
TRVC22: Kenan Çolpan ile Boğaziçi Ventures ve Türkiye VC Ekosisteminin Geleceği
11 Mart 2026 · 1 sa 3 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Türkiye’de girişimcilik ekosistemi nasıl büyüdü? GSYF’ler, teknokentler, melek yatırımcılık ve halka arz tarafında neler oluyor?Bu bölümde TRVC’nin konuğu, Boğaziçi Ventures’tan Kenan Çolpan.Kenan Bey ile, girişimcilikten teknokent yönetimine, melek yatırımcılıktan venture capital fon kuruculuğuna uzanan çok katmanlı kariyer yolculuğunu konuştuk. Sohbet; Türkiye girişimcilik ekosisteminin son 10-15 yılda nasıl şekillendiğine, İTÜ ARI Teknokent ve İTÜ Çekirdek gibi yapıların nasıl doğduğuna ve Boğaziçi Ventures’ın bugün geldiği noktaya uzanıyor.Ayrıca Boğaziçi Ventures’ın kuruluş hikayesini detaylı biçimde ele alıyoruz:ilk fon nasıl kuruldu, devlet destekleri ve üniversite bağlantıları nasıl rol oynadı, neden kendi portföy yönetim şirketlerini kurdular ve bugün growth, AI, secondary ve pre-IPO gibi farklı stratejilerde fonları nasıl yönetiyorlar?Bölümün en dikkat çekici taraflarından biri de Türkiye VC ekosisteminin yapısal fotoğrafını çok net ortaya koyması. Erken aşama yatırımlar ile private equity arasındaki boşluk, daha büyük ticket yazabilecek fonlara neden ihtiyaç olduğu, Türk girişimlerinin neden belirli bir aşamadan sonra yurt dışına yönelmek zorunda kaldığı ve Borsa İstanbul’un teknoloji şirketleri için neden çok daha önemli hale gelebileceği üzerine oldukça açık ve samimi bir sohbet var.Kenan Bey ayrıca girişimcilere çok somut tavsiyeler veriyor:yatırımcıya teknik detay değil ticari hikâye anlatmak, pazarı ve çıkış senaryosunu net tarif etmek, 5-7 yıllık hedefleri geriye doğru planlamak, doğru odaklanmak ve coachable bir kurucu olmak neden önemli?Bunlara ek olarak:Boğaziçi Ventures’ın yatırım yaklaşımını, bazı dikkat çekici yatırım örneklerini, Türkiye’den unicorn çıkarmanın artık neden daha mümkün olduğunu, yabancı yatırımcıların Türkiye’ye bakışını ve üniversite endowment kültürünün neden Türkiye’de daha fazla konuşulması gerektiğini de ele alıyoruz.
Kısımlar:
(00:00) Türkiye Startup Ekosistemin kuruluşu
(01:15) İTÜ Çekirdek ve Big Bang’in Hikâyesi
(06:19) Türkiye’de Melek Yatırımcılığın İlk Yılları
(09:17) Türkiye’de VC Fonları Nasıl Doğdu?
(15:31) Boğaziçi Ventures Nasıl Kuruldu?
(25:29) Boğaziçi Ventures Hangi Tür Fonlara Yatırım Yapıyor?
(30:31) Türkiye’den Unicorn Çıkarmak Ne Kadar Zor?
(34:30) Türkiye’de Exit ve Halka Arz Geleceği
(42:31) Türkiye Startup Ekosisteminin En Büyük Sorunu
(52:40) Girişimcilere Tavsiyeler: Yatırımcıyı Nasıl İkna Edersiniz?
Türkiye startup ve venture capital ekosisteminin geçmişini, bugününü ve nereye gidebileceğini anlamak isteyen herkes için çok dolu bir bölüm. İyi seyirler.
Transkript
TRVC'nin yeni bir bölümüne hoş geldiniz.
Bugün yine Türkçe bir bölüm çekiyor olacağız.
Konuğum bugün Kenan Çolpan, Boğaziçi Ventures'den.
Hoş geldiniz Kenan Bey. Hoş bulduk Yunus Bey.
Çok teşekkürler davet için. Boğaziçi Ventures'ı çok duydum.
Onun için Boğaziçi Ventures'ı dinlemek, size onunla ilgili sorular sormak için can atıyorum.
Ama öncelikle sizi biraz tanımak isterim.
Sizin bu girişim sermaye, venture capital dünyaya ya da girişimcilik ekosistemine girişiniz nasıl oldu?
Merakınız nereden geldi?
Biraz kariyer yolculuğunuzu...
merak ediyorum. Tabii elbette aslında ben de bir girişimciyim.
Hani yıllarca şirketler kurup onları büyütüp satmaya çalıştık.
Fakat daha sonra bana enteresan bir teklif geldi.
Dediler ki ya bizde bir teknopark var ve bir vakfımız var.
Bunu bir girişimcinin yönetmesini istiyoruz.
İstanbul Teknik Üniversitesi'ne böyle bir teklif geldi.
Önce ben bir şaşırdım. Ya dedim ben yıllardır kendi işimi yapıyorum.
Acaba böyle bir şey kabul etsem etmesem mi?
Ama bende de bir STK ruhu vardır.
Bu give back kültürü vardır bende de.
Ve araştırınca Yani birilerini mutlu etmek, bir ekosisteme bir can getirmek bana böyle bir cazip geldi.
Ve elektroloji dedi ki ya Kerem bir gel, bir 6 ay kal.
Beğenmezsen gidersen vallahi bozulmayacağız.
Tamam hocam o zaman bir denemek istiyorum dedim.
İtiyo Arı Teknokent'e geldim.
Bu daha önce kurulmuş muydu yoksa kurulma dönemlerinde miydi?
Arıtepe kent kurulmuştu.
Daha çok yeni yeni iti çekirdeğin adımlar atılıyordu.
Ve bir girişimcilik ekosistemi oluşturmak çalışılıyordu.
Hani ben şöyle şanslıyım.
Benden önceki genel müdür Nazira Hanım ve ondan öncekiler o kadar güzel bir altyapı kurmuşlar ki.
Onlar aslında işin tüm emeğini harcamışlar.
Altyapıyı hazırlamışlar.
Birisinin gelip o kremayı döşemesi gerekiyor dedi.
Meyvelerini toplanıyor. Evet evet evet.
Yani sağ olsunlar hepsinin çok büyük emekleri var.
O altyapıdan sonra...
Biz ise artık orası neydi?
Bir binalaşmayı bitirmiş, kira topları haline gelmiş.
Ama bu topladık kiralarla ekosisteme nasıl şimdi bir katkı sağlayacak?
Zaten devletin verdiği şartlarla katkı sağlanıyor ama bir yönetim ofisi olarak ne şartlar sağlanacak meselesi ise yeni startupların oluşması, onlara o ön kuluçka kuluçka hizmetinin verilmesi, networking sağlanması,
mentorluğun sağlanması gibi sistemler oluşturulması gerekiyordu.
Ve çok tatlı bir ekip vardı içeride.
Biz onlarla beraber İTÜ Çekirdek'i kurduk.
Arkasından İTÜ Magnet'i kurduk.
Bir co-working, Türkiye'nin ilk co-working space'dır diyebilirim bu manada.
Ondan sonra... Itüçekidek hızlandırıcı inkubator mudur?
Orası bir inkubator. Hem en kuluçka hem kuluçka merkezi.
Yani orada sırf entrepreneur'lar değil, wannapreneur'lar da, olmak isteyenler de oraya gelip eğitimleri alıp...
Bir girişimci olmaya çalışıyorlar orada.
Çok değerli bir yer. Hem çok ciddi bir manevi sermaye var İslam Teknik Üniversitesi içerisinde.
Ve birçok teknik üniversitede.
Böyle orayı kazanmış pırlanta gibi mühendis veya farklı sosyal bölümlerden öğrenciler var.
Bu öğrencilerin de girişimci olabilmesi için bu mekanların çok önemi var.
Doğru eğitimden verilirse eğer.
İşte bu oradaki sosyal sermayeyi orada yetiştirerek Türkiye'yi ileriye taşıyacak büyük global açılma hevesi olan startuplar yetiştirmek üzere kurulmuş.
Bir merkezdir İttü Çekirdek.
Bunun gibi merkezler Türkiye'de sayısı arttı.
İşte İstanbul Üniversitesi'nde EnterTech'i var.
Onun enkübasyon merkezi var.
ODTÜ'de işte Atom var. Farklı yerler var.
Bilkent Üniversitesi'nde var. Var yani birçok yerde var.
Özzeğin çok iyi yapıyor. O kadar çok üniversite yapıyor ki artık.
Hani ben biraz bunda gurur da duyuyorum.
İttü Çekirdek biraz böyle biraz örneği gibi de oldu.
Ama şunu gururla söyleyebilirim.
Bizim o girişimci ruhumuzu oraya biz yansıtmaya çalıştık.
Biz masanın öbür tarafından geldiğimiz için de karşı taraf yani hem girişimci hem yatırıcı hem metör ne?
bekler. Onu bildiğimiz için orada güzel bir harmanlama yapıldı.
Bu iti geçmişinizi biliyordum ama Önceki girişimci tarafını bilmiyordum.
Onu biraz anlatabilir misiniz? Anlatayım tabii ki.
Girişimcilik için de erken dönemler Türkiye.
O da da önder.
Ben tabii yaş gereği o teknoloji girişimciliği bir tık önünde kaldım.
Hatta şöyle söyleyeyim size. Bu 60-68 doğumlu arasılar ki abi ablalarımız.
Onlar teknolojide hardware'i yakaladılar.
Oradaki büyük şirketlere bakıyorsunuz.
Büyük işte o elektronik ekipmanları getirenler.
Büyük holding olmuş abi ablalarımız var.
64 ile 74 arası kuşak.
Biz biraz arada kaldık.
Enteresan. Ben de 70 doğumluyum.
Ama 74 ile 82 arası kuşakta onlar da interneti yakaladılar.
Arada bizim kuşağımızda olup da yurt dışında yaşayıp daha erken görebilenler.
Onlardan da birkaç isim sayabilirim.
Onlar ama o e-ticaret.
Bunlar da e-ticaret şeyini yakaladılar.
Hardware. E-ticaret 84-85 sonrasında işte böyle artık teknolojide daha sağız işler, daha farklı işler yakaladılar.
Ben o yüzden daha klasik işlerin yapıldığı döneme denk geldim ama teknolojiyi yaratan değil de teknolojiyi kullanan şirketler kurduk biz.
O yüzden kurduğumuz şirketler farklı disiplin ağları, üretimler veya ithalat ihracatlar da vardı içinde ama mutlaka teknolojiden faydalandık veya inovatif yaklaşımlar yapıyorduk.
Ama o zamanlar işte böyle hayaller, unicornlar kurmak değil.
Biz sıfırdan kuruyoruz. İşte 3-5-10 milyon dolar oldu mu satıyoruz filan gibi böyle.
Daha böyle çabuk exitler.
O zamanlar exit edemiyordu buna. Daha çok M&A gibi bakıyordu.
Hani merchant acquisition gibi bakıyordu.
İşte biz işte birisi şirketi satın aldı diye bakıyordu.
Hani exitlenmiyordu. Sattık diyorduk.
Hani veyahut da karşı taraf aldık diyordu daha çok işte böyle.
Hani o dönemlerden benim yönettiğim şirketler hep böyle yıllık böyle 10 milyon dolarlık cirolarda kalmışlar.
Daha fazla büyütmenin hayalleri o zaman bizde.
Ne yazık ki o vizyon bizde olamamış.
