadınız diyor.
Tom Holt işte bununla ilgili bir şeyler konuşuyor.
Sence karakter kaç yaşında?
Ya... Tom Holt zaten küçük gösteren bir adam anladın mı?
Minyon. Yani karısı zaten ondan uzun boylu.
Abi orası zaten çok komik bir olay.
Yani şey olarak çok komik bir olay yani.
Yani ikisini yan yana getirince bana şey geliyor biraz.
Eddie'yle bütün gün. Ama bir şey diyeyim mi?
Sen onları birlikte görmekten çok sıkılmadın mı ya?
Spiderman turununda birlikteler, Odisey'de birlikteler.
Ama şimdi şöyle dediği açıklamayı da duyduğumu bilmiyorum.
Yani eşim hamile olduğunda ben çalışmaya bırakacağım diyor adam.
Tam Zendaya'da çocuk yapmak istemiyor zaten.
Ya o ayrı bir şey yani.
Sonuçta kadar çalışacaklar bunlar böyle.
Bence sonuçta kadar çalışacaklar mı onu bilmiyorum ama şey diyor, eşim ne isterse o diyor adam.
Hanımcılık kazanır abi. Yani bin bin diyorsun.
Bence öyle yani. Mantık olarak şimdi.
Hanım ne derse o. O erken fark etmiş durumu bence.
Ya onu da takdir ediyorum.
Etmiyorum değil ama şimdi yani şey mesela Zendaya'nın işte giydiklerini görmüşsündür.
Çok güzel gözüküyor. Ama hep diyorlar işte Zendaya'nın en güzel kıyafeti bir sonrakidir diye.
Ya kadın şey mesela Spiderman'ın özü işte siyaha bürünmüş.
Odise'ye özel hep beyaz şeyler giyiyor.
Yani nasıl maddi şeyler dökülüyor ki kocaman bir basın turu geçiriyoruz.
Ve Robert Pattinson'a bu arada onlarla birlikte her yere gidiyor böyle şey.
Hani bir stil muhabbeti var ya hani çiftin yanındaki bir kişi diye.
Adam her yerde ya ve çok sıkıldım yani.
Çünkü şey mesela Odessa'ya girerken de ondan görmüşsün işte.
Spiderman fragmanı dönüyor, film başlıyor.
31'inde de o çıkacak zaten.
Onu da bekliyorum sabırsızlıkla yani bir Marvel bağımlısı olarak.
Bu arada sanırım onu da çok az kaldı.
27 yaşında mı 28 yaşında mı ne şu an?
Yanlış bilmiyorsam. 31'de genelde Spider-Man'ler veda ediyor.
Tom Holland 30 şu an ya.
30 oldu mu? Ben 28 diye hatırlıyorum.
Yuvarlak 30 işte ya boş.
Yani DiCaprio'yu sevgili mi seçiyoruz diye.
Yaş sınırı bu kadar önemli değil bence.
Ama şey ya ben oyunculuğunu beğeniyorum ya.
Ya bana Tom Holland'ın oynadığı işte Telemacos karakteri çok boş geldi.
Yani çok anlamsız, çok saçma.
Hani olmasa da olur anladın mı?
Onun hikaye katkısı ne? Ya...
Hocanın işine karışılmaz diyeceğiz orada da yani ya film içerisinde zaten belli bağışlı absürtlükler de var mesela bence.
Yani asıl hikayede geçmesi gereken yerlerde de geçmiyor.
Mesela? Hani Çanakkale'de daha demin hani off the record konuştuğumuzda mesela 5 ülke geziyorsun abi.
Çanakkale'de yoksun mesela. Niye abi?
Mesela o 7 ülkeyi de hemen söyleyeyim bilmeyen dinleyicilerimiz için Sicilya'da çekmişler.
Bu İthaka'nın izinde...
Favignana adası denen yani o İthaka sahillerinin o büyük işte kaleyi, kumu Sicilya'da çekmişler.
Sonra Fas'ta bu Truva atının yeniden doğuşunu çekmişler.
Yine Fas'ta birkaç tane daha var.
Yunanistan'da mitolojik mağaraları çekmişler bu antik kıyıları.
