
12. Bonus: Nuri Bilge Ceylan Filmleri Politik Mi ?
17 Haziran 2026 · 33 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde üniversiteden hocamla politik filmler ve filmlerin anlamları üzerine konuştuk.
Aziz Barkın Kadıoğlu Hocama geldiği için çok teşekkür ederim.
İyi dinlemeler herkese.
Transkript
Herkese merhabalar. Vizyonda yayınlanan yeni bonus bölümüne hoş geldiniz.
Bugün üniversitenin hocam Aziz hocamla birlikteyiz.
Kendisi sınav televizyon bölümü de akademisyen olarak görev yapıyor.
Hoş geldiniz hocam. Hoş bulduk.
Merhabalar İlker'ciğim. Nasılsınız?
Hayat nasıl geçiyor? İyiyim.
Teşekkür ederim. Yani sinemayla yaşıyoruz.
Takip etmeye çalışıyoruz her şeyi.
Şimdi de büyük bir heyecanla karşındayım.
Yani sorularını, merak ettiklerini bekliyorum cevaplandırmak için.
Vallahi hocam size soracak çok fazla sorum var.
Bunu daha önceki bölümlerde de konuşmuştuk aslında dinleyicilerimle.
Şöyle ki bugün sizinle festival konuşacağız.
İşte festivaller dünyada nasıl ilerliyor?
Bizim festivallere seçilen filmlerimiz neden hep aynı tür oluyor?
Aslında biraz bundan bahsedeceğiz.
Öncelikle sizin her sene kaçırma takip ettiğiniz ülke içinde olur dışında olur bir festival var mı?
Direkt ihaleyi yüksekten açayım.
İşçi Filmleri Festivali'ni özellikle çok seviyorum.
Hem benim yüksek lisansta hem de doktorada çalıştığım konularla bağlantısı nedeniyle özellikle politik sinema bağlantısı nedeniyle ve ülkemizde yapılan en önemli işlerden biri olduğunu düşünüyorum.
Hem yaygın olması açısından hem de başka bir sinemayı bize göstermesi açısından.
kritik olduğunu düşünüyorum. Ya bunun dışında tabii ki hani bir sinemacı olarak elbette ki Oscar'a, işte Kana'a ve ne diye mutlaka bir bakıyoruz.
Ama işte biraz aslında tartışmamız gereken şeyler.
Herhalde niye oralara bakıyoruz?
Oralara bakmak gerekli mi?
Bakmaksa ne olur? Hani sinemacılığımız düşer mi?
Bunlar da aslında beraber cevaplandıracağımız sorular.
Bizim üzerine düşündüğümüz şeyler.
Peki öncelikle şunu sorayım.
Önümüzdeki ay kan var.
En son tartışmalı bir Oscar'dan çıktık.
Yani sizce sizin akademik bakış açınızdan Oscar mı daha çok sinemaya etkiliyor?
Oscar'da ödülü olan filmler mi yoksa kandan geçip iyi eleştirileri olan filmler mi?
Yani öncelikle bunu cevaplandırabilmek için şeye bakmamız gerekiyor.
Ödül mekaniği, sanatta özellikle ödül mekaniği ne?
Yani bir festivalin bir filme ödül vermesi özellikle Oscar'ın ya da Cannes'ın ya da diğerlerinin ana akım festivallerinin bir filmi kıymetli yapıyor mu yoksa bu işin içinde başka bir şey mi var?
Bunu her zaman bir mesafe koyup düşünmek gerektiğini düşünüyorum.
Yani tabii ki etkiliyor. Özellikle Oscar, Hollywood endüstrisinin, Hollywood sinemasının merkezi olduğu için bizler için çok önemli takip etmek.
Ama bir yandan da aslında bunlar kültür endüstrisinin, yani Adorno'nun bize hatırlattığı şekilde kültür endüstrisinin ürünleri.
Büyük büyük şehirlerde işte ünlü modacıların diktiği kıyafetler, işte olaylar, tartışmalar, Will Smith sahneye çıkar ve tokat atar gibi aslında çok Amerikan kültürünün
bize gösterdiği şeyler bu.
Bunlar bu yüzden de hani bu festivallere bakarken de bir iki kere daha düşünmek gerekli olduğunu düşünüyorum.
Tabii ki önemli. Tabii ki takip etmek gerekiyor ama en başta dediğimi hani yine en sonunda söyleyeyim.
Bir filme verilen ödül her şey mi?
Ya da filmi iyi yapan şey belli bir jüriden onay alıp...
Olur alıp geçmesi mi?
Yoksa bu bir filmi aslında sınırlar mı?
Bu da tartışmalardan bir tanesi.
Mesela en son Oscar'larda Honor'a ödül aldı.
8'de aldı, ödül aldı.
Bağımsız film olduğu için çok sevildi.
Bence çok basit bir hikayedi mesela.
Onun 8'de aldığı bütün bir Oscar'cı tarafından ödüllendirmesi iyi olduğunu mu gösteriyor?
İşte bu. Zaten düşünmemiz gereken bir şey.
Şimdi biz bugün sizinle daha aslında yerel bir şey konuşacağız.
Daha bizimle alakalı bir şey konuşacağız.
Son yıllarda yani son 10-15 yıl diyelim Nuri Geceli'nin yaptığı filmleri daha çok kana seçiliyor.
Daha çok bizden seçkiye giriyor.
Kültür ve Turizm Bakanı'ndan daha çok ödenek alıyor.
Yani diğer sinemacılara göre şansı daha yüksek ve niyeyse şöyle bir durum var.
İşte Nuri Geceli'nin yaptığı ise kesin ödül alır, kesin seçilir.
Kesin işte Fransa'ya kana gider.
Kesin işte bir şekilde hani Türkiye'nin Oscar adayı olarak çıkabilir diye.
Sizce Nuri Geceli'nin...
Çok mu iyi film yapıyor yoksa ödül mantığını mı çözdü yurt dışındaki?