Ama ilerledikçe. Anladık ki bizim tecrübelerimizle beraber bu yeni vizyonla çok daha büyük şirketler kurulabilirler.
İşte ben de İTÜ'ye biraz mantıkla geldim.
Burada çekirdek, ondan sonra InnoGate'i kurduk.
Gate derken bu Türkiye teknolojisinin dışı açılan kapısı olsun diye buna gate demiştik biz.
Önce itü gate demiştik.
Sonra sırf itüllere gibi anlaşıldı.
Buna adını inogaze çevirdik.
O benim çok güzel bir tecrübe oldu.
İşte bunları yaşarken ben şunu gördüm.
Evet biz bu gençlere veyahut da genç ruhlu girişimcilere.
Çünkü yaşları hiç fark etmez. Büyük yaşlılar da var.
Daha büyük bizden abla abiler de vardı.
Bunlara mentorluğu veriyoruz.
Network'ü de sağlıyoruz. Ama finansal ulaşım olmadı mı olmuyor.
Ya dedik ki buraya mutlaka yatırımcımız gerekli.
Hatta biz iti çekirdeğin ilk yıllarında yarışmalar, demodeler düzenliyoruz.
Birinciye laptop falan veriyorduk biz.
Hani o tip hediyeler vardı. Ya dedik ya bunlara para lazım.
Biz artık bu hediyeden vazgeçelim.
Biz yeni bir oluşum yapalım.
Bu oluşum içerisinde bunlara da bir yatırım günü olsun bu.
Ve bugün o gün öyle bir şey olsun ki buna bir büyük patlama diyelim.
Adına Big Bang dedik.
Big Bang bugünün Big Bang'i.
Evet bugünün Big Bang'i. O gün işte ben kendi etrafımı topladım.
Ve bizde de çok vizyoner bir board vardı İtole Tekmekent'te.
Erol Bilecikler, Engin Keşeliler.
Tanju Çataltepeler, çok enteresan, bize vizyon açan yönetim kurulumuz vardı.
Serhat Özerenler, rektör hocamız.
Ve onlara dedim ki ya benim kendi çevrem var.
Çünkü ben zaten girişimcilerden geliyorum ve bir sermaye grubundan geliyorum.
Ve anlaşıldı ki buradaki girişimlere bir yatırım yapılması lazım.
Ve Türkiye'de o zamanlar melek yatırım ağları falan yeni başlıyor.
Ya izin verirseniz ben burada artık yatırım toplamaya çalışacağım.
Fakat ben bunun denemesini yaptım.
Gittiğim vakitte ya bu arkadaş yatırım yapar mısınız diyorum.
Diyorlar ki Kenan sen... yapıyor musun?
Ben de öyle imkanım da var.
Dedim ki bu arada ya ben yatırım yapmama izin verir misiniz?
Burada bir konflikt olur mu olmaz mı?
Sonuçta aslında bunun adı üzerine o zamanlar risk sermayesi diyorduk.
Şimdi girişim sermayesi diyoruz gerçi ama adı biraz değiştirildi.
Zaten burada ciddi bir risk var.
O yüzden kendi paramı da ne derler risk ettiğim için de bana izin verdiler.
Ve ben bu sayede ilk çevreyi toplayarak ilk o Big Bang'de kendi çevrem başta olmak üzere bazı kurumlar hatta o kurumlardan bir tanesi de İslam Sanayi Odası.
Onlar dediler ki ya Kenan çok güzel bir şey bize getirdin.
Fakat biz şimdi yatırım yapmayalım.
Biz HİBE yapalım. Ya diyorum başkanım yatırım yapalım.
Ya Kenan şimdi ona verdim buna vermedim filan derler.
Ayıp olur filan. Biz hediye edelim paraları dediler.
Ama onlar da daha sonra bu konudan hani Türkiye gelişti.
Onlar da mesela şimdi yeni fon kurdular mesela.
İslam sahnesinde bir fonu var. Ama o zamanlar ya şimdi gençlerden his alıyormuş gibi olmayalım.
Ayıp olmaz mı deyip paraları hediye ediyorlardı.
İşte o Big Bank'ler hem HİBE'ler sağ olsun mesela Otomobili Hacacılar Birliği.
Onlar da çok büyük destek oldu.
Orada bir yatırım oluşumu başladı.
Türkiye Melek Yatırım Ağı'nın kurulmasına destek olduk.
Kitlesel fonlamanın çıkartılmasına destek olduk ekiple beraber.
Sonra bir baktım kendimi ben melek yatırımcı bulmuşum.
Benim o günden itibaren başlayarak Yunus 36 tane yatırımım var.
Ama o günlerki yatırımlar çok büyük yatırımlar değillerdi.
İşte şirket değerlemesi 500 bin dolardı.
İşte 100 bin dolar veriyorsunuz veya 75 bin dolar veriyorsunuz işte onu da 5-6 kişi veriyorsunuz işte kişi başı 15 binler 20 binler 10 bin dolarlar 50 bin dolarlar falan hani en büyük melek yatırımım benim 150 bin dolar 200 bin dolardır öyle söyleyeyim size.
Ama 36 tane güzel bir portfolyo olmuş oldu ve kendimi bunun içinde buldum ve bakıyorsunuz şunu fark ediyorsunuz sonra ya bu startuplara doğru nefes lazım.
Parada küçük olursa aslında 3 ay, 5 ay, 6 ay, 8 ay sonra paralar bitiyor.
Ve biz bu Boğaziçi'nden de öğrenmiş olduğumuz bir know-how'dır bu.
Bir startup'ın runway'i yani aldığı para en az startup'a 18 ay götürmeli.
Çünkü 12 aylık bir traction yaratmak gerekiyor.
Her aylık büyüme. Son 6 ayda o traction güzelse de bir sonraki run'da hazırlanmak için bir 6 ay daha gerekiyor.
O yüzden bir para isterken startup'lara tavsiye mutlaka 18 aylık bir runway içerecek para istesinler.
İşte bunu fark ettikten sonra ben diyelim ki...
Ya bize daha fazla GSF lazım.
O zamanlarda Türkiye'nin ilk birkaç GSF'si kurulmuş durumda.
Ve çok ilginç Avrupa Birliği'nden geldiler Yunus.
Dediler ki Türkiye bu girişim serbestliğinin fonlarında biraz geride kaldı.
Sizi desteklemek istiyoruz.
Biz European Investment Fund olarak bir çağrı açacağız.
Bu çağrıya başvurun. Biz bu paranın %90'ını size vereceğiz.
Ne hedefliyorsanız. Size tek ricamız %10'unu bulmaya çalışın.
30 milyon euro. Final değil %90, %10.
Ya ben sana söyleyeyim mi?
Muhteşem bir imkan. Keşke o zamanlar şu anki tecrübem olsaymış.
O zamanlar benim VC tecrübem yok.
Tabii daha farklı arkadaşlarımız var.
Bu iş bilen ilk girenler. Zaten onların sayısı 10 tane geçmiyor.
Öyle söyleyeyim size. O ilk çağrıyı Diffusion Capital Partners kapı.
Seni tanıştırayım. Burayı al mutlaka görüşmeye.
DCP aldı. Bunları almışlar.
Şöyle söyleyeyim size 27 milyon euroyu Avrupa Yatırım Fonu veriyor.
Onların 3 milyon euro bulması lazım.
Ya bakın birçok sanayi bir yerlere gittiler.
Çoğu kişi o zaman vermek istemedi çünkü konu anlaşılmadı çünkü.
Ben vereceğim, 10 yıl bekleyeceğim, 8 yıl bekleyeceğim.
Sen bunu kime vereceksin?
Ama benim bu seni vereceğin kişilere benim işte karar hakkım yok.
Nasıl benim karar hakkım yok? Filan gibi.
Bu konu o kadar çok yabancı ki Türkiye'ye.
ICVI mi oluyor? İşte İstanbul Venture Capital Initiative.
Ondan da önceydi ama o biraz tam bir oturmadı gibi oldu.
Ama şimdi iyi çalışıyor diye duyuyorum.
Tam detayını bilmiyorum onun. Ama ne yaptılar sonra?
Ya biz dedi ki ya biz teknopartner olarak buna girelim.
Kurucusu Haluk Alperler falan geldiler.
Bizi anlattılar. Ben çok beğendim bunu.
Bizim board'a anlattım.
Ve biz oraya şöyle bir şey vardı.
European Investment Fund'ında. Buraya alacağınız kişiler de mutlaka içeri birini alıp eğitmenizi de bekliyoruz.
Ya ben DCP'nin tezgahında bir eğitimden geçtik.
O kadar memnunum ki. Biz Arı Teknokent olarak DCP'nin LPC olduk, yatırımcısı olduk.
Ve bizi de şey aldılar.
Advisory Board'a aldılar.
Ama advisory board çok şey bir board oldu.
Hands on bir board oldu. Hani çok 40 yılın başı bir şey danışman değil de.
Bir de onlara ben rica ettim.
Dedim tek bir şartım var. Fonu lütfen arı tekniklerden içinde kuracaksınız.
Ofisi burada olacak. Çok iyi.
Biz sizinle omuz omuz olmak istiyoruz.
Çok fark ediyorum. Onlar da sağ olsunlar tüm novallarımızı akıttılar.
Ben melek yatırımcılık.
Kütlesel fonlama, melek ağ kurulması, bunların fonlarının yönetilmesi, bu startupların globale açılması, sonra da bir VC'nin içinde eğitim görüp ve VC'nin yatırımcısı olarak, sonra başka VC'lere de yatırımcı olmaya
çalıştık elbette ki ama benim için göz bebeği DCP'dir öyle söyleyeyim size.
İTÜ olarak LPC oldunuz değil mi?
LPC olduk. Ben de İTÜ'nün tabii o sırada CEO'su olduğum için de en büyük faydayı ben görmüş oldum ister istemez.
Tabii çünkü onlar birebir benimle çalıştıkları için hani onların tarzlarını, nasıl yatırım yapıldığını, yatırım yaparken ki o shareholder's agreement'lar, o sözleşmelerin nasıl olduğunu, yani bu şirketleri
nasıl takip edildiğini, nasıl büyütüldüğünü orada hani...
Hands on, on the job training bir stajdan geçmiş olduk.
Sonra da dedik ki ya mutlaka artık İTÜ'nün bir fon kurması lazım.
O zamanlarda ben en çok şeye de hayrandım.
Bir üniversite içinde olunca şuna bakıyorsun Yunus.
Böyle ara sıra endeksler açıklanıyor.
İşte Türkiye'den bir üniversite ilk yüzde var veya yok.
İşte ilk beş yüzdeyiz, ilk altı yüzdeyiz gibi şeyler oluyor.
Ya bunun sebebini araştırırken...
Bana o zamanlar şey bir bilgi vermişti.
Serhat Çiçekoğlu tanır mısın Serhat Çiçekoğlu'nu?
Yok. O da bizim bu yurt dışı programlarını yapan Chicago based Türk bir arkadaşımız.
Çok iyi hem akademik bilgiye sahiptir hem ticari bilgiye sahiptir.
Startupları keşfetmeyi büyütmeyi çok iyi bilir.
O InnoGate programı gibi programları yapmayı da bize o öğretmişti.
Onun sayesinde yapmıştık programları onu da anmadan geçmeyeyim şimdi.
O dedi ki ya Kenan Amerika'daki üniversitelerin başarısı endowment fundlarla alakalıdır.
Amerika'da bir kişi üniversite bitirdikten sonra üniversiteye olan bağını koparmaz.
Bu bağı koparmamak için de mezunlar dernekleri ve üniversite vakıfları öyle bir ilişime geçerler ki o sizde loyaltıyı yaratırlar.