İskoçya'da efsanevi yaratıkların ormanlarını çekmişler.
Ondan sonrası İzlanda'yı çekmişler.
Evet bu kadar ya.
Bir de şey mesela İzlanda'yı düşün.
Yani sen normal olarak bir İngiliz olarak İzlanda'ya gidiyorsun, Türkiye'ye gelmiyorsun.
Hani Türkiye'de şey değil ki hatırlıyorum.
Afganistan olur, İran olur. Dersin ki savaşlıdır.
İşte ülkeye girmek zordur.
Vize ister. Hani Amerika değiliz ki biz.
Ya öyle bir sıkıntı da yok bu işin içinde.
Neden vize çekmiyorsun bunu?
İşte onu ben çözemedim nedenini.
Ya izin alamamış olabilir mi?
Ben zannetmiyorum abi yani.
Nolan gibi bir adamın bu kadar gerçekçi yaklaşırken her şeye.
Bu kadar bu konuda.
Abi adam yani.
Müziklerde mesela. Müzikler çok ayrı.
Şimdi deniz sahnelerinde öyle.
Hani sicraya ve vesaire hiçbir şeye girmiyorsun.
Direk denizde çekiyorsun. Işık ya olaylarının çoğunda gün ışığını kullanmayı tercih ediyorsun.
Ya Truva atını gerçekten devirmiş adam ya.
Sette tutup bayağı devirmiş onu yani.
Açılı sahnesi çok iyi.
Yani şey de güzel, tepe üstü de güzel.
Ya inanılmaz. Mesela bunları yaparken işte müzik konusuna girelim.
Sen mesela müziğin işte kimin yaptığını biliyorsundur zaten.
Peki o müzik nasıl yapılmış?
Normal çalgılarla mı yapılmış?
Yani çalgılarla değil ve şey adama da çalgı istemediğini söylüyor.
Ama bir yandan da şey düşünüyorum şimdi müziğin yanında.
Şimdi altyazılı izledim ben.
Hepimiz gibi aslında Türkiye'de izleyen.
Evet yani şey var. Çok günümüz İngilizcesiydi abi.
Yaşatmadı bana onu mesela.
O benim çok moralimi bozdu.
Yani bir yandan da şey düşünüyorum yani.
Hayvan gibi iyi bir iş yapıyorsun.
Yani özür dilerim biraz absürt bir terimle girdim.
Yani nasıl olduğu bilmiyorum ama.
Çok yaşadım ben de şu an.
Adam o kadar iyi bir iş çıkartmış ki.
Yani Ludwig Göransson diyorsun.
Ya adam şey 3000 yıl önceki çalgıları kullanmaya başlamış.
Hiçbir enstrüman kullanmadan. Kullanmaya başlamış ve şey mesela kamera arkası görüntülerde gördüğümü bilmiyorum ama arkeolojik kazılarda gözüken figürlerdeki müzik aletlerini kullanmaya çalışmış.
Çünkü de onun öyle istemiş.
Evet öyle istemiş ve onun dışında hissettikleriyle de ona göre ses çıkartacak materyallerle birbirine vurmuş mesela.
Tahteyi tahteye, demiri demire.
Yani bunu sen nasıl düşündün?
Sonra masada bunlarla uğraştın, ettin, didindin.
Adam resmen müzik arkeoloğu gibi çalışmış.
Bir de şöyle, ben aslında orada şeyi merak ediyorum.
Şimdi muhtemelen... Bence bir şey söyleyeceğim.
Müziğin Nolan'ı diyebilir miyiz?
Olabilir. Peki sence Hans Zimmer'la Nolan'ın arasının bozulması kötü mü oldu?
Yani sence bu müzik Interstellar'dan daha iyi bir müzik mi?
Daha tekniğe gir böyle.
Bence bir şey söyleyeyim mi?
Bence bozulması, bozulma gibi demeyelim de tatlı bir atışma gibi diyelim.
Yani çalışmıyorlar şu anda.
Bence iyi oldu. Şeyden dolayı da iyi olmuş olacak.