Yani buna hani bir ne çok boyutlu düşünerek bir cevap vermek lazım.
Şey diyemem kendi adıma.
Hani Nur Bilge Ceylan işte kötü yönetmendir ya da kötü film alıyor buna rağmen.
Ödül alıyor işte bunun peşinde diyemem.
Tabii ki yani sinematografisi çok güçlü.
Özellikle 12 Eylül sonrası Türk sinemasının ayağa kalkmasında.
O işte 24 Ocak. kararları, senin de bildiğin Türkiye'nin Hollywood endüstrisinin açıldığı kararlardan sonra önemli yönetmenler arasında aslında işte Zeki Demir Kuduzlar'la beraber Yeşim Ustaoğlu, Derviş Sahip bunlar aslında Türk
sinemasının bir dönem tekrar ayaklandıran, yaşamasını sağlayan yönetmenler.
Ama bir yandan da bakarsak aslında uyumlanan da yönetmenler.
Çünkü az önce söylediğim gibi işte o 84-24 Ocak kararlarından sonra fon bulamayan Yönetmenler genelde Avrupa Euro imaj fonlarına yöneliyorlar.
Avrupa sinemasından, Avrupa işte televizyon kanallarından gelen fonlara yöneliyorlar.
Şu anda bile mesela bir Emin Alper filmini açtığımızda, bir Nuri Bilge Ceylan filmini açtığımızda görüyoruz.
Bir yanda işte İtalyan devlet kanalı Ray'nin, işte Fransa'nın birkaç böyle kanalın sponsor olduğu, fonladığı çok açık.
Burada da işte yine tartışılması gereken şey bizim sinemamız ne?
Yani... Türkiye'de aslında ne izleniyor, vizyonda ne var da biz onu kendi sinemamız olarak görüyor muyuz?
Yoksa bizim için sinema işte nuru bir geceyle dışarıda gözüktüğü gibi ve işte devamı yok gibi bir şey mi?
Ben buna biraz şöyle inanıyorum açıkçası.
Yani hem yüksek lisans hem doktora da işte eğitim süresince senin de yani aldığın dersler boyunca biz şeyi gördük aslında.
Ya yönetmenler ne yazık ki bu iş çok büyük bir maddi iş olduğu için.
Hani ekipmanlar pahalı, ışık pahalı, oyunculuk işte şey osu busu.
Ya bir sürü gider kalemi olduğu için bir şekilde o gelire şeye ulaşmak zorunda.
O fona, o desteğe ulaşmak zorunda.
Bu da dolayısıyla bence biraz şeyi getiriyor.
İstenene göre iş yapma.
durumunu getiriyor. Yani mesela ne diyebiliriz?
Batı bizden nur bir geceyle filmi görmek istiyor.
Mesela Recep İvedik ya da işte aslında Türkiye'de vizyonda olan ve çok izlenen diğer filmleri yani popüler sinemasını görmek istemiyor.
Doğru mu sence? Bence doğru.
Mesela bugün bir işte babam ve oğlumu çeksek, bugün çeksek ve çağınırmak kadar iyi bir yönetmenliği hani bunu kendi vitrinimize çıkarsak bile yani bizden onu istemiyor yani.
Ki belli bir noktaya kadar hoşlarına gidebilir ama hani eninde sonunda daha böyle duygusal bir yere dönüyor ya.
Aslında... Genelde bizden istedikleri şey oluyor ya, ülkenin aksayan yönleri, kötü taraflarını anlatan filmler.
Yani bu da şeye geliyor, biz batıya güzel gözükmek için kendimizi kötülüyoruz bazen.
Ve onların istediği şeyi yapıyoruz.
Aslında uyumlanma dediğim bu.
Yani biz kendi özgün işlerimizden ziyade bir gözümüz her zaman orada.
Bizden ne istiyorlar, biz onların gözüne nasıl gireriz, ne anlatırsak, anlatımızda ne olursa.
Kimleri oynatırsak tırnak içinde mesela.
Nasıl bir senaryo olursa oradan okey gelir bize diye düşünüyoruz.
Bunun içinde aslında bir kavram var 70'lerde 80'lerde tartışılan.
Günümüzde de Yeditepe'de hocadır Lalehan Öcal.
Onun da festivaller üzerine çeşitli çalışmaları var.
Türkiye'den de hani... belli çalışmalar var.
Festivalizm kavramı diye bir şey söylüyor bize İlknur'cuğum.
Yani bu festivalizm ne? Aslında bu film festivallerinin temelde kültür endüstrisinin birer parçası olduğu ve o büyük şehirlerin işte şahşalı şehirlerin aslında sermayenin kendine alan açması için yerler
olduğu. Yani sponsorlara bakıyorsun işte Oscar'a, Cannes'a, osuna busuna büyük firmalar az önce dediğim gibi işte kim ne giydi?
İşte Louis Vuitton'dan mı giydi?
Oradan mı giydi? Elbisesiyle şok etti.
Yani böyle alanlar aslında sermayenin hani o elinin kolunu uzandığı, her şeyi belirlediği yerler.
Festivalizm şunu da getiriyor beraberinde.
Madem böyle bir sponsorluklar var, madem işte böyle bir imkan var tırnak içinde.
E o zaman oranın isteğine göre bir şey yapma kaygısını ortaya çıkarıyor yönetmenler için.
Özellikle bu şey için geçerli.
Yani batılı yönetmenler böyle bir derde sahip olmayabilir.
Örneğin mesela Kavrus Maki hiç umursamaz.
Yani kan da ödülü de almıştır, onu da almıştır, bunu da almıştır ama hani...
Yaparken dalga geçer.
İşte kırmızı halıda dans eder.
Tap dance yapar. Ama bizim için arada kalmış bir ülkenin evlatları olarak Türkiye için özellikle ne yazık ki böyle bir özgürlük imkanı yok.
Biz de o festivalizm kavramıyla beraber düşündüğümüzde aslında tekrar tekrar en başından beri söylediğim şeyi görüyoruz.