Tamam mı? Ve size mutlaka sen bu üniversite okudun ve büyüdün ve geliştin bir yere geldin.
İşte şu anda give back zamanı geldi.
Kültürünü sana verirler. Hatta bunlar o hani bizim Türkiye'de şöyle oluyor vakıflar.
Hayırsever veriyor. Vakıflar ihtiyaç sahibini buluyor ve bir front desk gibi çalışıyor.
Ama hani al ve dağıt gibi.
Hani orada bir güven unsuru var sadece.
Amerika'da şunu fark ettim ben.
Alıyorsun bunu aslında bir fona yatırıyorsun.
Bu fonu çalıştırıyorsun, o parayı büyütüyorsun, büyüttüğün paranın gelirleriyle yapmaya çalışıyorsun.
Ve öğrendiğim vakit Harvard'ın fonlarının mesela 50 milyar dolara geldiğini, yıllık dağıttığı temettünün 2 milyar dolar olduğunu öğrenince benim gözlerim yuvalarından fırlamıştı.
Ya dedim şimdi bakıyorum bizim rektöre hem göke gitmek zorunda, SEM'e gitmek zorunda, Maliye Bakanlığı'na gitmek zorunda, bir bütçe istemek zorunda ve aldığı bütçe belli.
O bütçeyle okulda yemek mi dağıtsın, test tüpü mü alsın, yeni bir akademisyen mi çeksin içeriye, ne yapsın?
Yani elleri kolları bağlı diyebilirim.
Yani gene de iyi bir bütçeler veriliyor elbette ki ama bir iki milyar dolarla kıyaslanamaz.
Ya dedim bununla bir yerden başlanılması gerekiyor.
Bizim benim aslında melek yatırımdan fonculuğa geçme ihtiyacım aslında biraz da ekosisteme fayda sağlayarak keşke üniversite bir fon kursak.
O üniversitenin fonları da büyüyüp işte bu imkanları yaratabilse de yatıyordu bende.
Ama anlattığım vakit o zamanlar tabii eleştirmiyorum.
Ya işte bunun kurulması toplanması 2-3 yıl yatırım yapılması işte 2-3 yıl büyütülmesi 2-3 yıl.
2-3 yıl çok geç ya filan gibi bulunup bunu biraz...
daha geç yapsak mı dediler.
İşte o zaman ben İTÜ'den izin istemiştim.
Ya dedim bence ben buradaki görevimi tanımadım.
Zaten ben kendim girişimciyim.
Buradaki işte o kurum yaptı.
Bundan sonra zaten pırlantı gibi arkadaşlar içeride.
Benden sonra daha da iyisini yaparlar.
Ki yapıyorlar da şu an görüyorum da.
O Big Bank'ler falan nerelere gelmiş.
O InnoGate'ler farklı ülkelere yayılmış.
Başka üniversiteler o Big Bank benzeri demodeler yapıp yatırım topluyorlar.
Başka üniversiteler o InnoGate gibi yurt dışı açılım programları yapıyorlar.
Ya dedim ben dedim burada misyon bitti.
Bundan sonra benim misyonum fon kurulması olması lazım.
Türkiye'de VC nasıl kurulur onu aslında yaygınlaştırmak gerekiyor diye.
O sırada da... 1514 bir isim valla unuttum şimdi ama.
Sanayi Teknoloji Bakanlığı dedi ki biz bu fon işini öğretmek istiyoruz.
Ya o kadar güzel bir adım attılar ki.
Dediler ki bir fon kurun.
Kuracağınız fona birkaç üniversiteyi ortak edin.
Üniversiteyi ortak ettikten sonra aynen benim DCB'de yaşadığım gibi.
Oradan birileri size mutlaka eğitim için gelsin.
Onları eğitin. Bunu yaparsanız siz biz Maliye Bakanlığı ve kendi kaynaklarımızla sizin fonlara belli bir rakamları komit edeceğiz.
Süper. Ya çok güzel bir yol açtılar.
Çok iyi bir program olmuş.
Çok iyi bir çağrı açıldı. Ve benim yıllarda tanıdığım, kendi kuzenimin de ortaklarının olduğu, zamanında oyun eksizi yapmış Barış Özistek, Burak Balık, Kazım Akalın, bir de benim Aykut var kuzenim.
Onları ben oradan doğru yani yıllarda tanırım.
Onlar Türkiye'nin bilinmeyen...
Hani dedim ya yıllar önce exitler pek konuşulmazdı.
Sizin de bildiğiniz gibi birçok konuyu 2012'ler öncesindeki exitler falan kimse pek bilmiyor.
Onlar exit de pek denmiyordu.
Birisi şirketi satmış ama kimse öyle davul çalmıyordu.
Hani ayıp da bulunuyordu.
Hani ben bu kadar para aldım falan diye demek ama şimdi artık haber değeri var.
Onların o zamanlar oyun exitleri var.
Çok da güzel exitleri var.
Onlar da kendi bilgimizi aktarmak üzere biz fon kursak diyorlardı.
Kendi sermayeleri de var, ciddi sermayeleri de var.
Ben de artık bir fona geçmek istiyorum.
Dediler ki ya Kenan abi biz Boğaziçi Mühendisliği kuracağız.
Bize katılmak ister misin? Dediler ki böyle bir de çağrı var.
Ondan sonra ne dersin?
Ya valla dedim çok güzel olur.
Yıldızlar sıralanmış.
Ya evet öyle oldu.
Ben izin istedim rektör hocamızdan.
2018 sonu 2019 başı itiyi bıraktım.
Ve bu fona geçtim ondan sonra.
Ve bu fona o desteği biz aldık Sanayi Bakanlığından.
Bizim mesela ilk fonumuzun büyük ortaklığından bir tanesi.
Hem Maliye Bakanlığı hem de Sanayi Bakanlığı.
TÜBİTAK'ın desteği var içeride.
Öyle söyleyeyim size. Çünkü programı TÜBİTAK yönetti.
Bize şöyle bir şey icada bulundular.
Ya dediler biz bir kültür ekimi istiyoruz.
Sizden ricaımız hani birçok fon hesap verilmesi rahat olsun diye bir minimum ticket size verirler.
Der ki ben işte atıyorum 50 milyon dolarlık 100 milyon dolarlık bir fon kuruyorum ama işte buna 2 milyon doların altı yatırım yapamazsın.
Fona. Fona. Veya 500 milyon dolara altı yatırım yapamazsın.
Bu sayede yatırımcı sayısını işte belli bir şekilde tutarlar ki.
Çünkü hesap vermek çünkü hani çok kişi hesap vermek biraz daha dertli oluyor ya.
Bunu kırar mısınız diye rica ettiler biz de Sanayi Bakanlığında.
Daha düşük ticket size'larla bu işin genele yayılmasını istiyoruz.
İlginç evet. Ya bizimkiler zaten give back kültüründe bu fonu kurmak istiyorlardı ya.
Ya dediler biz bunu yaparız.
Onu yaparken de bir yandan da gene yıllarca holding yönetmiş.
Holdingleri borsayı açmış.
A.G.H. bir de artık emekliye hazırlanıyordu.
Çocuklar A.G.H. tanır mısınız onu da?
A.G.H. dedi ki çocuklar ben de artık buna perde 2 diyorum.
Act 2 diyor ona. Bir fonda yer almak istiyorum.
O da bize geldi. Biz böyle ilginç bir Voltron kurduk.
Ondan sonra ve ilk fonumuzu kurduk.
İlk fonumuzu kurduk. Hatta o zamanlar ya TL söyleyelim ki alışık olsun.
TL'nin karşısında 50 milyon dolar gibiydi.
Ben bakıyorum şimdi ilk konuşmalarımıza 50 milyon dolarlık fon kurduk diyoruz.
Sonra dolar yükseldikçe 45 milyon dolarlık fon kurduk diyoruz.
Tabii paraların çağrılması 3-4 sene sürüyor ya.
O 4 sene boyunca o kur arttıkça dolar kuru.
Bizim TL düşmüş. Bizim fon sonuçta 30 milyon dolarla aslında giden parada itibariyle kapanmış oldu.
İlk fonumuzu kurduk.
Yatırımlarımızı yaptık. Çok şükür çok da güzel.
Güzel gidiyor. Ondan sonra fark ettik ki bu GSF olursak eğer hani kendi peyişemizi kurursak eğer çok daha fazla farklı bize gelen talepleri karşılayabileceğiz.
Diyorlar ki ya siz bunu güzel yapıyorsunuz.
Bizde de farklı paralar var.
Fonun ortağı da olmak istiyoruz.
Ama diyoruz ki o zaman Türkiye'de yası okuduk.
Bunu yapmak için bizim o zaman bir peyişe olmamız gerekiyor.
Boğaziçi Ventures BV portföyü kurmaya sonra karar verdi.
Biz, o da zor bir süre.
Çünkü SPK çok ciddi bir denetimden sizi geçiriyor.
Peki başka bir PYŞ kullanma yoluna niye gitmediniz?
Yani o zamanlarda bunu yapabileceğin PYŞ daha yeni, sektörden yeni kuruluyordu diye mi?
Yoksa başka bir sebebiniz de var mıydı?
Zaten ilkini kurarken sağ olsun hem ortağımız hem de çok yakın arkadaşımız Onur Topaç, Gedi Holding'in başkanı ve o zaman İnveo Portföy onlarında.
O sağ olsun bize o şeyi sağladı.
Biz İnveo Portföy altında kurduk fonumuzu.
Zaten o da bizim ortağımız.
Biz dedik ki biz gördük ki hani farklı fonlara yönetebileceğiz.
PH'i kursak sana ayıp olmaz değil mi dedik.
Ya bizim alanlar da farklı, zincirler de farklı koyabilirsiniz ama o zaman ben sizin yönetimden aktiften çıkmam gerekir dedi o.
Bizim aktif yönetimimizden çıktı.
Onur sağ olsun. Ve biz de BV Portföyü kurduk.
Bu sayede artık şimdi biz de hem bazı üniversitelere, İslam Sanayi Odası'nın fonu mesela bizde kuruldu.
Farklı işte böyle STK'lara, farklı kurumlara hani fon sayımız bayağı bir oldu şimdi.
Yani bir onun civarında zannedersem bir fonumuz var.
Daha sonra başka fonlar benzer bir hani strateji yaptı ama siz bunu ilk yapan sizdiniz herhalde.
Şimdi şey konuşuluyor Revo bir PYŞ kurdu konuşuluyor işte başka da ama şey olan da var.
PYŞ'si olan sonra fonlar kuran onlar var ama.
Fon kurup sonra hani bunu daha iyi yönetebilmek için daha çok fon yapmak için kendi PYŞ'mizi kuran ilklerdendiriz herhalde.
Haklısın Yunus. Mesela çoğunlukla PYŞ'ler aslında borsa hisselerini alıp satmak için kuruluyor.
Evet. Herhalde biz ilk VC odaklı kurulan fon olabiliriz.
Bunu ezberden söylüyorum. Araştırmasını yapmadım.
Ezberden söylüyorum ama bizim odamızda VC'lik var ama kurmaya kalkınca bir PYŞ'yi anladık ki sırf VC yaparaktan da bu işten hani masatlarını çıkartmak kolay bir şey değil.
Oraya bir yan tarafa da aynen diğer PYŞ'de olduğu gibi normal diğer fonda da yönetebilen bir ekip kurduk.
Oranın genel müdürü Zeynep Özgür Çağlayan.
Süper bir genel müdürümüz var. Çok güzel bir ekip kurdu.
Mesela bizim fonun bir katı onlara ait.