Rekabet iyidir ha. Yani Nolan diyor ki dostu dosta kırdırıyor.
Evet yani. Kendine iyi bir şey yaratıyor.
Bir sonrakinde ona o işi götürdüğünde yüksek ihtimalle şeyi alacak tuttuğunu koparan deriz yani.
Doğru aslında ya adam hani hep aynı müzisyen çalışmıyor ki tekelleşmesin.
Öyle diyoruz da son 5 filmin 6 filmin aynı görüntü yönetmeni.
Ya ama şöyle şimdi adam sonuçta Nolan'ın vizyonu da aslında aynı.
Hep mesela belli şeyler derdi bu arada.
Zamanla, uzayla, evrenle anladın mı?
Onlar var bir de şey var şimdi.
Abi hep Oscar oyuncusu ile çalışıyor.
Yani hiç Oscar'lık film yapıyor ama Oscar oyuncusu ile yapıyor.
Hiç şey yapmıyor mesela. Bir NB'ye baksan Nuri Bilge'ye.
Adam... Yani Oscarlık oyuncu çıkartıyor, birisi de Oscarlık film çıkartıyor.
Ama bir şey diyeyim, bence Nebelecan'ın yaptığı daha çok saygıdeğer bir şey.
Çünkü bu sayede No Name ya da çok göz önünde olmayan tiyatro oyuncularını daha çok izliyoruz.
Ama No Name'de Netflix'te rastgele bir romantik komedide karşı çıkan oyuncuyu alıyor.
Onu mesela diyorsun ki ya bu hani düne kadar ucuz romantik komedilerde oynayan, çok bilinen ama hani böyle hiç böyle Oscar akademisi tarafından değerli görülmeyen bir adamdı.
Hani bunun içinden böyle bir oyunculuk çıkabiliyorsa niye yıllardır hani bu adam böyle bir iş yapmıyor diyorsun?
Ya o da var. Ben bir yandan da şeyi düşünüyorum şimdi Nolan gibi bir adamın geçmiş hikayesi de çok garip mesela.
Sinema okullarına alınmıyor.
Kaç okullar reddemiş mesela? Evet adam mesela İngiliz Edebiyatı mezunu ve şey işte orada okurken zaten eşiyle tanışıyor.
Ondan sonrası işte hani hep böyle sinema setlerinde çalışıyor.
Yani oralardan buralara geliyor aslında.
Ve yani mesela şu an geldiğimiz noktada işte bu Odyssey'nin setinde mesela kendi dört çocuğu farklı birimlerde çalışmış.
Muhtemelen hani kendi işte vizyonunu onlara devredecek.
Ama işte o dört çocuğu mesela biri müzisyen olacak işte ya da işte dizi müzikleri, film müzikleri yapan bir müzik arkeolu olacak mesela.
Biri işte atıyorum kostümde çok iyi olacak.
Biri işte yönetmenlikte iyi olacak.
Yani hani şey gibi biraz hani kendi olan bütün nitelikleri dört çocuğa dağıtacak.
Belki o dört çocuğu bir araya gelip bundan 20 sene sonra başka bir şey yapmış olacak.
Sapırsızlıkla bekliyor olacağız o 20 seneyi.
Mesela bu Ludwig Göransson şöyle bir şey yapmış.
Tarihçelerle bir araya gelip antik metinlere dayanarak tarihi çalgıları yeniden üretmiş ve kendisi çalmış.
Hani böyle bir ekip kurup bunları da çaldırmamış.
Ve antik Yunan'dan bildiğimiz Aulos ve klasik Lir bu sürecin merkezindeymiş mesela.
Çok tuhaf değil mi ya?
Ve ben mesela bundan en çok şeyi merak ettim.
Hadi Nolan böyle bir işte direktifte bulunuyor.
Belki ben böyle bir müzik istiyorum.
Bunu da hani sen yapabilirsin.
Senden hani bunu bekliyorum.
Bana işte 15 günde bunu üret dedi mesela.
Adam bunu dediğinde acaba elinde sahneler var mıydı?
Yok muydu? Çünkü şey mesela ben Toyga Işık'tan işte Aşk Memnu'yla ilgili yaptığı müziklerin hani oluşum sürecini hep dinledim.