Batının bizden istediği şeyi yapıyoruz.
Yani politik anlamda da böyle işte Emine Alper hani kurak günler olarak düşün.
Yani tırnak içinde aslında suya sabuna çok da dokunmayan.
Evet bir olguyu tartışan ama hani çözüme dair ya da ne yapılacağına dair çok bir şeyler söylemeyen.
Böyle kadük filmler ortaya çıkıyor.
Yani Nuri Bilge Ceylan'da da bu.
Yani çok konuşkan karakterler şeyi tartışıyorlar.
İşte aydınlanmaya tartışıyorlar gerek.
Din üzerine tartışıyorlar.
Türkiye üzerine tartışıyorlar ama biz en sonunda izlediğimizde kalıyoruz.
Ve işte Kaan da 20 dakika ayakta alkışlandıya dönüyor mesele.
Dediğim gibi yani bu iş biraz tabii ki...
Oranın maddi şeyine ihtiyaç duyduğu için yönetmenler, o desteğe ihtiyaç duyduğu için böyle bir yola gidiyor.
Ama bir yandan da çok tartışma konusu.
Neden? Yani başka bir şey yapılamaz mı?
Başka bir şey üretilemez mi?
Var örnekleri. Yani üçüncü sinema var, işte başka şeyler var.
İlla festivallerde mi yarışması gerekiyor filmlerin etkileyici filmler olması için?
İlla oralardan ödül mü alması gerekiyor?
İlla Türkiye'yi tartışacak filmlerin belli bir kalıpta mı yapılması gerekiyor?
Aslında senin sorduğun sorunun cevabı ve üzerine düşünmemiz yani sen de bir sinemacı olarak üzerine düşünmemiz gereken şeyler.
Biz niye böyle yapmak zorundayız?
Bu bir zorundalık mı? Bizim de ana tartışmamız bu aslında.
Bence de bir de şimdi günümüzde sinemanın ne kadar pahalı bir sanat olduğunu düşünürsek, maddi olarak ne kadar güçlüysen, ne kadar çok yapımcın varsa aslında seçebileceğin senaryoda o kadar çeşitlenmesi lazım.
Ama Noem G. Ceylan tam tersi.
Hep doğuda çekiyor, hep ülkenin uzak bir köşesinde mahvolan öğretmenler, mecburen şark görevine gitmiş emniyet mensubu, öğretmen, doktor hep onları izliyoruz.
Ve bir kadın olarak beni şu durum çok rahatsız ediyor.
Emine Alper'in kurak günlerinde de vardı.
Hep böyle tacize uğrayan bir kadın var.
Mesela en son Deniz Celiloğlu'nun oynadığı karakter Kurotlar filminde işte öğrencisine karşı yanlış bir harekette bulunduğum bütün film boyunca biz aslında bunu sorguladık ki.
Hani adamla kenken deyik ya o benim öğrencim diye düşündü başta.
Sonra deyik ki hani bu insanlar fazla işte muhafazakar onlara göre fazla mı davrandım dedi.
Yani biz mesela hani bu ülkesi sadece bundan mı ibaret?
Aslında değil. Böyle olmaması gerekiyor.
Tabii ki bundan ibaret değil ama biraz şeyle de alakası var bence bu durumun.
Yani şimdi sinemada belli şeyleri gösterebilmek, belli şeyleri de gizleyebilmek gerekiyor.
Yani sinema evet bir gösterme sanatı, gösteri sanatı.
Tabii ki görsel bir sanat olduğu için ama aynı zamanda sinema göstermeme sanatı da.
Şimdi bizde şöyle bir sıkıntı oluyor.
Yani Türkiye genelinde...
Bana kalırsa sanatta da hani Türkiye'de de belli bir kurma süreci olduğu için.
Yani artık soyutlayamıyoruz.
İşte sembolizmlere dair hani düşünemiyoruz.
Normalde çünkü başka şekilde yansıtırsın.
İlla bir kadının tacize uğramasına gerek yoktur değil mi?
Mesela bir toplumsal meseleyi anlatmak için.
Ya bunun en iyi örneklerinden bir tanesi şeydir.
Mesela Angela Pelosi bunu yapar.
Yani şeyi göstermez örneğin.
hani bir tacize uğrama, tecavüze uğrama sahnesini göstermez, onun şokunu başka şekilde yaşatır.
Bizde biraz dediğim gibi o soyutlama eksikliğinden dolayı muhtemelen böyle kör göze parmak gibi artık şeye dönüyor.
Yani karakterler de fark edersen üç boyutlu karakterler değil, tek boyutluya indirgenmiş, işte belli doğruları olan, belli yanlışları olan ve bunların arasında devinen karakterler.
Ama çok... Geçirgen karakterler değil.
Hani sonrasında başka bir şey yapabilecek, üretebilecek, bir kriz anı, bir çarpışma anından sonra başka bir şekilde oradan çıkabilecek karakterler değil.
Çünkü bu diyalektik gerektiriyor.
Diyalektik yani sonuçta...
Diyalektikle beraber aslında yeni bir şeye ulaşıyorsun.
Karakter olarak da işte sinema evreninde anlatı olarak da.
Ama dediğim gibi yine en başta artık üretemiyoruz.
Hani soyutlayamıyoruz.
Hayal edemiyoruz belli şeyleri.
Hayal edemeyince neyle sınırlı kalıyor?
İşte Cheo uyarlamalarıyla sınırlı kalıyor.
Hep aynı karakterlerle sınırlı kalıyor.
Taşla'ya bakıyoruz. Taşla'dan korkuyoruz.
Anadolu'dan korkuyoruz.
Bunun biraz tabii ki politik nedenleri de var.
Yani hani Taşla'nın yıllardır dışlanmış olması, Osmanlı'dan itibaren bunun bir gerçekliği.
Aynı zamanda hani Türkiye'deki politik iklimin oradan belirleniyor oluşu gibi.
İşte bu da yine...
çok büyük tartışmalardan bir tanesi.