Orası daha sessiz bir kat. Bir sürü ekranlar.
Sürekli makale okuyan, verilere bakan böyle bir grup var.
Çıt çıkmaz içeride. Yani oraya giderseniz eğer hani klimalar onlar isteyene göre falan ayarlanır.
Ama onların huzuru bozulmasın.
Bir de orada saklama bankalarıyla günlük hesapları yapan çok ciddi kontroller arkadaşlar var.
İç regulasyon uzmanları var.
Denetim uzmanları var. O kat böyle enteresan böyle komuta kontrol merkezi gibi.
Orada öyle bir şey oldu. Biz onu böyle yan bir şeymiş gibi kurduk.
Ya o kadar başarılı bir ekip geldi ki.
Bizi geçtiler öyle söyleyeyim size biz çoktayız.
Demek ki o dünyaya yatırım yapma alışkanlığı Türkiye'de daha fazla olduğu için büyük ihtimalle.
Ki bizim de çok VC'miz var ve hani toplam 2000'den fazla yatırımcımız var zannedersem.
Yani çok ciddi bir hani o bize bakanlığın bize rica ettiği.
Fatih Kacır Bakanımızın ya lütfen ticket sizeri kafaya takmayın daha fazla kişinin parasını alın ve insanlar GSF'ye para yatırmayı öğrensin dediği bir sözümüzü de tutmuş olduk.
Bir sürü kişi yatırımcı olmuş oldu.
Bize çok iş yükü çıktı.
Ne oldu? Hani çok fazla raporlamak zorunda kalıyoruz.
Çok küçük paraları aldığımız kişilere de aynı zamanı ayırarak.
Anlatmak durumunda kalıyoruz ama o kadar mutluyuz ki.
O küçük paraları verenler sonra bir bakıyorsunuz iki sene sonra çok daha büyük para yatırarak size gelmiş oluyorlar.
O yüzden şimdi de yeni fonlarımızı kuruyoruz.
O da çok bize mutluluk veriyor.
BVG2 diyorsan, Bold Juvenile Growth 2 dediğimiz yapay zeka fonumuzu yeni kurduk.
İlk kapanışını yaptı.
Çok güzel bir ilgi gördü.
Ve Pira yapıyor fonlarımız var.
Bizim ekibimizin, kurucu ekibimizin bir kısmı ciddi oyuncu olduğu için Joy Gaming Türkiye ayağını tekrar satın alıp geriye.
Oraya öyle güzel bir yeni bir sistem kurdular ki çok ciddi ekip ve çok ciddi bir cüroya ulaşıldı.
Onun pre-IPO fonunu kurduk.
Çok güzel gidiyor.
Herhalde Allah nazardan saklasın diyeyim.
Türkiye'de halka açılacak ilk oyun şirketi olacağını zannediyorum.
Bizden daha az bir de çıkmazsa sonradan.
Yani emin adım varla oraya da ilerliyoruz.
İstanbul Borsası'na. Borsa İstanbul'da.
Borsa İstanbul'da. Bu çok değerli olur.
Çünkü Borsa İstanbul'da teknoloji şirket sayısı az halen.
Yani ne kadar çok teknoloji şirketi Borsa İstanbul'da çıkarsa o yolunu diğerlerini açmış olur.
Evet evet. Ya zaten biz yola çıkarken de yani ben konuya para kazanmak, elbette ki para kazanmak istiyoruz.
Ama hani şu ülke adına bir şey yapma meselesi bende biraz daha ağır basıyor.
Allah'tan daha fazla para kazanmak isteyen ortaklarımız da var.
Biz oraya dengeye geliyoruz.
Benim kafalarımda o da olmaz. Öyle söyleyeyim size.
Hani ben baktığım vakit Amerikan borsası hep ona örnek veririm ben.
Bundan 30-40 sene önce Amerikan borsasında ilk 10-20'dekiler büyük perakendeler, petrol devleri bankalardı.
Şimdi teknoloji bazlı şirketler.
Şimdi Türkiye'ye bakıyorsunuz Amerikan 30 dev velkali gibi.
Perakende devleri, bankalar ve petrol şirketleri falan var.
Biz de aynısını yakalamak durumundayız.
Zaten hani Güney Kore, Singapur, İsrail'in kalkınma modeline baktığınız vakit bu inkubasyonlar, teknolojiye yatırım, global vizyon ölçeklenerek...
Daha büyük hani uyurken bile para kazanmak hikayesi var ya daha büyüyecek işlere yatırım yapabilmek.
Bunu yatırım yaparken de o finans ortamı oluşturmak ve GSF'leri kurmak onlar da zamanında başarılmış.
Şimdi biz o gemiye biraz daha sonradan biniyoruz ama biz müteşebbis bir halk olduğumuz için, girişimci bir halk olduğumuz için valla yakalıyoruz gibi geliyor bana.
Yani ben önümüzdeki zamanı değerli buluyorum.
O yüzden bizim de önümüzdeki 20 yıl içerisinde borsamızda...
Sadece bu büyük şirketler, ha bu Amerika'da yine o şirketler yine ilk 50'de varlar.
Ama ilk 10-20 değişti.
Öyle söyleyeyim size. Şimdi bizde de aynısına olabileceğini ben öngörüyorum.
O yüzden daha şimdiden teknoloji bazlı pre-IPO fonlarına herkesin bir dikkat etmesi lazım.
Seçebilirler, girebilirler diye düşünüyorum.
Kariyerinizden sonra Boğaziçi Ventures'e sormak istedim.
Onu anlatmaya başladınız.
Onunla devam etmek istiyorum. Şimdi Boğaziçi Ventures'da dediğiniz gibi birden fazla fon var.
O fonları bazı VC'ler hani...
Birden fon var ama hani hep aynı stratejide işte birinci fon sonra o döngüsü bitmeye yakın ikinci fon gibi ama sizin bahsetmeye başladığınız gibi farklı.
Tipte fonlar var. Pre-IPO'dan bahsettiniz.
Onlara biraz anlatabilir misiniz?
Ne fonlar yönetiyorsunuz?
2-3 tane pre-IPO fonumuz var.
En önemli 2 tanesini söyleyeyim.
Birisi LT pre-IPO, birisi de Joy pre-IPO fonu.
Joy Game adı üzerinde.
O oyun üzerine çalışıyor. Sadece Joy Game firmasına yönelik mi?
Evet. Bunlar sadece o firmanın o muhteşem yüzdelik büyümesine katkı sağlayacak tek asetli fonlar gibi düşünebilirsiniz bunları.
LT'de Liquid Trading yapan.
Zaten halihazırda hani gizlilik anlaşması olsun söyleyemiyorumdur büyük ihtimalle.
3-4 tane büyük bankanın bu liquidity trading için bizim programlarımızı kullandığı, anlık robotik işlemler yapan veyahut arbitrajlar yapan çok akıllı softwarelerin kurulduğu şirketler bunlar.
Enteresan borsa işlemleri yapıyor ve...
Direkt kazandırma yönelik işlemler yapıyor.
Başarılı, çok başarılı.
Bunun da bir IPO fonu var bizde.
Bunlara girenler de var.
O firmalara yatırım yapıyor o fon.
O liquidity trading kendisi yapmıyor o fon.
O fon yapmıyor kendisi elbette ki.
O onu yapan işe yatırım yapmış durumda.
Evet, o bir firma.
var orada da. Onda arkadaşımız Burak yönetiyor.
Orası da mesela onun halka açılmasını sağlayacak.
Hem 4-5 tane GSF'imiz var hem birkaç tane işte böyle pre-IPO fonlarımız var.
Bir de Sinerji'de bir fonumuz var.
O da çok enteresan, güzel bir fon.
Gene Fatih Kacıcı Bakanımız hani bu dedi ya girişim sermesi fonlarına yatırım yapanların sayısını atmamız lazım.
Evet. Kuluçkalar destekledik, teknokentler destekledik.
Bunlar sayesinde girişimci oluştu. Oluştu da şimdi bu girişimci yatırımcı lazım.
Bunlar nasıl yatırımcı olacaklar?
Klasik veyahut da hani konvensiyonel sermaye gidip de startup arayacak vakti yok.
O yüzden ya bir kuluçka merkezine iş birliği yapmak durumunda ya bir melek alanına katılmak durumunda.
Veyahut da bir girişim serbest yatırım fonuna yatırım yapmalı ki.
Hani kendi 1-2 yatırım yapıp böyle ondan beklemektense.
Hani 10-15 yatırım olsun.
Havvaza ortak olsunlar. Şöyle bir şey dediler bunu arttırmak için.
O da ilginç oldu. Ya dedi bizim bir sürü R&D merkezimiz var.
Bunlara hibeler veriyoruz. Bir sürü teknoparkçımızda hibeler veriyoruz.
Ey şirketler. Devlet size bir hibe veriyor.
Ve bir teşvik veriyor size.
Teşvik veriyorken aldığınız 100 liralık teşvikin.
Yine kendi adınıza.
Lütfen 3 lirasını yani %3'ünü gene kendi adınıza biz size bir zorunluluk getirelim.
Bu fonlara girin.
Yani ben sizden 100 lirayı almamışım.
Sizden almadığım 100 liranın 3 lirasını lütfen bir GSF yatırır mısınız diye bir kural getirdi.
O da gene kendisinin bir kültür ekme politikasının devamı aslında.
Niye? Çünkü fonların öğrenilmesi gerekiyor.
Ve bunu uzun soluklu işler en azından o %3'ler girerek bir antrenman yaparlar, görürler.
Faydayı anladıkları vakitte o zaman işte o zaman hazine müdürleri veya patronlar kendi bütçelerinden de belli kısmını ayırırlar.
Bu dünyada family ofisler için veyahut da biriktirdiğimiz paraların genelde yüzde beşi dünya ortalaması gözlemimiz yüzde üçle beşi zaten bu GSF'lere gidiyor.
Hazine bonolarına giden var, arsa alan var, işte inşaata giren var, farklı işler yapanlar var, değişik yatırımlar yapanlar var.
Bu genelde birikmiş sermani yüzde üçü beşi bunlara gider.
Türkiye'de bu oturup durulsa erer.
İşte gerçekten dünyaya açılacak, bizi ileri taşıyacak, fikirler oluşturan start-up'ların şirketleri fonlanabilecek, bu şirketler Türkiye'ye de refaha kalkınmayı getirecek bir sistemler
kurabilecek diye öyle bir hayaller kuruyoruz hep beraber ki bunun örneklerini de görüyoruz işte.
İşte Peak Games'ler, Insider'lar, farklı gelişimler.
Şimdi bakıyorsunuz işte böyle 1 milyar doların üzeri değerlemelerle hatta 10 milyar doların üzeri değerlemelerle çıkanlar başladı şimdi.
Bunların örneklerini görüyoruz.
Yani sevgili dostum bana 2015'te 13'lere falan sorarlardı.
Türkiye'den Unicorn çıkar mı diye.
Şöyle soruya düşünerek cevap verirdim ben.
Şimdi düşünerek cevap verme sebebini de söyleyeyim.
Düşünebiliyor musun? Mesela kendimi onların yerine koyuyorum.
Sıfırdan şirket kurmuşsun.
Ve biri sana gelip diyor ki şirketine 300 milyon dolar almak istiyorum.
Yani hayır demek çok kolay değil.
Hadi vazgeçtin, biraz daha büyüttün, biri daha geldi, 500 milyon dolar almak istiyorum.
600 dedi, 700 dedi mesela.
Şimdi o 1 milyar dolar değerlemek ve beklemek var ya, valla yani ayrı bir çetin cevizlik gerektiriyor ya bence.