Adam neydi? Yani benim evimde sadece iki bölümlük senaryo vardı.
Ben de karakterleri öngörüp hani kitabı okudum.
Zaten bir işte şey edebiyat eseri ya Aşk Memnu'da.
Hani kitabı okudum. Uyarlama olduğu için kitaptan.
Aynen yani işte kitabı okuduktan sonra hani kendi gidebileceği yöne göre şey yaptım.
Gerçekten tesadüf falan tam yerine oturdu bazı şarkılar dedi.
Ama acaba bu adam bunu böyle mi yaptı?
Çünkü sen mesela Nolan olsan filmin bitmiş halini bir kendi hani müzik arkeologun da olsa kendi birlikte çalıştığı adamı izletmezsin bence.
Çünkü o adamı bile merak etmesini sağlarsın.
Yani zaten Nolan dediğimiz adam birazcık da teknolojiden uzak bir adam.
Evet bilerek bunu yapıyor aslında.
Evet yani kendini kör etmemek için yapıyor bu konuda.
Ve şey mesela... Sette telefon kullanmak yasakmış.
Sette telefon kullanmak yasak.
Kitap okuyorlar. Şeyi hatırlıyorum.
Hangi filmdi unuttum?
Thor'u canlandıran kimdi?
Chris Hemsworth. Ha Chris Hemsworth'a şey mail atmak yerine birebir rol teklifi için adam uçağa biniyor kalkıyor gidiyor ve rolü anlatıyor adama.
Mesela sen bunu yapıyorsun abi bir yandan da.
Ama bu da mesela adama kendini daha değerli hissettirmiş olabilir.
Yani şeyi düşünüyorum mesela.
Gidip de yani izletmez.
Bence yani hikayeyi öğrenmesini istedi.
Hissettirmek ve yaşatmak istediklerini söyledi.
Ve dedin ki bence senaryonun bir kısmını ya da hani belki tamamını vermiş olabilir.
Ama izletmemiştir bence de.
Bir de şimdi normal vizyonu düşündüğümüz zaman senin eline verdi atıyorum.
150 sayfa, 300 sayfa senaryo verdi sana.
De ki hikaye bu dedi. Bana bir müzik üret dedi mesela.
Yani işte şartlarını da söyledi.
Sen mesela Nolan'ı düşününce ben hani senaryodan tatmin olmam ya.
Çünkü onun hani oradan neler çıkarabileceğini bilmiyoruz.
Bir de şimdi yazıldığıyla sahadaki olay çok farklıdır her zaman.
Evet. Mesela Agamemnon'un sahnelerinde işte önce Odise'yi görüyoruz.
Sonra gittikçe Agamemnon yükseliyor ya hani kamera yukarıya doğru gidiyor.
Adam küçülmeye başlıyor. Matt Damon'un oynadığı başlıyor.
Mesela o da bir tercih ama müziği oraya nasıl yedirdin mesela sen onu?
İşte ya bence şöyle bildiğim kadarıyla alternatifler de yapılıyor yapılırken.
Birazcık da masalarda bitiyor iş aslında.
Hani ses miksajı dediğimiz konuda birazcık da orada deli deli giriyor.
Ona göre keserek ve arttırarak ilerlediğine inanıyorum ben şahsen.
Ama şey mesela asıl olayı burada o anı hissettiğin duyguyu nasıl o sesle verebildin?
Peki kendi yaptığın işe sınan... Yani hissiyatı ses belirler ya birazcık da.
Evet evet. Mesela o çok farklı bir boyut.
Sen bunu derken de şeyi aklıma geldi mesela.
Abi birebir diyalogda adamlar ayna teknolojisini, ayna tekniğini diyeyim daha doğrusu kullanmış ya mesela.
IMAX kamerası benden daha büyük, bizden daha büyük değil.
Yani kocaman bir şey. Yani tamam hani bunu minimize etmişler ama arkadaşlar bunu minimize ettiklerinde de yani ufak bir şey değil yani.
Çok ağır. Hem ağır hem büyük.