Yani özellikle hani Nuremberg-i Ceylan'ın ilk işlerine baktığında da hani kent merkezinde de geçen, işte uzakta olduğu gibi oradaki insanların dramını anlatan, yine kentleşmeyen, yani yine kentli soyutlamaya gitmeyen
ama metropolide insanların yabancılaşmasının çaresizliğini bize anlatan birçok filmi de var, birçok üretimi de var.
Ama bir noktadan sonra bence artık orayla da bir hesaplaşmaya gidiyor işte.
Taşta'yla da hesaplaşmaya gidiyor.
Yani biraz şey, Türkiye'de bir aydın olmadığı için, Tırnak içinde.
Türkiye'de aydın olmak şey demek, sorgulamak demek, kavga etmek demek.
Sorgulayıp kavga etmeyince de ya Emine Alper gibi böyle politik çizgisi biraz daha ya kör göze parmak bir şeye dönüşüyorsun ya da işte Nuri Bilge Ceylan gibi oraları hiç görmeyip tamamen başka meseleler
üzerinden buralı olmayan metinleri uyarlayarak.
...işte başka bir şey anlatmaya çalışıyorsun diyebilirim.
Bir de işte Taşlı'dan, Kırsal'dan bahsettik ya.
Nuri Geceli'ne bu en son filminde işte basın gününde şeyi soruyorlar.
Hani bütün filmlerinizi işte sürekli doğuda çekiyorsunuz yıllar.
Hani hepsi de ödül alıyor da hani niye hep doğuda çekiyorsunuz?
Buna devam mı edeceksiniz diye sormuş.
O da şeyden bahsetmiş.
Demiş ki yani doğuda çekmekle İstanbul'da çekmek arasında benim açımdan bir fark yok.
İşte ikisinde de benzer hikayeler yaşanıyor demiş de.
Bence hani setin bütçesi açısından da, oyuncuların bütçesi açısından da...
...kendi hani daha sakin, daha...
Daha huzurlu, daha böyle insanlardan uzak bir set açısından da Doğu ile İstanbul'un asla aynı değil bence.
Ve ben de bu açıklamayı çok ikiyüzlü buluyorum ya.
Yani onun açısından bakarsan şey demeye geçiyor.
Yani ben işte sinemamı her yerde aynı yaparım.
Her yerde aynı şekilde çekerim demek istiyor ama.
Yani her yerde aynı olmadığını herhangi bir sette çalışan rastgele bir insan bile bilir bence bizim sektörde.
Şeyden komik.
Şimdi bu açıklamayı şöyle düşünelim.
Yani o kadar fon alıyorsun. O kadar destek görüyorsun işte hani kurumlardan, dışarıdaki işte yayıncılardan, yapımcılardan destek görüyorsun.
Senin aslında hani seti nerede kurduğun çok da maddi bir sorun olmamalı senin için.
Dilediğin yerde kurabilirsin.
Kentin içinde de kurabilirsin.
Hatta şey deniyor işte bu kurutlar üstüne de bir şey sahnesi vardır ya dördüncü duvarın yıkılma sahnesi.
Aslında şeyi ifade ettiğini söylerler yönetmenin.
Hani bakın aslında set burası zaten.
Hani bana hep doğuda çekiyorsunuz diyorsunuz ama ben sette çekiyorum aslında bunların hepsini.
Öyle dediğini iddia ediyorlar.
Şöyle toparlayayım. Yani gerçekçi bir açıklama değil aslında.
Yani biraz şeyle düşünmek gerekiyor tekrar.
En en en en başa dönelim.
Niye böyle şeyler üretiyoruz sorusunu?
Niye taşraya bakıyoruz? Niye hani başka bir şey yok mu?
Kentte bir şey yok mu? Ya da işte başka konu yok mu?
Mesela anlatabiliyor muyum?
Niye bu kadar sınırlı?
O da yine benim dediğim gibi diye düşünüyorum.
Hani soyutlama eksikliği.
O şeyin olmayışı. Hani öngörünün olmayışı, hayal gücünün eksikliği artık hep aynı filmlere dönüyor.
Yani Nur Bir Gece'nin filmleri de öyle.
Artık çok konuşkan, önceki gibi de hani sana düşünme payı bırakan, sorgulama payı bırakan filmler değil.
Özellikle Akın Aksu'yla beraber hani senaryosunu birlikte düşündüğü filmlerden gelirsek bu yana.
Çok konuşkan filmler bir şey anlatmaya çalışıyor ama en nihayetinde anlattığı şey senin gerçekliğin değil.
temelde. Yani sen başka bir kavgayı veriyorsun.
İşte ekonomik bir kavga veriyorsun.
İşte hayatta kalmaya çalışıyorsun.
Sen bir öğrenci olarak düşün yani sinema öğrencisi olarak nelerle cebelleştikten sonra hani bir şeyler yapmaya çalışıyorsun.
İşte buralar unutuluyor.
Biraz gibi düşünüyorum.
Biraz da işte tercih aslında.
Oradan çünkü fon gelecek. Taşya'ya gösterirse ödül alacak.
İşte Merve dizileri oynatırsa kan da alkışlanacak.
Bunların hepsi aslında bir kalıp.
O kalıpta yatılıyor ve bu kalıba uygun bir şey yapmaya çalışıyorsun.
Kesinlikle. Bir de mesela bence o kurotlar üstündeki en önemli şey o dördüncü duvarın yıkılmasıydı.
Ve mesela o sahneye giderken böyle 8 dakikalık uzun bir tartışma sahnesi var.
İşte sol görüş tartışıyorlar, Tunceli'deki hayat tartışıyorlar böyle uzun uzun.
Sonra tam böyle yakınlaşar derken bir anda ben gideceğim deyip çıkıyor.
Ve biz resmen kartonla yapılan bir şey izlediğimizi fark ediyoruz.
Ve benim gerçekten kanım donmuştu.
Mesela o noktaya kadar filmde yer yer çok sıkılmıştım.