Çok iyi inanmış olmak lazım.
Çünkü başka bir şey çıkar, sizi distraht eder.
Yerinizde olabilirsiniz. Acaba o değeri bir de yakalamayabilir misiniz?
Parşal exitler de buna şey olabilir.
Bir girişimcinin ta o günleri beklemesi, bir getiri görmesi, beklemesi zor olabiliyor.
Ama Facebook dahil orada şeyleri ilk kuran ekip kısmen exitler sağlayabilmişler.
Evet, evet. O zamanlar böyle bir...
Yolculuğun... Evet, bana bir zor geliyordu.
Haklısın. Ama şimdi anladık ki hiç de zor değil.
Olabiliyormuş demek ki.
Haklısın hani o partial'larla oluyormuş.
Hani bize böyle o zamanlar böyle ya kolay değil falan gibi geliyordu.
Bak aradan topu topu 10 yıl geçti.
Ya bir sürü unicorn'umuz var şimdi.
Turcon'lardan bahsediliyor.
Ona göre programlar yapılıyor.
Yani teknoloji festivallerinin sayısı arttı.
Demodellerin sayısı arttı.
Artık yurt dışına çıkanların sayısı arttı.
Bir de Türkiye'ye işte senin gibi sağ olsun hani Türkiye'ye tanıtılıyor.
Fonlar öğreniliyor yabancılar tarafından.
Ve bu sayede Türkiye'ye bakan artık yabancı yatırımcılar da var.
Evet. Özellikle bazı sektörler öne geçti.
Oyun başta olmak üzere. Evet yani hakikaten mobil oyunda Türkiye ekosistemi dünyadaki bir numara diye söz ediliyor.
Müthiş bir şey.
Evet evet evet. Bunları yaparken ben tabii diğer işlerimi de bırakmadım da.
Benim eski işlerimden kalan başka işlerim de var.
Onlara da ara sıra vakit ayırıyorum ama orada da süper co-founderlar buldum kendimi.
Muhteşem. Benim diğer klasik işlerime devam ediyor.
En çok sevdiğim işlem tanesi de uzun dönemli forklift kiralayan bir şirketimiz var.
Sanayi şirketlerine, depolara, fabrikalara 5 yıllık kontratlarla forklift kiralayan bir şirketim var.
Haftanın belli bir gününün yarısını da oraya ayırıyorum.
O da çok sevdiğim bir şirketim benim.
Yani çünkü bu işler uzun dönemli para kazandırdığı için bir yandan da keşko başka işler de gerekiyor bizler için.
O işin de devam ediyor.
Güzel. Peki o zaman Sektör, oda, aşama, erken, growth hani biraz hepsine mi bakıyorsunuz ya?
Var mı özel bir odak o taraf?
Ya tabii ekibimiz kalabalık.
Ortalama bir 40 kişi olan bir ekibimiz var bizim.
Bir fon için iyi bir ekip sayısı bu.
O yüzden farklı farklı fonlar yönetebiliyoruz.
O yüzden farklı tıkı sayılar içinde fonlar var.
Şimdi yeni kurduğumuz...
Yapay zeka fonumuzun minimum ticket size'ı 1.5 milyon dolarlar falan civarında.
Orası 3-3.5'a kadar çıkabilecek yatırım yaparken.
İlk kurduğumuz BVG1 Growth fonumuz onun ticket size'ı 500-750 civarıydı ama orada da mesela 2-2.5 milyon dolar verdiğimiz oldu ama 150-200 milyon dolar verdiğimiz de oldu.
Öyle hani ortalaması 500-750'lerde falan kalmış gibi gözüküyor.
Sinerji fonumuz secondary üzerine çalışıyor daha çok.
Hani bu fon, onu anlatmayı unuttum işte.
Fatih Bey demiş de %3'leri kurun diye.
Bize de rica ettiler. Dediler ki burada paralar 100 bin lira, 250 bin liradan da olabilir.
Biz işte ya burada bir sinerji var dedik.
Çok da güzel bir sinerji bence bu dedik.
Adına o yüzden sinerji koyduk fonu.
Oraya gidiyken paralar genelde %3'lerin geldi paralar bizde.
O fonumuz bizde o.
Orası hani daha garantici bir fon.
Mesela işte siz bir şirket kurdunuz.
Çok iyi yatırımlar da aldınız.
İşler de güzel gidiyor. Ama hep growth oynuyoruz ya şirketler hani pek temel ürünü dağıtmazlar.
Hatta founderlar fazla maaş da almazlar.
Öyle hani millet daha farklı zannediyor ama founderlar bildiğiniz aslında böyle hani ciddi hani alçak sürünme şeklinde büyük bir hızla ve idarelerle çalışırlar.
Ya bazı fonlar şöyle derler.
Sen belli bir ulaştıktan sonra sana %1, %2 ise satma hakkı veriyorum.
Sen de git bir arabanı al bilmem ne yap falan filan gibi tamam mı?
O secondary'ler o işlere yarıyor mesela.
Founder almış yürümüş şirket çok güzel gidiyor.
Ama artık %1 hisse sataraktan da birkaç yüz bin dolar kazanmak istiyor tamam mı?
Mesela Synergy bu secondary'leri de alıyor mesela.
O yüzden Synergy'nin çok garantili işlerde...
Garanti listeleri var. Hem o yüzde üçlerimiz de...
Sağlıyor. Çok değerli.
O yüzden hani 100 bin dolar minik ticketsaz yerler de var.
Ama 3 milyon dolar veren fonlarımız da var.
Bizde hani o şey ürün gamı çeşitli Boğaziçi Ventures'da.
Süper. Biraz hani ekosistemi de yani çok tecrübeleriniz var.
Onda keyifli de bir sohbet oluyor.
Çok da büyüdü. Onu da görmek de keyifli.
Yani ekosistem... Konusunda hep konuşulan bir konu exitler.
Şimdi onu biraz konuştuk.
Bu pre-IPO fonlarınızda bahsettiniz.
Yani orada sormak istediğim halka açma yolu nasıl görüyorsunuz önümüzdeki beş yılda?
Orada önemli exitlerden oradan gelir mi?
Değişir mi? Nasıl evrileceğini düşünüyorsunuz ya bu exit fırsatları?
Evet. Bence hani bu halka arzlardaki startupların sayısının artması bence önemli bir gelişim olacak Türkiye'de.
Bunu çeşitlendirmek lazım.
Daha çok sanayi şirketleri var Türkiye'de borsada.
Borsa İstanbul'da. Borsa İstanbul'da evet.
Teknoloji bazı şirketlerinin de sayısının artması bence değerli olacak.
Çünkü teknoloji şirketlerinin daha eksponansiyel büyüme ihtimalleri var.
Ve çok basit şekilde raporlanabiliyor bunlar.
Daha şeffaf anlaşılabilir.
O yüzden de mesela oyun dendiği vakit işte bir şey üretiyorsunuz.
Onun belli müşterileri var ama mesela oyunun hani herkes müşterisi.
Otobüse girerken oynuyorsunuz.
Tuvaletleyken oynuyorsunuz.
Boş vakitte karepete uzanmış oynuyorsunuz.
Hani böyle bir kafa dağıtmak için oynayabiliyorsunuz.
Ve tüm dünya müşterisi.
Ve doğru bir şey yaptığınız vakit öyle bir yayılıyor ki bunların borsada olması bence borsa İstanbul'a derinlik kazandıracak diye düşünüyorum ben.
Yani biz artık bir de şu değeri de var.
Şirketleri büyütüp bundan nemalanmak için...
Daha büyük dünya şirketlerine bunları satıp içinden çıkmak da belli bir yerde bitmeli.
Bunlar artık Türkiye'ye gelir getiren, sürekli gelir getiren şirketler olmalı.
Bunun da çözümü exitlerin yurt dışında değil borsa İstanbul'da yapılması bence.
Yani bu şirketler Türk kalmalı.
Karları ve gelirleri Türkiye'ye gelmeli.
Bunun da yolu bence borsa açılmaktan geçiyor.
Çünkü enteresan bir zincir var.
Fikir aşama yatırımlar var. İlk yatırımları biz 3F diyoruz biliyorsunuz.
Family, Friends, Fools. Yani eş, dost, akraba.
Yani yatırımları onlar alabilirsiniz.
Bir Melek'ten alabilirsiniz. Melek Han'ın alabilirsiniz.
Bir mini V'sen alabilirsiniz. Bir corporate V'sen alabilirsiniz.
Biz daha büyük bir V'sen alabilirsiniz.
PE'den alabilirsiniz. Private Equity.
Onlar biliyorsunuz hani 30-40 milyon dolar hatta 50-100-250 milyon dolar altında masaya oturmazlar.
Private Equity'ye ben 5 milyon dolar yatırım alabilir giderim.
Pek duymadım ben. Ve Private Equity'den sonra da işte borsa geliyor.
Türkiye bu halka oluşmaya başladı.
Çok ilginç. Private Equity daha önce oluştu Türkiye'de.
Bu çok enteresan. Belki sanayine odaklandıkları için.
Emine'lerle alakalı belki de bu.
Ama o müacirak yazışınlar, satın alma birleşmelerle alakalı oldu şimdi belki de.
Alt taraf oluştu. Şimdi en üst tarafta o pre-IPO fonları oluşması lazım.
Şimdi o aşamadayız. Bence çok faydasını göreceğiz diye düşünüyorum.
O yüzden nitelikli yatırımcılar o pre-IPO fonları da değerlendirsin.
Joy Game üzerinde sorsam.
Şu değerlendirme de yapmışsınızdır.
Yurt dışında bir borsaya açsak daha...
İyi bir değerleme alır mı? Bunu nasıl görüyorsunuz?
Bir yerde başlaması lazım ki Borsa İstanbul bir teknoloji şirketlerin halka açıldığı bir borsa olarak tanılsın ama bu ilklerden olmak her zaman biraz bir cesur bir karar mı gerekiyor?
Zaten bizimkilerin yıllar önce kendi sattıkları şirketin içerisinde yönetici olarak kalıp o şirketin Nazdağ'ı açma deneyimleri var.
Nazdağ şirketi açtık ortaklar olarak.
Ben değil ama ortaklarım. AYAB'in farklı Türkiye borsasında açma deneyimi var.
Orada bir tercih yapmanız gerekiyor.
O da güzel bir imkan. Çok gurur verici bir imkan.
Yani işte birkaç şirket biliyorsunuz Amerikan borsasında açıldı.
Gonglar çalındı hep beraber gurur duyduk.
Burada ise yatırımcı çekerken Türkiye'de bir GSF olmasına getirmiş olduğu vergi avantajları var.
O vergi avantajları da ilk etapta sonradan borsaya açılmak yerine o borsa açılmadan öncesi Fona yatırım yaparken ki yaptığınız yatırımları vergi matrazdan düşebilmek
filan gibi detaylar var.
İşte bu detaylara bakıldığı vakitte o da bir yatırım toplamak için bir artı oluyor.
Ama onun sonucu olarak da o şirketleri Türk borsasına açmanız gerekiyor.
Biz kültür olarak da Türk insanının yatırım yapmayı oynadığımız için bunu Türk borsasına açmaya karar verdik.
Ama aslında bir Nazdağ şirket açma deneyimimiz de var.
Oradaki çarpanlar daha yüksek olabiliyor.
Ama bence burada yapılması da değerli.
Hani biz hani keşke orada yapmışız.
Ah orada vurma gibi böyle bir ahlanma vahlanmamız yok.
Bence bu da güzel bir örnek.
Bundan sonra belki orada açarız ya Yunus Bey.
Bir de hani belki de şey olayı da var.