İşte dinleyicilerimiz belki bilmiyordur hani tekniğini bilmeyenler için söyleyelim.
Şimdi IMAX kameraları büyük olduğu için oyuncular karşılıklı sahnelerde birbirlerini göremedikleri için kamerayı da bir ayna teknolojisi yapmışlar.
Yani oyuncu aslında konuşacak kişiyi görüyor ama hani o kişiyi kanlı canlı görmüyor.
Yani onun aynalamasını görüyor.
Aslında bir aynaya karşı konuşuyorlar.
Bu da ikili diyaloglarda hani göz kaymasını ya da oyunu verememesini engellemiş oluyor bu şekilde.
Yani bunu yapmasa mesela, bunu da düşünmese mesela.
Oyuncu oyununu veremese iki tekrar dağılsa Allah bilir neler olur.
Ya maddi olarak çok şey olur o net yani.
Elinde çünkü filmler var filmler bitiyor.
Bir de sadece 3 dakika çekebiliyor zaten.
Birçok sahne çok uzun değil.
3 dakika olduğu için çekemiyor zaten uzun uzun.
Ya şey zaten benim fark ettiğim en uzun olan sahne bu kapıyı açtıkları sahne var ya işte büyük bir savaştan sonra turbanın kapılarını açıyorlar.
En uzun sahne o herhalde.
Benim de gördüğüm kadarıyla...
Yok ya en uzun o. Yani ona yakın bir iki tane var.
Son final sansa olabilir. Ya final sansa Robert Pattinson beni öldürdü ya.
Yemin ediyorum sen de hadi ne kadar vampirdin.
Sen ne ara bu kadar iyi oyuncu oldun ya.
Gerçekten ben öldürmek istedim adamı artık.
Ama yani şeye hissediyorum mesela.
Nolan'la çalışan oyuncular artı bir artı iki geliyor abi.
Geliyor. Şey olarak geliyor hissediyorlar.
Bence oyuncu Hem oynayacağı role saygısı ayrı ama Nolan'a saygısı daha ayrı.
Kesinlikle. Çünkü şey mesela, adama o kadar iyi bir şey vermek istiyorlar ki.
Yani bu arada bence seçtiği oyuncuların hepsi çok iyi oyuncular değil.
Ama o kötü oyuncuların içindeki iyiyi yaratabiliyor, çıkartabiliyor yani.
Bir de oyuncular strese giriyor ya biraz.
En iyisini oynayayım, bir anda kadrodan çıkartabiliyor.
Çünkü adam manyak. Adam öngörülemiyor.
Kamerada bunu yapan, kurguda bunu yapan sana neler yapmaz o sette.
Yani bence kesinlikle NBC'nin adı çıkmış yani.
Nolan'a bir set hayal etsene sen.
Ya ben bu arada hayal etmek isterim de şimdi Nolan'a mesela yok o anlatamazsın bence ya.
Yani şey olarak düşünüyorum bunu.
NBC'ye belki anlatabilirsin hani Türkiye çatlarında yok ama ben Nolan'a desene.
Abi bunu yapamıyoruz dediğini düşünsene bir de.
Adam diyecek ki ya kardeşim yapımcı buldum.
Yönetmen olarak ben buradayım.
En iyisi görüntü öğretmenini buldum.
Ne olmuyor artık? Yani tam olarak onu demesinin dışında şey de olabilir mesela.
Türk mantığıyla bakıyoruz tabii buna gülelim diye de.
Yani iş ciddi bir iş.
Orada her şey provalar, günler, aylar, yıllar önce yapılmış.
Sette bu arada aksaklık çok normal bir şeydir.
Bizim setlerde en çok tercih edilmemizden sebep de şudur arkadaşlar.
Hani hep aynı kişilerle çalışıyoruz deriz ya.
Onun kriz anındaki yönetimidir aslında.
Hani Nolan'la bir sette olduğumu düşünüyorum.
Nolan'ın beni tercih edebilmesi için ilk önce onun sorun yaptığı şeyleri o fark etmeden benim yoluna koymam lazım.
Ya da 2000. Onu yapabilir miyim onu düşünüyorum ilk önce.