Çünkü zaten başlangıcında işte Deniz Celiloğlu'nun karakteri yani başlıyor böyle 3 dakika yürüyor ya karda.
Bitmeyen bir yürüyüş.
Rus romanı gibi çitlerden kapıya 500 sayfada varamıyorlar ya aynı mantık.
Ama oraya geldiğimiz nokta gerçekten hani irkildim böyle.
Geriye doğru dedim ki ne izliyorum ben şu an ne yapıyorum dedim.
Ve artık daha konuşkan filmler yapması bence sinemasının bir tık daha yönünü değiştirdiğini gösteriyor diye düşünüyorum.
Bir de hani artık bu ülkenin sinemasında yapımcılarında bir güvenilirlik işte festivallerde bir beklenti de yarattığı için.
Mesela şimdi son filmi Yorgun Güneş'i İzmir'de çekecek.
Bir Ege bölgesinde çekecek.
Ve önümüzdeki kana yani 2027 Mayıs'ını hazırlayıp bitirmeye düşünüyor.
Sizce Nuri Birge Ceylan'dan nasıl bir yaz filmi çıkar?
Yani şey gibi değil mi mesela?
Yani birken gibi aslında hani sen söyledin ya az önce yetiştirmeye çalışıyor.
Yani bir sipariş var demek ki.
Neyi yetiştirmeye çalışırsın?
Sanatsal üretimi yetiştirmeye çalışmazsın.
Sanatsal üretimin yetiştirilmeye çalıştığı dönemler şeyler.
Orta çağda yani büyük şeyler feodal beyler ya da işte zenginler oranın banka sahipleri osu busu sipariş verdiğinde sen.
yetiştirmeye çalışırdın.
Şimdi biz aslında kendimiz söylüyoruz.
Nuri Bülgecay'dan bir şeyi yetiştirmeye çalışıyor.
Böyle bir mesela sanatsal öğretimde böyle bir sınırlılık olabilir mi?
Yani Dostoyevski şey diyor mu mesela?
Demiş miydir? Ya da işte beş sene benim yazmam gerekiyor ki işte şuradan bir para gelecek.
Yani buna dönüyor.
İşte Angeli Plos şey yapmış mıdır?
Kanın başvuru vakti geçiyor.
Ben tamamlayayım da yollayayım. gibi.
Şimdi çok teknik bir şeye düşüyoruz.
Bak tek bir kelimeden aslında biz şeyi anlıyoruz.
Yani Yorgun Güneş o bu filmin adı başka olabilir istediği yerde çekebilir ama çekilme amacının hedefinin ne olduğu mesela evet belli gibi değil mi?
Yetiştirmeye çalışıyor.
Eninde sonunda o da bir sonraki projesi için bir kaynak yaratmak zorunda yaptığı filmle.
İşte yani burada da şeyi soruyoruz hani o proje o zaman kendini değil.
En başta söylediğimiz gibi belli beklentiler var.
Hatta şeydi Filmin adını unuttum şimdi.
Hatırlarsam söylerim başka zaman.
Yani şey söyleniyor işte.
Hani bir film yollanıyor şeye.
Yine yabancı festivallere, yurt dışındaki festivallere ve şey deniyor.
Bizim de Türkiye'den beklediğimiz film buydu diyorlar.
Festival şeyleri. Bunu ben şeyde dinlemişim.
Antalya Film Festivali'nin paneline katılmışım Altın Portakalı.
Orada Azra Denizokya hayaletler filmini anlatırken söylemişti.
Doğru, doğru, doğru. Şimdi evet hayaletler, hayaletler.
Çok aklımdan çıktı özür dilerim.
Yani aynı hikaye işte.
Tamam sorun şey aslında yorgun güneşten ne bekliyorsun?
Ne bekliyorum? Festival filmi bekliyorum.
Yani küçümseyerek söylemiyorum bunu.
Hani belli kalıplarda yine muhtemelen Akın Aksu ile ortaklaşa yaptığı için çok şey.
Konuşkan bir film. Sinematografi olarak oldukça başarılı ama...
Ne anlatıyor? Ne söylüyor?
Bu yine tartışmalı.
Yani konusu işte Pınar Deniz Osman Solantı karı koca seçmiş.
Bir de hikaye Kerem Bürsin sokmuş.
İşte kadın eski sevgilisi olarak.
Ondan sonra işte bir de altın erkekli Pınar Deniz'in babasını oynuyor.
Ve işte kocasıyla babası arasında kalan evli çocuklu bir kadının hikayesi.
Aslında çok basitti yani onun için.
Yok hikayeyi biliyorum zaten de şey diyorum işte.
Hani basit dediğin şey.
Ya hikayeler basit olabilir.
En temelde işte adam bir yolculuğa çıkar.
demek de bir hikaye. İşte çok klişe ama hani Hemingway'in işte o tek cümlelik hani satılık bebek ayakkabıları hiç giyilmemiş demek de bir hikaye.
Hikaye şey demek değil yani basit olması güzel olmadığı estetik olmadığı anlamına gelmiyor.
Bizim sorunsalımız bence şey bizi ne anlatmak istiyor ve neyi nereden anlatıyor?
Hangi taraftan anlatıyor?
Çünkü sinema bir taraf işi.
Yani Akın Aksu'nun işte konuştuğu senaryolarda da taraflar görüyorsun.
İşte belli böyle politik esintiler görüyorsun.
Nurgül Gece'nin filmlerinde hatırlarsın yani.
Hani Kış Uykusu'nda da böyle diğer son dönem filmlerinde de böyle.
Ama işte nereye varacak bu iş?
Ne olacak? Ne söyleyecek?
Ya da çok genel bir tartışma.
Bir film bize hani şey söylemeli mi?
İşte yönlendirmeli mi? Bu da çok büyük bir tartışma.
Kimileri hani şey diyebilir.
Evet izleyiciyi yönlendirmemeli.
Hani öyle bir şey anlatıp geçmeli.
Ama ben biraz daha bunun dışında düşünüyorum.