Deniz'deki büyük bir borsada küçük kalıp şey olarak hem bilinç olarak ve dolayısıyla hani az bir ilgi toplamak.
O yüzden ise Boğaziçi İstanbul'da gözde bir şirketi olmak daha değerli de olabilir.
Yani o çarpanlar ortalama çarpanlar ama her şirket nazlaktaki o çarpanlar erişemeyebiliyor.
Doğru. Güzel bir yaklaşım.
Ama ikisi de çok güzel.
Doğru diyorsunuz keşke ileride ama güzel bir hedef.
Bunu aldım ben cebe koydum.
İleride önce Türkiye'yi sonra bir tane de yurt dışında açmak da yani şık bir hedef olabilir.
Çünkü o yetkinlik ve doğru start'a bulma kumaşı Türkiye'de var.
Hepimizde var. Hani başka fonlar için nasip olur inşallah diyeyim ben.
Yani Türkiye'de çok güzel fonlar var ya.
Sırf bol için konuşmuyorum.
Yani bu iş Türkiye'de doğru büyüyor.
Peki Boğaziçi Ventures'ın yaptığı bir yatırım, bahsedebileceğiniz bir yatırım var mı?
Şirket neydi? Karar mekanizması neydi?
Yani ne diye bu şirkete karar verdiniz?
Nasıl tanıştınız gibi? Anlatayım.
Yani çok yatırımımız var.
En son gelene devamlı yatırım alan bir arkadaşımız var.
Hayvel, ondan size bahsedebilirim mesela.
Çünkü hani büyü konuşmamak lazım.
Biz diyorduk ki ya solo entrepreneur'lara çok yatırım yapmasak mı?
Hani böyle yolda falan düşerse, ortağı olsa kaldırır falan.
Ondan sonra IP yoksa yatırım yapmasak mı?
Daha derin teknoloji mi olsa?
Falan gibi konuşurken işte önümüze bir arkadaş geldi, Ozan.
Onu da bize sağ olsun bizim ortaklarımızdan gizlen Boğaziçi'li.
Boğaziçi'nden bir arkadaşı. Ondan sonra çocuk makine mühendisi aslında ama.
Üniversiteye geldiği vakit derece yapıyor Türkiye.
Denizli'den geliyor. İstanbul'a geldiği vakit ne diyeyim işte böyle bir hafif bir depresyona giriyor.
Ev orada, o kendi burada filan işte böyle.
İşte ben işte nereye geldim.
Ve onu Boğaziçi Üniversitesi'nde PDR'ye götürüyorlar.
Psikoloji Danışmanlık Rehberlik Bölümünde götürüyorlar.
Birkaç seans alıyorlar. Çocuk kendine geliyor.
Ya diyor böyle bir şey mi varmış ya? Bizim köyde bunu bilen yok.
Türkiye'de bunları bilen yok. Ya ben bu faydayı...
Genel nasıl yayabilirim diyor.
Ben öyle bir şey yapmadım ki o zaman demek ki o tip küçük yerlerde psikolojik klinikleri yok.
Psikoterapistler yok. Nasıl gelecekler?
Bu online iş yapılabilir büyük ihtimal değil aslında.
Bizim de aslında yıllarda duyduğumuz zaman kimin yapacağını kestiremediğimiz, o gizli sosu bulamadığımız hep bir fikirler bize gelirdi ama böyle bir bakamazdık.
Bu çocuk anlattığı vakit ya öyle bir anlattı ki Yunus şaştık kaldık.
Yani o kadar inovatif bir dashboard kurmuş ki neyi nasıl yapacağı ile alakalı.
Mesela ondan yaptığımızı yatırım için unutmuyorum.
Kendimiz hani orada kendi düşüncelerimizi yıkarak buna inanmaya karar verdik.
Ya çocuk şimdi dört ülkede lider.
Sırf Türkiye'de değil. Türkiye dışında da açılmış.
Yani düşünebiliyor musunuz? Hani başka bir ülkenin psikoterapisti başka bir ülkenin vatanlarının dışında terapi veriyor.
Bizim üzerimizden doğru veriyor.
Çok güzel büyüyor. Onun artık hani global açılma yolculuğu da başladı.
Bu enteresan bir yatırımımız.
Öyle söyleyeyim size. Hani farklı bir yatırımımız var.
Ratter diye bir şirket var.
O da büyük montanlı internet altyapısı gereken işlerde hani 50-60 tane developer çalıştırırsanızca 3-4 iş çalıştırmanızı sağlayabilen enteresan, acayip deep tech bir iş
yapıyorlar. Yani dünyanın birçok devi bizle beraber çalışıyor.
Onlar da şimdi flip-floplarını yaptılar.
Yurt dışında bir şu gibi açtılar.
Büyük sizin Nasdaq açılacak olan firma.
Ya ne güzel söyledin ya Yunus ya.
Ya bunlardan bazıları doğru diyorsun.
İleride Nazlı açılabilirler.
Tabii şimdi hani eksik zamanlarımızla göre elbette ki bu arkadaşlarlar ama belki biraz hisseleri bırakarak.
Onlara da belki de bir piyafonu kurulabilir doğru diyorsun ya.
Çok güzel yatırımlar var ya hani hepsi birbirinden değerli.
Nadiren de batanlar da var içerisinde.
Peki biraz belki ona bağlantılı olarak şimdi Türkiye'deki girişimcilik ekosistemi nereden nereye geldiğini güzel çok güzel teşvikler de var.
Doğru işler yapılıyor güzel büyüyor.
Ama biraz da challenge'ları sormak istedim.
Yani sizce önümüzdeki ne bileyim 5 yılda...
Türkiye'deki hem VC ekosistemi diye alabilirsiniz sonra hem ya da girişimciler açısından size en büyük zorlukları çekecekleri nelerdir?
Açılması gereken zorluklar ve engeller.
Farklı ticket size'larda fonların kurulması lazım.
Yani Türkiye'de de o birbirimize satma alma hikayesinin olması gerekiyor.
Private equity'lerin bizim tarz teknoloji şirketlerine ilgi göstermesi gerekiyor.
Hani biraz büyüme de o paranın bulunması...
Limitli olması meselesi var.
O zaman startuplar bizde yurt dışında kaçmak durumunda kalıyor.
Küçük küçük ticket yazan yatırımlar yapabilen fonlarımız var ama daha büyük şirketler biraz daha büyüdükçe onlara destek vermeye devam edebilen fonlarımız az.
Private equity 40-50 milyonlar veriyor.
İşte biz 3-5 veriyoruz ama 10-15 veren yok Türkiye'de şu anda.
O fonda ihtiyaç var. Bir de private equity veriyor ama...
Private equity'in geçmişi teknoloji değil tam olarak.
Yani o 40-50 milyon dolar daha çok işte sanayi, fabrika ya da evet ya da perakende gibi şeyleri.
Teknoloji biraz farklı bir yatırım bakış açısı gerekebiliyor.
İşte o halka boş Türkiye'de.
Yani bir baba yiğitler de gelip de ya bu fonlar kuruldu GSHF'ler.
Bunlar 3-4 milyon dolarları verdiler.
Artık bunların şirketleri 50 milyon dolarlık cijolara geldi.
İşte bunları işte 7-8 ile çarpsan işte bunlar işte şu kadar milyon olur değerlemeleri.
Veyahut da işte atıyorum işte girosu 20 olmuş da artık değerlemesi 100.
Artık ben de buna bir 10-15 verip %10-15'i salabilirim denen kısım Türkiye'ye bir gelse orada bir rahatlama olacak Yunus bence ya.
O arası için hep yurt dışına mahkumuz.
Bu sefer yurt dışındakiler diyorlar ki ya biz Türkçe bilmiyoruz, Türkçe kanunları anlayamıyoruz.
O yüzden lütfen şirket taşır mısın?
Bir Türkiye'den şirket taşıma derdi oluyor ne hikmetse.
Tamam mı? Yani adam var da haksız diyemiyorum.
Şimdi mesela ben de... Atıyorum işte farklı dille konuşulan bir ülke yatırım yapacak olsam oranın hukukunu anlayamayacağım için ya işte İngilizce falan olan bir yer olsa keşke veya Türkçe olan bir yer olsa diye tercih edebilirim büyük ihtimalle.
Adamla eleştirmeyeyim şimdi. Şimdi bizim hukuk sistemini anlayamayacakları için ya işte bir şu alana çeksek sizin start-up'ı diye bir bakıyorsunuz artık Türkiye'de start-up kalmamış.
Bu da hani gerçi üzücü mü bilmiyorum ya.
Doğru mentete olursa...
Yani mesela Türkiye'de Carrefour var.
Fransızlar alıyorlar mı zannetmiyorum. Yani güzel bir şey belki de.
Hani bir Türkçüketin yurt dışında olması da belki de kötü bir şey değil aslında.
Hani buna bir beyin göçü gibi bakmamak lazım.
Eğer o şey kültürü varsa.
Tekrar vatana parayı döndürme filan kültürü varsa eğer.
Bu da kötü bir şey değil ama. Orada böyle birkaç eksikler var.
Bunu bir çözebilsek. Şu 10-15'e ticket'lık ki ona da geliyoruz aslında.
İşte ne oldu? Örnekler işte.
Revo 212 gibi bizden önce kurulmuş fonlar.
İlk fonları kapattılar.
Daha sonraki fonlarımız, ilk fonlarımız nasıl biz 30-50 milyon dolarla fon kuruyorsak artık onlar 150'ye kuruyorlar artık fonlarını.
O yüzden şirket başında 7,5 milyon dolar falan verebiliyorlar.
Yani o yüzden çok değerli o bizim o arkadaşlarımızın kurduğu fonlarda.
Biz başarı sağladıkça aslında bunlar kurulacak.
Oraya geliyoruz da ama daha hala bir tık zaman daha var.
Orası da olsa çok daha rahat olacak ya.
Şimdi hani öbür türlü gidip kendinize anlatmanız gerekiyor bir yerlerde ekstra.
Peki bunu katkı sağlayacak bir imkan olarak görüyor musunuz?
Gerçekten Revoik 112 bunun örneğidir ama yurt dışındaki sermaye doğrudan şirketleri, Türkiye'deki şirketleri o bandında yatırım yapabilecek şekilde yapması ötesinde Türkiye'deki fonlara,
yurt dışında şimdi muhtemelen vardır Türkiye içinde yeteri kadar sermaye bu büyüklükte fon kurmak için ama bir de büyük bir dünya var.
Bir de Türkiye'deki fonlar yurt dışından...
Parada toplamayı artarsa Türkiye'deki fonlara yatırım gelen fonlar.
O da daha büyük ve daha büyük dekiller yazan fonlara.
Bununla hakikaten bir de zaman yatırımı gerekiyor bu işlere.
Niye zaman yatırımı diyorum? Çünkü bir fonun kurulması, egzetmesi ortalamada 7 ile 12 yıl arası zamanlar.
Şimdi bakıyorsunuz Türkiye'de ilk kurulan fon 2012'de yılında mı ne kurulmuş?
Vallahi hatırlamıyorum şimdi. Yani daha bizde sukses storyler, başarı hikayeleri daha yeni oluşuyor.
O yüzden yabancı da bir ne olacağını bir göreyim bakayım diyor.
Tamam mı? Yani bu dediğiniz de aslında olacak.
Yakındır. Çünkü bizden de artık kendimiz fonlamışız.
Kendi unicornlarımızı çıkarmışız.
Onlar artık gelmeye başladı. O yüzden mesela bizim fonumuza da, ilk fonumuza da Yunanistan'dan, İsviçre'den, Azerbaycan'dan, Orta Doğu'dan yatırımlar geldi.