Şimdi yani bu da çok zor bir şey.
Öngörülemeyen bir adamla çalışmak.
Kendi işin açısından düşündüğüm mesela işte D.I.T.
dediğimiz şey mesela bu işin nasıl yapılmış olabilir?
Çok uzun sürmüş olması lazım.
3 dakika çekiyorsun ya hepsini.
3 dakika. 3 dakika çekiyorsun da o filmi alıp işlemesi.
Bu arada 18K görüntüler.
Abi. 18K.
Biz ki televizyonlarla bile 4K'ya yeni yeni geçiyoruz.
Geçemiyoruz ki. Yani birçok televizyonda uygun değil zaten.
Televizyon destekliyorsa özde kanalı destekleyemiyor ki abi.
Hangi kanalı 4K olarak? Ya yine aslında hani 4K'ya para da verse aynı şeyi izliyorsun aslında.
Ya evet yani. Bir de şimdi şöyle bir şey var.
Yani arkadaşlar hani bizi dinleyen.
Kardeşlerimiz, abilerimiz, ablalarımız artık ne diyeceksek orayı bilemedim ama şimdi 720p'den 1080'e geçerken bir olay oldu.
1080'den 4K'ya geçerken ayrı olay.
Şimdi Open Gate dediğimiz bir teknoloji var.
Open Gate'de şey oluyor mesela. 3.2 kare boyutunda çekiyorsun.
Kayıpsız içinden dikiye ve yataya kesebiliyorsun.
Şimdi aslında IMAX'de çekerken de bu teknolojiyi kullanıyor bir nevi.
Daha ultra versiyonu kullanıyor ayrı.
İstediği gibi onun için içinden kesip alıp yapıştırabiliyor her yeri.
Öteki türlü hani şu an bizim televizyonlardaki istediğimiz boyutta çeksin bakayım.
Herhangi bir işi çekelim.
Şey deriz yani bu ne abi biz bunu istiyoruz deriz yani.
Böyle bir boyuta geliyor. Bu arada ben gerçekten şeye çok şaşırdım.
Bu filmde gördüğümüz dev Las Vigonlar var ya hani devler böyle farklı sahneler görürüz.
Bunları hiç de CJ kullanmamış bu adam.
Bunun yerine zorlanmış perspektif adı verilen klasik sinema tekniğine başvurmuş.
Yani bu canavarları, devleri canlandıran dublör oyuncuların tamamı 2.13 metrenin üzerinde.
Ya bunun için senin oyuncu bulman lazım.
Anladın mı? Hani o kadar inatçısın ki CGI kullanmayacaksın, VFX kullanmayacaksın, görsel işte efekt.
Ve diyeceksin ki hani ben bu boyutta oyuncu istiyorum.
Yani tüm dünyada arasan kaç tane bulabilirsin ya?
Hadi buldun abi. Onları oraya nasıl getirdin?
Bak getirdin, istediğin oyunu nasıl aldın?
3 dakikalık film süren var.
Odyssey'in bu gemideki mürettebatını canlandıran dublörler ise yaklaşık 1.52 metre boyundaymış.
Bu sayede devler ekranda çok daha büyük ve heybetli görünürken diğer insanlar onlardan daha küçük gözükmüş aslında.
Matt Damon da kendi dublörünün gördüğü en güçlü kolları sahip bir kadın olduğunu söylemiş ve bunun üzerine tabii espri yapmış adam.
Demiş ki filmde gördüğünüz kolların neredeyse %100'ü benimkilerdi diyebilirim ama dublörümde hakkını teslim etmem lazım demiş.
Yani Matt Damon'ın kendi dublörünün kadın olması.
İşte abi bu da çok garip bir olay bu arada.
Mesela Nolan'a birçok insan cinsiyetçi diyor.
İşte hatta bu meşhur bir bütün oyuncuların ve yönetmenlerin girdiği bir oda var ya görmüşsünüz şey film seçtikleri.
Nolan oradan gidip gidip hep erkek yönetmenleri seçiyor.
Millet de demiş ki işte sen ne kadar cinsiyetçisin falan demiş de.