Bence de yönlendirmeyi ve yani mesela ben bir izleyici olarak Nuri Birge Ceylan'dan ne beklerim artık kariyerinin bu noktasında daha cesur olmasını yani replik yazıyorsa mesela işte Zeki Demirkobuz'un Hayat filminde mesela işte yaş farklılığı
olan karı koca yatakta uzun uzun tartışıyorlar ya mesela o sahne bana çok saçma geliyor.
Sonra işte oradan sonra kalktılar restorana gittiler yani bana o tartışma sahneleri işte birbirini tanımak için diyen var kimse kimse işte onun fikrini anlamak için diyen var ama bana hani bir yere ulaşmayan tartışma çok saçma geliyor.
Bu yönetmenler sonuçta ilk filmlerini yapan Ali Veli değil ki.
Onlardan bir şey bekliyoruz onu yazarken.
Ben Nolge Ceylan'dan öncelikle daha politik olmasını bekliyorum.
Yaptığı tartışmada nerede durduğunu anlamamız gerektiğini düşünüyorum artık.
Hemen bir soru beklemeli miyiz?
Bence beklemeliyiz. Yani daha doğrusu artık bu sinemanın da hani Recep İvedik'in ötesine geçmesi gerekiyor bence.
Yani ne anlattığını tabii ki nasıl anlattığı da önemli.
Yani o kadar iyi ışık kuruluyor, o kadar iyi çekim açıları var ki yani ondan zaten onun altında bir şey beklemiyoruz.
O zaten beklentiği o yarattı.
Ona hiç dayanmıyorum bile. Ama yani artık toplumcu gerçekçi filmlerde yapılması gerekiyor bence.
O zaman geyik bir soru sorayım hemen.
Sence Recep İvedik mi daha politik yoksa sallıyorum kış uykusu mu ya da kuruluklar üstüne mi?
Yani tamam. Düşün.
Kış uykusu daha politik ne olursa olsun.
Çünkü Recep İvedik bence bir sinema değil.
Yani hani sinemanın komedi tarafı gibi bakmıyorum ona.
Bence hani evet bir proje, bir üretim, endüstriye evet bir katkı çok ilgi şey yaptı.
Yapımcısını, oyuncusunu çok iyi kazandırdı.
Okey ama yani bu ülkenin hani yurt dışına sunduğu şey o olmamalı.
Çünkü çok iyi bir tarihimiz var.
Biriken bir sinema kültürümüz var.
Bu değil yani. Ben o zaman buna karşı olduğumu söyleyeyim.
Çünkü Recep İvedik bence daha politik bir film.
Neden? Neden? Çünkü aslında şeyi anlatıyor bize.
Yani dışlanmış çevrelerin merkezde olan kavgasını anlatıyor.
Recep İvedik'in hem serinin çıktığı yılları hem şeyi düşünürsen Türkiye'nin siyasi ikliminden apayrı değil.
Recep İvedik nasıl bir karakter aslında?
Bir noktada tırnak içinde bazı aydın figürleri işte daha burjuva karakterleri sürekli onlara hakaret eden, tokatlayan, küçük düşüren bir karakter değil mi?
Aslında dönemin ürünü ve biz hani Recep İvedik'i böyle genel okuduğumuzda şeyi görebiliyoruz.
İşte İdris Küçükömeroğlu'nun aslında bir hani merkez çevre teorisi.
tezi vardır. Ya onunla bağlantılı diye düşünüyorum.
Mesela şey evet hani kurdurtlar üstünde daha politik göze gözükebilir.
Kış uykusu daha politik gözükebilir ama çok sınırlı politiklikler bunlar.
Yani çizilmiş alanlarda oynanan politik hamleler.
Şey demiyorum ben. Yani yine bence çelişkili de hani Recep Evedik evet şey değil.
Bizim hani sunacağımız işte Türk sineması budur diyebileceğiniz bir şey değil.
Ama bir yandan da şey biz niye birilerine bir şey sunmak zorundayız ki bu bizim sinemamız diye.
zaten üretiyoruz. Zaten ortada.
Şey de doğru evet daha toplumcu gerçekçi işler de görmek gerekiyor diye düşünüyorsun ama orada da işte böyle görmeye yaklaştığın filmlerde de aslında ne kadar hani o işin olamadığını mesela Kurak Günler örneği olarak
yani tamam kocaman bir obruk şeyi hayal ediyorsun.
Bence hani son dönem Türk sinemasının şeyidir.
Yani bir kitap çıkarsan işte 2010'lar sonrası Türk sineması diye kapağı odur.
O obruk sahnesidir Kurak Günler'de.
Ama o mu mesela? Gerçekten şey mi toplum çok kırıldı ve aramızda artık bir obruk var.
Hani hiçbir şey düzelmeyecek mi yoksa başka bir şey mi?
Ya da daha yobaz görüşleri oburun içine gömüp devam mı edeceğiz?
Yani bu şeyle tartışma.
Sinema evet her şeyi bize göstermek zorunda değil ama o soyutlamayı yaparken de bir şeyler sunmak zorunda.
Bize de bir düşünme payı bırakmak zorunda.
Bir yandan da işte bu şey de olabiliyor.
Çok politik gözüküp aslında çok...
yanlış yerlere, yanlış politik hatlara çıkacak.
Sonuçlara da yol açabiliyor.
Yine hani kurak günler örneğinden bahsediyorum.
Nuri Bilge Ceylan'da tabii ki böyle bir şey aramıyoruz dahi.
Çünkü yine söylediğimiz gibi başka bir şeyin sınırlıkları içinde iş yapıyor diyebilirim yani.
Ya ben şey merak ediyorum ya.
Gerçekten hani hiç böyle kendi otosansür uygulamadığı noktada ve hani gerçekten böyle bütün maddi kaynağını kendisinin harcadığı, kendi yapımcısı olduğu bir noktada acaba ondan nasıl politik bir şey çıkardı?
Bence aynı çıkardı. Biz çünkü şey yapıyoruz.