Küçük küçük geldi ama geldi.
Öyle söyleyeyim size. Hani bir test ediyorlar şu anda.
Ne zamanki oturacak o zaman daha rahat olacak.
İşte o Avrupa Kalkınma Bankaları yatırım fonları gibi devlet kurumlarının da veyahut da o tip kurumların da Türkiye'ye artık ilgi göstermesi.
Türkiye'de fonları fonlaması.
O da yeni başladı biliyorsunuz.
Hani ilk örnekleri HİBE gibiydi.
DCP'ye ve ACT'ye yapılan.
ACT diye bir fon var yine. O da Erhan'dan çok güzel bir fon yönetirler.
O da çok iyi bir fondur orası da. Yani gene Cenk sağ olsun ikna etti bir sürü kişiyi, bir sürü kurumu.
O getirdi Türkiye'ye.
O da işte kendi kurmadan önce bir PH seçmesi gerekiyordu sağ olsun.
Boğaziçi Ventures adlı kurduk Revon'un fonunu.
İlk fonunu. O da tabii doğal olarak onun da ileride bir PH olma hayali vardır diye düşünüyorum.
Ben de anlattım sana biraz evvel.
Ama hani kendi koleklerimize, meslektaşlarımıza Destek olmak bizim de görevimiz.
O yüzden bizde rekabet yok, rekaberlik var.
Hep beraber sektörü büyütmemiz gerekiyor.
Bizde o yüzden co-investment da çok değerlidir.
Mesela bir yatırım var değil mi?
2 milyon dolar alıyor. Biz 700 lira yatıracağız.
Eksik kaldı. Ben AP'yi, Mustafa'yı ararım.
O beni arar. Cenk bizi arar.
Farklı birileri bizi arar.
Simya var, Selma arar.
Tamam böyle biz hep beraber bir araya geliriz.
Coin investmentler yapmayı çok seviyoruz.
Çünkü birinin nesi var, ikinin sesi var.
İleride çünkü bunlar exit ederken de hepimizin farklı çevreleri var.
O çevrelerden doğru exit rakamları yakalamak da çok değerli olacak.
O yüzden bizde rekaberlik esas.
Güzel bir tip. Doğru bir noktaya değindiniz.
Yani ben bu endowment konusu konuşuyordunuz.
Ben MBA in SEAD okudum Fransa.
Onun da Amerika'daki okullarda olmasa da bir endowment kurmuşlar.
300-400 milyon euroya varmış.
Yani Amerika'daki okullara kıyasla küçük ama...
bir şey. O yöneten ekiple konuşuyorduk.
Hani aynen bu konuda hani VC'ye yatırım yapıyoruz.
Bakırız işte emerging ülkelerde hani Türkiye gibi VC'lere düşünmezler.
Belki biz çok istiyoruz aslında.
Ama 20 yıllık tecrübe şeyimiz var.
Kıstasımız var. Türkiye'de 20 yıllık hani track record'a bakacaklar.
Hani 20 yıl boyunca hani nasıl bir returnlar sağlamışlar.
Evet yani daha yeni yeni bu 20 yıllık şeyleri az yani Çok az var.
Zamanla oluşturabilecek bir şey ancak.
Orayı bir değineyim. Gıptayla bahsedeceğim.
Pozitif gıptayla bahsedeceğim.
Ya ODTÜ yaptı birkaç ay önce.
Ahmet Yozgatlı Hoca ve ODTÜ'nün genel müdürü, Teknokent'in genel müdürü Serdar arkadaşımız.
Bir endamod fon sonunda Türkiye'de kuruldu.
İlk haberini aldım. Hatta ben bunu yıllardır söylerim.
Keşke bir Enda'nın fon kurulsa kurulsa falan diye.
Benim ODTÜ mezun arkadaşlarıma hemen mailler gitmiş.
Mail alan beni arıyor. Kenan senin yıllarda söylediğin ODTÜ yaptı diye.
Haka gurur duydum ki. ODTÜ'yü tebrik ediyorum ODTÜ'yü.
Peki ama bu arada sorun olacak.
O fon gerçekten bir Enda'nın fonu mudur?
Yoksa bir Enda mı diyorlar ama aslında bir GSHF fonu.
Yani bildiğiniz GSHF fonu. Ben Enda'nın fonu kuruldu dendiği için.
Hani ben daha yeni öğrendim ben.
Hani daha gidip bakmadım.
Hani öyle zannediyorum öyle değil mi bilmiyorum.
Benim anladığım yani ODTÜ ismini kullanıyor.
Bu ODTÜ şey. işin içerisinde bu fikir var.
O türlü girişimlere de yatırım yapacağız.
Ekosisteme fayda olacak. Parası da belli bir yüzdesi.
Carry var ya, başarı primi.
Başarı priminin yüzde birini o türlü bir vakfa...
verecekler falan gibi bir şey.
Dolayısıyla bir yerde üniversiteye bir yerde faaliyeti alacak.
Ama hani sonuçta nasıl da siz yatırımcılardan para topluyorsunuz.
Bunlar da insanların da para topluyorlar. O zaman paralar geri verilecek.
Endowment Fund aslında kişi parayı veriyor.
Parayı geri almamak istiyor. Evet. Benim bildiğim bir GSYF.
O zaman öbür türlü Endowment'ı biz yaptık diyeyim.
Size şöyle bahsedeyim Endowment Fund'lar hakkında.
Hani somehow Endowment Fund hakkında.
İtiyorlar mı diyorsunuz? Yok yok hayır. İstanbul Sanayi Odası.
Dediler ki biz bir STK'yız.
Fakat bizim bu bakanımızın getirdiği %3 kuralı gereği R&D merkezi olan bir sanayi şirketimiz var, üyemiz var.
Onlar diyorlar ki, ya biz parayı nereye yatacağımızı bilmiyoruz, biz bu kültürü bilmiyoruz.
Ve bir sürü fonlar var. Fonların bazıları işte oyun, o şu bu ama biz ama sanayiciyiz.
Bizi ilgilendiren, bizim için açık inovasyon ortamı oluşturabilecek, yatırım yapılmış şirketlerle işbirliği yapacağımız, onunla müşteri olacağımız, beraber ürün, ürge yapacağımız, R&D yapacağımız bir ortam lazım bize.
Siz fon kurabilir misiniz diye İstanbul Sanayi Üniversitesi'nde bir alttan talep geliyor.
Onun üzerine İstanbul Sanat Adası bir araştırma yapıyor.
Sağolsunlar Boğaziçi'yi seçtiler, BV Portföyü.
Beraber fon kurduk ve ben oradaki endamın fikrini öğrenince ya dedim biz de zaman vakfetmek istiyoruz buraya.
O yüzden biz aslında herkesi kurduğumuz fon için %100 vakit ayırmıyoruz ama mesela ISO fonuna ben özellikle çok ciddi vakit ayırıyorum.
Niye? Çünkü ISO fonu kendi kazandığı paranın...
Şu fon kendilerine ait. Paraları kendilerine topluyorlar.
Kendileri de para koyuyorlar bu arada.
Bir sürü sanayici de, başkanımız, yönetim kurulu üyeleri ona da ciddi paralar koydular fonun içerisinde.
Fon 25-50 milyon dolar arası olacak fonun büyüklüğü.
Ciddi paralar şu an geldi bile.
Ve kazanılan parayı, yani kasanın kazandığı parayı, bir sorun bir vakfı var.
Meslek liseleri ve teknik öğrenci ve mühendisleri ve teknik lise öğrencilerine burs veriyorlar.
Ya para oraya aktarılacak. Ya ben bunu öğrenince...
İçimin yağları eridi.
Dedim ki özellikle ben buraya kendi zamanımda vakfedeceğim.
Elbette ki para da kazanıyoruz ama çok ciddi vakit ayırarak buraya ISO fonunun da bir Türkiye'de hardware'a yatırım yapılmıyor.
Sadece software'a yatırım yapılıyor.
Veyahut da sanayililiklen işlere işte çok işte ölçeklenebilir görülmediği için daha az ilgi gösteriliyor.
Kırıp orada doğru yatırımlar yapıp inşallah orada kazanacak parayla da hem meslek eseri oluşması hem de burs verilmesini sağlamaya çalışacağız.
Çok değerli olacak bizim içinde. Çok güzel.
Aslında ekosistemi biraz challenge'lere cevap verdiniz.
Girişimciler tarafında da kısaca değinmek isterim.
Yani oradaki challenge ya da şöyle çevireyim soruyu.
Ne gibi tavsiyeleriniz olur?
Girişim yani biraz klasik bir soru ama girişimciler dinleyen girişimciler olarak belki de en çok gördüğünüz karşılaştıkları zorlukları veya yanlışlardan yola çıkarak ne gibi tavsiyeleriniz olur?
Bizlere başvurduklarında özellikle ağır mühendislik içeren işlerde Bir yaptıkları argeyi ispatlama çabası oluyor bazılarında.
Ben de diyorum ki bakın biz her konunun uzmanı değiliz.
O yüzden biz de bunun daha çok ticari yüzünü anlatmaya çalışın.
Aslında mesela bir işte elektrikli araba veya otonom araba ile ilgili bir şey geldi mesela.
İşte o devrelerin niye bu kadar mükemmel olduğunu anlatmak yerine ona ne için ihtiyaç olduğunu, kimin alması gerektiğini, buna ne kadar bir yatırım gerektiğini, yatırım gerektikten sonra bu işin nereye ulaşabileceğini.
Pazar büyüklüğünü. Aslında diyorum ki bakın siz de aslında bize geldiğinizde bunu bir dönem ödevi anlatır gibi veya TÜBİTA projesini anlatmayın lütfen.
Ticari kurgusunu çok iyi anlatın.
Çünkü biz de aslında sizin için bir müşteriyiz.
Siz nasıl normal işinizde ürününüzü satmaya çalışıyorsanız eğer şu an bize geldiniz.
Şimdilik hislerini satıyorsunuz aslında.
Bu bir satış toplantısı. Ben biraz sonra sizin hislerinizi alacağım eğer karar verirsem.
O yüzden ben de bir müşteriyim.
Benim de beklentilerim var.
Benim beklentim ne? Şu an bu şirketin değeri ne?
Bu şirket ne iş yapıyor? Benden ne kadar para bekliyor?
Benim buraya vereceğim paranı oluşturacağı impact nedir?
Bu impact bu şirketi nereye kadar taşır?
Taşıdığı vakit olması gerektiği değer nedir?
Ve olacağı değer nedir? Bu değer oluştuğunda acaba bunu kim alabilir?
Bize aslında önce bu vizyonu anlatıp arkasından tabii ki sonra ürünü merak ediyoruz.
Ama ilk toplantıda ürünü iddia etmek hani daha çok aslında ürünün gideceği yöntemi anlatmaları daha...
İlgimizi çekme açısından onlara bir tüy olabilir diyorum.
Bu da şöyle tasarlayabilirler diye bir tavsiyede bulunayım.
Kendi şirketlerini bundan 5 sene, 7 sene sonra hangi cüruyu yaparken hayal ediyorlar?
Eğer unicorn olmak istiyorlarsa, 500 milyon dolar şirket olmak istiyorlarsa sektörlerin çarpanlığını iyi araştırsınlar.
Eğer 500 milyon dolar şirket olmak istiyorsa eğer ve o sektörün çarpanı 10 mu, 5 mi bilmesi lazım.
Eğer 10'sa bu demektir ki 50 milyon dolar cüruya ulaşan...
bir iş yapmak zorunda. 50 çarpı 10 evet ben artık 500 milyon dolar o zaman 50 milyon dolar cüruya nasıl gelebilecek?