Yani aslında Nolan aslında çok da böyle hani detaylı ve analize edilebilecek bir kadın karakter görmüyoruz herhalde ya.
Ben hiç denk gelmedim. Mesela Interstellar'ı bile hep böyle erkek üstünden gidiyor aslında.
Hani oradaki olay işte Inception'da falan hani bir kadın var ama hani hiç kadının muhtemelen...
Hep bir destekleyici bir kadın var yani.
Yani hiç tam bir şeyi göremedik kadın altında yani.
Yani bilmiyorum ilginç bir durum ama yani mesela şu teknolojide yani düşünsene Tom Holland gibi bir oyuncu bile yani şu şekilde karşısında hani Dave'le konuşurken adam ekrana bakıp konuşuyor.
Yani bu ne kadar mantıklı ki?
Ama şimdi bu aslında filmin bizim sanat açısından çok mantıklı bir yönü oldu.
Odise'nin IMAX seyirci payı %17'ymiş biliyor musun?
Açılış hafta sonunda 225 bin seyirciye ulaşmış ve Türkiye'deki 11 IMAX salonunun koltuk kapasitelerinin tamamını doldurmuş.
31 bin seyirci filmi IMAX salonlarında izlemiş.
Bu sayı toplam hafta sonu seyircisinin yaklaşık %17'sine denk geliyormuş.
Düşün. Küresel açılışı 264 milyon.
Bizim bunu kaydettiğimiz gün.
Ya IMAX hasılatı 51.8 milyon dolar.
Şimdi sence harcanan paranın karşılığını aldı mı adam gişede?
Onun istediğini mi soruyoruz acaba?
Yani bence senin ulaşmıştır da çünkü kaç katı daha fazla bir kar elde etmiş oldu.
Ama sende daha fazlasını mı hedefliyordu gişede?
Şimdi şöyle bir şey de var.
Bu işe yapımcı bulabilmek de bir mesele.
Ama sen ne olun olsan yapımcı bulamaz mısın?
Ya bulursun. bulamazsın değil Nolan olsan.
Ben zaten bu yapımcının tek bir kişi olduğunu da inanmıyorum.
Muhtemelen birkaç tane hani şey iş adamından oluşuyordur yapımcılar listesi ama yani Nolan kendisi de yapımcı olmuştur bu arada.
O da seviyor böyle işlere kendisini sermaye koymaya ama.
Ya seviyor zaten o da güven veriyor insanlara bir yandan da.
Sen zarar edeceğine hiçbir işe girmezsin mantığıyla.
Ama şey var bu arada bir yandan hani haslat çok iyi bir haslat.
Daha iyisi olacak mı? Olacak da.
Net yani. Zaten birçok salonda Eylül ortasına kadar hem ülkemizde hem de yurt dışında salonlar dolu.
Yer yok ki abi gidemiyoruz ki.
Ya bir de şöyle bir şey var.
Bizim salonlarımız hani perde olarak IMAX'e göre yapılmamış.
Bir yandan koltuk dizaynı olarak da IMAX'e yapılmamış.
Yani biz çok uydurma salonlarda şeyler izliyoruz.
3D'nin çıktığı zamanlarda insanlar aaa yapıyordu.
Hatırlıyorsun saçma sapan bir gözlük yürüyordu falan.
Evet ya ne kadar saçmaydı.
Alın abi görün şimdi. Teknoloji.
Ama bir şey diyeyim mi? Artık şey hani Nolan'a öyle bir şey yarattık tüm dünyada.
Artık hani insanlar sırf ben onu Nolan istediği gibi izledim demek için bile gidiyor mesela.
İçerikten bağımsız. Yani sadece hani sosyal medyada görüyor ya.
Benim de bir fikrim olsa gidiyor.
Şey mesela ne Yunan mitolojisi okuyor, ne Odessa destanlığı hakim, ne Homeros okumuş hayatında ama gidiyor yani adam.
Sırf popüler diye bile gidiyor mesela.
Popüler kültür ayrı.
Bir de şöyle de bir şey var.
Şimdi bu kadar ciddi bir işin...
izlenmesi bence lazım.