Konfor alanında kalmayı mı seviyor?
Yani zaten öyle bir figür değil mi sence de?
Yani ilk yaptığı işler de öyle, şeyi de öyle.
Başka bir dönemin başka bir ürünü Nuri bir geceyle.
Yani hani Türkiye'de politizasyonun çok geri çekildiği işte 12 Eylül derbesi olmuş, şey olmuş.
24 Ocak kararları gelmiş falan.
Bu dönemde yönetmenlik yapan isimler bunlar.
Ve tabii ki hani belli...
bir şeyleri olmayacak. Yani onlardan böyle çok yüce politik şeyler bekleyemeyiz.
Çok işte öyle bir şey söyleyecekler ki işte millet sokaklarda falan zaten sinemanın hani böyle bir misyonu olmalı mı olmamalı mı o da bir tartışma.
Ama böyle bir beklentiye girmek bence özellikle mesela Nuru bir geceyle anlatayım.
Biraz şey, abes kaçıyor.
Öyle bir insan değil çünkü.
Hiçbir zamanda olmadı. Bir de yani biz bir şeyleri halletmek yerine niye Nurbilge Ceylan'dan şey bekleyelim ki?
Tekrar ben bir öğrenci olarak söylüyorum.
Ben de bir sinema akademisyeni olarak söylüyorum.
Niye biz bir şeyler üretmiyoruz, yapmıyoruz ya da tartışmıyoruz da her zamanki gibi birilerinin bize işte liderlik etmesi ya da öyle bir şey yapsın ki her şey kırılsın, baştan tartışalım.
Hani böyle bir şey değil. Şimdi 68'e bakıyorsun işte Godard'lar, Truffaut'lar.
Başka bir politizasyonun içinde oldukları için bir şeyler yapıp sinemaya dair düşünebiliyorlar.
Zaten hali hazırda bir hareketlilik var, bir toplumsal dinamik var.
68'leri hatırlarsa, 60'lı yılları hatırlarsa.
Hem Avrupa sineması için çok kritik bir dönem.
Çünkü yeni gerçekçilikten çıkmışsın.
İşte İtalyan yeni gerçekçiliğinden ve şeye doğru gitmişsin artık.
Başka şeyler deniyorsun.
Yani Godard'ın işte kamera açılarının denemesi, kırması, karşı açıyı yok etmesi.
Bunlar da o dönemin ürünleri.
Şimdi Türkiye'de hiç böyle bir hava yok.
Artı olayın Hurbi Gecelan'da öyle biri değil.
En son işte bu İran'daki film festivale gitti ya bayağı olay oldu.
Evet yani nedir?
Hani şey de saçma.
Vin Menders mesela Filistin meselesinde.
Evet sinema politikadan uzak olmalıdır.
Sinema politikadan uzak olabilir mi?
Mümkün değil ya. Yani 60'lar işte Godoy'un fikri de böyle değil.
Zaten diyor ya işte sinema ne yaparsanız yapın politik bir şeydir.
Çünkü zaten hepimizin ilham kaynağı işte günlük yaşadığımız politik olaylar diye.
Yani bunun üzerine onun kalkıp gitmesi ve hani birçok işte İran'ın yönetmen oyuncu adına diyor ki gitme.
Hani bu festival sayesinde İran'da yaşayanları gölgeliyor.
Hani işte İran şu an hani büyük bir şeyle cebelleşiyor ve sen hani...
Hiçbir şey yokmuş gibi. Titanik batarken kemancıların çalması gibi.
Adam kalktı gitti ve o kadar olaya rağmen şey dedi.
Sinema için gittim, sanat için gittim.
Yani işin komik yanı burada ilk dur.
Şeyi düşün yani. Paranın olduğu bir yerde politika olmama ihtimali var mı?
Bak o kadar işte festivaller, sponsorlar, işte dönen şeyler, reklamlar falan bunlardan bahsediyoruz ya mesela.
Böyle bir yerde politika olmama ihtimali var mı?
Yok. Aslında cevabımız da bu.
Yani ne yapıyoruz? Bir dönüyoruz bakıyoruz işte Ken Loach'lar, Kaurus Maki'ler, Dardan kardeşler.
Onlar buna karşı bir açıklama yayınladılar mesela.
Bu İran'da işte film festivali hikayesinde sonrasında şey Wim Wenders'ın açıklamaları hani sinema politik değildir bilmem ne işte.
Bence zırvalarından sonra onlar bir açıklama yaptılar.
Aslında bizim öyle elimizde çok güzel örnekler var.
Hani sinemanın hem politik bir mesele olduğu hem de nasıl anlatılacağı konusunda.
Yani dönüp Ken Loach sinematografisine baktığımızda Kaurus Maki sinema...
Atölye ofisine baktığımızda, Dardan kardeşlere baktığımızda biz aslında bu işin nasıl yapıldığı, yapılması gerektiği bunu tırnak içinde söylüyorum.
İlla öyle bir şey yapmak zorunda değiliz.
Çünkü onlar da kendi ülkelerinin, kendi dönemlerinin, kendi şeylerin ürünleri.
Ama bir de elimizde şey var işte başkası böyle bir şey yaparken o eleştirdiğimiz batıdan dahi hani böyle tepkiler gereken bizim yere göğe sığdıramadığımız işte belli noktalarda uff ne kadar da politik bir
yorum olmuş bu dediğimiz yani o işte kullandığı repliklerde şeylerde.
Bir Nuri Bilge Ceylan var.
Yani anlatabiliyor muyum?
Şimdi düşün sinematografisini.
Say bana mesela Nuri Bilge Ceylan'ı.
Kış uykusundan itibaren say.
Kış uykusundan itibaren.
Ya bir de ben size şey sormak istiyorum.
Şimdi dedik ya işte Nuri Bilge Ceylan'dan politik bir şey çıkmaz diye.
Peki sizce bir akademisyen olarak yeni kuşaktan yani bizim kuşaktan hani daha provokatif, daha böyle protesto yanlısı gibi gözüken bir kuşağız ya.