Tümden geriye doğru gelmesi lazım o zaman.
Ben 5 sene sonra 50 milyon dolar cüru yapmam için şirketi nasıl büyütmem lazım?
Aslında bir hayallerini egzele sayıya döktüğü vakit bakın hayaller soyuttan somuta geçmeye başlıyor.
Ve artık o zaman işte kaç kişi alman lazım?
Ne bütçe ayırman lazım? rakamlarla beraber o somuta geçme o kadar güzelleşiyor veya anlatılması o kadar basitleşiyor ki hele ki o ilk 5-6 ayı da anlattığı gibi yapabiliyorsa eğer o doğru büyümeleri
yapabiliyorsa hele ki biz şimdi mesela yeni bir koşul programına başlıyoruz 90 günlük 180 günlük aksiyon planları yaptırıyoruz kendi startuplarımıza yani o 90 günü 180 günü doğru hayal edip günbegün takip
edebilecek vizyona sahip olursa eğer, ya işler bambaşka bir yere geliyor ve yatırım alabiliyorlar bizden.
Genelde bu planlamaları doğru yapmayıp, günlük yoğunlukları, işin yoğunluğu zannedip, yanlış yoğunluklarda kaybolanlar, hem o work-life balance'ı kaybediyorlar.
Ya ben uyuyamıyorum, çok çalışıyorum diyor ama aslında verimli çalışamıyor normalde.
Bizim koçumuzun şöyle bir örneği var.
Mesela o koçluk seansında biz işte çağırdık bazı sataplarımızı.
Ya benim hiç vaktim yok dedi.
Çok çalışıyoruz. Elon Musk'ın da 24 saati var.
Senin de 24 saatin var.
Mark Zuckerberg'in de 24 saati var.
Senin de 24 saatin var. Yani bazı şeylerin gelişmene de vakit ayırmaları lazım.
Yani her şeyi ben biliyorum, yapıyorum diyen startuptan da biraz korkmak gerekiyor.
Koçluk alabilir, coachable startup kurucu bulmak gerekiyor.
Genelde bunları tavsiye edebilirim.
Süper baya bir tavsiyeler.
Çok oldu. Ama şey çok güzel anlattınız yani teknolojimiz var şimdi pazara arayacağımızdansa hani böyle bir ihtiyaç var bunu bulduk.
Hani bir de teknolojisini de bulduk bunu ihtiyaç yakalayacak o çok daha değerli.
Peki çok keyifli bir sohbet oluyor.
Saatlerce devam edeceğiz. Ya da sözünüzü şimdiden aldım bir tane daha çekmek için.
Ama birkaç son soru da sormak istiyorum.
Biri tavsiye ettiğiniz kitaplar ya da podcastleriniz var mı?
Evet. Ya bir defa şu güzeldi.
Onu da bana Hasan Aslanobu öğretmişti bundan 10 yıl önce.
Kendisi şey demişti. Kenan ben her ay mutlaka 3 makale okuyorum.
Veya haftada mı demişti acaba hatırlamıyorum.
Ya tavsiye ederim bakın mesela.
Farklı konuda da 3 tane makale okusunlar.
3-5 sayfalık. Zihin açar.
Değişik makaleler bulsunlar.
Güzel kitaplar da var.
Hani başlangıç seviyesi için önce girişimli olmak isteyenlere benim hep tavsiye ettiğim işte Rich Dad Poor Dad kitabı var Robert Kiyosaki'nin.
Ondan sonra Simon Siney'in What How Why.
İşte Start With Why kitabı var.
Onu tavsiye ederim. Sonra ünlü bir hocanın fokuslanma üzerine bir kitabı var.
Kitabın ismi aklıma gelecek şimdi.
Cal Newport. Kitabın ismi aklıma gelecek de.
Şimdi Pür Dikkat.
Türkçesi Pür Dikkat.
Türkçesi Pür Dikkat. O da ne biliyor musunuz?
Ben YGA'da da hayal ortaklığı yapıyorum.
YGA biliyor musunuz? Bir kuruluş var.
STK var. Young Guru Academy diye.
Biz orada işte 100 civarı bir hayal ortaklığı grubu var.
Oraya... Tav'ın başkanı Sani Şener abimiz de geliyor.
Onun çok güzel bir lafı var.
Life is not hokus pokus.
It is fokus fokus.
Ya var ya. Ben bunu anlattım ya.
Sani abi ya tabii bunun şey ne derler IP'si de.
Ya start-up duvarı astı bir tanesi.
Ya hakikaten bu fokuslamak önemli bir şey.
Bu Cal Newport'un bu pür dikkat kitabını okuyun.
Arası size bunu bilgiyesle yapıyor.
Topluyor kitaplarını. Gidiyor telefonunu kapatıyor.
Küçük bir tane kübik bir kabin bir evi varmış onun bir yerlerde.
Bir masa bir yatak.
Hiç dikkat dağıtıcı bir şey yok.
Yani bir şeylere fokuslanmak.
Türkiye'de ona ne diyorlar? İstişare yatmak mı?
Artık bilmiyorum artık. Tefekkürü ortamı mı?
Artık adı neyse. Yani bunu arası da yapmak gerekiyor.
Ve size bir aydınlanma geliyor ya.
Çok iş yapmayın. Belli bir şey yapın.
Veya benim gibi çok iş yapıyorsanız doğru co-founderları bulun.
Benim aslında o işlerdeki pür dikkat olan arkadaşlarım farklı arkadaşlarım.
İşte örnek o Forklift dışında olduğu gibi.
Orada da benim çok güzel bir dikkat.
Hani sadece oraya fokuslanan bir ekip var bizde de.
O pür dikkat kitabını da tavsiye ederim.
Onun dışında henüz okumadığım sıfırdan bire böyle bir kitap var.
Onu mu okumadım? Peter Thiel. Onu çok merak ediyorum.
Onu da ben okuyacağım yakın zamanda.
Öyle söyleyeyim size. Bir sonraki bölümde anlatırsın.
Olur. Tamam.
Invest Like the Best diye bir podcast var.
Onun İngilizce. Onun son sorusu.
O da şöyle bir soru soruyor.
Biraz felsefik. Yapılmış en güzel.
Şöyle söyleyeyim. What's the nicest thing anyone has ever done for you?
Size yapılmış en güzel iyilik.
Evet. Çok derin bir soru oldu.
Derin bir soru değil mi? Derin bir soru.
Bir de önceden paylaşmadım. Biraz sürpriz oldu.
Evet sürpriz oldu. Ya şöyle söyleyeyim size.
Benim rahmetli babam da seri girişimciydi.
Bizi çok güzel mentorluk yapar ve bizi ilginç bir şekilde çok özgür bırakırdı.
Bana ne dedi biliyor musunuz?
Ben de üniversite sınavında bir şey seçmeye çalıştım ama çok da fokusluydum.
Kenan istiyorsan önce çalış sonra ne okuyacağına karar ver dedi.
Ben üniversiteyi Lisbeth'ten 4 sene sonra girdim desem size.
Çok iyi. Ya o zaman iş dünyasını ve beni aldı hemen bir yere yerleştirdi.
Hani bir arkadaşına rica etti.
Çok da güzel bir oyunla beni bir işe soktular da beni.
Ben aslında iş hayatının içerisinde bir şey yaşayarak ve farklı yerler görerek ne yapacağımı karar verdim.
Ve ondan sonra da...
Aslında ilk başta tıp okumak istiyordum.
Sonra endüstri mühendisliği olsam diyordum.
Sonra işletme, iktisat gibi bölümler tercih ettim ama hani biraz tercihin de şöyle oldu.
Çalışmaya da başlamıştım.
Dedim ki hem bu ekonomiyi ve finansı öğreneyim ama bir an çalışmaya devam edebileyim.
Acaba yoklama alınmayan bir üniversite var mı diye baktım.
İslam Üniversitesi İktisat Bölümünde amfi 450 kişi.
Yoklama alırsa ders bitiyor. O yüzden İslam Üniversitesi İktisatı yazarak 4-5 sene sonra ben İslam Üniversitesi'ne girdim.
Ama yani şunu da gururla anlatayım.
ÖSS'de %1'e girmiştim.
Yani tercihim de ikinci sınavda hani o zamanlar ÖSS ve ÖYS var.
Hatırlar mısın ben bilmiyorum. Bilmem sen yurt dışında okudun ama değil mi?
Onu bilmeyebilirsin. Evet yani çok ilginçtir.
Bazıları işte... Bir tecrübe.
Kimisi üniversiteye bırakarak girişimci oluyor.
Benim babam ise bana üniversiteye girmeden önce bunu yapsan çok olur demişti.
Bakın Türkiye'de babamın ikinci lafı da şudur.
Master yapmak istenen de şunu derdi.
Sen şimdi üniversiteye bir tane çırak oldun.
Önce kalfalık yapman lazım.
Master ustalık demektir.
Üniversite hemen sonra master'a yazılmak bence hatadır.
Önce senin bir çıkıp bir kalfalık yapman lazım.
Kalfalık yaparken neyi ustası olacağına karar vermen lazım.
Ona göre master'a başvurman lazım derdi.
Süper. O da ilginç.
O yüzden benim hayatımın en ilginç yönlendirmesi bence yapılan jest de bence bu.
Kaç kişi çocuğun liseden sonra sen git çalış.
Üniversiteden girmezsen de olur diyebiliyor.
Enteresan bir durum. Müthiş bir hikaye.
Evet. Ben bir sene, ben 16 yaşındayken lise bitirdim.
Bir sene ara verdim üniversiteye gitmeden, Stanford'a gitmeden.
Ama yani işte birkaç şey ama daha çok böyle ciddi bir işe girmedim.
Dört sene müthiş bir hikaye.
Ama master'da da sonra yaptım.
O kadar çok sevdim ki şeyi, bu girişimci ekosistemini ve teknoloji yönetimini.
Rektörcü dedi ki ya Kenan artık sen de ütülü oldun ama ütülü diploman yok.
Sana şu hat koşuyorum, bir tane LED Master yapacaksın.
Süper. Ben İslam Teknoloji Üniversitesi'nde Maçka tarafında İnovasyon ve Teknoloji Yönetimi Master'ı yaptım.
Profesörlerim ve doçentlerim, çoğu arkadaşlarım, benden eşitler.
Mehmet Erçek, Alp Üstündağ, işte bir sürü arkadaşımız var ders veren.
Ya derslere gittim, çok güzel ama o kadar yoğun programlar vardı ki, sürekli ankar etmem gerekiyordu.
Sınavların çoğunu kaçırdım ama hepsinin dersleri aldım.
Fakat sınavları çoğuna giremedim.
Ve mezun olamadım. Rektör hoca yine de beni şeye çağırdı.
Mezuniyet törenine. Bana cübbe giydir dediler.
Dediler ki işte de torpili geçmedin kanıtı.
Kendisine diplomayı vermiyoruz.
Çünkü sınavlara girmedi çoğuna.
Ama dedi az derslere girdi.
Bana bir cübbe giydirilmiştikleri ve bir teşekkür belgesi vermiştikleri var.
Ama hani bir hani ona drop off da denmez aslında.
Zor oluyor. İşte bu tek bir oradaki bence çok güzel bir yakışma.
Tek bir zorluk oluyor. İş hayata girdikten sonra mestere yapma fırsatı bulmak zamanında bulmak zor.
Doğru doğru doğru. Çok teşekkür ederim.
Vallahi ben teşekkür ederim davetin için.
Çok keyifli bir sohbet oldu. Çok mersi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