Bir de şu an son yıllarda bence çok iyi bir işle çıkmıyor.
Sinemada altında bunu söyleyeyim.
Yani ülkemizde ya da dünya çapında diyeyim.
Bilmiyorum gerçi izlediğimiz tarzlarla da değişiyor ama yani hangi işe para harcanabiliyor ki şu ekonomi krizde?
Bu aslında tüm NİHA için böyle.
Evet yani o anlamda diyorum ve aşırı derecede bir olay var ve hikaye izlenilecek bir hikaye.
İzlenilmeyecek bir hikaye çekmiyor adam zaten.
Bu arada hikaye demişken hani birçok böyle şey tabii ki işte mitolojiyle ilgili çalışan işte akademisyenler, tarihçiler yani dediler ki hani işte bu aslında eldeki destanı uymuyor.
Yani hani genel çaplarıyla uyuyor ama hani özel eğerinde işte mesela 7 sene bir kadınla bir adada yaşaması, ona kadına sürekli lotus yedirmesi.
Kadında bu arada tam büyücü tipi var.
Bak bir o kadın beni çok ürküttü bir de bu domuza çeviren kirke.
Ya şey mesela hani bunlara baktı işte orijinal destanda işte...
Odise hepsiyle mesela işte sevgili olmuş bir sene yanında yaşamış birlikte yiyip içmişler.
Biz bunu senaryoda hiç görmüyoruz.
İşte acaba sığdıramadı mı diye düşünüyorum bir yandan da.
Abi 3-4 saatin gidiyor filme ya.
Ama mesela birçok insan demiş ki işte film atıyorum 3 saat değil 2 saate düşse bir şey kaybetmez.
Bence fazla uzamış demiş birçok insanda.
Ya bence ya ben çünkü öyle düşünmüyorum ben.
Bir yandan da şöyle düşünüyorum. Şimdi ben kullandığı izlerken bir yandan o ne güzel sahne değil diye izliyorum.
Bir yandan da bunu nasıl çekti diye kafamı yoruyorum.
Hani kendim şeyinden dolayı, sektörden dolayı.
Bir yandan da şey oluyorum mesela.
Kullandığı ışık tekniğine bakıyorum.
Kamera açısına bakıyorum.
Hareketine bakıyorum. Oyuncunun verdiği oyuna bakıyorum.
Hani ileride kendi işlerimi yaptığımda kendi işlerimi de yapıyorum da.
Orada bunların hepsi benim için de bir deneyim ve şey olduğu için.
Merak ediyorum ve ona göre izliyorum.
Hani benim için fazla sahne...
Hikayenin bütünlüğünü saçma sapan bir yere çeken bir şey olsa dedikleri doğru bence.
Mesela Travis Scott.
O hikayede bir değinir misin?
Eğer detayını biliyorsan.
Ya detayını hani haber mi denir artık ona?
Sosyal medyada okuduğum kadar var ama.
Ya adam 35 saniye gözüksün diye.
Evet yani olayı anlayamadım ben mesela.
Şeyi de anlayamadım mesela. Ciddi bir maliyet bu arada.
Ve şey mesela kime insandı?
Beni etkilemedi mesela.
Ya işte bu tamamen anlatılış ve senin onu nasıl algılayış şeklinde alakalı ya.
Kim insan demiş ki hani o dönemde siyahi insanlar yoktu hani.
Bunu işte ırkçılık için söylemiyorum.
Hani gerçekten destanda böyle bir hani anlatım yok.
Neden bu kadar çok hani sanki böyle şey Netflix işte HBO Max işi izliyormuş gibi niye her yerden siyahi fışkırıyor demiş.
Ya o var. Bir yandan da şeyi düşünüyorum şimdi.
Düşünemedim dur. Evet, birinci partın sonuna geldik.
Umarım buraya kadar sizi sıkmamışızdır.
Buraya kadar dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Haftaya çıkacak bölümlerimizde bu bölümün ikinci partını da lütfen takipte kalın ve Cuma günkü çıkacak bölümümüzde dinlemeyi unutmayın.
O zaman Cuma günkü bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