Sizce bizden daha cesur şeyler çıkabilir mi?
Yani şu... Neye göre, kime göre diyebilirim burada.
Hani ne çıkar. Yani şöyle söyleyeyim.
Az önce mesela Nurgül Ceylan'ın işte kış uykusunda itibaren say dememdeki temel sebep şuydu.
Yani sayacağın filmlerin hepsinde aslında şey var.
Bir politik mesaj hikayesi var belli yerlerde.
Ama bir şey yapıyorsun. Sınırlı kalıyor.
Hani çok seviniyorsun. İşte kış uykusunda geçen bir laftan sonra.
Kuru otlar üstüne de geçen bir laftan sonra.
Şimdi bir dönüp mesela kendimize bakalım.
Yine bu son döneme bakalım.
Senle beraber cevaplayalım.
Sence şey mümkün mü?
Yani şu anki tabloda işte sinema eğitimi alan bir öğrenci olarak düşündüğünde sen ne söylersin?
Yani şu anki öğrenciler Victor Hugo'nun sefillerini baştan yazdığı için yani çok zor.
Ama şöyle ben hani eğer doğru şartlar oluşursa işte doğru sponsorlar, hani gerçekten doğru bir işte Nuri Gece ile Akın Aksu ve işte eşiyle yaptığı senaryo gibi hani herkes kendi küçük ekibini
arkadaşlarıyla bu konuda iyi olan insanlarla kurabilirse bence daha politik şeyler çıkabilir.
Çünkü yani günümüzde Türkiye'nin bu atmosferinde hani Nuri Gece ile daha böyle sert bir yerden gelmiş gibi duruyor.
Ama yani bizim olduğumuz...
ben bence hayatta kalmak ve nefes almak için daha zor.
Çünkü o hani gerçekten dolu dolu gençliğini yaşamış, işte mesleğini yapmış.
Gerçekten hani paranın para olduğu zaman bir şeyler kazanmış.
Evin almış, yazlığını almış, arasını almış.
Yani onu kıskanmamak da elde değil ama hani bugün hepimizin artık hedefleri daha da küçük olduğu için yani bilmiyorum ya.
Hiç çıkmaya da bilir ama eğer bu ülke bugünden daha ileriye doğru gidecekse, bununla ilgili umudumuz varsa bence bu gençlerin yaptığı iyi şeyler sayesinde olacak.
Benim de o. O yönde umudum.
Özellikle hani sanatsal üretim dediğimiz şey aslında kaygının da olduğu, çelişkinin olduğu yerden de çıkıyor ya.
Yani hayata karşı bir sorgulama, işte arkanla bir şey bırakma isteği, bazinin hatırlattığı gibi.
Bunlar önemli. Bence de evet böyle bir kırılma yaşanabilir.
Ama burada da biraz şey düşünmek gerekiyor.
Hani kurumsal olarak bu iş biraz daha şey oldu ya.
Senle de bunu tartışalım.
İşte radyo, televizyon, sinema bölümleri.
İşte sinema, televizyon bölümleri.
Güzel sanatlar. İşte film tasarımı.
Yani çok kurumsal bir şeye döndüğü için de artık sanki sinema da oralarda soygulanmıyor ve üretimler de genel kalıplara dönüşüyor gibi hissediyorum ben.
Yani bir kere sanat eğitimi sinema tarihi ve dünya sinemasına ibaret değil.
Ama siz bir kere sanat tarihi dersimize girdiğinizde bu festival olaylarıyla ilgili işte bir kitap önermiştiniz bir hocanın kitabını.
Hani bizde işte festivali bizden hep hani ülkemizde işte kötü yön...
Onlar ile gösterilen filmler seçiliyor diye.
Bununla ilgili bir akademisyenin bir kitabı vardı galiba.
Lalehan Öcal. En başta da söylemiştim.
Yerçekimli Dünya Sineması olması lazım kitabın adı.
Benim de hocamdır.
Özellikle doktora sürecinde çok düşünüp tartıştığınız bir insan.
O işte aslında benim kaynak aldığım temel kitaplardan bir tanesi.
O festivallere bakarken.
şeydir aynı zamanda, doktora tezidir o.
Çok önemli bir çalışmadır. Yani o festivallerin işte neden bizden böyle şeyler talep ettiğini, nasıl yerler olduğunu, işte bunlara bakarken, bunların verdiği ödüllere bakarken bir iki kere daha düşünmemiz
gerektiğini her zaman hatırlattığı bir kitap.
Onu da önerelim. Yani okumak isteyenlere gerçekten önerelim.
Önemlidir. Yani şeyle düşünmek, her zaman şey kolaydır.
Hani ödül aldı işte.
Şey yapmak, kutlamak, sevinmek.
Önemlidir ama biri size bir şey veriyorsa hani o karşılıksız mıdır karşılıklı mıdır bunu tabi o çok klişe işte eğer şey olmuyorsa ürün sizsinizdir hikayesi gibi demek istemiyorum ama düşünmek lazım.
Hani genel olarak neden işte Nuri Bir Gece'yle ödül alıyor neden Emine Alper ödül alıyor neden bu filmleri arka arkaya koyduğunda hepsinde işte taşla görüyorsun aynı şeyleri görüyorsun.
Bu da hem... Dinleyicilerimize bence bir şey olsun.
Sorgulama alanı olsun.
Hem de bizler için böyle tekrar tekrar film izlerken.
Ya tamam da bunun arkasında ne var dediğimiz bir şey olsun bence.
Çok teşekkür ederim hocam.
Çok güzel bir sohbetti. Ben de onu Erdeniz Kitabı açıklamaları ekleyeceğim.
Merak edenler, okumak isteyenler oradan da bulabilirler.
Umarım daha farklı filmlerin ödülü aldığı, daha güzel festivalleri, daha çok filmimizin gönderildiği harika bir sinema yılı olur hepimiz için.
Umarım. Teşekkürler. Ben teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
